Günlük arşivler: Ağustos 4, 2012

SLAYT SHOW : SOMALİ


Somali.pps

SLAYT SHOW : KUŞ BAKIŞI


Kubak .pps

Chinese Lunar New Year 2012


Polonya ….


Poland – Province Mazowieckie.pps

ERGENEKON TÜM İDDİANAMELER BU ADRESTE //// ÖZEL BÜRO BLOG ///


İDDİANAMELER İNDİRME LİNKİ :

https://derinistihbarat.wordpress.com/dosyalar/

ERGENEKON SANIKLARINDAN HUSUSİ ERGENEKON TARİFİ (MUTLAKA OKUYUN !!)


BUGÜNE KADAR ERGENEKON HAKKINDA BİLEN BİLMEYEN KONUŞTU.

HAYATLARI BOYUNCA SİLİVRİ’DEKİ DURUŞMA SALONUNA UĞRAMAMIŞ,

BİR KEZ DAHİ ERGENEKON SANIKLARININ HAKLARINDAKİ SAÇMA İDDİALARA DAİR YAPTIKLARI AÇIKLAMALARI DİNLEMEMİŞ,

NİCE İNSAN MÜSVEDDESİ MEYDANI BOŞ BULUNCA;

DAHA DA KOMİĞİ RÜZGARDAN NEM KAPIP GAZA GELİNCE ATTI TUTTU.

ŞİMDİ SİZE GERÇEK ERGENEKON SANIKLARINDAN ERGENEKON NEDİR ANLATACAĞIZ.

İNDİRME LİNKİ : https://derinistihbarat.wordpress.com/dosyalar/

MÜZİKAL İLLUMİNATİ (VİDEO)


Müyesser’den mektup var: ‘Yanıyorum!’ Mustafa Mutlu


Odatv Davası sanıklarından Müyesser Yıldız, “içeride” olduğu soğuk kış günlerinden birinde bir mektup göndermiş ve “Üşüyorum” demişti…

Müyesser artık özgür ama yine anlatacak çok şeyi var…

İşte bu yüzden mektuplaşmaya (!) devam ediyoruz:

***

“Merhaba; Mahallemizin Delikanlısı,

Dışarıdan ilk mektubum bu… ‘Özgürlükte’ diyemiyorum maalesef…

Silivri’den yazdıklarımdan tek farkı var benim için, “Görülmüştür” damgası olmayacak!

Sözüm ona damga yok, ama birçok gözün izlediğini biliyoruz değil mi?

‘Üşüyorum’ demiştim Silivri’den yazdığım mektupta, şimdi ise ‘Yanıyorum…’

‘Özgür’ insanların hissettiği sıcaklığın iki mislini düşünün Silivri için…

Demirlerden, betonlardan alev fışkırıyor şu anda.

Nefes almak mümkün değil.

Genç Barışlar da, belli bir yaşın üzerinde veya hasta olan Mehmet Haberal, Fatih Hilmioğlu, İlker Başbuğ, Mustafa Balbay, Tuncay Özkan; hasılı hiçbiri uyuyamıyordur eminim.

Su da yok… Geçen yıl Ramazan Bayramı’nda Silivri’deydim. Silivri’de bayram sabahını yazarken, susuzluğumuzu anlatmış, ‘Bir tas su da Silivri önüne bırakın. Duş alırken bir tas da bizim için dökünün’ demiştim.

İnanın duşa giremiyorum onları düşündükçe…

Bu dış yangın; bir de iç yangın var ki!.. Hani ‘Psikolojik İşkence’ başlıklı yazında biz tahliye olanların ismini sayıp, ‘Hangisi kaçtı?’ demiştin ya, iç yangın derken bunu kastediyorum.

O iç yangın biz tahliye olanları da, kalanları da yakıyor. Nasıl mı? Anlatayım:

***

Tahliye olduğum 18 Haziran’daki duruşmada 15-16 aydır tutuklu olduğumuzu, hâlâ ‘delil toplanmasından’ söz edildiğini, 3 aydır TÜBİTAK raporunu beklediğimizi hatırlattım ve şunu sordum:

‘Savcılar görevini yapmıyor; biz yatıyoruz, TÜBİTAK görevini yapmıyor; biz yatıyoruz. Acaba delilleri bizim toplamamız gerekiyor da biz mi bilmiyoruz?’
Şimdi sizi o duruşmadan 12 gün öncesine götürmek istiyorum.

6 Haziran 2012 günü mutat aylık tutukluluk hâlinin incelenmesi kararı çıktı. Tutukluluk hâlimizin devamına karar verilmişti. Kararda ben, Soner Yalçın ve diğer sanıkların tümü için şu uzun gerekçe yer alıyordu:

‘Üzerlerine atılı suçların vasıf ve mahiyeti, sanıkların evlerinde ve işyerlerinde yapılan yasal arama sonucu elde edilen döküman, dijital veri ve diğer delillerin içeriği, iletişim tespit tutanakları, fiziki takip tutanakları ve dosyada mevcut tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde kuvvetli suç şüphesini gösteren olguların bulunması, delillerin henüz tamamen toplanamamış olması, sanıklar ve müdafiilerinin dilekçelerinde ve duruşmada ileri sürdükleri gerekçeler de dikkate alınarak (../..) sanıkların tutukluluk hallerinin devamına oy birliği ile karar verildi.’

***

Duruşmada ne oldu?

Benim tahliyeme, diğerlerinin tutukluluğunun devamına karar verildi.

Ve benim için ne yurtdışı yasağı konuldu, ne de adli kontrol.. (Şimdi vicdanen rahat etmek için, emniyet müdürü olan eşime takılıyorum. Yarım gün benim için, yarım gün de devlet için çalış, beni izle bari diye…)

Hani 12 gün önce kaçma ihtimalim vardı?

Hakkımızdaki tek somut ‘delil’, bilgisayarıma yüklenen o ‘virüslü sözde belgeler’di. Eee; TÜBİTAK’tan beklenen rapor da gelmemişti. Buna rağmen ben niye tahliye edildim de, diğerleri kaldı?

Tahliye olduğum gece Silivri kapısından çıkmadan, ‘Ben niye tahliye edildim?’ diye sordum.

İstedim ve bekledim ki, insanlar çok yüksek sesle ‘Diğerleri niye tahliye edilmiyor?’u sorsun…

İnanın hâlâ bunun gayreti içindeyim ve o sorunun cevabını arıyorum.

Dahası var; İlk duruşmada ‘gazeteciliğin yargılandığı’ bu davada savunma yapmayacağımı söyledim.

Üstüne bunun bir ‘hukuk’ davası olmadığını, dolayısıyla avukata ihtiyaç bulunmadığını belirtip, avukatımın görevi bırakmasını istedim.

Özetle, savunma yapmadan ve avukatsız tahliye oldum. Benim durumum hukuk tarihinde herhalde bir ilktir.

Sorum Silivri’nin farkında olmayan veya olmak istemeyenlere:

Sizce bu tabloda hukuk, insanlık, vicdan adına bir terslik yok mu?

Silivri’de sadece insanlar değil, hukuk-adalet yanıyor, inanın!..

***

Herhalde kedim Adalet’i (CHP Milletvekili Melda Onur’un hediye ettiği kediye bu ismi verdim) merak ediyorsunuzdur.

Henüz çok küçük, altını tutamıyor, ortalığı batırıyor. Eğitimini sıkı tutuyorum, birkaç güne kalmaz, altına kaçırmayı bırakır eminim. Keşke ülkemiz adaletini de böyle toparlayabilsek!..

Silivri, Hasdal, Hadımköy, Maltepe’deki dostlara ve manevi oğlum Çağdaş Ulus’a kucak dolusu sevgi ve selamlar…

Müyesser YILDIZ”

***

GÜNÜN SORUSU

Daha önce dünyanın herhangi bir ülkesinde, ‘Beni neden tahliye ettiniz?’ diye soran, hatta yakınan bir tutuklu olduğunu duydunuz mu?
On gün sonra görüşmek üzere!

Yorgunum… Son iki yıla günde dört ayrı konuda olmak üzere bin beş yüze yakın yazı, iki kitap, yetmişe yakın konferans ve imza günü sığdırdım.
Ama artık “izin yapmak”tan bile çekiniyorum.

Çünkü ne zaman birkaç günlüğüne yazılarıma ara versem, iktidar bağımlısı (artık yandaş demeyeceğim, çünkü o aşamayı çoktan geçtiler) bazı internet sitelerinde kovulduğuma dair yazılar yayınlanıyor. Haliyle bu yazılar da size kadar yansıyor ve ortalık karışıyor.

Açık seçik yazıyorum:

Denize gireceğim, balık tutacağım, uyuyacağım…

Ülkem size emanet!

On gün sonra; yani 15 Ağustos 2012 Çarşamba günü görüşmek üzere; hoşça kalın…

ISCI PARTISI SORDU, HILMI OZKOK YANITLADI!


İşçi Partisi sordu Hilmi Özkök yanıtladı…İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’in avukatı Hasan Basri Özbey, Ergenekon Davası’nda tanık olarak ifade veren Eski Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök’e çarpıcı 14 soru yöneltti.

İşte o sorular ve yanıtları:

Av. Hasan Basri Özbey:
Ergenekon şemasında isimlerini gördüğünüz eski komutanlarınız İsmail Hakkı Karadayı ve Hüseyin Kıvrıkoğlu’na bilgi verdiniz mi?

Hilmi Özkök:
Hayır, kesinlikle hiç kimseye bilgi vermedim.

Av. Hasan Basri Özbey:
MİT Müsteşarı Şenkal Atasagun tarafından 10 Temmuz 2003 tarihinde “haftalık arz”da size sunularak resmileştirilen, MİT tarafından hazırlanmış “Ergenekon” şeması ve raporlara yani Resmi belgeye neden “gayrı resmi” diyorsunuz?

Hilmi Özkök:
Sadece haber özelliği olan bir bilgiydi. Ham bilgiydi. İstihbarat niteliği yoktu.

Av. Hasan Basri Özbey:
Bu belgeler 2002 yılında size el altından verildi mi? Verildiyse kim verdi? Elatından verilen bu belgeleri kullandınız mı?

Hilmi Özkök:
Hayır verilmedi.

Av. Hasan Basri Özbey:
MİT Müsteşarı Atasagun’un size resmen verilen bu belgeleri neden Genelkurmay kayıtlarına geçirmediniz?

Hilmi Özkök:
Bu soruya cevap vermek istemiyorum.

Av. Hasan Basri Özbey:
Gönderilen belgenin “arşivlere geçecek mahiyette olmadığını” söylüyorsunuz. Şemayla gönderilen ön yazıda "organize bir faaliyet”ten söz ediliyor. Bu belgeler, arşivlere geçecek mahiyet taşımamakta mıdır?

Hilmi Özkök:
Bu soruya daha önce cevap vermiştim.

Av. Hasan Basri Özbey:
MİT tarafından gönderilen bu rapor ve şemaları gayrı resmi olarak kimlere ilettiniz?

Hilmi Özkök:
Hiç kimseye iletmedim.

Av. Hasan Basri Özbey:
Dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ve Başbakanı Bülent Ecevit’e bu konuda herhangi bir bilgi ve belge verdiniz mi? Vermediyseniz; neden vermediniz? Niçin gizleme gereği duydunuz? Suç kanıtı olduğu için mi?

Hilmi Özkök:
Bu benim görevim değil.

Av. Hasan Basri Özbey:
MİT’in teslim ettiği resmi belgeleri kayda geçirmemeniz ve halen gizleme gayreti içinde olmanız suçu ve suçun delilini gizlemek için mi?

Hilmi Özkök:
Bu soruya yanıt vermek istemiyorum.

Av. Hasan Basri Özbey:
Belgelerin akıbeti hakkında “imha ettirdim”, “hatırlamıyorum” gibi beyanlarda bulundunuz. İşi biten belgeleri emekli olunca cebinizde götürdünüz mü? Bunlar halen özel evraklarınızın arasında duruyor mu?

Hilmi Özkök:
Bunu daha önce açıklamıştım. Kendim imha edecek değilim. İstihbarat Daire Başkanına vererek imha ettirdim.

Av. Hasan Basri Özbey:
Türk Ordusu’nu ve komutanlarını dayanaksız raporlarla suçlayanların cezalandırılmaları için neden soruşturma açmadınız?

Mahkeme Başkanı Hüseyin Özese, Özbey’in sözünü,"Bu soruya izin vermiyorum" diyerek kesti. Ardından Özbey sorularına devam etti.

Av. Hasan Basri Özbey:
Ergenekon savcılarının sizin tarafınızdan “hukuki dayanaktan yoksun” olarak nitelenen bu rapora dayanarak iddianame hazırlamalarını nasıl açıklıyorsunuz? Ergenekon tertibini destekliyor musunuz? Silah arkadaşlarınızın hapse atılmalarını içinize sindirebiliyor musunuz?

Mahkeme Başkanı Hüseyin Özese:
Bu soruya izin vermiyorum.

Hasan Basri Özbey:
DSP İzmir Milletvekili Recai Birgün; “2002’de Ecevit Hükümeti bir darbeyle yıkıldı” açıklamasını yaptı. Bu belgelerin Ecevit Hükümeti’ni devirip Tayyip Erdoğan’ları iktidara getirmek için kullanıldığı ortaya çıktı. Bu konuda ne diyorsunuz?

Mahkeme Başkanı Hüseyin Özese:
Bu bir yorum sorusudur. Bu soruya izin vermiyorum.

Av. Hasan Basri Özbey:
3 Kasım 2002 seçimlerinin hemen ardından hiçbir resmi sıfatı olmayan, Tayyip Erdoğan’la Genelkurmay Karargâhında ne konuştunuz, neler planladınız?

Hilmi Özkök:
Bu soruya cevap vermek istemiyorum. Bu benim takdirimdir.

Av. Hasan Basri Özbey:
Bu belgeler, 10 Temmuz 2003’ten sonra Türk askerinin Kuzey Irak’tan çekilmesinde kullanıldı mı?

Mahkeme Başkanı Hüseyin Özese:
Bu bir yorum sorusudur. Bu soruya izin veremem.

Av. Hasan Basri Özbey:
20 Nisan 2004 günü Harp Akademilerinde yaptığınız konuşmada “milli egemenliği modası geçmiş bir kavram” olarak izah ettiniz. Milli Devletin Genelkurmay Başkanı olarak milli egemenliği reddetmeniz, darbe programında üstlendiğiniz rolün gereği miydi?

Mahkeme Başkanı Hüseyin Özese:
Bu soruya izin vermiyorum…

Emin Çölaşan: YAŞ toplantısını açıklıyorum


SEVGİLİ okuyucularım, bildiğiniz gibi Yüksek Askeri Şura toplantısı dün başladı. Ben de gazeteci kimliğimle toplantıda konuşulanlan biraz araştırayım dedim ve elime bu çok gizli toplantının konuşma bantları geçti!

Bu muazzam gazetecilik olayını şimdi sizlerle paylaşıyorum!

Şura üyesi orgeneral ve oramiraller yerlerini almıştı.
Toplantıya başkanlık edecek olan sayın başbakanımız onlar yerine oturduktan sonra salona girdi.

Ortalıkta Genelkurmay Başkanı olduğu zaman başbakanın sağına otururdu.

Fakat bu kez Genelkurmay Başkanı yoktu! Onun vekili yapılan sayın orgeneralimiz Necdet Özel, sayın başbakanımızın yanına değil sağ kenarına oturmuştu.

Sayın başbakanımız salona girdiği anda kısa bir şaşkınlık geçirdi. Şimdi bu gizli görüşmeleri size resmi
kayıtlardan açıklıyorum:

• • •

Tayyip: “Merhaba paşalarım, nasılsınız, iyi misiniz? İyisiniz maşallah, sizi iyi gördüm!”

Yanıt yok… Sessizlik!..

Tayyip: “N’oldu yaa, Necdet Paşam hariç hepinizin suratından düşen bin parça.”

Yine sessizlik!

Tayyip: “Arkadaşların bazısını göremiyorum.”
Bir orgeneral: “Bir arkadaş tutuklu, o gelemedi.”

Tayyip: “Kim var tutuklu?”

Başka bir orgeneral: “Orgeneral Bilgin Balanlı var. Darbecilikten tutuklu! Hani sizin iktidara karşı darbe yapacaktı ya!..”

Tayyip: “Vay be, valla bilmiyordum. Haberim olsa tutuklatmazdım… Bakın size bir şey anlatayım. Sizin komutanlar geçen gün bana geldiler, uzun uzun konuştuk. Bu ne rezalettir, tutuklaya tutuklaya orduda general bırakmadınız diye yakınıyorlardı. Eeee kardeşim, darbe yapmaya kalkışanın sonu budur. Biz burada bostan korkuluğu muyuz! Elin mahkum, tutuklanacaksın…”
Bir orgeneral: “İyi de, arkadaşlarımız arasında henüz yargılanıp ceza almış olan hiç kimse yok. Nereden biliyorsunuz bunlann darbeci olduğunu?”

Tayyip: “Eee yani paşam, bildiğiniz gibi Türk yargısı tamamen bağımsızdır. Biz bu gibi konularda yargıya karışamayız, müdahale edemeyiz. Yargı ne karar verirse saygımız sonsuzdur.”

Bir orgeneral: “İyi de, geçmişte hoşunuza gitmeyen yargı kararları olunca ayağa kalkıp en ağır lafları ederdiniz. Danıştay bir karar verirdi, siz ‘Ulemaya sor’ derdiniz. Bunlar unutulmadı. O zaman acaba yargı bağımsız değil miydi?”..

Tayyip: “Paşam geçelim şimdi bunları. Öbür eksiklerimiz kim?”

Tek oramiral: “Daha üç gün önce Genelkurmay Başkanımız ve üç kuvvet komutanımız istifa etmişti ya, onlar da bugün yok!”

Tayyip: “Yanlış anlama olmasın, onlar istifa etmedi. Onlar emekliliklerini istedi. Kendi arzularıyla emekli oldular…”

Sayın başbakanımızın gözü tam bu sırada, toplantıda hazır bulunan Ege Ordu Komutanı Orgeneral Nusret Taşdeler’e takılır:

Tayyip: “Pardon paşam, siz kimdiniz?”

Taşdeler kendini tanıtır:

“Ege Ordu Komutanıyım.”

Tayyip: “Oooo, sizin de hakkınızda yakalama kararı verdi savcılık. Siz ne arıyorsunuz buralarda? Yakalanması istenen biri nasıl bizim aramızda olur? Ya şimdi polis gelip sizi yakalarsa!.. Ya sizi yaka paça götürürse!..

Çağırın benim koruma amirini, gelsin buraya…”

Birazdan koruma amiri gelir:

Tayyip: “Bak oğlum, bu Taşdeler Paşa’yı yakalamaya gelirse polisler, onları içeri almayın. Bu toplantıda olmadığını söyleyin. Toplantı bitince ben onu bizzat götürüp teslim ederim…”

Sessizlik!..

Tayyip: “Yaa arkadaşlar, aranızda hiç havacı yok mu?

Bir orgeneral: “Havacı mı bıraktınız! Havacılarda bu toplantıya katılacak orgeneral kalmadı ki!..”

Tayyip: “Bakın paşalarım, siz benim memurumsunuz. Ben ne dersem o!.. İleri demokrasi var, her şey var. Bundan sonra darbecilik yok.” ?

Bir orgeneral: “Beyefendi, darbeci dediğiniz o arkadaşlarımız eğer darbe yapmak isteseydi, önlerinde hiçbir güç duramazdı. Hele siz hiç duramazdınız.”

Tayyip: “Öyle diyorsunuz ama bizim Bülent Arınç çok güzel bir laf etmişti. Ben onun arkasındayım.”

Bir orgeneral: “Ne demişti o suikast mağduru Bülent?”

Tayyip: “İyi ki bu ordu savaşa girmemiş. Yoksa bunların savaşacak hali yokmuş demişti…”

Bir orgeneral: “Sayın başbakan, bizim savaşacak halimizin olup olmadığını Bülent nereden bilir! Şimdi siz bunları bırakın da, bizim 44 general ve amiralimiz tutuklu. Ayrıca albaydan teğmene, astsubaydan uzman çavuşa 300′e yakın silah arkadaşımız tutuklu. Ne olacak bu arkadaşlarımızın durumu? Baku», şurada gördüğünüz Ege Ordu Komutanı için yakalama kararı çıkarıldı. Bu nasıl iştir, bu nasıl ülke yönetimidir? Şimdi bu pırıl pırıl komutanlardan çoğunun terfi zamanı. Bunların hesabını kim verecek? Bu arkadaşlarımızın yargılanması ne zaman bitecek? Ya suçsuz oldukları ortaya çıkarsa ne olacak?

Siz bunları hiç düşündünüz mü?”

Başka bir orgeneral: “Dört komutanımız niçin istifa etti?..”

Tayyip: “İstifa değil o, emekli olmayı istediler!”

Bir orgeneral: “Hayır efendim, istifa ettiler, dolayısıyla emeklilik istediler. Gerçekleri hiç değilse bizim yanımızda çarpıtmayın.”

Tayyip: “Siz merak etmeyin paşalarım, bağımsız yargı her konuda en isabetli kararı verecektir. Yargı bizden emir ve direktif asla almaz! Emekli oldukları da çok iyi oldu çünkü bunlar bana gelip hapisteki silah arkadaşlarının mağdur olduğundan, bu işe çözüm bulunması gerektiğinden söz ettiler. Tek çözüm yeri yargıdır!”

Bir orgeneral: “Ama hukuk kurallarına göre bir insanın suçlu olduğu belgelerle kanıtlanmadıkça, masumdur.”

Tayyip: “O sizin görüşünüz. Yeni Genelkurmay Başkanımız Necdet Özel Paşamız acaba sizlerle aynı şeyi mi düşünüyor? Hiç sanmam! Ama bazıları daha ilk günden, Özel Paşamızın bizim adamımız olduğunu, yeni bir Hilmi Özkök döneminin başladığını iddia ediyor. Şimdi onun hatırı için arkadaşlarınıza bazı kolaylıklar sağlayacağız. O kararların ne olduğunu önümüzdeki günlerde hep birlikte göreceksiniz.”

Bu arada toplantıda bulunan Orgeneral Saldıray Berk’e döndü:

“Pardon, Saldıray Paşa siz misiniz?..”
Sessizlik!..

“Size de cuntacı diyorlar. Bize karşı olduğunuzu duyuyorum. Hiç hoşlanmadığım birisiniz. Yeriniz bu toplantı değil, çoktan beri cezaevi olmalıydı! Niçin istifa edip gitmiyorsunuz siz?..”

Yine sessizlik!..

• • •

Sayın başbakanımız toplantıda daha sonra dünkü gazetelerden bazı manşetleri okudu:

“Bakın paşalarım, bakın benim sayın memurlanm, bugünkü (yani dünkü) gazeteler ne güzel, ne anlamlı manşetler atmış. İşte size birkaç örnek: Taraf demiş ki Balyoz tutuklusu general ve amiraller, nice subayın irticacı diye ordudan atılmasında kullanılan madde ile emekli edilebilir… Star diyor ki TSK’da darbeci general kalmayacak… Yeni Şafak diyor ki cuntacının işi YAŞ… Akit diyor ki Demokratik ilk YAŞ… Demek ki medya bizim arkamızda ve bize destek veriyor!.. Evet, şimdi gündeme geçelim. Hükümet olarak kimi istiyorsak terfi ettiririz, eksiğimiz kalırsa işi 2012 ydında toptan bitiririz. Biz sabretmeyi biliriz. Memurumuzu okşarız da, döveriz de. Öyle değil mi Necdet Paşam!..”

Elime ulaşan toplantı tutanaktan bu kadardı! Ötesini sonra yazarım!

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: