Günlük arşivler: Temmuz 16, 2012

MIND CONTROL by FX


Iran Re-Threatens Hormuz Closure


Strait of Hormuz

DUBAI (Reuters) – Iran renewed threats on Sunday to close the Strait of Hormuz unless sanctions against it were revoked, though it remains unclear how Tehran could shut down the vital oil shipping channel given the significant American military presence there.

The Iranian parliament is considering a bill calling for the strait to be closed. The assembly has little control over national defense and foreign policy decisions and, while the bill would be largely symbolic, it would indicate the legislature’s support behind any leadership decision to close the strait.

“(Under the bill) the closure of the Strait of Hormuz will continue until the annulment of all the sanctions imposed against Iran,” lawmaker Javad Karimi Qoddousi was quoted as saying by the Fars news agency.

The bill will be taken up by parliament this month, said another lawmaker, Seyed Mehdi Moussavinejad, Fars reported.

Foreign and national defence policy rests with Supreme Leader Ayatollah Ali Khamenei and the elite Islamic Revolutionary Guard Corps.

Iran has repeatedly threatened to close the Strait of Hormuz shipping channel, through which 40 percent of the world’s seaborne oil exports passes, in retaliation for sanctions placed on its crude exports by Western powers.

The sanctions were imposed over Iran’s nuclear programme, which the West suspects is aimed at creating an atomic weapon and Tehran says is for peaceful energy purposes.

The United States has beefed up its presence in the Gulf, adding a navy ship last week to help mine-clearing operations if Iran were to act on its threats.

The Iranian chief of staff of the armed forces, Seyed Hassan Firouzabadi, said on Sunday that any decision to close the strait would have to come from Khamenei, with the Supreme National Security Council advising him, according to Fars.

Military analysts have cast doubt on Iran’s willingness to block the slender waterway, given the massive U.S.-led retaliation it would likely incur.

Alarmed by the Iranian threats, the United Arab Emirates has completed a long-awaited oil export terminal on the Gulf of Oman, loading the first cargo on Sunday. The Gulf OPEC member hopes to increase exports from the new facility to around 1.5 million barrels per day (bpd).

An Iranian official said on Sunday that the UAE pipeline would not be able to meet the world’s oil demand if the Strait of Hormuz were closed.

İsmailağa Cemaati Kafayı Çizgi Filmle Bozdu ?


Komplo Teorilerim (Di) 2


Türkiye Cumhuriyeti tarihi boyunca ülkemizin dış borçları ve gerçekleşen küresel mali krizlerle beraber ekonomimiz batılı ülkelerin ellerinde oyuncak, ağızlarında sakız oldu. Yaklaşık 20 -30 yıldır süre gelen satış politikaları batılı ülkelerin işlerini daha da kolaylaştırdı. Ancak Ulu Önder Mustafa Kemal ATATÜRK’ ün izinden gidenler bu olanları görebildi. Ve bu fark edilmeler sayesinde vatandaşın gözü eskisine göre daha fazla açılmasına olanak sağladı.

Tabi sonradan bu satışlar özelleştirme adıyla kamu ya sunuldu. Değişen tek şey adı oldu. Hatta daha da şiddetli bir şekilde devam eden ÖZELLEŞTİRMELER (satışlar)in üstüne her sene ülke topraklarının yabancılara verilebilme oranı arttırılıyor. İktidarın bu kadar rahat davranmasının nedeni halktan olumsuz bir tepki almamasıdır. Bunun sebebi ise sadece sırf adı değişti diye…

BATI TEKELİ; DÜNYA

Batılı ülkelerin sömürme politikaları eskilere göre çok farklı artık sadece askeri olarak sömürmüyorlar aynı zamanda kalem yoluyla da sömürüyorlar. Batılı ülkeleri önüne şuana dek kim çıktıysa baştan indirildi. Görünüşte iktidardan düşenlerin hepsini halk ve asker indirmiştir. Aslında onları indiren batılı ülkelerin oyunlarıdır.

KRİZİ ÇIKARANLAR DA BATILI ÜLKELER BİTİREN DE … Nasıl Türkiye’ de ekonomi çarkını döndürenler zenginlerse dünyada da ekonomi çarkını döndüren zengin ülkelerdir. Yani dünyayı yönlendiren elinde parası olanlardır. Ülkemizde her ekonomik krizde yapılan ilk şey elde ne var ne yoksa satmaktır. Bu satılanlar ise üretim yapan kuruluşlardır.

Bir ülkenin ekonomik gücü üretim kapasitesiyle sınırlıdır. Ama bu kapasite ne kadar çoksa o kadar da hassaslaşır doğal olarak. Risk artar ve oluşan herhangi bir ekonomik krizden o kadar çok etkilenir.

DÜZ MANTIK; DEPREMDEN 100 KATLI APARTMAN MI DAHA ÇOK ETKİLENİR 10 KATLI APARTMAN MI

Özelleştirme(satış) politikalarıyla ülkemizin katları tek tek indirildi. Çünkü devletin dışarıya çok borcu vardı ve halkına da hizmet veremeyecekti. Yapılan tüm satışlar, batılı ülkelerin tam olarak istediği şeydi. Onlara daha da bağlanmış olduk. Tansu ÇİLLER, MENDERES, Bülent ECEVİT bu siyasilerin hepsi ekonomik krizlerden ötürü indirilmiştir. Ekonomik krizler ise bu siyasiler baştan indikten 1 gün sonra bitmeye başlamıştır. Bu, bir tesadüf değildir. Bu indirilen liderlerin hepsi batılı ülkelerin kapitalizmine karşı çıkmıştır ve izledikleri politikalar da bu doğrultuda milliyetçi olmuştur.

EMPERYALİSTLERİN İZLEDİKLERİ POLİTİK YOL; DOSTUNA YAKIN OLACAKSIN, AMA DÜŞMANINA DAHA YAKIN…

Dünya ekonomisini emperyalizmle beraber ele geçiren batılı ülkeler mali krizler çıkartarak sömürmek istediklerin ülkelerin halklarına ” SİZİN HÜKUMET KÖTÜ ” mesajını empoze etti. Bunu yaptılar, çünkü işlerine gelmiyordu. Ve yeni gelen iktidar da batılı ülkelerin nereye kadar istediklerini yaptıysa desteklendiler. Sonunda da krizi sonlandırarak sömürmek istedikleri halkları uyuttular.

Atlas Deneyi; Tanrı Parçacığı Bir Silah Olacak mı? / Mahiye MORGÜL


Atlas Deneyi; Tanrı Parçacığı Bir Silah Olacak mı?

CERN Deneyine yerkürenin oluşumundan esinlenildiği için Atlas Deneyi de deniliyor. Vikipedi internet ansiklopedisinde Atlas deneyiyle ilgili şöyle bir cümle var:

“Deneylere büyük medya ve bilim dünyasının ilgisi dünyanın sonu kehanetleri arasında başlandı (2008).” (http://tr.wikipedia.org/wiki/ATLAS_deneyi)

Bence hayır, kehanetlere değil, Samanyolu hakkında Türk söylencelerine merak sardılar. Bakınız, Atlas adı Türkçe’dir, bütün dillere bizden girmiştir. Dünya’nın ortası Las-Ata kabul edilen Atlas Dağı (Klimanyeri; Pan-oğlu yeri) çevresinde bir Turkana Gölü vardır. Buna şimdilik nokta.

Atlas deneyine Türk fizikçilerin katkıları olduğuna dair bir dip not var orda. Bence, Türklerin Atlas deneyine dürtü olan katkısı, Saman-yolu’nu inceleyen Gök Bilim Medreselerimizdedir, gök bilimi yapan Şamanî tarihimizdedir; Kırşehir Cacabey, Afyon İmaret, Bursa Ulucami, Divriği Ulucami, Bitlis Gök Medrese ve milattan önce Seferihisar Teos, İsparta Zahalazos, Niğde Tuana, Ankara Ulus… Saymakla bitmez.

Antik Karadeniz’de fonetik yolcuğum sırasında önüme düşen Oğuz kültürü ve töresi, ışık kültürü üzerineydi. Fer(ışık), İsika, Saka, Saha, Eyzi/Oğuzi, Kor-Oğuzi gibi bütün kök adlarımızda hep ışık var. Gördüm ki, evrenin bütünü Şam’lar, Işıklar toplamıdır ve bu toplam Tanrı olarak adlandırılmıştır. Bu ışık toplamı için bazen Güneş (Kor-ata), bazen de Ulu-oz/Las, bazen de Ulu Göğ, Ulu Hû, Arapçasıyla Allah tanımı kullanılmıştır. Bu bakışladır ki, “Evrenin her bir zerresinde bile Allah vardır” denir. Bu tanım, her an her yerde var olabilen “ışık tanrı” kavramıyla, her sabah yeniden bize hayat veren, TAN yerinden yükselen Tan-Uri/Ra ile örtüşür.

Deney sırasında ışıktan ortaya çıkan kütle bir göktaşıdır, laci-vert’tir. Bundan sekiz tane Kabe’nin içinde korumadadır, adı Hacer-ül Esvet’tir. Benim fonetik analizimde bu taşlar “Işıktan Ur olmanın ispatı” demektir. Lacivert renk, tarihte bilimin rengidir. Örneğin, Afyon İmaret Medresesinin minaresinde lacivert helezon çizgiler, Samanyolu’nun Kutsal Döngüsünü ifade içindir. Diğer adı Çarkıfelek’tir. Sembolü, daire şeklinde, on iki çark veya daha fazla kavisle gösterilir.

Kutsal Döngü sembolü şunu söyler; bu çarklardan birini kırarsanız döner sizi vurur. Yani, ey insanoğlu, doğanın kurallarına karşı bir şey yapmayın, onu bozmayın, bozarsanız insana zarar verirsiniz. İnsanın içindeki ışık, Tanrı’nın verdiğini kabul ettiğimiz, can, hayat enerjisi tehlikeye girmemelidir.

Şimdi bu deneyi yapanlara bir sorum var; siz bu deneyi, sonuçlarını insanlığın yararına kullanmak için mi yaptınız, yoksa insanlığa zarar verecek en tehlikeli silahı icad etmek için mi? Benim endişem ikincisi yönündedir. Geçen yüzyılda Aynştayn gibi fizikçilerin buluşları emperyalist sermayenin savaş baronlarına malzeme oldu ve dünyamıza en büyük zarar öyle verildi. Şimdi yeni silah yarışları başladı, endişem budur.

İtiraz edilen Tanrı Parçası deyimi, bir anlamda doğrudur, bir anlamda yanlıştır. Tan yerinden yükselen Işık Tanrı’nın ispatını yapıyorsanız, kabul. Maddenin dördüncü halidir, Plazma/ışık, tamam. Aslında maddenin birinci hali plazma, diğer üç hal, katı, sıvı ve gaz hali, onun “kutsal döngü”deki türevleridir. Bu deneyle Şamani söylencelerdeki evrenin Işıktan Ur olduğunu ispatladık dersiniz, o da tamam. Orda durun, haddinizi bilin. Bakın, Dünyamız, Ay ve Samanyolu, muhteşem döngüsüyle ürettiği hareket enerjisiyle her saniye katlanarak büyüyor, daha geniş mıknatıslı alan üretiyor. Sizin deneyinizde ise 9 günde mıknatısın yok olduğunu gördünüz; bu size ne söylüyor?

Eğer, bu kutsal döngüyü kıracak bir şey yaparsanız, maddeyi geri çözecek ya da, insanoğlunun işçindeki ışığı taş kütleye dönüştürecekseniz, Allah’ınızdan bulun. Bakın, aklın ışığını kıran hem de Türk fizikçiler, beyinlere negatif enerji yükleyen Türk psikologlar ortalıkta kol geziyor. Şu anlamakta zorlandığınız parçalı müfredat onlarla hazırlandı. Bilim adamıyız diyorsanız, siz yalan söylemeyin. Yalan üstüne yalan konuşan yöneticimiz çok.

Neden bütün dinlerde en büyük günah yalan söylemek üstünedir?

Neden bizim dinimizde en büyük yasak faizle borç para almak üzerinedir?

Çünkü borç alan yalan söyler, bunun Oğuz töresinde ilk kural olduğunu bilin. Roma’nın Yahudi tefecilerinden borç alanlar tarihte hep batmışlardır ve sonunda Yahudi bankerleri şehirlerinden kovmak zorunda kalmışlardır. Atalarından bu dersi almayanlar aynı hataya düşmüşlerdir. Kuran bu hataları hatırlatmanın kitabıdır. Yöneticilerimiz neden bu kadar çok sık yalana başvuruyor diye sorarsanız, bence Kuran’dan öğrendiklerini bir kenara bırakıp Amerikalı danışmanlarının her dediğini yapıyorlar da ondan, yani aldıkları borç yüzünden.

Siz, CERN fizikçileri, size mali destek verenlerin sizden ne beklediğini lütfen açıklayın. Eğer yalan söylerseniz, halkın diliyle size diyeceğim var.

Yalan söyleme, çarpılırsın. Yalan söylersen Allah seni taş yapar.

İşte bu söylemde saklı korkum; siz insanı taş yapacak, insanın kanını donduracak silah peşindesiniz gibi bir endişem var.
*Lacivert: Laz-i Merti… Haydi bunu çözün bakalım. Farsça size Pers tanrısı Merti’nin Ulu-ışığı” diyor mu? Lapis Lazuri taşının rengi de Lacivert…

Hacer-ül Esvet, Lapis Lazuri, vb sözcükler için bkz: http://www.mahiye.net sitesinde, Mayana Kitaplığı, “Fonetik Analizin Anahtarı, Antik Karadeniz’e Yolculuk” araştırma dosyası.

Mahiye MORGÜL, 14 Temmuz 2012

Katır Saltanatı / Zahide UÇAR


Katır Saltanatı

Katır eşek ile atın çiftleştirilmesinden elde edilen ve yük taşımada kullanılan kısır bir hayvandır.

Ülkemiz Osmanlı döneminde başlayan, Atatürk sayesinde kısa bir süre kesintiye uğrayıp, 11 Kasım 1938 yılından sonra tekrar gücü eline geçiren bir “KATIR SALTANAT” tarafından yönetilip sömürgeleştirilmiştir.

Bu katır saltanat grubu içinde; siyasiler, aydınlar, üniversite elemanları, birtakım askerler, birtakım istihbarat elemanları, üs düzey bürokratlar, birçok sivil toplum kuruluşu ve birçok meslek örgütü elemanları, gazeteciler ve işverenler bulunmaktadır.

Katırlaşmış saltanat mensuplarının en büyük özelliği; nüfus cüzdanlarında T.C. Vatandaşı yazmasına rağmen, beyinlerinin çeşitli yabancı burslar, özel eğitimler, maddi imkanlar, makam, saltanat gibi vaatler ile zihinsel tecavüze uğrayarak “katırlaşmışolmalarıdır.

Onlara bakarsınız; Türk diyemezsiniz. Amerikalı, Yahudi, Fransız, Arap v.b. de diyemezsiniz. Yani ne atdır, ne eşek. Ortaya çıkan mamül sahibine göre eşinen birKATIRDIR.”

O yüzden ortalık hep anırma ve kişneme arası sesler çıkaran saltanat sahipleri ile dolmuştur.

Katır iyi yük taşır” diyeceksiniz belki de… Evet, onlar da iyi yük taşıyor ama ülkemin yükünü değil. Zihinlerine kim tecavüz etti ise o ülkenin yükünü taşıyor. Ülkemize kalan ise (anırma+kişneme) arasında çıkan bağırtı sesleri ile osuruk kokusudur.

O yüzden “Haliçteki Simonlar’a” şaşırmak gereksizdir. Bu koku 73 yıldır katlanarak çoğaldığı için burunlar alıştırıldı.

Osmanlı döneminde de aynı katırlar vardı. Kendi yaşadığı ülkenin dilini konuşmaya tenezzül etmeyen Fransız katırlardan tutun, Farsça konuşup yazmayı maharet sayan Fars katırlara kadar çeşit çeşit…

Atatürk’ün;
“İlim ve fen nerede ise oradan alacağız ve her millet ferdinin kafasına koyacağız. İlim ve fen için kayıt ve şart yoktur” sözünü,

İlmin alınacağı yeri Avrupa olarak çeviren Batıcı katırlar; Türk Devletini, Osmanlı’yı parçalayan, Türkleri Anadolu’dan sürmek isteyen Batı’nın kapısına bağlamayı başardı.

T.C. Vatandaşları ne mi yaptı? Onlar hemen hemen her makamı işgal etmiş olan katırların tekme acısı, anırtı sesleri içinde 73 yıldır ezildi, eziliyor. Hem de katlanarak.

Eski katırlar biraz utanır, katır olduğunu saklamaya çalışırdı.Ya da;

Katıra, baban kim diye sormuşla, at dayım olur demiş” atasözünde olduğu gibi, zihinsel babalarının bir eşek olduğunu saklamaya çalışır, dayılarının at olduğunu söyleyerek ahvali kurtarırlardı.

Yeni katırlar kendilerini aştılar. Eşek babalarına tapınmakta, adeta katırlıkları ile gurur duymaktadırlar.

Kurtuluş savaşından sonra “evlatlarımızı şehit verdik, yok yoksul kaldık ama onurumuzla ayağa kalktık” diye sevinen Türk Halkı, Atatürk’ün ölümü ile katır saltanatıyla tekrar yüz yüze geldi.

Günümüz Türkiye’sinde katırlaşmayan Türk halkı, Arap katırlar ile AB-D katırları, Rus, İsrail v.b. katırlar arasına sıkışıp kalmıştır.

Kendi öz varlığına sarılıp, bu katırlardan kurtulmadıkça, bu ülkenin sahibi olarak kalabilmesi mümkün görünmemektedir.

Zahide UÇAR – 14 Temmuz 2012
z_eucar

Suriye Uçağımızı Sapanla Vurmuştur! / Yusuf KARACA


Suriye uçağımızı sapanla vurmuştur!

İktidar olaylar karşısında o kadar acemice ve tecrübesiz bir görüntü veriyor ki, yaptıkları açıklamalar bir biriyle çelişiyor. Allah bir savaştan ülkemizi korusun, bunlarla değil savaşta barışta bile yürümek çok zor artık. Ama yapılacak bir şey yok, demokrasi işte eksikleriyle kabul etmek zorundayız.

Terör örgütü büyük bir saldırıda bulunmuş, 10 askerimiz şehit olmuş. Başbakan Yardımcısı Sayın Arınç, “Teröristler silahlıymış ve sayıları 300 kadarmış” diye bir açıklama yapıyor.

Terör örgütü olur da, silahsız olabilir mi? Hele PKK gibi 40 bin insanımızın katline sebep olmuş bir örgüt için böyle bir açıklama olabilir mi veya Türkiye’de yaşayan bir insan bunu söyleye bilir mi? Ya da bakan olmuş bir insan böyle konuşur mu?
Uçağımız Suriye tarafından vuruldu. Türkiye henüz enkaz bulunmadan, füze ile vurulduğunu iddia etmişti. Bir kaç gün sonra uçağın enkazına ve şehitlerimize ulaşıldı. İktidar yetkilileri aynı açıklamaları yapmaya devam etti.

Ne zaman ki iktidarın Suriye konusunda “sonsuz destekçisi” ABD ve İngiltere dünya kamuoyuna açık bir şekilde Türkiye’ye hitaben ‘elinizdeki bilgileri kamuoyuyla paylaşın’ deyip bizi satınca Sayın Arınç yine açıklama yapmış, “Uçağımız füze ile ya da başka bir aygıtla vurulmuştur” dedi. Artık Sayın Arınç’ın aygıttan kastettiği ne ise onu bilmiyoruz.

Sayın Başbakan ise bu satmanın ardından “inceliyoruz füze ile mi yoksa uçaksavarla mı ne ile vurulduğu konusunda kesin kanıt bulunca bunu kamuoyuna açıklarız” dediler. Ya hu daha önce “füze ile vuruldu” diyen sizler değil miydiniz? Bir Başbakan incelemeden, emin olmadan nasıl konuşur?

Hâlbuki bunun yerine olayın ilk günü “Enkazı inceledikten sonra hep birlikte göreceğiz ve sonra da gerekli adımları atacağız” desek daha güzel olmaz mıydı? Şimdi dünya kamuoyuna “bu konuda biz yanılmışız, Suriye doğru söylüyor mu?” diyeceğiz.

Genelkurmay Başkanlığı ise yaptığı açıklamalarla daha da kafa karıştırıyor. Önce “Savaş çıkaracak halimiz yok, ne yapacağımızı yapınca görürsünüz” gibi açıklamaya muhtaç bir açıklama yaparak kafaları iyice karıştırdı. “Koskoca Türk ordusunun başı acaba ne dedi?” diye herkes birkaç gün düşündü taşındı. Ardından enkaz ile ilgili bir açıklama yaparak, uçağın füze ile vurulduğuna dair bir emare bulamadıklarını söylediler.

Bütün bu açıklamalara bakarak Türkiye uçağın füze ile vurulmadığını zorlanarak söylemeye çalışıyor. Zaten ilk günden beri, biz bunun böyle olduğunu tahmin ediyorduk. Çünkü çelişkiler, aslında iktidarın uçakla ilgili tezlerini çürüttüğünü gösteriyordu.
Füze ile vurulmadığına göre, Suriye tezleri doğrulanmış olmuyor mu? Yani bize ait uçak “Suriye’nin karasularında ne geziyordu?” sorusuna hükümetin cevap bulması gerekmiyor mu? Çünkü uçaksavarın menzili iki buçuk mil olduğuna göre bu da Suriye kara suları demektir.

İktidar Suriye tezlerini kabul etmeyeceğine göre uçağımız ne ile vuruldu? Öyle ya füze ile vurulmamış, uçaksavarla vurulmamış ne ile vurulmuş o zaman? Acaba sapanla vurulmuş olamaz mı? Arınç’ın başka bir aygıt dediği sapan olabilir mi? Olabilir, böyle deyip günü kurtaralım ya da iktidarı!
Suriye uçağımızı sapanla vurmuştur!

Yusuf KARACA, 14 Temmuz 2012

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: