Günlük arşivler: Haziran 17, 2012

DÜNYADA SOSYAL AĞ HARİTASINDA SON DURUM


World Map of Social Networks

June 2012, a new edition of my World Map of Social Networks, showing the most popular social networking sites by country, according to Alexa & Google Trends for Websites traffic data*.

Facebook with more than 845 million active users has established its leadership position in 126 out of 137 countries analyzed (in this edition I’ve added Uganda).

Europe is the largest continent on Facebook with 232 million users, North America has 222 million, Asia 219 million users (Facebook Ads Platform).

Countries where Facebook is not the leader:

– Russian territories where there is an ongoing battle between the two main local players: V Kontakte and Odnoklassniki.

– China where QZone claims 560 million users, followed by Tencent Weibo (337 million) e Sina Weibo (334 million).

– Iran where it’s hard to access Facebook due to state censorship

– Vietnam and Latvia still likely to use local social networks: Zing and Draugiem respectively

Caveat: Google+ stats are not displayed by Google Trends for Websites

Concentration of social networks around the world (animated map) from 17 different top social networks to 7.

Top 3 Social Networking Sites (June 2012 – according to Google Trends for Websites)

If we take a look over Facebook’s shoulders we can see the battle for the second position between Twitter and LinkedIn or, especially in Europe, between Badoo and Twitter.

BUY THE POSTER

BUY MY BOOK “Social Media ROI” (in Italian)

[Versione italiana dell’analisi di giugno 2012]

FATİH ALTAYLI HOLLYWOOD’UN BOYASINI KAZIDI. İŞTE ALTAYLI’NIN LOS ANGELES GÖZLEMLERİ // CC : @fatihaltayli


Fatih Altaylı bugünkü köşesinde tarzının biraz dışına çıktı ve Los Angeles’a yaptığı geziyi kaleme aldığı yazısında ‘Hiçbir şey uzaktan göründüğü gibi değil, memleketinizin kıymetini bilin’ mesajı verdi.

BU yazıyı okuyunca belki şaşıracaksınız. "Yahu Fatih böyle yazılar yazmazdı, nereden çıktı" diyeceksiniz. Haklısınız ben böyle şeyler yazmam. Bugün yazacağım tuttu. Niye yazacağım tuttu biliyor musunuz, bizdeki genç sanatçılara, şöhretlere haksızlık yaptığımızı düşündüğüm için yazacağım tuttu. Uzaktan gördüğümüz şeylerin göründüğü kadar parlak olmadığını bilmemiz gerektiği için yazdım. Geçen yıl Oscar gününde bir arkadaşım Los Angeles’a davet etti. Hiç sevmem Los Angeles‘ı ama sıkılmış, bunalmış bir haldeydim. "Haydi gidelim" dedim ve eşimle beraber Los Angeles‘a uçtuk. Oscar töreni yapılan partilerden birine davetliydik. Parti öyle olağanüstü bir şey değildi doğrusu.

Bahsetmeye bile değmez. Ertesi gün öğlen yemeğine gittik. Bizi çağıran arkadaşım Sylvester Stallone ve Hollywood’un en ünlü yapımcılarından birini de çağırmış. Bende bir heyecan. Gençliğimin en sevdiğim kahramanlarını canlandırmış Stallone ile aynı masadayız. Adam bir yemek boyunca sadece bir şeyden bahsetti. "Para para para" Hiç sevmem paradan söz eden erkekleri. Sonunda dayanamadım "Sürekli paradan söz ettin. En önemli şey bu mu senin için" dedim. "Los Angeles‘ta yaşıyorsan evet" dedi. Yemeğin sonunu zor getirdim. Ertesi akşam Hollywood’un en havalı lokantasına gideceğiz. Arkadaşım geldi bizi otelden aldı. "Bir arkadaşıma uğramamız lazım. Sorun olmaz değil mi" dedi. Hollywood’un nispeten kötü mahallelerinden birine girdik. "Burada arkadaşın mı var" dedim. "Var hem de çok iyi bir kız" dedi. Bir evin önünde durduk. üç katlı boyası bozulmuş bir ev. Evin karşısında belki 50 gazeteci kamp kurmuş. İçeri girdik. Sarışın, incecik, gariban bir kız salonda oturuyor. Kızı gözüm ısırıyor ama çıkaramıyorum. Arkadaşım tanıştırdı. Lindsay Lohan‘mış.

Nasıl gariban anlatamam. Tırnaklarını yemiş. Elleri sanki her gün bulaşık yıkıyormuş gibi. Her tarafında yaralar bereler. Sürekli sızlanıyor, arada ağlıyor. 10 bin dolar kredi kartı ödemesi varmış. Yapamamış banka tüm kredileri kesmiş ve dava açmış. Sonra anne babası çıktı geldi yanımıza. Onlar da keyifsizlerdi. Ama kızlarının durumuna üzülen bir ana babadan çok para basma makineleri bozulmuş bir yatırımcı gibi davranıyorlardı. Onu da gideceğimiz yemeğe davet ettik. Giyindi, süslendi. Biraz toparlandı ama babası izin vermedi. "çıkamazsın. Yasak bilmiyor musun" dedi. Başladı ağlamaya. Kapıda bana doğru eğilip "Türkiye‘ye gelsem iş yapar mıyım?" diye sordu. Ne diyeceğimi bilemedim. "Geçer bunlar.

Burada da çok iş yaparsın sen" dedim. çıktık. Lokanta kulüp karışımı yere gittik. Davet sahibemiz Nikki diye bir kadın. 60’larını geçmiş. Hollywood’un parti kraliçesi. En havalı partileri o düzenlermiş. Genişçe bir masada oturuyoruz. İlk gelenler biziz. Nikki başladı sızlanmaya. Hollywood’da kimse kimseyi sevmezmiş. Herkes herkesi kullanırmış. Şöhret arttıkça zavallılık düzeyi artarmış. En zengin görünenin bile parası yokmuş. Her şey yalanmış. Bu yalanlardan bıkmış. "Memleketinin kıymetini bil. Türkiye çok güzel" dedi. "Nereden biliyorsun" diye sordum. Ahmet Ertegün’ün yakın dostuymuş. "Evini her yaz birkaç hafta bana verir. Hemen her yıl giderim" dedi. Sonra masa, istasyona döndü. Gelen gidenin hesabı yok. Billy Ray Cyrus geldi.

Kızıyla Miley Cyrus’la. Kızın gözünde siyah gözlükler. Biraz oturdu arkadaşlarının yanına gitti. Babası üzgün. "Ne oldu" diye sorduk. "Sürekli ağlıyor. Sürekli kavga ediyor. çocuk dizilerinde oynamak istemiyor. Büyüdüğünü düşünüyor. Büyük filmlerde oynamak istiyor ama büyükler de onu tanımıyor ve en azından şimdilik kabul etmiyor. Eski hayranlarını kaybetti. Yenilerine ulaşamadı. Kendine bir şey yapacak diye korkuyorum" diye özetledi durumu. Bir ara uzaylı gibi bir kız geldi yanıma oturdu. Başladı anlatmaya. Saçma sapan konuşuyor. Tutuklanmış. Yeni çıkmış. Ailesinden nefret ediyormuş. Sanırsın kırk yılık dostum, sırdaşım. Kelly Osbourne’muş. Saçının yarısı başka diğer yarısı başka renk.

Her tırnağında başka renk bir oje. Şaşkın şaşkın bakıp pek bir şey söylemeyince "Beni kimse sevmiyor. Sen tanımadığın için seversin zannettim ama sen de sevmedin. En yisi ölmek" dedi kalktı. "Bu kız kendine bir şey yapmasın" dedim panikle. Masadakiler güldü, "O kız onu bile yapamaz" diyerek. Hollywood’da kimi tanıyorsanız yarısı o gece geldi bizim masaya. Biraz oturdu gitti. Masaya oturuncuya kadar hepsi patlak egolu starlar. Biraz konuşunca hepsi mutsuz, hepsi keyifsiz, hepsi gelecek korkulu, kaygılı. Gecenin sonunda Nikki "Ne diyorsun" dedi. "Şaşırdım" dedim. "Hiç şaşırma" dedi "Bunları herkes bir bok zanneder. Hepsi zavallıdır. Geçmişlerinden korkarlar. Gelecekten korkarlar. Yaşlanmaktan korkarlar, Parasızlıktan korkarlar. Bu hayatı sevmezler ama bu hayatı kaybetmekten korkarlar. Tanınmaktan korkarlar ama tanınmamaktan daha çok korkarlar. Birbirlerinden korkarlar.

Sevgililerinden korkarlar. Ailelerinden korkarlar. Yapımcılardan korkarlar. Telefonları çalınca korkarlar. Telefonları yarım saat çalmasın korkarlar. Her şeyleri var gibi görünür ama hiçbir şeyleri yoktur. Hepsi zavallıdır bunların". çıkmadan evvel yanıma yaşlı bir zenci geldi. "Merhaba Türk" dedi. O gece gördüğüm en sahici adamdı. "Bu gece gördüğüm tek mutlu adam sensin" dedim. "öyleyimdir" dedi. Dünyayı dolaşıp fakir çocuklara basketbol oynama olanakları sağlıyor, finansör bulup basketbol okulları açıyor, yetenekli olanları Amerika’ya getirip basketbol kamplarına yazdırıyomuş. "Para için yapmıyorum. O çocukları kötülüklerden kurtarmak için yapıyorum" dedi. "Davet edersen Türkiye‘ye de gelirim" dedi. Gidince "Kim bu" diye sordum. Kobe Bryant’ın babasıymış. Bir tek onu sevdim. Hollywood’da.

GENERALLERİMİZİN VE VATANSEVERLERİMİZİN YASADIŞI TAKİBİNİ İSTEMİYORUZ ! TELE-KULAK’A SON VERİN !


ALAADDİN ÖRSAL PAŞA ORTAM DİNLEMESİ

ALB. İZZET CURAL SES KAYDI

ALBAY ARİF DOĞAN SES KAYDI

ALBAY HASAN ATİLLA UĞUR’UN SES KAYDI

KUR.ALB. MEHMET AYGÜN SES KAYDI

ASKER EŞLERİNİN SES KAYDI

ASKERİ HUKUKÇULAR SES KAYDI

AYM ÜYESİ SERDAR ÖZGÜLDÜR SES KAYDI

BİR AMİRALİN SES KAYDI

Cem Ersever’in Son Ses Kayıtları

https://www.youtube.com/watch?v=m_lrdQIWOt0

ÇETİN DOĞAN SES KAYDI-2

ÇETİN DOĞAN SES KAYDI-3

ÇETİN DOĞAN SES KAYDI-4

DAĞLICA KOMUTANI SES KAYDI

Hava Pilot Albay İsmail Topçu Ses Kaydı

Mukaddes Eruygur Ses Kaydı

T.C. Dışişleri Bakanı’ndan şok ses kaydı

E.ALB. DURSUN ÇİÇEK SES KAYDI

E.ORG. HURŞİT TOLON SES KAYDI

E.ORG. IŞIK KOŞANER SES KAYD

E.KORG. ENGİN ALAN SES KAYDI

DANIŞTAY ÜYESİ EREN SONBAY SES KAYDI

YARGITAY ÜYESİ HAMDİ YAVER AKTAN SES KAYDI

E. ORG. HURŞİT TOLON SES KAYDI

İ.HAKKI KARADAYI PAŞA SES KAYDI

TUĞG. İHSAN BALABANLI SES KAYDI

E.ORG. İLKER BAŞBUĞ SES KAYDI

İSTİHBARATÇI ALBAY YAVUZ ARICIOĞLU SES KAYDI

İSTİHBARATÇI ALBAY ÖMER FARUK GÜRÜZ SES KAYDI

IŞIK KOŞANER PAŞA SES KAYDI-1

IŞIK KOŞANER PAŞA SES KAYDI-2

AMİRAL KADİR SAĞDIÇ SES KAYDI

E.ORG. İSMAİL HAKKI KARADAYI SES KAYDI

KORG. YAŞAR CİHANSIZ SES KAYDI

KORG. SELEHATTİN UĞURLU SES KAYDI

KORG. TEVFİK ÖZKILIÇ SES KAYDI

KORG. YAŞAR .CİHANSIZ’IN SES KAYDI

KUR. ALB. ORHAN YÜCEL SES KAYDI

KUR. ALB. İSMAİL EKİCİ SES KAYDI

E.TÜMG. LEVENT ERSÖZ SES KAYDI

MİLLETVEKİLİ MEHMET METİNER’İN SES KAYDI

SAVCI SALİM DEMİRCİ’NİN SES KAYDI

TUĞAMİRAL FATİH ILGAR SES KAYDI

TUĞG. MUNİR ERTEN SES KAYDI

MİT – PKK GÖRÜŞMELERİ

TUĞG. MUHİTTİN YENİKEÇECİ SES KAYDI

TÜMA. CEM GÜRDENİZ SES KAYDI

TÜMAMİRAL CEM AZİZ ÇAKMAK SES KAYDI

TÜMG. EROL ÖZGİL SES KAY

TÜMG. GÜRBÜZ KAYA SES KAYDI

TÜMG. LEVENT ERSÖZ SES KAYDI

TÜMG. M. MUTLU ARIKAN SES KAYDI

TÜMG. METİN YAVUZ YALÇIN SES KAYDI

TÜMG. MUSTAFA BAKICI SES KAYDI

UĞUR CEVİZOĞLU PAŞA SES KAYDI

ALB. FİKRİ KISAR SES KAYDI

YRB. SONER NESİMİ DEDEOĞLU SES KAYDI

YEŞİL’İN SES KAYDI-1

YEŞİL’İN SES KAYDI-2

SALİH MİRZABEYOĞLU İÇİN ANKARA YÜRÜYÜŞÜ /// CC : @AkitGazetesi


Akit gazetesine Telegram bahsindeki cesareti ve duyarlılığı için çok teşekkür ediyoruz.

Salih Mirzabeyoğlu için ‘ANKARA YÜRÜYÜŞÜ’

Fikrinden dolayı 28 Şubat sürecinin brifingli hakimleri tarafından idama mahkum edilen ve 12 yıldır cezaevinde bulunan mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu’na yapılan zulme dikkat çekmek için mücadele eden Fikre Özgürlük Platformu, Bolu’dan Ankara’ya yürüyecek. 25 Haziran Pazartesi günü Mirzabeyoğlu’nun hapis yattığı Bolu F Tipi Cezaevi’nin önünde bir araya gelecek olan platform üyeleri, Mirzabeyoğlu’na yapılan haksızlığa dikkat çekmeye çalışacak.

İSTİHBARAT SERVİSİ

28 Şubat sürecinin brifingli hakimleri tarafından fikirlerinden dolayı idama mahkum edilen Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu, 12 yıldır hapiste. Mirzabeyoğlu’nun 2000 yılında Kartal Cezaevi’nde başlayarak günümüze kadar “Telegram-Zihin Kontrolü” işkencesine tabi tutulduğuna dikkat çekmek için bir dizi etkinlik planlayan Fikre Özgürlük Platformu, İstanbul’dan başlayarak Mirzabeyoğlu’nun tutuklu bulunduğu Bolu F Tipi Cezaevi’ne, oradan da başkent Ankara’ya kadar yürüyecek. Bu hafta Cuma günü Çağlayan Adliyesi önünde başlatılacak olan yürüyüşe katılanlar 25 Haziran Pazartesi günü Mirzabeyoğlu’nun hapis yattığı Bolu F Tipi Cezaevi’nin önünde bir araya gelecek.

AKİT’E TEŞEKKÜR ZİYARETİ

Gazetemizi ziyaret ederek yaptıkları çalışmalar hakkında bilgi veren Fikre Özgürlük Platformu mensubu hanımlar, yaptığı duyarlı yayınlar sebebiyle Akit’e teşekkür etti. Ziyarete gelen platform üyeleri Adalet Hışıroğlu, Ayşe Turan, Canan Ebru Ersöz, Elif Hilal Yaşar, Emel Zor, Esma Turan, Fatma Parmaksız, Hatice Taştan, Hülya Alkan, İpek Fırat, Kadriye Bakır ve Kevser Hışıroğlu, İcra Kurulu Başkanımız Mustafa Karahasanoğlu ile görüştü.

“BU DAVA SİYASİDİR VE BOZULMALIDIR”

Zulüm ve haksızlığın dini, dili, ırkı olmadığını düşünen ve insan olma hassasiyetini taşıyan herkesi Bolu’daki buluşmaya ve Ankara’ya yapılan yürüyüşe katılmaya davet eden Esma Turan, işkenceye tabi tutulan Mirzabeyoğlu’nun davasının yanında yer almanın haksızlıklar karşı koymak olduğunu belirterek Mirzabeyoğlu davasının hukukî olmaktan ziyade siyasî bir dava olduğu kanaatinde olduklarını anlattı. Esma Turan, “Diğer darbeler gibi 28 Şubat darbesi de dışarıdan dayatmayla yapılmış, milletin milli ve manevi değerlerini hedef alan bir darbedir. Bugün 28 Şubat da dahil olmak üzere darbelerle hesaplaşmaktan ve ileri demokrasiden bahseden mevcut hükümetle aslına bakılırsa bu süreç hâlâ devam etmektedir, değişen yalnızca işin tonu ve üslûbu olmuştur” dedi.

TECRİT KALDIRILMALI, TELEGRAM İŞKENCESİNE SON VERİLMELİ

Mütefekkir Mirzabeyoğlu’nun Kartal Cezaevi’ne konulduğu 2000 tarihinden beri “Telegram-Zihin Kontrolü” işkencesine tabi tutulduğuna da dikkat çeken Esma Turan, şunları kaydetti: “Mirzabeyoğlu’nun yaşadığı işkenceye ilişkin birçok eseri vardır. ‘Telegram’ ve ‘Ölüm Odası’ isimli eserleri sadece iki tanesidir. Gerek Mirzabeyoğlu ve gerekse avukatları zihin kontrolü işkencesini her vesileyle dile getirmesine rağmen bugüne kadar hiçbir devlet ve hükümet yetkilisi işkenceye, çözümüne ilişkin hiçbir teşebbüste bulunmamış, tam tersine kulaklarını tıkayarak duymazlıktan ve görmezlikten gelinmiştir. Zihin kontrolü-Telegram 1940’lardan itibaren özellikle İsrail, ABD ve Rusya’da geliştirilen teknolojinin ürünüdür. Bu mevzu ile alakalı dosyamızda ayrıntılı bilgi bulunmaktadır. Kaldı ki ilgilenenler internet vasıtasıyla bu bilgilere kolaylıkla ulaşabilirler. Salih Mirzabeyoğlu’na F Tipi Cezaevi’nde uygulanan tecrit de ‘Telgram’a uygun ortamı sağlamaktadır. Bundan dolayı, bu durumla alâkalı atılacak olan adımların bir an önce hızlandırılması, bir ân önce tecridin kaldırılması gerekmektedir.”

FETULLAH GÜLEN DÖNER Mİ ?


Bir Gün Gerçek Adıyla Çağırılırsa Belki..

Henüz kimse onu açıkça adıyla çağırmadığı için dönmüyor olmasın Türkiye’ye.

Baykal, kaset skandalı patladığında yaptığı konuşmada “Pensilvanya’dan gelen mesajın samimiyetine inanıyorum” demişti. 12 Eylül Referandumu sonrası yaptığı teşekkür konuşmasında Erdoğan ise “Okyanus ötesinden bu sürece destek veren tüm kardeşlerimi kutluyorum” dedi.

Türkçe Olimpiyatları’nda ona teşekkür eden siyasetçiler, ünlüler “uzaklarda olan değerli zata”, “gönül insanı”na, “bütün bu okulların teşvikçisine” selam gönderiyor.

Aleyhinde konuşanlar bile “otonom yapı”, “sivil vesayet”, “The Cemaat” gibi imaların ötesine geçmiyor. Kendini iyice kaybedip “Bu kupa Amerika’ya girsin” diyen bile, o adı anacak kadar kendini kaybetmiyor.

Ve son olarak laik deplasmanda değil, binlerce Cemaat mensubunun doldurduğu Arena’da “geri dön” çağrısı yaparken Erdoğan da bu gizem anlaşmasına sadık kaldı ve “Biz gurbette olup şu vatan topraklarının hasreti içerisinde olanları aramızda görmek istiyoruz” diyerek “gurbet” kod adıyla bahsetti ondan.

Peki neden kimse doğrudan adını söylemiyor Fethullah Gülen’in? Ondan bahsederken neden tecahülüarifin, mecazın, teşbihin, gizli öznenin ve diğer bilumum söz sanatlarının gözünü çıkarıyor?

Fethullah Gülen, henüz kimse onu açıkça adıyla çağırmadığı için dönmüyor olmasın Türkiye’ye. Dönmeme gerekçesinde “Bütün endişelerin henüz zail olmadığı”ndan bahsederken aslında adının bile hâlâ açıkça ve özgürce telaffuz edilemediği Türkiye’den bahsediyor olmasın?

Peki neden Türkiye hâlâ Fethullah Gülen’e hazır değil?

Soruya cevap için bu ülkede “üç harfliler” muamelesi yapılanları şöyle bir hatırlayalım. Yıllarca ordudan “iyi sıhhatte olsunlar” diye bahsettik. Kıbrıs dememek için “Kıbrıs Rum Kesimi” diye bir şey uydurduk. Irak Kürdistanı’na, Kuzey Irak diyoruz hâlâ. Şimdi ev hapsi konuşulan Öcalan’ın daha birkaç yıl öncesine kadar resmî adı “Ermeni uşağı, bölücübaşı, bebek katili”ydi.

“Cin’i adıyla anarsan gelir” diye korkutulmuş bir toplumun ürettiği bir korunma mekanizması yani üç harfililer jargonu. Korktuklarımızı, yüzleşmek istemediklerimizi, tedirgin olduklarımızı öyle anıyoruz…

Hâlbuki Fethullah Gülen Cemaati Türkiye’nin her noktasında kolunuzu uzatsanız çarpacağınız bir yakınlıkta duruyor. Peki, neden hâlâ onlardan üç harfliler gibi bahsediliyor. Başımıza gelen bütün felaketler ve kötülüklerin arkasında onlar aranıyor?

Gülen Cemaati bizim bu topraklarda bugüne kadar tanıdığımız, bildiğimiz tek büyük iktidar odağı olan devlet dışında karşımıza çıkan en büyük ve en örgütlü güç çünkü. Devletin hikmetinden sual olunmaz, rakipsiz ve son sözü söyleyen kudret olduğu genlerine işlemiş bir toplum için bu kontrolsüz, hesap edilemez, öngörülemez güçten daha korkutucu bir şey olabilir mi?

Gülen Cemaati maddi gücü, örgütlenmesi ve bütün bunlarla devlet karşısındaki özgüveni, otonomisi ile bu coğrafyada Şerif Mardin’in yokluğundan bahsettiği devlet dışı “sivil toplum” hareketimiz.

“Sivil toplum eşittir STK” zihin tembelliği içinden, Cemaat’in yapıp ettiklerine olan öfkeden, kafalardaki postmodern “demokrat, şeffaf” sivil toplum şablonundan anlaşılmayabilir bu. Ama teorik olarak Cemaat devletdışılık, kendi ayakları üzerinde durabilirlik kriterini yerine getirmesi anlamında gerçek bir sivil toplum oluşumu.

Daha da iddialısı Cemaat bu ülkede 90 yıldır rejime yönelik en büyük ve en örgütlü meydan okuma. Sonuçlarını beğenmeyebilirsiniz ama bugüne kadar onlarca silahlı, silahsız, legal, illegal örgütün başaramadığını Cemaat başardı, aziz vatanın, bütün kalelerine, bütün sosyolojik gerçekliklerine, hayatlarına, sınıflarına girdi, bütün ordularını dağıttı ve memleketin her köşesini bilfiil “işgal” etti. Anadolu’dan sıradan insanların paralarını ve güçlerini birleştirerek oluşturdukları bu hareket statüko için en beklenmeyen, taktikleri yüzünden de karşı konulmazı en zor olanıydı.

Türkiye’den çıkan en ciddi küresel aktör de Cemaat.

Bir Cemaat mensubu Güney Kore’de karşınıza TV yıldızı, Japonya’da futbolcu, Afrika’da madenci, Amerikan Kongresi’nde lobici olarak çıkabilir. Hatta Cemaat mensupları içinde Türkiyelilerin oranı her yıl düşüyor, Cemaat melezleşmeye başlıyor. O yüzden Gülen’e “dön” demek, Muhtar Kent’e gel babanın marketinin başına geç demek gibi bir şey.

Cemaat bütün bunları önünde somut bir politik proje, elinde ideolojik bir rehber olmadan yaptı.

Genişleme, yayılma, temas, diyalog, sızma üzerine kurulu pragmatik zekâ ve rasyonel bir aklın ancak komplo teorileriyle anlayabileceği bir fedakârlıkla büyüdü, büyüdü ve sonunda ona izin verilen, içinde kalmasına hoşgörüyle bakılan sınırları zorladı ve iktidarın kırmızıçizgilerine doğru taştı, bu yüzden MİT krizi gibi krizler ortaya çıkmaya başladı.

Şimdi en demokrat kalemler bile Cemaat’i şeffaflığa, hizmet çizgisine geri çekilmeye, Afrikalı kızlara Karadeniz türküsü söyleten o “milli vazifeye” çağırıyor. Devleti ele geçirinceye kadar, devletin karşısında örgütlenmiş bu gücün; etinden, sütünden, derisinden yararlanan AKP ise, Cemaat’in gücünü sınırlamak, siyasi alandaki gücünü ise tamamen teslim almak istiyor.

Çünkü devletin ebed-müdded kabul edildiği bu ülkede, kendi mensupları dışında kimseye hesap vermek zorunda olmayan Cemaat’i şeffaflığa çağıran en demokratlar dahil kimse gerçek bir otonom sivil toplumla ne yapacağını bilmiyor. Bununla ne yapacağını bilemeyenlerden biri de Cemaat. O yüzden 10 yıl önce adı hoşgörü, diyalog, uzlaşı ile geçerken bugün istihbarat, dava ve polisle birlikte anılıyor. Anadolu’da milliyetçiliği, sağcılığı geriletip, dünyayla ilişkiye geçmiş, modern bir dinî yaşamın ortaya çıkmasına, orta sınıf dindarların demokrasi ve AB projesine aklının yatmasına neden olan (AKP ile birlikte) Cemaat şimdilerde güvenlikçi bir aklın vesayeti altında.

Ama bütün bu altüst oluşlardan sonra günün sonunda bu ülkede iktidarın bölünmesi, kendi ayakları üzerinde duran otonom güçlerin ortaya çıkması Türkiye’yi daha çoğulcu, çok sesli ve demokrat bir ülke yapmaya yarayacak. Fethullah Gülen, binlerce seveninin alkışları arasında kendisini Türkiye’ye çağıran Başbakan’ın davetine icabet etmeyerek, Cemaat’in iktidar karşısındaki bu bağımsızlığının altını çizmiş oldu.

Bir gün hiçbir söz sanatına başvurulmadan, adıyla çağırılabilirse belki ülkesine geri bile döner.

YILDIRAY OĞUR – TARAF

ERGENEKON İLE İLGİLİ YORUMSUZ KARİKATÜR :))


ATATÜRK’ÜN MAL VARLIĞI YALANINA YANIT VERİYORUM /// CC : @SMEYDAN


Yalan Makinesi Gibi

Atatürk ve Cumhuriyet düşmanlığını hayat biçimi haline getirmiş, Atatürk ve cumhuriyet düşmanlığı ile ürettiği tarihi yalanlarla geçimini sağlayan cemaatin kadrolu tarihçisi (?) bugüne kadar ürettiği onca tarihi yalana son olarak “Atatürk’ün mal varlığı” yalanını da ekledi. Ona göre "Atatürk mal varlığını gayri meşru yollardan elde etmiş! Aslında bu mal varlığını hazineye bağışlamak istememiş! İsmet İnönü’nün zorlamasıyla hazineye bağışlamış!" Mış mış da mış mış!… (Bkz.cok-konusulacak-Ataturk-iddiası)

Malum! Bütün bu iddiaları da daha öncekiler gibi KOCAMAN BİR YALAN! En hafifiyle ÇARPITMA!

Ancak bu yalan, biraz aklı başında ve biraz da Atatürk’ü ve yakın tarihi bilen birinin söyleyebileceği türeden bir yalan da değil doğrusu! Çok mantık dışı bir yalan! Ben bu yalan makinesinin daha mantıklı yalanlarını da görmüştüm!

Çanakkale kahramanı, Muş ve Bitlis’in kurtarıcısı, Kurtuluş Savaşı’nın örgütleyicisi ve Başkomutanı, emperyalizmi dize getiren ilk Doğulu ve çağdaş Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu olan Atatürk, yaşadığı dönemde Türkiye’de mala, mülke, eve, çiftliğe, paraya hiç ihtiyacı olmadan hayatını krallar gibi sürdürebilecek bir SAYGINLIKTA ve SEVİLİRLİKTE bir liderdir. Atatürk’ün cebinde beş parası, yatacak yeri olmasa bile milletinin onu el üstünde tutacağı çok açık bir gerçektir. Nitekim neredeyse gittiği her yerde ona bir ev, köşk hediye edilmiştir. Atatürk’ün mala, mülke ve paraya ihtiyacı olmadığı gibi, üstelik annesi, babası yakın akrabaları (kız kardeşi Makbule Hanım dışında) ölmüş, çocukları da olmadığı için mal mülk, servet edinip buları akrabalarına miras bırakması gibi bir durum da söz konusu değildir.

Atatürk’ün Örnek Çiftlikler Projesi

Atatürk yokluk, yoksulluk ve parasızlık içinde bir Kurtuluş Savaşı verip, ardından yeni bir devlet kurmanın ne demek olduğunu çok iyi bildiği için, hem o zamanki halka, hem gelecek nesillere örnek olması amacıyla ÖRNEK TARIM, HAYVANCILIK VE SANAYİ PROJELERİ geliştirmiştir. (Bkz. Sinan Meydan, Akl-ı Kemal, “Atatürk’ün Akıllı Projeleri, 2 Cilt, İnkılap Yayınları, İstanbul, 2011). Bu projelerin en önemlisi ATATÜRK’ÜN ÖRNEK ÇİFTLİKLER PROEJESİ’dir. Atatürk, Türkiye’nin kalkınmasının köyden, köylüden başlatılması gerektiğine inandığı için “Köylü milletin efendisidir” demiş ve bu doğrultuda köylüye örnek oluşturmak amacıyla modern tarım ve hayvancılık yöntemlerinin uygulandığı ÖRNEK ÇİFTLİKLER kurmuştur. Yani Atatürk’ün parasını vererek aldığı çiftliklerin amacı bu çiftlikleri işletip para kazanmak değil, bu çiftliklerde modern tarım, hayvancılık ve hatta sanayi uygulamaları yaparak Türk halkına Türk köylüsüne örnek olmaktır. Atatürk, Anadolu’nun her yerinde tarım ve hayvancılık yapılabileceğini göstermek için önce Ankara’nın en bataklık, en kötü yerinde Gazi Orman Çiftliği’ni kurdurarak işe başlamıştır. Bu işle bizzat ilgilenmiş, çiftlik inşası sırasında fırsat bulabildiğinde çiftliğe giderek çalışmaları çok yakından izlemiştir. Daha sonra da Yalova, Mersin gibi birçok yerde birçok ÖRNEK ÇİFTLİKLER edinip işletmiştir. Atatürk, bu örnek çiftliklerin, hem modern tarım, hayvancılık ve sanayi yapılan yerler olmasını, hem de ağaçlandırılarak adeta yeşil bir cennete dönüştürülmesini istemiştir. Bu amaçla örneğin Ankara’daki Gazi Orman Çiftliği’ne her yıl 50.000 ağaç diktirmiştir. Burada tarım ve hayvancılık yaptırmış, fabrikalar kurdurmuş, hatta BİYOYAKIT kullanımı konusunda bile çalışmalar yaptırmıştır.

Atatürk, her konuda olduğu gibi tarım, hayvancılık, sanayi ile iç içe geçmiş yeşil bir çevre konusunda da milletine örnek olmak istemiş, bu konuda da milletine elle tutulur bir şeyler bırakmak istemiştir. Örneğin, milletine doğa ve ağaç sevgisi konusunda örnek olmak için Yalova Çiftliği’ndeki köşkünü, sırf yanındaki bir çınar ağacının dallarını kesilmekten kurtarmak için, altına ray döşetip birkaç metre kaydırmıştır. O günden sonra bu köşkün adı “Yürüyen Köşk” olmuştur.

Atatürk, ölmeden önce de gözü gibi baktığı çiftliklerini, içindeki mal varlıklarıyla birlikte milletine bağışlamıştır. Çiftliklerini “zarar ettikleri için hazineye bağışladığı” iddiası kocaman bir yalandır, eğer böyle bir durum söz konusu olsaydı bağış işlemi Haziran 1937’de değil çok daha önce yapılırdı.

Atatürk’ü düşünsenize! Bütün ömrü milleti için mücadele etmek uğrunda cephelerde geçmiş. Önce emperyalizmle ve yerli işbirlikçilerle, sonra da kendi ifadesiyle“kavrama sınırları biten” bazı arkadaşlarının muhalefetiyle, değişime karşı gelen kitlerle mücadele ederek tam bağımsız ve çağdaş bir devlet kurmuştur. Daha önce de belirttiğim gibi ne yapsın malı mülkü? Gittiği her yerde zaten krallar gibi ağırlanmaktadır. El üstünde tutulmaktadır. Hiçbir yerde kendisine para ödetilmemektedir! En güzel köşklerde, evlerde yatırılmaktadır. En güzel yiyecekler ikram edilmektedir kendisine! Milletinin kalbinde çok özel bir yeri olan Atatürk, üstelik çocukları, yakınları da olmadığına göre bu Çiftlikleri, malı, mülkü ne yapacaktır. Tabi ki milletine, milletini kalkındırmak için kurduğu Halk Partisi’ne, yine milletinin tarihini ve dilini araştırması için kurduğu Tarih ve Dil Kurumlarına bırakacaktır. O da öyle yapmıştır. Yani, yalan makinesi tarihçimizin “Atatürk çiftliklerini İsmet İnönü’nün zoruyla hazineye bağışladı” iddiası kendiliğinden çürümektedir.

"Çiftlikleri Hangi Kuruma Bıraksam" Tartışmasından Bir Yalan Üretmek

Atatürk, bu çiftlikleri mezara götürmeyecekti herhalde! Bu çiftlikleri ne amaçla kurup, ne amaçla işlettiğini de bildiğimize göre Atatürk, tabi ki bilerek, isteyerek ve hatta önceden planlayarak bu çiftliklerini ölmeden önce milletine bağışlamıştır! Bu sırada tabi ki İsmet İnönü başta olmak üzere yakın dostlarıyla bu konuyu konuşmuştur. "Çiftlikleri hangi kuruma bırakırsak, çiftlikler geliştirilerek işletilir ve millet bu çiftliklerden daha iyi yararlanır? sorusuna yanıt aramıştır. Nitekim önceleri çiftlikleri Halk Partisi’ne bırakmayı düşünmüştür. Halk Partisi’nin halkın yararına olarak çiftlikleri işletmesini planlamıştır, ama daha sonra halkın çiftliklerden daha iyi yararlanması için çiftliklerini doğrudan hazineye bağışlamayı uygun görmüştür. Yalan makinesi tarihçimiz, Atatürk’ün "Çiftlikleri hangi kuruma bırakırsak halkın yararına olarak daha iyi işletilir sorusuna" yanıt ararken İsmet İnönü’nün görüşü doğrultusunda karar alıp çiftliklerini hazineye bırakmasını, "Atatürk’ü İsmet İnönü ikna etti! Atatürk çiftliklerini hazineye bırakmak istemiyordu! Atatürk, çiftlikler zarar ettiği için hazineye bağışladı" biçiminde çarpıtmıştır. İşin ilginç yanı, Atatürk’e saldırmak için İsmet İnönü’yü kullanan yalan makinesi tarihçimiz aslında iflah olmaz bir İsmet İnönü düşmanıdır. Her fırsatta İsmet İnönü’ye saldırn bu yalan makinesi tarihçimiz, örneğin İsmet İnönü’nün Kurtuluş Savaşı’na katılması için "bohçalanarak" Anadolu’ya gönderildiğini iddia etmiş ve son olarak İsmet İnönü’yü "cami düşmanı" olmakla suçlamıştır.

Atatürk’ün Çiftliklerini Milletine Bağışlaması

Atatürk, kurmuş olduğu çiftlikleri 13 yıl bizzat işlettikten sonra 11 Haziran 1937 tarihinde yazmış olduğu vasiyet mektubu ile hazineye devretmiştir. Dönemin Başbakanı İsmet İnönü tarafından Maliye Bakanlığı’na havale edilen o tarihi mektup şöyledir:

Başvekalete,

Malum olduğu üzere ziraat ve iktisat sahasında fenni ve ameli tecrübeler yapmak maksadı ile muhtelif zamanlarda memleketin muhtelif mıntıkalarında müteaddit çiftlikler tesisi etmiştim.

On üç sene devam eden çetin çalışmaları esnasında faaliyetlerinin, bulundukları iklimin yetiştirdiği her çeşit mahsulattan başka, her nevi ziraat sanatlarına da teşmil eden bu müessesleri ilk senelerden başlayan bütün kazançlarını inkişaflarına sarf ederek büyük küçük müteaddit fabrika ve imalathaneler tesis etmişler, bütün ziraat, makine ve aletlerini yerinde ve faydalı şekilde kullanarak bunların hepsini tamir ve mühim bir kısmını yeniden imal edecek tesisat vücuda getirmişler, yerli ve yabancı birçok hayvan ırkları üzerinde çift ve mahsul bakımından yaptıkları tetkikler neticesinde bunların muhite en elverişli ve verimli olanlarını tespit etmişler, kooperatif teşkili suretiyle veya aynı zahiyette başka suretlerle civar köylerle beraber, faydalı şekilde çalışmalar, bir taraftan da iç ve dış piyasalarla daimi ve sıkı temasta bulunmak suretiyle faaliyetlerini ve istihsallerini bunların isteklerine uydurmuşlar ve bugün her bakımdan verimli, olgun ve çok kıymetli birer varlık haline gelmişlerdir. Çiftliklerin yerine göre araziyi ıslah ve tanzim etmek, muhitlerini güzelleştirmek, halka gezecek, eğlenecek ve dinlenecek sıhhi yerler, hilyesiz ve nefis gıda maddeleri temin eylemek, bazı yerlerde ihtikarla fiili ve muvaffakiyetli mücadelede bulunmak gibi hizmetleri de zikre şayandır.

Bünyelerinin metanetini ve muvaffakiyetlerinin temelini teşkil eden geniş çalışma ve ticari esaslar dahilinde idare edildikleri ve memleketin mıntıkalarında da müessilleri tesis edildiği takdirde, tecrübelerini müspet iş sahasından alan bu müesseselerin ziraat usullerini düzeltme, istihsalatı artırma ve köyleri kalkındırma yolunda devletçe alınan ve alınacak olan tedbirlerin hüsnü intihap ve inkişafına çok müsait birer amil ve mesnet olacaklarına kani bulunuyorum ve bu kanaatle tasarrufum altındaki bu çiftlikleri, bütün tesisat, hayvanat ve demirbaşları ile beraber hazineye hediye ediyorum. Çiftliklerin arazisi ile tesisat ve demirbaşını mücbel gösteren bir liste ilişiktir.

Müktazi kanun muamelesinin yapılmasını dilerim. 11.06.1937- Mustafa Kemal Atatürk”

Orijinal mektupta çok ayrıntılı olan söz konusu listeyi şöyle özetlemek mümkündür:

Ankara’da Orman, Yağmurbaba, Balgat, Macun, Güvercinlik, Tahar, Etimesut, Çakırlar çiftliklerinden meydana gelen Orman Çiftliği, Yalova’da Millet ve Baltacı Çiftlikleri, Silifke’de Tekir ve Şövalye Çiftlikleri, Dörtyol’da portakal bahçesi ile Karabasamak Çiftliği, Tarsus’ta Piloğlu Çiftliği.

Bu yerlerdeki Bira Fabrikası, Malt Fabrikası, Buz Fabrikası, Soda ve Gazoz Fabrikası, Deri Fabrikası, Tarım Aletleri ve Demir Fabrikası, iki modern Süt Fabrikası, iki büyük yoğurt imalathanesi, şarap imalathanesi, değirmen, iki yağ ve peynir imalathanesi, iki tavuk çiftliği, iki özel iskele ve liman, beş satış mağazası, Çelik Fabrikası’nın %40 payı, 16 traktör, 13 komple biçerdöver, 1 deniz motoru, 5 kamyon ve kamyonet, 2 binek otomobil, 19 binek ve yük arabası, 13.100 adet koyun, 443 sığır, 69 at, 58 eşek, 2450 tavuk.

Atatürk’ün çiftliklerini hazineye bağışladığı bu vasiyet mektubu, Atatürk’ün “Örnek Çiftlikler (Yeşil Cennet) Projesi”nin amaçlarını gözler önüne sermesi bakımından çok dikkat çekicidir. Mektup, dikkatle okunduğunda Atatürk’ün aslında tüm Türkiye’yi ağaçlandırmayı, yeşillendirmeyi düşündüğü ve dahası tarımsal ve hayvansal üretimi arttırmayı amaçladığı görülecektir.

Mektupta ifade edildi kadarıyla Atatürk:

* Tarım ve ekonomi alanında bilimsel ve uygulamalı denemeler yapmak için değişik zamanlarda ülkenin değişik yerlerinde çiftlikler kurmuştur.

* Bu çiftliklerdeki çalışmalar 13 sene sürmüştür.

* Bu çiftliklerde, iklime göre her çeşit ürünler yetiştirilmiş, küçük büyük fabrikalar kurulmuş, makineli tarım yapılmış, bu makinelerin bir kısmı bu çiftliklerde kurulan tesislerde imal edilmiş, yerli ve yabancı bir çok hayvan ırkları üzerinde incelemeler yapılmış, civar köylerle işbirliği içinde faydalı çalışmalar gerçekleştirilmiştir.

* Çiftliklerin kuruldukları bölgelerdeki araziler ıslah edilmiş, düzenlenmiş ve o bölgeler güzelleştirilmiştir.

* Çiftlikler halka gezecek, eğlenecek ve dinlenecek temiz yerler, sağlıklı ve nefis gıda maddeleri sağlamıştır.

* Atatürk, bu çiftliklerin daha da geliştirildiği takdirde ziraat teknikleri, düzeltme, üretimi artırma ve köyleri kalkındırma yolunda çok işe yarayacaklarını belirtmiştir.

Meclis’te Atatürk’ten gelen bu “çiftlik vasiyeti” mektubunun okunmasından sonra Başbakan İsmet İnönü söz alıp özetle şunları söylemiştir:

“Sevinç ve heyecanla dinlediğimiz armağan olayı, üzerinde büyük bir önemle durulması gereken yüksek bir değerdedir.Hazineye geçen bu çiftlikler, değerleri milyonlara varan bir zenginliğe sahiptirler. Atatürk bu çiftlikleri yıllardan beri kişisel biriktirmeleri ve özellikle kişisel emeği ile meydana getirmiştir. Ve bunları herkesin Anadolu ortasında nasıl bir bayındır oturma yerinin yapılabileceğini düşünüp karamsarlığa düşerken, bilim ve çalışma ile bunun mümkün olabileceğine örnek vermek için yapmıştır. Atatürk, her türlü kişisel çıkarların, kişiliğine yönelik her türlü yararların daima üstünde kalmış ve daima kalacak olan bir ulusal varlıktır. Bu eserleri hazineye armağan etmesinin de temelli, büyük ve politik bir ideali vardır. Çünkü o, Milli Mücadele’nin ilk gününden beri bu memleketin kudretini ve zenginliğini köylülerimizin kalkınmasında, zenginliğe ve rahat geçime sahip olmasında gördü. İlk günden beri bu doğrultuda yürüdü. Biz de aynı doğrultu da yürüyoruz. Bugün de Atatürk, memleketin güçlenip zenginliğinin artması için köylünün durumunun ve ekonomik varlığının yükselmesi gerektiği kanısındadır. Atatürk, bu anlayışın ve siyasetin memleket için çok yararlı olacağı kanısı ile bu konudaki mücadelenin başındadır. Biz de onu izlemekte çok dikkatliyiz.

Atatürk bu çiftlikleri Halk Partisi’nin malı olarak saklıyordu. Fakat köylülerin buralardan bir okul, bir öğretici araç olarak yararlanabilmelerinin devlet elinde bulunmaları ile daha kolay ve mümkün olacağını düşündü…. Böylece Atatürk bir kere daha kendi huzur ve rahatının, vatanının şan ve şerefinde ve güçlülüğüne olduğunu gösteriyor. Biz de diyoruz ki Atatürk bizim en değerli hazinemizdir. Onun şan ve şerefini vatanın şan ve şerefi sayıyoruz.”

İnönü’nün Meclis Zabıt Ceridesi’ndeki bu konuşması yalan makinesi tarihçimizin maskesini bir kere daha düşürmektedir. İnönü, “Atatürk bu çiftlikleri Halk Partisi’nin malı olarak saklıyordu. Fakat köylülerin buralardan bir okul, bir öğretici araç olarak yararlanabilmelerinin devlet elinde bulunmaları ile daha kolay ve mümkün olacağını düşündü” bu nedenle hazineye devretti demiştir.

Ben Gerektiğinde Milletime Canımı Vereceğim

İnönü’nün bu konuşmasından sonra birçok milletvekili, Atatürk’ün çiftliklerini milletine bağışlamasıyla ilgili konuşmalar yapıp Atatürk’e teşekkür etmiştir. Meclis Başkanlık Divanı, “Büyük İyiliği” için Atatürk’e bir teşekkür telgrafı çekmiştir. Bunun üzerine Atatürk de önce Başbakan’a sonra da Meclis’e birer mektup göndermiştir.

Atatürk’ün Başbakan İsmet İnönü’ye gönderdiği mektup şudur:

“Hatırlarsınız, Türk köylüsünün Türk’ün efendisi olduğunu söylediğim zamanı. Ben o efendinin isteği ve iradesi altında yıllardan beri çalışmış olan bir hizmetçiyim. Şimdi beni çok duygulandıran olay, değersiz olsa da Türk köylüsüne ufak bir görev yapmış olduğumdur. Milletin Yüksek Temsilciler Kurulu bunu iyi görmüş ve kabul etmişler ise, benim için en unutulmaz bir mutluluk anısını bana vermişlerdir. Bundan ötürü çok yüksek bir zevkle millet, memleket ve Cumhuriyet hükümetine yapmak zorunda olduğum görevlerden en basiti karşısında gösterilmiş olan iyi duygulardan ne kadar heyecanlandığımı anlatacak güçte değilim. Söz konusu olan armağan Yüksek Türk Milletine benim asıl vermeyi düşündüğüm armağan karşısında hiçbir değere sahip değildir. Ben gerektiği zaman en büyük armağanım olmak üzere Türk milletine canımı vereceğim.” (Mahmut Goloğlu, Tek Partili Cumhuriyet, s. 264.)

İşte büyük adam…İşte vatanseverlik… İşte tevazu…

Bütün mal varlığını, 15 yıl uğraşıp didinip adeta yoktan var ettiği örnek çiftliklerini, milletine bağışladığı için kendisine teşekkür eden Meclise, “Ben gerektiği zaman en büyük armağanım olmak üzere Türk milletine canımı vereceğim” diye karşılık veren bir lider…

Atatürk, Büyük Millet Meclisi’ne de “Yapılan bir görevdir” şeklinde kısa fakat çok anlamlı bir mektup göndermiştir. (TBMM Zabıt Ceridesi, 14 Haziran 1937.)

Atatürk’ün Vasiyeti Çiğneniyor: Atatürk Orman Çiftliği Yok Edilmek Üzere

Atatürk’ün Örnek Çiftlikler (Yeşil Cennet) Projesi’nin ilk uygulaması olan Atatürk (Gazi) Orman Çiftliği, Atatürk’ün kişisel mal varlığı içinde olduğundan 1937 yılında Atatürk tarafından şartlı olarak hazineye bağışlanmıştır. Bağışla ilgili resmi belgeye göre; Atatürk Orman Çiftliği üzerindeki bütün zirai işletmeler, donanımları ile birlikte bir zirai üretim birimi olarak korunması ve işlerliğinin devamı şartı ile hazineye devredilmiştir. Bağış senedinde ayrıca, çiftlikte arazi ıslahı ve düzenlenmesi yapılması, çevrenin güzelleştirilmesi, halka gezecek-eğlenecek ve dinlenecek sağlıklı yerler sağlanması, halka nefis ve katıksız gıda maddeleri üretilmesi ve temini amacı açıkça belirtilerek bunların gerçekleştirilmesi yükümlülüğü konulmuştur. Atatürk’ün kişisel mülkünü bağışladığı hazine, Atatürk Orman Çiftliği’nin mülkiyetini yukarıdaki yükümlülükleri ile birlikte devralmıştır.

Atatürk’ün milletin hizmetine sunduğu Atatürk Orman Çiftliği, zaman içinde Atatürk’ün vasiyeti çiğnenerek işletilmeye başlanmıştır. İhmaller, suiistimaller ve yanlış politikalar yüzünden Atatürk Orman Çiftliği gittikçe küçülmüştür. 2008 yıl sonu itibarıyla çeşitli sebeplerle çiftlik arazilerinde meydana gelen kayıp, 22.078 dekara ulaşmış bulunmaktadır. Bu miktar Atatürk’ün vasiyetiyle hazineye hediye etmiş olduğu toplam arazinin % 42’sine eşit bulunmaktadır.

2006 yılında çıkarılan 5524 sayılı yasa ile Atatürk Orman Çiftliği’nin imara açılması kanunlaşmış ve bu konuda Ankara Büyükşehir Belediyesi’ne geniş yetkiler verilmiştir. Var olmayan gerçek dışı gerekçelere dayanılarak çıkarılan bu yasanın amacı, Atatürk Orman Çiftliği’nin mal varlığının belediyenin kontrolüne bırakılmasıdır. Bu yasa ile AKP’li Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin kontrolüne bırakılan Atatürk Orman Çiftliği, bilinmeyen bir sona sürüklenerek yok olacaktır. 5524 sayılı kanuna dayanılarak Atatürk Orman Çiftliği için yapılan imar planlarının, Ziraat Mühendisleri Odası, Mimarlar Odası ve Ankara Barosu tarafından anayasaya ve yasalara aykırılığı nedeniyle iptali istemiyle dava açılmıştır.

Atatürk Orman Çiftliği’nin mülkiyeti Atatürk’ün bağışlama iradesi ile sınırlı olarak hazineye geçmiştir. 5524 sayılı yasa ile getirilen düzenlemeler ile Atatürk’ün anayasa ve medeni hukuktan doğan hakları çiğnenmektedir ve bu kanun, anayasanın mülkiyet hakkını koruyan kurallarına aykırıdır. 5524 sayılı kanun, anayasanın kamulaştırma için koyduğu kurallara aykırıdır. 5524 sayılı kanun, anayasanın kültür ve tabiat varlıklarının korunması ile ilgili kurallarına aykırıdır. 5524 sayılı kanun, anayasanın toprak varlığımızın korunması ile ilgili kurallarına aykırıdır. 5524 sayılı kanun, Atatürk’ün kişisel haklarına ve Cumhuriyetin ruhuna aykırıdır. (Güven Dinçer, "Atatürk Orman Çiftliği ve Anayasal Koruma", Cumhuriyet gazetesi, 18 Mayıs, 2007).5524 sayılı kanun Atatürk’ün Yeşil Cennet Projesi’ne vurulmuş bir darbedir.

Yalova Çiftliği Araplara Satılıyor

Atatürk’ün 1929 yılında, yanı başındaki ulu çınar ağacının bir dalı zarar görmesin diye altına ray döşetip birkaç metre kaydırdığı Yalova’daki Yürüyen Köşk’ün öyküsü zaman içinde neredeyse unutulmuştur. Bırakın yürüyen köşkün ibret dolu öyküsünü, bu köşkün Atatürk’ün anısını taşıdığı ve Atatürk’ün vasiyeti gereği hazineye devredilerek milletin hizmetine sunulduğu da unutulmuş, unutturulmuştur.

Ve bir gün gelmiş, bu tarihi köşkün de içinde bulunduğu Yalova Çiftliği önce AKP’li Yalova Belediyesi’ne devredilmiş, daha sonra da Yalova Belediyesi tarafından Araplara satılmak istenmiştir.

2005 yılında AKP’li Belediye Başkanı Barbaros Binicioğlu’nun Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’la görüşmesinin ardından, Atatürk’ün kendi parasıyla kurup, ölmeden önce hazineye bağışladığı Yalova Çiftliği, turistik tesis yapılması için Araplara verilmiştir. Tesisleri, Dubai İslam Bankası ile Çalık Holding’in birlikte kurmasına karar verilmiştir.

Yüksek Planlama Kurulu kararıyla gerçekleştirilen operasyon sonucunda arazide kurulacak turistik tesisiler için 2005 yılında Dubai İslam Bankası ile ön protokol imzalanmıştır. İslam Bankası ile Çalık Holding’in kuracakları tesisler için atılan bu ilk imzada AKP’li Devlet Bakanı Ali Babacan da bulunmuştur. (“Çiftliği AraplardaHürriyet Gazetesi, 13 Temmuz 2005, s.22.)

Atatürk’ün, “vatanın tek bir dalı bile çok kıymetlidir” anlayışının sembolik ifadesi olan Yürüyen Köşk’ün de içinde olduğu Yalova Çiftliği, AKP’nin “babalar gibi satarım” anlayışıyla yandaşlara ve yabancılara haraç mezat satılmaktadır.

Atatürk’ün hazineye devredip Türk milletinin hizmetine bıraktığı Yalova Çiftliği’nin, Atatürk’ün vasiyeti hiçe sayılarak Araplara satılmak istenmesi, Cumhuriyet’in geldiği noktayı göstermesi bakımından çok düşündürücüdür!

Bugün içinde “HALİFELİK VAR” sanarak Atatürk’ün Gizli Vasiyeti peşinde koşanların, önce Atatürk’ün elimizdeki “açık vasiyetinin” hukuka aykırı olarak çiğnenmesine ses çıkarmaları gerekir. Atatürk’ün bir “vasiyet mektubuyla” hazineye devrederek Türk milletinin hizmetine sunulmasını istediği çiftlikleri, bugün bu vasiyete aykırı olarak yandaşlara ve yabancılara haraç mezat peşkeş çekilmektedir. Bu durum, hukuka, insan haklarına ve kamu vicdanına aykırıdır. Bu durum, Mustafa Kemal Atatürk’e yapılmış büyük bir saygısızlıktır.

Yalan makinesi tarihçimizin de tarihi gerçekleri çarpıtmayı bırakıp Atatürk’ün vasiyetine aykırı olarak Atatürk’ün Örnek Çiftliklerinin yandaşa haraç mezat satılmasının hesabını sorması” gerekir. Namuslu bir aydının yapması gereken şey budur!

Yalan Makinesi Tarihçimiz Atatürk’ü Bugünkü Siyasilerle Karıştırmış!

Edindikleri servetleri eşe dosta, yandaşa akıtan günümüzün Başbakanları ve bakanlarının Atatürk’ten alacakları çok ama çok büyük dersler vardır.

Yalan makinesi tarihçimiz anlaşılan Atatürk’ü bugünkü cukkacı siyasilerle karıştırmış! Siyasi hayatları süresince mal,mülk,servet peşinde koşan, hem kendi ceplerini hem de eş, dost ve yandaşlarının ceplerini dolduran, İsviçre bankalarında gizli hesaplar açtıran, oğula gemicik alan, eşe kuyumcu dükkanı açan bugünkü siyasilerle Atatürk’ü kıyaslamak, Atatürk’ün de onlar gibi “mal, mülk, para düşkünü” olduğunu kanıtlama gayreti işçinde çırpınmak, bana soracak olursanız komik olmuş!

Yalan makinesi tarihçimiz, bugünün çalan-çırpan, eşi dostu kayıran siyasetçisine meşruiyet kazandırabilmek için “Atatürk de çalmıştı, çırpmıştı, malı, mülkü vardı!” diyebilme densizliğini göstererek hem komik duruma düşmüştür, hem de yandaşlığın-yalakalıkla tarihi çarpıtmanın son örneklerinden birini vermiştir.

Yalan makinesi tarihçimize şunu da hatırlatalım ki; eğer Atatürk, para pul peşinde koşsaydı I. Dünya Savaşı sırasında Alman komutan Falkenhayn tarafından kendisine verilmek istenen sandıklar dolusu altın rüşvetini kabul ederdi! Eğer Atatürk mal mülk düşkünü olsaydı kelle koltukta, yokluk ve yoksulluk içinde bir Kurtuluş Savaşı’nın önderi olmaya soyunmaz, işbirlikçiler gibi İngilizlerin kanatları altında gayet rahatça hayatını sürdürürdü. Ya da kendisine yapılan Halifelik tekliflerini kabul eder, para pul içinde yüzerdi.

Ah Atatürk düşmanı yobaz kafa ah!…

Yalan makinesinin daha mantıklı, ayakları daha sağlam yere basan yeni yalanlarını bekliyoruz!!!

NOT: Atatürk’ün Örnek Çiftlikler Projesi’nin ayrıntılarını AKL-I KEMAL, “Atatürk’ün Akıllı Projeleri”, C.I, adlı kitabımdan okuyabilirisiniz.

Sinan Meydan– 17 Haziran 2012

Kaynak gösterilmeden kullanılamaz: Kaynak: http://www.sinanmeydan.com.tr

Fotoğraflar:

Atatürk (Gazi) Orman Çiftliği ve ATATÜRK

Atatürk’ün emriyle, Yalova Köşkü’nün altına tren rayları döşetilerek kaydırılması çalışmalarından görüntüleri

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: