Günlük arşivler: Temmuz 3, 2012

TAVSİYE : İSTİHBARAT/HABER/GÜNCEL SİYASET —– İSTİHBARAT DÜNYASI BLOG —–


İstihbarat, haber, güncel siyaset konularının paylaşıldığı

BLOG’umuza ve FACEBOOK sayfamıza bekliyoruz.

Yorumlarınızla katkı vermenizi rica eder, esenlikler dileriz.

BLOG : https://derinistihbarat.wordpress.com

FACEBOOK : http://www.facebook.com/ozel.buro

Twitter : SpecialBureau

Oğluma zihin kontrolü mü yapıldı? /////// CC : @siring @ahmethc @fatihaltayli


İdris Arslan, dilekçesinde, zihin kontrolüne maruz kalan bireylerin sergilediği davranışlar ile oğlunun sergilediği davranışların örtüştüğünü tespit ettiğine dikkat çekti.

Danıştay cinayetinden yargılanan Alparslan Arslan’ın babası İdris Arslan, oğluna saldırı öncesi kimyasal madde ve beyin kontrolü yoluyla etki yapılıp yapılmadığının araştırılması için Ergenekon davasına bakan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ne başvurdu.

KENAN KIRAN / İSTANBUL

Danıştay saldırısını gerçekleştirdiği iddia edilen Alparslan Arslan’ın babası İdris Arslan, oğluna saldırı öncesi kimyasal madde ve beyin kontrolü yoluyla etki yapılıp yapılmadığının araştırılması için İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ne başvurdu. İdris Arslan dilekçesinde, zihin kontrolüne maruz kalan bireylerin sergilediği davranışlar ile oğlunun sergilediği davranışların örtüştüğünü tespit ettiğine dikkat çekiyor. Alparslan Arslan Danıştay saldırısının ardından Ankara Adli Tıp Kurumu’na gönderilmiş ve Alparslan Arslan’dan tetkik için 100 ml kan alınması gerekirken 38 ml kan alındığı, söz konusu miktar yeterli olmadığı için Adli Tıp Kurumu’nda kimyasal test yapılmadığı ortaya çıkmıştı.

“OĞLUM FARKLI DAVRANIŞLAR SERGİLİYOR

İdris Arslan; 20-21 Eylül 2010 tarihlerinde Silivri’deki duruşmalarda tanık olarak ifade verdiğini ve oğlu Alparslan Arslan’ın kimyasal madde ve zihin kontrolü -telegram- yoluyla etki altına alınmış olabileceğini söylediğini hatırlattı. İdris Arslan; 17 Mayıs 2006 tarihinden itibaren Alparslan Arslan’la yaptıkları görüşmeler sırasında ve Ankara ve Silivri’deki duruşma salonlarında oğlunun farklı davranışlar sergilediğini gözlemlediğini söyledi. Baba Arslan dilekçesinde; oğlunun parmaklarıyla bazen bir bazen iki kulağını kapattığı veya pamuk tıkadığını hatırlatarak, “Oğluma, görüşmeler esnasında bu davranışı sergilediğinde sorduk: Oğlum; ‘Sesler geliyor, gürültü var’ dedi. Oğlumun, duruşmalarda titremesi; ‘Midem bulanıyor’ ve ‘Başım dönüyor’ demesi, eli pantolonun cebinde (cinsel organını tutarak) duruşma salonuna gelmesi; utanma duygusunu yitirdiğini gösteren sözler söylemesi, halüsinasyon görmesi, tutarsız davranışları dikkat çekicidir” denildi.

ZİHİN KONTROLÜNE MARUZ KALANLAR İLE ALPARSLAN’IN SERGİLEDİĞİ DAVRANIŞLAR ÖRTÜŞÜYOR

İdris Arslan dilekçesinde, zihin kontrolü ve telegram konularını internet üzerinden araştırdığını, zihin kontrolüne maruz kalan bireylerin sergilediği davranışlar ile Alparslan’ın sergilediği davranışların örtüştüğünü tespit ettiğini, Alparslan’a kimyasal madde ve beyin kontrolü yoluyla etki yapılıp yapılmadığının araştırılmasını istedi.
BABA İDRİS ARSLAN, KUŞKULARINI ANLATTI

İdris Arslan, Ergenekon davasına bakan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ne başvurmuş ve iki sayfalık dilekçesinde şunları söylemişti:

“Olay günü (Danıştay saldırısı günü) Ankara’ya gittim. Emniyetten yetkililer ve Savcı Beyler bana Alparslan’ın göz çevresinin morardığını, uyuşturucu kullanıp kullanmadığını sordular. Ben de kesinlikle uyuşturucu kullanmadığını, uykusuzluk ve yorgunluktan olabileceğini söyledim. Yine Emniyet yetkilileri Alparslan’ın hiçbir şey yiyip içmediğini söylediler. Bu durumun daha sonraki zamanlarda da devam ettiğini cezaevi ziyaretlerimizde gözlemledik. Yaklaşık bir ay böyle devam ettiği için, Alparslan bir deri bir kemik kaldı. Normal bir insanın bu kadar uzun süre açlığa ve susuzluğa dayanması çok düşündürücüdür. Alparslan’ın avukatı Ahmet Doğan ile yaptığımız görüşmelerde, Alparslan’dan alınan kan ve idrar numunelerinin az olması nedeniyle tahlil sonucunun sağlıklı olamayacağını söyledi.”

“Bilgi toplamak amacıyla iddianamede adı geçen Salih Kurter’e birkaç kez gittim. Salih Kurter, Alpaslan’ın Danıştay baskınından birkaç gün önce yanına geldiğini ve “Hocam benim adım ne?” diye sorduğunu, bunun üzerine Alpaslan’ın avukat arkadaşlarına Alpaslan’ın kafayı yediğini, bu nedenle sahip çıkmalarını istediğini söylediğini bana söyledi. Bu durumu Ankara’da verdiği ifadesinde de belirttiğini ayrıca söyledi.

YENİ AKİT

http://www.anadoluhaberim.com/haber_detay.asp?haberID=869

Telegram-Zihin Kontrol (Mind Control)
– "İdris Arslan; 20-21 Eylül 2010 tarihlerinde Silivri’deki duruşmalarda tanık olarak ifade verdiğini ve oğlu Alparslan Arslan’ın kimyasal madde ve zihin kontrolü -telegram- yoluyla etki altına alınmış olabileceğini söylediğini hatırlattı. İdris Arslan; 17 Mayıs 2006 tarihinden itibaren Alparslan Arslan’la yaptıkları görüşmeler sırasında ve Ankara ve Silivri’deki duruşma salonlarında oğlunun farklı davranışlar sergilediğini gözlemlediğini söyledi. Baba Arslan dilekçesinde; oğlunun parmaklarıyla bazen bir bazen iki kulağını kapattığı veya pamuk tıkadığını hatırlatarak, “Oğluma, görüşmeler esnasında bu davranışı sergilediğinde sorduk: Oğlum; ‘Sesler geliyor, gürültü var’ dedi. Oğlumun, duruşmalarda titremesi; ‘Midem bulanıyor’ ve ‘Başım dönüyor’ demesi, eli pantolonun cebinde (cinsel organını tutarak) duruşma salonuna gelmesi; utanma duygusunu yitirdiğini gösteren sözler söylemesi, halüsinasyon görmesi, tutarsız davranışları dikkat çekicidir” denildi.

ZİHİN KONTROLÜNE MARUZ KALANLAR İLE ALPARSLAN’IN SERGİLEDİĞİ DAVRANIŞLAR ÖRTÜŞÜYOR

İdris Arslan dilekçesinde, zihin kontrolü ve telegram konularını internet üzerinden araştırdığını, zihin kontrolüne maruz kalan bireylerin sergilediği davranışlar ile Alparslan’ın sergilediği davranışların örtüştüğünü tespit ettiğini, Alparslan’a kimyasal madde ve beyin kontrolü yoluyla etki yapılıp yapılmadığının araştırılmasını istedi.

https://www.facebook.com/permalink.php?story_fbid=282937071765741&id=139976821757

Ergenekon Zihin Kontrolü Uyguluyor :))))


Zihin Kontrolü (Part 1 – 2 – 3) /// CC : @siring @arslandidem @nevsinmengu


From: DIGI-NETWORK@yahoogroups.com [mailto:DIGI-NETWORK@yahoogroups.com] On Behalf Of Pandora Efsanesi
Sent: Friday, February 10, 2012 1:27 AM
To: DIGI-NETWORK MAIL GRUBU; ULUSAL DÜNYA
Subject: [DIGI-NETWORK] VIDEO : Zihin Kontrolü (Part 1 – 2 – 3) /// CC : @siring @arslandidem @nevsinmengu

VIDEO LINK

http://hizirvemusa.blogspot.com/2012/02/zihin-kontrolu-1-3.html

Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Raporları /// CC : @siring


Rapor’lar ektedir….

NSAN GELME RAPORU ZET.PDF

THE LEAST DEVELOPED COUNTRIES REPORT.PDF

TRKYE’DE KURUMSAL SOSYAL SORUMLULUK.PDF

Zihin Kontrolü – (Telegram) – Mind Control – History Channel (Total Video : 5)


BEYNİMİZİN ARKASINDAKİ GERÇEK


Tanrı insanı şekillendirirken, bir an durmuş ve düşünmüş. ”Ya bir gün gelir, bu yarattığım muhteşem canlı, beni kabullenmez ve yasalarımı çiğnerse” diye… Çare olarak insan beynini 3 ‘e bölmüş. EGO dediğimiz benliğimiz, SÜPER EGO dediğimiz üst benliğimiz ve de İD dediğimiz “ALTBİLİNÇ” imizdir. 3 katmanlı beynimizdeki katmanlar arasında denge ve ilişki, kişilik dediğimiz karakter’imizi meydana getirir. İD dediğimiz alt bilinç yaşamımız doğrultusunda, ilkel olan saldırgan benliğimizdir. Yaşamak için yemek ve avlanmak, üremek için cinsel dürtülerimiz, tüm bunları elde etmek için kavgacı olan ilkel benliğimizdir.

Vücudumuzun büyük enerjisini bu benliğimiz harcar. İlkel dediğimiz bu hayvani benliğimiz ayni zamanda da bizim yaşama içgüdümüzdür. Uygar insanın bir türlü kabullenemediği; kin, nefret, aşırı hırs, sahip olma içgüdüsü, savaş ve kavga bu benliğimizin kaçınılmaz ürünleridir. EGO muz dediğimiz yani görünen benliğimiz ise bizi hayvanlardan ayırt eden, hafıza ve zekâmızın oluştuğu, alt benliğimiz’ in isteklerini dengeleyen, alt benliğimiz ile SÜPEREGO muz arasında uyuşumu sağlayan, kişiliğimizi simgeleyen benliğimizdir. Süper Egomuz yani üst benliğimiz ise, tanrının kendisini yerleştirdiği ve insanoğlunun tanrıdan bir parça taşıdığı bölümdür. Bu bölüm insanı hayvanlardan ayırt eden, kuralların ve törelerin oluştuğu bölümdür.

İnançları ayakta tutar, kültürel adetleri içselleştirir, yasaları ve tabuları yaratır. Saldırgan olan alt bilincimizi frenleyerek kural ve değerler bütünlüğü içinde insana yön verir. Diğer bir deyişle Vicdan dediğimiz bölümdür.

Tanrısal olan SÜPEREGO muzla, hayvansal olan ALTBİLİNÇ imiz arasında insanlık tarihi boyunca süren mücadele, BENLİĞİMİZ dediğimiz Egomuzda soyut kavramların oluşmasına neden olur. Egomuzda vücut bulan bu kavramlar, “KORKULARIMIZ”, “ONURUMUZ”, “PİŞMANLIKLARIMIZ” gibi duygularımızdır. Düşünebilen bir varlık olan insan, kar ve zararı önceden hesaplayabilecek veya yaşadıktan sonra betimleyebilecek yaratıklardır. İnsanoğlunun yaşam süresince, yaşamını zehir eden en kötü duygular, vicdan azabı dediğimiz pişmanlıklarımız, gelecek dış saldırılardan duyduğumuz kuşkular sonucu oluşturduğumuz korkularımızdır. Pişmanlık ve Korkuyu yaşamayan insanlar “MUTLU” dediğimiz insanlardır.

Süper egonun hâkim olduğu topluluklarda, mutluluklar daha fazladır.

İnsan beyni muhteşem bir kimya fabrikasıdır. Beynimizin içindeki her türlü faaliyet esnasında sinir ağı içindeki iletimler, kimyasal hadiseler olup, beynimiz tarafından büyük bir disiplin içinde, sınıflandırarak, ilgili bölmelerde muhafaza edilir. Yaşamımız süresince, gerek yaşadığımız deneyimler, gerekse yaşanılmış deneyimlerden derlenmiş, öğrendiğimiz bilgiler, büyük bir disiplin içinde hafızamıza depolanır. Ayrıca fark etmeden 5 duyumuzla görüntü, ses, ısı, koku gibi algıladığımız birçok şey biz farkında olmadan belleğimizde yerini alır ve yaşadığımız sürece kaybolmazlar.

İNSAN BEYNİNE HÜKMETME :

Bu konudaki uğraşlar, insanlık tarihi kadar eskidir. Zamanımızdan asırlar önce (Milattan 70.000 – 12.000 yıl önce) “MU” uygarlığı denilen, insan beyninin çok gelişmiş olduğu bir uygarlık vardı. Mu uygarlığı Avustralya ile Güney Amerika arasında yer alan Avustralya nın yaklaşık 3 misli büyüklüğünde bir kıta idi. Bu günkü arkeolojik ve tarih bilgilerimizle tam bilmediğimiz bir nedenle (muhtemelen bir nükleer savaş sonucu) bu kıta pasifikin derinliklerine gömüldü. Gerek Batı pasifik adalarında, Japonya ve Çin in batısında ki adalarda bulunan kalıntılar, gerekse Peru, Meksika ve Hindistan’da bulunan tabletlerden bu uygarlıkta yaşayan insanların beyin güçlerinin ve telepatik iletişimlerinin çağımız insanına göre çok daha ileri düzeyde olduğunu öğrenmiş durumdayız.

1930 lu yıllarda Sovyetler birliğinde başlayan çalışmalar, soğuk savaş döneminde hızlanarak ilerledi. Rusya’da KGB nin, Amerika Birleşik Devletlerinde CİA nın kontrolü altında Nörolojik araştırmalar, insan beyninin sırlarına ulaştı.

Çok büyük harcamalarla insan beyni konusunda bilimsel araştırmalar çok ilerledi. Özel beyin tarayıcı MR cihazları ile insan beynindeki bilgilerin fotoğrafı çekilerek, bilgisayarda kotlandı. Felç nedeni ile konuşma yeteneklerini yitiren hastaların başlarına takılan bir cihazla düşünceleri bilgisayara aktarılarak, ne istedikleri öğrenilebiliniyor. Bu güzel tıbbi buluşun dışında ise bu sistem etik olmayarak da bir savaş aleti olarak kullanılabiliniyor.

Psikolojik savaş taktikleri ile birçok ülkenin egemenliği yok edilebilinir hale gelebilir. İletişim teknolojilerinin geliştiği son 60 yıllık dönemde, belli bir gücü elinde tutmak isteyen emperyalist devletlerin en büyük silahı iletişim araçları olmuştur. Bilinçaltına gerek sinema gerekse Televizyon görüntüleri ile belli bilgiler gönderilerek fark etmeden beyin yıkaması yapılabilmektedir. Diğer bir tanımla, "beyin yıkama" (zihin kontrolü), bireyin farkında olmadan davranışlarının kontrol edilmesi ve değiştirilmesine girişimde bulunmak ve bu amaçla herhangi bir yöntemi uygulamaktır.

Ben son 30 yıldır Türkiye de yapılan seçimlerde, iktidar olan güçlerin, dış güçlerin desteği ile zihin yıkama faaliyetlerini gösterdiklerine inanıyorum.

Haber alma örgütleri tarafından uygulanan beyin yıkama yöntemleri, bir çeşit "zorunlu hipnotik trans”. CIA tarafından yayınlanan gizli bir raporda, soğuk savaş döneminde KGB’ nin beyin yıkama ve insan eğitme yöntemleri incelenmiş. Yani insanlardaki savunma sistemi nasıl yıkılır, yeni model insan nasıl yaratılır. Beyin yıkama yöntemleri, SSCB’de rejim muhaliflerine uygulandığı gibi, rejimle tam bir uyum içerisinde, birer robot gibi çalışabilmeleri için gönüllülere de uygulanmış. Böylece, rejimin istediği insan tipini yaratmak; insanları, gerektiğinde bir terörist, bir sabotajcı gibi eğitmek amaçlanmış. CIA raporlarında, ABD’deki yeni tip bir casusluk şebekesinden de söz edilir. Buna göre; hipnoz, telepati, düşünce okuma ve düşünce nakli gibi özel yeteneklere sahip ajanlar, Amerikan halkının şuuraltını etkileyerek, düşüncelerini KGB’nin programı çerçevesinde değiştirmeye çalışıyor. Ajanlar, çeşitli dini ve mistik topluluklara nüfuz ederek, bunları, konsantrasyon ve imajinasyon çalışmaları ile etkilemek istiyorlar.”

Bu gün beynimize istem dışımızda müdahaleler yapılanabileceği gerçeğini çok iyi bilmemiz gerekir Kişi psikolojik savunma mekanizmalarından mahrum bırakılıp, sahip olduğu inanç ve düşünce yapısı sarsıldığında ikna ve telkine açık hale getirilmiş olur. . Bu müdahaleler gerek kimyasal gerekse elektromanyetik dalga akımları ile yapılabilmektedir. Narkotik ajanlarla yapılan “NARKOTİK HİPNOZ” da kimyasal maddeler kullanılır. Yüzyıllar öncesine dayanan bu metodu tarih sayfalarında görebiliriz. SELÇUKLU İmparatorluğu döneminde, “ALAMUT KALESİNDE” Hasan SABBAH narkotik hipnozla ölüme giden mücahitleri bir silah olarak kullanmıştır.

Zamanımızda da “CANLI BOMBALAR” dediğimiz terör unsurları Narkotik Hipnozla yönlendirilmektedir. Diğer bir Beyne müdahale yöntemi de Telepatik iletişimle yapılmaktadır. Vikipedideki tarife göre “Telepati ya da uzaduyum bireyler arasında bilinen beş duyunun yardımı olmaksızın gerçekleştiği ileri sürülen bilgi aktarımıdır. Bir başka deyişle, telepati parapsikolojide incelenen paranormal bir yetenek olup, bireyler arasında duyular-dışı algılama yoluyla düşünce, fikir, duyum veya imajların aktarılmasını sağladığı ileri sürülen tesir irtibatıdır. Terim eski Yunancadaki “uzak” anlamına gelen tele (τηλε)sözcüğü ile “etkilenme, tesir almış olma, hissetme” anlamlarına gelen patheia (πάθεια) sözcüğünün birleştirilmesiyle elde edilmiştir”. Telepatide alıcı ve verici olmak üzere 2 kişi vardır. Telepati sayesinde insanlar binlerce kilometre öteden birbirleri ile haberleşmektedirler. Avustralya da yaşayan ABORJİN yerlileri Telepati ile birbirleri ile iletişim kurmaktadır.

Hindistan, Tibet, Peru ve Meksika da bulunan eski yazıt ve tabletlerde “MU” uygarlığı insanlarının TELEPATİ ile anlaştıkları anlatılmaktadır. Bir başka beyini kilometrelerce uzaktan okuyup ona hükmedebilme, Telepati ile gerçekleştirilebilmektedir.

Teknolojik olarak bir beyne mesaj gönderme ise Manyetik elektrik akımları ile çok kolay sağlanabilmektedir. İnsanların algılamaları ile diğer canlıların algılamaları arasında farklılıklar mevcuttur. Köpeklerin duyum frekansları, Yunus balıklarının duyum frekansları, Yarasaların frekansları hep farklı farklıdır. Hayvanların algılayabildikleri birçok sesi bizim algılayamamamız bu yüzdendir. İnsan beyninin alıcı olarak kabul ettiği, fakat bilincimizin tanımlayamadığı Elektro – Manyetik akımlar mevcuttur. Özellikle son senelerde yoğun olarak kullandığımız “CEP TELEFONLARI” nın yaydığı elektromanyetik dalgalar, dünyaya egemen olan güçler tarafından, insanları yönetmek için etik olmayan bir şekilde kullanılabilinir.

HANGİ BEYİNLER DIŞARDAN MÜDAHELEYE DAHA AÇIKTIR?

İnsanlar yaşamlarına, bilimsel verilere ve geçmiş deneyimlerinden elde ettikleri bireysel deneyimlerine dayanarak yön verirler. Akıllarının ve bilimin yetmediği durumlarda “İNANÇLAR” devreye girer.ÖRF ,ADET ve GELENEKLER inançları tamamlayıcı unsurlardır. İnsan beyninde Bilimi Akıl, İnançları da DİN ler yönlendirir.

BEYNİMİZ ve DEMOKRASİ

İnançların hâkim oldukları toplumlarda, bilim ve akılcılık 2 ci planda kalır. Analitik – Bilimsel Zekâya sahip topluluklarda, Dinin, örf ve adetlerin etkisi çok zayıftır. Bir Topluma bir başka toplum en kolay olarak DİNÎ unsurları kullanarak çok kolay hâkim olabilirler. Çünkü inançta tartışma yoktur olduğu gibi kabul edilir. Analitik zekâyı geliştiren eğitim ve öğretimin yapılamadığı toplumlarda, geri kalmışlığın sonucu olarak “DEMOKRASİ den bahsetmek” safdillik olur.

Dünyanın tüm kaynaklarını pervasızca kendi menfaatleri için kullanan EMPERYALİST – EGEMEN GÜÇLER; sömürmek istedikleri ülkeleri, ırk, din ve mezhep kavgaları ile parçalayarak o ülkeye egemen olurlar. İlk önce Parayı, Vicdanının önüne geçirecek yerli işbirlikçileri bulurlar. Halkın cehaletini Din yolu ile istismar ederek, yerli iş birlikçilerini iktidara taşırlar. Böyle ülkelerde Halkın önüne sandık konsada, yapılan seçimler DEMOKRATİK değildir. Azınlığın çoğunluğa tahakkümü başlar. Fakirleştirilen halkın eğitim olanakları ellerinden alınarak, doğmalara yönlendirirler. Halkın müşterek servetinden çaldıklarının çok az bir bölümünü halka vererek; fukara zihniyetinde kendilerine bağımlı bir toplum yaratarak, sandık güçlerini arttırırlar.

Devleti ağır ağır ele geçirirler. Kendi silahlı güçlerini ve yargı güçlerini oluştururlar. Yandaş olarak yaratıkları basın ise en büyük güç kaynaklarıdır. Yazılı ve görüntülü basında DESENFORMATİK yayınlarla halkın moral gücünü zayıflatıp, korku düzenini kurarlar. Devletin temelindeki Kurucu insanları ve halkın gözündeki kahramanları devamlı yıpratarak, moral değerleri yok ederler.

Sanat ve kültürü yok ederek toplumun analitik zekâsını daha da köreltmeye çalışırlar. Eğitimde İnanç ağırlıklı, bilimsellikten uzak, doğmalara inanan bir toplum yaratmak öncelikli hedefleridir.

SONUÇ :

Beyin nedir deyip geçmeyin. Unutmayın ki, beynini önce cüzdanlarını düşünerek çalıştıran yöneticilerin olduğu ülkeler, her daim yıkılmaya ve egemen toplumların esiri olmaya mahkûmdurlar…

Saygı ve sevgilerimle bilgilerinize sunarım.

Dr. Erdem CANKAYA – 4.Şubat. 2012

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: