Günlük arşivler: Temmuz 13, 2012

ERMENİLERDEN SÖZDE SOYKIRIM İÇİN SON ATAK… SESSİZ KALMAYALIM ….


KONU UZMANLARI OYLAMA SISTEMI ICIN YARDIMINIZA IHTIYACIMIZ VAR

Ben bu oylamadan iyice şüphelenmeye başladım, ya gerçekten ermeniler toplu

şekilde Türk oylarının karşısını almaya çalışıyor, ya ermeniler bir sistem

bulmuşlar toplu şekilde oy kullanıyorlar. Dünden beri her 30-50 Türk oyuna

karşın aninda bir o kadar da ermeni oyu geliyor.Uzun süre takip ettim, bazen

dakika basi 70-100 oy birden geliyor.

Veya site reyting için kendisi devamlı karşı tarafa oy ekliyor da olabilir.
BU tip oylama ve sistem uzmani arkadaslar:

Karsi taraf IP numarasını saklayarak mi oy kullaniyor? Yoksa otomatik olarak

bir serverden mi oy kullaniyorlar? Bu derece toplu oylarin gelmesinin baska

sebebi olabilir mi?

IP numarasi saklanirsa devamli sekilde oy vermek mümkün mü?

Mümkünse IP numarasını nasıl kaldılır?

Bilgilieriniz ve yardimlariniz için simdiden tesekkürler
http://www.newsring.fr/societe/165-faut-il-une-loi-sur-le-genocide-armenien
sitesine girip, sorulan soruya “NON-Hayır” şıkına klik edin

Suriye’deki ” Göz’ümüz”


Önce Uludere… İstihbarat var mı, yok mu? Varsa kim verdi, yoksa kim vermedi? Koca devletin istihbarat birimlerine ne olmuştu?

Şimdi, uçağımızın "Suriye tarafından düşürülmesi"… Ağzı olan konuşuyor; konuştukça da sadece muamma artıyor, çelişkiler yumağı büyüyor. Uçağımızın neyle, nerede, nasıl düşürüldüğünü bile netleştiremedik. Son olarak Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç "şahsi kanaatini" açıkladı; "Vurulma biçimi, füzeyle veya füze benzeri bir başka aygıt ile yapılmış olabileceğini gösteriyor"muş!..

Şaka gibi!.. İki pilotumuz şehit… Olayın üzerinden 20 gün geçti, halimiz bu. Elin adamı ise dalgasını geçiyor. Önce Rus Dışişleri Bakanı Lavrov’dan ‘imalı’ mesajlar geldi, şimdi de ABD Dışişleri yetkililerinden…

Hürriyet’in Washington Muhabiri Tolga Tanış bugün yine başarılı bir habere imza atıp bir ABD Dışişleri yetkilisi ile düşürülen jetimizi konuşmuş. Adam konuşmaktan çok, resmen hem Türkiye hem de Başbakan Erdoğan’la kafa bulmuş. Söylediklerini ben hazmedemedim, bizimkileri bilmem.
Şu laflara bakar mısınız?

"Uçak uluslararası sularda mı, Suriye karasularında mı vuruldu? Füzeyle mi vuruldu, uçaksavar ateşiyle mi? Ne fark eder? Sonuçta bizim için müttefiğimizin bir uçağının vurulmuş olması önemli. Türkiye bu konuda ne kadar çok yüksek sesle konuşursa o kadar inandırıcı olacağını düşündü. Sanırım o yüzden Başbakan’a açıklama yaptırdılar. Bu, tıpkı İngilizce bilmeyen birine bağırarak konuşan Amerikalıların durumuna benziyor. Ancak biz, bu tartışılan konularda hiçbir detayı açıklamayacağız."

Ne demek istiyor? Başbakana o açıklamaları kim yaptırdı, kim bağırttırdı? ABD’nin bildiği detaylar neler, bunları niye açıklamıyorlar? Şeytan ayrıntıda gizli olduğu için mı?

ABD yetkilisi, aynı açıklamada Başbakan Erdoğan’ın karizmasını ikinci kez çiziyor. Hani Obama-Erdoğan’ın "kanka" olduğu söyleniyor ya… Evet ABD nezdinde Erdoğan’ın tek "dostu" Barack’tı. Anlaşılan artık o da selamı-sabahı kesmiş. İşte o ABD yetkilisi, bir anlamda bu ‘acı son’u duyuruyor … Uçağımızın düşürülmesinden sonra Başkan Obama, Erdoğan’ı hiç aramamış. Üst düzey ABD’limizin yorumu şu:

"Bu tamamen Beyaz Saray’ın kendi içinde yaptığı değerlendirmelerin sonucu. Ancak: ‘Uçak düştükten sonra Obama neden aramadı?’ diye soruyorsanız hikâyenizi buldunuz demektir (gülüyor). Eminim bunda birçok etken vardır. Bu konuda net bir yorum yapamam."

Uludere’den sonra uçak işi de tamamen Erdoğan’a ihale edilecek. Jetimizi neyin vurduğu kesin olmasa bile "füze, uçaksavar" -her neyse- bir şeyler Erdoğan’ı kesinlikle vuracak gibi desem…

Bülent Arınç’ın: "Türkiye’ye bölge devleti olmak yetmez. Dünya devleti oluyoruz." sözlerini hatırlıyorum da…

Türkiye’ye ne mi oldu? "Göz"ü kör oldu!..

Bu benim şahsi kanaatim değil… Erdoğan’ın sağ kolu, AKP’nin Dış İlişkiler’den sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve dahi MİT’e, daha doğrusu Müsteşarı Hakan Fidan’a çok yakın isimlerden Ömer Çelik’in itirafı!..

Silivri’deki son günlerimdi. Habertürk’te Enine Boyuna adlı programda izledim Ömer Çelik’i. Konu MİT yöneticileri hakkındaki soruşturma ile başlayan krize geldi. Dünyanın hiçbir ülkesinde böyle bir şey olamayacağını anlattı Çelik:

"Müsteşar gitse tutuklanacak, fiilen Başbakanın dokunulmazlığı kalkacaktı." vs. dedi. Ardından MİT Müsteşarı’nın önem ve fonksiyonunu şöyle açıkladı:

"Sizin İstihbarat Başkanı’nız devletin bütün gözü kulağı olmuş Suriye konusunda. Suriye’ye tümüyle onun getirdiği bilgilerle bakıyorsunuz. Suriye konusunda devletinizin bütün imkan ve kaabiliyetlerine hassasiyet göstermek durumundasınız. Oradaki her şeyi sokak sokak bilmek durumundasınız. Bu kadar büyük bir sınırın var, büyük güvenlik tehdidi oluşturabilecek bir şey. MİT’i tam da o günlerde kendi iç sorunlarıyla uğraşan bir mekanizma haline getirdiğiniz andan itibaren devletin Suriye’ye bakan bütün gözünü kapatıyorsunuz; bütün perdelerini kapatıyorsunuz…"

Ört ki, ölem!.. Koca Suriye işi bir ben-i ademe bağlanmışsa… Savcı tutuklamasa bile, Allah geçinden versin, hayatını kaybetse… Suriye’de "sokak sokak" ne arıyor, ne yapıyorsak… Suriye’yi "sokak sokak bilen" bir zat veya kurum, jetimizin başına geleceği/geleni bilmiyorsa…

Suriye’ye bakan bütün gözümüz "kör" olmuş demektir…Ucuz yırttık ve daha başımıza gelecek çok iş var demektir!..

6 ay önce MİT’in 85. kuruluş yıldönümü münasebetiyle Müsteşar Hakan Fidan’ın medya temsilcilerine verdiği brifingi düşünüyorum da… Fidan, nasıl da "Yabancı istihbarat örgütlerinin yöneticilerinin MİT’ten övgüyle söz ettiklerini, ‘bölgenin parlayan yıldızı’ nitelemesi yaptıklarını" anlatmıştı… Ama bunu "yeterli" görmediğini, "global ölçekte başarılı olmayı hedeflediğini" söylemiş, süre de vermiş: "2-3 yıl." demişti. Ve hedef yakalandığında MİT çok geçmeden, 2-3 yıl içinde bölgesel güçten küresel güce dönüşüp "dünya yıldızı" olacaktı!..

Bilanço; Uludere… Jetimizin düşürülmesi… Ve bilmediğimiz nice işler.

Milli İstihbarat’ımızın "Türk yıldızı" olmasına razıyım!..

Silivri, Hasdal, Hadımköy ve Maltepe’ye kucak dolusu sevgiler…

Müyesser YILDIZ, 11 Temmuz 2012
na741954

Srebrenica Katliamı “ABD- NATO” İşiydi! / Banu AVAR


15 Kasım 1999’da yayınlanan ‘Srebrenica Hazanı’ adlı raporun 115. Paragrafında korkunç gerçek, lakayt bir ifadeyle yeralmıştı:

Zamanın ABD başkanı Bill Clinton, Bosnalı lider Aliye İzzetbegoviç’e ‘Bosna’ya NATO müdahalesi için 5000’den fazla Bosnalı’nın FEDA EDİLMESİ GEREKTİĞİNİ’ iletmişti.

2. Paylaşım Savaşı sonrası yapılmış en büyük katliamdır, Srebrenica.

11 Temmuz 1995’de Bosnalı Sırplar, Birleşmiş Milletler Srebrenica ‘güvenli bölge’(!)sine doğru ilerledi.. Göya Birleşmiş Milletler birlikleri bölgeden çekilecek ve yerlerini Bosnalı Sırplara bırakacaklardı. Bosnalı Sırplar Srebrenica’ya girdiler ve ‘güvenli bölge’de, 8000 Bosnalı katledildi!

Katliam Birleşmiş Milletler birliklerinin gözü önünde cereyan etti!

İşin aslı, 4 yıl sonra Birleşmiş Milletler kayıtlarında açıklandı. Srebrenica katliamı bir NATO/ABD ‘projesiydi’! Proje, Aliye İzzetbegoviç’in bilgisi dahilindeydi! Katliam, NATO müdahalesi için ‘projelendirilmişti!

BM Bosna Hersek yetkilisi Philip Corwin, Srebrenica katliamının NATO müdahalesi için gerçekleştirildiğini dile getirdi.

Hayatta kalan Bosna delegasyonu üyelerinin kayıtlı ifadelerinde de, İzzetbegoviç’in, ‘NATO’nun, Sırpska Cumhuriyetine askeri müdahalesinin ancak ölü sayısının 5000 üzeri olması halinde mümkün olacağını’ söylediği yeraldı!

Srebrenica emniyet müdürü de, Bill Clinton’un Bosnalı Sırplara karşı NATO müdahalesi için, İzzetbegoviç’den ‘insan fedakârlığı’ istediğini, teyid etti.

8000 kişi katledildi ve NATO Bosna’ya müdahale etti. Boşnaklar öldü, Bosnalı Sırpların gücü kırıldı! Bu sayede Atlantik güçleri Balkanlara girebildi!

NATO ve ABD yaygın medya da ‘kurtarıcı’ olarak boy gösterdi!
Srebrenica, emperyal katliamın en acımasız ve yalanla en çok sarmalanmış en acı örneğidir!

Banu AVAR, 11 Temmuz 2012
banuavar

Müslüman Kardeşler Hastanesi


Son bir haftadır yoğun biçimde, daha önceleri de aralıklarla Suriye’den cihat çatışması neticesinde vurularak gelen Suriyeli Müslüman kardeşlerimizin sayısının artması Kilisli hemşerilerimizin tepkisini çekmektedir. Kilis Devlet hastanesine getirilerek her türlü masraflarının ve faturalarının Türkiye Cumhuriyeti hazinesinden karşılanması da Suriyeli Müslüman kardeşlerimize verilen önemin ne denli fazla olduğunun bir işaretidir.

Biz Kilisli hemşerilerimizin, bu yaşanan hadiseler karşısında aşırı tepki verdiklerini, ne de olsa bu kirli savaşta her türlü fedakârlığı onlardan esirgememiz gereklidir diye değerlendirmekteyiz. Suriye’de her türlü silah donanımından yoksun, kahramanca çarpışarak yaralanan Müslüman kardeşlerimiz, hastanelerimizdeki tüm imkânlardan faydalanmalılar diye düşünüyoruz. Sonuçta, Dar’ül Harp fıkhını temel alırsak, Suriye Dar’ül İslam olmadığı için karşısında savaştıkları da kâfirler ordusu olduğundan, tüm vergi desteğimizle Müslüman kardeşlerimizi desteklemeliyiz. Ayrıca iki yüz milyon doları geçmiş yaptığımız harcamalar, ne önemi var bir beş yüz milyon dolar daha harcarız sonuçta cihada verilen para araya gitmez. Aynı, aşa dökülen yağ araya gitmez gibi oldu değil mi? Bakınız Libya’da verdik ne oldu yani birşey geçti mi elimize? Sonuçta BOP procesine gitti kötü mü oldu?

“Ne yapsaydık yani, onları hastanelerimize almasaydık da ölseler miydi?”, “Bizim adımıza savaşan Müslüman kardeşlerimizi ortada mı bıraksaydık?”, “ Suriye Dar’ül İslam olmadığı için Dar’ül Harp kuralları uygulanmaz mı, cihat haram mıdır?” diyenleriniz çıkabilir. Suriye’nin Dar’ül İslam olması için el birliği ile saygı da kusur etmemeliyiz. Bakınız Müslüman kardeşlerimizin kurtardığı Libya, Mısır, Tunus şimdi Dar’ül İslam oldu. Tüm dünya yakında Dar’ül İslam olacak. Hazırken Mehdi, Mesih’te gelecek zaten, tüm dertlerimiz bitecek, dünyalık kaygılarımız kalmayacak. Ondan sonra Dar’ül İslam’ın çağı başlayacak.

Hastanelerimiz, 24 saat esasına göre zaten çalışıyor. Hipokrat yemini etmiş saygıdeğer hastane personeli de Müslüman kardeşlerimizin mermi ve şarapnel parçalarından mütevellit yaralarını ameliyat ederek büyük bir sevap kazanmaktadırlar. Cennetlerini öbür tarafa gitmeden zaten kazanıyorlar. Ne istiyorsunuz cenneti de hak ettiniz zaten, sırtınız yere gelmez dahi bundan sonra, gıpta ediyorum sizlere vallahi.

Suriye’deki baskıcı kâfir rejime karşı Müslüman kardeşlerimiz topyekûn bir mücadele sergiliyor, fakat mücadeleye karşın kâfirlerin bu mübarek aylarda dahi

sistematik katliamlar yaptığını gözden kaçmamaktadır. Bundan dolayıdır ki, cihat neticesinde yaralanmış, kolu ve bacağı kopmuş Müslüman kardeşlerimize hastane personeli özel ihtimam göstermeliler, onları acılarını paylaşmalılardır. Sizlere karşı küfretseler dahi, ehlen ve sehlen(hoş geldiniz), ale rase ayunek(başımızdan gözümüz üstüne) deyiniz. Çünkü o özgürlük savaşçısı Müslüman kardeşleriniz Haçlılarla beraber cihat yapıyorlar. Kilisli halkımızın da ellerindeki tüm imkânları seferber etmeleri zaruridir. Müslüman kardeşlik bunu gerektirir. Hazır Ramazan ayına giriyoruz, fitre, zekât, yardım kolileri, bilumum yardım malzemelerini de kolilerin içine koymayı unutmayınız. Camilerimizden de yardım çağrıları yapmayı unutmayalım.

Kilis’te bir söylentidir, gidiyor. Neymiş efendim yardım malzemelerini satıyorlarmış. Siz Kızılay yardım malzemelerini ve diğer dağıtılan yardımları Müslüman kardeşlerimizin ne için sattıklarını biliyor musunuz Sayın Kilisliler? O paralarla silah temin ederek kâfirlere karşı savaşıyorlar. Suudi ve Katar’ın parası bitmiş, artık para gelmiyormuş, onun için satmak zorunda kalıyorlarmış. Satanlar meydanda görmüyor musunuz?

Suriye halkıyla olan Müslüman kardeşliğimiz bundan önce olduğu gibi bundan sonra da devam edecektir. Bu yüzden onlara yapılan zulüm ve haksızlık bize yapılmış gibidir. Bunu görmezlikten gelmeye; imanımız, vicdanımız ve Müslümanlığımız müsaade etmez. Çünkü biliyoruz ki; Dar’ül İslam olmamaya rıza göstermek zulümdür ve Dar’ül Harp haksızlığına karşı susmak işimize yaramaz. Yine biliyoruz ki; kötülüğü elimizle, dilimizle def etmeliyiz. Bütün gücümüz ve imkânımızla her yerde olduğu gibi Suriye’deki zulümlere, haksızlıklara ve baskılara karşı çıkmalıyız. Suriyeli Müslüman kardeşlerimizin şanlı cihat ve direnişlerini es geçemiyoruz. Onları hastane dahil bütün her şeyimizi feda ederek, olmadı tankı, topu, füzeleri, savaş uçaklarını ve zırh delici roketatarları omzumuza alarak Dar’ül Harp’te harp etmeliyiz. Müslüman kardeşlik kolay değil ne de olsa. “Ayağıma bir yer edim bak ben size neler edim” Kilis lafı kulağınıza küpe olsun.

MEHMET UYSAL

Abd ve Rusya İçin Mönüde Vatanı Sunmak…


1918-1919 Yıllarında Osmanlı’nın yıkıldığı aşamada Mustafa Kemal ATATÜRK ve silah arkadaşları kongreler düzenlerken o dönemin aydınları, siyasetçileri, paşaları, padişahı kurtuluşu manda yönetiminde görmüştü…

Kimi aydın kesim İngiltere, kimisi ABD derdindeydi…

Zaten dönemin bazı aydınlarının Almanya aşkı da o dönem Osmanlı’nın canına okumuştu…

YIL 2012…

Ve…

Hala manda tartışmaları…

Tamam adı kibarlaştı manda değil artık dost oldu…

Eh ayıdan ne kadar post olursa bunlardan da o kadar dost olur…

Tabi anlayana…

Ülkede işsizlik almış başını gitmiş, üretim bitmiş, terör dersen ülkeyi kan gölüne çevirmiş, ülke savaşın eşiğine getirilmiş…

Hala…

Birileri ABD dostluğu peşinde, birileri AB masalı anlatmakta, birileri Rusya ile dost olmalıyız derdinde…

Ve…

Bunlar siyasetçi, hepsi sözde aydın, okumuş insanlar…

Ama …

Zihniyet hala 1918 de…

Rusya durumu ne güzel özetledi aslında bir cümle ile…

Ama…

Kimse uyanmadı yada uyanmak işine gelmiyor…

“ RUS-ABD savaşı olacak ama bu savaş TÜRK topraklarında olacak.”

Dediğinde Rusya, kimse fark etmedi…

Evet bu iki sözde dev özde sürüngen yaratık her daim birbiri ile savaştı ama maalesef bu savaşlarda hep bu ağababalar yüz yüze gelmedi birbirine kurşun sıkmadı…

Hani deli deliyi görünce sopasını saklarmış ya…

İşte bunlarda o hesap ne zaman karşı karşıya gelseler hemen çark ettiler…

Ve…

Her zaman kraldan daha kralcı iki devlet buldular kendi adlarına savaştıracak…

Güney Kore- Kuzey Kore gibi…

Sırplar- Makedonlar gibi…

Ve…

Şimdi sırada Suriye-Türkiye diyorlar…

Bizim siyasimiz, aydınımız, akil adamımız, akıllımız, aptalımız da oturmuş bir kısmı ABD dost demekte bir kısmı Rusya dost demekte kimisi Araplar dost derdinde…

Bölündükçe bölündüler…

Aslında yok birbirlerinden farkı Rusya ve ABD iki çakal beklemekte parçalanmamızı…

Fark etmeseniz de…

İngilizi, Ermenisi, Yahudisi, Arapı hepsi ayrı bir akbaba çakallardan bize de bir parça düşer derdinde dönüp durmakta tepemizde…

Eh…

Bizim büyük adamlarımızda bölünmüş kimisi ABD çakalının peşinde kimisi Rus Çakalının…

Kimse farkında değil aslında yemek mönüsünde olan bizim vatanımız …

İşte …

Rusya bunu anlattı ama anlayana…

Şimdi TÜRKİYE-SURİYE kraldan daha kralcı olma derdinde…

Mutfağa girdiler Mönüde vatanlarını sunmaya…

Bir siyasetçimiz, aydınımız, akil adamımız da çıkıp dese…

Bu çakallarla bizim işimiz ne kendileri madem yiğit buyursunlar kendileri güreşsinler…

Ama…

NERDEEEEEEEE?

Burçak YAZICI

Türker ERTÜRK : Bunlar Haddini Bilmiyor!


Geçen Salı günü Londra izlenimlerimi anlattığım yazımın bir bölümünde Trafalgar meydanından ve burada bulunan Amiral Nelson anıtından bahsetmiştim. Bazı okurlarımın ilgisini çekmiş ki bu konuda bayağı soru aldım. Gelen sorulardan en fazlası “ Amiral Nelson’ın heykeli niçin bu kadar yükseğe konmuş? “ şeklinde idi.

Anıtın dizaynı, parasal kaynağın yeterli olmaması ve yapılış ile ilgili hikaye uzun. Fakat 5,5 metrelik Nelson heykelinin yerden yüksekliği 45,5 metre bir sütun üzerine konmasının hikayesi ise çeşitli. Resmi söylem anıtın yüksekliğini, daha görkemli ve haşmetli görünebilmesi ile Amiralin bulunduğu yerden okyanusu görebilmesi gerekçelerine dayandırmaktadır.

Halk arasında dolaşan diğer söyleme göre; Amiral çok başarılı bir komutan olmasına rağmen özel yaşamı düzensiz ve özensizdir. Anıtın proje yarışmasının ve inşasının yapıldığı tarihlerde ( 1839-1843 ) 64 yıl saltanat yaşayan Kraliçe I. Victoria ( 1837-1901 ) iktidardadır. Kraliçe özel yaşamı nedeniyle Nelson’u sevmemekte fakat Amiralin kahramanlıklarını ve ülkesine yaptığı eşsiz hizmetleri de görmemezlikten gelememektedir. Bu nedenle anıtın yapımı için şöyle direktif verir; “ Öyle bir anıt yapın ki yanına gelenler Amiralin suratını göremesinler “ Bu hikaye doğru mudur bilinmez!

Türkler arasında birlik yok

Londra’da iken en çok dikkatimi çeken hususların başında burada yaşayan Türklerin her geçen gün daha fazla birbirinden ayrıştığıdır. Geçen sene ile bu sene arasında bile bu konuda kötüye gidiş var. Bu duruma mutlaka dur demek lazım. Yurttaşlarımız Türk-Kürt, Alevi-Sünni, AKP’li-diğerleri, laik-dindar, türbanlı-başı açık, yurtsever-işbirlikçi ve tarikatçı ( Gülenci, Süleymancı vb. ) olarak birbirlerine düşmanca bakmaktadır. Türk toplumu içindeki geçimsizlik öyle bir safhaya ulaşmıştır ki aynı dünya görüşüne sahip fakat ilgi alanları farklılığı nedeniyle ayrı örgütlenme içinde bulunan dernekler dahi birbiri ile kavgalıdır.

Bunun baş sorumlusu ülkemizde de insanlarımızı ayrıştıran ve birbirlerine karşı kamplaştıran AKP’nin yanlış politikalarıdır. İngiltere’de 300 bini Kıbrıslı olmak üzere yaklaşık 500 bin Türk yaşıyor. Bunun çoğu Londra’da. Büyük güç ama ne yazık ki birlik değiller. Bir araya gelme fırsatını bulduğum Londra’da yaşayan çeşitli gelir gruplarına ve eğitim seviyelerine sahip insanlarımıza sordum, Büyükelçiliğimiz ve Başkonsolosluğumuz bu konuda ne yapıyor? Diye.

Üzülerek söylüyorum iyi şeyler söylemediler. Her şeyden önce Başkonsolosun Büyükelçi ile geçinemediğini ifade ettiler. Başkonsolosun Davutoğlu’nun adamı olduğunu Büyükelçiyi devre dışı bıraktıklarını belirtiler. Daha bir sürü kötü ifadeler. Doğru mudur bilemem ama Türk toplumundaki algı budur.

Artık yeni Türkiye’miz var

İsterseniz gelin Başkonsolos Ahmet Demirok’u yakından tanıyalım. Demirok geçen ay Londra’daki Sivil Toplum Kuruluşu ( STK ) temsilcilerine verdiği resepsiyon sırasında “ Artık eski Türkiye yok yeni bir Türkiye’miz var “ demiş. Konuşmasına devamla “ Türkiye artık her yerde sözü geçerli olan bir ülke haline geldi, ülkemize artık büyük ilgi var. “ diyor ayrıca istikrar, ekonomik kalkınma, yaşam standardımız ve Avrupa Birliği ( AB ) çerçevesinde yapılan reformlardan bahsediyor.

Sevgili okurlarım bırakınız yeşil renklisini kırmızı pasaportumuzu taşıyanların bile İngiltere’ye vize ile girdiğini biliyor musunuz? Bunun anlamı şu; üst düzey devlet memurlarımız, diplomatlarımız, bakanlarımız hatta Başkonsolosumuz bile görev yaptığı bu ülkeye vizeyle girmektedir. Sözü geçerli ülke bu olsa gerek.

AKP döneminde hırsızlık, uğursuzluk ve yolsuzluk almış başını gitmiş. Kadına şiddet, çok eşlilik, sübyancılık vakayı adiyeden olmuş. Katillerin, insan yakanların ve teröristlerin serbest bırakılması kahramanların ve yurtseverlerin içeri atılması normal hale gelmiş. Basın özgürlüğü ve özel yaşamın gizliliği ayaklar altında alınmış. ‘’ Yurtta barış dünyada barış ‘’ ilkesi yerine içerde kavga, ayrışma ve iç savaş beklentisi, dışarda ise tüm komşularımızla düşmanlık geliştirilmiş. İleri demokrasi adı altında faşizm uygulamaları yaygın hale gelmiş. Cari açık ve işsizlik rakamları tavan yapmış. Ülkemizin ulusal onuru karada ( Süleymaniye çuval ), denizde ( Mavi Marmara ) ve havada ( düşürülen uçağımız ) beş paralık edilmiş. Sanırım Başkonsolosun yeni Türkiye’si bu olsa gerek.

Namık Kemal’i düşman görüyorlar

Başkonsolosun incileri bunlarla bitmiyor. Modaya uyuyor o da Londra’da yaşayan Osmanlı hanedanı mensuplarına yemek veriyor. Kimler yok ki! Fakat yemeğe Namık Kemal’in torunun torununu olan ve Londra’da yaşayan Osman Streater’i çağırmıyor. Osmanlı hanedanı ile Namık Kemal’in ne ilgisi var demeyin. Çünkü Namık Kemal Padişah III. Ahmet’in torununun torunudur. Namık Kemal’de Osmanlıdır ve “ Ulu Hakan “ II. Abdülhamid’in akrabasıdır. Ama isyancıdır, Abdülhamid’e başkaldırmıştır, vatan şairidir, Atatürk ve silah arkadaşları için ilham kaynağıdır. Bu nedenle mi çağırmadı acaba?

Osmanlı hanedanına yemek veren Başkonsolos Britanya ile İrlanda arasında bulunan Man Adasında ( Isle of Man ) yatan I. Dünya Savaş döneminden kalma 7 Osmanlı Askerini yani Şehitlerimizi bugüne kadar ziyaret etmiş ve ruhlarına Fatiha okumuş mudur?

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu geçtiğimiz günlerde “ Sadece Türkler değil, bu topraklardan göç eden herkes bizim için diasporadır ‘’ demiş ve El Turco açılımını başlatmış. Davutoğlu Ermeni, Yahudi, Rum, Latin Amerika’daki El Turco’lar ve Arjantin’deki Araplar dahil Anadolu’dan giden herkes ile temasa geçileceğini söylemiş.

Bunlar gerçekten haddini bilmiyor. Sen daha dışarda yaşayan yurttaşlarımızın sorunlarını çözmemişken, onlara ulaşamazken, diaspora Türklerini bile organize edememişken daha büyük bir hedefe soyunuyorsun. Bakanımızın ayağı yere basmıyor. Sanırım bununda sonu sıfır olsa gerek.

Türker ERTÜRK, 13 Temmuz 2012

TAVSİYE : İSTİHBARAT/HABER/GÜNCEL SİYASET —– İSTİHBARAT DÜNYASI BLOG —– MADE BY “ÖZEL BÜRO”


İstihbarat, haber, güncel siyaset konularının paylaşıldığı

BLOG’umuza, Mail Grubu’muza ve FACEBOOK sayfamıza bekliyoruz.

Yorumlarınızla katkı vermenizi rica eder, esenlikler dileriz.

BLOG : https://derinistihbarat.wordpress.com

FACEBOOK : http://www.facebook.com/ozel.buro

Twitter : SpecialBureau

WEB SITESİ : http://ozel-buro.weebly.com

YAHOOGROUPS : http://groups.yahoo.com/group/Ozel-Buro

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: