Günlük arşivler: Temmuz 11, 2012

Prof. Dr. Remzi Fındıklı who is the president of police academy


PROF. DR. REMZİ FINDIKLI WHO IS THE PRESIDENT OF POLICE ACADEMY

Polis Akademisi yeni Başkanı Prof. Remzi Fındıklı hakkında Milliyet gazetesinde Pazar günü 1. Sayfasından sür manşetten Tolga Şardan imzası ile bir haber çıktı. Ben de bu konuyu hemen yazacaktım ama ev taşınması konusu olunca, az biraz yazmam gecikti. Polis Akademisi dışındaki çok farklı dostlardan bu konuda merak cümleleri içinde telefonlar da alınca, ben de genişlemesine Prof. Remzi Fındıklı’yı yazayım istedim veeeee yazmaya da başladım…

Remzi Hocam Polis Akademisinin ilk 3 profesöründen birisidir. Ali Şafak, Ali Birinci ve Remzi Fındıklı…

Prof. Ali Şafak çok iyi bir Müslüman olan, kendine has doğruları ve kuraları bulunan, nazik ve kibar bir insandır. Ceza Hukuku (Genel-Özel) ve Ceza Usul Hukuku derslerinin yıllarca hocalığını yapan Ali Şafak, öğrencilere anlattığı dersin iyice öğrenilmesine çalıştığı için tabiri caizse gerçekten de kök söktürmektedir.

Görev yaptığı süre içinde pek çok zaman EGM ve idare tarafında kıymeti anlaşıl(a)mayan hocamız, duruşu ile bile ders veren bir tavır içinde olurken, 65 yaşından sonra da Güvenlik Bilimleri Fakültesi Dekanlığı yaparak meslek hayatını sonlandırmıştır. Halen Turgut Özal Üniversitesi Hukuk Fakültesinde öğretim üyeliği yapan Ali Şafak, şu anda da Polis Akademisinde de derslere girmektedir ve kendisinin eğitime katkılarından dolayı da hala odası da Anıttepe de bulunmaktadır.

Prof. Ali Birinci ise tam anlamıyla bir kitap kurdudur. Türk Tarih Kurumu Başkanlığını da bir dönem yapan Ali Birinci, Polis Koleji ve Akademisinden mezun olmasının yanında SBF’yi de bitirerek akademisyen hayata Sivas’ta adım atmıştır. Odasındaki kitaplarının muhteşem dağınıklık içindeki ahengi, onun kitapları ile arasında yaşadığı aşk, gerçekten de dillere destan olan yaşam biçimi ve ilim erbabının sohbetinde bulunulmasından alınan hazzı bizlere yaşatan Ali Hocamız da hala Polis Akademisinde derslere girmekte ve idari hiçbir göreve talip olmayarak da müstağni yaşamına devam etmektedir.

Prof. Remzi Fındıklı ise oğlum Erkam’ın küçüklüğündeki fıstıkçı-çukulatacı-meyveci amcasıdır. Öyledir çünkü, yıllar öncesinden başlayarak hafta sonlarında bile Polis Akademisinin Anıttepe yerleşkesine yolunuz düşerse, Remzi Fındıklı Hocanın odasının ışığı hep yanmaktadır. Ve o, odasında onu ziyaret edenlere –özellikle de çocuklara- çerezleri ile iltifatlarda bulunmaktadır.

Remzi Hoca tam bir akademisyendir. Bazen anlamakta zorlansanız da, içinin netliği, berraklığı, sevecenliği, tam da yüzüne yansımıştır. Başbakan Erdoğan’ın liseden sınıf arkadaşı olmasına rağmen, başbakan onu her gördüğünde makam arabasına alıp; ‘Remzi Hocam benden istediğin bir şey var mı?’ demesine rağmen, o idari görevlerden hep kaçmış ve; ‘iyi idareci o dur ki çevresinde hep hocaları bulundurur. İyi hoca o dur ki, idarecilerin yanında bulunmaktan hep kaçar’ sözünü söylemiştir.

Son dönemde Güvenlik Bilimleri Enstitüsü Müdürlüğü görevini bile zorla kabul etmiş olan Remzi Hocam, devlete çalışırken devlet mumunu, kendi özel işine çalışırken de kendi parasıyla aldığı mumunu kullanacak kadar ince eleyip sık dokuyan birisidir. Polis Akademisi ile özdeşleşmiş birisi olan Remzi Hoca, oğlunu bile emniyetçi yaparak, gerçekten de emniyet teşkilatını çok sevdiğini ifade etmiştir.

Şimdi de gelelim Pazar günü Milliyet’in sür manşet ile ilk sayfanın kapağından yaptığı Tolga Şardan imzalı habere…

1. Milliyet’in haberi yapması bağlamında; ‘Ulema ihtilafa düşünce, cühelaya akıl danışır onun dediğinin tersini yapınca da isabetli olanı bulurmuş. Bir diğer anlatımla, o böyle yazmışsa, -inanın bana- Remzi Hocanın Polis Akademisi Başkanlığı demek ki çok iyi olmuştur.

2. Rahmetli İsmet İnönü hayattayken ilk kez parlamentoya giren DP milletvekilleri nereye oy vereceklerini bilmediklerinde ismet Paşa’ya bakarlar ve o ‘evet’ diyorsa ‘hayır’ oyunu, o ‘hayır’ diyorsa da ‘evet’ oyunu kullanırlarmış ki aynı şeyi Milliyet’in yaptığı bu haber bağlamında da düşünülebilir.

3. Remzi Hocamın uzmanlık alanı iktisat ve kamu yönetimidir. O da uzmanlık alanı dışındaki duygu ve düşüncelerini ‘güzel sözler’ şeklinde bir kitapta toplayıp basabilir. Tamamen sübjektif ve uzmanlığı ile ilgili olmayan bir alanda yazdığı kitaptan dolayı, onun hakkında değerlendirme yapmak en küçüğünden ayıp, en büyüğünden ise terbiyesizliktir.

4. Remzi Hocanın lisans, master ve yüksek lisans derslerine katılan öğrenciler, hocanın ne kadar nüktedan olduğunu ve sıklıkla da özlü sözler kullandığını bilirler. O nedenle bu özlü sözlerin anonim olarak unutulmasındansa, bir kitap içinde toplanması konusunda gelen ısrarları karşılama düşüncesi, kanımızca bu kitabın yazılmasında en önemli etken olsa gerektir.

5. Yakın dostum ve Milliyet’in çok kıdemli emniyet muhabiri Tolga Şardan, emniyet ile ilgili yaptığı haberlerde, bir kere bile olumlu bir şeyi görmektense olumsuz olanı görmeyi ve hatta pireyi deve yapmayı adet haline getirdiğini, bu haberi bağlamında da adeta bir kez daha perçinlemiş ve bence çok ayıp etmiştir.

6. Kanımızca Remzi Hocam eğer Polis Akademisi Başkanı olmayı aklının ucundan bile geçiriyor olsa idi, bu kitabı belki de hiç basmayacaktı diye bile düşünülebilir…

7. Prof. Dr. Remzi Fındıklı adam gibi adamdır ve meraklıları için yazmak gerekirse; the cemaatten de değildir. Umarız ve arzularız ki Remzi Hocam bundan sonraki döneminde, daha kararlı ve daha istikrarlı adımlarla ve tırsmadan kalıcı işlere imza atar. Atar mı evet atar.

Polis Akademisi başkanlığınız hayırlı ve uğurlu olsun Remzi Hocam!..

Not:

1. Prof. Dr. Zühtü Aslan hiçbir zaman kendisini Polis Akademisinde kalıcı olarak görmediği ve hep geçici hissettiği ve yüzünü de hep Anayasa mahkemesi üyeliğine ve hatta başkanlığına dönük gördüğü için, bu yazıda kendisinden hiç söz edilmemiştir. İleride başlı başına bir yazı kendisi için yazılacaktır…

2. Gelen e-mail aynen böyle. Ben de hiç değiştirmeden burya taşıdım. Eminim yetkililerin verecekleri bir cevapları vardır, değil mi?

‘…EGM SOSYAL HİZMETLER DAİRE BAŞKANI BUNLARI BİLİYOR MU?
Emniyet Genel Müdürlüğü Sosyal İşler Daire Başkanlığında bir çok amir bulunurken neden polis memurları eleman alımı için mülakat yapıyorlar. Daire başkanının bundan haberi var mı? Yoksa işgüzar memurlar kafalarına göremi iş mi yapıyorlar? Mülakatta neden koruma dairesinden memurlar mülakata çağırılıyor, aşağılamak, azarlamak, dalga geçmek kolay olduğu için mi? Neden mülakata gelen asaleti tasdik olmamış çocuklara eşleri hakkında soru soruluyor? İşe polis mi alıyorlar yoksa kendilerine dost edinebilecekleri polis eşi mi arıyorlar? Mülakatı gerçekleştiren polis memurlarına gençler amirim dedikçe neden daha çok aşağılayıcı sorular soruyorlar? Bunları sitenizden sorun lütfen. Gencecik memurların izzeti nefisleri ile oynanmasına izin vermeyin…’

Twitter: @onderaytac

E-mail: tarafim

Generallik bekleyen profesör ‘casusluk’tan tutuklandı


İzmir’de yürütülen "Askeri Casusluk ve şantaj" adı verilen soruşturmada, generallik terfisi bekleyen Prof. Dr. Eczacı Kıdemli Albay Tayfun Uzbay’ın tutuklandığı ortaya çıktı.

"Askeri Cususluk" suçlamasıyla tutuklanan Tayfun Uzbay hem profesör hem de generallik terfisi bekliyor. Uzbay şizofreni hastalığına çare arayan çalışmalarıyla tanınıyor.

Albay Tayfun Uzbay’ın, "Bir koğuşta 15 subay birlikte kalıyoruz, kafa yoruyoruz ortak noktamız nedir, ortak noktamız herkesin terfi zamanı, herkes alanında çok başarılı, ileride çok iyi noktalara gelmesi beklenen kişiler ve herkes şaşkın" dediği belirtildi.

CHP Milletvekilleri Özgür Özel, Nurettin Demir ve Veli Ağbaba’dan oluşan cezaevi ekibi Milli Savunma Bakanlığı’ndan aldıkları özel izinle İzmir Şirinyer 1. Sınıf Askeri Ceza ve Tutukevine gitti.

Cezaevinde "Askeri Casusluk ve Şantaj" soruşturması kapsamında Ankara’da gözaltına alınıp getirildiği İzmir’de Özel Yetkili Mahkeme tarafından tutuklanan Prof. Dr. Eczacı Kıdemli Albay Tayfun Uzbay’ı ziyaret etti.

TAYFUN UZBAY, CHP MİLLETVEKİLİ ÖZEL’E ŞUNLARI ANLATTI:

"Buluşumuzu kamuoyuna duyurduğumuz günden itibaren başım dertten kurtulmuyor, bir ara Ergenekon, bir ara Balyoz soruşturmalarına ekleyebilir miyiz diye uğraştılar, iddianamelerde ilgisiz yerlerde adım geçti, tedirgin oldum ama bu kadarını da beklemiyordum. Benimle hiç ilgisi olmayan bir yerde ele geçirilmiş bir bilgisayarda benim adıma bir dosya var ve o dosyada TC kimlik numaram yazıyor. Buna dayandırılarak ve ek hiçbir delil olmaksızın beni tutukladılar, inanamıyorum. Beni casuslukla şantajla suçluyorlar, bunu ne karşılığı ya da ne için yapacağım. Patenti bizde olan buluşun değeri milyar dolarların çok üzerinde ne için şantaj yapayım, ne karşılığı casusluk yapayım."

TERFİ ALACAK SUBAYLAR BURADA

"Bir koğuşta 15 subay birlikte kalıyoruz, kafa yoruyoruz ortak noktamız nedir, ortak noktamız herkesin terfi zamanı, herkes alanında çok başarılı, ileride çok iyi noktalara gelmesi beklenen kişiler ve herkes şaşkın."

"Geçenlerde bizim eklendiğimiz davanın iddianamesi okundu. Savcı “casusluk saptayamadım” dedi. Hatta “tüm tutuklu sanıkları serbest bırakın” dedi. Ardından sadece 5 tutuklu kaldı. Şimdi 50 kişi daha alıyorlar aynı suçlamalarla, tamda terfi bekleyen son derece başarılı subayları."

"86-87 devresi tüm deniz kuvvetlerinin terfi alacak subayları buradalar, Aksaz, Foça ve İskenderun Deniz Üs Komutanları burada. Zaten 3 Deniz Üs’sümüz var, 3’ünün de komutanını almışlar. Zaten Güney Deniz Saha Komutanı ve tüm karargâhı Balyoz’dan içeride. Bunu kim yapıyor niye yapıyor anlayabilmiş değiliz ama çok büyük operasyon var bu işin içinde. F-16 filo komutanı burada. Batıdan gelen uçak ihlaline karşı kalkacak ilk uçak filosunun komutanından tüm deniz üs komutanlarından casus olur mu, şantaj için fuhuş çetesi olur mu? Asla doğruyu maddi gerçeği arayan yok! Öyle olsa 48 saat uykusuz bırakıp sonra sorgu olur mu? Haksızlık ediyorlar. Tutuklamaya içeri atmaya şartlanmışlardı. Öyle gördüm. Sanki bir talimat yerine getiriliyordu."

CEMAATİN İLAÇ FİRMALARI

"Dijital belgeler üretmişler acayip tutarsız ama mahkemeye kadar dinleyen yok, 8 Mayısta tutuklama yapıyorlar delil olacak evrakın tarihi 18 Mayıs! Bir subay 1995 tarihli bir olayla suçlanıyor. Ama o tarihte Kuleli’de öğrenci. Derdimizi mahkemeye kadar kime anlatacağız? Benim araştırmam çökecek, terfiler geçecek sonra pardon diyecekler ama iş işten geçmiş olacak."

"Dopamin hipotezini tamamen yıkan agmentin hipotezini ortaya koyduğum günden beri başım dertten kurtulmuyor. Bu işin içinde çok büyük işler var kimi diyor cemaatin ilaç firmalarına vermezsen formülü onlarla birlikte olmazsan işte böyle olur, bir diğeri diyor ki Üsküdar Üniversitesi çağırmış oraya geçseydin başına bunlar gelmezdi. Kafam çok karışık. Bu çalışma milli kalsın Türkiye de kalsın parayı ülkemiz kazansın çok istedim. Bir yandan yabancı şirketler hem istediler hem de rahatsız oldular, bir yandan da Türkiye’de pek çok dinamik devreye girdi."

"GATA Komutanına da Dekanına da çok kırgın ve kızgınım. Herkesin birlik komutanı geliyor bir mesaj iletiyor bizimkiler ortada yok! Zaten çalışmalara da son dönem köstek oldular çok kırgınım."

‘GÖZALTINA ALINMASAYDIM, FİNLANDİYA’DAYDIM’

"Bu gözaltı olayından 2 gün sonra Finlandiya’da Oulu Üniversite’sinde buluşumuzu sunacaktım, Ağustos’ta Las Vegas’ta konferansım vardı, Eylül’de İstanbul’da Poliamin toplantısı çok önemliydi."

‘BENİM YERİM LABORATUVAR’

"Halen yürüttüğüm 300 bin TL’lik TÜBİTAK projesi ile deney hayvanlarında şizofreni modellenmesi yapacak bir alet geliştiriyordum, kaldı, proje batacak! Avrupa ajansı destekli çok yüklü maliyetli projelerim çökecek, benim yerim burası değil laboratuvar, her ay dışarı gidip dönmüşüm konferanslardan, ne kaçma şüphesi?"

‘YILLARCA TEB’DE ÇALIŞTIK’

CHP Manisa Milletvekili Eczacı Özgür Özel, Tayfun Uzbay’la yaptığı görüşmeyi değerlendirdi. CHP’li Özel, Uzbay’la ilgili, "Tayfun Uzbay Eczacıdır. Uzmanlık alanı Farmakoloji’dir. Kıdemli Albay rütbesinde generallik sırası bekleyen bir profesördür. Kendisini meslek örgütünde (TEB) geçtiğimiz yıllarda yaptığım görevlerden dolayı yakından tanırım. Uzbay, TEB Eczacılık Akademisinde de uzun yıllardır Yönetim Kurulu üyesi olarak çalışır. Tayfun Uzbay’ın ülke kamuoyu tarafından bilinen çok önemli bir bilimsel çalışması vardır. Bu konuyu yaklaşık 2 yıl önce ülke ve dünya kamuoyunda çokça yer alan ve "Türk Bilim Adam’ı Şizofreniye Çare Buldu" başlıklı haberlerden hatırlayacaksınız." dedi.

UZBAY ŞİZOFRENİYE ÇARE ARIYORDU

Şizofrenin sebebi beyindeki kimyasal değişimlerle açıklanmaya çalışılan bir akıl hastalığıdır. Şizofrenide yıllardır en kuvvetli ve kabul gören hipotez Dopamin hipotezidir. Bu hipotezin dışında geçtiğimiz yıllarda Tayfun Uzbay ve arkadaşlarının ortaya koyduğu Agmatin Hipotezi bilim dünyasını heyecanlandırdı. Bu konuya Popüler Bilim dergisi “Şizofreni Tedavisinde İlginç Yöntem Büyük Umut” başlığı ile yer vermiş ve konuya şu şekilde değinmişti:

“Geçtiğimiz Şubat ayı içinde Gülhane Askeri Tıp Akademisi’nde (GATA) yürütülen TÜBİTAK destekli bir projeden elde edilen bazı veriler şizofreni hastalığının tanı ve tedavisine yönelik umut verdi."

"GATA Tıbbi Farmakoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof.Dr. İ. Tayfun Uzbay ve ekibi, alkol ve madde bağımlılığı ile şizofreni arasındaki ilişkinin nörobiyolojik temellerini araştırırken agmatin isimli beyinde de bulunan kimyasalın deney hayvanlarında şizofreni belirtilerine neden olduğunu gözlemledi. Üstelik agmatin ile oluşan model ilaç geliştirme çalışmalarında kullanılan standart modelden daha güçlüydü. Agmatin ile oluşturulan model üzerinde ne klasik ne de yeni atipik ilaçlar etkili olmadı. Öte yandan agmatin apomorfin verilerek oluşturulan standart modeli daha da kötüleştirdi. Bilim insanları bu gözlemlerini tekrarlayan deneylerle birçok kez teyit ettikten sonra şizofreni hastalığının tanı ve tedavisine yönelik bugüne kadar bilinenlerin dışında yeni ve ilginç bir teori oluşturdu."

Mehmet Bozkurt
Aydınlık Gazetesi

ulusalkanal.com.tr

Meşhur İsa ve Delileri Tablosu :))


VIDEO : Srebrenica Soykırımı’nın 17nci Yıldönümü


Avrupa’nın, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra yaşadığı en büyük trajedi olan Srebrenica soykırımının 17’nci yıldönümünde yine gözyaşı ve hüzün hakim.

Avrupa’nın, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra yaşadığı en büyük trajedi olan Srebrenica soykırımının 17’nci yıldönümünde yine gözyaşı ve hüzün hakim. Srebrenica’da 11 Temmuz 1995’te katledilen 8 bin 372 kurbandan toplu mezarlarda cesetleri bulunan 520 kişi bugün toprağa veriliyor.

Anneleri evlatsız, çocukları babasız bırakan Srebrenica soykırımının acısı aradan geçen 17 yıla rağmen hiç bitmedi. Srebrenicalı anneleri yalnız bırakmamak için Bosna-Hersek başta olmak üzere Türkiye’den ve dünyanın değişik yerlerinden gelen 10 binlerce insan, törenlerin yapılacağı, adeta ‘beyaz zambaklar ülkesi ‘ olan Potoçari’deki şehitlikte toplandı.

Tuzla kentinin Nezuk kasabasında üç gün önce başlatılan ‘ölüm yürüyüşü ‘ne katılan yaklaşık 10 bin kişi yürüyüşlerini Potoçari mezarlığında bu sabah itibarıyla tamamladı. Yürüyüşe katılanların bir kısmı geceyi, geldikleri Potoçari çevresinde kurdukları çadırlarda geçirdi.

CESETLERİ YENİ BULUNAN 520 KURBAN DEFNEDİLİYOR

‘Beyaz zambaklar ‘ gibi dizilen uçsuz bucaksız mezar taşlarının bulunduğu Potoçari’de toplanan 10 binlerce insan, dua edip kurbanların ardından gözyaşı döküyor. Bu gözyaşları, 17 yıl önce katledilen, daha sonra bedenleri parçalara bölünüp atıldıkları çeşitli toplu mezarlarda bulunan, uzun çalışmalar sonucu kimlikleri belirlenen kurbanlar için akıtılıyor.

Srebrenica’da 11 Temmuz 1995’te katledilen 8 bin 372 kurbandan toplu mezarlarda cesetleri bulunan 520 kişi bugün kılınacak cenaze namazıyla toprağa verilecek.

Potoçari’deki Anıt Mezarlığa getirilen tabutların başında gözyaşı ve hüzün hakim. Kiminin parçalanan vücudundan sadece bir ayak kemiği, bir parmağı, kimininse vücudundan bir parçanın bulunduğu tabutlar, bugün insan onuruna yakışacak şekilde defnedilecek.

BURUK SEVİNÇ

Kaybettikleri kurbanların aradan yıllar geçse de yakınlarını buldukları kalıntılarıyla toprağa verecek Srebrenicalılar, bir taraftan hüzün diğer taraftan yakınlarına ait bundan böyle bir mezar olmasının buruk sevincini yaşıyor.

Başı belli ancak sonu adeta görülmeyen tabutların başında ağlayan kadınlardan birisi de Fata Mustafiç’ti. 17 yıl önce kaybettiği iki oğlundan cesedi bulunan Almir adlı evladının tabutuna sarılan Mustafiç, ‘Bizleri bu şekilde evlatsız, dünyada yapayalnız bırakan insanlar umarım yaptıklarından ibret alır ‘ şeklinde duygularını dile getirdi.

Bu arada, aşırı sıcağa rağmen 10 binlerce insanın hazır bulunduğu tören alanında sürekli Kuran-ı Kerim okunuyor. Törene katılanlar ise buruk ve bir o kadar da onurlu bir şekilde sükunetlerini koruyarak dünyaya adeta 17 yıl önce yaşananları ‘sessiz bir çığlık ‘ şeklinde mesaj gönderiyor.

TÜRKİYE’Yİ BOZDAĞ TEMSİL EDİYOR

Törenlerde Türkiye’yi temsil edecek olan Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ da Potoçari’deki Anıt Mezarlık’a geldi. Bozdağ ve beraberindekiler savaş döneminde Boşnakları Sırplara teslim eden Birleşmiş Milletler (BM) bünyesinde görev yapan Hollandalı askerlerin kullandığı daha sonra Srebrenica Soykırım Anma Müzesi’ne dönüştürülen eski fabrikayı gezdi.

Bozdağ, yaptığı açıklamada, temmuz ayının Bosna-Hersek için ‘hüzün ayı ‘ olduğunu ifade ederek, ‘Bosna’daki kardeşlerimizin acısı acımız, sevinci sevincimiz olmuştur ‘ diye konuştu.

‘Bosnalı kardeşlerimizin acısını paylaşmak için Srebrenica’dayız ‘ diyen Bozdağ, şunları söyledi:

‘Srebrenica, ırkçılığın, vicdansızlığın, nasıl bir canavara dönüştüğü bir yerdir. Srebrenica büyük bir ibret abidesi, büyük bir öğüt merkezidir. İnsanlık sevgiyle değer bulur, mutlu olur. Kan ve gözyaşından mutluluk inşa eden bir millet olmamıştır. Srebrenica bunu tüm dünyaya haykırıyor. Hem Srebrenica annelerinin hem de dünyada başka annelerin ağlamaması için bir daha Srebrenica gibi olayların yaşanmasına müsaade etmeyeceğiz. Srebrenicaların bir daha yaşanmaması için daha fazla çalışmalıyız. ‘

SREBRENICA’DA 17 YIL ÖNCE NE OLDU?

Bosna’daki savaş sırasında BM’nin güvenli bölge ilan ettiği Srebrenica, 11 Temmuz 1995’te Ratko Miladiç’e bağlı Sırp birlikleri tarafından işgal edildi. İşgal üzerine BM bünyesindeki Hollandalı askerlere sığınan sivil Boşnaklar, Sırplara teslim edildi.

Otobüs ve kamyonlara bindirilen Boşnaklar’dan 8 bin 372’si götürüldükleri ormanlık alanlarda, fabrikalarda, depolarda hunharca katledildi. Katledilenlerin cenazeleri, çeşitli toplu mezarlara gömüldü.

Yapılan çalışmalar sonucu Srebrenitsa ve çevresinde açılan toplu mezarlardan çok sayıda soykırım kurbanının cesetlerine ait kalıntılar bulundu. Hala yaklaşık bin 500 ile 2 bin arasında soykırım kurbanının cesedine ulaşılamadı.

Srebrenica’da yaşananlar, Lahey Adalet Divanı ve Avrupa Parlamentosu tarafından soykırım olarak kabul edildi.

Srebrenica başta olmak üzere Bosna’daki çeşitli savaş suçlarından aranan Ratko Mladiç ise geçen yıl Sırbistan’da yakalandı ve Lahey’deki mahkemeye teslim edildi. Mladiç’in yargılanması hala devam ediyor.

http://www.beyazgazete.com/video/webtv/dunya-5/srebrenica-soykirimi-nin-17nci-yildonumu-300403.html

CIA Mind Control Operation MK-ULTRA


Police Cell Phone Surveillance Tops 1.3 Million Annually


Mobile carriers responded to a staggering 1.3 million law enforcement requests last year for subscriber information, including text messages and phone location data, according to data provided to Congress.

The revelation marks the first time figures have been made available showing just how pervasive mobile snooping by the government has become in the United States.

The companies said they were working around the clock and charging millions in fees to keep up with ever-growing demands. At least one of the carriers urged Congress to clarify the law on when probable-cause warrants were required to divulge customer data.

Nine mobile phone companies forwarded the data as part of a Congressional privacy probe brought by Rep. Edward Markey, (D-Massachusetts), who co-chairs the Congressional Bi-partisan Privacy Caucus.

The number of Americans affected each year by the growing use of mobile phone data by law enforcement could reach into the tens of millions, as a single request could ensnare dozens or even hundreds of people. Law enforcement has been asking for so-called “cell tower dumps” in which carriers disclose all phone numbers that connected to a given tower during a certain period of time.

So, for instance, if police wanted to try to find a person who broke a store window at an Occupy protest, it could get the phone numbers and identifying data of all protestors with mobile phones in the vicinity at the time — and use that data for other purposes.

“We cannot allow privacy protections to be swept aside with the sweeping nature of these information requests,” Markey said in a statement. Markey divulged the data Monday, a day after leaking it to The New York Times.

The carriers have refused for years to make clear to Americans how much data they keep and for how long — or how often — and under what standards — data is turned over to authorities. The newly released data shows that the police have realized the country has moved to an age when most Americans carry a tracking device in their pockets, leaving a bread crumb trail of their every move and electronic communication.

The reports showed that AT&T, the nation’s second largest carrier, received about 125,000 requests from the authorities in 2007 — mushrooming to more than 260,000 last year. It charged $2.8 million for the work in 2007 and $8.25 million last year. Though AT&T promises in its own human rights policy that it will “generate periodic reports regarding our experience with such requests to the extent permitted by the law,” the company has never done so until requested by Congress.

Verizon, the nation’s largest carrier, did not provide a clear breakdown as did AT&T, but said it also received about 260,000 requests last year, and added that the numbers are growing at a rate of about 15 percent annually.

Oddly, the third largest carrier, Sprint said it has received nearly double what each of the top two reported: 500,000 requests last year. Finally, the last of the top four carriers, T-Mobile, declined to divulge how many requests it gets. But it said in the last decade, the numbers have increased by up to 16 percent annually.

Overall, the companies said they respond to tens of thousands of emergency requests annually when authorities ask for data claiming there is an imminent threat of death or serious injury. Sprint, for example, said it handles those via fax from law enforcement.

The figures come as Twitter and Google have also reported a major uptick in the number of government demands for user-information data. Twitter, for example, said it received more requests for data in the first half of this year than all of last year. The United States was responsible for the bulk of the requests.

The carriers said they responded to police emergencies, subpoenas and other court orders. They did not clearly say how many times they responded to probable-cause warrants. That’s because much of Americans’ mobile-phone data is not protected by the Fourth Amendment.

“AT&T does not respond to law enforcement without receipt of appropriate legal process,” Timothy McKone, an AT&T vice president, wrote Markey as part of the congressional inquiry. “When the law requires a warrant for disclosure of customer usage information, AT&T requires that a warrant be required — as is also the case for court orders, subpoenas or any other form of legal process.”

AT&T: The category PSAP stands for Public Safety Answering Point, which takes emergency 911 calls for subscriber data.

McCone said the company employs more than 100 full-time staffers and “operates on a 24/7 basis for the purpose of meeting law enforcement demands.”

All the while, the Justice Department employs a covert internet and telephone surveillance method known as pen register and trap-and-trace capturing. Judges sign off on these telco orders when the authorities say the information is relevant to an investigation. No probable cause that the target committed a crime — the warrant standard — is necessary.

Pen registers obtain non-content information of outbound telephone and internet communications, such as phone numbers dialed, and the sender and recipient (and sometimes subject line) of an e-mail message. A trap-and-trace acquires the same information, but for inbound communications to a target.

According to a separate report, from 2004 to 2009, the number of those have more than doubled to 23,895. The Justice Department has failed to report figures for 2010 and 2011. The American Civil Liberties Union has sued the Justice Department, seeking the records.

What’s more, the government asserts, and judges are sometimes agreeing, that no warrant is required to obtain so-called cell-site data which identifies the cell tower to which the customer was connected at the beginning of a call and at the end of the call. Such location data can be collected by mobile phone companies whenever a phone is turned on, making it possible for police to obtain, without probable cause, a detailed history of the movement of a phone.

Sprint said sometimes it’s hard for the company to know whether it is being properly served, and that the legal standard of whether a probable-cause warrant was needed is unclear.

“Given the importance of this issue, the competing and at times contradictory legal standards, Sprint believes Congress should clarify the legal requirements for disclosure of all types of location information to law enforcement personnel,” Voyan McCann, a Sprint vice president, wrote Markey.

New book claims Mossad assassination unit killed Iranian nuclear scientists


Binyamin Netanyahu with Meir Dagan as the spymaster left his post as head of Mossad in November 2010. Photograph: Ronen Zvulun/AP

The series of assassinations of Iranian nuclear scientists since 2010 has long been believed to be the work of the Israeli intelligence agency, the Mossad, but most of the speculation over the issue suggested that the Israelis sub-contracted the dirty work to Iranian rebel groups like the Mujahedin-e-Khalq (MEK) or Jundullah.

A new book by respected Israeli and American journalists called Spies Against Armageddon says the Mossad would never have farmed out the job to outsiders. The killings of the four scientists and the attempted murder of a fifth, were "blue and white" operations, the Mossad parlance for Israeli.

[F]or such a sensitive, dangerous, and daring mission as a series assassinations in Iran‘s capital, the Mossad would not depend on hired-guns mercenaries. They would be considered far less trustworthy, and there was hardly any chance that the Mossad would reveal to non-Israelis some of its assassination unit’s best methods.

The Mossad unit carrying out the assassinations is called Kidon, or Bayonet, which was infiltrated into the country by various routes

The Mossad also enjoyed fairly safe passage in and out of Iran by going through nations where the security services were cooperative – including the Kurdish autonomous zone of northern Iraq…Obviously, Israeli operatives travelled using the passports of other countries, including both bogus and genuine documents. …In addition, the Mossad continuously maintained safe houses in Iran, dating back to the pre-1979 years under the Shah. That was an investment in the future, typical for Israeli intelligence.

The authors, Yossi Melman and Dan Raviv, also have more detail than I have seen anywhere else on Mossad efforts to smear Mohamed ElBaradei, the former director general of the International Atomic Energy Agency (IAEA). It fed suggestions he was in the Iranians’ pocket to the Mubarak regime, to little effect, so it dreamed up other dirty tricks.

One such plan was to penetrate his bank account and deposit money there that he would not be able to explain. The psychological warfare department then would spread rumours to journalists that ElBaradei was receiving bribes from Iranian agents. In the end, that did not occur.

These assertions, like most of the claims in the book, are not backed up by quotes, even anonymous ones, or by any other kinds of references. The style of the book is to state such things as facts and we have to take it or leave it. Raviv refers to the style, also used by Bob Woodward, as ‘synthesis’. The grounds for the claims are largely the reputations of the authors. Melman, in particular, is a doyen of Israeli national security experts, until recently on the liberal Ha’aretz newspaper, and is widely respected. My guess from reading it that the former Mossad boss, Meir Dagan, is a primary source.

Still, there are a lot of blurry edges in the book. It implies that the blast in a missile base near Tehran in December 2011 which killed the godfather of the Iranian programme, Major General Hassan Moghadam, was the work of Mossad, but Melman conceded this was purely supposition. There are also a lot of references to Iranian weaponisation work in the present tense, though all the evidence presented points to past activity.

Just as interesting as the claims about Mossad’s activities in Iran is the way the authors refer to Israel‘s own nuclear programme. Under Israel’s policy of ambiguity, Israeli journalists are not supposed to confirm the existence of the arsenal, and every time they refer to it they have to add a formulaic phrase like ‘according to foreign reports’ or some such. In ‘Spies Against Armageddon’, there is some token effort at euphemism. For example, in the following section, the word ‘potential’ stands in for ‘bombs’:

Generating electricity without relying on imported coal and oil could be valuable, but developing a nuclear potential was even more important: It would make Israel an unrivalled force in the Middle East. It could be the ultimate guarantee of the Jewish state’s continued existence.

But in the following passages, the taboo is tosed out altogether:

Implicit in Ben-Gurion’s vision was an Israeli monopoly. Wherever and whenever deemed necessary, Israel would do what was necessary to be the only nuclear-armed power in the Middle East. That unique and unspoken mission would be at the core of crises more than half a century later..

Most of the prime minister’s scientific advisers also feared that Israel could trigger a dangerous nuclear arms race. They loved research, but not weaponry. Seven of the eight IAEC members resigned in protest in late 1957.

Avner Cohen, author of The Worst-Kept Secret: Israel’s Bargain with the Bomb drove a large bulldozer through the policy of deliberate ambiguity, or amimut, and Spies Against Armageddon appear to have benefited from the lighter censorship.

Raviv said that the entire text was submitted to the Israeli military censor and approved with only very minor amendments. I understand, however, that in the Hebrew version of the book, the usual formula of ‘according to foreign sources’ will be reintroduced.

From the outside it seems a bizarre and arbitrary practice, but the government shows no signs of abandoning it. A former deputy Mossad chief, Ilan Mizrahi, was in London yesterday and I asked him about it. He said: "Yes I think amimut is corroding, but I still think it is a good policy."

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: