Aylık arşivler: Temmuz 2012

Top 10 Secret Features of OS X Mountain Lion


OS X Mountain Lion was released this week and we’ve told you everything you need to know about Apple’s new operating system—except one thing: the secret features. With over 200 small changes, a few of them were bound to be awesome. Here are our top ten favorites.

10. Encrypted Time Machine Backups

Time Machine is a great, simple backup service that’s been a part of OS X for a few years now. One of the primary complaints, however, is its lack of options. While Mountain Lion didn’t bring a ton of configurability—and Apple is unlikely to add too many options in favor of simplicity—it did bring encrypted backups. If you’ve got some sensitive materials on your hard drive, you no longer need to worry. Enabling encrypted backups is simple: go into the Time Machine section of System Preferences, click on Select Disk, choose a disk, and check the box beside Encrypt Backups.

9. Organize Your Dashboard Widgets into Folders

In addition to offering a much simpler Dashboard where your available widgets are presented like apps, you can now organize them into folders. This works much like you’d expect. Just drag one widget onto another and a folder will be created. You can name it whatever you like and start keeping your widgets tidier so it’s simple to find what you want. And if that’s not enough, you can now search your widgets as well. You’ll find a search box up at the top of the screen when adding a new widget.

8. Pin Notes to the Desktop

It seems Apple hasn’t forgotten that people still love Stickies, an old little notes app from the days os Mac OS 9. Stickies is notably missing from Mountain Lion, likely because the Notes app has replaced it. It may seem like you can’t have desktop-friendly notes, but if you double click on any note in your notes list you can open it separately just like the sticky notes of old. It’ll stick around even if you close the primary notes window, too. Even better, your notes will now sync with iCloud so you can have all your important text on every Mac you own.

7. Tweet from Notification Center

If you like to tweet, Mountain Lion has plenty of ways you can do it with Twitter integration throughout the OS. Anywhere you see the share icon, you can share it on Twitter (if you’re signed in via the Mail, Contacts, & Calendars section of System Preferences). Doing so ends up composing a message containing a file or URL, however, so it’s not that convenient if you just want to tweet some text. That’s where Notification Center comes in. Open it up, and you’ll find a link that says "Click to Tweet" at the top. It does exactly what you’d expect.

6. Single Sign-On

Since Lion, OS X has allowed you to sign into many of your accounts from the Mail, Contacts, & Calendars section of System Preferences. Mountain Lion now uses this information more effectively by keeping you signed into these services whenever you need to log in. This way you don’t have to enter your username and password constantly, and that information is stored securely on your computer. Right now your options are fairly limited, but Apple intends to add Facebook access in the Fall so we may be able to expect incremental updates that add single sign-on integration in the future.

5. Quiet Notification Center for a Day

Notification Center does a pretty good job of staying out of your way, but if your want your notifications to shut up for awhile you can do that pretty easily. All you have to do is option-click the Notification Center icon in the top right corner of your menubar. Alternative, you can open Notification Center, scroll up in the list, and you’ll find a toggle switch to turn "Do Not Disturb" mode on and off.

4. Rename Files in the Document Header

Full size

Working on a document and want to change its name? Prior to Mountain Lion you’d have to save it, close it, change the name in the Finder, and then open the document back up again. Now you can just click its name and choose Rename from a list of drop-down options. This is much easier and less time-consuming.

3. Share Images (and Other Stuff) from QuickLook

Full size

Mountain Lion makes every effort to make sharing easy, and one of the best implementations is through QuickLook. Say you’re browsing photos on your camera using QuickLook and you want to share one, all you have to do is click the share icon and send it over to Flickr, Twitter, an email, or, in the Fall, Facebook. This is a pretty simple way to just get your photos where you want them at a moment’s notice.

2. Insert a Page into a PDF Document Using Your Scanner

Full size

Let’s say you have a PDF document and it’s missing a page, or you just want to add a new page easily. In Mountain Lion, you can insert pages easily by opening the Edit menu and visiting the Insert submenu. Here you’ll find options to insert a page from a file or by scanning it in. Both are cool, helpful, and a welcome edition to Preview—OS X’s most underrated app.

1. Copy Files in Screen Sharing

When you’re remotely accessing another computer with Screen Sharing, you’re generally doing this to control that computer. Sometimes you’ll find yourself without a file you need on that machine, but happen to have sitting on your primary computer’s desktop. In Mountain Lion, you can just drag the file onto the shared screen, drop it where you want it, and it’ll be copied over the network. This feature has actually been around in Apple’s Remote Desktop software for several years, but it’s nice to finally see it on the consumer side. Note: to use this feature, both the shared and primary computer need to be running Mountain Lion.

Beni hangi PKK tehdit ediyor /// CC : @EmreUslu


Emre USLU/Taraf Gazetesi

Akşam gazetesinin manşetten duyurduğu haberde PKK’nın beni öldürmek üzere gönderdiği militanın yakalandığı bilgisi var. Doğrusu, kendi katilim hakkında yazı yazmak tuhaf bir duygu ama PKK’nın beni hedef alması olayı başlı başına tuhaf bir durum. Burada temel soru şu: PKK beni neden hedef yaptı? Ya da hangi PKK? PKK’nın bana yönelik tehdidi yeni değil. Geçen iki aylık dönem içersinde Abdullah Öcalan benim adımı kullanarak, kendisinin “idam” edilerek ortadan kaldırılacağını ve benim de kendisinin “idam”ını istediğimi iddia etmişti. Bu baştan sonra yalan yanlış değerlendirme üzerine ben de yazı yazıp cevap vermiştim. Bunun ertesinde Öcalan orada da durmadı kendisini ortadan kaldıracak yapının “gizli NATO” olduğunu benim de bu yapının parçası olduğumu ima etti.

Bu dil ve bu kafa tam anlamıyla bir Doğu Perinçek ve Yalçın Küçük kafasıydı. Doğrusu çok ciddiye almamıştım ama Emniyet’ten aranıp koruma tahsis edince durumun ciddi olduğunu anladım. Bunun üstüne Öcalan’ın avukatlarıyla irtibata geçtim. Avukatlardan Mehdi Öztüzün ve Avukat Mahmut Alınak ile konuyu konuştum. Önce Öztüzün bana Öcalan’ın beni tehdit etmediğini açıklayıp ortada bir yanlış anlaşılma olduğunu ifade etti. Daha sonra bir televizyon programında karşılaştığım Avukat Mahmut Alınak’tan özellikle sordum Öcalan’ın beni neden tehdit ettiğini. Kürt sorununa liberal perspektiften bakan benim Öcalan ve PKK tarafından tehdit edilmem anlamsızdı çünkü. Bana göre ya Öcalan yanlış bilgilendiriliyor ya da Öcalan da benim yazılarımla rahatsız ettiğim Ergenekon çevreleriyle ortak hareket ediyordu.

Alınak benimle görüştükten sonra İmralı’ya gitti ve benim adımın neden Öcalan tarafından dile getirildiğini sordu. Alınak’tan edindiğim bilgilere göre Öcalan benim adımın o avukat görüşmelerine yanlışlıkla girdiğini, bir yanlış anlaşılma olduğunu belirtti. Alınak, bu yanlış anlaşılmanın avukat görüşmeleri yayınlandığında adım verilerek düzeltileceğini de belirtti. Ancak o görüşmelere ilişkin bilgiler yayınlandığında benim adım yoktu ve düzeltme de yapılmamıştı. Alınak da bu duruma şaşırdı ve bunu bir şekliyle kamuoyuna açıklayacağını belirtti.

Daha da ötesi Öcalan’ın avukatlarıyla başkaları da görüşüp benim PKK tarafından neden tehdit edildiğimi öğrenmeye çalıştılar. Onlar da ortada bir yanlış anlaşılmanın olduğunu ve Öcalan’ın bu durumu düzelttiğini ifade ettiler.

Bu durumda en azından bir avukat görüşmesinde, benim adım verilerek hedef olmadığım belirtiliyor ve o görüşmelerin ham hali örgüte ulaşmış olmalı. Buna rağmen, bir PKK’lının beni öldürmek üzere peşime takılması ve 15 hazirandan sonra beni öldürmeye çalışması açıkça Öcalan’a rağmen alınan bir tutum. Bu da benim uzun süredir yazdığım “kontrolsüz PKK grupları kaos yaratmak istiyor” argümanımı yeniden doğruluyor. İsteyen Mahmut Alınak’tan da, devlet kayıtlarından da bakabilir. Öcalan benim adımı vermenin bir yanlış anlaşılma sonucu olduğunu açıkça ifade etmiş. Üstelik bir saatlik görüşmenin beş dakikasında benim neden tehdit edildiğim konuşulmuş. Bu yalın gerçeğe rağmen, PKK halen benim peşime adam takıyorsa burada bir tuhaflık var demektir.

Odatv hedef gösterdi PKK öldürmek istedi

Bana göre durum açık. Deşifre ettiğim “derin PKK-derin devlet” ilişkisi birilerini bir hayli rahatsız etti ve bu yapı Öcalan’ın talebine rağmen beni ve diğer ismi geçenleri öldürerek kaos yaratmak istiyor. Bu noktada, Odatv adlı karanlık odakların mızrak uçluğunu yapan internet sitesinin konumu oldukça ilginç. Sahibi ve yöneticileri Ergenekon’dan tutuklu bulunan bu site PKK’lı militanın verdiği bütün isimleri hedef göstermişti. Odatv sadece kamuoyunca bilinen ben ve Önder Aytaç’ı değil o militanın adını verdiği diğer isimleri de hedef göstermişti. Kamuoyunca hiç tanınmayan özellikle iki Emniyet’çinin Odatv’den hedef gösterilip PKK tarafından öldürülmek istenmesi de tesadüf olabilir mi? Daha da önemlisi hedef gösterilen Emniyetçilerden birinin terörle mücadele ile yakından uzaktan alakası yok. Emniyet’teki tek sorumluluğu kurum içi eğitim. Buna rağmen Odatv tarafından hedef gösterilmiş bu kişilerin PKK tarafından hem de Öcalan’a rağmen öldürülmek istenmesi normal mi? Odatv “gazetecilik” adı altında arabamın markasını yayınladı ve beni plakasını yayınlamakla tehdit etti. Şimdi şunu merak ediyorum. Arabamın plakasını da PKK’ya Odatv mi verdi? Zira daha önce yazdığım yazılarda Odatv’nin bir Ergenekon terminali olduğunu ortaya çıkarmıştım.

Benim baktığım yerden durum çok net görünüyor. Ben Kastamonu olayından önce, ve daha önceki yazılarımda da birçok defa PKK içinde bir bölünme olduğunu ve bu bölünmede bir grubun Ankara’da derin yerlerle irtibatı olduğunu ifade ediyorum. Bunu değişik zamanlarda Karayılan da zımnen doğruladı. Ergenekon sanığı Albay Levent Bektaş da “PKK kamplarında peynir, süt sattık” diyerek bu ilişkinin derinliğine ilişkin ipuçları verdi. Dün Sabah gazetesi isim, tarih ve yer vererek PKK-Ergenekon ilişkisini deşifre etti. Ben bundan önceki yazdığım bir yazıda Şırnak’ta olaylar olmadan önce helikopterle Kuzey Irak’a geçtiği iddia edilen Mustafa Bakıcı’ının nereye gittiğini sordum; henüz resmî bir cevap gelmedi. Ama gayrı resmî cevabı PKK militanı bizi öldürmek üzere geldiği İstanbul’da yakalanınca öğrendik.

PKK ve özellikle Ergenekon çevrelerinin bu yazılarımdan rahatsız olduğu görülüyor. Nitekim Fırat Haber Ajansı dün yayına verdiği bir analizinde adımı vererek PKK-Ergenekon ilişkisini deşifre etmemden duydukları rahatsızlığı belli etmişti. Aynı paralelde Odatv’nin sahibi Soner Yalçın’a yakın duran gazeteci Serdar Akinan’ın satır arası mesajları çok önemli. Akinan, son bir hafta içinde Kandil’e gidip Karayılan ile saatler süren söyleşi yaptı ama nedense saatler süren konuşmanın ancak 15 dakikalık bölümü sayılabilecek bir kısmı yayımlandı gazetede. Bu da ayrıca ilginç. Benim tehdit edilmem ile ilgili Akinan’ın “15 Haziran’ın kodları” başlıklı yazısında bir bölüm var ki çok kritik. Şöyle yazmış Akinan: “15 Haziran tarihinden sonra tahmin dahi edilemeyecek şiddette bir saldırı başlatmanın hazırlığındalar. Kandil, ‘Bugüne kadar alışıldık yönetmelerin dışında bir saldırı olacak’ diyor. Bundan ne anlarsınız? Şimdilik özenle kısık sesle söylemeye çalıştıkları bu vurgu beni gerçekten endişelendiriyor. Başbakan’ın 12 Haziran gecesi 2. Balkon konuşmasına umut bağlayanların umudunu yürekten paylaşanlardanım. Fakat gerçeklik inanın bu değil. ‘Kandil içinde derin bir PKK var ve bunlar Ergenekon’la temas halinde…’ iddiasını tedavüle sokanlara ne söylenebilir bilemiyorum. PKK’nın sicili ortada…”

Bir yanda Öcalan yanlışlık oldu diye avukatıyla haber yolluyor öbür yandan Odatv hedef gösteriyor PKK peşimize adam yolluyor. Odatv’ye yakın bir yazar da “15 Haziran’ın kodları”nı çözüp “‘Kandil içinde derin bir PKK var ve bunlar Ergenekon’la temas halinde…’ iddiasını tedavüle sokanlara ne söylenebilir bilemiyorum. PKK’nın sicili ortada…” diyerek uyarıyor. Bu nasıl bir ilişki? Bu tehdit hangi PKK’nın tehdidi?

acilim1

YEMEN’DE BİR İRAN CASUS HÜCRESİ ÇÖKERTİLDİ


İRAN ANALİZ / Yemen İstihbarat kaynaklarının açığa çıkardığı casusluk hücresi İran ile Suriye rejimi arasındaki ilişkinin boyutlarını gözler önüne seriyor. Buna göre istihbarat kaynakları başkent Sana’da ifşa edilen İranlı hücreye lojistik ve her çeşit desteğin Suriye elçiliği tarafından verildiğini ortaya koyuyor. Birkaç yıldır Yemen’de çalışmalar yürüten bu hücrenin çökertilmesiyle ilgili olarak Yemenin içişlerine karıştığı gerekçesiyle İran büyükelçisi Dışişleri Bakanlığına çağrıldı. Yine Tahran’daki büyükelçilik de ülkeye geri çağrılırken ciddi kararlar alınacağına dair işaretler verildi.

Üst düzey bir yetkilinin verdiği bilgilere göre Yemen aleyhinde casusluk faaliyetleri yürüten şebekenin açığa çıkartılması üzerine İran’a yönelik bir takım kararlar alınacak. Şebekenin daha çok Sa’da bölgesindeki Şii terör örgütü Husilere yönelik çalışmalar yürüttüğüne dikkat çekildi. Yine Husiler ile işbirliği içinde casusların Aden ve Taiz eyaletlerinde de faaliyetler yürüttüğü öğrenildi. Yemenli gençlerin Beyrut’a gönderilip burada terörist olarak yetiştirilmeleri için çalışmalar yürütüldüğü de ortaya konuldu. Lübnan’da beyni yıkanan bu gençlerin eğitimi Şii Hizbullah örgütü ve İran Devrim Muhafızlarınca yapılıyor.

Kaynak yine İran’ın ülkenin güneyini bölmek için çalışan silahlı örgütleri de desteklediğini ortaya koyuyor. Bu çerçevede Esed rejiminin başkentteki elçiliğinin tam bir koordinasyon ile İran’a yardımda bulunduğuna da dikkat çekiliyor.

San’a ile Tahran arasındaki kriz İran’ın ülkenin içişlerine karışması, Husiler gibi terör örgütlerini desteklemesi ve bu yönde çeşitli casusluk şebekelerinin ifşa edilip ortadan kaldırılması ile devam ediyor.

ÖZGÜR SURİYE ORDUSUNUN BAŞARISI KİMLERİ NİYE ÇOK KORKUTUR?


İRAN ANALİZ / Özgür Suriye Ordusu son üç günde Türkiye-Ürdün ve Irak ile sınır kapılarındaki kontrol noktalarını birer birer ele geçirerek düşman güçlerine ciddi darbeler vurdu. Bunun üzerine gerek mezkur ülkeler gerekse uluslararası güçler harekete geçerek çeşitli görüşmeler gerçekleştirdi. Bunlardan en dikkat çekeni İran’ın güdümündeki kukla Irak hükümetinin Şii yetkililerinden ve bileşini Şii partilerin temsilcilerinden gelen açıklamalardı. Mezhepçi saiklerle yapılanan bu açıklamalar başkent Şam’da ciddi mevzi kazanan Özgür Suriye Ordusunun operasyonlarının hemen akabindeki menfur ifadeleriyle Hizb Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın açıklamalarına son derece benziyor. Aynı şekilde İran&Şii lobisinin de tutuşurcasına yaptığı bolca karapropaganda haberleri, makaleler ve yazılar korkunun derinliğini, Şam’ın düşmesinin birçok şeyi kökten değiştireceğini gösteriyor.

Mart 2011 tarihli devrimden bu yana Albukemal sınır kapısı başta olmak üzere çok uzun sınırını sıkı şekilde kapayan, devrime en büyük darbeyi vuran Maliki iktidarındaki kukla Irak hükümeti bu kapının Özgür Suriye Ordusunun eline geçmesi ile ciddi bir krizle karşı karşıya kaldı. Olayların doruğa çıktığı, başkent Şam ve çevresinden yüzbinlerce insanın katliamlardan kaçmak için sınıra yığılmasıyla ilgili çeşitli açıklamalar yapıldı. Bu bağlamda ilgili açıklama fanatik Şii Ali Debbağ adlı hükümet sözcüsünden geldi. İstanbul’daki İran destekli Şiilerin Zeynebiye Kültür Merkezi’nin daimi konuğu olan Debbağ Irak’ın mültecilere kapılarını açamayacağını söyleyerek açıkça kapıları kapattığını deklare etti. Yine gerek Debbağ, gerek Maliki liderliğindeki Şii Dava Partisi, Hekim liderliğindeki Irak İslam Yüksek Meclisi gibi diğer Şii oluşumlar da açıklama yaparak Özgür Suriye Ordusu ve Suriye devrimine yönelik düşmanca tavırlarını ortaya koydu.

Kukla meclis savunma komisyonu üyesi Hakim el-Zamili açıklama yaparak Özgür Suriye Ordusu (ÖSO)’nun sınır kapılarını ve dolayısıyla Suriye’yi kontrol etmesini tehlikeli görerek bunun Irak halkı ve Şiilerin kutsal türbeleri, mekanları açısından tehdit olduğunu ileri sürüyor? Gerekçe olarak 2003 yılında bu yana iktidarda oldukları Irak’ta dünyada eşi benzeri görülmemiş etnik temizlik ve Sünnilere yönelik düşmanca politikaları, mezhepçi düşmanlığını yansıtan bir ifade kullanıyor: “Onlar tekfirci ve şiddet kültüründen geliyorlar!”

YALAN, İFTİRA VE FIRTINADA TÜKÜREN İRAN&Şİİ LOBİSİ

Bu cümleyi Türkiye’deki Şiileşmiş fanatik İran-Şii lobisinin önde gelen isimlerinden Kenan Çamurcu, Alptekin Dursunoğlu, Nurettin Şirin vb isimler ile Caferi (12 imamcı Şii) Selahaddin Özgündüz ve çevresinin kullanması şaşırtıcı değil!

Elliyi aşkın korgeneral, tuğgeneral ve tümgeneral ile binlerce yarbay, albay, binbaşı ve üst düzey subay, on binlerce profesyonel askerin ayrılarak katliamları durdurmak için kurduğu Özgür Suriye Ordusu sanki bu lobi gibi beş-on kişiden oluşan, İran gibi dış destekli olan çete-lobi gibi lanse ediliyor?

Yalanlarını tekzip etmekten dolayı artık ciddiye dahi alınmayan Fars Haber Ajansının haberlerinden beslenen Şii lobisine ait sitelerin utanç verici bir haberi daha! Sözde Albay Riyad Esad tutuklanmış!!! Tıpkı Faruk Tugayları komutanının bir sene önce öldürüldüğü yönünde haber yapan el-Alem kanalının yalanları gibi….

Suriye devrimini lekelemek için aynı ifadeleri İran-Rusya-Esed rejimi ve Hizbullah gibi payanda örgütler, Şii merciler ve fanatik mollaların da bolca kullanması yüz binlerce kişiden oluşan bir silahlı halk hareketini yenemeyeceklerini ve gerçeği gizleyememelerinden kaynaklanıyor.

Öte yandan aynı zihniyetin izdüşümlerine bölgesel olarak bakıldığında da tablo değişmiyor? Suriye Haber Ajansı (SANA)’nın kullandığı dil İran haber ajansında, Hizbullah haber ajansında, rasthaber ajansında, Yeni Mesaj ve Ulusal Kanal gibi marjinal yerlerde de aynı şekilde farklı dillerde servis ediliyor.

Örneğin Irak İslam Devrimi Yüksek Konseyi liderlerinden fanatik Şii Sadrettin Kapancı da cuma günkü namazında şunları söylüyor: “Suriyenin şu an yaşadığı hadiseler hükümet için, Iraklı siyasi oluşumlar alarm verici bir durumdadır. Suriye’de yaşanan hadiseler Irak’ta yaşananlara çok benzemektedir!”

Hükümet sözcüsü Ali Debbağ ise her zaman Esed rejiminin yanında olduğunu ikrar edercesine: “Hükümet güçlerimiz Iraklılara uzanan elleri kesmek için Suriye topraklarına girecektir!” diyerek içi boş sloganlar savuruyor; zira Yeşil Bölgenin dışında hatırı sayılır anlamda tahakküm ettikleri yönündeki şüpheler çok yaygın.

Bu tür dozajı artan ve içinde en derin korkuları barındırdığı net şekilde görülen açıklamaları nasıl yorumlamalı? İran’ın fanatik Şii savunma bakanından, üst düzey Şii generallere, Ayetullahlar ve Hizb gibi Şii örgütlere, Türkiye’deki kökü dışarıda Şii örgütler ve lobi mensuplarına kadar aynı nakaratı dillendirdikleri mesajlar ve yoğun açıklamalar ne anlama geliyor? Irak özelinde bunun karşılığı ne? Bu sorulara kısaca yanıtlar geliyor aşağıda…

ÖZGÜR SURİYE ORDUSU: KURULUŞU, GELİŞİMİ VE GÜÇ DENKLEMİNDEKİ YERİ

Yukarıda ifade edildiği gibi Mart 2011 tarihinde halk ayaklanması başladı, Esed rejimi küçücük çocukları tutuklayarak bunlara inanılmaz işkenceler yaptı. Çocuklarını isteyen ailelere bunların cesetlerini alacaklarını söyledi, dahası Müslüman halkın şeref ve haysiyetini ayaklar altına alan tehdit ve küfürler ile bölge halkını gönderdi. İnfilak eden hadiseler tüm ülkeyi sardı, rejim katliamlar ve barbarca saldırılar ile karşılık vermeye devam etti. Bu tür net ve açık vahşete karşın ordu içinden küçük çaplı ayrışmalar başladı. Katliamlar arttıkça general seviyesine, yüzlerce askerden oluşan birlikler seviyesine, tankları ve zırhlı araçlarıyla ayrılacak kadar geniş kapsamlı ayrışmalar oldu. Kısa bir süre sonra Özgür Subaylar Hareketi kuruldu.

Yarbay Hüseyin Hermuş’un kurduğu hareket Türkiye’ye sığındı. MİT içindeki ihanet şebekesi ve Hataydaki Nusayri çetenin desteğiyle Hermuş Suriye muhaberatına teslim edildi. Aynı zaman dilimlerinde ordudan ayrılan Albay Riyad Musa el-Esad önderliğinde Özgür Suriye Ordusu kuruldu.

Özgür ordunun yanı sıra ülkenin her yerinde aşiretler, emekli güvenlik yetkilileri ve her bölgede yerel askeri meclisler şeklinde kuvayi milliyeyi andıran direniş hareketleri oluştu. Bunlar gece gündüz katil rejim düşsün diye gösteri yapan halkı korumayı hedeflemekteydi. Rejimin ağır silahlarla bombardımana tuttuğu şehirleri korumaya çalışan bu birlikler süreç içinde düşman hedeflerini, karakolları, kontrol noktalarını ve daha ileri süreçte emniyet genel müdürlüklerini, askeri karargahları basarak büyük çaplı başarılar elde etti. Her saldırı ve operasyonda yüklü mühimmat, silah ve esir ele geçirildi. Bu da aradaki büyük güç dengesi değiştirmede, esed işgal güçlerinin püskürtülmesinde önemli rol oynadı.

Ramazan arefesinde Tadamun, Seyyide Zeyneb, Hacerul Esved, Rükneddin ve Mezze, Yermük gibi başkent Şam’ın muhtelif yerlerinde rejimin en kilit noktaları vuruldu. Özgür Suriye Ordusunun Şam çevresindeki askeri birliklerinin de girdiği başkentte düşman güçlerinin kalbinden vurulduğu yeni bir merhaleye girildi. Aynı zaman diliminde Irak, Türkiye ve Ürdün ile sınırdaki kapılar, kontrol noktaları da eş zamanlı olarak birer birer direnişin eline geçti. Bu da başta Esed rejimi olmak üzere müttefiki İran-Rusya-Irak-Lübnan rejimlerini dehşete düşürdü. Öyle ki Hizbullah adlı Şii terör örgütü genel sekreteri Hasan Nasrallah alelacele açıklama yapma ihtiyacı hissetti. Rejimin direnişe destek verdiği, öldürülen bebe katili rejimin üst düzey komutanlarının şehit olduğu yönündeki sloganları tekrar etti Nasrallah….Oysa mezkur istihbarat bakanı, savunma bakanı ve diğer üst düzey yetkililer Sahabe Ordusu tarafından aylar önce zaten çoktan zehirlenerek öldürülmüştü? Asıl Nasrallah’ı ve Şii-İran denklemindeki unsurları korkutan ülkede rejimin yanında katliamlarda yer alan çok sayıda Şii teröristin de tasfiye edilmesiydi. Örneğin Temmuzun ortalarında Bağdat’ta Iraklı Şii teröristlerin kullandığı bir hücre ev özgür ordu tarafından basılmış, burada çok sayıda silah, araç-gereç, haritalar ve malzemeler ele geçirilmişti. Mehdi Ordusu teröristlerinin cesetleri Iraka, Hizbin cesetleri ise Lübnan’a tabutlar içine gidiyor, bunlardan bazılarının cenaze videoları direniş tarafından ele geçirilip paylaşılıyordu.

Şam’ın göbeğinde rejimi kalbinden vuran Özgür Suriye Ordusu ve halkın tamamen yer aldığı direniş gün geçtikçe genişliyor. Esed güçleri savaş jetlerini dahi kullanmaktan çekinmiyor. Buna mukabil Esed ittifak hattındaki yapılar da hareketleniyor. Komşulardan Irak, hükümet aracılığıyla rejimin yanında olduğunu her anlamda gösteriyor. Mevcut hükümeti teşkil eden Şii terör örgütlerden Dava Partisi, Fazilet Partisi gibi yapıların direk Suriye muhaberatı tarafından desteklendiği biliniyor. Tarihi boyunca Saddam karşıtı güçleri destekleyen Esed rejimi şimdi Maliki’nin liderliğini yaptığı Dava Partisine de her tür desteği verdi.

Anglo-Amerikan işgaline tıpkı İran gibi Suriye rejimi de destek vererek en önemli düşmanı gördüğü Saddam iktidarının çöküşünde önemli roller ifa etti. Riayet ettiği ve desteklediği Şii örgütler bu çerçevede dominant rol oynadı. Başta İran-Suriye muhaberatının oyuncağı olan ve terör faaliyetleriyle adından söz ettiren Nuri Maliki ile Dava Partisi gelmekteydi. 2003 sonrası iktidara oturtulan diğer Şii siyasilerin çoğunluğu da İran-Lübnan-Suriye üçgeninde hareket eden ve desteklenen kitleden oluşmaktaydı. Buna Amerika ve Avrupa’daki diaspora da dahil…

En büyük düşmanından kurtulan Esed rejimi yeni Irak’ta kendisine karşı yeni bir güçlü yapının oluşmaması için tüm kartları kullandı. Bunların başında ise el Kaide ismi altında çeşitli kılıflarla kullanılan örgütler yer almaktaydı. Direk terör saldırıları ile Irak’ta istediği an durumu allak bullak edeceğini, kendisi istemese Irak’ta bir şeylerin yapılamayacağını böylece göstermekteydi Suriye rejimi…Öyle ki en sıkı müttefik olan Maliki ve Şii ittifakı patlamaların yüzlerce cana malolması, içerdeki kamuoyunun baskısını en üst düzeye çıkarması nedeniyle Esed rejimine nota vermekteydi. İthamlar karşılıklı hakaret ve aşağılamalar, tehditlere kadar ulaşmakta, BM Güvenlik Konseyi Suriye’nin teröre destek verdiği gerekçesiyle acilen toplanmaya çağrılmaktaydı! Şii blok Maliki önderliğinde İran’ın da dolaylı desteğiyle Esed rejimine meydan okuyor görünmekteydi…

Ancak Mart 2011 tarihli Suriye devrimi aslında mezhepçi-pragmatist-realist dayanışmanın Esed-Maliki arasında Tahran riyasetinde son derece köklü olduğunu bir kez daha ortaya koymaktaydı. 360 derece dönen Maliki, klasik argümanlarla sonuna kadar Esed rejiminin yanında olduğunu gösterdi. Bunu hem sınırlarda güvenliği artırıp herhangi bir şekilde silah, insan geçişini engellemekle hem de silah yüklü İran uçaklarının rahatlıkla, kayıt şart ve kontrol olmaksızın hava sahasından geçerek Suriye’ye destekleri götürmesini sağlayarak göstermekteydi.

Bedir Tugayları, Mehdi Ordusu gibi fanatik Şii terör örgütleri milisleri de hükümetin imkanlarıyla Suriye’ye rejim saflarında savaşmak için gitmekteydi. Maliki iktidarı uygulanan ambargoyu aşması için özellikle İran mallarının geçişi, Suriye ticaretinin nefes alması için elindeki tüm imkanları Esed rejimi ile paylaşmaktaydı.

Yukarıdaki mezkur Şii oluşumların ve şahsiyetlerin tamamının karanlık geçmişi, işledikleri terör faaliyetleri, para-lojistik kaynakları ve hafızasına dair bilgilerin Esed rejimine ait muhaberabat kayıtlarında mevcut olduğu biliniyor. Bunların Özgür Suriye Ordusu ve direnişin eline geçmesi durumunda mezkur yapılar için deprem etkisi oluşturacağından şüphe yok. Aynı şekilde Esed rejiminin el Kaide ilişkisi, Türkiye’deki aşırı sol ve ırkçı Kürtçü hareketlerle, derin yapılar ve İran-Şii lobisine para transferi, destek hatlarıyla ilgili de şok etkisine sebep verecek belgeler olduğuna dikkat çekiliyor. Özellikle de askeri istihbarata ait 235 numaralı olarak bilinen birimde inanılmaz belge ve bilginin varlığına işaret ediliyor.

MALİKİ’NİN DAVA ARKADAŞI YOLSUZLUKTAN SIKIŞTIRILINCA PATLADI!


İRAN ANALİZ / Yolsuzluklarla ismi anılan sabık Irak Ticaret Bakanı Şii Abdulfellah es-Sudani’nin aleyhinde idari ve mali yolsuzluklar nedeniyle Şeffaflık Komisyonu yedi yıl hapis cezası verdi. Bir gazeteye verdiği demecinde es Sudani bu kararın kağıt üstündeki bir karar olduğunu ve kendisini bağlamadığını söyledi. İngiliz Pasaportu taşıdığını söyleyen Sudani bu kararın sadece büyük hırsızlıklar ve yolsuzluk dosyalarının üstünün örtülmesi için bir araç olduğunu söyledi. Eski bakanın elindeki belgeler karapara aklama, Londra’da Şii merciler ve siyasiler lehine saraylar alınmasına kadar hükümet sözcüsü Ali Debbağ’dan başlamak üzere çok sayıda Maliki hükümet yetkilisini yakacak kadar önemli bilgiler içeriyor.

Kendisine yönelik suçlamaları tıpkı diğer yolsuzluğa karışan tüm yetkililerin yaptığı gibi kabul etmeyen es Sudani bununla da yetinmedi ve başkalarını suçladı! Bunun bir komplo olduğunu iddia eden es-Sudani elindeki dosyalarda fesat, yolsuzluk ve rüşvet hadisesine karışan çok sayıda insanın isminin yer aldığını söyledi.

Bunlar arasında Maliki’ye çok yakın isimlerin bulunduğunu söyleyen es-Sudani şu şekilde devam etti: “Başbakana çok yakın üst düzey yetkililer de yolsuzluğa bulaşmış durumda. Örneğin hükümet sözcüsü Ali Debbağ başta olmak üzere birçok yetkili var. Bunlarla ilgili belgeler çok ciddi ve tehlikeli. Paraların İran’a kaçırılması, seçimlerde usulsüzlük ve sahtekarlık yapılması, İngiltere’nin başkenti Londra’da Irak’taki siyasiler ve Şii mercilerin çıkarına saraylar ve residanzlar alınmasına kadar son derece önemli bilgiler yer alıyor dosyalarda.”

Kendisine yönelik bu saldırılara karşı sessiz kalmayacağını sözlerine ekleyen es-Sudani: “Bu kişilerin saldırılarına karşı sessiz kalmayacağım. Nasıl bazılarının mecliste milletvekili olduklarını ifşa edeceğim. Bazıları benim sessiz kalmam ve üstü kapalı faciaların bilinmemesini istiyor. Benim hakkımda konuşanları şiddetli şekilde uyarıyorum. Onların hepsinden daha şerefliyim. Bu tür şeyleri yapanlar edepli olsunlar ve efendileriyle nasıl konuşuyorlarsa öyle konuşsunlar.” diyerek tehditler savurdu.

Meclis şeffaflık komisyonu her ne kadar kararların hiçbiri uygulanmasa da şimdiye kadar yaptığı çalışmalarda Maliki dahil, birçok bakanın, üst düzey hükümet yetkilisinin yolsuzluklara, cinayetlere, adam kayırma, rüşvet ve torpile kadar sair suçları tespit etmişti. Yine hükümete mensup irili ufaklı çeşitli makamlardaki yetkililerden memurlara, askerlerden bürokratlara ve diplomatlara kadar onbinlerce kişinin sahte belgeler, diplomalar ve evraklar ile görevlendirildiğine dair korkunç bilgiler çıkartılmıştı. Bunların görevlerinden alınması için mahkemeye sevkedilme kararı verilmesine rağmen tamamının hükümet koalisyonun parçası siyasi parti müntesipleri olmasından somut adım atılmadığı gerçeği de ortada duruyor. Mahkemenin cesur adım atıp yargılama yapması, suçlu bulması ve ceza vermesi durumunda da bu sefer cezalar uygulanmıyor! Örneğin bunların başında Petrol eski bakanı Abdulfellah es-Sudani geliyor. Milyonlarca dolar gibi çok büyük miktarlarda ve bariz şekilde herkesin bildiği, tüm makamların ve sıradan Iraklıların dahi haberdar olduğu fesat, yolsuzluk ve rüşvet skandalından ötürü Es-Sudani hakkında yedi yıl hapis cezası verildi. Ancak cezayı uygulayacak ordu veya güvenlik kurumunun başındaki şahıs da Sudani veya Maliki’nin bağlı bulunduğu siyasi partiye veya aynı Şii merciye bağlı biri! Doğal olarak aynı şebekenin parçası, aynı parayı paylaşan, yolsuzlukları birlikte yürüten bir çetenin birbirini kollaması gibi bir acı gerçeğe işaret ediyor gözlemciler.

Örneğin bu bağlamda, Şii fanatizmi ile öne çıkan, seçim kampanyasında Şiilerden daha çok oy olmak için Hz. Ebubekir (ra) ve Hz. Ömer (ra)’e tv ekranlarında açıkça hakaret edip saldıran Baha el Araci’nin açıklamaları da ibretlik.

Mezkur komisyon başkanı olan vekil Araci meclis binasındaki basın toplantısında şunları söylüyor: “Yargı yetkilileri gıyabi olarak eski ticaret bakanı Abdulfellah Sudani hakkında yolsuzluk dosyasının ardından yedi yıl hapis cezası verdi!”

28 Ağustos 2010 tarihinde Rusafa Cinayet Mahkemesi mezkur bakan hakkında beraat kararı verdi. Sabah el Saadi başkanlığındaki komisyonun verdiği şikayet sözde delil yetersizliği nedeniyle kabul görmedi.

2 Eylül 2012 tarihinde Ticaret Bakanlığı Birleşik Temyiz Mahkemesinin yukarıdaki kararı onayladığına dikkat çekti ve komisyonu iftira atmakla itham etti.

Mayıs 2010 tarihinde Irak şeffaflık komitesi buna rağmen Rusafa Cinayet Mahkemesinin kararını kabul etmedi, yeni delillerin bakanı suçladığını söyledi ve tüm belgelerin yolsuzluğu işaret ettiğini söyledi.

Öte yandan komisyon eski başkanı Sabah el Saadi 2010 yılında delillerin yolsuzluğu teyid ettiğini söylüyor ve ekliyordu: “Eski bakan es-Sudani Rusafa mahkemesine komisyonla koordinasyon halinde gidecekti, çünkü hakim yolsuzluk suçlamasını düşürmüştü. Böylesi bir kararın arkasında hükümetteki müfsit şahsiyetlerin olayın üstünü örtmesi yatmaktaydı.”

Müsenna eyaletindeki soruşturma mahkemesindeki yargı heyeti 7 Haziran 2009 tarihinde 50 milyon dinar meblağ tutarındaki para kefaletiyle bakan Sudani’nin serbest bırakılması kararı vermekteydi. Yine yolculuk yapma yasağı tavsiyesini de ekleyerek bu kararı vermekteydi.

Medya hadiseye dair Sudani’nin devlet içindeki taraflardan destek aldığını, mahkemenin beraat kararına rağmen şeffaflık komisyonunun kararının onu sıkıntıya soktuğunu yazmaktaydı. Zira suçlama sadece yolsuzluk ile sınırlı değildi aynı zamanda tedarik malları (Yeşil Kart benzeri bir kart) vs alanlarda da usulsüzlükler yapılmıştı.

Maliki başkanlığındaki hükümetin 2006 Haziran ayında kurulmasıyla Sudani Ticaret Bakanlığına oturdu. Dava Partisi Irak koluna mensup bir Şii olan Sudani 2009 yılına geldiğinde her yerden patlak veren yolsuzluk, rüşvet ve adam kayırma gibi suçlamaların şiddetli artışı ile karşı karşıya kaldı. Mızrak çuvala sığmaz hale gelince mecburen aynı yıl Haziran ayında kaçmak üzereyken Bağdat Havalimanında tutuklanmasıyla görevinden istifa etti! Kardeşi de aynı şekilde fesat ve yolsuzluk suçlamasıyla tutuklandı. Sudani’nin istifasına kadar bakanlık meclis işleri devlet bakanı Safaeddin es-Safi tarafından vekaleten yürütüldü! Tıpkı diğer birçok bakanlıkta olduğu gibi!

El-Bataka el-Temviniyye adlı bir kart her Irak vatandaşına verilmektedir. 1991 yılında Kuveyt işgalinden sonra uygulanan boykotun halk üzerindeki tesirlerini en aza indirgemek için verilen bu kart birçok işlev görmekteydi. Ekmek, tahin, zeytinyağı, nebati yağ ve şeker gibi malzemeleri vatandaşlar Yeşil Kart denilebilecek bu kartla alabilmekteydiler. Küçükler için süt, büyükler için bakliyat vs gibi malzemelerden sonrasında çay, sabun vs kaldırıldı. Fasülye, pirinç, humus vs gibi gıda ve yiyecek malzemeleri de bu kartlarla temin ediliyordu. Ticaret bakanı es-Sudani bu kartlarla ilgili de ciddi yolsuzluklar yaptı ve ceza aldı.

KİBARE, HİZBİN KONTROLÜNDEKİ LÜBNAN HÜKÜMETİNİ REZİL RÜSVAY ETTİ


İRAN ANALİZ / El-Müstakbel hareketinden milletvekili Muhammed Kibare yaptığı açıklamasında Esed-İran kuklası hükmündeki Lübnan hükümetini yerden yere vurdu. Kibare konuşmasında Esedin Dışişleri bakanı gibi çalışan Lübnanlı bakandan, ülkenin egemenliğini ayaklar altına alarak sınırı geçip saldırı yapan Esed işgal güçlerinin tecavüzlerine gerekli cevapların verilmemesine kadar birçok hususta hükümetin başı olan Necip Mikati’yi şiddetli eleştirdi. Milletvekili konuşmasında: “Tarih onu yazmadan önce Mikati Lübnanın ve memleketinin onuru için sesini yükseltmelidir.” dedi.

Muhammed Kibare konuşmasında Mikati’ye hitaben Lübnan hükümetinin geldiği tehlikeli noktayı işaret etti. Vatan için bakanlarının neler yaptığına bakmasını isteyen Kibare şunları sordu: “Mikati nasıl bakıyor olaylara. Bakanları ve kendisi şahsen Trablus’a nasıl yaklaşıyor? Mikati nasıl olur da Trabluslu biri olarak hükümetin başı olan kendisinin dışişleri bakanının, cumhurbaşkanının talimatı üzerine açıkça defalarca Lübnanın ve Lübnan halkının egemenliğini ayaklar altına alan Esed güçlerinin tecavüzlerine karşı bir şey yapmaz!”

Devam eden Kibare: “Lübnan Dışişleri Bakanı sıfatıını taşıyan bir adamın Esed rejiminin talebi üzerine dilenciliklte bulunmasını Başbakan Mikati nasıl olur da kabul edebilir? Lübnan halkına ve Lübnanın egemenliğine sürekli yapılan tecavüzlere karşı bakanının yaptıklarını nasıl kabul eder?” dedi .

Mikati hükümetinin orduya sınırı koruması yönünde emir verdiğini söyleyen Kibare: “Belki orduya emretmiş olabilirler sınıra gitmesi için; ama sınırı koruması yönünde emir verilmemiş gibi. Zira bizler ordumuzun sınırdaki hiçbir kimseyi korumadığını görüyoruz. Ordunun görevi sadece Esed güçlerinin saldırılarında zarar gören Lübnanlılara eşlik etmekten ibaret. Veya ordunun kendisini korumadığı Esedin saldırı tehdidinde bulunan vatandaşların evlerinden çıkartılmalarına eşlik ediyor. Çünkü orduya savunma değil yayılma emri verildi.” şeklinde hükümetin nasıl Hizb-İran-Esed angajmanı altında olduğunu gözler önüne serdi.

Son olarak Lübnanlı vekil şunları söyledi: “Devletin başının böylesi bir musibeti bilmemesi durumunda daha büyük bir musibet var. O da fiili olarak başbakan olup devletin başının kendisi olduğunu bilmemesi cehaleti. Hükümeti yaşananlar karşısında kapaktan başka bir işe yaramamaktadır. Lübnanın şerefi, memleketinin izzeti için sesini yükseltmenin vakti gelmedi mi başbakan? Bizim için seninle siyasi ihtilaflarımıza rağmen mühim olan şudur: sana yönelik beklentiler hükümetinin hizbin (hizbullah) suçlarını örtmekten başka işe yaramaz hale gelmesi değildi! Ey başbakan sen Lübnan’ın düşünü kolaylaştırdın, tarih seni yazmadan önce uyan artık!”

İRAN, AHVAZ’DA ETNİK TEMİZLİK SİYASETİ GÜDÜYOR


İRAN ANALİZ / Ahvaz Kurtuluşu Arap Cephesi adlı oluşumun genel sekreteri Faysal Abdulkerim Nema yaptığı uluslararası çağrıda hem dünya hem de Arap ülkelerine seslenerek “Fars yayılmacı projelerine” karşı Ahvaz halkını korumalarını istedi. İran güvenlik güçlerinin Ahvaz şehrinde binlerce masum Arap vatandaşını öldürdüğünü belirten Nema yine binlercesinin ölümü beklediğini söyledi. Uzun açıklamasında Nema Fars idaresinin Arap olduklarından ötürü Ahvazlıları hedef aldığına işaret etti.

Tahran’ın güneyindeki Huzistan eyaletinin başkenti olan Ahvaz 1925 yılında İran’a dahil edildi. İran petrol üretiminin %90′ının sağlandığı Huzistan buna rağmen nüfusunun marjinalleştirildiği, en temel sosyal hizmetlerden mahkum bırakıldığı ve fakirliğin yüksek olduğu bölge olarak öne çıkıyor. İran’dan ayrılmak isteyen çok sayıda siyasi harekete ev sahipliği yapıyor Ahvaz. Huzistan ise geçtiğimiz yıllarda en fazla idamların yaşandığı eyaletler arasında yer alıyor. 2007 yılında ayrılmayı savundukları iddia edilen 22 aktivist Ahvaz’da idam edildi.

Ahvaz Kurtuluşu Arap Cephesi genel sekreteri Faysal Abdulkerim Nema Şarkul Avsat’a konuşarak: “Bizler tüm dünyaya sesleniyoruz; Ahvaz’da yaşanan toplu katliamdır. Bu etnik temizlik saldırılrı sırf bizim Arap kimliğimizden kaynaklanmaktadır. Dünya Ahvaz Arap halkıyla yanyana durmalı ve insani sorumluluğun gereklerini yerine getirmelidir.” dedi.

Ahvaz halkının korunmasının aynı zamanda Fars yayılmacı projelerine karşı Arap milli güvenliği ve dünya barışı için elzem olduğuna dikkat çeken Nema: “Bu projenin ilk kurbanı olan Ahvazlıların yanı sıra üç Birleşik Arap Emirlikleri adası da işgal edilmiştir. Bu da tüm Arap dünyasının hedef gösterildiğini ortaya koymaktadır.” dedi.

Ahvaz’ın her zaman güvensiz bir ortamda bulunduğunu, Fars işgal projesine karşı sesini yükselten Arap Ahvazlarına yönelik Tahran’ın da baskı metotlarını artırdığını sözlerine ekledi Nema.

Arap Baharının Ahvaz özgürlük hareketine etkisine yönelik sorulara cevap veren Nema: “Ahvaz halkı 20 Nisan 1925 yılından beri büyük bedeller ödedi. Halen de Ahvaz Baharının kayıplarını hissetmeye devam ediyoruz. Arap dünyasının bir parçası olan Ahvaz yaşanan bahardan moral olarak çok etkilendi. Bizler özgürlüğe ulaşmaları için Arap kardeşlerimizi destekliyoruz. Aynı şekilde destek de görmek istiyoruz, bunların olumlu etkileri oldu. ” dedi.

1980 yılındaki Ahvaz Baharında Ahvaz Kurtuluşu Arap Cephesinin kurulduğunu belirten Nema 15 Nisan 2005 tarihine kadar bu baharın devam ettiğini söyledi. O tarih de zaten Nisan başkaldırısı olarak biliniyor.

Tüm bunlara karşın İran rejiminin baskı aracı olarak her yolu kullandığını, çok sayıda masumun tutuklandığını ve öldürüldüğünü söyleyen Nema: “Şu an altı önde gelen Ahvaz Arap siyasi aktivisti var. Bunlar idamla karşı karşıya. Elbette sadece bu altı kişi değil, benzeri şekilde binlercesi de idamla karşı karşıya. Altı kişi buz dağının sadece görünen yüzü. Bizler Ahvaz’da yaşanan bu toplu katliama karşı dünya kamuoyu ve Arap devletlerinin harekete geçmesini istiyoruz.” dedi.

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: