Günlük arşivler: Temmuz 22, 2012

AÇILIMA STRATEJİK BAKIŞ


John Naısbıtt Global Paradoks adlı kitabında, yeni kabile düzeni ile ilgili görüşlerini özetlerken, demokrasi arttıkça ülke sayısının da artmakta olduğunu ifade etmiştir… Konu içeriği itibariyle küresel sermaye stratejisinin siyasi coğrafyada etki ve kontrol alanlarının giderek boyut kazanması ile ilgilidir. Bu sürecin güncel olaylardaki yansımaları bire bir yaşanmaya devam etmektedir….

Demokrasinin, temel hak ve özgürlüklerin kazanımının ötesinde etnik ayrışmalar üzerinden , siyasi hedeflerin ele geçirilmelerinin aracı haline dönüşmekte olması birçok çevrede tedirginlik yaratmaktadır. Bu bağlamda “ AÇILIM “ olarak gündeme oturtulmuş bulunan konunun içeriği tam olarak yetkililerce ifade edilmemiş ise de, yaşanmış olan birçok olumsuzlukların hatıralarda kalan anıları, konuya şüpheci olarak yaklaşmaya da neden olmaktadır…

Özellikle etnik farklılıklar üzerinden azınlık üretimine yönelik öngörülerin, sürekli olarak belli çevrelerde mevcut propaganda araçları kullanılarak topluma sunulmaya çalışılması dikkatlerden kaçmamaktadır…Konu, geniş açıdan ele alınarak stratejik bakış ile tanımlandığında pekçok ülke için geçerli olmakla beraber, özellikle AB yapısındaki yansıması nasıl görülmektedir?

Anılan hususta, www.eurominority.org sayfasına girildiğinde görüntüye gelen ve birliğe dahil olan ülkelerdeki azınlıklarının konumlarını harita üzerinde görmek mümkündür…. Kısaca AB ülkeleri yönünden AÇILIMA konu olabilecek etnik farklılıklar oldukça ilginç görünmektedir!!!

Konu,, metin olarak özetlendiğinde; ülkelerin durumları şu şekildedir:

* İsveç ve Norveç ülkelerinde 2.979.938 Sepni’nin 669.646 km2 alanda yaşamakta oldukları,

* Polonya kuzeyinde 2.515.000 Kashu bıa’ nın 6870 km2 alanda yaşadıkları,

* Ayrıca, Polonya/Çek bölgesinde 10.120.000 Soros, Silezia azınlığının 48.500 km2 alanda yaşadıkları,

* Çek Cumhuriyetin’de 4.100.000 Moravia ‘nın 28.500 km2 yaşadıkları,

* Yunanistan’da 2.500.000 Arumania’lının bulunduğu, (Türklerden bahsedilmiyor)…

* Hollanda da 2.300.000 Friseland’ın 14.000 km2 alanda yer aldıkları,

*Belçika’da 7.000.000 Flanders’in 16.000 km2 de, 3.413.000 Walonia’nın da 16.845 km2 de yaşamakta oldukları,

*Başka ülkelerin azınlıkları konusunda iddialı olan Fransa’da ise, Alsas bölgesinde 1.829.000 kişinin 8.280 km2 alanda, Savoie bölgesinde 7.000.000 kişinin 60.000km2 kare alanda, Occitania bölgesinde ise, 15.000.000 kişinin 190.000km2 alanda, Brittany bölgesinde ise 4.334.000 kişinin 34.034 km2 alanda, Korsikada da 285.000 kişinin 8650 km2 alanda yaşamakta oldukları ifade edilmektedir..( 5 milyona yakın kuzey Afrikalılar açıklamada görülmemektedir)

* İspanya’nın azınlık haritasındaki görüntüsü ise, Basque bölgesinde 3.007.661 kişinin 20.947 km2 alanda yaşamakakta olduğu, Catalonia bölgesinde ise, 13.712.983. kişinin 70.520 km2 alanda yaşadıkları, Galicia bölgesinde de 2.830.000 kişinin 33.277 km2 alanda yer aldıkları belirtilmektedir…

* İngiltere’de ise bu tanımlamaya göre, Wales bölgesinde 2.900.000 kişinin 20.760 km2 alanda yaşadıkları, Kuzey İrlanda’da 5.946.000 kişinin 84.421 km2 alanda yaşadığı, İskoçya bölgesinde ise, 5.094.800 kişinin 78.772. km2 alanda yaşadıkları belirtilmektedir..

* İtalya konusunda da, Sardinya ‘da 1.662.758. kişinin 24.090 km2 alanda yaşamakkta oldukları ifade edilmektedir…

AB azınlıklar haritasının hangi objektif ölçüler içinde hazırlanmış olduğu tartışmaya açık olmakla beraber dikkat çeken bu haritada Almanya ve Avusturyanın etnik yönüne ilişkin bir görüşün belirtilmemiş olmasıdır!….Sadece Bavyera bölgesi bile ilk fırsatta farklılığını ortaya koyabilecek bir bölgedir. Kaldı ki Cermen bağlantılı olsalar da, Saksonlar, Jutler, Angıllar, Lagobardlar, Alamanlar, Thuringenler, Frisonlar arasındaki bölgesel farklar ortaya konulmadan özdeşleştirilmişlerdir….( 3 milyondan fazla Türk’ten de bahis edilmiyor!!!) Avusturya da ise, geçmişten bu yana kalıntıları dikkate alınırsa, Polonyalılar, Rutenyalılar, Romenler, Çekler, Slovenler, Sırplar, Hırvatların da azınlıklar içinde kalıntılarının olabileceği ifadelerde yer almamıştır….

Son gelişmeler içinde Slovakya’nın dil birliği konusunda azınlıklara hak tanımayışı ise ilginç bir görüntü sergilemiştir!!!

Bu tarz azınlık haritasının AB. yönünden hazırlanması ise, çok daha değişik ve karmaşık verilerin ortaya çıkmasına neden olabilecektir… John Naısbıtt genel hatları ile, küreselleşmenin paradoksundaki etnik ayrımcılığa yönelik yorumlarını yaparken demokrasinin toplumları milli devlet yapılarında uzaklaştırarak ne şekilde atomize edilebileceğinin hatırlatmasını yapmasıdır… Kısaca bu açıdan yaklaşıldığında anılan ülkeler yönünden de konu ele alındığında genel anlamda AÇILIMIN stratejik sonuçları nasıl yorumlanabilecektir?

Yakın geçmişte, Lionel Jospın’in Başbakanlığı sırasında, Korsika’nın siyasi statüsünün özerkliği yönünden yaklaşımı söz konu olduğunda, konu Fransa’da oldukça geniş tepki almıştır. Sonucu itibariyle de Jospın2002 seçiminde kaybetmiş ve siyasetten silinmiştir… Fransa üniter devlet yapısından ve onca değişik etnik farklılığına rağmen ulusal bütünlüğünden ödün vermemiştir!!!

Benzer olay İtalya’da, kuzey bölgesinin Ayrılıkçı Kuzey Birliği Partisinin girişimlerine karşı yaşanmıştır. Kuzeyde Padavia Cumhuriyeti olarak güneyden ayrılmayı amaçlayan siyasal oluşum da İtalyan halkının Ulus Devlet ve Üniter devlet anlayışına mağlup olmuştur…

İspanya’da ise, Bask bölgesinde faaliyet göstermekte olan Bask ayrılıkçı hareketleri içinde en son BATASUNA partisinin kapatılması ve bu konuda da AİHM ‘nin kapatma kararını onaylamış olması bölücü ve bölgeci yaklaşımlara karşı AB içinde önemli bir içtihat oluşturmuştur…

Türkiye yönünden, konu ele alındığında, halen sürekli olarakfarklı sürümler güncellenmektedir…Bu bağlamda da, Kürt sorunu olarak konu demokratik açılım sloganı kapsamında toplumun önüne getirilmeye çalışılmaktadır. Etnik yapı üzerinden pazarlanmaya çalışılan bu oluşumda Türkiye ‘nin demografik yapısı içinde kendilerinin toplumla özdeşleştirmeyen ayrımcı tabanın hacmı ne kadardır? Bu husus AB içindeki ülkelerin durumları ile kıyaslandığında tablo neyi göstermektedir?

Bu kesimin Türk toplumu ile aidiyet duygusunu geliştirememiş olan tabanı bir yönü ile 1995 seçimlerinden itibaren ele alındığında,

* 1995 seçimlerinde HADEP olarak seçime iştirak etmiş olan partinin % 4,17 oy almış olduğu,

* 1999 seçimlerinde gene HADEP olarak seçime iştirak etmiş olan bu partinin bu defa da % 4,75 oranında oy almış olduğu,

* 2002 seçimlerinde ise, DEHAP olarak seçime giren aynı tabana hitap eden partinin % 6,14 oy almış olduğunu,

* 2007 seçimlerine bağımsız olarak girmiş bulunan aynı parti (DTP) yapısında 1.830.978 kişinin bu partiye oy vermiş olduğunu,

* 2009 Belediye seçimlerine ise, DTP olarak giren bu partinin bu defa da %5,62 oy ile sandıktan çıktığı görülmüştür…..

Kısaca, 75 milyona yaklaşan Türkiye’nin demografik yapısında aidiyet duygusunu millet yapısında şekillendirememiş olan ayrımcıların siyasal konumu aşağı yukarı katlanarak en fazla 3,5/ 4 milyon kadardır….(Sadece Fransa’da 5 milyona yakın kuzey Afrikalı yaşamaktadır) Kısaca konu sosyolojik tabanı itibariyle bir Kürt sorundan ziyade dış destekli ayrımcı bir stratejinin ekseninde abartılı olarak yer almaktadır…

Demokratik açılım olarak sürümü yapılan siyasal girişimin gerçek hedefleri konusundaki spekülasyonlar bir yana bırakılırsa, bu stratejinin hedefine ulaşması için önce şu hususun doğru cevaplanması gerekmektedir!!! Türkiye’deki ayrımcı hareket sosyal yapının kendi sorunlarından mı çıkmaktadır? Yoksa , manüple yani gerisinde kışkırtmayı amaçlayan dış güçlerin politik hedeflerinin bir sonucumudur?

19yy. beri benzer kışkırtmalara sahne olan Anadolu coğrafyasının bu bölümü son dönemde de yeni sürümlere muhatap olmaktadır . Hatırlanacağı üzere, Şemdinli olayları olarak fitilin tutuşturulduğu eylemde, İngiliz Büyük Elçisi Wesmacott’un ve Mı6 nın adının da basında geçtiği görülmüştür…. Ayrıca, İngiliz asıllı İnsan Hakları İzleme Örgütü temsilcisi olarak tanımlanan Jonathan Sugden’in de Şemdinli olayları ile ilgili olarak sokak hareketlerine katılanlara “ Bu sefer iyi olmadı, bir dahaki ayaklanmayı daha güçlü yapın şeklindeki” beyanı da basında yer almıştır…. Bir diğer örnek ise son günlerde,gene basına yansıyan şekli ile, Batman’da dernek kurulması için tarikat liderleriyle temasa geçmeye çalışan Barbara Anna Lakeberg adındaki kişinin de bir CIA ajanı olduğu ve bu kişinin yakalanacağını anlayınca da Kuzey Irak’a kaçmış olduğu şeklindeki haberdir…

PKK üzerinden yürütülmekte olan ayrımcı hareketin dış kaynaklı ve manüple oluşumunun nerelere kadar ulaşmış olduğu gene MİT raporları üzerinden basında izlenmiştir. Bu örgütsel hareketin Avrupa’daki faaliyetinin merkezinin rapora göre Almanya olduğu, KAR-SAZ adı altında buna bağlı olarak çalışan pek çok şirket yapısının bulunduğu bu şirketlerin Avrupa’da Fransa, İsviçre, Hollanda, İngiltere, Avusturya, İsveç, Yunanistan, Danimarka, Belçika, Romanya gibi ülkelerden finansal destek sağlandığı gene basında ifade edilmiştir….

Bir diğer husus ise, Black Water olarak tanımlanan ABD ait silahlı örgütün, elindeki binlercesilah ve mühimmatı PKK ve Taliban’a aktardığı şeklindeki duyumlardır!!!!

Özetle konuya çok boyutlu olarak bakıldığında bölücü hareketin manüplasyon merkezlerinin bir takım dış güçlerin himayesinde olduğu, ve bu ülkelerin politik hedefleri içinde konunun yer aldığı tartışmasızdır….Görüldüğü üzere, gerekli destek ve himayenin dış merkezlerden sağlandığına ilişkin kanaat kuvvetlenmektedir… Bu bağlamda, AÇILIM politikasının iyi niyetli süreci içinde manüplasyon merkezlerinin tahrik olaylarından ellerini çekip çekmeyeceklerinin iyi değerlendirilmesidir!!! Konu dışarıdan emziklendiği sürece bu süreç kısa süreli olacaktır!!! Zira, olayın arka planı önemlidir!!!

Kısaca, ifade edilmeye çalışılan hususlar yaşanmış ve yaşanmakta olan örnekler içindedir. Esas olan,AÇILIM konusunda , konunun manüple yanının çok iyi anlaşılır olmasıdır.Tekrar edildiğinde şayet bazı dış güçler yönünden söz konusu sorun özellikle kendi politik hedefler içinde ve çıkarlarına göre yer alıyorsa ,bütün iyi niyetli yaklaşımlara rağmen istenilen sonucun sağlanması çok zordur…

Bir diğer ifade ile, bu süreçte sadece birileri istedikleri kararları Türk Devletine örtülü bir şekilde kabul ettirmeyi amaçlıyorlarsa ve daha sonraki hamlenin hazırlığına geçmelerinin alt yapısını söz konusu süreç oluşturuyorlarsa, o zaman bu ihtimallerin dikkatte alınması kaçınılmazdır….Zira, manüple bir süreçte AÇILIM IN ileride nasıl bir çözümsüzlük getireceği belli olmayacaktır, ipin ucu görüldüğü kadar dişarıdadır!

Konunun uzun soluklu bir yol olduğu muhakkaktır. Duyulan tereddütlerin gerindeki geçmiş olayların tarih şuurundaki izleri de tazedir… AÇILIM konusunda güney doğu halkının refahına yönelik hedefler bu ülkeyi ve bu ülkenin insanlarını seven her yurttaşın itirazsız kabul edeceği bir husustur.Ancak , AÇILIM olarak sunulan konunun genel çerçevesi belli olmayıp yansıtılanlar çeşitli spekülasyonlara açıktır…Bu nedenle gündemde yer alan sunumlar dikkate alındığında, ister istemez hafızalardabazı çağrışımlar yapmaktadır…

Bağlantısı nedeniyle, Bilal Şimşir’in Kürtçülük adlı kitabının C II. 547 sayfasında belirtilen ve yakın geçmişte yer almış olan Marksist- Leninist bir örgüt olan TKDP’nin tüzüğünün 61 maddesindeki hedeflerin günümüz açısından hatırlanması yararlı olacaktır…..

Madde içerine bakıldığında;

*Türk Anayasası’nın değiştirilmesi, Kürt ve Türk terimlerinin Anayasa’da birlikte yer alması ve Türk Devleti’nin bu iki unsurdan oluştuğunun kabul ve ilan olunması

* Parlamentoya kendi nüfusları oranında milletvekili verilmesi,

* Kürdistan olarak tanımlanan yerlere muhacir yerleştirilmemesi ve buradaki köy ve kentlerin isimlerinin değiştirilmemesi,

* Kürdistan şehirlerine aslı Kürt olan idareciler yollanması,

* Türkiye’deki Kürdistan’da resmi dilin Kürtçe olması, okullarda Kürtçe kitap, mecmua ve gazete neşrinin sağlanması,

* Devletin, Kürdistan olarak tanımladıkları yerlerin kalkınması için mali ve iktisadi tedbirler almasını ve bunun için Kürdistan olarak bildikleri yerlerin sınırları içersinde ağır sanayi yatırımlarının oluşturulmasını ve bölgeden çıkan petrol gelirlerinin %74 ünün, Kürdistan olarak belirttikleri yerlere sarfedilmesinin gerçekleştirilmesi. (Michael M. Gunter. The Kurdısh Problem s.302’den Abdülhaluk Çay. Kürt Dosyası s.438

Konu ile özdeşlemesi açısından15 Ekim 2007 tarihli ABD Dış Politika ile ilgili Ulusal Komiteden David L. Philips’in imzası bulunan raporda ise hedeflerin şu şekilde ifade edildiği görülmekterdir. Rapor içeriğindeki bazı maddelere bakıldığında:

*Bağlantıların kurumsal hale getirilerek, Kuzey Irak’taki Kürdistan Bağımsız Yönetimi’nin (KBY) İstanbul, Bursa ve Diyarbakır’da ticaret ofislerinin açılmasının sağlanmasını,

* Masooud ve Nechirvan gibi diğer Kürt liderlerinin de Türkiye ile ilişkilerinin arttırılmalarının temini,

* Kerkük’ün statüsünün azınlık grupların kırılganlığını arttıracak ve sorunlar yaratacak durumlarına karşı çözüm sağlanmasını,

* PKK örgütü ve liderleri için demokratikleşme süreci içinde gerekli affın çıkarılmasının sağlanmasını,

* DTP ve bağlantılı tutukluların tümünün serbest bırakılmasını,

* Federalizm konusunun toplumda tepki yaratmakta olduğunun görüldüğünü bunun için konuyu topluma daha yumuşa k şekilde ademi merkeziyet olarak kabul ettirilmesinin yollarının aranmasını,

* Türklük tanımının değiştirilerek konunun vatandaşlık temeli üzerinden kabulünün sağlanmasını ve TCK 301 maddesi ile, terörle mücadeleye ilişkin yasa hükümlerinin yürürlükten kaldırılmasını,

*Yargının ele alınarak hesap sorulamaz yapısının ıslahı konusunda yeni düzenlemelere gidilmesini,

* Öcalan ile diyalog konusunda, DTP üzerinden gerekli yaklaşımların sağlanmasını

*Bölgenin ekonomik yapısına katkı sağlamak için yatırımların arttırılmasının ve özelleştirme yanında toprak reformuna önem verilmesini…..vb…..

Bu bağlamda özellikle DTP üzerinden Anayasanın değiştirilmesi konusundaki israrın sürekli olarak gündeme getirilmeye çalışılmasının nedenlerinin ifade edilen hususlar kapsamında değerlendirilmesinde yarar vardır!!!Ayrıca konuya , DTP’nin Eylül 2009 başında son yapmış olduğu Diyarbakır mitinginde de kenarından köşesinden değinilmiştir!

Özetle, belirtilen rapor kapsamında güney doğu bölgesinin kalkınması için ticari ilişkiler ve önemli yatırımlara ait görüşlerin de yer aldığı görülmektedir….Bu husus esasen devletin asli görevleri içindedir. Konuya yaklaşım şekli ise, ön görülen olumlu mesajların arasına sıkıştırılan ve satır aralarında topluma ve siyasete kabul ettirilmek istenilen satır arası istekleridir….Kısaca asli amacın , ülkenin ileriye yönelik bir zamanda toplumu ayrıştırmanın alt yapısını oluşturmanın ön hedefleri gibidir!

Türkiye’nin bölgeye bakışına bir örnek olmak üzere, 1993 konsolide bütçeden bölgenin aldığı payın hatırlanmasında yarar vardır…. Bu oran, dünden bu güne aynen artarak sürmektedir…

1993 BÜTÇE RAPORUNA GÖRE DURUM

Bölgeler Gelir Harcama(Milyar)

* Marmara Böl. 121.595.39.134

* İç Anadolu .Böl.47.33738. 134

* Ege Böl. 23 38019.385

* Akdeniz Böl.14.55916.338

* Karadeniz Böl. 10.806 18.142

* Doğu Anadolu Böl. 3.84418.543

*G.Doğu Anadolu Bl 3.64313.857……

Söz konusu değerler 1993 yılına aittir. Her yılın bütçe raporları ayrı ayrı tetkik edildiğinde ,özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu’dan alınan gelir ile devletin yapmış olduğu harcamaların oranlarını diğer bölgeler ile kıyası mümkündür…

Bölgenin ekonomik yapısının kalkınmasında gerekli artırımlara karşı bir itiraz da söz konu değildir….Ancak, yukarıda ifade edilen, TKDP partisine ait tüzüğün 61 talep edilen hususların David L. Philips’in imzasını taşıyan rapordaki maddeler ve DYP’nin talepleri ile birlikte değerlendirilmeleri ,ister istemez ilginç bir görüntüyü ortaya çıkarmakta ve bazı çağrışımlara da neden olmaktadır …

Ülkenin bütünlüğü yönünden çeşitli çevrelerde duyulan rahatsızlıklar ve fısıltı gazeteleri üzerinden süre gelen söylemlere dikkat edilmelidir. Konu hiçbir zaman bir Kürt sorunu olmamıştır…. Senaryoların telif hakkı dışarıya aittir. Bu güne kadar bir takım normlar ileri sürülerek vaki talepler dikkate alındığında uygulamada

* Kürtçe kurslar açılmamış mıdır? Açılanlar, iştirak olmadığından niye kapanmak zorunda kalmışlardır?….

* Çıkartılan gazeteler kaç nüsha basılmış ve ne kadar satılabilmiştir?..

*Bazı sanatçıların çıkardıkları Kürtçe kasetler e talep ne kadar olmuştur?

* TRT Şeş’in Kırmançça yayınları, Zazaca, Solhanice, Dimillice, Bohtanice lehçeleri ile konuşan insanlarımız tarafından ne düzeyde itibar görmüştür?….

* Neden dış merkezli yayın yapan ROJ TV. Çeşitli lehçeler rağmen Türkçe yayın yapmak lüzumunu görmektedir?

* Senelerdir, “ Oslo, Vatikan, Telaviv, Paris Erivan vb.” çeşitli ülkelerin kentlerinde faaliyetlerini sürdürmüş bulunan Kürdoloji Enstitülerinin asli amaçları nedir?

* Ülkede, kendisini Kürt olarak kabul eden vatandaşlarımızdan kimler devletin hangi kademesinde yer alamamıştır?… Bunlar içinde bakan, millet vekili, general, hakim, savcı ,vb..hatta başbakan ve Cumhurbaşkanı olmalarına engel bir duruma muhatap olan kimse olmuş mudur?… Konunun cevabı ise yaşamın içindedir….

Bütün bu uğraşıların ötesinde, yukarıda da ifade edildiği üzere somut olaylardan yola çıkıldığında, DTP çizgisindeki oy oranına göre Kürt toplumunun Türkiye genelindeki azami yüzdesi % 6 ila %7 arasında olduğu açıktır. Bu kesimin kültürel bütünlüğü ise yaşanan olaylar dikkate alındığında bir dil birliği yapısını bile göstermemektedir….

Olayın bu kesiti iyi bilindiği için de süreç DTP örtüsünde, PKK üzerinden dayatmalarla Türk siyasetine dış destekli olarak kabul ettirilmeye çalışılmaktadır… Türkiye’nin bir Kürt sorunu yoktur ,bu maske altında %90 dışa bağlı olan bir PKK olayı vardır!!! Oynanan oyunun asli hedefi Türk toplumunu önce ayrıştırmak sonra birini diğerine yabancılaştırmak ve son safhada da, Güney Doğu Bölgesinin siyasal yapısını çıkarlarına göre yeniden biçimlendirmektir….. Bu konuda da, kuzey Iraktaki oluşum ile zaman içersinde gereken bütünleşmenin teminidir….

Etnik farklılık üretmeye yönelik stratejinin neden tarihi temeli yoktur? Neden bölgede tek bir dil üzerinden kültür farklılığının yapısal karakteri şekillenmemiştir?

Ayrımcı politikaları üreten dış kaynaklı enstitüler Kürt olarak kabul ettikleri toplumu MEDLERİN torunları olarak nitelemektedirler…..O zaman bu sorunun coğrafyanın tarihi zilyetliğinin açıklanması yönünden irdelenmesi de gerekmektedir !

* Arkeolojinin verilerine göre, MEDLERİN M.Ö. 1300 re doğru Pers ve Med kabilelerinin Kuzey Doğu Asya üzerinden İran topraklarına geldikleri…ve Urmiye Gölü civarına yerleştikleri,

* M.Ö: 800 kurdukları devletlerinin M.Ö. 647/ 615 yılları arasında bölgeyi işgal eden İskitlerin akrabası olan Kimmerler tarafından siyasi hakimiyetlerine son verilmiş olduğu görülmektedir…

Bu bağlamda Güney Doğu Anadolu’nun sosyal siyasal yapısı gene arkeolojinin tarihe kazandırdığı veriler açısından ne göstermektedir?

*Mezapotamya bölgesine M.Ö. 3600 da Asya üzerinden geldiği ifade edilen ve Turani olduğu kanıtlanan Sümer kavmi bölgenin tarihi zilyetliğini siyasi yönden kazanan bir toplum olarak görülmektedir…Medlerle ilgileri yoktur…

* M.Ö. 2500/1700 arasında Anadolu’da hüküm süren Hattiler’in de Ural Altay dil grubuna ait olduğu kabul görmektedir . Bunların da Medlerle ilgisi yoktur…

* M.Ö. 2000 lerde Kuzey Doğu Anadolu ‘da Yaşayan Hurilerin de Med toplulukları ile bağları mevcut değidir…

* Keza gene M.Ö. 2000 Kuzey Mezapotamya’ya gelen ve bölgeye yerleşen Gutlar da Medlerle .bağlantılı değillerdir…

* M.Ö.1900/1700 Doğu Anadolu bölgesine gelen Kimmerlerin de Medlerle ilgisi yoktur…

* M.Ö. 1400/1300 ortaya çıkan Hattilerin devamı olan Hititlerin de Med bağlantıları yoktur…

* M.Ö. 700 lerde gene Doğu Anadolu’da devlet kuran Urartuların da Medlerle akrabalığı yoktur…

*M.Ö. 680 lerde Kafkaslar üzerinden Anadoluya gelen İskitleri de Medlerle ilgisi yoktur…

* M.S. 558/575 tarihleri arasında doğu Anadolu topraklarını işgal eden Hazar İmparatorluğunun temellerinde yer alan Sabarların da Medlerle bir ilgisi yoktur…

* M.S 451 de Büyük Hun İmparatorluğunun yıkılmasından sonra bölgeye bazı Hun boylarının geldikleri de görülmektedir…Bunların da Medlerle ilgileri yoktur….

*Bizans İmparatorluğu döneminde ise, güneyden gelen Arap ordularının tehditlerine karşı Hazarın kuzeyinden gelen ve Bizans’a paralı askerlik yapan Avarlar, Bulgar, Peçenek, Kıpçak ,uz gibi Türk boylarının Güney Doğu Anadolu bölgesine yerleştirildikleri dikkate alındığında, söz konusu coğrafyaya asırlar süren göçler ve istilalar yolu ile Turan kökenli toplulukların geldikleri görülür ki bunların hiçbirinin MEDLERLE ilgisi yoktur!!!

* En son göç 1071 Malazgirt savaşı ile noktalanmış ve asırlar boyunca da Anadolu, Asya üzerinden Türk göçlerini almaya devam etmiştir…

Bölgenin tarihi yapısı konusunda ortaya konulan bulgular içinde şu hususların da yer aldıkları görülmektedir….

*….Erzurum bölgesinin en eski ahalisi Subar adını taşıdığı, Subarların yukarı mezapotamya’da yaşayan ve buradan yayılan Avrupa ve Sami OLMAYAN , bağlantılı dil konuşan medeni bir kavme Sümer ve Babillilerin verdiği bir addır….” Dip not, Artur Ungrad Subartu 1936- Walter de Gruster”…(Dr. Hamit Zübeyir Kosay Erzurum ve Çevresi Düp Tarihi…sf.35)

*…Daha sonra batıda bulunan Hititlerce bu kavim Huri diye adlandırılmıştır. Van da hükümet kuran Urartular da Hurice veya Subarca’nın bir şivesini konuşuyorlardı…( Dr. Hamit Zübeyir Kosay Erzurum ve Çevresi Dip Tarihi… Sf.35)

* ….Bizans döneminde….Anadoluya Kafkasya’dan ve Rumeliden hıristiyan Türkler olarak getirilen Bulgar, Avar, Peçenek, Uz, Kuman urukları yerleştirilmiştir… Bu toplulukların büyük kısmı nın Doğu Karadeniz ve Doğu Anadolu’ya iskan edildikleri bilinmektedir. Bu Türk iskanı hemen hemen her yüzyılda bir yenilenmiştir. İslamdan önce Anadolu’ya gelen birçok Türk Boyu Bizans’ın dini politikası ve hıristiyan misyonerlerinin tesiriyle Göktanrı dinini bırakıp hıristiyanlaştırılmışlardır. Selçuklular, Anadolu’ya geldiklerinde buralarını hıristiyan olmuş Tüklerle meskun bulmuşlardır….”Dip not. Mehmet Eröz hıristiyanlaşan Tükler. Ankara 1938 sf.3,4,17,18”…( Dr. Hamit Zübeyir Kosay Erzurum ve Çevresi Dip Tarihi..sf.37)

* …. Bugün modern Türkiye’nin toprakları Ortaçağ’da Diyarbakır, Van Gölü dolaylarındaki Ahlat eyaletlerini oluşturan topraklar da kapsamaktadır…(Claude Cahen Osmanlıdan önce Anadolu’da Türkler…sf.120)

*…..Anadolu bütünüyle ele alınacak olursa Türklerin sokulmaya başladığı dönemde az nufuslu bir ülkeydi. Fetihler süresince olagelen savaşlardan, katliamlardan ve toplanan tutsaklardan ötürü daha da azalmıştı. Anadolu da farklı yöreler olmasına karşın, Türkler Anadolunun her yerine yayılmışlardı. Orta Asya’dan yola çıkan Türlerin çoğunlukla Azerbaycan’a ve Anadolu’ya yayıldıkları kesindir. Azerbaycan’a yerleşen grubun büyük bir bölümü zamanla Anadolu’ya gelmiştir…(Claude Cahen Osmanlı’dan önce Anadoluda Türkler…sf.149)

* Evrensel değerler yönünden Türk toplumunun coğrafyadaki yayılma alanları dikkate alındığında akrabalık bağı tesis etmiş olduğu pekçok ulus bulunmaktadır. Çin karşısında baskın olduğu dönemler hariç tutulursa, bölgedeki siyasi ve askeri etkinliğini Çin’e karşı kaybetmiş olan Türk boylarının çoğu, zaman içinde Çinlilerle karışmışlardır…

* Hazarın kuzeyinden batıya yönelmiş olan Türk topluluklarını ise, İskitlerden beri değişik zamanlarda ve istila hareketleri içinde Slavlarla karışarak Slavlaştıkları da bir geçektir… Rus Tarihcisi Gumilev’in ifadesi ile, bir Rus’u biraz kesele, altından Türk çıkar yakıştırması boşuna değildir!…. Bulgarlar ise bunun en somut örneğidir. Bu süreç bütün Balkanlar da da sürmüştür.

* Avar devletinin yıkılmasından sonra bölgede kalan Türk Boyları Orta Avrupa coğrafyasında kaybolmuş ve karışmışlardır….

* Orta Asya’dan güneye yönelen çeşitli Türk Boyları Afganistan ve Hindistan coğrafyasında yerel kavimlerle karışarak akrabalıklar tesis etmişlerdir….

* Hazerin güneyinden Anadolu’ya yönelen Türk Boylarının bir kısmı da Peslerle karışmış ve bu kavinle de akrabalıklar tesis edilmiştir.

* Abbasiler zamanında da bu devlete paralı askerlik yapan diğer Türk Boyları ise, zamanla çoğrafyada karışarak bölge halkıyla akrabalıklar tesis etmiştir…

* Kıpçaklar ile etkilerini Mısırda gösteren Türk boylarının Kurmuş olduğu Memluk Devleti ise benzer akrabalıklar yönünden bir diğer örnektir….

*Anadolu’ya selçuklular ve sonrasında yoğun bir şekilde gelerek bölgeye yerleşen Oğuz boylarının hacmı büyük olduğundan, bu coğrafyada fazla bir asimilasyona maruz kalmamışlar, aksine, bölge halkı zaman içinde baskın Türk yapısı içinde erimiştir…

*Tarihin bu kadar akışkan sürecı içinde kendilerini saf bir MED toplumu olarak niteleyenlerin sosyolojik ve tarihi geçmişlerinin ve kaynağının bu bağlamda sorgulanması gerekmektedir!!!

Kısaca, bölge açısından tarihi verilere göre konu tekrar ele alındığında kendilerine MEDLERİN torunuyum diyenler, onca kavimlerin yarattığı fırtınalar arasında 2500 yıl saf ırk olarak başka kavimlerle hiç karışmadan nasıl bu güne kadar gelebilmişlerdir sorusu cevapsız kalmaktadır … Kavimlerin peş peşe istilalarına uğrayan bu coğrafyada özgün varlıklarını nasıl sürdürebilmişlerdir? Yukarıda ifade edilen kavimler yok olmuş olarak kabul ediliyorlarsa, MED torunları varlıklarını ve saf kalma özelliklerini hangi yöntemle koruyabilmişlerdir??? Bunun bilimsel izahı antropolojik açıdan nedir?

Son olarak BİLGESAM araştırma kurumu tarafından Güneydoğu’ da 10 bin 199 kişi üzerinden yapılmış bulunan aidiyet anketinde de Kürtlerin %78 nin Türkiye Cumhuriyetinden ayrılmak istemedikleri bir kere daha ortaya çıkmıştır. Bu, bir aidiyet duygusudur!!!

Gene Prof. Dr. Alemdar Yalçın’ın koordinatörlüğünde Osmanlı tahrir ve mühümme defterleri üzerinden yapılan araştırmalarda, kendilerini Kürt sayan bir çok aşiretin köklerinin Türkmen olduğunun da açıklığa çıktığı anlaşılmaktadır .

Esasen kültürel bozulmalar sonucunda tarih boyunca birçok ters etkileşimle bölge sosyal dokusunun ve lisanlarının etki altında kaldığı bir diğer gerçektir. Bölge halkının lisan durumu üzerine en eski araştırmalardan biri olan Saint Petesburg Akademisinin yayınladığı sözlükte,

* 3000 halis Türkçe kelime

* 2000 Türkçeleşmiş kelime

* 1240 Zint

* 1030 Tükçeleşmiş Farisi

* 370 Eski Pehlevi

* 300 Mahalli Kürtçe

* 108 Gıldani

* 60 Kafkas Türkçesine ait kelimenin olduğu belirtilmiştir…. ( Mahmut Rışvanoğlu Doğu Aşiretleri ve Emperyalizm)

Bir diğer anlatım da Şerif Fırat’ın Varto tarihidir…..”Herhangibir milletin ana dili olmayan Zazaca ve Kürtçe’nin tetkikinde,bu dillerin aslen Türkçe’den kopmuş ve sonra Zint, Kıldani, Farisi, Ermeni, ve Arapça’dan yığılmış bir ve söz yığını anlaşılmaktadır. Ari ve Midyalali lehçelerinden başlayarak Türk ve İran dilinin karışık bir halitası olan bu dil hakkında tarihler kati bir fikir yürütmemişlerdir”…(Şerif Fırat Varto Tarihi sf. 166 )

Özetle bu süreçte, Kürt olarak kabul ettiğimiz insanlarımızın tek bir lisan yapısında kültürel bütünlüğü görülmüyorsa, geçmişten gelen bütün bu oluşumların harmanında bölgenin asırlar boyunca savrulmuş olmasıdır… Kökü Asya’ya uzanan bu Turan geleneğinde ayrımcılığa yer yoktur…Kendilerini Kürt olarak niteleyen birçok aşiretimize ait tahrir ve mühimme defterleri okundukça, çoğunun öz benliklerinin binlerce yıllık bir Turan kökünden oldukları gerçeği ile karşılaşmaları da sürpriz olmayacaktır.

Tarihi inkar ederek ve dış güçlerin isteklerine göre gerçeği tahrif ederek çözüm arayışı ileride daha büyük çözümsüzlükleri de getirecektir …Hiçbir ulus laboratuvarlarda üretilemez…..Taba topluluğu yapısından gelen kooperatif karakterdeki ülkelerin finansın gücüne dayalı politikaları için tarih geleneğinin algılanması oldukça zordur…..Onlar piyasa koşullarına göre kuruşlandırdıkları şekli ile toplumların yapısal karakterlerini istedikleri gibi değiştirebileceklerini var sayarlar ve büyük hesap hatası da yaparlar…

Uzun süre tartışma konu olmuş olan AÇILIMIN içeriği tam olarak bilinmediğinden ve geçmişin acı deneyleri de hatırlandığında konu muhtelif spekülasyonlara neden olmaktadır. Özellikle dış kaynaklı önerilerin bu açılımım paydasında yer almakta olduğu görüşünün haklı nedenleri vardır…

ABD yönünden her ne kadar demokratikleşme insan hakları vb. kavramlar siyasi literatürün madde başları olarak ifade ediliyor olsa da, gerçek, herşeyden önce mevcut durumun ABD. çıkarları ile orantılı durumunda yer almaktadır. Demokratikleşme giderek içeriğinden uzaklaştırılarak bir slogan haline dönüştürülmektedir!!!Konuya örnek verilirse,

* Batista rejiminin çıkarcı bir Küba diktatörlüğü olduğu dönemde, ABD nin çıkarlarına hizmet ettiği için bu diktatörlük ABD açısından rahatsız edici olmamıştır ve demokrasi ABD ‘nin aklına gelmemiştir…

* Musaddık, İran petrollerini millileştirmek sureti ile ülkesinin doğal kaynaklarını İran halkının çıkarı için kullanmaya kalkınca komünist suçlaması ile,Batı istihbarat örgütlerinin tahrik ettiği Şah yandaşları tarafından iktidardan indirilmiş ve İran uzun süre Şah Monarşisinin baskıcı rejimi ile yaşamak zorunda kalmıştır….ABD Şah rejimine karşı demokratik oluşum konusunda da herhangibir talepde bulunmamıştır…

* Humeyni teokrasisi ABD çıkarlarına ters düştüğü için Saddam desteklenmiş, daha sonra da Saddam ABD ve İsrail çıkarları için zararlı görüldüğünden anti demokrat bulunaraktasfiye edilmiştir… Burada da bahane demokratikleştirme olmuştur…

* 1965 de soğuk savaşın hızlı olduğu dönemde, Endonezya da ulusalcıların ülkenin yer altı kaynaklarının millileştirilmesini istemeleri ve ayrıca Cakarta’nın Pekin ve Moskova ile ilişkilere girmesi ABD rahatsız etmiş, İslami kesimi kullanarak komünist tehlikesine karşı toplum tahrik edilerek komünistlerin tasfiyesi görüntüsünde bütün ulusalcılar da tasfiye ettirmiştir.. Burada 650 bin kadar insanın öldürülmüş olduğu ve asli sebebin ise ABD şirketlerinin çıkarlarının olduğu çok sonra anlaşılabilmiştir…Demokrasi kimsenin aklına bile gelmemiştir..

Bir diğer örnekte görüntüsündeki paradoks nedeniyle HONDURAS’TAKİ askeri darbe karşısında ABD nin ilgisiz tavrıdır… Genellikle seçim ile gelmiş olan iktidarlara karşı askeri müdahaleler durumunda ABD. demokrasinin koruyucusu olarak siyasi tavrını ortaya koymaktadır… Başkan Zelaya,demokrasi sürecinde seçimle gelmiş, askeri darbe ile de görevinden uzaklaştırılmıştır… ABD burada sessizdir!!! Zira, Zelaya ulusalcı, darbe yapanlar ise, ABD çıkarlarına göre hareket etmektedirler.. Kısaca, ABD açısından demokrasi bir araç olmaktadır… Rejimin içeriği değil, siyasi iktidarların ABD’nin çıkarları ile örtüşen politikaların istenilen şekilde uygulanıyor olmalarıdır….

*Analojik olarak olaylara Türkiye’deki olaylar açısından bakıldığında Ergenekon adı üzerinden sürdürülen davada da ,geçmişte işlenmiş bulunan bazı suç unsurları dikkate alındığında olayın merkezine bu suç unsurlarının koyulduğu görülmektedir..

*Sonraki aşamada, ulus devlet ve üniter devlet yanlısı vatanperverlerin ulusal çıkar çizgisinde muhalefet yapmaları muhtemel görüldüğünden bu kişi ve grupların aynı suç yapısı içinde tanımlandıkları ve dava sürecine eklendikler izlenmektedir…

* Herhangibir örgütle ilgisi olmayan ancak Türkiye’nin çıkarlarını dış güçlerin çıkarlarına karşı koruyacak bu insanların aynen Endonezya örneğinde olduğu gibi suçlanarak bu dava süreci sonunda tasfiye edilmeleri amaçlanıyor gibidir…

* Bu süreç içinde de gene demokratikleşme sloganı ile konu kamunun önüne getirilmeye çalışılmaktadır!…

*Anlaşıldığı kadar Güneydoğu sorununa tepki verecek olan kesimlerin susturulmaları ve toplumsal reflekslerinin önünün kesilmesinde de bu süreçte işliyor gibidir…

*.İzlendiği kadar sonraki safhalarda Güneydoğuda ki bölücü oluşuma karşı çıkacağı muhakkak olan ve bölgede hesapları olan dış güçlerin operasyonlarını bozacağı muhakkak olan TSK ve komuta kademesindeki bazı emekli generaller üzerinden gene TSK. pasifize edilmektedir!…Ayrıca,birtakım yapay deliller ve suçlamalarla da olaya muhatap kılınmaya çalışılmakta oldukları intibaı vardır……

*Dava süresince TSK personelinin Ergenekon davası bağlantılısı kurularak bu kişiler üzerinden yıpratıcı propaganda belli çevreler tarafından yürütülmekte olduğu kanaatı diğer yönden güçlenmektedir…

*Kısaca,silahlı kuvvetlerin etkisiz duruma getirilmesi sonucunda güneydoğuda uygulamaya koymayı hedeflediklerioperasyonların başarılı olmasının amaçlanmış olduğu var sayılmaktadır!!!

Çerçevesi doğru konulmamış ucu açık olan bu dava konusunda Johns Hopkins Üniversitesi İleri Uluslar arası Çalışmalar Okulu (SAIS) hazırlandığı ifade edilen Ergenekon raporunun bir yönü ile yargısal açılımdaki şu hususlar dikkate çarpmaktadır. Rapor içeriğinde;

* İddia edildiği şekilde bir Ergenekon Örgütünün veya organizasyonunun varlığına ilişkin bir kanıtın bulunmadığı,

* Davanın temelinin Tuncay Güney’in ifadelerinden yola çıkılarak hipotetik bir şekilde sunulduğu,

* Sunulmuş bulunan kanıtların çoğunun güvenilmez oldukları,

* İddianamenin kendi içinde tutarlı olmadığı ve çelişkilerin bulunduğu,

* İddianamenin bir takım ön kabuller üzerine inşa edildiği

* Bu ön kabul ile alakasız bireylerin davaya dahil edilmiş olduklarını,

* Bu görüntünün büyük bir komplonun yansıması olabileceği

* Dava süresindeki uygulamaların toplumun büyük bir kesiminde rahatsızlık yaratmış olduğuna ilişkin örnekleri görmek mümkündür….

Türk siyasi tarihi nde önemli izleri olacak olan bu davanın gerçek yönü ve içeriği ileride mutlaka ortaya çıkacaktır… 1965 de Endonezya da Komünistler bahane edilerek ne kadar ulusal hakları savunanlar varsa,bunlara karşı, irticai aşırı kesimlerin tahriki ile önemli bir tasfiye operasyonunu ABD tarafından sağlamıştır…

Türkiye de, Ulusalcı kesim ABD çıkarlarına ters düştüğü için adete Endonezya örneğinde olduğu gibi, önce olayın merkezine yasa dışı eylemler konularak, bunun etrafına da konu ile uzak yakın hiçbir ilgisi olmayan yurtsever ve uslusalcı kadrolar koza gibi örülerek bir ceza davası yapısında topluma sunulmuş olarak görülmektedir. Ortaya çıkan gelişmelere bakıldığında ise konu, bir cemaat örgütlenmesi üzerinden ve demokratikleşme görüntüsündeki iddialar ile bir tasfiyeyi amaçlanıyor gibidir…

Konu, geniş açılı bir stratejik pencereden ele alınmaya çalışılmaktadır… Bir toplumu içeriden kontrol etmenin en uygun modelleri, etnik farklılıklar kadar, inanç farklılıklarının da arzu edilen şekilde kontrol edilebilmesinden geçmektedir… Halen küresel güç merkezlerinin uygulama alanlarında bu araçlar değişik ülkelerde kullanılmaktadır. Konunun bir diğer örneği de Yugoslavya’da yaşanmıştır…Irakta da devam etmektedir…. Türkiye yönünden de süreç ayrımcı Kürt kartının son olarak sahnelenmeye çalışılmasında izlenmektedir… Sürece karşı muhalefet yapacak olan yurtseverler ve TSK nın pasifize edilmesine yönelik uygulamalar da peş peşe sürüme konulan çeşitli propagandalar içindeizlenmektedir.

Somut bir örnek olarak Irak’ta sürmekte olan işgal ile ilgili olarak konuya değinen Thomas E. Ricks ‘in ( FİYASKO) adlı kitabının 195 sayfasında bu ülkede Demokratik temsilin amacına ulaşması için ön görülen hususlara ait diyagram incelendiğinde işgal süresince,

* Toplumun Etnik ve dini farklılıkları üzerinden kabilesel bir yapıda ayrışması,

* gerekli askeri yöntemler ile kontrolun sağlanması,

* son safhada sivil liderlik yapısında ve kontrolunda olacak şekilde KABİLESEL, DİNİ ve ETNİKayrışıma göre stratejik başarının ön görülmesinin ifade edildiği görülmektedir… Özetle ortaya konulan bir ulus devlet modeli olmayıp kontrol altında tutulan bir kabile topluluk olmaktadır…

Bu modelin hedef ülkelerin etnik dini, mezhepsel vb. yapıları üzerinden güncelleştirildiğinin birçok örneklerine tanık olunmaktadır…Aynı konu, farklı değişkenler üzerinden halen sloganlaştırılmış demokratikleşme kavramı kullanılarak Türkiye de izlenmektedir…

Özetle, gelişmeler çok yönlü olarak ele alındığında, Güneydoğu bölgesinin neden bu kadar öne çıkarılmak istenilmesinin dış bağlantısının sebebinin ne olduğudur? Saddam sonrası Irak’ın durumu ABD işgali ile ortadadır… Bölgede ABD’nin 2011 itibariyle kapsamlı olarak çekileceği de netleşmiştir. Kuzey Irak oluşumunun bu sürecin sonundaki konumunun nereye varacağı ile ilgili pek çok görüş ileri sürülmektedir… ABD yönünden Kuzey Irak’ın güvenliğinin Irak merkezi hükümetine karşı sağlanması da gerekenler içindedir, bu husus ise pekçok kere ifade edilmiştir….

Genel durum itibariyle, PKK üzerinden Türkiye’ye vaki baskı kısaca bir yönü ile daralan zaman nedeniyledir …Anılan husus herkesçe bilinmektedir!…. .Bu bağlamda bazı hesapların da Türkiye’ye kabul ettirilmesi dönem içinde görülmekte, muhalefet kadrolarının sessiz kalmaları gerekmektedir!…Bu mantığa göre,. AÇILIMIN ile ilgili geleceğe yönelik gelişmeleri n muhtemel yansımalarınelerdir?… Neden acele edilmektedir?

Konuya küresel açıdan bakıldığında,

* Küresel sermaye krizinin nereye kadar ulaşacağı halen kesin değildir. Bütün iyi niyetli ön görülere rağmen krizin süreceği de bazı görüşlerde yer almaktadır…

* ABD’nin tek kutuplu dünya stratejisi giderek geçerliğini kaybetmektedir, diğer güç merkezleri dünya sahnesinde yer almanın hazırlığındadır,

*Ankara Moskova ve Ankara Pekin eksenli çok yönlü stratejik yaklaşımlar, Atlantiğin doğusu ve Batısı tarafından dikkatle izlenmektedir…

* Özellikle Ankara Moskova ekseni üzerinden sürmekte olan AVRASYA işbirliğinin mevcut dengelere etkisi çok önemli olacak gibidir… Birileri bunu mümkün olduğunca engellenmesine çalışabilecektir… Esasen Ergenekon Davasında tutuklu bulunanların içinde Avrasya Politikasını savunanlar da bulunmaktadır!

* Evangelist çizgide etkinleştirilen Siyonist politikalar Batının ekonomik ve siyasal desteği ile güçlüdür. Batının ekonomik sıkıntılarının giderek artması durumunda siyonist hedeflerin zaafa uğramasında da önemli sonuçlar oluşabilecektir…

* Bu konuda Ehud Olmet’in Batı çöküyor “Büyük İsrail bitti “ biz de büyük tehdit altındayız şeklindeki ifadesi, Yediot Aharonot Gazetesi yazarlarından Etian Haber’in “West’s Decline Threatens Us” başlıklı yazısında duyulan endişede dikkate çarpmaktadır

* Irak’ta bulunan ABD Askeri gücü Kuzey Irak oluşumu kadar İsrail içinde bölgede bir teminat olmuştur…ABD 2011 itibariyle bölgeyi boşaltacağına göre hem Kuzey Irak oluşumu hem de İsrail yönünden bölgede denge kayması söz konusu olabilecektir…

*Ancak, 2011 sonrası Kuzey Irak bölgesinin ister istemez Irak ulusal gücü ile karşı karşıya kalacağı varsayımlar içindedir….

* ABD Afganistan’daki askeri gücünün giderek artacağı da bir gerçektir. Irakta bulunan bu kuvvetlerin önemli bir bölümünün de buraya intikal edeceği anlaşılmaktadır….

* Afganistan coğrafyasında her ne kadar terör örgütlerine karşı yürütülen askeri operasyonlara meşru bir görüntü veriliyorsa da diğer yönden, Türkmenistan doğalgazının Pakistan’ın Belucistan bölgedindeki Gvadar limanından sevki konusundaki projelerin geçerlik kazanması için bölgenin ve güzergahın ABD denetiminde olması gerekecektir…

* Bir diğer yönden İran doğalgazının Pakistan ve Hindistan’a Afganistan coğrafyasından taşınması konusundaki görüşler ise, İran’a karşı tecrit politikası uygulayan ABD için geçerli bir proje değildir bunun engellenmesi için Afganistan’ın kendi kontrolunda bulunması gereklidir…

* Belirtilen nedenle, Afganistan coğrafyası üzerinden kuzeyden güneye, ve batıdan doğuya geçiş yapması teklif edilen doğalgaz boru hatlarına ait güzergahın ABD denetiminde olması zorunlu bir politik hedeftir…

* Enerji güvenliği yönünden de Afganistan coğrafyası üzerinde ABD’nin konuşlanması bir zaruret olarak görülmektedir.

* Bir diğer yönden de Hazar bölgesi enerji alanlarının kontrolu konusunda ABD nin bölgede güçlü olmasının zaruri nedenleri ortaya çıkmaktadır

* Ayrıca Afganistan da konuşlanacak ABD güçlerinin Çin’in Batı bölgesi ne yakın bir konuma yerleşmesi Çin’in çevrelenmesi yönünden de ayrı bir stratejik tercihtir…Kırgizistan’daki Manas üssünün bu bağlamda önemi büyüktür…

* ABD’nin bölgeye yerleşmesi konusunda rahatsızlık duyan Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) ülkelerinin 2009 Haziranında Yekaterinburg’da bir araya gelmeleri, bir hafta ara ile de Brezilya, RF. Hindistan ve Çin’in oluşturduğu (BRHÇ) topluluğu gene küresel düzeyde ABD karşıtı bir dayanışma OLARAK GÖRÜLMÜŞTÜR..

* Çin’in Türkiye ile ticaretinin Yuan üzerinden yapılması konusundaki yaklaşımı, Cumhurbaşkanı Gül’ün Çin ziyareti, , bunu takiben de kısa süre içinde Urumçi’de Uygur Türklerinin ayaklanmaları ister istemez bu konu da da bazı çağrışımlara neden olmuştur!!!

* Ayrıca, ortaya çıkan gelişmeler içinde Çin’in tavrının iyi değerlendirilmesi de gerekmektedir

* * Öncelikle ABD nin Afganistan’ kalıcı şekilde yerleşmesi ve kuvvelerini giderek arttırması,

** İngiliz Genelkurmay Başkanı tarafından Afganistan da 30 /40 sene kalınabileceğinin ifade edilmesi,

** Çin’in batıdan kuşaklanması ve içindeki ayrımcı oluşumlara karşı dış güçlerin destek vermekte olduğa ilişkin tepkisine cevap olarak yapmaya başladığı askeri tatbikatların dikkati çekmesi. Bu konuda

***RF ve Çin’in Rusya’nın Uzak Doğu Bölgesi Habarovsk ile ikinci aşamada Çin’in Shandong bölgesinde tatbikatların yapılması

*** Urumçi ayaklanmasını takiben Çin’in iki ay sürecek olan bir tatbikatı adeta ordular grubu seviyesinde uygulamaya koyması….

*** Bu tatbikat basına yansıyan şekli ile, Çin’in en batı bölgesinden kuzey doğu hududuna ( Kuzey Kore hududu) kadar olan alanda planlanmış olduğu haberde görülmektedir

*Genel hatları ile, Çin’in kara gücünün ülkedeki konuşlanmasına dikkat edildiğinde

Lanzhou bölgesinde 228.000

Pekin bölgesinde 300.000

Şenyang bölgesinde 250.000

Jinan bölgesinde 190.000

Nanajing bölgesinde 250.000

Guangzu bölgesinde 180.000

Çengdu bölgesinde 180.000 kişiden oluşan 7 ayrı ordu veya ordular grubu şeklinde oluşturuldukları görülmektedir!!! ( Yves Lacoste Büyük Oyunu Anlamak sf. 184)

* Çin bu tatbikatta Kuzey Kore hududunun gerisine özellikle Lanzhou bölgesinden yani oldukça çok uzak bir alandan istediği kadar kuvvet kaydırabileceğinin mesajını vermektedir!!!

*ABD’ini Afganistan’da kuvvet arttırmasına karşı, Çin de batı bölgelerinin güvenliği ve Uygurlar üzerinden yürütülmek istenilen kışkırtmalara karşı, Kuzey Kore üzerinden Güneye bir şekilde çevap vermek ister gibidir…

*Uygur bölgesinin dışında, Tibet ve Tayvan üzerinden Çine yönelik baskılar arttıkça, Çin’in de Kuzey Kore üzerinden Güneye yönelik baskısının artması bu görüntü içinde yer alacak gibidir…

* Bu bağlamda gerek (ŞİÖ) ve gerekse de (BRHÇ) Çin’in ayrıca küresel ölçekte stratejik derinliğini oluşturmaktadır..

* Bu oluşum ise, ABD’nin Asya enerji kaynakları üzerindeki ileriye yönelik hesaplarını oldukça olumsuz etkileyecek gibidir

Belirtilen kuvvet ve güç dengelerindeki kaymalar nedeniyle, ABD açısından siklet merkezi giderek doğuya kaymaya başlamıştır. İngiliz Genelkurmay Başkanının Afganistan da 30/ 40 yıl daha kalınabileceğinin gerisinde de muhtemelen bu stratejik hesaplar bulunmaktadır…

Bu durumda ABD için asli çıkar alanının doğuya kayıyor olmasıdır.. ABD’nin Iraktaki varlığının da giderek doğuya intikali gelişmeler nedeniyle zorunlu görülmektedir. Bu nedenle de, gerek Kuzey Irak oluşumu ver gerekse İsrail’in bölgesel güvenliğine katkı sağlamakta olan ABD silahlı kuvvetlerinin 2011 de bölgeden ayrılmaları jeopolitik ve jeostratejik bir zaruret haline dönüşmektedir.

Gerekçeleri değişik değişkenler üzerinden tanımlanmaya çalışılan bu oluşumda ABD’nin bölge güvenliği konusunda Türkiye’yi bir an önce AÇILIM olarak nitelenen sürecin muhatabı kılması kısalmakta olan zaman nedeniyledir!!! DTP örtüsünde şekillendirilmiş bulunan PKK nın da aceleciliği bundandır… Zira 2011 ve sonrası için ABD açısından stratejik ağırlık Asya ve doğusudur. Bu dönemde PKK ve destekçilerinin stratejik derinliklerinin tümü ile zaafa uğrayacağı jeostratejinin dikte edeceği bir gerçek olacaktır Bu aşamadan sonra PKK nın gerisindeki önemli desteklerden birinin etkisini azalması kaçınılmaz görülmektedir…

AÇILIM konusunda konunun temel çözümü insanımız olan Kürtlerle değildir…. Sorun gerisinde kışkırtıcıları olan PKK üretimi iledir. Bu örgütsel yapının gerisinde ipleri ellerinde bulunduranların bu ipleri bırakmaları AÇILIMIN esas çözümünü oluşturacaktır… Aksi durumda konu, sırası geldiğinde bir başka örgütsel yapıda gene dış destekli olarak toplumun önüne sürülecektir…. Çözüm için AÇILIMI planlayanların ve destekleyenlerin sahneden çekilmeleri gerekmektedir….

ERGUN ÖZGEN

Robot Control By Mind


VIDEO LINK :

http://videositesi.net/teknoloji-video/robot-control-by-mind

OTHER PROBLEMS WITH HUMAN IMPLANTS


Q. Aside from the cancer issue, does the VeriChip implant pose other medical risks?

Yes. Electrical hazards, MRI incompatibility, adverse tissue reaction, and migration of the implanted transponder are just a few of the potential risks associated with the VeriChip implant, according to an October 12, 2004 letter issued by the Food and Drug Administration (FDA).53

MRI incompatibility is one of the more serious issues identified by the FDA. An MRI machine uses powerful magnetic fields coupled with pulsed radio frequency (RF) fields. According to the FDA’s Primer on Medical Device Interactions with Magnetic Resonance Imaging Systems, "electrical currents may be induced in conductive metal implants" that can cause "potentially severe patient burns."54 There is also evidence indicating that a VeriChip device may no longer function after exposure to a high power MRI scan.

Q. What is meant by "migration?" Is that a serious concern?

Migration occurs when a microchip tunnels through the flesh to a different part of the body. Chip migration is an ongoing problem for implanted animals, despite the use of a coating designed to anchor the implant. In 1999, a team of researchers (Jansen et al.) found that about half of the transponders inserted into beagle dogs migrated during a four-month study.55 The British Small Animal Veterinary Association, which registers adverse reactions to microchips in the UK, reports receiving over 180 complaints of such chip migration in pets.56 (Since the registry is voluntary and not all vets participate, it’s likely the true number is much higher.) Unfortunately, there is no similar registry in the United States, so migration incidents are not reported in this country.

Significantly, when chips migrate in laboratory animals, they can induce cancer elsewhere in the body, as researcher Sophie Le Calvez discovered. Although her team originally injected chips into the backs of mice, they later retrieved a sizable number of the devices from cancerous lesions in the animals’ limbs, abdomens, and heads. A full 19.3% of the cancers they found formed around these so-called "migrating chips."57

Q. Have any complaints been filed with the FDA about the VeriChip?

Yes, we are aware of at least one adverse reaction report filed with the FDA in which a patient experienced prolonged pain and discomfort from the microchip. She later had the implant removed and the pain subsided. For reasons of patient confidentiality, her name cannot be revealed in this document.

Individuals who have voluntarily participated in VeriChip-sponsored research or have participated in any chipping program involving the VeriChip Corporation are urged to contact us if they are experiencing any adverse effects.

Q. Is it possible to remove the VeriChip implant? How difficult is the procedure?

VeriChip CEO Scott Silverman has told the press that removing a VeriChip implant is a simple, almost trivial procedure. In a 2006 interview he said:

"Should a person request is [sic] removal the microchip can be removed by a simple out-patient procedure. It could be equated to removing a large splinter or a piece of glass." 58

· Scott Silverman, CEO, VeriChip Corporation

Those who have actually undergone the chip removal procedure say otherwise. Removing an implanted VeriChip device requires painstaking surgery that has been described by patients as difficult, time-consuming, and expensive. One problem is locating the microchip, which typically cannot be felt under the skin. It is also possible that the chip may have migrated to a different location within the arm or other body part where it was implanted.

Once it has been found, the chip cannot simply be slid out of the body like a piece of glass, since the anti-migration sheath on the implant bonds with subcutaneous tissue. That means the flesh must be cut away from the implant in order to remove it.

VeriChip Removal These frames from a French documentary show a VeriChip being surgically removed from the arm of a journalist. Because the anti-migration sheath on the implant bonds with subcutaneous tissue, the flesh must be cut away from the implant in order to remove it.

Source: http://www.next-up.org/Newsoftheworld/RFID.php

CNN reporter Robyn Curnow confirms that chip removal is difficult. She was implanted with a VeriChip in a Spanish night club in 2004 and had the device removed later that year. She reports that the the surgery was a challenge for the doctors involved—a far cry from "removing a splinter." Here is her report:

Once back home in London, I begin to feel uncomfortable and unsure about my…[microchip implant]. The Baja [Beach Club] Web site assures that getting rid of the microchip is a simple and harmless procedure, something like removing a splinter. But the two doctors I consult in London’s Harley Street disagree. Getting the microchip [removed] became serious business.

General practitioner Dr. Stuart Sanders referred me to consultant plastic surgeon Lena Andersson as soon as he realized he could not feel the microchip. It was buried so deep inside my upper arm that Andersson sent me off for an X-ray, and even that did not help the doctors.

Although the microchip was visible on the X-ray, it was impossible to pinpoint the exact location in my arm as it was nowhere near the point of insertion.

Finding it involved surgery at the clinic and a severe dose of post-Baja regret. One night out in Barcelona has permanently seared into my upper left arm. While splayed out on an operating table — once again anaesthetized — Andersson removed the chip using a high-tech sensor X-ray and two monitors to guide her to it.59

A French journalist also had a VeriChip implant removed and recorded the surgery on film. A photograph from the procedure appears on the previous page.

We are aware of at least one U.S. patient who had a microchip removed (see "Have any complaints been filed with the FDA about the VeriChip?" above). She reported post-operative pain and significant bruising following the removal surgery. Sources we contacted in connection with that case revealed that several other patients who participated in medical trials of the VeriChip have either undergone surgery to have the implants removed or are awaiting such surgery.

Q. Can a VeriChip implant be disabled?

There is no official procedure for disabling an implanted microchip. Because the device has no power source or moving parts to wear out, in theory it could transmit indefinitely.

If a microchip implant is subjected to a strong electromagnetic current it may cease to function. According to field tests, a VeriChip that has gone through a high power MRI scan, for example, may no longer respond to a reader. However, EMF exposure is not a recommended method for disabling an implanted chip, since it could cause the device to heat up in the body and potentially cause internal burns.

Q. Has anyone’s chip fallen out ?

Yes. Atlanta firefighter John Centola had a chip inserted in his arm at a conference in 2007 that later re-emerged while he was swimming. He discussed this event on camera with Atlanta CBS 46 television, 60 and in a one-hour radio interview with the author of this FAQ. 61

Chips emerging or being "lost" was a concern raised in several of the animal studies. Rao and Edmondson reported that two of the 140 microchips they implanted in mice later emerged from the animals’ bodies. One of the microchips, lodged in the subcutaneous tissue over the animal’s lumbar vertebrae, was pushed out slowly through the scar tissue of the injection site during the tenth month after implantation.62

In the Tillmann study, 1.5% of 4,279 (approximately 64) implanted microchips had to be substituted with new transponders when they either ceased functioning or emerged from the animals’ bodies and were later found in the softwood of their cages. Most of the chips emerged within the first two days after implantation, but some losses occurred as late as seven months later.

Researcher Keith Johnson also reported that loss was an issue with the implants, stating: "We had a few early in the studies that would migrate out if the wound wasn’t healing properly."63

Q. Would VeriChip information be available in a natural disaster?

It may be unwise to rely on a VeriChip implant for critical medical information during or immediately after a natural disaster—or at any other time when the Internet is sluggish or inaccessible. The VeriChip implant contains no medical information about a patient, only a 16-digit ID number. In order to access a patient’s records, a medical technician must log onto the Internet to access a remote database. If the Internet is inaccessible, the medical information will not be available. After a disaster such as a hurricane, earthquake, tornado, or terrorist incident, the Internet may be disrupted. Ironically, that is the very time when emergency medical records would most be needed.

The VeriChip Corporation has acknowledged this potential problem, noting that the company could be sued if patients cannot access medical data when needed. On page 23 of VeriChip’s SEC registration statement, the company writes: "the database may not function properly if certain necessary third-party systems fail, or if some other unforeseen act or natural disaster should occur." They add that "in the past, we have experienced short periods during which the database was inaccessible." 64

Q. Would the VeriChip database be available at other times when I need it?

Maybe not, according to VeriChip. The company detailed the risk that a disruption in the network could cause the medical database to be inaccessible:

Interruptions in access to, or the hacking into, our VeriMed patient information database may have a negative impact on our revenue, damage our reputation and expose us to litigation.

Reliable access to the VeriMed patient information database is a key component of the functionality of our VeriMed system. Our ability to provide uninterrupted access to the database, whether operated by us or one or more third parties with whom we contract, will depend on the efficient and uninterrupted operation of the computer and communications systems involved. Although certain elements of technological, power, communications, personnel and site redundancy are maintained, the database may not be fully redundant. Further, the database may not function properly if certain necessary third-party systems fail, or if some other unforeseen act or natural disaster should occur. In the past, we have experienced short periods during which the database was inaccessible as a result of development work, system maintenance and power outages. Any disruption of the database services, computer systems or communications networks, or those of third parties that we rely on, could result in the inability of users to access the database for an indeterminate period of time. This, in turn, could cause us to lose the confidence of the healthcare community and persons who have undergone the microchip implant procedure, resulting in a loss of revenue and possible litigation.

In addition, if the firewall software protecting the information contained in our database fails or someone is successful in hacking into the database, we could face damage to our business reputation and litigation."65

  • VeriChip Corporation

This is just one risk factor identified by the VeriChip Corporation. In 2007, the company laid out nearly 20 pages of risk factors in its Form S-1 Registration Statement, a document it was required by law to file in conjunction with its public issuance of stock.66

Q. Will emergency personnel be able to read my VeriChip in an ambulance?

Not necessarily, according to VeriChip’s own "chipping kit" literature. Apparently ambient radio waves like those in ambulances can interfere with the equipment that reads the implanted tags. Here’s the company’s exact quote:

Areas with ambient radio frequency (RF) emissions, such as mobile transit (ambulances or helicopters), MRI or security scanning equipment could interfere with the ability to read the ID number using a hand held scanner (VeriChip Pocket Reader ®). In such situations the patient and reader should either move away from the area with the high RF activity or, if possible, move or turn off the other RF equipment, and try reading the ID number again.67

  • VeriChip’s chipping kit literature

Although turning off radio communication equipment might allow medical professionals to read the VeriChip implant, it would clearly be dangerous to disable crucial communications systems during a medical emergency. It would seem even more impractical to remove a patient from an ambulance or a helicopter simply to read an implanted microchip.

Q. Could the VeriChip implant break or fail to operate?

Yes. "Failure of the implanted transponder" was one of the risks the FDA identified with regard to the VeriChip. If a patient were to rely on the chip to transmit critical medical information in an emergency, failure of the device could result in serious complications or even death.

Implant failure was an issue raised in the animal studies as well. Rao and Edmondson reported that four of the 140 implants used in their study failed due to microscopic cracks in the weld connecting the antenna leads to the microchips, or leakage of the glass capsules, resulting in fluid accumulation around the microchips. 68 That works out to a failure rate of almost 3%.

Q. What is my legal recourse if I am harmed by the VeriChip?

Unfortunately, you may not have any legal recourse if you are harmed by the VeriChip. Before receiving a microchip, implant recipients are required to sign an agreement that excuses VeriChip from all legal responsibility in the event of injury or harm. In fact, the document states that the VeriChip has no "warranties of merchantability and fitness" for any purpose, and it expressly excuses the company from being sued—even in the event of negligence or breach of contract on the company’s part. The VeriChip patient release form reads as follows:

Patient…is fully aware of any risks, complications, risks of loss, damage of any nature, and injury that may be associated with this registration. Patient waives all claims and releases any liability arising from this registration and acknowledges that no warranties of any kind have been made or will be made with respect to this registration. ALL WARRANTIES, WHETHER EXPRESS OR IMPLIED, HOWEVER ARISING, WHETHER BY OPERATION OF LAW OR OTHERWISE, INCLUDING BUT NOT LIMITED TO ANY IMPLIED WARRANTIES OF MECHANTABILITY AND FITNESS FOR A PARTICULAR PURPOSE ARE EXCLUDED AND WAIVED. IN NO EVENT SHALL THE COMPANY BE LIABLE TO PATIENT FOR ANY INCIDENTAL, SPECIAL OR CONSEQUENTIAL DAMAGES (INCLUDING LOST INCOME OR SAVINGS) ARISING FROM ANY CAUSE WHATSOEVER, EVEN IF ADVISED OF THEIR POSSIBILITY, REGARDLESS OF WHETHER SUCH DAMAGES ARE SOUGHT BASED ON BREACH OF CONTRACT, NEGLIGENCE, OR ANY OTHER LEGAL THEORY. [Emphasis in the original.]

The legal language used in this agreement is extraordinary. People like firefighter John Centola report that they were not informed of any risks, complications, risks of loss, damage, or potential injury when they received the implant. Mr. Centola was also unaware that he had waived his right to a legal remedy in the event he was harmed by the VeriChip.

Q. Given the risks of the VeriChip, is there an alternative way for people to communicate their medical history to emergency medical responders?

Yes, the MedicAlert bracelet has served the medical information needs of the public for over 50 years. It is a non-invasive metal bracelet that allows patients to communicate medical conditions to emergency room and medical personnel in the event of an emergency.

MedicAlert has partnered with the Alzheimer’s Foundation of America to develop a special teal-colored bracelet that specifically addresses the needs of Alzheimer’s patients. The MedicAlert bracelet communicates vital medical information and can be used to identify a patient in a wandering incident. The bracelet is not invasive and eliminates the need to implant anything into the body.

More importantly, because a MedicAlert bracelet does not require access to the Internet, patients with life-threatening conditions are assured that their critical medical information is with them at all times.

Before and After Massacre, Puzzles Line Suspect’s Path


An officer placed a charge inside the apartment of the Aurora, Colo., shooting suspect, which was rigged with explosives. More Photos »

AURORA, Colo. — Killing a dozen people and wounding more than 50 others was apparently not enough for James Eagan Holmes, according to the police. Inside his otherwise ordinary apartment lay an intricate series of explosive booby traps, seemingly designed to kill anyone who entered while pursuing his trail.

Multimedia

Sam Hodgson for The New York Times

Mr. Holmes, 24, who the police say brought terror to a midnight movie screening in this Colorado community, also left behind a litany of questions, many of them focused on how and why a once-promising student could now stand accused of being the lone gunman behind the deadliest mass shooting in Colorado since the 1999 Columbine High School attacks.

Mr. Holmes had been a shy, awkward boy who once seemed bound for big things. He was a science student from Southern California who won scholarships and internships, graduated “at the top of the top” from the University of California, Riverside, and moved to Colorado last year to take the next step: a doctoral program in neuroscience.

Mr. Holmes had an appointment at the university under a one-year Neuroscience Training Grant from the National Institutes of Health, a spokeswoman for the university said. The federal grant pays for six pre-thesis doctoral students in the university’s neuroscience program at the Anschutz Medical Campus. Such grants are usually quite difficult to obtain, going to only the top students.

But Mr. Holmes struggled through his first academic year at the University of Colorado, Denver, and had dropped out by this spring. Neighbors from his gang-ridden neighborhood in Aurora described him as a solitary figure, recognizable as one of the few white residents of a largely Hispanic neighborhood, and always alone. Alone as he bought beer and liquor at neighborhood shops, as he ate burritos at La California restaurant or got his car fixed at the Grease Monkey auto shop. Alone as he rode his bicycle through the streets.

He appears to have sought companionship through the Web site Adult Friend Finder, posting a photo of himself with bright orange hair and saying that he was “looking for a fling.” In an online profile, he described himself as a nice guy, or as nice as any man “who does these sorts of shenanigans,” though its authenticity could not be independently verified.

Some nights, neighbors heard loud music throbbing in his third-floor apartment, and often complained about it, or noticed a strange purple light in the windows. Sometimes, the windows were masked by newspaper, as if he wanted no one to see inside.

On Saturday, Aurora’s police chief, Daniel Oates, offered an explanation for why that might have been. When the police arrived after apprehending Mr. Holmes outside the theaters where the shootings had occurred, they found an apartment full of explosives and shells. The array had been designed “to kill whoever entered it,” Chief Oates said.

For more than four months, Chief Oates said, the suspect had been getting large mail-order deliveries both at his home and at his college.

“What we are seeing here is evidence of some calculation and deliberation,” he said. After more than a day of efforts involving bomb-defusing robots and painstaking patience, law-enforcement officers said they had defused the main threats inside the apartment by Saturday afternoon. They set off controlled detonations that could be heard from across the street.

By the afternoon, teams of firefighters in heavy gear appeared to be entering the apartment — a place that may hold some hints about Mr. Holmes.

Mr. Holmes’s background was science. Before dropping out he took a class that explored the biological origins of psychiatric and neurological disorders, and was scheduled to give a presentation on “MicroRNA Biomarkers,” according to a class schedule published online. The topic appears to demonstrate an interest in the genetic basis of mental illness.

With his academic career in tatters, law enforcement officials say, Mr. Holmes began to assemble another plan. Over the last two months, he bought two handguns, a shotgun and an assault rifle from local gun dealers. He bought and stockpiled 6,000 rounds of ammunition online. The police said he began to receive large deliveries to his home and work. He outfitted himself with black body armor and a gas mask.

Shannon Stapleton/Reuters

Connect With Us on Twitter

Follow @NYTNational for breaking news and headlines.

Twitter List: Reporters and Editors

And early Friday morning, the police said, he walked into a darkened multiplex here in Aurora — a sprawling city east of Denver — where a midnight showing of the new Batman movie had just begun, and began firing bullets at the families and teenagers packed into the sold-out auditorium. The police said that when he was arrested, he compared himself to the Joker character in the Batman movies.

Twelve people were killed, and 58 were wounded, and the authorities said that 11 remained hospitalized in critical condition on Saturday.

The initial spasms of shock and disbelief soon turned to open grief and outrage. Memorials sprang up near the site of the shooting. The White House said Saturday that President Obama would fly to Aurora on Sunday afternoon to meet with families of the victims of the killing spree and with local officials.

Neighbors, acquaintances and teachers who knew the suspect found themselves searching for any glimmer that could offer some small clue as to how the quiet man from their memories came to be arrested in such horrific crimes.

Apart from a speeding ticket, Mr. Holmes had no previous encounters with the police in Aurora. He had no history of trouble with the police at college in California. He left no easily identifiable online messages or videos that might offer any insight to his mind-set. It also remained unclear how Mr. Holmes was able to afford the large amount of weapons, ammunition and protective gear he had, and how he learned to booby-trap his apartment. He was being held away from other inmates at the Arapahoe County Jail on Saturday because of the case’s high profile, Sheriff Grayson Robinson said. Mr. Holmes is due to make his first court appearance at 9:30 Monday morning.

In interviews, neighbors and friends from Southern California and Aurora described a young man as anonymous as a glass of water, more Invisible Man than Joker, who left the lightest of impressions on people. He grew up on a pleasant street of Spanish-style tract homes east of San Diego. His mother, Arlene Rosemary Holmes, is a registered nurse. News reports and a LinkedIn profile suggest that his father is a software company manager in the area.

When he was younger, Mr. Holmes dabbled in soccer and running cross-country, but seemed to give them up for academic pursuits. Breanna Hath, 23, a classmate who graduated from Westview High School with Mr. Holmes in 2006, said he had a small group of friends who played video games and were “a little nerdy.”

“He was really shy, really quiet, but really nice and sweet,” Ms. Hath said.

He won merit scholarships to the University of California, Riverside, and graduated in 2010 as an honors student in neuroscience, school officials said.

“I think he was kind of quirky, just the way you expect smart people to be,” the school’s chancellor, Timothy P. White, said in an interview on Saturday. “Quirky in the sense that he probably had a wry sense of humor. He kept to himself more than he socialized. But he was social. He wasn’t a hermit or an introvert. He wasn’t a loner.”

But some friends and neighbors said Mr. Holmes was hesitant to make small talk if seen on the street, slow to smile in conversations with strangers, often seemingly tucked away inside himself. They described him as pleasant and benign.

A law enforcement official speaking on the condition of anonymity said that the tripwire was about waist high and that among the hazards found in the roughly 800-square-foot apartment were bullets in jars that were rigged to detonate. And there were about 30 aerial shells, typically used in fireworks, which had been fashioned to be explosive devices.

With the major tripwire and explosives defeated, the police said they could soon enter the apartment and search for clues as to what spurred the gunman to go on his shooting rampage.

Bu Karargâh’lar Bunların…


Bu Karargâh’lar Bunların…

Bülent ESİNOĞLU

Suriyeli teröristlerin Hatay, Kilis, Şanlıurfa ve Gaziantep’te, konuşlandırıldığını yazmayan yabancı basın kalmadı.

Bizim medya ise hala mülteci kampı diyor. Sayısının artması ile de adeta övünüyor. Bir suç yuvasının, bir cinayet kampının ismi bu kadar kibarlaştırılabilir. Masumlaştırılması da üstesi.

Karargâh’ın mevcudu gün ve gün değiştiği için sayısı hakkında, kimse doğru bir kestirimde bulunamıyor. CIA ve MOSAD’ın gözetim ve erketesinde olduğu için de, teröristlerin ülkeleri, menşeleri hakkında da tam bir bilgi edinilemiyor.

Şanlı Urfa’nın Ceylanpınar ilçesine kurulacak olan, yeni karargâhta incelemeler yapan AKP’li Gedikli, bu karargâhların elemanlarına maaş bağlanacağını söyledi.

Aman Allahım, PKK ile uzlaşıp, Suriye ile savaşmak ne yaman çelişkidir.

Gece Suriye tarafına geçip, bombalamalar, suikastlar yapıp tekrar Türkiye tarafına ikmal yapmak için dönen, bu karargâh elemanlarına maaş vermek hangi etik anlayışa yakışıyor, yorum sizin.

Suriye rejimi yıkılsa veya bölünse bile, Irak’taki gibi, uzun yıllar alacağından, bu karargâhların durumu, ileri de, ülkenin temel sorunlarından birisi olacaktır.

Çünkü Suriye’nin bölünmesinin, hangi sonuçları doğuracağını, kimselerin bilebileceği iş değil. Amerika bilmiyor. Erdoğan, Gül’de bilmiyor. Topukçu Genel Kurmay Başkanı da… Şimdiye dek yapılan hesaplar Rusya’nın içinde olmadığı hesaplardı. O hesap çöktü.

Şimdilerde İsrail, aynı Irak’ta olduğu gibi, Suriye’de kimyasal silahlar var bahanesi ile Suriye’ye müdahaleye hazırlanıyormuş. Ne güzel değil mi? Biz kuzeyden, İsrail Batıdan Suriye’ye saldırırsak, İsrail’in amaçlarına yardım etmenin hazzını duyarız!?

Doğu Akdeniz’deki gerginlik arttığında, Rusya’nın bu karargâhları kapatın dediğinde, ne olacak? Ya da Rusya Barış Gücü adında, Türkiye Suriye sınırına kuvvet yığarsa ne olacak?

Bu karargâhlar yolu ile tampon bölge kurulacağını sanmak, bölgenin tümden savaş alanına döneceğini kabullenmek demektir.

Bu karargâhlar, Türk halkının hiç istemediği bir savaşa girmesine sebep olacak özellikler arz etmektedir.

Zaten ticaretin bittiği, Suriye Türkiye sınırları geçici olarak, geçişe kapatılmalıdır.

Bu karargâhlar derhal kapatılmalı, Suriye ile husumet kaldırılmalı ve Suriye’den gelenler anlaşmalı bir şekilde iade edilmelidir.

Ortadoğu da, Amerika’nın yarattığı Arap Baharı planları, BOP, Suriye’de bitmiştir. Suriye’de bir Adalet ve Kalkınma Partisinin kurulamayacağı belli olmuştur.

AKP bu Karargâhları kaldırmazsa, bu karargâhlar AKP’yi kaldıracaktır.

22.2012, bulentesinoglu

SÖYLEDİKLERİ FARKLI, YAPTIKLARI FARKLI DÖNEK TİPLER


Nurullah AYDIN

22 Temmuz 2012-ANKARA

SÖYLEDİKLERİ BAŞKA YAPTIKLARI BAŞKA DÖNEK TİPLER

Tatlı dilli, iyi giyimli, din iman kimlikli sırıtan ucube tipler etkili ve yetkili. Herşeyi yüzlerine gözlerine bulaştırıyorlar. Milleti ayrıştırıyorlar, dışarıda devleti alay konusu ettiriyorlar.

Onlar; milletimiz diye söz başlarlar. Dinimiz diye devam ederler. Adalet derler, istikrar derler. Söyledikleri böyledir ancak yaptıklarının, ne milletle ne dinle ne imanla uzaktan yakından alakası yoktur. En büyük adaletsizlik bunlar tarafından yapılır. Dostları, kardeşleri; hırsızlardır, kalpazanlardır, teröristlerdir, vahşi sömürgeci kapitalistlerdir.

Etkili ve yetkili tiplere dikkat edin. GDO’lu yiyecek yemekten, fesatça düşünmekten, kapalı kapılar ardında kin, nefret, öfke eğitimi aldıkları için, korktukları herkesi dinlemekten, takip etmekten, ucube bir yaratık haline gelmişlerdir. TV ekranları, gazete sayfaları Kriminolojik açıdan suçlu tiplerle dolu. Yüzlerine dikkat edin. Sırıtıyorlar. Sesleri değişik, gülümseyişleri değişik, tipleri değişik.

Kitleler; çoğu kez, yaşanılan toplumsal, siyasal sürecin arka planını anlamakta zorlanır. Yaşanılanlar, tarih olduktan sonraysa yapılacak bir şey kalmaz.

Geçmişi belleğine kazıyan insanoğlu, yaşananların nedenlerini ve olası sonuçlarını algılamakta nedense aynı feraseti gösteremez.

Değişim-Dönüşüm operasyonu nedir? Milli/Ulus devlet niteliğinin çözülmesi, siyasi coğrafyanın küçülmesi, millet bilincinin dağıtılıp etnik ve mezhepsel bölünme, geleceğe yönelik ortak hedeflerden vazgeçilerek, amaçsız sürüye dönüşümün tamamlanması.

Medya ilüzyonuyla topluma şırıngaladığı psikokültürel narkozun etkisinin operasyon tamamlanıncaya kadar geçmemesini istemektedir. Ortadoğu halkları verilen narkozun etkisinden kurtulup kurtulamayacağını zaman gösterecektir.

Bulunduğu coğrafyada hiçbir iddiası kalmamış, kaderini ve geleceğini belirleme iradesini kaybetmiş, emperyal sistemin verdiği rolü itirazsız benimseme psikolojisinin yönetimden başlayarak tüm halkı etkisi altına alması için adeta toplu hipnoz seansı yapılmış gibidir.

Tarih bize devletlerin güç katsayısının sahip bulundukları ekonomileri olduğunu göstermektedir. Ekonomik olarak üstün olanın siyasal, askeri gücü de yüksektir.

Sorulması gereken soru şudur; ekonomisi milli olmaktan çıkarılmış, büyük sermayesi uluslar arası sermayeye eklemlenmiş bir Türkiye, milli devlet olarak yaşayacak mıdır?

Oyun; son derece açık oynandığı halde anlaşılamaması şaşırtıcıdır: Kopan gürültü, yaşanan postmodern kargaşa ve karmaşa, ekonomik olarak teslim alınan bir ülkenin milli kalmakta direnen bürokrasisinin, ordusunun tasfiyesidir.

Tasfiye programının ulus ötesi karar mercileri ulus devletin, ulusal ekonominin infazını milli dirençle karşılaşmadan sonuçlandıracak psikokültürel sihirli reçete arayışındadırlar. Halkın derin bilinçaltında yaşattığı kolektif duyarlılığını köreltip, milli kimliğe, kültüre dönüşüp ulus bilinciyle harmanlanan din algısının yok edilmesini bu nedenle zorunlu görmektedirler.

Halkın milli kimliğe dönüştürüp içselleştirdiği din algısı, emperyalizm güdümündeki tarikat-cemaatlerin, kitleleri köleleştiren kayıtsız şartsız itaat-biat reçeteleriyle değiştirilmektedir.

Milli/Ulus devletin tasfiyesiyle, ekonominin, siyasetin, devletin denge kurumlarının, yani sistemin baştan aşağı emperyalizmin arzuları doğrultusunda yeniden düzenlenmesi operasyonunu, toplumun stratejik olarak algılayamadığı görülmektedir.

Devletin temel nitelikleri değiştirilmek istenirken, ulus devletten postmodern sömürgeye dönüşümün kurumsal ve fiziki en büyük engelinin ortadan kaldırılması gerçekleştirilmektedir!

Ülkenin siyasi coğrafyasının küçültülmesi için düğmeye basılmıştır.

Operasyonlar; yerel-milli olan her unsura aralıksız sürdürülüyor.

Küresel güçlerin devşirmesi işbirlikçi dönek ajan hainlerin saltanatları da yıkılır. Tarih bunun örnekleri ile doludur. Sevinçleri de uzun sürmez.

İlahi mesajı çarpıtarak aldatma peşinde olanların hüsranları ise ibret örnekleridir.

Yalan, talan, dolanı iman esası gibi görenler karşısında; dürüst, namuslu, ahlaklı insanlar bir ve beraber olmak ve gönül birliği içinde hareket etmek zorundadır.

İşbirlikçileri de, korkakları da, hainleri de ajanları da dönekleri de iyi tanıyın, tanıtın.

Günün Sözü: Gerçekleri bildiği halde; bugünü sorgulamayan, yarına ilişkin öngörü ortaya koymayan ya korkaktır, ya haindir, ya işbirlikçidir ya da ajandır.

Yaz.docx

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: