Aylık arşivler: Mayıs 2012

E.TUĞG. VELİ KÜÇÜK SAVUNMA (PDF FORMATINDA) /// CC : @ahmethc @siring


VEL KK SAVUNMA-1.pdf

VEL KK SAVUNMA-2.pdf

USA GOV – NATIONAL CYBERSECURITY DIVISION – Joint Cybersecurity Services Pilot (JCSP) /// CC : @odatv


DOKÜMAN EK’TEDİR ….

Cybersecurity Services Pilot (JCSP).pdf

CIA’nin kullandığı çok profesyonel ajan teşhis yazılımı …..


ROBOT RESIM.PPS

Kandil’deki istihbarat savaşına SAVAK da karıştı /// CC : @odatv @siring


28 Mayıs 2012 / HAŞİM SÖYLEMEZ

Kandil’deki istihbarat kavgası büyüyor. MİT-JİTEM-El Muhaberat kavgasına SAVAK da dâhil oldu. Güç dengesi Suriye ve İran’ın eline geçiyor. KCK/PKK ise yerini sağlamlaştırmak için bu ‘taşeronluğa’ razı görünüyor.

Daha önce Kandil’de patlak veren MİT-JİTEM-El Muhaberat savaşına İran’ın istihbarat servisi SAVAK da katıldı. PKK içinde en az El-Muhaberat elemanları kadar etkili olan SAVAK ajanları örgütün kilit konumundaki makamlarda yer alıyor. Sayıları Suriyeliler kadar değil; ancak yeni konseptte ön plana çıkmış durumdalar. SAVAK ile El- Muhaberat ajanları arasında şu anda bir mutabakat var ve bu gücü PKK’ya yön vermede kullanıyorlar. Murat Karayılan, Suriyeli Bahoz Erdal ile anlaşamadığı için İran kanadına yakın duruyor. Fakat Suriyeliler ile İranlılar arasında son dönemde ciddi bir ittifak başlamış durumda. Bu, PKK’nın giderek İran ve Suriye’nin kontrolüne geçtiğinin bir göstergesi. Her ne kadar örgütün üst düzey yöneticileri Türk vatandaşı olsa da asıl silahlı kanadı Suriye ve İranlılar yönetiyor. İddiaya göre, iki ülkeden gelenlerin PKK’ya katılması kendi gizli servislerinin projesi dâhilinde.

Aksiyon, daha önce “KCK’da MİT-JİTEM-Muhaberat savaşı’’ (27 Şubat 2012) başlığı ile Kandil’deki gizli servislerin çatışmasını ve iktidar mücadelesini gündeme getirmişti. İddialara göre son dönemde buna SAVAK da dâhil oldu. Örgütteki İranlıların oranı azımsanmayacak ölçüde. Bunlar arasında SAVAK’ın görevlendirdiği kendi elemanlarının sayısı az değil. Kritik ve çözülmeyen birçok olayda İranlıların yer alması bu iddiaları doğruluyor. İranlı örgüt mensuplarının önemli bölümünün hâlâ aydınlanmayan Dağlıca ile Aktütün gibi baskınlara katılmış olması düşündürücü. Adam kaçırma, ani baskınlar, karakol saldırılarını büyük ölçüde İranlılar organize ediyor.

Bu arada SAVAK ile El Muhaberat ortaklığı Kandil’i karmaşık bir hâle soktu. MİT ve JİTEM arasında başlayan örgüt içi kavga iki gizli servisin oluşturduğu gücün yanında sönük kaldı. Suriye’deki çatışmalara PKK’daki Suriyeliler katılırken yine örgüt içindeki İranlıların da dâhil olduğu kaydediliyor. Sayı konusunda net bir bilgi yok; fakat Bahoz Erdal Suriyelileri, Gazi Avara ise İranlıları yönlendiriyor. İranlıların özeliği, sadece Kandil bölgesi ve civarındaki kamplara değil, Türkiye içlerindeki örgüt kamplarına kadar girmiş olmaları. Bu kişiler hem örgüte hem de İran gizli servisine Türkiye hakkında istihbarat veriyor. İranlı militanların, Amanos, Erzurum, Muş, Tunceli ve Diyarbakır’a kadar dağıldığı ifade ediliyor.

Son rakamlara göre, örgüte katılanların yüzde 70’i Suriye, yüzde 20’si İran, yüzde 10’u ise Türkiye vatandaşı. Türkiye’den katılanlar daha çok bulundukları ildeki kırsala dağıtılıyor. Burada amaç; kırsalda öldürülen kişinin cesedini şehre getirip provokasyon çıkarmak. Örneğin Hakkâri’den örgüte katlan kişi Hakkâri kırsalına, Van’dan katılan kişi Van kırsalına gönderiliyor. Katılımın Suriye ve İran’dan yüksek olması ise PKK’nın bölgedeki kargaşadan faydalanıp kendi yerini Kandil’de sağlamlaştırmak istemesinden kaynaklanıyor.

SAVAK ajanları önemli görevde

İlk kez Aksiyon’un ulaştığı ve istihbarat birimlerince SAVAK ajanı olduğu tespit edilen bazı PKK militanları şunlar:

GAZİ AVARA (kod): İranlı, 2002 yılında örgüte katıldı. PKK’ya katılmadan önce İran’da savcılık yapıyordu. Irak kuzeyinde bulunan Hınere örgüt kampında PKK/KCK bünyesinde bulunan yasama kolunun genel sorumluluğunu yürüten üst düzey yöneticilerden biri. Ayrıca örgüt içerisinde faaliyet gösteren bazı şahısların ceza gerektirecek durumlarını sözde mahkeme kurarak yargılayan kişi.

HACI AHMEDİ: PKK’nın İran kanadı olarak tanımlanan PJAK’ın genel sorumlusu. Halen Avrupa’da yaşıyor. Örgütün konferans ve toplantılarına katılıyor. KCK’dan talimat alıp uyguluyor.

ZİNAR ROJHELAT (kod) SELEHATTİN MEMİ NEJAT: Urumiyeli, 2004 yılında örgüte katıldı. Zağros eyaleti Çarçela taburunda ‘tim komutanı’ olarak görev yaptı. Aktütün ve Dağlıca baskınlarında yer aldı. Dostki vadisinde meydana gelen çatışmaya ‘tim komutanı’ olarak katıldı. Zağros kod adlı teröristle birlikte Hakkâri’ye eylem yapmak için gittiğinde yakalandı.

AZAT KOTOL (kod): 2004’te örgüte katıldı. Kısa sürede örgütün önemli komutanlarından biri hâline geldi. 2008 yılında Zağros sahası Çarçela alanında ‘tim komutanı’ olarak faaliyet yürüttü. Aktütün ve Dağlıca karakol baskınlarına katıldı. Geliya Dostki’de birçok eyleme dâhil oldu.

AGİT KOTOL (kod): Örgüte 2004’te katıldı. 2009 yılına kadar Zağros sahası Geliya Zap taburunda ‘takım komutanlığı’ yaptı. 2007’de Dağlıca ve 2008’de Aktütün karakol baskını ile Güneş operasyonuna katıldı.

GABAR (kod): 2003’te PKK’ya katıldı. 2009’da Cilo bölgesinde ‘takım komutanı’ olarak görev yaptı. 2010 ilkbaharında örgüt yönetimi tarafından Kuzey Irak tarafına gönderildi. Kanas eğitimi gören suikast timinde yer alıyor.

LEYLA ACEM: 2004’te katıldığı örgütün Metina kampında 3 yıl kaldı. 2007’de Haki Karaer Akademisi’nde subay eğitimi aldıktan sonra Cilo taburuna katıldı. Doçka ve havan silahlarını kullanıyor. Aktütün baskınlarında Doçka silahını kullanarak eyleme katıldı. 2009’daki Dağlıca baskınında havan silahını kullandı.

ASLAN-KELERAŞ (kod) KUBEYT REVANDİ: ‘Tim komutanı’. 2000’de örgüte girdi. 2003’te Amed eyaleti kırsalına geldi. Lice bölgesinde Karıncak köyü mevkiinde intikal hâlindeki askerî birliklere taciz ateşi açılması eylemi ile yine aynı bölgede 2007 bahar aylarında bir üsteğmenin şehit olduğu eyleme katıldı. Ardından geçtiği Şehit Kendal bölgesinde faaliyet yürütmeye devam ediyor.

ŞOREJ (kod): Yüksekovalı Necmettin Barut isimli şahsı Özgür kod adlı kişi ile birlikte düğün evinden çıkararak infaz etti. Zağros sahası Çarçela taburunda faaliyet yürütüyor. İnfaz timinde görevli.

CESUR (kod): Zağros sahası Çarçela taburunda ‘tim komutanlığı’ yaptı.

SERHAT (kod): Örgüte 1999’da katıldı. 2003-2007 arası Gabar alanında faaliyet gösterdi. Zap’ta ‘takım komutanı’ görevini yürütüyor.

AGİT: Örgüte eski katılanlardan. Şu an Kahramanmaraş bölgesinde özel kuvvetlerde görev alıyor.

SARA: Kadın militan, 2001’de örgüte katıldı. Kısa sürede yükseldi, 2003’ten beri TECAK koordinesi olarak faaliyet yürütüyor.

BÜRÜSK ROJHELAT: 2007’de Zap bölgesinde bulunan Mahsum Korkmaz Akademisi’nde subay eğitimi aldıktan sonra Zağros eyaletine atandı. 2008’de Zağros sahası Çarçela alanında faaliyet yürüttü. Muhabereci. Aktütün karakol saldırısına katıldı.

ESRA: 2003’te örgüte katıldı. 2007 sonlarında Zağros eyaletine savaşçı olarak gönderildi. 2008’de Cilo taburuna geçti. Dağlıca karakolu baskını ve Güneş operasyonuna katıldı. Bu eylemlerde biksi marka silah kullandı. Hâlen Kuzey Irak tarafında.

CİĞER (kod): Örgütün eski üyelerinden. Hâlen Zap alanında ‘bölük komutanı’ olarak faaliyet yürütüyor. 2008 yılındaki Dağlıca baskınına katıldı.

SERDAR(kod): 2005’te örgüte katıldı. Özel kuvvetler elemanı, aynı zamanda Murat Karayılan’ın yakın korumalığını yapıyor.

GULAN ROŞHALAT: Uzun süre HPG’de ‘bölük komutanlığı’ yaptı. Çukurca ve Zağros sahası içinde yapılan birçok eyleme katıldı. Son zamanlarda Zağros-Avaşin bölgesinde istihbari faaliyet yürütüyor.

BÜRÜSK MAKO: Örgüte 2005 yılında katıldı. 2007 sonlarına kadar Duran Kalkan’ın korumalığını yaptı. Zağros eyaletinde faaliyet gösterdi. Gerdiya taburunda ‘tim komutanı’ olarak görev aldı. Aktütün baskınlarında yer aldı. Bomba ve patlayıcı madde uzmanı.

ŞAHİN İRAN: 2005 katılımlı. Zağros eyaleti Çarçela taburunda ‘takım komutanlığı’ yaptı.

KARKER (kod): Zağros eyaleti Çarçela taburunda ‘tim komutanı’ olarak görev yaptı. Dağlıca ve Aktütün karakol baskınlarına katıldı.

KAWA (kod): Şemdinli bölgesinde faaliyet yürütüyor. Şemdinli’de askere karşı yapılan saldırılarda yer aldı.

KAHRAMAN (kod): Zap bölgesinde tim komutanı olarak faaliyet yürütüyor.

Tarihi bir hatanın eşiğinde… /// CC : @GultekinAvc


GÜLTEKİN AVCI

BUGÜN

"Kendimize çok güvenerek hata yaptık. Şimdi aynı hatayı onlar yapıyor."

Ses kaydında Tüma. Cem Aziz Çakmak olduğu iddia edilen kişinin en düşündürücü sözüdür bu.

Ardından bir dizi soru…

TSK içinde darbeci eğilim taşıyan personel profili %70’e varıyor. Bu müdahaleci inisiyatifte bir değişiklik oldu mu?

Harbiye müfredatları demokratikleştirildi mi?

Hayır.

TSK üzerinde hiçbir sivil denetim yok. Ne Cumhurbaşkanı ne Başbakanlık ne Savunma Bakanlığı ne de TBMM denetimi. Mahkeme kararıyla savcı bile giremedi Kozmik Oda’ya ve 3.Ordu’ya.

Askeri bürokrasi hep bir kapalı kutuydu. Cumhurbaşkanı Gül, Uludere konusunda TSK’nın görev alanı olduğu için inceleme yaptıramayacağını daha yeni söyledi.

Ya şimdi? Denetleyebilen var mı?

Hayır.

Savcı Zekeriya Öz’ün telefonlarını dinleyip, Ergenekon sanıklarına servis eden ve sivil otorite tarafından ne yaptığı hiç bilinmeyen, denetimsiz ve bürokrasiye kapalı dev askeri istihbarat yelpazesinin işleyişinde bir değişiklik var mı?

Hayır.

Genelkurmay Başkanı’yla sivil otorite arasında belirleyici tek hiyerarşik hüküm şudur: "Genelkurmay Başkanı, başbakana karşı sorumludur." (1324 Sayılı Kanun.)

Bu mücerret "sorumluluğun" mahiyetini ve sınırlarını yıllardır Genelkurmay Başkanları belirledi.

An itibariyle Genelkurmay Başkanı’nın sorumluluk sınırlarının ve yaptırımlarının ne olduğunu, kuvvet komutanlarının Savunma Bakanı, Başbakan ve Cumhurbaşkanı’na karşı görev ve sorumluluklarını belirleyen bir düzenleme var mı?

Hayır.

Değişen 3 şey nedir?

Teröre ve cuntalara karşı aktif görev yapan özel savcılar, demokrasiye ve sivil otoriteye bağlı görünen bir Genelkurmay Başkanı ve toplumda yükselen demokratik algı.

Bu değişim troykasının en zayıf aktörü Genelkurmay Başkanı’dır.

Zira demokrat ve etkili bir subay kadrosuna dayanmıyorsa, tek bir Genelkurmay Başkanı’nın cuntayı pasivize etme iktidarı yoktur.

Hilmi Özkök istisna değildir zira TSK içindeki illegal yapının aktivasyonunu sadece tecil etmiştir.

Özkök sonrası Ergenekon sürecinde ortaya çıkanlar, 27 Nisan Muhtırası, Kafes, İnternet Andıcı ve 2009 tarihli İrticayla Mücadele Eylem Planı düşünüldüğünde, TSK içindeki cuntanın her daim fırsat kolladığı görülür.

Hele son 2 ses kaydı muhtemel bir tehlikenin habercisi.

Yeni bir cunta var

Ne diyor tutuklu tümamiral?

"Aldığımız haberlere göre bu iş uzun sürmeyecek. Hesabı sorulacak. 2 sene içinde Balyoz’un rövanşı olacak. Çok can yanacak. Kendilerine en güvendikleri anda rövanşımız hatasız olacak."

Umarım bu ses kaydı çok iyi okunur ve hâlâ geçmekte olduğumuz demokrasi köprüsünün uçurulmasına seyirci kalınmaz.

Bunu ciddiye alan bir hükümetin kaybedeceği değil kazanacağı çok şey vardır.

"Yapamazlar" diyerek beklemek, en büyük kumardır.

Burada tahliyeden de öte TSK içinde belirli/planlı bir süreye odaklı olarak bekleyen bir cuntadan bahsediliyor.

Belli ki silahlı müdahaleye hazır bekleyen bir derin yapı var.

Ve örgütlenmenin hedeflediği amaca hangi süre içinde ulaşabileceğini bildiriyor onlara.

General kademesinin işlemleri daima deşifrasyona uğradığı için bu cunta yapılanması 27 Mayıs gibi "tersine hiyerarşi" içeren gözlerden daha uzak teğmen-albay kademesine konuşlu, aktifleştiğinde komutanları şimdiden belirli bir darbe örgütlenmesi de olabilir.

General kademesinde yaşananlar bir nebze hissedilebiliyor da, teğmen-albay kademesinden kimin haberi var?

Ses kaydında Kara Kuvvetleri korkaklıkla nitelendiğine göre, Deniz Kuvvetleri içinde bir cunta olması da mümkün.

En kötü ihtimalle "bize yar olmayan Türkiye kimseye yar olmasın" düşüncesiyle ülkeyi Suriye’ye çevirmeye ant içmiş durumdalar.

2-3 aya kadar tahliye çıkacağı ve bu defa Beşşar Esed zihniyetiyle çoluk çocuk demeden kıyım yapılacağının söylendiği ses kayıtlarına rağmen biz ne yapıyoruz?

Özel yetkiden rahatsız olan kim?

Bakan Binali Yıldırım, CMK. 250’deki toplumda rahatsızlık yarattığı açık olan özel yetkinin yeniden düzenleneceğini ve özel savcı/hâkimlerin hataları için yaptırımlar getirileceğini açıkladı.

Cuntayı tespit etmek başka, yakasından tutup mahkeme önüne çıkarmak başka.

Cuntalar belki tespit edilebilir ama bu ülkede cuntaları devlet gücüyle mahkemeye sürükleme işi ilk kez özel yetki sayesinde oldu.

Mesele yeni anayasa yapmakla da bitmiyor.

Dünyanın en demokratik anayasasını bile yapsanız, darbeci zihniyetin hareketlerini an ve an kontrol edemediğiniz takdirde geri dönüş tehlikesinin mevcut olduğunu kabul etmek zorundasınız.

Darbe süreci sisteme değil, silahlı birlikteliğe dayanan bir süreçtir.

Silahlı örgütlenmelerin en etkili panzehiri olan özel yetkideki değişim ve düzenleme, Türkiye’yi geriye dönüştürülebilir bir kimyaya sokacak, teröre ve cuntalara payanda olacaktır.

KCK bu işten nemalanacak, yeni bir zemin kazanacaktır.

Yoğun bir cesaret ve şahsi inisiyatif isteyen bu tür örgütsel suçları soruşturan savcılardaki cesaret ve girişim ruhu felce uğrayacaktır.

Bakan Binali Yıldırım’ın bahsettiği "ÖYM rahatsızlığı", Ergenekon ve KCK mahfillerinin yürüttüğü bir operasyondu.

Hatırlayın.

DGM’ler döneminde AB ve AİHM her defasında bu mahkemeleri eleştiriyor ve adil bulmuyordu.

Ama terörde ihtisas sahibi ÖYM’leri hiç eleştirmedi. Eleştiriler özel yetkiyle ilgili değil, genel yargılama hatalarına yönelikti.

Zira bu mahkemeler Avrupa’da da var.

AB Komisyonu’nun örgütlü suçlarda etkili yargılama ve caydırıcı ceza isteği üzerine Bulgaristan özel yetkili mahkemeleri bu yılın başında daha yeni kurdu.

HSYK, özel yetkinin toplumda huzur ve güvenlik için önemli olduğunu söylüyor.

Bakan Binali Yıldırım’ın bahsettiği "rahatsızlık", sadece seçkinci bir zümreye aittir.

Toplumda olmayan bu rahatsızlık, İstanbul, Ankara ve İzmir Baroları’yla birlikte Ergenekon davasına savaş açan operasyonel bir ulusalcı klikle, KCK ve KCK davasına istikrarlı eleştiri yönelten bazı liberal seçkincilere aittir.

AİHM’nin Tuncay Özkan ve Çetin Doğan kararlarında özel yetkide sorun izhar edilmezken, CMK. 250’ye müdahale etmek suretiyle yapılacak düzenleme, cuntalar ve terör karşısında millet ve demokrasiyi savunmasız bırakacaktır.

Keşke demek fayda etmez

Bakan Yıldırım hata yapan hâkim ve savcılara ceza öngörülmesinden de bahsediyor.

Bunun için yeni bir düzenlemeye gerek yok ki.

TCK’daki suçlar ve cezalar, yargı mensupları için de geçerli.

Hâkim ve savcının hatası disiplin suçuysa HSYK, adli bir suçsa cumhuriyet savcıları gerekeni zaten yapıyor.

Buna rağmen özel savcı ve hâkimler için ekstra kusur halleri üretilmesi, "özel yetkinin pasivize edilmesi" demektir.

Özel yetkide neleri değiştirebilirsiniz?

-Ya gözaltı sürelerinin normale nazaran 2 kat olarak uygulanmasını değiştireceksiniz, bu halde örgütlü suçları çözmek imkânsızlaşır.

-Ya 252. maddedeki tutuklamanın azami sınırı 2 kat olarak uygulanır, hükmü değiştirilecek. Bu halde Balyoz, KCK ve Ergenekon davalarında kuvvetle muhtemel çok az sayıda tutuklu kalır.

-Ya da 250 ve 251. maddedeki özel yetki alanı ve doğrudan soruşturma usulüne sınır getirilir. Yani terör suçlarında MİT için getirilen soruşturma izni istisnası genişletilir. Bu halde de gizli cuntaları ve devlet içi illegal yapıları ortaya çıkarabilmeniz mümkün olmaz.

CMK. 250’ye sınır çekecek en küçük bir ayar, demokratikleşme sürecinin tersine dönmesi riskini taşıyor.

Değişiklikle kim nefes alacak, toplum mu, darbeciler mi, teröristler mi?

Ölümcül bir hatanın eşiğindeyiz.

Sistem sivillerin tam kontrolü altında değilken yapılacak CMK. 250 değişikliği, demokrasinin intihara teşebbüs etmesidir.

"Keşke"lerin fayda etmediği dönüşü olmayan bu yolda bir kez daha düşünün…

Dokunmayın ki ülke yanmasın.

Silivri’de bir gün /// CC : @ahmethc @siring @odatv


Yine Silivri Cezaevi’ne gittim.

Ama bu kez gayriresmi bir şekilde…

İki amacım var: Tutuklu gazeteci Soner Yalçın’ı ziyaret etmek ve Ergenekon duruşmasını izlemek… Soner’le bir saatlik bir görüşme yaptım. Hem de açık görüş… Ergenekon duruşmasının bir kısmını izledim. Hem sanıkları gördüm, hem de sanık yakınlarını… Edindiğim tüm izlenimleri aktarıyorum…

Duruşma salonundan bazı tanıdık simalar

– VELİ KÜÇÜK: Paravana dayanmış oturuyordu. Göz göze gelmedik. Sadece bulunduğum tarafa bir bakış fırlattı… Hakkında ne düşündüğümü biliyor olmalı… Beyaz gömlekli, koyu ceketli ve şık kravatlıydı. İhtişamlı günlerinden kalma bir ihtişamla oturuyordu mahkeme salonunda.

– ALPARSLAN ARSLAN: Şıp diye tanıdım Danıştay katilini… Kirli sakallıydı, Zayıflamıştı. Duruşma salonunda en arkada oturuyordu. Sağında bir jandarma, solunda bir jandarma… Arkasında da bir jandarma… Resmen abluka altına alınmıştı… Çok geçmeden ablukanın nedeni anlaşıldı: Bazen gülüyor, bazen kahkahalar atıyordu. Bazen kafasını en öne eğiyor, bazen kafasını en arkaya atıyordu. Delirmiş miydi? Yoksa deli numarası mı yapıyordu? Anlayamadım.

– HIFZI ÇUBUKLU: Önce tanıyamadım kendisini… Duruşma sonunda bana doğru yöneldi. Aradaki paravanın önünde durdu ve kendisini tanıttı: “Ben Hıfzı Çubuklu… Genelkurmay Adli Müşaviri”. Evet, hatırladım. O gürültü içinde söylediklerini tam olarak anlayamadım. “İnternet Andıcı” ile ilgili bilgiler vermek istiyordu bana… Sonunda “yazılı bir metin göndereyim, lütfen bir bakın” dedi kibar bir şekilde. Metanetliydi.

– TUNCAY ÖZKAN: Uzaktan selamlaştık. Eliyle selam gönderdi bana… Ben de karşılık verdim. Gülümsedik. “Tecrit” nedeniyle çöktüğünü duymuştum. Gayet iyiydi. Yakınlarından öğrendim: Artık tek kişi kalmıyormuş bölümünde, Odatv davasından Barış Terkoğlu konmuş yanına… Tuncay Özkan’ın yakınları “Barış Terkoğlu müthiş biri… Tuncay Özkan’ın şansı oldu” dediler. Duruşma sonunda paravan arkasından el sıkıştık Tuncay’la…

– DURSUN ÇİÇEK: Birkaç fotoğraf karesi var Dursun Çiçek’le ilgili… Biri minibüs içinde gösteriyor kendisini, diğeri vesikalık… Fakat bu iki fotoğraf gazetelerde o kadar çok yayınlandı ki hemen tanıdım Dursun Çiçek’i… Duruşma sonunda onunla da kısa bir görüşme yaptım. Meydan okudu… Meydan okuduğunun bilinmesini istedi. “Bu işler bitince görüşelim” dedi. Ben de “tamam” dedim.

– MUSTAFA BALBAY: Heyecanlıydı… Duruşma salonunda en iyi konuşmayı o yaptı. Gazeteciliğin üç temel marifetini sergiledi: Kısa, anlaşılır ve çarpıcı konuştu. Duruşma sonunda ise gayet pratikti: Yakınlarıyla kitap alışverişi yaptı, herkesin halini hatırını sordu, benimle el sıkıştı…

– SEVGİ ERENEROL: Hrant’ın katledilişinin ardından Kemal Kerinçsiz ile birlikte çıktıkları televizyon programında Hrant’ı suçluyorlardı. “Cinayet kötü ama Hrant Dink Türklüğe hakaret etmiştir” diyorlardı. Canlı telefon bağlantısıyla programa katılmış, kendilerine itiraz etmiştim. Ateşli bir tartışma yapmıştık. Bunları anımsadım. Duruşma salonunda uzaktan gördüm kendisini… Durgunlaşmıştı. Çekingen bir hali vardı.

– MUZAFFER TEKİN: Benim için “gizemli” biri Muzaffer Tekin… Duruşma salonunda da “gizemli” biri gibi dolaşıyordu… Sadece bedenen orada gibiydi… Duruşma salonunda paravanların bulunduğu bölüme geldi… Gözlemledim kendisini: Yalnızdı. Çok yalnız görünüyordu.

– HAYRETTİN ERTEKİN: Duruşma sonunda paravana yaklaşıp cezaevinde yaptığı takılardan uzattı bana: Bir kolye, bir küpe, bir nazarlık… Teşekkür ettim. “Sizi tanıyamadım” dedim. “Ben Hayrettin Ertekin” dedi. Cezaevi’ni kendisi için bir takı tasarım atölyesine çevirmiş. Bunun yol açtığı bir enerji vardı üzerinde.

Soner’le bir saat

“Samizdat”ı okuyup bitirdiğimde karar vermiştim, “Soner Yalçın’ı mutlaka ziyaret etmeliyim” diye… Çünkü Soner kitabında yalnızlığı, konuşmaya hasret kalmayı, insan görme arzusunu anlatmıştı. Tarzı ağlak değildi. Öyle olmadığı için de gayet dokunaklıydı. Etkilenmiştim. Kararımı uyguladım: Adalet Bakanlığı’na başvurdum, hemen izin verdiler. Açık görüş yapacaktım. Tutukluların sadece ayda bir kez bir saatlik açık görüş yapabildikleri bilinirse, “açık görüş”ün mana ve önemi daha iyi anlaşılır. * * * Genel kapı: Ziyaretçilerin ilk başvurdukları yer. Arama ve kontrol. Cep telefonunun teslimi, kıymetli eşyaların bir dolaba konması… Silivri 1 No’lu Cezaevi’nin kapısı: Gelişmiş bir teknolojiyle göz kontrolü. Ayakkabıların çıkarılarak elektronik kapıdan geçilmesi… Üst araması falan… Ve sonunda açık görüş yapılan orta boy kıraathane havasında bir yere geldim. Soner orada bekliyor. * * * Konuştu, konuştu… İçerideki hayatı anlattı. Dışarıdaki hayatı sordu ama daha ben konuşmadan yine kendisi konuştu. Konuşmasını istedim, konuşmaya duyduğu hasreti bir saat içinde de olsa dindirsin istedim. Anlattı, anlattı… Yeşile duyduğu hasreti anlattı. Metindi… Güçlüydü… Espriliydi… Umutluydu… * * * Konuşmanın tam ortasında salonun diğer tarafındaki iki infaz koruma memuru bize doğru geldi. Soner, “Süre bitti mi?” dedi… İnfaz koruma memurları, biraz mahcup bir şekilde “evet” dediler. Ayağa kalktık, biraz da ayakta konuştuk, bu sohbete infaz koruma memurları da katıldı, tabii sorunlarını anlatarak. Söz verdim, “sorunlarınızı yazacağım” dedim. Ve arkamda bin türlü kapının kapanma sesini bırakarak ayrıldım cezaevinden…

Gazeteciliğin mevta olduğu yer: Silivri

Yer: Silivri Cezaevi’nin yanındaki “Duruşma Salonu”. Ergenekon duruşması var. Duruşma salonunda “basın” için ayrılan bölüme geçtim. O sırada sağıma baktım: Bir muhabir… Soluma bakıyorum: Bir muhabir… Dikkat! Dikkat! Koskoca Ergenekon Davası’nı sadece iki muhabir izliyor. * * * İlker Başbuğ orada… Dursun Çiçek orada… Veli Küçük orada… Muzaffer Tekin orada… Mustafa Balbay orada… Hıfzı Çubuklu orada… Tuncay Özkan orada… Alparslan Arslan orada… Sevgi Erenerol orada… Fakat gazeteciler yok. Haberler yapanlar, iddianameleri sayfalarına taşıyanlar, kitap üstüne kitap yazanlar, suçlamalarda bulunanlar, iddialara destek verenler, iddiaları saçmalık olarak görenler… Hiçbiri yok. * * * Oysa orada resmen dananın kuyruğu kopuyor: Gizli tanıklar konuşuyor, çapraz sorgular yapılıyor, sanık avukatları yeni belgeler açıklıyor, gerginlikler çıkıyor, yeni savunma stratejileri oluşturuluyor, mahkeme heyetinin çaresiz kaldığı anlar yaşanıyor falan… Fakat en temel dürtüsü “merak” olan gazetecilik, bu harikulade imkâna sırtını dönmüş durumda. İddianamelerin üzerine sorgusuz sualsiz atlayan gazeteciler de merak etmiyor olan biteni, sadece avukatların savunmalarına kulak veren gazeteciler de… Kısacası… Silivri’de bir cinayet işleniyor: Gazeteciliğin boğazı sıkılıyor, üzerine kurşunlar yağdırılıyor, karnına bıçak sokuluyor. Ve cinayeti kör bir kayıkçı bile görmüyor. * * * Sanık avukatları ve yakınları sadece şunu söylüyorlar: “Ergenekon duruşmalarından herhangi birini izlemeyen Ergenekon Davası’nı anlayamaz”. Yani ortada böyle bir meydan okuma da var ve buna rağmen gazeteciler orada yok.

Tutuklu babalar ve avukat kızları

Kadınlar mı acıya daha dayanıklıdır, erkekler mi? Kadınlar mı daha merhametlidir, erkekler mi? Şöyle bakıyorum tutuklu yakınlarına: Çoğu kadın… Erkekler tek tük… Kadınlar inatçı, kadınlar düşünceli, kadınlar vefakâr, kadınlar şaşırtıcı derecede mütevekkil… Duruşma salonunda üç baba ve üç avukat kız çarpıyor gözüme: * * * – İREM ÇİÇEK: Dursun Çiçek’in kızı… Genç yaşta avukat oldu, babasının davasını üstlendi. İrem Çiçek, babasının davasının kitabını da yazmış, onu uzattı bana… Duruşma salonunda babasına moral vermekle meşgul… Kendisini buna adamış. – ZEYNEP KÜÇÜK: Veli Küçük’ün kızı… Bir ara dikkat ettim: Duruşma salonunda babasının alnını siliyordu. O da genç bir avukat… O da kendisini tamamen babasının davasına adamış durumda… – NAZLI ÇUBUKLU: Hıfzı Çubuklu’nun kızı… O da çok genç bir avukat.. “Benim talihim cezacı olmam” diyor. Ceza davalarında uzmanmış. Ofisi Ankara’daymış… O da babasını savunuyor.

İlker Başbuğ’a yine kötü haber! /// CC : @siring @odatv


Ergenekon davasına bakan mahkeme kararlarını açıkladı. Başbuğ’un tahliye istemi reddedildi. BDP’liler için de red kararı geldi.

Ergenekon Davası’na bakan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi sanıkların ve avukatların taleplerine ilişkin aldıkları 10 sayfalık ara kararları yaklaşık 6 saatlik aranın ardından açıkladı.

Genelkurmay eski Başkanı İlker Başbuğ’a yine kötü haber çıktı. Tahliye istemine mahkeme red kararı verdi. Hilmi Özkök’ün tanıklığıyla ilgili karar ise yine belirsiz.

Mahkeme heyeti Ergenekon Davalarının birleştirilmesi yönünde verilen ara karardan geri dönülmesi yönündeki talepleri reddetti. Mahkeme tutuklu sanık emekli Orgeneral İlker Başbuğ, emekli Orgeneral Hurşit Tolon ve emekli Orgeneral Hasan Iğsız‘ın duruşmalara katılmaktan bağışık tutulma taleplerinin ise ‘usul ve yasada yeri olmadığı’ gerekçesiyle reddetti.

MAHKEMEDEN SUÇ DUYURUSU

Mahkeme heyeti tutuklu sanık emekli tuğgeneral Veli Küçük’ün 29 Mayıs 2012 tarihli dilekçesinde mahkeme heyetini hedef alan sözlerle ilgili olarak Silivri Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunulmasına karar verdi. Tutuksuz sanık Oğuz Alparslan Aldülkadir’in 9 Mart 2009 tarihinde görülen duruşmada ‘Gizli tanık 17’nin açık kimliğini beyan ettiği gerekçesiyle Silivri Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunulmasına hükmetti. Yine mahkeme tutuklu sanık Serdar Öztürk, Doğu Perinçek, Durmuş Ali Özoğlu, Mehmet Deniz Yıldırım ve avukat Şahin Mengü’nün duruşmada sarf ettikleri sözlerden dolayı Silivri Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu.

Mahkeme heyeti tutuksuz sanıklar Hakan Arıkan, Hayri Bildik ve Bekir Çelik’in savunmalarının da alınmış olmasını dikkate alarak duruşmalardan bağışık tutulmasına karar verdi.

ÖZKÖK’ÜN TANIK OLARAK DİNLENİLMESİ İLERKİ AŞAMADA DEĞERLENDİRİLECEK

Mahkeme Heyeti sanık Doğu Perinçek’in talapleri ile ilgili şu kararları aldı: 1-Ankara 1. Ağır Ceza Mahkesi’ne yazı yazılarak, 1973 yılında Ankara Sıkıyönetim Mahkemesi’nde görülen ‘Kara Kuvvetleri Devrimci Subaylar Örgütü Davası’nın tüm delil klasörleriyle birlikte dosyanın istenmesine, 2- Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanlığı’na yazı yazılarak PKK terör örgütü yöneticisi Abdullah Öcalan ile Sabri Ok arasında gerçekleştiği iddia edilen telefon görüşme çözümlerilerinin gönderilmesinin istenilmesine, 3-)Ak Parti Milletvekili Şamil Tayyar ve Genelkurmay eski Başkanı Hilmi Özkök’ün de aralarında bulunduğu 14 kişinin tanık olarak dinlenilmesi yönündeki talebin ilerki aşamalarda değerlendirilmesine karar veridi."

BDP’LİLERİN DAVAYA KATILMA TALEPLERİ

Mahkeme Heyeti, milletvekilleri Ahmet Türk, Aysel Tuğluk ve Hasip Kaplan’ın davaya katılma taleplerinin reddine ilişkin verilen ara karardan dönülmesi taleplerinin, kararda bir isabetsizli bulunmadığından reddine karar verdi. Süleyman Küçüksucu’nun suçtan doğrudan zarar görme ihtimali bulunmadığından davaya katılma talebinin reddine hükmeden mahkeme Heyeti, müşteki Ramazan Yelken’in suçtan doğrudan zarar görme ihtimali bulunduğundan davaya katılma talebinin kabulüne karar verdi.

BAŞBUĞ’UN 11 KİŞİLİK TANIK LİSTESİ

İlker Başbuğ’un avukatı İlkay Sezer’in talepleriyle ilgili olarak Mahkeme Heyeti, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın da aralarında bulunduğu 11 kişinin tanık olarak dinlenilmesine ilişkin talebinin ilerki aşamalarda değerlendirilmesine karar verdi. Mahkeme heyeti ayrıca Genelkurmay Başkanlığına yazı yazılarak sanıklar İbrahim Şahin ve Fatma Cengiz’in Genelkurmay Karargahı’na 2003-2008 yılları arasında giriş yapıp yapmadıklarının tespit edilerek mahkemeye bildirilmesini kararlaştırdı.

TAHLİYE İSTEKLERİNE RET

Mahkeme Heyeti, tutuksuz sanık emekli Orgeneral Şener Eruygur, Emrah Gönenci ve Murat Aplak’ın duruşmada hazır edilmelerine karar verdi. Tahliye taleplerini reddeden mahkeme heyeti duruşmayı 21 Haziran 2012 tarihine erteledi. tahliye taleplerinin reddine karar verilmesi istedi. Mahkeme heyeti, talepleri değerlendirmek üzere duruşmaya ara verdi.

Kaynak : http://www.internethaber.com/ergenekon-ilker-basbug-dava-karar-bdp-hilmi-ozkok–430165h.htm#ixzz1wTF3wm7u

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: