ABD’nin Türkiye İçin Beyzbol Sopasına İhtiyaç Var mı?


1 Ağustos 2012’de Türk basını biraz da magazinsel olarak ABD Başkanı Barack Obama ile Başbakan R. Tayyip Erdoğan’ın telefon görüşmesi sırasındaki resmi üzerinde yoğunlaştı. Bunun sebebi, Obama’nın elindeki beyzbol sopası idi.

Resme “muhalefet” gözüyle yaklaşanlar, Obama’nın Erdoğan’ı tehdit maksadıyla sopayı gösterdiğini ileri sürdüler. Onlara göre bu durum Türkiye’nin onurunun ayaklar altına alınmasıyla eş anlamlıydı. Bir köşe yazarı bu sopalı resmin “Türkiye’nin bölgesel iddialarına yönelik bir tehdit olarak ‘masa altından sopa’ gösterisi!” olduğunu savundu. Buna karşılık iktidar yanlısı olmayanlar da dâhil, Amerikalıların İngiliz protokol kurallarından bihaber ve serbest hareketlerini bilenler, Obama’nın bu hareketini normal ve “samimi” bir yaklaşımın sonucu olduğunu söylediler.

Ancak, “dost” ABD, Türk kamuoyunun merakını kısa sürede giderdi. Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi Sözcü Yardımcısı Caitlin Hayden 3 Austos’ta “Bu fotoğrafı sadece, Başkan Obama’nın Başbakan Erdoğan ile devam eden yakın ilişkisini vurgulamak ve onların Suriye’de kötüye giden durum hakkındaki önemli görüşmelerine dikkati çekmek amacıyla yayınladık!” şeklinde açıklama yaptı ve kamuoyu da komplo teorilerinden kurtulmuş oldu.

ABD’nin Türkiye’ye Bir şey Yaptırtmak İçin Sopaya İhtiyacı Yok!

ABD, özellikle 2010 sonbaharından itibaren olmak üzere, Obama’nın başkanlığı ile birlikte en uyumlu dış politikayı Türkiye ile gerçekleştirmektedir. Nisan 2009’da NATO’nun 60’ncı kuruluş yıldönümünün de kutlandığı Strasburg-Kehl zirvesi Obama’nın katıldığı ilk NATO zirvesiydi. Zirve öncesinde Türkiye Danimarka Başbakanı Rasmussen’in NATO Genel Sekreterliği adaylığını reddediyordu. Sebebi bölücü PKK’ya destek veren Roj Tv’ye izin verilmesi ve Müslümanları yaralayan “Peygamber” karikatürleriydi. Ama Obama, gülümseyerek ve kola dokunan bir beden dili ile Türk devlet adamlarını ikna edivermişti.

Mart 2012’nin sonlarına doğru Başbakan R. Tayyip Erdoğan, Güney Kore’nin başkenti Seul’deki “Nükleer Silahların Azaltılması” toplantısı sırasında da Obama ile 1.5-2 saat görüştü. Erdoğan’ın bu görüşme öncesinde Suriye ağırlıklı olarak birçok konuda Obama’yı ikna edeceği ileri sürülüyordu. Ancak anlaşılan Obama söylenilenleri gülerek dinlemiş, sonunda da “Müttefikimiz ve dostumuz Türkiye’nin de İran’dan petrol-doğalgaz ticaretini kesmesini veya en azından azaltması bizi memnun eder!” demiş olmalıydı.

Nitekim Başbakan Erdoğan’ın İran’a da uğradığı ziyaretin ardından, İran’dan petrol alımı %20 kesildi. Bir süre sonra İran’dan petrol ihracatının %10 daha kesilmesi kararı alındı. Böylece, İran’dan petrol alımını büyük ölçüde azaltan Türkiye’ye ABD yaptırımları 180 günle sınırlı bir ‘istisna’ bahşedilmişti!

Türkiye’nin İran’a karşı bu “ABD yanlısı” tutumu sebebiyle 2012’nin ilk 6 ayında Türkiye’ye gelen İranlı turist sayısı %39-40 civarında azaldı. Üstelik İran, hem NATO Kürecik Radarı, hem ABD üsleri ve hem de Türkiye’nin Suriye’deki Esad rejimine yüklenmesi sebebiyle Türkiye’yi 2011’in son çeyreğinden itibaren defalarca tehdit etti.

Türkiye, her ne kadar İran’dan aldığı petrolde azaltma yapsa da, İran’a karşı bankalar arası para transferi işlemi (swift) de önlendiğinden, bu ticareti altın karşılığı ya da Türk parası ile yapıyordu.

Ancak ABD, “yabancı firmaların İran’dan petrol satın almasını ve para transferlerini zorlaştırmaya” karar verdi. Ağustos 2012 başlarında da Obama, “İran’ın enerji ve petrokimya sektörüne yönelik yeni yaptırımları öngören” kararnameyi imzaladı. Bu karar gereği, halen “yaptırımları atlatmak” için kullanılan diğer ödeme şekilleri de engellenmektedir.

Yani artık Türkiye’nin de İran’la takas ya da altın karşılığı (veya iki ülkenin kendi paraları ile) ödeme konularında ısrar eden firmalara yaptırım söz konusudur. Bu gelişmenin Türkiye-İran ekonomik ilişkilerini olumsuz etkileyeceği değerlendirilmektedir.

2 Ağustos 2012’de, ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Patrick Ventrell, Türkiye’nin Suriye sınırındaki askeri hareketliliği için “Türkiye’nin kendi ulusal güvenlik çıkarlarını anlıyoruz. Ama şu anda (durumu) daha fazla askerileştirmenin ilerlenecek yol olduğunu düşünmüyoruz!” şeklinde bir ifade kullandı. Yani Türkiye’ye “Fazla ileri gitme!” dedi. Acaba AKP iktidarı döneminde Türkiye’nin “dost”luğunu iyice pekiştirdiği ABD, ya ‘dost’ değil de ‘düşman’ olsa ne yapardık?

Sonuç

Türk dış politikası özellikle Orta Doğu’da bağımsızlığını yitirmiş ve ABD’nin güdümüne görüntü sergilemektedir. Cumhuriyet’i kuranların Türkiye özlemi bu değildi!

Etiketlendi:, , ,

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: