Günlük arşivler: Haziran 22, 2012

Kendileri Gibi Düşünmeyenleri Fişleyerek Ajan İlan Etmeye Çalışmışlar


Malatya Özel Yetkili 3. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilen Zirve Yayınevi’ndeki cinayetlere ilişkin yeni ek iddianamede, cinayetlerin faili olarak gösterilen örgütün, farklı düşüncelere sahip kişileri işbirlikçi, CIA, MOSSAD ajanı gibi göstererek fişlediği öne sürüldü.

Buna karşılık, örgütün, Türk ordusu içinde kendi düşüncelerini benimseyen gruba kendi menfaatleri doğrultusunda yasama ve yürütme organlarını lağvetmeyi, yerine kendi ideolojisine uygun bir yönetim tesis etme yönünde faaliyetlere giriştiği iddia edildi.

Örgütün, darbe için zemin hazırlama yolunda Atatürk’ün yolunu takip ediyormuş izlenimi vererek, ‘hedef’ kitle olarak belirledikleri kesim tarafından sempati ile karşılanmayı amaçladığı savunulan iddianamede, bu tavırlarını maske yaparak antidemokratik müdahalelerin gerçekleştirilmesine çalışıldığı savunuldu. 2002 yılında yapılan genel seçimlerden sonra ‘Ergenekon’ dökümanında belirtilen yöntemlerin tek tek uygulamaya konulduğuna dikkat çekilen iddianamede, “Mevcut meclisi ve hükümeti ortadan kaldırmak için her türlü yola başvurulduğu, bu çerçevede öncelikli olarak Cumhuriyet Gazetesi’ne el bombası attırıldığı, arkasından da Danıştay 2. Dairesi’nde görev yapan yüksek yargıçlara yönelik silahlı saldırı eyleminin gerçekleştirildiği, Danıştay saldırısından önce ve sonra da benzer olayların zincirleme bir şekilde devam ettiği görülmüştür.

Eylemlerin amacı, zamanı ve yapılış tarzı dikkate alındığında, eylemlerin aynı merkezden yönlendirildiğine ve Ergenekon Terör Örgütünce yapıldığına dair ciddi şüphelerin bulunduğu görülmüştür. Özellikle Rahip Andrea Santoro, Hrant Dink ve Zirve Yayınevi cinayetlerinin işlenme süreçlerine ve nedenlerine bakıldığında; maktüllerden Rahip Andrea Santoro, Tilman E. Geske, Necati Aydın ve Uğur Yüksel’in misyonerlik faaliyetleri yürüttüğü, cinayetler öncesi toplumun hassasiyetlerinin kaşındığı ve özellikle maktullerin hedef tahtasına oturtulduğu gözlenmiştir.

Yürütülen tüm bu faaliyetler sonrası cinayetlerin peş peşe işlenmesiyle de ülkede biran önce iç çatışma, anarşi, terör ve kaos ortamı oluşturma, askeri müdahale için gerekli zemini hazırlama, mevcut yürütme organını yasa dışı yollarla devirme veya işlevsiz hale getirerek iktidardan uzaklaştırma amaçlarının hedeflendiği anlaşılmıştır. Zirve Yayınevi cinayeti sonrası, işlenen cinayeti başta AK Parti ve Fethullah Gülen cemaatine yıkmak için yürütülen dezenformasyon faaliyetleri işlenmiştir.” ifadelerine yer verildi.

Kaynak: http://www.haberimport.com/haber/kendileri-gibi-dusunmeyenleri-fisleyerek-ajan-ilan-etmeye-calismislar-101448.htm#ixzz1yZJWXMKO

Ergenekon Sanığı Özel: Mühimmatı Üvey Babam İhbar Etti


Ergenekon Davası’nda savunma yapan tutuklu sanık Ulaş Özel, kendisinde bulunduğu iddia edilen silah ve mühimmatın üvey babasının ihbarı üzerine ele geçirildiğini söyledi.

Ergenekon Davası’nda savunma yapan tutuklu sanık Ulaş Özel, kendisinde bulunduğu iddia edilen silah ve mühimmatın üvey babasının ihbarı üzerine ele geçirildiğini söyledi.

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’de görülen Ergenekon Davası’nın 193. duruşmasında Şile Kazısı’na ilişkin dava dosyasının tutuklu sanığı Ulaş Özel savunma yaptı. TİKKO örtütünün askeri sorumlusu olarak Tuncel’i bölgesinde faaliyet gösterirken 1999 yılında güvenlik güçlerine teslim olduğunu söyleyen Ulaş Özel, Pişmanlık Yasası’ndan yararlandığını anlattı. Özel, teslim olduğunda güvenlik güçlerine 2 kaleşnikof, G-3 piyade tüfeği, tabancalar ve mermilerden oluşan mühimmatını da teslim ettiğini söyledi.

Tunceli jandarma özel harekat taburunda çalıştığını söyleyen Özel, "4,5 yıl Tunceli’de ve İstanbul‘da çeşitli istihbari faaliyetlerde bulunarak operasyonlara katıldım. Yaptığım hizmetlerden dolayı da takdir belgeleri aldım. Jandarma istihbarat müdürlüklerinde ve özel harekat grup komutanlıklarında çalıştım, JİTEM’ci diye suçlandım. JİTEM suç ise benim çalıştığım yerler İl Jandarma İstihbarat Şube Müdürlüğü adı altında aynı binalarda devam ediyor. Ben terör faaliyeti dışında ne yapmışım ki. Yasa dışı adam mı öldürmüşüm?" dedi. Özel, "Ergenekon sanıklarında anlayamadığım bir şey var. Hep inkar. Yasa dışı bir şey yapmamışlar ki niye korkuyorlar. Gel burada anlat. İnkar etseler de ortaya çıkabileceğini düşünmüyorlar" diye konuştu.

"TERÖR ÖRGÜTÜNDEN SONRA DEVLETE SIĞINDIM"

Özel, "Terör örgütünden sonra devlete sığındım. Devlete çalıştık. Meslek yok, iş yok, güç yok. Devletin gizli işlerini biliyorsun, istihbarat yapıyorsun. Sonra rehabilite yok, kimlik yok, ortada bıraktılar" dedi.

Kendisine ait olduğu iddia edilen silah ve mühimmatın 2 yıl üvey babasının evinde kaldığını söyleyen Özel şunları anlattı:

"Bu silahlar annemin evindeydi. Üvey babam biliyordu. Annemle problem yaşamasının ardından üvey babam, benim eylem yapacağım şeklinde polise ihbar yaptı. Amacı beni cezaevinde attırıp annemin malını mülkünü yemekti. Polis bana TİKKO üyesi olarak operasyon yaptı. Bu malzemeleri çalmadım. Hadi 2-3 tanesini çalayım. 6 tane el bombasını ben ne yapacağım. Mafya ve suç örgütüyle bağlantım yok. Bombaları çalıp ne amaçla kullanacaktım."

Özel, aynı dosyanın sanıkları Hüseyin Yanç ve Okan İşgör’ün kendisine yönelik beyanlarının doğru olmadığını belirtti. Özel, jandarmaya hizmet ettiği dönemlerde Jandarma Genel Komutanlığının 3 kurmay başkanıyla çalıştığını da sözlerine ekledi. Özel, davada yargılanan sanıkları ise tanımadığını söyledi.Duruşma Özel’in savcılıkta ve mahkemelerde verdiği ifadelerinin okunmasıyla devam ediyor. – İstanbul / Silivri

Canınız çıksın… Altemur KILIÇ


Artık alıştık ve kanıksadık. Günlük hava raporu gibi, trafik kazası gibi… Hakkari’de gene Çukurca’da 8 şehit 19 yaralı. Söndürülen 8 ocak ve yarıda kalan hayatlar. Evlatlarının akıbetini bekleyen 19 aile. Başbakan’dan muhalefete, siyasilerden vatandaşlara kadar herkes “bitsin artık bu acılar” diyor ama işte bitmiyor. Bu “gaflet ve ihanet” devam ettikçe de bitmeyecek…

Gaflet, en başta, bu müzmin kangren olmuş sorun konusuna yanlış teşhis ve ihanet boyutu da tedavinin bu katillerle müzakere -pazarlıkla-çözüleceğine inanmak, canlarımızın kaybını trafik raporu gibi bildirmek. Hem acı hem de artık gülünç!

Her böyle olaydan sonra PKK eşkıyasına karşı “geniş çapta operasyonlar” düzenlenir.. Ve sonra da “10 -20 PKK’lı öldürüldü” diye açıklamalar yapılır! Bu hınzırların yüzü, bini öldürülse ne yazar; mümbit arazide yetişiyor bu kadınlar, adamlar .. Ve kentlere de ihraç ediliyor. Gaflet ve ihanet, yılanın başı Kandil’de ezilmedikçe ve kökleri, tohumları kurutulmadıkça, devam edecek…

Bu olayın çözümünde adamlardan, ABD’den, Obama’nın ayağına gidip veya Barzani ve Talabani’den medet ummak da gafletten öte hacalet!

Ben, bu haydutlar “Büyük Kürdistan” sevdasından vaz geçmedikçe sorunun çözülmeyeceğini defalarca yazdım. İçimizdeki Kürt muhipleri, ileri demokratik özerklik taleplerini Kürdistan’a giden yolun başlangıcı olduğunu bile bile kabulleniyorlar.

Şu kafa karıştırmanın içteki ihanetine bakın ki; bizler 8 şehitten sonra “Yetti gayri. Kuzey Irak’a girin ve kökünden bitirin şu işi” derken onların endişeleri “müzakere” sürecinin birileri tarafından sabote edilmesi, provokasyon ve “Zana Açılımı”na sekte vurulması. Böyleleri oldukça düşmanlara ne hacet!..

Ben bu noktada sözü, PKK elebaşısı ve son toplu cinayetin planlayıcısı Bahoz Erdal kod adlı Fehman Hüseyin’e bırakıyorum: “Sömürgeci Türk devleti ve AKP Hükümeti’nin soykırımcı politikası ve saldırıları devam ettikçe de gerilla güçlerimizin direnişinin güçlenerek devam edeceği tartışmasızdır..

Karadeniz’den Amanoslara, Serhat’tan Kayseri’ye kadar Kürdistan’ın her yerinde ve Türkiye’nin birçok yerinde etkili eylemlilik süreci geliştirildi. Şu anda da operasyon ve gerilla güçlerimizin etkili eylemleri artarak devam etmektedir..Halkımız ve hareketimiz açısından belirleyici olan Önderliğimizin durumu söz konusuyken ve Roboskî gibi halka yönelik katliamlar gündemdeyken Ölümsüzler Taburu’nun inisiyatif kullanması kaçınılmazdır.”

Bahoz Erdal emri vermiş, başka bir katil haydut Reşit Dostum uygulamış. Merdi kıpti cinayetiyle iftihar ediyor! Şimdi buyurun bu dişi ve erkek haydutlarla müzakere edin. Neyin pazarlığını yapacaksınız, yeni hudutların mı?..

Büyüklerimiz, her olaydan sonra olduğu gibi; “İyi şeyler olacak” deyip duran Cumhurbaşkanı Gül, saldırıyı ve yapanları lanetledi vs. vs! Hep aynı boş iyimser laflar!

Başbakan Erdoğan, “Hiçbir zaman terörü hiç kimse bizimle pazarlık konusu etmesin. Biz terörü hiçbir zaman pazarlık konusu olarak telakki etmedik. Bu mücadeleyi sonuna kadar sürdüreceğiz.Yapılacak olan tek şey vardır, teröristlerin silahlarını bırakmalarıdır” demiş…

Doğru. “Açılımın baş mimarı” ve Oslo sürecinin amiri ve şimdi de Zana kadınla görüşmeyi “doğal” sayan Başbakan’dan ferahlatıcı sözler! Ama bakalım nereye ve ne zamana kadar…

PKK’nın silahları bırakması, kaşarlanmış canilerin huylarından vazgeçmesi gibi… Silahları bırakmazlar. Olsa olsa gene kullanmak üzere toprağa gömerler.

BDP Diyarbakır milletvekili Altan Tan Başbakan’la açıkça dalga geçiyor; “Silahları nereye bırakalım, Erbil pazarında satalım mı” diye…Verilecek cevap; “Onları size verenlere iade edin” ama müstamel mal kabul etmezler. Bir başka cevap daha var ama ona da benim terbiyem müsaade etmez…

***

Görmüyorlar mı, eşkıya şu sıra kanlı eylemlerini TC devletini, pazarlığa ve teslimiyete zorlamak için artırıyor. Bahoz haydudunun itiraf ettiği gibi!.. Bizde bu gaflet ve ihanet sürdüğü müddetçe, bu cinayetlerin ve şehit cenazelerinin sonu gelmez. Tek çare; Türk’e ve Türk devlet adamına yakışan, Devlet Bahçeli’nin ve bizim bilge adamlarımızın dediği gibi Kandil’i başlarına geçirmektir… Böylece kangren kesilip atılır. Gerisi her cinayetten sonra olduğu gibi boş laftır. Haydutların sözlerine itibar etmek, onlara cesaret vermek devletçe dünya aleme gülünç olmaktır!..

Provokasyon, Uçağı Amerika Düşürdü


Provokasyon, Uçağı Amerika Düşürdü

Bülent ESİNOĞLU

Suriye sınırları içinde düşürülen Türk uçağını Amerika, İsrail veya İngiltere, ya da bunların müşterek operasyonları neticesinde düşürüldüğüne, adım gibi inanmaktayım.

Bu düşünce, bir komplo teorisi gibi görünse de, bizi bu şekilde düşünmeye sevk eden, tarihi ve son zamanlarda yaşadığımız birçok olaylardır.

Daha dün Newyork Times yazdı. Türkiye, Katar ve Suudi Arabistan’ın CIA vasıtasıyla, Suriyeli muhaliflere silah ve lojistik desek verdiğini.

Peki, Amerika neden böyle bir provokasyona ihtiyaç duyar, onu anlamaya çalışalım.

Türk tarafı Birleşmiş Milletler kararı olmaksızın Suriye’ye bir müdahalede bulunmayacağını açıklamasından bu yana böyle bir provokasyon zaten beklenebilirdi. Putin/ Erdoğan görüşmesinden sonra, Türk tarafının isteksizliği daha da artı.

Amerika’nın, böyle gerginlik yaşayan ülkeleri kısa zamanda kapıştırmak gibi, bir alışkanlığının olduğunu biliyoruz.

Böyle bir provokasyon kimin işine yarar diye akıl yürüttüğümüzde, ilk kalemde aklımıza gelen İsrail’dir. Eğer sizinde aklınıza gelen bu ihtimal ise gerisine fazla kafa yormamak gerekir.

Türk halkının ve ordusunun ikna edilmesi için, bu veya buna benzer Amerikan provokasyonları ile karşılaşacağımızı tahmin etmek hiç abartı olmaz.

Zaten Amerika’da bir müdahale zemini yaratacaksa, bu tür provokasyonlar, bu işin tabiatında var.

Rus Rusya Time İnretnet sitesi uçağın Suriye hava sahasında düştüğünü ve pilotların Suriye devletinin elinde olduğunu açıkladı.

Bizim uçakların Suriye sınırları içinde ne işi var dersek, Amerikan İncirlik Üssünün, Kürecik Üssü’nün ne işi var, demiş oluruz.

Biz neyimize kendi irademiz ile kumanda ediyoruz ki, uçağımıza kumanda edebilelim.

Tehlikeli bir dönemece girdiğimizi söylemeliyim.

Bakalım Amerikancı gazeteler ve medya yarın bu uçak düşme olayını nasıl kullanacak? Hangi manipülasyonlar yapılacak? Kafalar nasıl karıştırılacak?

Yaşayıp göreceğiz.

22.6.2012, bulentesinoglu

Mehmet Ali Ağca “Yahudi’yim” dedi ama…


Abdi İpekçi suikastının tetikçisi Mehmet Ali Ağca’dan ilginç bir basın toplantısı…

Milliyet gazetesi Başyazarı merhum Abdi İpekçi’ye düzenlenen suikastın tetikçiliğini yapan ve Vatikan’da Papa’ya suikast düzenleyen Mehmet Ali Ağca, Mecidiyeköy’de bulunan bir apartman dairesinde toplantı düzenleyerek habercilerin karşısına çıktı.

Açıklama sırasında Ağca oturduğu yerden kalktıktan sonra, "Size tarihi bir belge veriyorum. Boşuna yorulmadınız" dedi ve altında kendi imzasının bulunduğu yazılı açıklamayı bırakarak salonu terk etti.

‘BU TARİHİ BİR BELGE’
Basın mensuplarının sözlü açıklama talebi üzerine Ağca tekrar basın toplantısının düzenlendiği salona geldi. Ağca bu sefer de daha önce dağıttığı yazılı açıklamayı elinde tutarak, "Bu tarihi bir belgedir. Kendi imzamla dünya tarihine bırakıyorum. Satanist din tüccarları, satanist laikçiler, satanist ateistler, satanist komünistler iyi okusunlar, iyi anlasınlar. La ilahe illallah , yaşasın laik dünya düzeni, yaşasın laik Türkiye Cumhuriyeti" diyerek tekrar salondan çıktı.

‘BEN BİR YAHUDİ’YİM’
Ağca, basın mensuplarına dağıttığı ve dünya tarihine bıraktığını söylediği yazılı açıklamasına kendisinin bir Yahudi olduğunu belirterek başlamış. Ardından birçok siyasiye ağır ithamlarda bulunmuş ve şarkıcı Madonna’ya da küfür etmiş..

‘MESİHİM’ DEMİŞTİ
Mehmet Ali Ağca, İtalyan hapishanesindeyken "Ben mesihim" gibi ilginç iddialarda da bulunmuştu.

İHRAM GİYİP UMREYE GİTTİ
Yahudi olduğunu iddia eden Ağca, geçtiğimiz mart ayında da umre ziyareti için Cidde’ye gitmişti.

Filiz Akın’a MİT ajanı iması


Gazeteci Ömer Şahin’in Kanal A’da sunduğu "Görüş Farkı" programına katılan AK Parti Gaziantep Milletvekili Şamil Tayyar, önemli açıklamalarda bulundu.

Yüksek trajlı ve etkin gazetelerde mutlaka bir istihbarat ajanı bulunduğunu iddia eden Şamil Tayyar, “Ben hep şu tezi savundum, savunmaya da devam edeceğim. Yüksek tirajlı ve etkin gazetelerde mutlaka ve mutlaka bir istihbarat ajanı vardır. Yerli yabancı fark etmez, mutlaka kullanırlar kullanmak isterler. Eğer değilse orada bir gariplik vardır demektir. Sonuçta istihbarat örgütünün işi bu, istihbarat elde edecek. Yani her türlü araçtan yararlanabilir.” diye konuştu.

Gazeteci Avni Özgürel ’in MİT’le ilişkisi olduğuna dair iddialar olduğunu belirten Tayyar, “Murat Karayılanla Avni Özgürel bir röportaj yaptı. Avni Özgürel için geçmiş yıllarda iddalar ortaya atıldı. MİT’le ilişkisi olduğuna dair iddalar atıldı. Doğruluk derecesini bilmiyorum, bilmediğim için de bir şey diyemiyorum. Fakat Abdullah Öcalan ‘ın MİT’e çalıştığını ilk söyleyen isimlerden birisidir. Ankara ‘da Kızılay bölgesinde MİT’e bağlı bir fikir ajansına girerken Abdullah Öcalan ‘ı gördüğünü söylüyor. Bunu zaten sonra kendisi de yazdı. Avni Özgürel daha sonra kaç yılındaydı şuan hafızamda değil, Beka Vadisine Abdullah Öcalan ‘la röportaj için gittiginde o anısını hatırlatıyor, "Ben sizi falanca tarihte orada görmüştüm, o siz miydiniz?" diye orada soruyor. Şimdi kendisi orda ne geziyodu bilmiyorum ama sonuçta geçmiş dönemlerde belli mahfillerde dolaştığınız zaman bu ister istemez oluyor.” dedi.

FİLİZ AKIN’A MİT AJANI İMASI

Sanatçı Filiz Akın’ın da MİT ajanı olduğu imasında bulunan Tayyar, şunları söyledi: “MİT ajanlığı yapmış çok sayıda sanatçı ve film yıldızları var. Milli İstihbarat Teşkilatının arşivi açıklansa mesela Filiz Akınla ilgili çok özel bilgiler çıkabilir diye düşünüyorum. Eşi eski MİT Müsteşarı ama o ilişkinin öncesine bakmak lazim. Yani eşinden söylemiyorum bunu çok var.”

CIA’in Türkiye’deki gizli operasyonu’


Suriyeli muhalif gruplara silah sevkıyatının, Türkiye’nin güneyinde faaliyet gösteren bir grup CIA ajanı tarafından organize edildiği öne sürüldü

Ortaya atılan bir diğer iddia da bu silahların finansmanının Türkiye, Katar ve Suudi Arabistan tarafından karşılandığı.

ABD’de yayımlanan New York Times gazetesi, üst düzey ABD’li ve Arap istihbarat yetkililerine dayandırdığı haberinde, muhaliflere CIA aracılığıyla otomatik tüfek, tanksavar ve diğer bazı başka silahların verildiğini iddia etti.

Bu silah sevkıyatının, Suriye’deki Müslüman Kardeşler’in de aralarında olduğu bir grup aracıdan oluşan gizli şebekeler üzerinden yapıldığı ve silahların parasının da Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar tarafından ödendiği belirtildi.

Gazeteye konuşan üst düzey ABD’li bir yetkili, CIA ajanlarının son birkaç haftadır Türkiye’nin güneyinde faaliyette olduklarını ifade etti. CIA ajanlarının bir diğer görevi de söz konusu silahların El Kaide ve başka terör örgütlerinin eline geçmesini engellemek.

CIA’İN TÜRKİYE’DEKİ ÇALIŞMALARI

ABD yönetimi, uzunca bir süredir Suriyeli muhaliflere silah verdiği iddialarını reddediyor ancak bu gruplara telsiz, ilaç, gece görüş gözlüğü, kurşun geçirmez yelek gibi silah dışı yardımlarda bulunduğunu kabul ediyordu.

NYT, Türkiye’de faaliyet gösteren ABD istihbarat birimlerinin Suriye’nin değişen muhalefet yapısı hakkında daha fazla bilgi edinmeyi amaçladığını ve buna göre hangi gruplara silah verilmesi gerektiğine karar verdiklerini de ifade etti.

Gazeteye konuşan ve düzenli olarak ABD’li muhataplarından bilgi alan Arap bir istihbarat yetkilisi, "CIA görevlileri burada bulunuyor ve hem yeni kaynak hem de kendilerine çalışacak yeni kişiler bulmaya çalışıyor" dedi.

CIA’in Suriyeli muhaliflere tek yardımı silah ve mühimmatla da sınırlı değil. ABD’li yetkililer ve CIA ajanları, Suriye birliklerinin durum ve konum bilgilerine dair uydu görüntülerini ve başka bazı detaylı istihbaratı da muhaliflerle paylaşıyor.

Ancak ABD yönetimi, henüz CIA ajanlarını Suriye’ye yollamak gibi daha sert adımlar atmış değil.

ABD SURİYE’YE SİLAH SATIŞINI ENGELLEME NİYETİNDE
NYT, Beyaz Saray Sözcüsü, Dışişleri Bakanlığı ve CIA yetkililerinin Suriyeli muhalifleri desteklemeye yönelik istihbarat faaliyetleri hakkında yapmayı reddettiklerini de ifade etti.

ABD yönetimi bir yandan da Rusya üzerinde baskı yaratarak, Esad rejimine yönelik silah satışını da durdurmaya çalışıyor.

Geçtiğimiz hafta, Suriye’nin Rusya’ya bakım için gönderdiği taaruz helikopterlerinin yeniden Şam yönetimine teslim edilmemesi için ABD yönetimi devreye girmişti. Helikopterleri taşıyan gemi, İskoçya kara sularında durdurulmuştu.

Suriye ve Rusya başta olmak üzere bazı ülkeler ABD’nin uzunca bir süredir Suriyeli muhalifleri silahlandırdığını ileri sürüyordu. (Hürriyet)

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: