Günlük arşivler: Temmuz 18, 2012

Ergenekon Operasyonun başlangıcı Atabeyler


Ümit Özdağ

E-Posta :

Atabeyler adlı operasyonu ve davayı hatırlayacaksınız. Davanın özü, Başbakan Erdoğan ve danışmanı Cüneyt Zapsu’ya bir grup özel kuvvet mensubu subayı ve assubayın suikast yapma iddiasıdır. Şimdi internete girin ve 2006 tarihli gazeteler bir bakın ne büyük iddialar ortaya atılmış. Önce ne olduğunu birlikte hatırlayalım.

Mayıs-Haziran 2006’da Yüzbaşı Murat Eren ve astsubaylar Erkut Taş ve Yunus Yaman, Başbakan Erdoğan’ın evinin de bulunduğu bölgenin krokisi ve çok sayıda patlayıcı ile yakalanmışlardır.Üç subay Genelkurmay Askeri Mahkemesi tarafından “ordu malını zimmete geçirmek” iddiası ile tutuklanmıştır. Davaya bazı emekli asker ve sivillerinde ismi karışmıştır. Davanın ilerleyen aşamasında Cumhuriyet Savcısı sanıkların beraatini istemiştir.

Ancak beraat isteye savcının değişmesinden sonra karar ertelenmiş ve Ümraniye Soruşturması ile Atabeyler Soruşturması arasında bağ olup olmadığının incelenmesi istenmiştir. Bu arada bazı kaynaklara göre bir polis bazı kaynaklara göre havacı bir subay olduğu söylenen kişinin Genelkurmay Başkanlığı önünde gazetecilere sarı zarf içinde operasyon ile ilgili bilgi dağıtması tartışmalara yol açmıştır.

Atabeyler ile ilgili olarak o zaman Sabah gazetesinden Metehan Demir’e açıklama yapan bir Genelkurmay Başkanlığı yetkilisi, konu ile ilgili olarak Özel Kuvvetler bünyesinde soruşturma açıldığını söylemiştir. Yetkili, Özel Kuvvetlerin, terör ve işgal senaryolarına karşı, kırsal ve kentsel alanlarda tatbikat/eğitim yapan Özel Kuvvetlere bağlı güçlerin olduğunu, Atabeylerin de böyle gruplardan birisi olduğunu eklemiş ve Karacabey, Kayıboyu, Otağ, Alparslan gibi başka grupların da olduğunu söylemiştir.

Genelkurmay yetkilisi, Atabeyler grubu üyelerinin “eğitim sırasında verilen malzemelerin hepsini kullanmamış, evlerine götürmüş olabilirler. Eğitim sırasında ajandalarında tuttukları notları ise hemen imha etmeleri gerekiyordu, ama imha edilmemiş: Eğitim amaçlı bir kroki ve şifreler yanlış anlaşılıyor. Olay bundan ibaret” şeklinde bir izahta bulunmuştur. 210 Haftalık dergisinde olayı inceleyen Ali Kemal Erdem de Atabeylerin tatbikat yapan bir Özel Kuvvetler hücresi olduğunu, bu operasyondan sonra, başka operasyonlar olabileceği endişesi ile Özel Kuvvetlerin şehirlerdeki diğer hücrelerini kışlalara geri çektiklerini açıklamıştır.

Sauna, Atabeyler ve Küre operasyonları sırasında da bir kısım basın organı, bu örgütlenmelerin amacının AKP hükümetine karşı bir askerî darbe örgütlenmesi olduğu konusu üzerinde durarak, kamuoyunda AKP hükümetine karşı bir darbe tezgahlandığına dair genel bir kanaat oluşturmaya çalışmıştır. Ancak, AKP yandaşı basında çıkarılan bütün gürültüye ve Ümraniye Soruşturması ile yukarıda anılan soruşturmalar arasında kurulmaya çalışılan bağa rağmen, unutturulmaya çalışılan husus, bu soruşturmalardan dolayı tutuklu hiç kimsenin olmadığı olmuştur.

Şimdi 2006’dan bugüne gelelim. Aradan koskoca bir altı sene geçti. 18 Temmuz 2012 tarihli Milliyet gazetesinin 20. Sayfasında büyük bir manşet: “ÖYM’den Atabeyler Davasında Sürpriz: Özel yetkili Ankara 11.Ağır Ceza Mahkemesi, Ergenekon ve benzeri davaların ilki olarak kabul edilen Atabeyler davasında, 9 asker hakkında hükümeti yıkmaya teşebbüs suçundan beraat kararı verdi.” Davadan çıkan ceza sadece bir sanık için izinsiz patlayıcı madde taşımaktan dört yıl, diğer üç sanık için ise 2 yıl, 6 ay. Bunlarda adli para cezasına dönüştürüldü.

Önce İstanbul ÖYM’de casusluk ve fuhuş davasında casusluk ve fuhuş çıkmadı beraat geldi. Şimdi Ankara ÖYM’de hükümeti devirme davasından beraat çıktı.

Bu davalarla ile ilgili olarak yargısız infazlar yapan, Türk subaylarına, Yunan, Rum, Ermeni subaylarına duymadıkları kini duyan ve kusan kalem erbabına söyleyeceğimiz bir tek şey var. Kul hakkı.

ERGENEKON TÜM İDDİANAMELER BU ADRESTE //// ÖZEL BÜRO BLOG ///


İDDİANAMELER İNDİRME LİNKİ :

https://derinistihbarat.wordpress.com/dosyalar/

ÇAKMA HAHAM’DAN ERGENEKON MEKTUBU


’Ergenekon belgeleri’ evinde çıkan çakma haham Daniel Tuncay Güney: Ergenekon bir ‘oyun’dur ve herkes üstüne düşeni yapar.. Kemalizm iflas etti, global patronlar artık başkanlık sistemi istiyor.

Ergenekon soruşturması, onun evinden çıkan 6 çuval belge ve Ümraniye’de bir gecekonduda bulunanel bombaları ile başladı. O günlerde her sözü ihbar kabul edilen, her açıklaması manşetlere çıkan, TRT ekranlarında ağırlanan Tuncay Güney, Ergenekon soruşturması konusunda farklı açıklamalar yapmaya başlayınca o kesimlerin gözünden düştü. Kanada’da yaşayan ve adını Daniel Tuncay Güney olarak değiştiren Güney, Mustafa Mutlu’ya yazdığı mektupta çarpıcı iddialarda bulundu.

Vatan gazetesi yazarı Mustafa Mutlu bir süre önce Tuncay Güney’i konu alan bir yazı kaleme aldı. Mutlu’nun yazısına Tuncay Güney’den cevap geldi. Güney’in mektubunu olduğu gibi yayınlayan Mutlu mektuptaki çelişki ve detaylara dikkat çekti.

İşte o mektup…

Dünkü yazımda meşhur Ergenekon Soruşturması‘nı başlatan ifadeleri veren ve “sahte haham” olarak bilinen Tuncay Güney‘le ilgili birkaç soru sormuştum. Demiştim ki:

“Ergenekon, bir süre önce Kanada’ya sığınıp kendisini haham ilan eden bu ilginç vatandaşın polise verdiği ifadelerle hayatımıza girdi.

Tuncay Güney’in evinde bulunan çuval dolusu belgeler ve verdiği ifade yüzünden yüzlerce kişi tutuklandı.

Hatta kendisini sorgulayan Adil Serdar Saçan isimli polis şefi bile cezaevine girdi.

Ama ne hikmetse, nasıl olduysa ve kim ya da kimler koruduysa; bu arkadaş salıverildi ve yurt dışına gitmesine izin verildi.

Yani; adamın biri çıkıyor, akıl almaz iddialarda bulunuyor, en kirli ilişkilere tanıklık ettiğini söylüyor ama “temiz” bulunup, postalanıyor…

Doğrusu bu saçmalığın gerekçesini hiçbir zaman anlamadım ve galiba da anlayamayacağım! Sahi; Tuncay Güney denilen “enteresan kişi” neden serbest bırakıldı, bugün neden yok?”

***

Ne yalan söyleyeyim; bu yazıyı Tuncay Güney‘in okumasını ve yanıt yazmasını beklemiyordum.

Dün sabah erken saatlerde kendisinden bir e-posta aldım.

Sözüm ona beni “düzeltiyor” ama aslında bu e-postayla, yazdıklarımdan çok daha karanlık ilişkilerin içinde olduğunu itiraf ediyor!

İşte o e-posta:

***

“Saygıdeğer Mustafa Mutlu

‘Tuncay Güney Neden Unutuldu?’ başlıklı yazınızı okudum.

Taraflı yaklaşımınız yanlış… Yazınızdaki yanlışları düzeltmek isterim.

Gazeteciliği kullanıp ajanlık yapmadım.

Türkiye’deki yetkimi ve yetkimden doğan yeteneğimi kullandım.

2001 yılında Türkiye’nin büyük bir köy-feodal yapı ile yönetildiğini saptadım ve Amerika’ya geldim.

ABD’ye gelirken de uluslararası yetki ve ilişkimi kullandım.

Kanada’da kendimi haham ilan etmedim. 2003 yılında dini eğitim aldım, New York’ta ve haham değil, Rabayli oldum. Görevimi de 32. Gün’e telefonla katıldığım bir programda açıkladım.

Evimde bulunan çuval dolusu belgeler, altı çuvaldı.

İsteseydik 20 çuval bulundururdum.

Unutmayın ben Başbakanlık Devlet Arşivleri’nde görevliydim. O kimliğim de basına verilmişti.

Belgeler ise devletin Türk istihbarat birimlerine ait.

Adil Serdar Saçan işkence yapmasaydı, Amerika’ya kaçmazdım. Ruhum karardı.

Ayrıca “adamın biri” dediğiniz benim görev dosyamı, yaptığım işleri yetkili makamlardan isteyiniz.

İran-Irak-Suriye-Lübnan’da birçok üst düzey yetkili ile görüştüm.

Hangi yetki ile dersiniz?

Basın mı?

Türkiye’de bulunduğum süre içerisinde istediğim basın kuruluşunda çalıştım. Sabah, Milliyet, Akşam gibi…

Solcudan sağcıya, mafyadan PKK’lıya, Manukyan Hanım’dan bakanlara kadar birçok kimse ile teşrik-i mesaim olmuştur.

Türkiye dışını anlatmadım.

Ergenekon mu?

Bu bir oyun ve oyunda herkes üstüne düşeni yapar. Kemalizm iflas etmiştir. Ekonomi ve siyasi hayatımızı yönlendiren global patronlar ‘başkanlık sistemi’ istiyor. Rejim değişiyor. Kürtler haklarını alacak.

Özal’a Amerika, “Türkiye’yi ya büyüt ya küçültelim” dedi.

Türkiye büyüyemedi, küçülecek.

Özal’a, “Büyük Ortadoğu Devleti olsun” demişlerdi; olmadı.

BOP dayandı kapımıza…

Yazınızdaki yanlış cümlelerinizi düzeltmek çok üzücü…

Hakkımda hiçbir şey bilmeden dedikodu ile yazıyorsunuz.

Unutmayın ki; benim dosyam devlet sırrı kapsamında… Oysa ben TRT’ye çıktığımda, ‘Devlet sırrından çıkarın’ demiştim. Tekrar izleyin TRT röportajımı lütfen. Siz ise küçültücü cümleler kullanıyorsunuz… Oysa ben bir görev adamıyım ve halen işimi yapıyorum.

Bu yazımı köşenizde düzelterek yayınlarsanız sevinirim.

Tekrar hakkımda bir şey yazmak isterseniz. Telefon açabilirsiniz. Telefonum: (…. …. …. ….)

Saygı ve dostça…

Daniel Tuncay Güney”

***

Dün Türkiye saatiyle 06.40‘ta guneytuncay@yahoo.com adresinden gelen bu e-posta‘yı saklayacağım…

Gördüğünüz gibi Tuncay Güney sözüm ona beni yalanlamak için gönderdiği bu mektubuyla, içinde bulunduğu kirli ve karanlık çevrenin benim yazdığımdan çok daha büyük ve vahim olduğunu haykırıyor.

Görevinin ne olduğunu ve kimler tarafından görevlendirildiği belirtmiyor ama görevinin sürdüğünü söylüyor!

Önce gazeteciliği kullanıp ajanlık yapmadığını iddia ediyor; ne ilginçtir ki sonra da çuvallardan, Türk istihbaratına ait gizli belgelerden, özel görevlerden söz ediyor.

Yüzlerce aydının bir “çuval”a doldurulduğu Ergenekon için, “Bu bir ‘oyun’dur ve herkes üstüne düşeni yapar” diyebiliyor…

Verdiği ifadelerle o insanların yıllardır cezaevinde çürümesine ve ailelerinin perişan olmasına aldırmıyor… Yurt dışında sefasını sürüyor.

Her satırı, her sözcüğü o dünyadaki pisliği anlatıyor ama o, “kendisini küçültücü ifadelerimden” şikâyetçi olabiliyor!

***

Sözde Ergenekon Terör Örgütü Davası‘nın sayın hâkimleri ve savcıları:

Bu davanın kilit ismi Tuncay Güney‘dir.

Ve Tuncay Güney; aynen mektubunda anlattığı gibi bir adamdır!

Kısacası; onsuz bir dava eksiktir ve anlamsızdır.(Mustafa Mutlu/ Vatan)

İsrail’de Suriye alarmı


İsrail Savunma Bakanı Ehud Barak, Suriye’deki gelişmeler üzerine MOSSAD yöneticilerini acil toplantıya çağırdı.

İsrail Savunma Bakanı Barak’ın, Suriye’deki gelişmeler üzerine İsrail istihbarat teşkilatı MOSSAD’ın yöneticilerini acil toplantıya çağırdı.

Savunma Bakanlığı Sözcüsü, MOSSAD yöneticileri ve bakanlığına bağlı birimlerle toplantı yapan Savunma Bakanı Ehud Barak’ın Suriye’de yaşanan gelişmeleri kapsamlı biçimde masaya yatırdığını belirtti.

Barak’ın bakanlık çalışanları ve istihbarat üyelerine olayları yakından takip etmeleri konusunda talimat verdiğini ifade eden Sözcü, Barak’ın konuyu Başbakan Benjamin Netanyahu ile de görüştüğünü bildirdi.

Sözcü, Barak’ın toplantı sonrası, ”İsrail, Suriye’deki tüm gelişmeleri yakından izliyor” dediğini aktardı.

Devlet Bahçeli Gladyo tetikçilerine sahip çıktı


MHP lideri Devlet Bahçeli, 3. yargı paketiyle tahliye edilen Gladyo tetikçilerine sahip çıktı.

Bahçeli, 3. yargı paketinde bu tahliyelere imkan tanıyan düzenlemeyi "saygı duyulması gereken karar" olarak niteledi. Bahçeli’nin 1980 öncesi eylemler için MHP’nin tavrını anlatan şu cümlesi ise dikkat çekiciydi: "Bizim mazimizde pişmanlıklarımız değil, bir davaya inanmışlığın ve adanmışlığın aziz hatıraları vardır."

Bahçeli; “Öz ve özet olarak, 12 Eylül öncesinde Marksist ve bölücü kesimin sayısız cinayetleri anayasal düzene karşı işlenen tek suç kategorisine sokularak yalnızca bir cezaya çarptırılması, buna karşılık ülkücülerin suçlanmasına neden olan her olayın adli suç kapsamına alınarak ayrı ayrı değerlendirilmesi geçmişte haksız ve eşitsiz bir uygulamanın ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bu adaletsizliğin ve eşitsizliğin düzeltilmesi için Meclis’te saygı duyulması gereken bir karar alınmış ve bu doğrultuda irade tecelli etmiştir. Ve geçmişteki üzücü hadiselerden dolayı demir parmaklıklar ardında tutulan bazı kişilerin cezalarının infazı durdurularak serbest kalmaları mümkün olmuştur.”

MHP lideri Bahçeli, Gladyo tetikçilerinin serbest kalmasıyla ilgili yapılan yayınları da hedefe koydu. Örnek verdiği yayın organlarının başında da Aydınlık Gazetesi vardı.
“Son günlerdeki bazı gazete ve ekranlardaki yayınların muhteviyatına bakıldığında ne demek istediğimiz kolaylıkla anlaşılabilecektir. Nitekim kısaca belirtmek gerekirse; ? Katilleri kurtarıyorlar, Aydınlık, 11 Temmuz 2012? Hiç mi vicdanınız sızlamıyor? Milliyet, 11 Temmuz 2012 ? Katliamcılar dışarıda, Sözcü, 11 Temmuz 2012 gibi söz ya da başlıklar bazı gazete sütunlarında yer bulmuştur.”

Bahçeli, 1980 öncesi olaylar için gerekirse Meclis’te inceleme komisyonu kurulmasını istedi. Bahçeli, bu eylemlerle ilgili MHP’nin tavrını da açıkladı.

"Biz geçmişin muhasebesini ve kapsamlı analizini yıllardan beri yapıyoruz ve yapmaya da devam edeceğiz. Bu itibarla lazım gelen sonuç ve dersleri çıkardığımızı herkes bir kez daha anlamalıdır. Şu da unutmamalıdır ki, bizim mazimizde pişmanlıklarımız değil, bir davaya inanmışlığın ve adanmışlığın aziz hatıraları vardır."

ulusalkanal.com.tr

The Global Economic Crisis: Causes and Devastating Consequences


The Global Economic Crisis
The Great Depression of the XXI Century

Michel Chossudovsky and Andrew Gavin Marshall (Editors)

This important collection provides the reader with "a most comprehensive analysis of the various facets – especially the financial, social and military ramifications – from an outstanding list of world-class social thinkers.”

The complex causes as well as the devastating consequences of the economic crisis are carefully scrutinized with contributions from Ellen Brown, Tom Burghardt, Michel Chossudovsky, Richard C. Cook, Shamus Cooke, John Bellamy Foster, Michael Hudson, Tanya Cariina Hsu, Fred Magdoff, Andrew Gavin Marshall, James Petras, Peter Phillips, Peter Dale Scott, Bill Van Auken, Claudia von Werlhof and Mike Whitney.

Despite the diversity of viewpoints and perspectives presented within this volume, all of the contributors ultimately come to the same conclusion: humanity is at the crossroads of the most serious economic and social crisis in modern history.

This book takes the reader through the corridors of the Federal Reserve, into the plush corporate boardrooms on Wall Street where far-reaching financial transactions are routinely undertaken.

Global Economic Crisis: The Great Depression of the XXI Century
Michel Chossudovsky and Andrew Gavin Marshall, Editors

HIGHLIGHTS

We bring to the attention of our readers some of the highlights of this important collection with selected excerpts from the various chapters.

PREFACE

In all major regions of the world, the economic recession is deep-seated, resulting in mass unemployment, the collapse of state social programs and the impoverishment of millions of people. The economic crisis is accompanied by a worldwide process of militarization, a "war without borders" led by the United States of America and its NATO allies. The conduct of the Pentagon’s "long war" is intimately related to the restructuring of the global economy.

The meltdown of financial markets in 2008-2009 was the result of institutionalized fraud and financial manipulation. The "bank bailouts" were implemented on the instructions of Wall Street, leading to the largest transfer of money wealth in recorded history, while simultaneously creating an insurmountable public debt.

With the worldwide deterioration of living standards and plummeting consumer spending, the entire structure of international commodity trade is potentially in jeopardy. The payments system of money transactions is in disarray. Following the collapse of employment, the payment of wages is disrupted, which in turn triggers a downfall in expenditures on necessary consumer goods and services. This dramatic plunge in purchasing power backfires on the productive system, resulting in a string of layoffs, plant closures and bankruptcies. Exacerbated by the freeze on credit, the decline in consumer demand contributes to the demobilization of human and material resources.
Michel Chossudovsky and Andrew Gavin Marshall

TO READ THE COMPLETE TEXT OF THE PREFACE CLICK HERE

Syria’s Deadly Bomb Attack on Assad Cabinet: Is This ‘The Price’ Clinton Warned Of?


by Finian Cunningham

The deadly bomb attack on the top-level meeting of President Bashar Al-Assad’s senior cabinet ministers leaves little doubt that Western intelligence was involved.

Among the victims were defence minister Daoud Rajiha and his deputy and the president’s brother-in-law Assef Shaukat who were killed when a suicide bomber reportedly set off a powerful explosive device as the cabinet meeting got underway at the security headquarters in Damascus, Wednesday, around mid-day local time.

A third fatality was Hassan Turkomani, the country’s deputy vice president and Assad’s chief of crisis management.

The wounded included Hisham Ikhtiar, director of the National Security Bureau, and interior minister Mohammad Ibrahim al-Shaar.

This was the deadliest attack yet on the inner circle of President Assad. It is not clear if he was due to attend the meeting.

While two groups claimed responsibility – the Syrian Free Army and a little-known jihadi organisation calling itself the Lord of the Martyrs Brigade – the weight of evidence points to crucial Western military support in executing the strike.

Over the past 16 months, the armed opposition groups in Syria have been transformed from disorganised gangs engaged in hit-and-run skirmishes with the Syrian state forces to what is now a formidable insurrection capable of mounting bomb and mortar in the capital, Damascus.

During March and early April, up until the Kofi Annan peace plan was announced in mid-April, the Syrian government forces had made significant gains in routing the armed groups from strongholds in Homs and other northern towns. Since the Annan initiative was attempted, however, there has been a sea-change in military capability among the so-called rebels groups.

These groups never even pretended to implement the Annan six-point plan and were given strident support by American, British and French leaders in their rejection of any political process to find a peace settlement. Western governments have resolutely demanded that Assad step down as a prerequisite for any political transition, thus giving a green light to further violence.

The surge in opposition violence – which does not have any internal popular base among Syrians – can be traced to the Western-backed so-called Friends of Syria meeting in Istanbul on 1 April, which pledged $100 million in funding for the armed opposition groups.

The latest deadly attack at the heart of the Syrian government points to high-level intelligence and coordination. This dramatic rise in military capability by the armed groups is a culmination of steadily increasing involvement of Western and Turkish Special Forces since conflict erupted on 15 March 2011, and the flow of weapons into Syria from Turkey funded by the Western-allied Persian Gulf Arab sheikhdoms.

Since the beginning of this year, there have been a string of sophisticated, lethal no-warning car bombs in Damascus and Syria’s second city, Aleppo. On 10 May, twin bombs outside the Syrian military intelligence headquarters claimed 55 lives. The involvement of suicide bombers also points to the Saudi and Qatari-backed Sunni extremists of Al Qaeda ilk, operating out of Libya, Iraq and Lebanon. These groups have a long, murky history of liaison with Western intelligence agencies going back to Soviet-era Afghanistan and more recently in the NATO toppling of Libyan leader Muammar Gaddafi.

In the aftermath of the Cabinet meeting explosion, there are reports of fierce gun battles across the capital between Syrian security forces and opposition groups. The sound of grenades, mortars and other explosions were also heard in different quarters of Damascus. There were unconfirmed reports of an explosive attack near parliament buildings and on elite army barracks responsible for guarding the presidential palace.

Last night, the Syrian authorities were claiming that many arrests of armed groups had been made and that order had been restored. The information ministry blamed Arab news channels, Al Jazeera and Al-Arabiya, for exaggerating and distorting the violence.

Nevertheless, it seems clear that the armed groups have gained substantially greater military power and logistics to take their fight for the past three days to the centre of the Syrian government’s administration. The apparent confidence espoused by opposition spokesmen, in what they are calling Operation Damascus Volcano, suggests that these groups have received some kind of external assurance as to their objective of bringing down the Assad government.

The assault on the capital comes as Washington and London step up political pressure this week on Russia and China to back a UN Security Council resolution that would pave the way for a Libya-style NATO military intervention.

Speaking on a visit to Israel only two days ago, US secretary of state Hillary Clinton declared that the government of Bashar Assad “cannot survive”. Clinton said: “We are going to continue to press forward in the Security Council. We are going to continue to press the Russians. I believe – I cannot give a timescale on it – that this [Syrian] regime cannot survive.”

Earlier, Clinton had provoked international consternation when she issued a grim warning to Russia and China that they would be made to “pay a price” for not backing Western efforts to put tougher sanctions on Damascus – an ally of Moscow of Beijing.

Russia’s foreign minister Sergei Lavrov decried the use of such threatening language and said that the Western powers were trying to blackmail Moscow into adopting their adversarial position towards Syria.

Following the killing of Syria’s Cabinet members, Britain’s foreign secretary William Hague reacted immediately to renew the pressure on Russia and China to accept the Western sponsored resolution. He said: “All such events increase the arguments for a strong and decisive resolution from the United Nations. I think it is clear that situation is deteriorating rapidly.” Somewhat knowingly, Hague added that Syria was threatened with “chaos and collapse”.

Since May 24, several massacres in villages across Syria by Western-backed mercenaries have so far failed to dislodge Russia and China’s support for Damascus. Is the latest atrocity against Assad’s Cabinet and members of his own family “the price” that Hillary Clinton warned of?

Finian Cunningham is Globalresearch’s Middle East and East Africa Correspondent cunninghamfinian

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: