Aylık arşivler: Ağustos 2012

DEKKASİ: SURİYE’DE HAVA YASAĞI KONMALI, YETKİLİLER YARGILANMALI


İRAN ANALİZ / Arap Parlamentoları Birliği başkanı Salim el-Dekkasi yaptığı açıklamasında Suriye’de hava yasağı konulması, uçuşa yasak bir bölge oluşturulması, komşu ülkelere kaçan mülteciler için sınır kapılarının açılması ve güvenli bir koridorun oluşturulması yönünde çağrılarda bulundu.

Kahire’de düzenlenen basın konferansında konuşan el-Dekkasi bölgesel ve uluslararası oluşumlara çağrıda bulunarak Suriye halkını karşı karşıya bulunduğu cinayet ve katliamlar karşısında korumak için acilen gereken tedbirleri almalarını istedi. Bunu gerçekleştirmek için ise Suriye üzerinde uçuş yasağı konulması, hava tampon bölgesi oluşturulması, insani yardımların mültecilere ulaştırılması için sınır kapılarının açılması ve bir güvenlik koridoru kurulmasını istedi.

Dekkasi konferansta aynı zamanda Suriye halkının meşru temsilcisi olarak Suriye Milli Meclisinin tanınmasını istedi. Özgür Suriye Ordusuna destek verilmesi böylece hürriyet ve adalet ile yaşama hakkına Suriye halkının ulaşmasının mümkün olacağını belirtti Yine Dekkasi konuşmasında Rus ve Çin parlamenterlere de çağrıda bulunarak meşruiyetini, dürüstlüğünü ve zeminini yitiren Suriye rejimin verilen desteği durdurmaları için kendi hükümetlerine baskı yapmalarını istedi.

Arap Parlamentoları Birliği başkanı konferansta Esed rejiminin işlediği katliamlar ve insanlığa karşı suçların uluslararası ceza mahkemesine sunulması gerekliliğine işaret etti. Birleşmiş Milletlerin 2005 yılındaki genel kurulunda esas olarak belirlediği ilkeler doğrultusunda insanlığa karşı savaş suçları işleyen savaş suçlusu olarak yargılanmasını istedi. Mezkur kararlara göre uluslararası toplum halkların korunmasını temin etme noktasında sorumluluk üstleniyor. Eğer halkları korumada yetersiz kalınır ise, diplomatik yollar başarısız olur ise o zaman askeri müdahale seçeneği devreye giriyor.

Dekbasi birliğinin tüm parlamentorlar, devletler, uluslararası ve bölgesel teşkilatlar, sivil toplum örgütleri, ve Suriye halkına insani yardımları ulaştıran insani yardım teşkilatlarına teşekkür etti.

Arap Parlamentolar Birliği başkanı Salim el-Dekkasi özellikle Türkiye, Irak, Ürdün ve Lübnan hükümetlerine rejimin cehenneminden kaçan Suriye vatandaşlarına güvenilir bir mültecilik kapısı açma noktasındaki gayretlerinden ötürü teşekkür etti.

Açıklamada İran’ın kendi halkını öldüren Esed rejimine verdiği desteği ve konumu da telin edildi. Özgür Suriye Ordusunun hiçbir merhamet ve acıma olmaksızın kendi halkını katleden rejime karşı Suriye vatanının kurtarılması yönündeki çalışmaları da takdir edildi.

ISTE DEMIR AGLARI OREN ADAM: Behic ERKIN


"Cepheye giden yol"da, ATATÜRK’ün gizli kahramanı ve "Şu Çılgın Türkler"den biri…

***

images?q=tbn:ANd9GcSgORJ0ieBO39O-_KI8zyTnaDzlX-XKwp-kXLT1Dz8QG4Ewkz2Y4w&t=1

Behiç ERKİN Çanakkale’de Almanlar’ın en çok nefret ettikleri ama bir o kadar da takdir ettikleri komutan. Demir haç nişanları var ve İkinci Dünya Savaşı’nda Paris Büyükelçisi olarak 20.000 Yahudiyi gaz odalarından kurtaran sevgili dolu bir insan.

Hani bugünlerde kendini bilmez birisi NE ÖRDÜNÜZ? diyor ya işte DEMİRAĞLARI ÖREN ADAM.

Atatürk 10. yıl marşı hazırlanıp ilk defa kendisine sunulduğu zaman, bu marşı çok beğenmekle beraber, bir mısraını değiştirme zorunluluğu hissetmiş ve değiştirmiştir.

"Yurdun her bir tepesinde dumanlar tütüyor" mısraını, 10. yıl marşından çıkarmış, yerine kendisinin şahsen yazdığı şu mısrayı eklemiştir:

"Demir ağlarla ördük ana yurdu dört baştan"

Bu mısrayı yazdıktan sonra da yakın arkadaşı Behiç Bey’e:

"Sizin emeğinizin karşılığı değildi, değiştirdim" diyerek, kendi yazdığı mısrayı ona okumuştur. Behiç Bey’de, "Bu yüksek lütfunuzdan dolayı çok teşekkür ederim" diye cevap vermiştir.

İşte CUMHURİYET’i bu insanlar büyük bir zaferin ardından kurdu. Mezarı Eskişehir’de vasiyeti üzerine tren rayları arasındadır. Ben İsrael elçiliğine bir yazı yazmıştım Ankara’da mütevazı bir tren istasyonu olan Behiç Bey durağına Yahudileri kurtardığı için ufak bir şükran plaketi asın diye, cevap bile vermediler. Filmde Kitapların üzerinde Emir KIVIRCIK yazıyor torunudur. Kitapları üzerine oldukça uzun bir telefon görüşmemiz olmuştu.

Basbakan Recep Tayip Erdogan Hazretlerine: MUAZZEZ ILMIYE CIG


İkide bir “demir ağlarla kim örmüş, hep biz ördük” deyip duruyorsunuz, Atatürk zamanında yapılanları sıfıra indiriyorsunuz. Eğer biraz tarih bilseniz bunu söylemeye utanırdınız, yüzünüz kızarırdı. O günkü örülen demir ağlar yalnız tren yolları değildi: güçlü eğitim, güçlü ekonomi, güçlü demokrasi , güçlü laiklik temelleri atılmasaydı, ne siz bu gün o mevkie gelebilirdiniz, ne de gösteriş olarak başlarını örttürdüğünüz, yüzleri gözleri boyalı eşlerinizi gavur ülkelerine götürüp, gavurların ellerini sıktırabilirdiniz. Özendiğiniz Müslüman ülkeleri arasında hangisi bizim ülke gibi? Kendi kıyafetinizi bile o demir ağlara borçlusunuz.

Hazinesinde borçtan başka bir şey olmayan Osmanlı devleti yıkıntısı üzerine kurulan Türkiye Cumhuriyeti, toprağından bir damlasını satmadan, kimselerden borç almadan, bir taraftan Osmanlının, diğer tarafta yenilmediğimiz halde yenilmiş sayıldığımız birinci Cihan savaşı borçlarını öderken, yapılan işler yanında sizinkiler çocuk oyuncağı kalır. Okuma yazma, hatta sabun kullanma bilmeyen, verem, sıtma, zührevi hastalıklar, trahom gibi bulaşıcı hastalıklardan kahrolan zavallı fakir bir halk. Devletin geliri bu halkın verdiği vergilerdi. İşte o vergilerle o alay ettiğiniz demir ağlar yapıldı. kısa zamanda elin parmakları sayımında doktorların özverileriyle hastalıkların önü alınmaya çalışılırken neler yapıldı neler!.

Koskoca ülkede bir çimento fabrikası yoktu. O yüzden evler kerpiç denilen çamurla yapılıyordu. Şeker fabrikamız yoktu. Rusya’dan gelen şekerleri bugün gibi hatırlıyorum. Evet şeker fabrikaları, çimento fabrikalar,kâğıt, silah, uçak fabrikası, kumaş fabrikaları kuruldu. Hem de ülkenin batısından doğusuna kadar dağıtıldı bu fabrikalar. Avrupa’dan bize, yenilemekte oldukları fabrikaların eskilerin ucuz fiatla satmak istediler. Eskiyi almak yine geri kalmışlıktır, diye alınmadı. Batıda “Atatürk Fabrikaları” diye adlandırılan o fabrikalar tiyatro, spor müzik, salonları ile bir kültür merkezi, çalışanlara her türlü rahatı sağlayan bir sosyal kurumdu. Ama bu fabrikalarda çalışacak biraz olsun işten anlayan işçimiz, teknisyenimiz, mühendisimiz yok gibiydi. Bunlardan bir kısmı burada bizim insanımızı eğitmek için dışarıdan getirtildi bir kısmı da Rusya’ya eğitilmek üzere gönderildi. İnsanımız o kadar yetenekli idi ki, kısa zamanda gerekli olanları öğrendi ve işleri ele aldı. O yüzden Atatürk,”Türk çalışkandır, zekidir” demiştir. Siz ise başa geçer geçmez alın teri ve büyük bir özveri ile yapılmış o güzel tesisleri satıp satıp yediniz yedirdiniz.

Ülkenin doğusu ve batısı düşman eliyle yanmış yıkılmıştı. bir taraftan onlar onarılıyor, hastaneler okullar yapılıyor, diğer taraftan Ankara bir başkent olacak şekilde yapılandırılıyordu.

Hemen hemen hiç kara yolu yoktu. Onun için Atatürk, Osmanlı devleti zamanında “ne olurdu her vilayet senede bir kilometre yol yapsaydı, 500 yılda beşer yüz kilometre ile şehirler birbirine bağlanacaktı”, demişti.

Olan demir yolları da yabancıların elinde idi. Yalnız o mu daha bir çok kurum yabancılara aitti. Bütün onlar ellerinden alınarak ülkenin malı yapıldı. Onların üzerine 3000 kilometrelik tren yolu yapıldı ki, o zaman şimdiki gibi dağları bir anda oyacak makineler yoktu. Tüneller kazma ile kazıldı. Elde onları planlayacak hesaplayacak mühendisler yoktu. Hatta trenlerde çalışan makinist gibi memurlar bile hep Rum, Ermeni olduğundan bu konuda çalışacak insanımız da yoktu. Onun için böyle kimseleri yetiştirmek üzere okul açıldı. Tren rayları yapmak için fabrika kuruldu. Şimdi ki gibi ne gerekse dünyanın her yerinden getirilmedi

Kilometrelerce kara yolu köprüler yapıldı.

Demir ağın bir ayağı olan “çağdaş eğitim” ne kadar önemliydi. Batı araştırmalarda icatlarda almış yürümüştü. ama biz de ne doğru dürüst ilk okul, lise ve ne de araştırmalar yapacak üniversite vardı. O yüzden Osmanlı devleti geri kalmış ve yıkılmıştı. Okullar açılsa eğitecek kimse yoktu. O yoklukta bir çok alanda eğitim almak üzere Batıya başarılı pek çok gencimiz gönderildi. Onlar daha yetişmeden Hitler’in Yahudi oldukları için işlerinden attığı çok değeli bilim insanlarının bize sığınmak istemeleriyle onlara açılan kapılarımız sonucu büyük bir eğitim atılımı başladı. İstanbul’da Darülfünun denilen okul tam bir üniversite oldu. Hukuk, siyasal Bilgiler, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi gibi fakültelerle Ankara Üniversitesinin temeli atıldı. Gelenlere istedikleri kitaplıklar, laboratuarlar sağlandı. Onların derslerini Türkçeye çevirecek çevirmenler bulundu. Bunların hepsi para ile oluyordu. o paralar, o fakir halkın vergileriyle sağlanıyor, kimseye para yedirilmiyor, rahmetli Başbakan İnönü “ kimseye bir kuruş yedirmem” diye bar bar bağırıyor, yedirmiyordu. Böylece güçlü bir eğitim temeli atıldı. O yüzden Başbakan hazretleri! istediğiniz dalda uzmanları elinizin altında bulundurabiliyorsunuz. Bundan sonra İmam Hatiplerde yetiştireceğiniz dindar ve kindar o zavallı gençleriniz, Allah’a dua ederek, yalvararak size yardımcı olurlar. Böylece elinize aldığınız bu güzel ülkeyi kendinizle toprağa gömerek tarihe kara harflerle geçersiniz.

Muazzez İlmiye Çığ-25.8.2012

__,_._,___

30 Ağustos resepsiyonu :))


ÇARPITMA VE MANİPÜLASYON UZMANI İRAN’DA MURSİ BOMBASI


İRAN ANALİZ / Mısır Cumhurbaşkanı Dr. Muhammed Mursi’nin Tahran’da düzenlenen Bağlantısızlar Hareketi Zirvesinde yaptığı konuşma şok ve deprem etkisi yaptı. Özellikle Beşşar Esed rejiminin gayrimeşru ve baskıcı rejim olduğunu belirten konuşmasında Mursi, birkaç kez Suriye devrimini ve direnişini desteklediğini söyledi. Tek bir kez dahi kullanmadığı Bahreyn kelimesini 3 kez Farsça servis eden İran medyasının Mursi’nin konuşmasında yaptığı inanılmaz çarpıtma ve yalanlar nelerdi? Canlı yayınla tüm dünyanın gözü önünde, birçok devlet adamının hazır bulunduğu bir uluslararası zirvede bir devlet başkanının konuşmasını tamamen tersi bir şekilde son derece ahlaksız, dürüst olmayan ve farklı şekilde çevirmeye iten saikler neler? İran rejimi ve İran&Şii medyası ile karapropaganda lobisinin mantalitesi/medya dili bu analizde ele alınıyor.

Suriye halkının devrimine destek vermeye çağıran Mursi’nin uzun konuşmasının İran devlet medyasında ve çevirilerde çarpıtıldığı, bazı bölümlerinin kırpıldığı ve yanlış çevrildiği yönünde önemli haberler yayımlandı.

Mısır Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi, besmele ile başladığı konuşmasında selavat kısmında zikrettiği Hz. Ebubekir, Hz. Ömer ve Hz. Osman gibi sahabelerin ismi başta olmak üzere Suriye devrimini desteklediği kısımlar da dahil birçok önemli hususlar İran Resmi Devlet Ajansı (IRNA) tarafından verilmedi! Yine canlı yayın yapan Farsça 1. Kanal da tamamen buraları es geçti ve bolca çarpıtmanın yer aldığı bir çeviri ile haberlerini servis etti.

ÇARPITMA UZMANI İRAN MEDYASININ ÇARPIK ZİHNİYETİNE ÖRNEK: MURSİ KONUŞMASI

İran resmi medyasının, resmi olmadığı iddia edilen yarı resmi Fars Haber Ajansı, Abna Ehli Beyt Haber Ajansı vs gibi bolca tedavülde olan kanallar, siteler uydurma haberleri, çarpıtma ve manipülatif yapıları ile biliniyor. Türkçe İran lobisinin de bolca kullandığı Fars Haber Ajansı bunların başında geliyor. Örneğin daha cumhurbaşkanlığı makamına oturduğu ilk günlerde, olmamış, vukubulmamış bir röportaj servis edilmekteydi. Mısır Cumhurbaşkanı Mursi sözde Fars Haber Ajansına demeç vermişti!

Tamamen uydurma ve hayal ürünü olan bu habere anında yalanlama geldi. Dahası Irna da bunu yalanladı. Resmi tekzibe rağmen FHA ve türevlerinin yalanlardan hiç bir şekilde vazgeçmediği, Şii zihniyet dünyasının medya düzlemindeki yansımaları olduğunun bir kanıtı olarak siyasetini sürdürdüğü görülüyor.

Bu medya ve zihniyet yapısının ne denli çarpık/çarpıtma temelli olduğu Mursi’nin konuşmasının kamuoyuna nasıl yansıtıldığı meselesi irdelendiğinde açıkça ortaya çıkmaktadır. Bağlantısızlar Hareketi Zirvesi bunun en güzel örneği oldu.

İlk olarak; Mısır Cumhurbaşkanı, İhvanul Müslimin kökenli Dr. Mursi’nin isim isim Hz. Ebubekir, Hz. Ömer ve Hz. Osman ve Hz. Ali gibi zikrettiği sahabelere selam ettiği kısım İran resmi medyasınca es geçildi! Burada onun Hz. Peygamber ve ehli beytine salavat getirdiği iddia edildi! Elbette çevirideki sahtekarlık bununla sınırla kalmadı. Tabuşkoni adlı internet sitesinin haberi de en basit bir şekilde Şianın Sünni düşmanlığının nasıl tahammülsüz ve çarpıtmalara yol açtığını gösteriyor.

İkinci olarak; Mursi’nin Suriye devrimini açıkça desteklediği, devrimi selamladığı, Esed ve zalimleri kınadığı konuşmasında sesi kıstırıldı!

Üçüncü olarak; konuşma Arap Baharı’na gelince ve Mursi Tunus, Libya, Mısır ve Yemen’den bahsedince İran’ın Acem oyunu devreye girdi. Suriye ismi çeviride yer almadı! Arap Baharı cümlesi de çıkartıldı ve yerine Bahreyn konuldu! Oysa Mursi’nin Arapça konuşmasını dinleyen hiçbiri böylesi bir yalanı, böylesi bir kelimeyi dahi duymamıştı!

Dördüncü olarak: Arabiye’nin aktardığına göre İranlı basın aktivisti Ümit Mukaddem açıklamasında kendisinin simültane Farsça çevirisinde İran televizyon ve radyolarında üç kez Bahreyn ismini duyduğunu yazdı.

Tercümanın bunu kasden yaptığı çok ve net bir şekilde anlaşılmaktadır. Çünkü simültane çeviride yapılan hatalar genelde anlaşılmayan, yanlış anlaşılan veya fiilerin/terkiplerin, cümle yapılarının, teleffuzların, tamlamaların, atasözü ve deyimlerin ve sair hususlardan kaynaklanmaktadır. Hiçbir çevirmen konuşmacı Güney Afrika Cumhuriyeti derken bunu Yeni Zelenda olarak çevirmez! Tıpkı Mursi’nin konuşmasında açık ve net bir şekilde ifade ettiği gayri meşru Esed rejimi, zulüm sistemi ve buna karşı direnen Suriye direnişi, devrimi kelimesini İranlı tercümanların Bahreyn olarak çevirmesi gibi!

Baztab Imruz adlı site de Farsça çevirmenin Mursi’nin Suriye kelimesini kullandığında bunu Bahreyn olarak çevirdiğini yazdı!

Beşinci olarak; Çarpıtmalar aslında İran&Şii zihniyeti ve rejimin karakterini yansıtması açısından para-psikolojik, şizofrenik ve teo-paganist bir örneklem olarak değerlendirmeyi hak ediyor. Zira çeviriden ziyade televizyon ekranına yansıyan İran rejim yetkililerin beden dili her şeyi ortaya koymaktaydı. Üstün bir Aryan ırkı, Fars/Safavi emperyal hülyaları ile donanmış bir Şii İran rejiminin çöl/bedevi kültürü ile tanımladığı Arap ırkını temsilen Mursi’nin yaptığı konuşmalara yaklaşım tarzı bunun bir örneklem olarak değerlendirilmesini haklı kılıyor. Çünkü;

1- rejimin Nusayri-Şii denkleminde stratejik müttefik gördüğü Esed diktasını hedef alması,

2- Direniş ve Filistin davası bağlamında İran’ın kendisine biçtiği bölgesel rolü kabul etmemesi

3- İran’ın kurduğu Çin-Hindistan-Rusya bağlamındaki ilişkisi ve bunların BM Güvenlik Konseyindeki rolünü kabul etmemesi, yapının değiştirilmesini istemesi

4- İslam dünyasına liderlik yapma yönündeki ham hayallerini bir kez daha suya düşürerek Sünni Müslümanların gerçekleştirdiği devrimle yeni liderliğin Mısır ve bölge ülkeleri olduğunu ortaya koyması

5- Nükleer silah peşinde koşan İran’a net bir mesaj vererek kitle imha silahlarına karşı olduğunu belirtmesi

6- İran destekli ve yüzde yüz Veliyyi Fakihçi, Şii karakterli Bahreyn isyanını desteklemeyerek mezhepçiliğe karşı olduğunu göstermesi gibi Mursi’nin konuşmasında öne çıkan birçok önemli husus aslında hayati bir hususu da gözler önüne sermektedir. Bölgenin yeni liderleri İran’ın yayılmacı emellerini, Fars/Şii/Safavi terkipli Velayeti Fakih ideolojisinin ihracı temelli siyasetinin tehlikelerini net bir şekilde görmektedirler. İlk defa yıllardır basında, yayın organlarında, halk nezdinde dillendirelen bu tehdit/tehlike, Suriye bağlamındaki şer ittifakı ve İran’ın yıkıcı rolü uluslararası çaptaki bir katılımla sağlanan bir önemli zirvede, Tahran gibi İran’ın kalbinde, rejimin tüm en kilit isimlerinin bulunduğu bir ortamda Arap dünyasının lideri olan Mısır Cumhurbaşkanı tarafından ifade edilmekteydi.

En basit bir şekilde çeviriye çarpıtma olarak yansıyan bu durum; İran&Şii&Esed medyası ve karapropaganda lobisinin afallarcasına, alakasız mevzularla dallandırıp budaklandırarak Mursi’nin konuşmasını çarpıtıp, çaresiz bir şekilde tevile imkan vermeyecek netlikteki mesajı bulanıklaştırmaya çalışmaları ile devam etti.

Altıncı olarak; Arap Baharı kelimesi de çevirmenler tarafından çarpıtıldı ve Şiilerin rehberi Hamaney’in kullanımı olan İslami Uyanış adlı sözcükle değiştirildi! Birçok dünya ülkesinden üst / orta düzey katılımın olduğu, çeşitli uluslararası kanalların canlı yayımladığı bir konuşmada çok meşhur bir ifadenin bir çevirmen tarafından alenen çarpıtılması, yanlış çevrilmesi kişisel bir insiyatif olmaktan İran rejiminin bir siyaseti olarak daha öncesinde planlanan bir kurgu olduğu izlenimini vermektedir. Böylesi bir çarpıtma aslında büyük beklentileri olan, güçlü toplumsal kökenleri olan İran muhalefetine ve iç kamuoyuna da bir mesaj niteliği taşımaktaydı. Çarpıtma, olayları uydurma ve hayali senaryolarda uzman olan İran medyası, böylesi yalanlar ve çeviriler ile devrimin yaşandığı Mısır’ın Cumhurbaşkanının Tahran ile aynı zeminde olduğu imajını vermeye çalışmaktaydı!

Yedinci olarak; Yanlış çeviri değil tamamen yalan ve uydurma çeviri yapıldığının bir kanıtı da şu: Mursi konuşmasında Suriye rejimini zalim bir rejim olarak tanılmadı. Ancak İranlı çevirmen bu kısmı inanılmaz bir şekilde şöyle çevirdi: “Suriye’de bir kriz var. Hepimiz Suriye’deki yönetici rejimi desteklemeliyiz. Suriye’de reformlar yapılmalıdır ve herhangi bir yabancı müdahale önlenmelidir! İşte bizim tutumumuz budur!” Decarben adlı internet sitesi de Suriye ile ilgili kısımlarda açık çarpıtmalar olduğunu yazdı.

Sekizinci olarak; İran’ın objektif medyası ve haber kanalları, çevirinin nasıl ahlaki zeminden uzak olarak yalanlarla dolu olduğunu yazdı. Bunlar arasında Mursi’nin yanı sıra BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon ile BM Genel Kurul başkanı Nasır Abdulaziz’in Suriye ile ilgili konuşmalarının da çarpıtıldığı kısımlar öne çıkıyor!

Cihan News ve Asr İran adlı siteler de açıkça kesintiler ve çevirilerdeki çarpıtmaları yazdı.

SONUÇ:

Çoğunluğu Arapça bilmeyen ve Farsça’ya itimat eden yakindoguhaber, rasthaber, velfecr, mutezil, safakmedya, israhaber vs gibi İran&Şii karapropaganda sitelerinin ve kalemlerinin böylesi bir yalanı Farsça’dan direk çevirip Türkçe olarak yayımlamalarından başka bir şey de beklenmeyecektir! Bu tür durumda yalanların tek merkezden üretilip kademeli olarak yayıldığı; ancak hakikat ile gerçek ile yakından uzaktan alakalı olmadığı da çok net şekilde anlaşılmaktadır. Tıpkı Suriye bağlamındaki haberlerin tamamına yakınında olduğu gibi! İran & Şii medyasının manipülatif ve yalanlar üzerine kurguladığı dünyanın sanal olduğu böylece net bir şekilde bir kez daha tüm dünyanın gözleri önünde cereyan etmektedir. Mezkur medyanın, objektiflik, dürüstlük, sadakat ve etik anlamında açıkça sınıfta kaldığı görülmektedir.

Esed medyasından ed-Dünya kanalı ve Suriye kanalının, Maliki ve Iraklı Şii örgütlere ait sitelerin, kanalların, Hizbullah’a ait Menar, İntikad gibi medyanın yalanlar, uydurma senaryolar, paralı aktörler ve rejimin maaşlı unsurlarının kullanıldığı paravan haberler ile itibar edilmeyen yapılar olmasının sebebi yukardaki zihniyet/siyaset algılayışında gizli.

Foto: Hizbullah’ın el-Menar’ı da çarpıtmalı olarak vermiş…Mursi’nin zalim Esed rejimini telin ettiği ve devrimi desteklediği, defalarca kullandığı tek bir kelime bile yer almamış!

Türkiye’de çoğunluğunu Şiileşmiş ve İran fonlarıyla beslenen kesimlerin yürüttüğü internet sitelerinin ve yayın kuruluşlarının Suriye devrimiyle birlikte neden itibar edilmeyecek, güvenilmez, subjektif, manipülatif ve dezenformasyon ile dolu karapropaganda şebekesi olduğu sorusunun cevabı da böylece ortaya çıkmaktadır.

E-BOOK : BLOODROSE


Synopsis:

The third book in the phenomenal New York Times bestselling series is now in paperback!

Calla has always welcomed war. But now that the final battle is upon her, there’s more at stake than fighting. There’s saving Ren, even if it incurs Shay’s wrath. There’s keeping her brother, Ansel, safe, even if he’s been branded a traitor. There’s proving herself as the pack’s alpha, facing unnamable horrors, and ridding the world of the Keepers’ magic once and for all. And then there’s deciding what to do when the war ends. If Calla makes it out alive, that is.

School Library Journal:

Gr 10 Up—It is always difficult to come to a trilogy on the third book. While some aspects of the world Cremer creates are tough to grasp for first-timers, she does a better-than-average job of catching readers up on what’s happened in the previous two books. This is the story of Calla and Ren, two alpha werewolves destined to mate, and Shay, the human Calla changes into a werewolf to save him. Now revealed as the scion, Shay leads the quest for swords and scabbards that will enable the werewolves (Guardians) and humans (Searchers) to destroy the evil, slave-owning witches (Keepers). Both the quest and the triangular love story are old hat—as are werewolves as central characters at this point. Nevertheless, Bloodrose is a fun read, and a must-have for fans of the earlier titles.—Nina Sachs, Walker Memorial Library, Westbrook, ME

Biography:

Andrea Cremer lives in Minneapolis, Minnesota, where she’s a professor in the history department at Macalester College.Wolfsbane is her second novel.

PANORAMA 11


İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: