Günlük arşivler: Temmuz 20, 2012

Açık Kaynaklı İstihbarat:


(open source intelligence – osi)

detaylarına ulaşmak istediğiniz hava kuvvetini listelerden bulup seçin >

yeni sayfanın alt tarafında beliren Click here for the Order of Battle of the falanca Air Force linkinden devam edin >

yeni sayfanın solundaki Order of Battle bağlantısına gidin.

Her ülke veya her hava kuvveti için bu seçenekler mevcut olmayabilir!

Sadece F-16 ve kullanıcısı ülkeleri ve uçurdukları block türleri, kabiliyetleri vb. gibi detayları içeren netteki en kapsamlı F-16 kaynağı.

Forumları ise sırf F-16 değil tüm askeri havacılık bilgi birikimi nedeniyle takip edilmeli

Uluslararası silah ticaretini takip edebileceğiniz bir site. Güncel OOB oluşturmak için ideal.

Stokholm Uluslararası Barış Enstitüsü, silah ticaretini takip amaçlı bu da.

Tüm dünya orduları – Wiki Portal’ı

İncelemesi biraz güç olan, çok da hoşlanmadığım aslında yüzeysel bir kaynak. Ancak yinede referans olarak bir köşede bulunmalı.

SAM SAM SAM AAA SAM SAM SAM… Google Earth ile görülebilen hava savunma sistemlerinin listeleri ve de etkili menzilleriyle ülkelerin analizlerini içeren blog.

Ayrıca düzenli güncellemeleri edinmek için SAM SITE OVERVIEW ile I&A posta gruplarına üye olmayı unutmayın.

Silah ve sistemlerin sadece isim ve numaralandırmalarını içeren bir site.

Ayrıca bkz:

http://www.designation-systems.net/usmilav/codenames.html

2. Dünya savaşından bu yana Amerika’nın operasyonlara verdiği kod isimlerinin listesi ve bunları belirleyen NICKA sistemine ait açıklamalar. Gerçekçi kod isimleri yaratmak isteyenlerin işine yarayacaktır.

Güncelliğini yavaş yavaş yitiriyor olsa da netteki en köklü kaynaklardan bir tanesi. Designation Systems ve GlobalSecurity ayarında ancak içerik bakımından daha zengin.

Vietnam savaşı portalı. Dikkatli olun, bilgi ve link fazlasından boğulup pow/mia olmayın!

JSF zihniyeti karşıtlarının (ehrm ) tapınağı, kalesi…

Günümüz askeri havacılık ve hava savunma silah ve sistemlerinin son derece detaylı analizleri.

Sitenin politik görüşü olduğu için kimi zaman analizlerin sonuçlarını kendilerine yonttukları ortada.

Ancak içerdiği bilgi birikimi, daha da önemlisi silah ve sistemlerin nasıl çalışıp çalışamadıkları, kullanımları ve birbirleriyle etkileşimlerinin anlaşılması bakımından kesinlikle en değerli referenslardan bir tanesi, hatta belki de ilki!

Hava savaşının tarihi gelişimi ve istatiskler.

Forumları netteki en eski kaynaklardan bir tanesidir ve halen çok değerlidir.

*AÇIK KAYNAK KODLU!* FalconView isimli gerçek F-16 Görev Planlama yazılımının kırpılmış ancak yinede eklentilerle geliştirilmeye uygun / açık kaynaklı sürümü.

Tüm dünya hava kuvvetlerinin kullandığı çağrıkodlarını (callsign) içeren epeyce kalabalık bir liste.

Yapımcısının yeraltına indiği, blog’unun sadece davetiye ile görülebildiği, 2009′da güncellemeyi bıraktığı ancak Kuzey Kore ordusuyla ile ilgili halen en kapsamlı GoogleEarth eklentisi.

.kmz dosyası: http://bbs.keyhole.com/ubb/ubbthreads.php?ubb=download&Number=809291&filename=DPRK_file.kmz

Kuzey Kore ile ilgili bir başka GoogleEarth eklentisi daha, ancak bunun ağırlığı Kuzey Kore’nin ekonomisi ile sosyal ve endüstriyel altyapısı üzerine.

Her çeşit füze sistemleriyle ilgili güncel haberler, analizler ve detaylı bilgiler.

SAM – Karadan Havaya Füze sistemleri ile ilgili hem tarihi hem güncel detaylı analizlerin bulunduğu bir site. Ne yazık ki Almanca! translate.google.com ile gezebilirsiniz.

Bluffer’s Guide blogu / Plane-Man’in 2007 yılında Kuzey Kore donanması ile ilgili yaptığı analizi.

Bluffer’s Guide to Fortress Korea analizinin 2009 güncelemesi.

Güncel Rus ordusu enventari ile ilgili detaylı bilgiler. Sitede otomatik Google Çeviri hizmeti var!

Dünya hava kuvvetlerinin güncel OOB, OrBat, Muharebe düzenleri.

Dünya hava kuvvetlerinin geçmişten günümüze OOB, OrBat, Muharebe düzenleri.

//

Sonuç:

Bahsi geçen kaynakları şunların hepsi için ve aynı anda! değerlendirmeye gayret edin:

  • modern/yakın geçmiş, günümüz çok yakın gelecek hava savaşları, operasyonları ve çarpışmaları
  • ilgili uçaklar
  • ilgili silah ve sistemler
  • ilgili hava savunmaları
  • bunların uygulanma yöntem, prensip ve doktrinleri
  • ilgili hava kuvvetleri
  • ilgili OOB

Sonuca veya listelere direkt atlamaktansa öncelikle silahların kabiliyet ve sınırlarını anlamaya çalışın ki bunu Falcon’a uygulayabileseniz.

Bahsi geçenler sanal ortamda bir kaç düğme çevirip, hotas sallayarak 1g ile oturduğumuz yerden F-16 uçuruyormuş gibi yapmanın ötesine geçen konular bu yüzden derinliğin sınırı tamamen kişisel ilgi, merak ve zaman ile sınırlı!

Rica:

Buraya uygun olduğunu düşündüğünüz her türlü site ve kaynağa ait bağlantıları, listeye eklenmek üzere lütfen paylaşın.

İlgili Yazılar:

ETNİK FARKLILIKLARIN İNGİLTEREDEKİ YANSIMASI


Bretonya’nın MS. 5yy. dan itibaren ,Cermen kökenli Angıl ve Saksonlar’ın hakimiyetine girmesini müteakip yaklaşık beş asırlık bir süreçten sonra, bu adanın,

onuncu yüzyılı takip eden dönemde de, bir diğer Cermen kökenli kavim olan Normanlar’ın istilası ile yeni bir dönemi başlamıştır.

İlk Çağdan itibaren, adanın etnik yapısının karakterinde, ilk sakinler olan Bretonlar’ın,ve bir dönem Romalılar’ın,adanın diğer bölgelerinde ise Pikt ve Kaledonlar’ın , giderek, Angıl ve Saksonlar ile Normanlar’ın, ülkenin sosyal yapısında zaman içersinde yer almış oldukları izlenmektedir. Her ne kadar tarihi veriler içinde Keltler ve kuzeydeki akrabaları olan İskoçlar adanın ilk sakinleri olarak, İngiltere’nin siyasi tarihinde mümkün olduğu kadar gözden uzak tutulmaya çalışılsa da, bu adanın ilk sakinlerinin gerçekte Kelt topluluklarının olduğunu kabul etmek gerekir. Bir diğer yönü ile,İlk Çağlarda Keltler’in Doğu Türkistan üzerinden Anadolu’ya ve oradan da Avrupa’ya geçtikleri, daha sonra da İngiltere’ye göç eden bu kavimin adanın ilk sakinleri oldukları ,ayrıca ileri sürülen iddialar içinde yer aldığı da görülmektedir…. Bu kültürün ayrıntıları ile ilgili bulgular tam anlamı ile netleşmemişse de, Asya üzerinden Anadolu’ya gelen ve orada da Galatya Krallığı’nı kurup, Helenlerle uzun mücadeleler geçiren ve Türklük dünyası ile akrabalık bağı olan bir kavim olduğu görüşü de yaygındır…

Batı dünyası kendi kültür değerlerini Grek ve Roma mirası üzerine inşa etmiş olduğundan Helenler’in düşmanı olan ve sürekli olarak onlarla savaş halinde bulunan bu kavim ile bilgileri de, kendi resmi tarihlerine göre yansıtmışlardır. Özetle, İngiltere adasının ilk sakinleri olan ve Türk dünyası ile uzaktan akarabalık bağı olan Keltler’in ayrıca ele alınarak incelenmesi de gerekmektedir.

Konu açısından bu ada devletinin, zamanla sömürge İmparatorluğuna yönelen evrimi özetlendiğinde,siyasi coğrafyaya yayılan bu süreçin , İmparatorluk yapısında 20 yy. ilk yarısına kadar devam etmiş olduğu , ikinci yarısından itibaren de İngiltere’nin bir Krallık olarak adasına çekilmek zorunda kaldığı izlenmektedir.

İngiltere,İmparatorluğun ihtişamlı günlerinde coğrafyanın dört bir yanında sömürgeci politikalar ile üzerlerinde hakimiyet kurduğu ülkelerde, etnik ve kültür farklılıkları kullanarak ayrımcılığa destek vermek suretiyle de sömürgeleştirdiği bu ülkeleri denetimine almıştır.Bu dönemde kendilerine çıkarlarıyla bağlı kıldığı o ülkelerdeki aydınları (!) da yanına alarak, yıllarca hakimiyet alanlarını genişletmek suretiyle, denetimini sürdürmüştür.

Bu uygulama metodu günümüzde de aynen geçerliğini korumakta olup, bu defa da uluslar arası finans kapitalin Ulus Devlet kavramını törpülemeye yönelik yaklaşımlarında ayrı bir boyutta konu güncelleştirilerek, uygulama alanına küresel düzeyde konulmaktadır.

Bir toplumu en iyi şekilde içinden kontrol etmenin yöntemini o ülkedeki sömürge aydınları aracılığı ile gerçekleştirmenin sistemleştirilmiş hali, İngiliz yayılmacı modelleri içinde tarihte izlenmektedir. Bu konuda sömürge aydınını Hilmi Yavuz bir yazısında şöyle tanımlamaktadır….” Kendilerini Avrupa kültürüyle tarif eden ve sömürgeci ülkeyi anavatanı sayan aydınlar(!)….Sömürge entelektüeli için medenileşmek kendi ülkesini yaşanmaz,kendi halkını ise tahammül edilemez bulmak demektir…”

Bu anlatıma göre, batılılaşma sürecindeki biçim ve öz ilişkisindeki farkı ayıramayan ve genellikle misyoner kültürü etkisinde kalmış olan devşirilmiş aydınların hemen hepsinde benzer davranış tarzının örneklerine rastlanılmıştır. Öğretileri itibariyle kültürel yabancılaştırılma sonucu ortaya çıkanların emsallerine, son dönemde ülkemizde de görmek mümkündür. Türkiye’nin Türklere bırakılamayacak kadar önemli bir ülke olduğunu ifade edenlerin kafa yapıları, algılama referansları itibariyle, ancak bu kategori içinde tanımlanabilmektedir!…Bunlar da kendilerine göre bir aydın(!) türü olmaktadır… Yaşamları itibariyle, halktan kopuk ve toplumun değerlerine yabancılaşmış, basit çıkar ilişkisi içinde kendi ülkesinden ziyade, bağlı oldukları sömürgeci ülkenin çıkarlarına göre tavırlarını entel kisvesi ile sergilemeyi tercih edenleri, pek çok ülkenin sosyal yapılarında olduğu gibi bizde de görmek mümkündür…

İngiliz İmparatorluğunun genişleme sürecindeki politikalarında, sömürülen ülkelerin yozlaşmış entelektüelleri görevlerini çok iyi yapmışlardır. Hindistan’da uzun yıllar, 5 bin İngiliz ile,300 milyon Hintliyi yönetebilmenin temellerinde bu mantık yatmaktadır. Sömürgeleştirme döneminde, ayrımcılık, bölgesel farklılıklar ve etnik çatışmalarda, bunları yöneten o ülkelerdeki kolonlanmış sömürge aydınlarının ve işbirlikçiliğinin payı oldukça önemli olmuştur.

İngiltere’nin hakimiyet kurduğu alanlardan çekilmesinde ise, sömürge ülkelerinde zamanla uyanışa geçen ulusal bilinç içindeki milliyetçi hareketler etkin olmuştur. Bu oluşum sonuçta, sömürge aydınları ile, işbirlikçilerin sonunu getirmiştir….Geçmişte ortaya çıkan bu siyasal sürecin millet ömründe, farklı coğrafyalarda ve ülkelerde tekerrürü ise, tarihi diyalektik içinde her zaman söz konusudur.

Konu güncelleştirilerek ele alındığında, 21yy. başından itibaren ortaya çıkmaya başlayan çıkar çatışması içinde, DOLAR ve EURO etkinlik alanlarının ekonomik hakimiyet bölgeleri içindeki durumu tekrar edildiğinde, bu süreçte İngiltere’nin , Sterlin alanlarını şimdilik korumaya devam ederek ve bu mücadelede periferdeki konumunu koruyarak, DOLAR, EURO çatışmasının dışında kalmaya çalıştığı da izlenmiştir…

Konunun içeriği itibariyle, gelişmekte olan sosyal oluşumlar kapsamında, etnik ayrımcılığın mikro milliyetçilikle beslendiği siyasal yapılardaki izlenen genleşme,farklı bir boyutta, İngiltere’nin kendi adasında da tarih boyunca zaman zaman ivme kazanmıştır. Anglo Sakson Püriten geleneği paralelinde, Anglikan Kilisesinin kuruluşuna karşı olan Katolik Kilisesi,uygun bulduğu vasatta, mücadelesini her fırsatta gizli gizli yürütmüştür…

(…İrlanda milliyetçiliğinin gelişmesi bakımından Katolik Kilisesi de çok önem taşır. Bu Kiliseye bağlı piskoposlar arasında kuvvetli milliyetçi duygularla ortaya çıkanlar görülmüştür. Bunlar İrlandalı toprak kiracısı çiftçilerin genellikle İrlandalı olan toprak sahipleri tarafından sömürülmelerine karşı açılan mücadeleyi destekliyorlardı.İrlanda’daki bu toprak kavgasının Vatikan tarafından 1880 de kazanılması bile, kilise adamlarını bu mücadeleden vazgeçirmemişti. Kiliseden böylece destek gören İrlandalı devrimciler de hiçbir zaman kiliseye karşı çıkmamışlar, çoğu Katolikliğe candan bağlı kalmışlardır…(20 Yüzyıl Tarihi.. Devrimler Yüzyılında Devrimler Tarihi…C.1…sf.39)

İrlanda adasındaki etnik farklılıklardan kaynaklanan sosyal içerikli tavırlar, günümüzde de varlığını ada üzerindeki değişik görüntüler içinde aynen sürdürmektedir.

(…İngiliz hakimiyetinden sonra bile Galler hala İngilizleşmeyi reddetmektedir. Tıpkı ABD gibi, bu eski dünya İmparatorluğu son yıllarda renkli ırklardan gelen göçmenler nedeniyle kültürel bir bunalımla karşı karşıyadır. Etnik politikalar ve çok ırklı göçler nedeniyle ulusal kimlik gittikçe daha karmaşık bir fikir haline gelmektedir…(Richard J. Barnet ve John Cavanagh Küresel Düşler İmparator Şirketler…sf.245)

Tarih boyunca,İrlanda’nın,İskoçya’nın ve Gallerin ortaya çıkardığı sosyal gerçekler, İngiliz adasında giderek artan farklı etnik gruplar ile birlikte AB içinde bulunan bu ülkede geleceğe yönelik pek çok soruyu da beraberinde taşıyacak gibi görülmektedir. Sosyal içerikli dengesizliklerin, sosyal yapıları etkileyen unsurların başında geldiği hatırlandığında, İngiltere gibi İmparatorluk geleneğinden gelen bir ülkede zamanla ortaya çıkabilecek ekonomik ve sosyal sıkıntıların böyle bir zeminde bazı olaylara vasat oluşturması da ihtimaller içinde yer almaktadır. Konu örneklerle ifade edilirse,

(…İskoçya için mücadele eden İngiliz göçmenlerin sayısı gittikçe artıyor…Geçen hafta” 11.9.1997” perşembe günü, İskoçlar’ın Londra’nın elindeki yetkilerden bir kısmını devralması için kendi parlamentolarının kurulması yönünde oy vermesi üzerine İskoçya’da en sonunda İngiltere’den bir parça bağımsızlık yakalamış oldu… İskoçya, 1707 yılında bağımsızlığını kaybedip, Britanya’nın bir parçası olana kadar söz konusu iki ülke yüzyıl boyunca savaştı ve birbirlerinin arkasından sürekli dolap çevirdiler…(15. 9. 1996..The Wall Street Journal Milliyet)

Özetle, 60 milyona yakın nüfusu ile Britanya, İskoçya, Galler, Kuzey İrlanda, Birleşik Krallık olarak siyasal yapısını muhafaza etmeye çalışması yanında, yöresel karakterini koruyan ayrılıkçı hareketler özellikle İrlanda cephesinde şiddet ve terör olayları ile beraber sürmeye devam etmiştir….İRA’n 20 yy. son çeyreği içinde ortaya koyduğu şiddet eylemleri basına yansıyan yönü ile sıralandığında şu görüntü ortaya çıkmaktadır…(Her olayda islami terörü öne çıkaran batılı çevrelere bir cevap olarak aşağıdaki örnekler bazı hatırlatmalar yapmalıdır….)

(…İRA’n eylem kronolojisi:

· 8 Kasım 1974 Woolwıch kışlası yakınlarındaki bir Pup da patlama 2 ölü,16 yaralı

· 10 Ekim 1981 Chelsa Kışlasına saldırı 2 kişi ölü.

· 20 Temmuz 1982 Hyde Park’ta bombalı saldırı, 4 Kraliyet süvarisi öldü. Regent Park’taki saldırıda 7 asker öldü.

· 1 Ağustos 1988 Milli Hill Kışlasına saldırı 1 asker öldü, 9 asker yaralandı.

· 16 Mayıs 1990 Wemley’de bir askeri araç patladı, 1 kişi öldü, 1 kişi yaralandı..

· 7 Şubat 1991 Başbakanlık konutuna silahlı saldırı 4 kişi yaralandı.

· 18 Şubat 1991 Londra’nın Paddington ve Viktoria Garlarında patlama 1 kişi öldü, 1 kişi yaralandı.

· 28 Şubat 1992 London Bridge Garında patlama, 30 kişi yaralandı.

· 10 Nisan 1992 Londra’da bomba yüklü bir aracın patlaması sonucunda 3 kişi öldü, 90 kişi yaralandı.

· 27 Şubat 1993 Londra’nın camdan High Street ticari bölgesindeki patlamada 18 kişi yaralandı.

· 24 Nisan 1993 Londra’da patlama 1 kişi öldü, 45 kişi yaralandı.

· 2 Ekim 1993 Hamstead’de 3 patlamada 5 kişi yaralandı.

· 9 ve 10 Mart 1994 Heathrow Havaalanındaki saldırıda ölen ve yaralanan olmadı.

· 9 Şubat 1996 Dcklands da bombalı saldırı 2 kişi öldü, 100 den fazla kişi yaralandı.

· 15 Şubat 1996 Londra’nın merkezinde bir bomba etkisiz hale getirildi….(20 Şubat 1996 Milliyet)

Yukarıda basında görüntüye gelen şekli ile, son yıllarda, İngiltere’de ayrılıkçı hareketler içindeki etnik çatışmalara ait şiddet olaylarının bir kısmı bu şekilde belirtilmiştir…Kraliyet ailesine mensup olan Lord Louis Mounbatten’in bombalı saldırı sonucu teknesinde öldürülmüş olması yanında, Başbakanlığı döneminde, bombalı saldırıdan kurtulan M. Teacher’in durumu da bu süreçte hatırlanacaktır.

Özetle, İngiltere’nin güncel olduğu kadar, tarihi geçmişinden gelen sosyal yapısındaki gerilimler sonucunda ortaya çıkan terör olayları, zaman zaman bir sükunet döneminden geçse de, uygun vasatlarda tekrar güncellik kazanmaktadır. Bir diğer anlatımla, bu ülkenin tarihten gelen sosyo politik temellerine bakıldığında, İngiltere’de ayrımcı hareketlerin periyodlarını görmek değişik açılar içinde her zaman mümkündür.

(…300 yıllık bir etnik ve dinsel anlaşmazlık ve 30 yıl süren , 3000 kişinin hayatına mal olan kanlı bir iç savaş, bir yandan 1,6 milyon Kuzey İrlandalı’nın çoğunluğu oluşturan %53 Protestan birlikçilerin mutlaka Birleşik Krallığın (veya Britanya’nın) bir parçası olarak kalmak ve tarihi üstünlüklerini korumak konusundaki ısrarı…Öte yandan halkın %47 sini oluşturan ve yüzyıllar boyunca Protestan ( ve İngiliz) hakimiyeti altında hakir görülen Katolik milliyetçilerin, Birleşik Krallık’tan ayrılmak ve muhtemelen İrlanda Cumhuriyeti ile bütünleşmek için giriştikleri direniş….(14 Nisan 1998 Milliyet Sami Kohen)…şeklindeki yorum içinde de konu, ayrıca özetlenmiştir.

İfade edilen örnekler paralelinde, Türkiye’deki ayrımcı ve terörist hareketlere karşı AB nin gösterdiği yanlı tavırlar hatırlandığında, İngiltere’de olduğu kadar, diğer AB ülkelerindeki etnik temele dayalı benzer ayrımcı hareketlere karşı farklı yaklaşımlar, siyasi platformda samimiyetten uzak bir şekilde varlığını sürdürmektedir!…Bu bağlamda;

(…Kuzey İrlanda’da, Britanya Hükümetine bağlı güvenlik kuvvetlerinin “ Protestan terör örgütleriyle” işbirliği yaptığı ve faili meçhul cinayetler için polislerin de yer aldığı bir çete kurulduğu iddialarını içeren bir kitap Britanya’da yasaklandı…(28.6.1999 “Zafer Arapkirli” Araştırmacı gazeteci Sean Mc. Philemy The Comitte Political Assasination In Northern Ireland)

Kısaca, Birleşik Krallığın sosyal yapısında giderek artan etnik farklılık,İngiliz toplumunda ırkçı tavırları da arttırmaya başlamıştır. Güncel olaylar içinde, ayrımcılığa neden olan olumsuz sosyal dinamikler, zaman içinde bazı sorunları da oluşturmaya başlamıştır.

(…Britanya’da zenci bir gencin öldürülmesiyle ilgili soruşturmada polisin “ırkçılık” yaptığına ilişkin bir raporda gündeme gelen ırkçılık tartışmaları üzerine yapılan bir araştırmanın sonuçlarına göre, ülkede her on kişiden 8’i ırkçılık problemi olduğunu söylüyor…Gallup’un Dail Telegramph için yaptığı ve toplumun çeşitli kesimlerinden yaklaşık bin kişiyle görüşen araştırmacıya göre, Britanya’da halkın %32 si yüksek oranda ırkçılık olduğunu, %51’i aşırı olmamakla birlikte ırkçılık bulunduğunu, %11’i az da olsa ırkçılık yapıldığını düşünüyor. Britanya’da hiç ırkçılık bulunmadığını savunanların sadece %4 olduğu ankette,%3’ü ise, konuyla ilgili soruları yanıtlamayı reddettiği ifade ediliyor…Katılanların %59’u da, polisin kurumsal ırkçılık içinde bulunduğunu savunuyor….

(7 Mart 1999 Milliyet)

Bununla beraber, Birleşik Krallık, ülke içinde bütünlüğünü korumaya yönelik süreklilik taşıyan mücadelesi yanında, deniz aşırı topraklarda da, sömürgelerinden çekilmiş olmasına rağmen, stratejik geçit noktalarını kontrol eden önemli kara parçalarını terk etmemek için ısrarlı bir şekilde kararlılığını göstermiştir.

1982 Yılında Arjantin ile İngiltere arasında çıkan Falklad savaşında, Birleşik Krallığın Atlantik ile Büyük Okyanusu birbirine bağlayan güney deniz geçidini kontrol eden adalar için savaşmayı göze aldığını ortaya koymuştur…Donanmasından 6 savaş gemisini kaybetmiş olması ve üçte birinin hasar görmesine rağmen bu adaların kontrolunu ulusal çıkarları gereği tekrar ele geçirmiştir.

Aynı konuda,Atlantik ile Akdenizi birbirine bağlayan Cebel i Tarık Boğazı için 1999 başlarında ortaya çıkan sorun nedeniyle, İspanya ve İngiltere arasında savaş rüzgarları esmiştir.İngiltere ve İspanya’nın AB üyesi ülkeleri olmaları Cebel i Tarık’ın da bu siyasal yapıya göre, AB toprağı olması gerçeğine rağmen, siyasal süreç hiç de öyle tecelli etmemiş, ayrıca, bu toprakların geçmişte İspanya’dan koparılmış olmalarına ve ayrıca güncel durumu itibariyle AB görüşüne rağmen,bu arazilerin her şeyden önce Kraliçenin mülkü olduğu gerçeğini ortaya koymuştur…

Hafızaları tazeleyerek geriye dönüp bakıldığında, bir tarihte Bayan Fogg’un Kıbrıs Adasında, Türkler’in kolonileştirilmiş oldukları iddiası karşısında, toplumu kışkırtmaya ve ayaklandırmaya yönelik basına yansıyan tavırları da hatırlandığında, İngiltere’nin, Kıbrıs Adasında bulunan askeri üslerinin konumunu, hiçbir şekilde dikkate almadığı da gözden kaçmamıştır. Kıbrıs’ın AB’ne girmesi durumunda bütün bu toprakların da AB toprağı olacağına ilişkin görüşler de hatırlandığında, İngiliz üslerinin bu bağlamda AB’ne ait üsler kapsamına ele alınıp alınmayacağını, Cebel i Tarık örneği emsaline göre kıyaslandığında, söylenenler ile düşünülenlerin aynı olmadığı gerçeğini ortaya çıkarmaktadır…

Ulusal çıkarları söz konusu olduğu koşullarda, İngiltere, liberal değerlerine rağmen Krallığın geleceğine etkisi olabilecek konumlar öncelik kazandığı hallerde, içinde bulunduğu durum ne olursa olsun , kararlılığını her ortamda sonuna kadar sürdürmüştür.

Buna karşılık, örneklerini günlük yaşamımızda gördüğümüz üzere, Türkiye’nin ulusal çıkarlarını ilgilendiren durumlar ortaya çıktığında ise, belli çevrelerce konu sürekli olarak başka mecralara kaydırılarak dikkatler dağılmaya çalışılmakta ve hedefler saptırılmaktadır.

Yakın örnekleri içinde Kıbrıs ile ilgili olarak, uluslar arası anlaşmalardan kaynaklanan hukuki statüler bile hiçbir şekilde dikkate alınmaksızın emperyalizmin geleneklerinden gelen bir umursamazlıkla ve dış güçlerin politik hedefleri istikametinde olaylar yorumlanarak, kendi amaçlarına uygun bir yapıda gelişmelere veçhe verilmeye çalışılmış ve yeni kılıflar uydurulmuştur.

Kısaca, gelişmeler ülke içindeki sömürge aydını tipler ile de gerek siyasal zeminde ve gerekse bazı medya çevrelerinde yeni sömürgeciliğin amaçları istikametinde, dış güçlerin isteklerine göre yorumlanmaya çalışılmaktadır…İngiltere’nin kendi iç dengeleri paralelinde, ulusal çıkarları söz konusu olduğu durumlardaki kararlılığı, Türkiye’nin benzer koşullardaki tutumu ile kıyaslandığında, devlet yönetimindeki ciddiyet farkında konuyu mukayese etmek mümkündür.

ERGUN ÖZGEN

Venezuela: A Threat to Washington?


by Eva Golinger

From the first time Hugo Chavez was elected President of Venezuela in 1998, Washington and its allies have been trying to undermine his government. When Chavez was just a presidential candidate, the US State Department denied his visa to participate in television interviews in Miami. Later, when he won the presidential elections, Ambassador John Maisto called him personally to congratulate him and offer him a visa. The following months were filled with attempts to “buy” the newly elected President of Venezuela. Businessmen, politicians and heads of state from Washington and Spain pressured him to submit to their agendas. “Come with us”, urged Spanish Prime Minister Jose Maria Aznar, trying to seduce him with offers of wealth and luxury in turn for obeying orders.

When Chavez refused to be bought, he was ousted in a coup d’etat April 11, 2002, funded and planned by Washington. When the coup failed and Chavez’s supporters rescued their democracy and president in less than 48 hours, attempts to destabilize his government continued. “We must make it difficult for him to govern”, said former US State Department chief Lawrence Eagleberger.

Soon, Venezuela was overrun with economic sabotage, oil industry strikes, chaos in the streets and a brutal media war that distorted the reality of the country on a national and international level. A plan to assassinate Chavez with Colombian paramilitaries in May 2004 was impeded by state security forces. Months later, the US-backed opposition tried to revoke his mandate in a recall referendum, but again, the people saved him in a 60-40 landslide victory.

The more popular Chavez became, the more millions of dollars flowed from US agencies to anti-Chavez groups to destabilize, descredit, delegitimize, overthrow, assassinate or remove him from power by any means possible. In December 2006, Chavez was reelected president with 64% of the vote. His approval rating grew in Venezuela and throughout Latin America. New governments in Argentina, Brazil, Bolivia, Ecuador, Honduras, Nicaragua, Uruguay and several Caribbean nations joined regional initiatives of integration, cooperation, sovereignty and unity, encouraged by Caracas. Washington began to lose its influence and control over its former “backyard”.

The Bolivarian Alliance for the Peoples of Our Americas (ALBA), the Union of South American Nations (UNASUR), PetroCaribe, PetroSur, TeleSUR, Bank of ALBA, Bank of the South and the Community of Latin American and Caribbean States (CELAC) were created. Washington isn’t included in any of these organizations, nor is the elite that previously dominated the region.

In January 2005, Secretary of State Condoleezza Rice said Chavez was a “negative force” in the region. In March, the Central Intelligence Agency (CIA) placed Venezuela on their list of “Top 5 Hot Spots”. A few months later, Reverend Pat Robertson publicly called for the assassination of Chavez, claiming it would cost less than “a $2 billion war”. That same year, when Venezuela suspended cooperation with the US Drug Enforcement Administration (DEA) because it was found committing acts of espionage and sabotage, Washington classified Venezuela as a nation “not cooperating with counter-narcotics” efforts. No evidence was presented to show alleged Venezuelan government ties to drug trafficking.

In February 2006, Director of National Intelligence John Negroponte referred to Venezuela as a “dangerous threat” to the US. Secretary of Defense Donald Rumsfled compared Chavez to Hitler. That same year, Washington created a special intelligence mission dedicated to Venezuela and Cuba, increasing resources for operations against them. In June 2006, the White House placed Venezuela on a list of countries “not cooperating sufficiently with the war on terror”. The classification included a sanction prohibiting the sale of military and defense equipment from the US and US companies or those using US technology to Venezuela. No evidence was ever shown to back such serious claims.

In 2008, the Pentagon reactivated its Fourth Fleet, the regional command in charge of Latin America and the Caribbean. It had been deactivated in 1950 and hadn’t functioned since then, until Washington decided it was necessary to increase its presence and “force” in the region. In 2010, the US established an agreement with Colombia to set up 7 military bases in its territory. An official US Air Force document justified the budget increase for these bases in order to counter the “threat from anti-American governments in the region”.

International media call Chavez a dictator, tyrant, authoritarian, narco, anti-American, terrorist, but they never present proof for such dangerous titles. They have converted the image of Venezuela into violence, insecurity, crime, corruption and chaos, failing to mention the incredible achievements and social advances during the last decade, or the causes of the social inequalities left behind from previous governments.

For years, a group of US congress members – democrats and republicans – have tried to place Venezuela on their list of “state sponors of terrorism”. They claim the relationships between Venezuela and Iran, Venezuela and Cuba, and even Venezuela and China evidence the “grave threat” represented by the South American nation to Washington.

They say again and again that Venezuela and Chavez are threats to the US. “He must be stopped”, they say, before he “launches Iranian bombs against us”.

In an interview a few days ago, President Barack Obama said Chavez was not a threat to US security. Republican presidential candidate Mitt Romney said he was. The ire of the Miami Cuban-Venezuelan community came down upon Obama. But they shouldn’t worry, because Obama increased funding to anti-Chavez groups this year. More than $20 million in US taxpayer dollars have been channelled from US agencies to help fund the opposition’s campaign in Venezuela.

Is Venezuela a threat to Washington? In Venezuela, the only “terrorists” are the groups trying to destabilize the country, the majority with political and financial support from the US. The drug traffickers are in Colombia, where the production and transit of drugs has increased during the US invasion disguised as Plan Colombia. Relations with Iran, Cuba, China, Russia and the rest of the world are normal bilateral – and multilateral – ties between countries. There are no bombs, no attack plans, no sinister secrets.

No, Venezuela is not that kind of threat to Washington.

Poverty has been reduced by more than 50% since Chavez came to power in 1998. The inclusionary policies of his government have created a society with mass participation in economic, political and social decisions. His social programs – called missions – have guaranteed free medical care and education, from basic to advanced levels, and provided basic food items at affordable costs, along with tools to create and maintain cooperatives, small and medium businesses, community organizations and communes. Venezuelan culture has been rescued and treasured, recovering national pride and identity, and creating a sentiment of dignity instead of inferiority. Communication media have proliferated during the last decade, assuring spaces for the expression of all.

The oil industry, nationalized in 1976 but operating as a private company, has been recuperated for the benefit of the country, and not for multinationals and the elite. Over 60% of the annual budget is dedicated to social programs in the country, with the principal focus on eradicating poverty.

Caracas, the capital, has been beautified. Parks and plazas have turned into spaces for gatherings, enjoyment and safety for visitors. There’s music in the streets, art on the walls and a rich debate of ideas amongst inhabitants. The new communal police works with neighborhoods to battle crime and violence, addressing problems from the root cause.

The awakening in Venezuela has expanded throughout the continent and northward into the Caribbean. The sensation of sovereignty, independence and union in the region has buried the shadow of subdevelopment and subordination imposed by colonial powers during centuries past.

No, Venezuela is not a threat to US security. Venezuela is an example of how a rising people, facing the most difficult obstacles and the brutal force of empire, can build a model where social justice reigns, and human prosperity is cherished above economic wealth. Venezuela is a country where millions once invisible are today, visible. Today they have a voice and the power to decide the future of their country, without being strangled by foreign hands. Today, thanks to the revolution led by President Chavez, Venezuela is one of the happiest countries in the world.

That is the threat Chavez and Venezuela represent to Washington: The threat of a good example.

KISISEL USTALIKTA ON RITUEL


Bu ritüelleri günde bir saatten 30 gün uygulaman tüm yaşamını değiştirecektir.

1. Ritüel: Yalnızlık Ritüeli

Yoğun iş temposunda yorulmuş olan motorunu dinlendirmek için zaman ayırmak.

2. Ritüel: Fiziksellik Ritüeli

Yoga ve diyaframdan derin nefes egzersizi.

3. Ritüel: Yaşam Gıdası Ritüeli

Kırmızı eti azaltıp, sebze ve meyveyi arttırmak. Sindirim sitemi vücutta en çok enerji tüketen yapıdır. Kırmızı etin sindirimi güçtür.

4. Ritüel: Bereketli Bilgi Ritüeli

Hayatın boyunca okumayı ve öğrenmeyi yaşamının bir parçası yap. Öğrendiklerini kendinin ve çevrendekilerin yaşamlarının iyileştirmek için kullan.

5. Ritüel: Kendi Hakkında Düşünme Ritüeli

Kendi iç dünyana dalışın büyük bir gücü vardır. Kendini tanımaya zaman ayırdıkça, varlığının tanımadığın bir boyutuyla bağlantı kuracaksın. Arada sırada davranışlarını gözden geçir. Bunların olumlu yapıcı mı, yoksa olumsuz, yıkıcı mı olduğunu, düzeltilmesi gereken bir tavrın olup olmadığını düşün.

Mutluluk, doğru kararlarla, doğru kararlar deneyimle, deneyim ise yanlış kararlarla ortaya çıkar. Hataları tekrar tekrar yinelemenin kabul edilir bir tarafı yoktur. İnsan kendini aşarak, neyi doğru, neyi yanlış yaptığını analiz edebilmeli. İşte kendi hakkında düşünme ritüeli budur.

6. Ritüel: Erken Uyanma Ritüeli

Kaliteli uyumak çok uyumaktan çok daha önemlidir. Yemek yendiğinde sindirim etkinliği olur ve uyku kalitesi düşer. Uykuya dalmadan önce sindirim işleminin bitmiş olması gerekir, bu yüzden de saat 20:00’den sonra yememek gerekir.

Gülmek ruhun ilacıdır. Sabah uyandığında, güne gülerek başla.

İçinden gelmiyorsa bile, birkaç dakika gül. Sabah kendine şu soruyu sor. "Bugün eğer son günüm olsaydı ne yapardım?" Keyif alacağın şeylerin listesini yap. Ailene ve arkadaşlarına nasıl davranırdın, hayal et. Hatta yabancı insanlara… Bunları zihninde canlandır. Her gününü son günün gibi yaşadığında, yaşamın sihirli bir hale dönüşür.

Bir şeyi ardarda 21 gün tekrarlarsan, bu bir alışkanlık olarak yerleşir.

7. Ritüel: Müzik Ritüeli

Hergün müzikle zaman geçir. Müzik ruhunla temasa geçmeni sağlayacaktır.

8. Ritüel: Sözcükleri Tekrarlama Ritüeli (Mantra)

Mantra uygulaması sizi, hedeflerinize odaklı mutlu ve güçlü kılmada son derece etkilidir. Mantra, sürekli tekrarlanan onaylamalardır.

Mantralar amacına çok güçlü bir şekilde ulaşır.

Ör: Keyifliyim, güçlüyüm, becerikliyim, huzurluyum, zindeyim, sigara içme ihtiyacı hissetmiyorum…

Mantralar, yaşamına hedeflediğin şeyleri sokmanın yanısıra, seni geliştirmeyen herşeyi değiştirmenin mükemmel bir yoludur.

9. Ritüel: Ahenkli Karakter Ritüeli

"Bir düşünce ekersin, bir eylem biçersin; bir eylem ekersin, alışkanlık biçersin; bir alışkanlık ekersin, karakter biçersin; bir karakter ekersin, kaderini biçersin."

İnsanı erdemli kılacak prensipler, üretkenlik, şefkat, tevazu, sabır, dürüstlük ve cesaret. Bunları karakterine geçirdiğinde, derin bir iç huzuru ve uyum hissedersin. Bu şekilde bir yaşam seni, kaçınılmaz olarak spiritüel başarıya taşır. Bu yaşam boyu aydınlanmaya doğru ilk adımdır.

10. Ritüel: Sadelik Ritüeli

Sade bir yaşam sür, sadece gerçekten anlamlı olan eylemlere odaklan. Mutsuzluk, tatminsizlikten kaynaklanır. Tatmin hissi mutluluğu getirir. Bu öğretiler, yaşamının her gününde uygulanmak üzere tasarlanmış eski geleneklerdir. Onları uygulamayı bırakırsan, yavaş yavaş eski alışkanlıklarına döndüğünü fark edersin. Öğrenci hazır olduğunda öğretmen ortaya çıkar.

Bu dünya üzerindeki her varlığın, her nesnenin bir ruhu vardır. Tüm ruhlar tek bir ruha akar. Bu evrenin ruhudur. Kendi zihnini ve ruhunu beslediğin zaman, aslında evrenin ruhunu beslemiş olursun.

Kendini daha iyi duruma getirdiğinde, etrafındaki herkesin yaşamlarını iyileştirmiş olursun.

Çoğu insan ile hayalleri arasındaki engel başarısızlık korkusudur.

Başarısızlık, başarı için şarttır. Başarısızlık gelişmemizi sağlar.

Her zaman cesur ve iyi ol, evren cesur olanın yanındadır.

Hedef koyun. İrade gücünü açığa çıkardığında, kişisel dünyanın efendisi olursun. Böylece, hayatın seni savuran dönemeçlerinde, üstesinden gelemeyeceğin hiçbir engel kalmaz. İrade gücünün yoksunluğu, bir akıl hastalığıdır. İnsan böyle bir durum içerisindeyse, bundan bir an önce kurtulmalıdır. İrade gücü ve disiplin, güçlü karakterlere ve harika yaşamlara sahip olan kişilerin ana özellikleridir. Çelikten disiplin ile cesaret ve huzurun zenginleştirdiği bir karakter yarat.

Hayal ettiğin şey ister maddi, isterse manevi zenginlikler olsun, içinde uyuyan irade gücü kaynaklarını geliştirdiğinde, tüm bunlara erişebilirsin. Yaşamına, kendini kontrol etme becerisi ve disiplin katmak sana muazzam bir özgürlük duygusu verecektir. Çok fazla sayıda insan, kendi içgüdülerinin kölesidir. Tepkisel davranırlar, akıntı onları nereye götürürse oraya giderler. Zihninin efendisi olmak, düşüncelerini kontrol edebilme becerisi ile başlar. Tüm zayıf düşünceleri bir kenara atıp sadece olumlu ve iyi olan düşüncelere odaklanma becerisini geliştirdiğinde, pozitif ve iyi eylemler onların ardından gelecektir. Kısa süre sonra, olumlu ve iyi olan şeyler yaşamına girmeye başlar.

Zihinden pozitif düşünceler geçirmek negatif düşünceler geçirmek kadar kolaydır.

Düşüncelerini kontrol ettiğinde, zihnini kontrol edebilirsin.

Zihnini kontrol ettiğinde, yaşamını kontrol edersin.

Yaşamını kontrol edebildiğinde, kaderinin efendisi olursun.

Aynı anda iki ayrı düşünce bir arada bulunamayacağı için, negatif düşünceler aklımıza üşüştüğünde, önceden bir kenara not ettiğimiz keyifli anılarımızı düşünerek, negatif olanın yerine pozitifi geçirebiliriz.

İrade gücünü geliştirmek için bir formül:

Mantra, konfirmasyon, onaylama.

Zihnini umut sözcükleriyle doldurduğunda, umut dolu, neşe sözcükleriyle doldurduğunda neşeli, nezaket sözcükleriyle doldurduğunda nazik, cesaret sözcükleriyle doldurduğunda cesur olursun. Kelimeler güçlüdür.

__._,_.___

Natureza


Benidorm Beach – Alicante – Spain


SLAYT SHOW : MEKKE


MEKKE .pps

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: