Günlük arşivler: Temmuz 16, 2012

MIND CONTROL by FX


Iran Re-Threatens Hormuz Closure


Strait of Hormuz

DUBAI (Reuters) – Iran renewed threats on Sunday to close the Strait of Hormuz unless sanctions against it were revoked, though it remains unclear how Tehran could shut down the vital oil shipping channel given the significant American military presence there.

The Iranian parliament is considering a bill calling for the strait to be closed. The assembly has little control over national defense and foreign policy decisions and, while the bill would be largely symbolic, it would indicate the legislature’s support behind any leadership decision to close the strait.

“(Under the bill) the closure of the Strait of Hormuz will continue until the annulment of all the sanctions imposed against Iran,” lawmaker Javad Karimi Qoddousi was quoted as saying by the Fars news agency.

The bill will be taken up by parliament this month, said another lawmaker, Seyed Mehdi Moussavinejad, Fars reported.

Foreign and national defence policy rests with Supreme Leader Ayatollah Ali Khamenei and the elite Islamic Revolutionary Guard Corps.

Iran has repeatedly threatened to close the Strait of Hormuz shipping channel, through which 40 percent of the world’s seaborne oil exports passes, in retaliation for sanctions placed on its crude exports by Western powers.

The sanctions were imposed over Iran’s nuclear programme, which the West suspects is aimed at creating an atomic weapon and Tehran says is for peaceful energy purposes.

The United States has beefed up its presence in the Gulf, adding a navy ship last week to help mine-clearing operations if Iran were to act on its threats.

The Iranian chief of staff of the armed forces, Seyed Hassan Firouzabadi, said on Sunday that any decision to close the strait would have to come from Khamenei, with the Supreme National Security Council advising him, according to Fars.

Military analysts have cast doubt on Iran’s willingness to block the slender waterway, given the massive U.S.-led retaliation it would likely incur.

Alarmed by the Iranian threats, the United Arab Emirates has completed a long-awaited oil export terminal on the Gulf of Oman, loading the first cargo on Sunday. The Gulf OPEC member hopes to increase exports from the new facility to around 1.5 million barrels per day (bpd).

An Iranian official said on Sunday that the UAE pipeline would not be able to meet the world’s oil demand if the Strait of Hormuz were closed.

İsmailağa Cemaati Kafayı Çizgi Filmle Bozdu ?


Komplo Teorilerim (Di) 2


Türkiye Cumhuriyeti tarihi boyunca ülkemizin dış borçları ve gerçekleşen küresel mali krizlerle beraber ekonomimiz batılı ülkelerin ellerinde oyuncak, ağızlarında sakız oldu. Yaklaşık 20 -30 yıldır süre gelen satış politikaları batılı ülkelerin işlerini daha da kolaylaştırdı. Ancak Ulu Önder Mustafa Kemal ATATÜRK’ ün izinden gidenler bu olanları görebildi. Ve bu fark edilmeler sayesinde vatandaşın gözü eskisine göre daha fazla açılmasına olanak sağladı.

Tabi sonradan bu satışlar özelleştirme adıyla kamu ya sunuldu. Değişen tek şey adı oldu. Hatta daha da şiddetli bir şekilde devam eden ÖZELLEŞTİRMELER (satışlar)in üstüne her sene ülke topraklarının yabancılara verilebilme oranı arttırılıyor. İktidarın bu kadar rahat davranmasının nedeni halktan olumsuz bir tepki almamasıdır. Bunun sebebi ise sadece sırf adı değişti diye…

BATI TEKELİ; DÜNYA

Batılı ülkelerin sömürme politikaları eskilere göre çok farklı artık sadece askeri olarak sömürmüyorlar aynı zamanda kalem yoluyla da sömürüyorlar. Batılı ülkeleri önüne şuana dek kim çıktıysa baştan indirildi. Görünüşte iktidardan düşenlerin hepsini halk ve asker indirmiştir. Aslında onları indiren batılı ülkelerin oyunlarıdır.

KRİZİ ÇIKARANLAR DA BATILI ÜLKELER BİTİREN DE … Nasıl Türkiye’ de ekonomi çarkını döndürenler zenginlerse dünyada da ekonomi çarkını döndüren zengin ülkelerdir. Yani dünyayı yönlendiren elinde parası olanlardır. Ülkemizde her ekonomik krizde yapılan ilk şey elde ne var ne yoksa satmaktır. Bu satılanlar ise üretim yapan kuruluşlardır.

Bir ülkenin ekonomik gücü üretim kapasitesiyle sınırlıdır. Ama bu kapasite ne kadar çoksa o kadar da hassaslaşır doğal olarak. Risk artar ve oluşan herhangi bir ekonomik krizden o kadar çok etkilenir.

DÜZ MANTIK; DEPREMDEN 100 KATLI APARTMAN MI DAHA ÇOK ETKİLENİR 10 KATLI APARTMAN MI

Özelleştirme(satış) politikalarıyla ülkemizin katları tek tek indirildi. Çünkü devletin dışarıya çok borcu vardı ve halkına da hizmet veremeyecekti. Yapılan tüm satışlar, batılı ülkelerin tam olarak istediği şeydi. Onlara daha da bağlanmış olduk. Tansu ÇİLLER, MENDERES, Bülent ECEVİT bu siyasilerin hepsi ekonomik krizlerden ötürü indirilmiştir. Ekonomik krizler ise bu siyasiler baştan indikten 1 gün sonra bitmeye başlamıştır. Bu, bir tesadüf değildir. Bu indirilen liderlerin hepsi batılı ülkelerin kapitalizmine karşı çıkmıştır ve izledikleri politikalar da bu doğrultuda milliyetçi olmuştur.

EMPERYALİSTLERİN İZLEDİKLERİ POLİTİK YOL; DOSTUNA YAKIN OLACAKSIN, AMA DÜŞMANINA DAHA YAKIN…

Dünya ekonomisini emperyalizmle beraber ele geçiren batılı ülkeler mali krizler çıkartarak sömürmek istediklerin ülkelerin halklarına ” SİZİN HÜKUMET KÖTÜ ” mesajını empoze etti. Bunu yaptılar, çünkü işlerine gelmiyordu. Ve yeni gelen iktidar da batılı ülkelerin nereye kadar istediklerini yaptıysa desteklendiler. Sonunda da krizi sonlandırarak sömürmek istedikleri halkları uyuttular.

Atlas Deneyi; Tanrı Parçacığı Bir Silah Olacak mı? / Mahiye MORGÜL


Atlas Deneyi; Tanrı Parçacığı Bir Silah Olacak mı?

CERN Deneyine yerkürenin oluşumundan esinlenildiği için Atlas Deneyi de deniliyor. Vikipedi internet ansiklopedisinde Atlas deneyiyle ilgili şöyle bir cümle var:

“Deneylere büyük medya ve bilim dünyasının ilgisi dünyanın sonu kehanetleri arasında başlandı (2008).” (http://tr.wikipedia.org/wiki/ATLAS_deneyi)

Bence hayır, kehanetlere değil, Samanyolu hakkında Türk söylencelerine merak sardılar. Bakınız, Atlas adı Türkçe’dir, bütün dillere bizden girmiştir. Dünya’nın ortası Las-Ata kabul edilen Atlas Dağı (Klimanyeri; Pan-oğlu yeri) çevresinde bir Turkana Gölü vardır. Buna şimdilik nokta.

Atlas deneyine Türk fizikçilerin katkıları olduğuna dair bir dip not var orda. Bence, Türklerin Atlas deneyine dürtü olan katkısı, Saman-yolu’nu inceleyen Gök Bilim Medreselerimizdedir, gök bilimi yapan Şamanî tarihimizdedir; Kırşehir Cacabey, Afyon İmaret, Bursa Ulucami, Divriği Ulucami, Bitlis Gök Medrese ve milattan önce Seferihisar Teos, İsparta Zahalazos, Niğde Tuana, Ankara Ulus… Saymakla bitmez.

Antik Karadeniz’de fonetik yolcuğum sırasında önüme düşen Oğuz kültürü ve töresi, ışık kültürü üzerineydi. Fer(ışık), İsika, Saka, Saha, Eyzi/Oğuzi, Kor-Oğuzi gibi bütün kök adlarımızda hep ışık var. Gördüm ki, evrenin bütünü Şam’lar, Işıklar toplamıdır ve bu toplam Tanrı olarak adlandırılmıştır. Bu ışık toplamı için bazen Güneş (Kor-ata), bazen de Ulu-oz/Las, bazen de Ulu Göğ, Ulu Hû, Arapçasıyla Allah tanımı kullanılmıştır. Bu bakışladır ki, “Evrenin her bir zerresinde bile Allah vardır” denir. Bu tanım, her an her yerde var olabilen “ışık tanrı” kavramıyla, her sabah yeniden bize hayat veren, TAN yerinden yükselen Tan-Uri/Ra ile örtüşür.

Deney sırasında ışıktan ortaya çıkan kütle bir göktaşıdır, laci-vert’tir. Bundan sekiz tane Kabe’nin içinde korumadadır, adı Hacer-ül Esvet’tir. Benim fonetik analizimde bu taşlar “Işıktan Ur olmanın ispatı” demektir. Lacivert renk, tarihte bilimin rengidir. Örneğin, Afyon İmaret Medresesinin minaresinde lacivert helezon çizgiler, Samanyolu’nun Kutsal Döngüsünü ifade içindir. Diğer adı Çarkıfelek’tir. Sembolü, daire şeklinde, on iki çark veya daha fazla kavisle gösterilir.

Kutsal Döngü sembolü şunu söyler; bu çarklardan birini kırarsanız döner sizi vurur. Yani, ey insanoğlu, doğanın kurallarına karşı bir şey yapmayın, onu bozmayın, bozarsanız insana zarar verirsiniz. İnsanın içindeki ışık, Tanrı’nın verdiğini kabul ettiğimiz, can, hayat enerjisi tehlikeye girmemelidir.

Şimdi bu deneyi yapanlara bir sorum var; siz bu deneyi, sonuçlarını insanlığın yararına kullanmak için mi yaptınız, yoksa insanlığa zarar verecek en tehlikeli silahı icad etmek için mi? Benim endişem ikincisi yönündedir. Geçen yüzyılda Aynştayn gibi fizikçilerin buluşları emperyalist sermayenin savaş baronlarına malzeme oldu ve dünyamıza en büyük zarar öyle verildi. Şimdi yeni silah yarışları başladı, endişem budur.

İtiraz edilen Tanrı Parçası deyimi, bir anlamda doğrudur, bir anlamda yanlıştır. Tan yerinden yükselen Işık Tanrı’nın ispatını yapıyorsanız, kabul. Maddenin dördüncü halidir, Plazma/ışık, tamam. Aslında maddenin birinci hali plazma, diğer üç hal, katı, sıvı ve gaz hali, onun “kutsal döngü”deki türevleridir. Bu deneyle Şamani söylencelerdeki evrenin Işıktan Ur olduğunu ispatladık dersiniz, o da tamam. Orda durun, haddinizi bilin. Bakın, Dünyamız, Ay ve Samanyolu, muhteşem döngüsüyle ürettiği hareket enerjisiyle her saniye katlanarak büyüyor, daha geniş mıknatıslı alan üretiyor. Sizin deneyinizde ise 9 günde mıknatısın yok olduğunu gördünüz; bu size ne söylüyor?

Eğer, bu kutsal döngüyü kıracak bir şey yaparsanız, maddeyi geri çözecek ya da, insanoğlunun işçindeki ışığı taş kütleye dönüştürecekseniz, Allah’ınızdan bulun. Bakın, aklın ışığını kıran hem de Türk fizikçiler, beyinlere negatif enerji yükleyen Türk psikologlar ortalıkta kol geziyor. Şu anlamakta zorlandığınız parçalı müfredat onlarla hazırlandı. Bilim adamıyız diyorsanız, siz yalan söylemeyin. Yalan üstüne yalan konuşan yöneticimiz çok.

Neden bütün dinlerde en büyük günah yalan söylemek üstünedir?

Neden bizim dinimizde en büyük yasak faizle borç para almak üzerinedir?

Çünkü borç alan yalan söyler, bunun Oğuz töresinde ilk kural olduğunu bilin. Roma’nın Yahudi tefecilerinden borç alanlar tarihte hep batmışlardır ve sonunda Yahudi bankerleri şehirlerinden kovmak zorunda kalmışlardır. Atalarından bu dersi almayanlar aynı hataya düşmüşlerdir. Kuran bu hataları hatırlatmanın kitabıdır. Yöneticilerimiz neden bu kadar çok sık yalana başvuruyor diye sorarsanız, bence Kuran’dan öğrendiklerini bir kenara bırakıp Amerikalı danışmanlarının her dediğini yapıyorlar da ondan, yani aldıkları borç yüzünden.

Siz, CERN fizikçileri, size mali destek verenlerin sizden ne beklediğini lütfen açıklayın. Eğer yalan söylerseniz, halkın diliyle size diyeceğim var.

Yalan söyleme, çarpılırsın. Yalan söylersen Allah seni taş yapar.

İşte bu söylemde saklı korkum; siz insanı taş yapacak, insanın kanını donduracak silah peşindesiniz gibi bir endişem var.
*Lacivert: Laz-i Merti… Haydi bunu çözün bakalım. Farsça size Pers tanrısı Merti’nin Ulu-ışığı” diyor mu? Lapis Lazuri taşının rengi de Lacivert…

Hacer-ül Esvet, Lapis Lazuri, vb sözcükler için bkz: http://www.mahiye.net sitesinde, Mayana Kitaplığı, “Fonetik Analizin Anahtarı, Antik Karadeniz’e Yolculuk” araştırma dosyası.

Mahiye MORGÜL, 14 Temmuz 2012

Katır Saltanatı / Zahide UÇAR


Katır Saltanatı

Katır eşek ile atın çiftleştirilmesinden elde edilen ve yük taşımada kullanılan kısır bir hayvandır.

Ülkemiz Osmanlı döneminde başlayan, Atatürk sayesinde kısa bir süre kesintiye uğrayıp, 11 Kasım 1938 yılından sonra tekrar gücü eline geçiren bir “KATIR SALTANAT” tarafından yönetilip sömürgeleştirilmiştir.

Bu katır saltanat grubu içinde; siyasiler, aydınlar, üniversite elemanları, birtakım askerler, birtakım istihbarat elemanları, üs düzey bürokratlar, birçok sivil toplum kuruluşu ve birçok meslek örgütü elemanları, gazeteciler ve işverenler bulunmaktadır.

Katırlaşmış saltanat mensuplarının en büyük özelliği; nüfus cüzdanlarında T.C. Vatandaşı yazmasına rağmen, beyinlerinin çeşitli yabancı burslar, özel eğitimler, maddi imkanlar, makam, saltanat gibi vaatler ile zihinsel tecavüze uğrayarak “katırlaşmışolmalarıdır.

Onlara bakarsınız; Türk diyemezsiniz. Amerikalı, Yahudi, Fransız, Arap v.b. de diyemezsiniz. Yani ne atdır, ne eşek. Ortaya çıkan mamül sahibine göre eşinen birKATIRDIR.”

O yüzden ortalık hep anırma ve kişneme arası sesler çıkaran saltanat sahipleri ile dolmuştur.

Katır iyi yük taşır” diyeceksiniz belki de… Evet, onlar da iyi yük taşıyor ama ülkemin yükünü değil. Zihinlerine kim tecavüz etti ise o ülkenin yükünü taşıyor. Ülkemize kalan ise (anırma+kişneme) arasında çıkan bağırtı sesleri ile osuruk kokusudur.

O yüzden “Haliçteki Simonlar’a” şaşırmak gereksizdir. Bu koku 73 yıldır katlanarak çoğaldığı için burunlar alıştırıldı.

Osmanlı döneminde de aynı katırlar vardı. Kendi yaşadığı ülkenin dilini konuşmaya tenezzül etmeyen Fransız katırlardan tutun, Farsça konuşup yazmayı maharet sayan Fars katırlara kadar çeşit çeşit…

Atatürk’ün;
“İlim ve fen nerede ise oradan alacağız ve her millet ferdinin kafasına koyacağız. İlim ve fen için kayıt ve şart yoktur” sözünü,

İlmin alınacağı yeri Avrupa olarak çeviren Batıcı katırlar; Türk Devletini, Osmanlı’yı parçalayan, Türkleri Anadolu’dan sürmek isteyen Batı’nın kapısına bağlamayı başardı.

T.C. Vatandaşları ne mi yaptı? Onlar hemen hemen her makamı işgal etmiş olan katırların tekme acısı, anırtı sesleri içinde 73 yıldır ezildi, eziliyor. Hem de katlanarak.

Eski katırlar biraz utanır, katır olduğunu saklamaya çalışırdı.Ya da;

Katıra, baban kim diye sormuşla, at dayım olur demiş” atasözünde olduğu gibi, zihinsel babalarının bir eşek olduğunu saklamaya çalışır, dayılarının at olduğunu söyleyerek ahvali kurtarırlardı.

Yeni katırlar kendilerini aştılar. Eşek babalarına tapınmakta, adeta katırlıkları ile gurur duymaktadırlar.

Kurtuluş savaşından sonra “evlatlarımızı şehit verdik, yok yoksul kaldık ama onurumuzla ayağa kalktık” diye sevinen Türk Halkı, Atatürk’ün ölümü ile katır saltanatıyla tekrar yüz yüze geldi.

Günümüz Türkiye’sinde katırlaşmayan Türk halkı, Arap katırlar ile AB-D katırları, Rus, İsrail v.b. katırlar arasına sıkışıp kalmıştır.

Kendi öz varlığına sarılıp, bu katırlardan kurtulmadıkça, bu ülkenin sahibi olarak kalabilmesi mümkün görünmemektedir.

Zahide UÇAR – 14 Temmuz 2012
z_eucar

Suriye Uçağımızı Sapanla Vurmuştur! / Yusuf KARACA


Suriye uçağımızı sapanla vurmuştur!

İktidar olaylar karşısında o kadar acemice ve tecrübesiz bir görüntü veriyor ki, yaptıkları açıklamalar bir biriyle çelişiyor. Allah bir savaştan ülkemizi korusun, bunlarla değil savaşta barışta bile yürümek çok zor artık. Ama yapılacak bir şey yok, demokrasi işte eksikleriyle kabul etmek zorundayız.

Terör örgütü büyük bir saldırıda bulunmuş, 10 askerimiz şehit olmuş. Başbakan Yardımcısı Sayın Arınç, “Teröristler silahlıymış ve sayıları 300 kadarmış” diye bir açıklama yapıyor.

Terör örgütü olur da, silahsız olabilir mi? Hele PKK gibi 40 bin insanımızın katline sebep olmuş bir örgüt için böyle bir açıklama olabilir mi veya Türkiye’de yaşayan bir insan bunu söyleye bilir mi? Ya da bakan olmuş bir insan böyle konuşur mu?
Uçağımız Suriye tarafından vuruldu. Türkiye henüz enkaz bulunmadan, füze ile vurulduğunu iddia etmişti. Bir kaç gün sonra uçağın enkazına ve şehitlerimize ulaşıldı. İktidar yetkilileri aynı açıklamaları yapmaya devam etti.

Ne zaman ki iktidarın Suriye konusunda “sonsuz destekçisi” ABD ve İngiltere dünya kamuoyuna açık bir şekilde Türkiye’ye hitaben ‘elinizdeki bilgileri kamuoyuyla paylaşın’ deyip bizi satınca Sayın Arınç yine açıklama yapmış, “Uçağımız füze ile ya da başka bir aygıtla vurulmuştur” dedi. Artık Sayın Arınç’ın aygıttan kastettiği ne ise onu bilmiyoruz.

Sayın Başbakan ise bu satmanın ardından “inceliyoruz füze ile mi yoksa uçaksavarla mı ne ile vurulduğu konusunda kesin kanıt bulunca bunu kamuoyuna açıklarız” dediler. Ya hu daha önce “füze ile vuruldu” diyen sizler değil miydiniz? Bir Başbakan incelemeden, emin olmadan nasıl konuşur?

Hâlbuki bunun yerine olayın ilk günü “Enkazı inceledikten sonra hep birlikte göreceğiz ve sonra da gerekli adımları atacağız” desek daha güzel olmaz mıydı? Şimdi dünya kamuoyuna “bu konuda biz yanılmışız, Suriye doğru söylüyor mu?” diyeceğiz.

Genelkurmay Başkanlığı ise yaptığı açıklamalarla daha da kafa karıştırıyor. Önce “Savaş çıkaracak halimiz yok, ne yapacağımızı yapınca görürsünüz” gibi açıklamaya muhtaç bir açıklama yaparak kafaları iyice karıştırdı. “Koskoca Türk ordusunun başı acaba ne dedi?” diye herkes birkaç gün düşündü taşındı. Ardından enkaz ile ilgili bir açıklama yaparak, uçağın füze ile vurulduğuna dair bir emare bulamadıklarını söylediler.

Bütün bu açıklamalara bakarak Türkiye uçağın füze ile vurulmadığını zorlanarak söylemeye çalışıyor. Zaten ilk günden beri, biz bunun böyle olduğunu tahmin ediyorduk. Çünkü çelişkiler, aslında iktidarın uçakla ilgili tezlerini çürüttüğünü gösteriyordu.
Füze ile vurulmadığına göre, Suriye tezleri doğrulanmış olmuyor mu? Yani bize ait uçak “Suriye’nin karasularında ne geziyordu?” sorusuna hükümetin cevap bulması gerekmiyor mu? Çünkü uçaksavarın menzili iki buçuk mil olduğuna göre bu da Suriye kara suları demektir.

İktidar Suriye tezlerini kabul etmeyeceğine göre uçağımız ne ile vuruldu? Öyle ya füze ile vurulmamış, uçaksavarla vurulmamış ne ile vurulmuş o zaman? Acaba sapanla vurulmuş olamaz mı? Arınç’ın başka bir aygıt dediği sapan olabilir mi? Olabilir, böyle deyip günü kurtaralım ya da iktidarı!
Suriye uçağımızı sapanla vurmuştur!

Yusuf KARACA, 14 Temmuz 2012

Fransız Büyükelçinin Elif Şafak İtirafı / Ahmet YILDIZ


Elif Şafak’ın Sanat ve Edebiyat Şövalyesi Nişanı’na layık görülmesi şaşırtmadı!

Tüccar politikacıların edebiyat atağı

Fransız Büyükelçi Laurent Bili, Elif Şafak’a ‘Ordre National des Arts et des Lettres’ (Sanat ve Edebiyat Şövalyesi) nişanını verdiği ödül töreninde, ‘Elif Şafak Türk toplumunun bilinçaltına çalışıyor!’ diyerek, Şafak’ın edebiyattaki asıl rolünü de özetlemiş oldu

AHMET YILDIZ*

Fransa Cumhuriyeti Kültür Bakanı adına Sanat ve Edebiyat Şövalyesi (Chevalier dans l’Ordre National des Arts et des Lettres) nişanı Beyoğlu’ndaki Fransız Sarayı’nda düzenlenen törenle Elif Şafak’a verildi.

“Elif Şafak’a Sanat ve Edebiyat Şövalyesi Nişanı”nda, törene katılan kişilere ve törende yapılan konuşmalara bakınca, Türk edebiyatının ne hallere düşürüldüğünün acı fotoğrafım görüyoruz.

Yıllardır, “Edebiyat, yoksulların yanında olmalıdır!” demeyi bile “Politika yapıyorsun!” suçlaması içeren onlarca kuramla bize yasaklayanların, edebiyatı, özellikle ödüller aracılığıyla emperyalist politikaların elinde nasıl oyuncak haline getirdiklerini sayın büyükelçi törendeki konuşmasıyla itiraf ediyor:

Edebiyatla toplumu yönlendirebilirsiniz

“Romanda, Ermeni Soykırımı’nın unutulması konusunu büyük bir incelikle ele aldığınız bölümlerden dolayı Türklüğe hakaret ettiğiniz gerekçesiyle hakkınızda soruşturma açıldı. Ne mutludur ki, bu karanlıkçı davadan vazgeçildi. Ama yine de bu tecrübenin sizi derinden etkilediğini biliyorum. Ne mutlu bizlere ki, geçirdiğiniz bu zor zamanlar, Türk toplumunun bilinçaltı üzerine çalışmanıza devam etmek konusunda cesaretinizi kırmadı.”

Edebiyatın insanların ve toplumların bilinçaltına “çalıştığı” önemli bir gerçektir. Edebiyatla siz tüm toplumun ideolojisini değiştirebilir ve onları yönlendirebilirsiniz. (1980 darbesinden sonra yapıldığı gibi.)

Burada, sayın ekselansları, Elif Şafak’ın romanlarında “Ermeni soykırımı yapılmıştır”ı beyinlere “incelikle işlediği” ve bunun için bu ödülü verdiklerini itiraf ediyor! Ayrıca, ekselanslarının Türklerin Ermeniler’e “soykırım” yaptıklarına ilişkin mahkeme kararını kafasında çoktan vermiş olduğu da anlaşılıyor ki, diplomatik skandala girer mi, bir edebiyat sitesi olarak politikanın bu kadar inceliğini bilemeyiz.

Törene katılanlar:

Fransa’nın Türkiye Büyükelçisi Laurent Bili, Elif Şafak, eşi Radikal Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni ve TESEV kurucu üyesi Eyüp Can, Doğan Hızlan, Sedat Ergin, Star Gazetesi yazan Mustafa Akyol, Leyla Alaton, Hamdi Akın’ın da bulunduğu iş ve sanat dünyasından birçok kişi!

Sayın Büyükelçi Bili, konuşmasının sonunda Elif Şafak’a “fikir özgürlüğü hizmetindeki entelektüel çalışmaları”, “kültürler arası diyaloga ve insan haklarına yaptığı katkılar”dan ötürü nişanı “takdim etti.”

Ermenilere soykırım yapıldığı konusunda “Türk toplumunun bilinçaltına çalışan!” Elif Şafak’ın teşekkür konuşması ise işin tuzu biberi olmuş.

İşte her yazdığı sözcükle saç baş yolduran, Türkçe’ye takla attıran, Şafak’ın yeni incileri:

Şafak sadece ödül değil ‘enerji’ de almış

“…Biz yazarlar yalnızlık yaşıyoruz.”!
“Yazarken çok tek başınayız.”!
“Böyle bir ödül aldığında insan bir an duruyor.”!
“Benim için bir okur mektubu almak gibi bir şiara beni buluşturan, bağlantı kurmamı sağlayan, yüreğime enerji veren bir ödül.”!

Zengin dili yaratan halk

Ödül haberinin bir çok basın yayın organında “magazin” bölümünde yayınlanması ise ilginç bile değil; Türk gazetecilerinin mükemmel zeka ürünü bir tavır.

Gercekedebiyat.com, büyük Türk edebiyatını, “tüccar politikacı” edebiyat anlayışlarına karşı durarak, bu zengin dili yaratan halkın yanında yeniden yerini almasını sağlayana dek mücadelesini sürdürecektir.

* Ahmet Yıldız
Gercekedebiyat.com
Genel Yayın Yönetmeni

Kürecikteki Radar PKK’yı Göremiyor (mu?)


"Türkiye büyük devlet" hamasetinden usandık. Genel kurmay başkanı Suriye ile ilgili ne yapılacağı sorusuna o cevabı vermiş. Sadece o değil devletin tüm kademesi, mangalda kül bırakmıyor. Suriye konusunda ‘büyük devlet ne yaparsa onu yapacağız’ diyor Orgeneral Özel. Açıkçası o söylenenden şüpheliyim. Hamasetle bir yere varılmıyor. İsrail’in yaptığı Heron’la PKK’yı göremeyen, Kerkük’te kafasına çuval geçirilince oralı olmadığı iktidar yapısı ile büyük devlet olunmaz.

El projelerinde at koşturmakta keza öyle. Ülkenin menfaatlerini, uluslararası projeler için heba edenler ülkenin güvenirliğini zedelediği gibi, zarar da verir. PKK’nın barındığı, koruyup kollandığı Irak’ın Kuzeyine geçemeyen Türkiye, üstüne üstlük terörist banisi Barzaniler ile al gülüm ver gülüm yaparak nasıl büyük devlet olacak? Geçsinler bu hikâyeyi.

Geçtiğimiz yıllarda vatandaşın en güvendiği kurum olan TSK, özel bir çaba ile güvenilir olmaktan çıkmak üzere. Uludere’de istihbarat ve vurun emrini kimin verdiğini açıklayamıyorlar. Vurulanların kaçakçılık yaparken vurulması, kaçakçılıklarına bilerek mi göz yumulmuştu sorusunu akla getirmiyor değil. Binlerce kilometre ötedeki karıncanın gözünü gören Kürecik radarı, PKK’yı görmüyor mu? O radara göre PKK dost mu görülüyor?

Füze kalkan sisteminin fonksiyonu nedir? Niçin kuruldu? "Menzili 3 bin kilometreye kadar olan orta ve uzun menzilli füzelere karşı bir savunma sistemi…Türkiye’nin doğusunda yer alan bir ülkeden, Avrupa’yı hedef alan bir füze ateşlenmesi durumunda bu sensörler devreye girecek.." (Basın-19 Kasım 2010)

Kahraman Türkler AB’nin can güvenliğinden sorumlu. Olası İran savaşında, İran füzesini niye AB ülkelerine göndersin. Önce füzeyi tespit eden Kürecik radarını yok etmek ister. Yine NATO üssü İncirlik’i ve diğerlerine hedef alır. Biz bilmiyoruz fakat ülkemizdeki 90’nın üzerindeki nükleer başlık, İstanbul başta olmak üzere çeşitli yerlerde bekletiliyor. Pentagon raporlarında geçiyor. Bizim savunmamız değil, NATO uçaklarının gerektiğinde kullanabilmesi için.

Ülkemiz hem NATO’ya depo vazifesi görüyor, hem de Avrupa’yı korumakla yükümlü. PKK’yı yönetip, koruyup kollayanlara ‘bu ne iştir? O radardan bizde güvenlik olarak faydalanalım. Başına Türk subayı dikelim’ diyemeyen siyasiler, askerler ‘Türkiye büyük devlettir’ diyor. Dış İşleri Bakanı hızını alamıyor ‘Ortadoğu’daki değişimi yöneteceğiz’ diyor. Sen önce kendini kurtar derler adama.

Cumhuriyet tarihi boyunca hiç olmadığı kadar zordayız. Kendi ülkesinin güvenliğini koruyacak teknolojiyi kuramamış ülkemin Başbakanı, dere yatağına yaptığı TOKİ’lerle övünüp, istinat duvarı açılışı yapıyor. Füze kalkan’ın erken uyarı sistemi radarın, Türkiye’nin güvenliği ile zerre kadar ilgisi olmadığı ise son yaşananlarla ortaya çıkıyor.

‘Ergene’nin hali ne böyle?’

"Bakan Veysel Eroğlu, şunları söyledi: "Geçen yıl başbakanımız bir gün bana telefon açtı. Televizyonda Ergene Nehri ile ilgili bir program izliyormuş, dikkatini çekmiş. ‘Veysel Bey, Ergene’nin hali ne böyle?’ dedi. (Basın-9 Temmuz 2012) (Bu paragraf ‘yağcılarda inecek var’lar için.)

Demokrasinin Keleş Oğlanları

Cenevre görüşmesi, Rusya’nın üstünlüğü içinde geçti. Bu durum alınan karara da yansıdı. Suriye’nin şimdilik kaydıyla, Moskova’nın korumasında olduğunun altı çizildi. Cenevre görüşmesinin Uluslar arası bağlamda anlamı, Rusya’nın eski gücüne kavuştuğunun teyididir. Yine görüntüde Rusya’nın talebi kabul görmüş ve geçici hükümet denilen yaptırımın içi aslında boş kalmış olsa da, muhalefet denilen ABD kontrolündeki sanal gücün ‘neticeyi kabul etmemesi’, Washington’un bu işin peşini bırakmama göstergesi.

Cenevre sonrası ilk muhalif toplantının Mısır’da yapılmasının anlamı, yeni Mısır Cumhurbaşkanının tavrını göstermesi bakımından anlamlı. Bir yıl önce Arap baharı kapsamında binlerce kişi günlerce miting yapmış, ardından güya seçim yapılmıştır. Ne tuhaftır ki, yapılan tüm seçimlerde, ABD yanlısı siyasilerin iş başına geliyor oluşu, bölgesel bir ‘seçim hilesini’ akla getiriyor.
Olup biteni sadece hile ile açıklamak mümkün değil tabi. Yönlendirici medya, tepeden inme STK ile ABD’nin hedeflerini benimseyen halk kitlelerini organize ediyor. STK füzesi ve medya nükleer bombası ile halk, yanlışı doğru gibi algılıyor. Projelendirilmiş kofları kahraman sanıyor.

Neval KAVCAR, 13 Temmuz 2012

‘AKP’nin gücü sadece Türk askerine yetiyor’


Emekli kurmay Albay Ümit Yalım, röportajımızın son bölümünde de Patrikhane’nin Türkiye üzerinde bitmek tükenmek bilmeyen oyunlarının ısrarla altını çiziyor. Türkiye’yi adeta “bekçisiz köy” sanan Patrikhanenin ruhban okulu oyunu hakkında da şunları söylüyor:

“Patrikhane’nin destek ve yönetimindeki ruhban okulu 1844 yılında açılmış, 1950 yılına kadar orta dereceli okul hüviyetinde hizmet vermiştir. 1950 yılından itibaren okulun lise kısmına bir yıl ilave ile ‘Yüksek Teoloji Bölümü’ kurulmuştur. Anayasa Mahkemesi, 1971 yılında Türkiye’deki tüm özel okulların kapatılması kararını vermiştir. Anayasa Mahkemesi’nin kararı üzerine hemen 1472 sayılı intibak yasası çıkarılmıştır. Bu yasaya göre gerekli koşulları yerine getiren Özel Yüksek Okullar kısa zamanda üniversite bünyesi içinde yer almışlardır. Bakanlık, Teoloji Bölümü için yapılacak işlem içinde, o tarihte kuruluşunda İlahiyat Fakültesi bulunan tek üniversite konumundaki Ankara Üniversitesi’nden karar istemiştir. Üniversite Senatosu, Teoloji Bölümü’nün liseye dayalı dört yıllık bir yüksekokul olduğunu teyit etmiş ve Lozan Barış Andlaşması madde 40’ın ‘eşit haklardan yararlanma’ hükmüne dayanarak bu okulun da üniversiteye bağlanmasına karar vermiştir. Ancak Teoloji Bölümü, üniversiteye bağlanma kararına karşı çıkarak bu kararı benimsememiş ve okulu kapatmıştır. Görüldüğü gibi ruhban okulunu kapatan Anayasa Mahkemesi veya Bakanlık değil, Üniversite Senatosu kararını benimsemeyen Patrikhane’dir.

Ayrıca, Türkiye’de yaşayan azınlıklara yönelik din adamı yetiştirmek maksadıyla, 1999 yılında çalışmalar başlatılmıştır. Bu kapsamda, Yüksek Öğretim Kurumu (YÖK) ve Diyanet İşleri Başkanlığı’nın görüşü alınarak İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi bünyesinde “Dünya Dinleri Kültürü” bölümü açılması kararı alınmıştır. Bölüm 2000-2001 eğitim ve öğretim yılında açılmış ancak Patrikhane ile birlikte Ermeni Cemaati de bu duruma sıcak bakmamış ve bölüm henüz hayata geçirilmemiştir.Ortodoksluğun kalesi olan Yunanistan’da dahi tüm dini okulların Eğitim ve Din İşleri Bakanlığı’na bağlı bulunmasına ve kiliseye bağlı dini okul bulunmamasına rağmen Patrikhane okulun, Heybeliada Ruhban Okulu’nda ve devlet denetiminde olmaksızın açılması için özel bir çaba sarf etmektedir.”

-Peki bütün bunlar olup biterken AKP iktidarı ne yapıyor?

“Bütün bunlar olurken Kültür Bakanı Ertuğrul Günay ne yapıyor? Sayın Günay Patrikhane’nin kiliselerini onarmakla meşgul. Bir de tarihi görüntüyü bozuyor diye Ankara Radyosu’nun arkasında bulunan eski Hava Kuvvetleri Karargahı’nın üst katlarını yıktırdı.

Peki Sayın Günay, Kavala ve İstanköy’de camilerimize ve İslam dinine yapılan saygısızlığı görmüyor mu? Onun için ne yapıyor? Aslında ne yapabilir ki? AKP’nin gücü sadece Türk askerine yetiyor.

AKP’li Hüseyin Çelik de kamuoyunu yanıltmakla meşgul, dürüst olmak ve empati yapmaktan bahsediyor. Avrupa örneğini veriyor ama Yunanistan’ın etrafından dolaşıyor. Yunanistan’ın Türk soydaşlarımıza yaptığı baskıdan, dini ve eğitim özgürlüklerini kısıtlamasından, soydaşlarımıza ikinci sınıf vatandaş muamelesi yaptığından hiç bahsetmiyor. Soydaşlarımızın yerine empati yapmıyor, gerçekleri kamuoyundan saklıyor.

‘Türkiye’de 100 papaz yetiştirilince kıyamet mi kopacak?’ diyor. Peki Yunanistan’da İlahiyat Fakültesi var mı? Oradaki camiler için 100 imam yetiştiriliyor mu? Rodos ve İstanköy bölgesinde 1972 yılından beri, tam 40 yıldır Müftü yok. Hüseyin Bey bunları bilmiyor mu? Hüseyin Bey’in iddialarının aksine, Lozan Antlaşması Madde 40’taki eşit haklar ilkesi ile Madde 45’teki Mütekabiliyet ilkesi ruhban okulunun açılmasına engeldir. Ayrıca Anayasa’nın 90’ıncı maddesine göre bu konunun muhatabı Lozan Antlaşması’dır.”

DP Yüksek Danışma Kurulu üyesi Emekli Albay Ümit Yalım ile yaptığım uzun röportaj ve görüşmelerde şunu gördüm ki; anlattıklarına ve anlatacaklarına bu sayfalar yetmez. Yalım, parti olarak en ince ayrıntılarına kadar “Ege’de olup bitenleri”, “Patrikhane’nin oyunlarını” hem CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na hem de MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ye anlatmak istiyor.

Eğer ilgi duyup öğrenmek isterlerse!..

Burada Ümit Yalım’ın ilk gün söylediğini bir daha hatırlatmakta fayda var;

“Türkiye önce Batı’dan bölünüyor” …

Ahmet TAKAN, 15 Temmuz 2012

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: