Günlük arşivler: Ağustos 9, 2012

Rothschild, Illuminati, Satanizm ve Yeni Çağ +18


http://michaelsikkofield.blogspot.com/2011/08/rothschild-illuminati-satanizm-ve-yeni.html

Merhaba kaynatasızlar.

Alın lan playlist’imi paylaşayım sizle, okurken fon müziği yaparsınız, dev hizmet ehehe:http://sikkofield.fizy.com/p/anayunamu

İnsanlara Illuminati’nin ne olduğunu anlatmaya çalışmak, blok flütte "do" sesi çıkarmak gibidir. Genelde çoğu cıbıliyetsiz serçe parmağı ile o en uçtaki "do" deliğini doğru düzgün kapatamazdı ilkokuldayken, ve do yerine "füüühhhöörk" diye itici bi ses çıkartırdı. Aha Illuminati de öyle işte, karşınızdakine doğru yerden dem vuramayıp, biraz da bilgi eksikliğinden dolayı saçmalarsanız anında itici gelirsiniz, "komplo teorileri bunlar yeeaa" tavırlarıyla karşı karşıya kalırsınız içi boş sığırların. Aslında çok ciddi bir konudur, fakat malesef ironik bir şekilde çok fazla ayağa düşmüştür. Konu hakkındaki tek bilgisi Dan Brown’ın kitaplarından öteye geçemeyen eğitimli sığırların gözünde Illuminati, yeni bir bilim kurgu romanıdır, yeni bir boş hevestir.

Öyle mi?

Senin hayatına yön veren adamlardır Illuminati. Siyonistlerdir, farmasonlardır, medyaya ve güce sahip olan para babalarıdır. Senin tesadüf sandığın olayların çıkış kaynağıdır Illuminati.

Sik kafalının teki burada daha 2 hafta önce Stanley Kubrick konulu yazısında overdose’dan ölen genç kadın sanatçıları anlatmışken, şaka gibi bunun üzerine 27 yaşındaki Amy Winehouse’un "overdose" yüzünden öldüğü haberlerini okuyorsan, üzerinde düşünmen gereken konudur Illuminati.

Daha evvelki hafta 90 kişiyi katleden Norveçli teröristin mason olduğunu ve internet sitelerinde İslam karşıtı yazılar yazdığını öğreniyorsan, bu telkinleri vermiş olması muhtemel güç sahipleridir Illuminati.

He belki de adları Illuminati değildir, ne önemi var? Illuminati, siklüminati, treleyleyoloji olsa ne farkeder? İsmine takılma salak herif, siyonizmdir Illuminati. Toplumların hayatına yön veren para babalarıdır. Luciferianizm’dir Illuminati.

Ah entelektüel özentisi eğitimli sığır ah, sadece Akp’ye oy verenler koyun değil bu ülkede. Sadece cübbe takanlar yobaz değil bu ülkede. Onları aklamaya çalışmıyorum fakat çok yobaz tanıyorum converse ayakkabı giyen, "hacı naber yeeaa" diye konuşan, ismi Abdullah değil Berkcan, Ümmü Gülsüm değil de Selin olan…

Kendini sıradışı zannedip, sıradanın önde bayrak flama taşıyanı olan, kendi özgür iradesine göre değil, toplumun yönlendirmelerine göre yaşayan milyonlarca kasıntı Beyaz Türk var bu ülkede. Ayrıca binlerce dansöz var.

Mesela insanların %90’ının hakkında hiçbir bok bilmediği halde hayranı olduğu kişileri sayayım mı size: Mevlana, Che Guevara, Deniz Gezmiş, Vladimir Lenin, Yunus Emre, ehehe.

Neden? Çünkü toplumun elit kesimi tarafından takdir edilen kişilerdir bunlar, ve onları savunmak için bilgi sahibi olmaya da gerek yoktur. Yaranmak istediğin, kendini ispatlamak istediğin kesim seviyordur onları zaten, öyleyse otomatikman sen de sevmek zorundasındır.

He bu ismini saydığım kişilerin arasında şahsen sevdiklerim de var, fakat bir yorum belirtmeyecem bu kişiler hakkında. Vurgulamak istediğim şey yine gerizekalı insanoğlunun markacılığı. İsme, etikete ve puta tapma meyillisi gerzekler olduğumuz gerçeği.

Selinsu denen, hayatında 2 kitap okuduğu halde kendini entelektüel sanan öküzler, gider Deniz Gezmiş fotoğrafı paylaşır Facebook’ta. Sanarsın uzun koyu yeşil parkası var, geceleri aynasızlardan kaçıp duvarlara kahrolsun faşizm yazıyor, bıyık bırakıp Selda Bağcan dinliyor. La hakkında tek kelime bilmediğin adamın niye hayranı oluyosun e be Nivea lipstick insanı? İsyanım Deniz Gezmiş’e değil, Selinsu’ya.

Şimdi dayı, iyiden iyiye toplum yönlendirmeleriyle yaşar hale getiriliyoruz. Şunu farkedin istiyorum, başka da bi şey değil. Zaten siz bunu farkettiğiniz anda ne Rockefeller kalacak, ne masonluk, ne de onların dayatmaları… Ama malesef biz ne kadar götümüzü yırtarsak yırtalım bu sığır insanların büyük çoğunluğu onların ortaya attığı süperstar’lara tapmaya devam edecek, onların "elit" diye kakaladığı Starbucks’ta kahve yudumlamayı çok matah bir bokmuş sanmaya devam edecek. Bu böyle, zira insan öküzdür. Evrim varsa biz öküzden gelip sığıra gidiyoruz zaten, bu konuda bi anlaşalım. Bize düşen ise "kalan sağlar bizimdir" felsefesiyle 1 kişi de olsa onu kurtarmaya, uyandırmaya çalışmaktır. İnanın bu bile yeterli olacaktır zaten, zira nitelik her zaman nicelikten yeğdir. 100 sığırdansa, kafasını kullanabilen 1 insanı tercih ederim.

Sihirli sözcükleri var bu adamların, söylediğin anda akan sular durur, o kelimelere karşı gelen ise dakikasında orospu çocuğu ilan edilir toplum tarafından. Nedir bu sihirli kelimeler? Demokrasi, bilim, batı, modernizm…

Size hiç kimse kötüyü "kötü" olarak pazarlamaz zaten.

Tabi ki onu size "iyiymiş gibi" sunarlar, bu yukarıda saydığım etiketlerle size kakalarlar. Ambalaja, içeriğinden daha fazla önem verir bu adamlar, çünkü hedef kitle olan sığır insanlık sadece ambalaja önem verir. Yani en basit ifadeyle "halk bunu istiyor"dur.

Arkadaşım sen gavat mısın?

Neden "bilim" diye ortaya atılan her şeyi balıklama kabul etme meylindesin sen? Zahmet olmazsa azıcık bir sorgula lan. Sana "internet şeytan icadıdır lililililili" diye zılgıt çek demiyoruz, onu anlıyorsan zaten senin kayınpederini sikeyim ben. Şunu rica ediyorum senden; sadece sorgula, fazlası değil. Her sikim hıyar diyene elinde tuz ile koşma, zira "sevgi, barış, kardeşlik" adı altında senin ananı bellemeye niyetlenmiş kurnaz bir güruh var bu dünya üzerinde.

Bugün "Tanrı yok" demek bilimsellik, pozitiflik, aydınlık ve elitlik oldu.

"Allah var" demek ise dincilik, cemaatçilik, yobazlık ve hatta misyonerlik oldu.

Lan gavat, dini reddeden elit ve cool oluyor da, o dinin aslında ne olduğuna kendi "aklı" ve "vicdanı" ile ulaşan cemaatçi mi oluyor? Salak mısın lan sen?

Sen her zamanki gibi ambalajın büyüsüne kapılıyorsun. Dini bu sefer sana kötü ambalajlar ile tanıtıyorlar ve sen de dini o sanıp, edindiğin yüzeysel bilgiler ile ondan uzaklaşıyorsun.

Valla kusura bakma da, Feto’nun yobazlığından, AKP’nin politikasından tiksinip "Allah ne yea, uyutuyolar sizi" triplerine giriyorsan, sen zaten bi zahmet siktir ol git ya. Valla felsefem bu bak, Mevlana değilim ben, ne olursan ol gelme mına koyim. Önce azıcık kafayı kullan, olayın arkasını görebilme yeteneğine sahip olmaya çalış, birazcık da olsa sorgula ve ondan sonra gel.

Zira esas uyutulan sensin be evladım, dini sana yobaz ve menfaatçi herifler üzerinden tanıtıyorlar ki ondan uzaklaş diye, "dur lan aslında ne demek istiyomuş burada bi bakayım" diye sorgulama gereği bile görme diye, dinden bahsedeni yobaz, Fetocu, Akp’ci şeklinde yaftala ve geç diye… Sen de bu oltayı hammm diye yutuyorsun, bi de kendini matah bir bokmuş zannediyorsun. Halbuki sana da bu hayatın sırf 5 duyu ile algılanabilen bir yer olduğunu, yani materyalizmi doğru bir hayat görüşü olarak kakalıyorlar. Sen de kendini bilimin izinden giden aydın elit insan zannediyorsun, olay bu. Halbuki sen "yobaz" dediğin kişilerin yaptığından farklı bir şey yapmıyorsun, sen de rasyonellikten çok uzaktasın, zira din lehine konuşan bir insanın "doğru" söyleme ihtimali dahi yok senin gözünde. Sen elit değil fanatiksin, olay bundan ibaret. Sadece ambalajın şaşalı ve "aydın" etiketli. Etiketine sıçayım… Sorgulayıp "tercih" edenleri tenzih ederim tabi ki, kulaktan dolma bilgilerle dine bok atan öküz üniversite gençliğine söyledim bunları. Dini kendine bir statü ve gelir kapısı edinmiş, etik nedir bilmeyen ahlaksız "insan"ların yaptıklarının sorumlusunu "din" zanneden Berkcanlara konuşuyorum. Ulan her sene trafik kazasında ölen yüz binlerce insanın sorumlusu da İlk Çağ’da icat edilen tekerlek mi? Sen kafa 1500 vaziyette bariyerlere girdin diye bunun sorumlusu tekerleğin mucidi Ukanga Bukanga mı oldu şimdi?

Neden insanların ambalaja bu kadar önem vermeleri üzerinde durdum biliyor musunuz, çünkü "satanizm" dendiğinde de gözünüzün önünde canlanan satanist imajı şu: siyah giyinen, heavy metal dinleyen ve kedi kesen sik kafalı gençler…

Asıl satanizm o değil lan, valla bak.

Samanyolu TV’nin Don Kişot edasıyla savaş açtığı metal müzik grupları değil satanizm. Aralarında öyle olanları da var tabi de, birçoğu işin estetiğinde, siktir et takılma onlara.

Şimdi sana satanizmi böyle tanıtıyorlar, sonra biri gelip sana "Rothschild ve Rockefeller aileleri satanisttir" deyince bunu inandırıcı bulmuyorsun haliyle. Sanıyorsun ki David Rockefeller, üzerinde "SYSTEM SUX" yazan kelime esprili siyah genç tişörtü giyiyor, arkadaşlarıyla toplanıp kedi kesiyor, yerlere balgam atıp yaşasın kötülük diye bağırıyor. Lan salak, satanist deyince Lucifer’a tapan deyince bunu anlama, bu değil çünkü satanizm. Bu şey sadece işin vitrini. Gerçek satanizmi harika bir kamufle yöntemidir günümüzdeki bu satanizm imajı.

Yobaz dinciler de hemen düşerler bu oltaya, sanıyorlar ki 2 black metal grubu konser verince Lucifer’ın ruhu sahneye inecek, dünyaya kötülük hakim olacak.

Dünyaya kötülük hakim olacaksa veya olduysa, bunun gerçek sorumluları gerçek Luciferian’lardır, Marliyn Manson değil. Satanist öğretiyi başarıyla yıllardır uygulayan Rothschild ailesi ve elit yandaşlarıdır esas satanistler. Marilyn Manson ise işin en fazla vitrinidir, Avusturya-Macaristan veliahtını öldüren Sırp milliyetçisidir.

Ve sizce bu New Age olayı üzerinde neden bu kadar fazla durma ihtiyacı hissediyorum? Zira insanların %99’unu "gel Şeytan’a tapacaz" deyince kandıramazsınız, siktir lan derler. O halde ne yapacaksın? O şeytani fikirleri, Luciferian öğretileri onların inançlarına, yaşayış tarzlarına çaktırmadan serpiştirivereceksin.

Onlara 99 doğru anlatıp, 1 yalanı araya sıkıştıracaksın.

Maskeler kullanacaksın.

Ahmed Hulusi’yi kullanacaksın (3:12 özellikle). "Allah hepimizin her zerresinde vardır" deyip, "aslında hepimizin içerisinde bir tanrı var, her şey tanrı" felsefesine ısındıracaksın insanları.

İslam’ı kullanacaksın, içine New Age kırıntıları serpiştirecek, tasavvuf adı altında pazarlayacaksın. Enel hakk diye uyduruk İslami isimler takacaksın bu "her şeyin Tanrı olduğu" felsefesine. Bakmayın siz adının "new" age olduğuna, temelleri yüzlerce, hatta binlerce yıl önce atıldı bu öğretinin.

Spiritüalist olacaksın.

Ufo’cu, tek bir millet-tek bir devletçi olacaksın.

Sevgi, dostluk, kardeşlik ayağına gömeceksin Lucifer öğretilerini bu insanlara.

Bunları söyleyen her insan şeytani amaçlar taşıyor demiyorum, amaçları zerre sikimde değil bu kişilerin. Bilinçli veya bilinçsiz, her ne şekilde olursa olsun bunları yapmayacaksın, kabul edeceksin kendinin sikindirik bir kul olduğunu. Senin içinde Tanrı falan yok, bunu kabul edeceksin, eğer inancın varsa teslim olacaksın Allah’a. İstersen SSK’da röntgen çektir, biz de görelim bakalım var mıymış içinde bi Tanrı falan ehehe.

New Age fikirleri çok ama çok tehlikeli canlar. Zira dediğim gibi "ben Şeytan’a tapıyorum" diyen adamdan korkmaya gerek yok, cürümü bellidir, iyi niyetli insanları kandıramaz bunu dedikten sonra. Fakat bu şeytani öğretileri doğru bilgilerin arasına sıkıştıranlar tehlikelidir, zira o başkalarını kendi safına çekebilir, kandırabilir. Artık insanlara "her şeyin ve herkesin Tanrı olduğu" fikri çok normal bir şeymiş gibi kabul ettirilmeye başlandı. İnançlar dejenere edilmeye başlandı…

Sonra gelsin "seküler yeni dünya düzeni".

Ohh…

Şunu daha önce de demiştim, ve şahsi fikrimdir bu. Ateizm bana pek de zararı olan bir görüş değildir, zira hiç işin içine katmaz benim inandığım değerleri. Fakat New Age gibi uyduruk öğretiler bu inanç sistemini ve Allah inancını dejenere etmeye yeltenirler. Bana ve inancıma bulaşırlar. Sonra da kendilerinin "aydınlanmış" olduklarını ileri sürerler.

Eğer adam "ben Tanrı’yım" diyorsa, ve sen de ona "ne diyosun lan salak" diyorsan, sen cahilsindir ona göre. Onun söylediğindeki ulvi anlamları anlayamıyorsundur, çünkü o aydınlanmıştır, sana hitap etmiyordur.

Siktirsin.

Ben Tanrı’yım demek, ben Tanrı’yım demektir.

Salak salak felsefelere gerek yok.

"Hee ama o öyle demek istemiyo bak…" şeklinde başlayan salak savunmalara gerek yok. Her şey öyle başlar çünkü.

İnanacaksan tam inan, adam gibi inan, şirk koşmadan Allah’a teslim olup, O’nu kabul ederek inan, yoksa siktir ol git. Sen Tanrı falan değilsin gerizekalı, değilsin.

Tasavvuf’taki vahdet-i vücud da işte aynen böyle bir aldatmacadır.

Bakın ben tasavvuf alimlerinin kendilerini eleştirmeyecem. Kendi inançlarını, imanlarını bilemeyiz bu kişilerin, kaldı ki bilsek de bize ne? Fakat tasavvufun BUGÜNKİ halini, BUGÜN kimler tarafından kullanıldığını ve BUGÜN tasavvufun hangi öğretilerle harmanlandığını izah etmeye çalışacam sizlere. Yani "sen nasıl olur da İslam alimi hedehödö’ye dil uzatırsın gavat" diye celallenme arkadaşım, senin hocaefendine bulaşmayacam, bildiğin gibi ol… Bu yazıda ben sana "öğreti"nin ne olduğunu gösterecem, kişilerin değil. Bugün elimizde bulunan, onlara ait olduğu iddia edilen kitaplarda neler var, onu gör istiyorum.

Diyordum ya size demin, "her bilim, demokrasi, barış diyene atlamayın" diye, heh işte, tasavvuf da böyle suistimale açık bir mevzu. Her tasavvuf diyene de atlamayın, zira tasavvuf ile ruhçuluk günümüzde malesef neredeyse birebir örtüşüyor.

New Age ve tasavvuf hakkında söylediklerimi asla havada bırakmayacam. Yazının devamında kaynak ve hatta sayfa numarası belirtip kimlerin bu görüşleri kullandıklarını size çok da güzel izah edecem. Fakat konuya geçmeden önce belirtmem gereken daha önemli bir konu var. New age görüşlerinin, inançlı insanları yozlaşmaya çeken bu fikirlerin, aslında ne kadar tehlikeli olduklarını ve ileride malesef çok daha etkili olma potansiyeline sahip olduklarını görmeniz açısından önemli bunlar. Zira insanlar malesef çok da ciddiye almıyor bu ruhçu elemanların karıştırdıkları haltları, halbuki şirk kadar bir inanç sistemini yozlaştıracak başka bir şey daha yoktur.

Bu başta Rothschild ve Rockefeller dediğimiz elit luciferian ailelerin kendileri de eninde sonunda kaybedecek olan kötü bir Şeytan’a inanmıyorlar, salak değil ya bu adamlar… Felsefesini oturtmuş durumdalar. Onlara göre Lucifer, Tanrı’ya isyan edip Adem’i yoldan çıkarınca dünya ile ödüllendirildi. Yani İblis’in bu isyanı asil bir davranıştı ve dünya ona armağan edilerek ödüllendirildi. Bu salaklar da işte kendi tanrıları tarafından ödüllendirileceklerine inanıyorlar.

Zira onlar için iyi-kötü ayrımı yok. Onlara göre İblis, kötü olma rolünü seçmiş "fedakâr" birisidir (ah canııım). Çünkü onlara göre kötü olmazsa, iyi de varolamaz. Ve İblis, iyinin varolması için mücadele veren bir gönül dostudur. Sapıkça di mi? Ama bunu sana da yutturmaya çalışıyorlar ufaktan, fark etmesen de, içten içe bana "siktir lan" desen de…

Adolf Hitler bile milyonlarca insanı katlederken insanlığın evrimine hizmet ettiğini, ve aslında "iyilik" yaptığını düşünüyordu.

Olum, salak herif, Tanrı bizi sonsuzun sonsuz kombinasyonu şekilde yaratabilirdi. Sonsuz çeşitli formda var olabilirdik. Şimdi insan olduğun ve kısıtlı bir dünyada yaşadığın için sanıyorsun ki biz sınav olmak için Lucifer’a muhtacız. Hatta Allah da bizi sınamak için Lucifer’a muhtaç (haşa).

Siktir oradan.

Öncelikle şunu belirteyim, sonsuz şekilde varolabilirdik dedim, bu da demektir ki sonsuz şekilde sınava tabii tutulabilirdik. Bizim aklımız şu anki iyi-kötü çatışmasına elveriyor sadece, zira algıları kısıtlı mahlukatlarız, ötesini hayal edemiyoruz. İşte Şeytan da bu sonsuz ihtimalden herhangi birinin olabileceği gibi sadece bir vesiledir.

Vesile…

Şeytan bir rol falan üstlenmedi.

Şeytan, Allah’a isyan etti ve Şeytan kötüdür. Nokta.

Bu Şeytan’ın da aslında kötü olmadığı, kötü rolünü üstlenip Allah’a ve insanlara hizmet ettiği düşüncesi çok tehlikeli sikindirik bir ruhçu öğretisidir. Aman diyeyim, düşülmesin bu tuzağa. Ve malesef tasavvufta da vardır bu İblis dahil hiçbir şeyin kötü olmadığı fikri. Bazı şeyler nettir be abicim, tamam sonradan öğrenme diye bir mevzu da söz konusu, misal yılların efsane geyiğinin dediği gibi Almanya’nın bi şehrinde osurmak ayıp bir şey olmayabiliyor, fakat genelde kötü bir şey olarak algılanır toplum içinde osurmak. Hani bu sonradan öğrenmeyle alakalı bir durum. Fakat biri gelip senin kolunu keserse, istersen Jüpiterli ol, ahanda bu kötüdür. Kötü kötüdür dayı, sikindirik felsefeler geliştirmeye gerek yok. Kötü diye bir şeyin var olmadığını savunan, en yakın kıraathaneye girip "yok mu beni siken şekerleeer" diye bağırmakta serbest. Denemesi bedava.

Kaldı ki kötü olmadan iyinin olamayacağını nereden biliyorsun ulan salak herif? Cennette kötü diye bir kavram mı var? Yok. Demek ki kötü olmadan da iyi varolabiliyormuş, sadece biz zihnimizde zuhur edemiyoruz bunu. Allah’ın gücü ve kudreti kötü olmadan iyiyi var etmeye yetemez mi sanıyorsun? Ulan Allah’ın sana bizzat vaadi bu zaten, kötünün olmadığı, sadece iyinin varolduğu bir cennet vaad etmiyor mu sana?

Sen daha hangi akla hizmet hem "inançlı" olup, hem de kötü olmadan iyinin var olamayacağını iddia edebilirsin lan salak? Bu, Allah’ın gücünü küçümsemek, ona şirk koşmak değil midir? Olum 2011 yılındayız, artık puta secde edecek kadar cahil toplumlar pek kalmadı yeryüzünde (gerçi hala Meryem heykellerinin önüne yemek ve çiçek bırakan Romalılar, ineğe tapan Hindular var, o da ayrı bi konu). Fakat İblis boş durur mu? Çağa ayak uydurarak senin şirke batman için elinden geleni yine yapar o, putların şekillerini değiştirir, spiritüalizmi ve İblis’in özünde iyi çocuk olduğu görüşünü kakalar sana. Aynen bugün yaptığı gibi… İblis de kendini update ediyor sonuçta ehehe.

Ve azıcık uyanıksan, bu öğretiye inanan insanların aslında her yerde olduklarını göreceksin.

Sizce bilişim şirketi Apple, neden Apple? Hani şu iPhone’u üreten firma, meşhur Apple…

Şimdi bir sigara yakın, derin nefes alın ve sabırlı olun, peşpeşe deliller ile geliyorum. Birazdan anlatacaklarımın hepsi %100 gerçektir.

Elma, bildiğiniz gibi Hristiyan ve Yahudi inancında yasaklı meyvedir.

Peki Tanrı, Adem ve Lucifer’ı ne zaman Dünya’ya kovmuştur?

Adem yasaklı elmadan bir ısırık alınca…

Apple’ın logosu sizce neden "ısırılmış elma"? Yoksa Lucifer’ın dünyayı kazanmasını sembollediği için mi? Yok canııım, tabi ki bu da bir komplo teorisi…

Peki birazdan aşağıda fotoğrafını göstereceğim bu abi kim? Peki babam böyle pasta yapmayı nerden öğrendi?

Apple firmasının kurucusu Steve Wozniak’tır bu abimiz. Kendisi Polonya kökenli bir masondur. Bu bir sır da değil zaten, şekil A’da gözüktüğü üzere.

Allah Allah, olacak şey değil, masonmuş demek he?

Apple’ın sattığı ilk bilgisayarların fiyatı bilin bakalım neydi?

Sembolik olarak 666,66 dolar.

Al bak güzelim, belgesi ve broşürü de mevcut… Size daha önce dünyayı semboller ile yönettiklerini söylemiş miydim?

Peki Apple, yani elma, neden gökkuşağı renklerinde? Kubrick konulu yazıda bahsetmiştik gökkuşağı konusundan. Şimdi bu gökkuşağı mevzunun nereden geldiğine bir bakalım.

Hatırladınız mı? Bir çocuk/korku romanı ve filmi olan Oz Büyücüsü.

Bunu da hatırladınız di mi? Pink Floyd albüm kapağı.

Olay şundan ibaret, fizikçiler bilir.

Üçgen prizmaya ışık vurursanız eğer, bu ışığın kırılması sonucu gökkuşağı elde edersiniz. Aynı üstteki resimlerde görüldüğü gibi.

Lucifer’ın latince "ışık getiren" demek olduğunu ve illuminati’nin de "aydınlanmışlar" olduğunu bilmeyen kaldı mı hala?

Yani sevgili sığırcığım, Apple sana şunu demek istiyor; biz Lucifer’ın ışığı ile aydınlandık, Adem’in ısırdığı elmaya da bunu yansıttık.

Allright?

Bu Pamuk Prenses ve 7 Cüceler adlı çocuk masalı da 1800’lü yıllarda kabalacı Alman Grimm Kardeşler tarafından kaleme alınmıştır. Orada da prensesin elmayı ısırınca babalara gelmesi yine bu olayla alakalıdır.

Da Vinci’nin kripteksi gibi, kabala da belli bir sayısal düzen, kod ve sembollerle yazıldığından ve öğretilerini büyük bir gizlilikle korumalarının sırrı bu sembollerde saklı olduğudan dolayı semboloji bu dayılar için çok ama çok önemli. Bu cümleyi de zaten 745 defa kurmuşumdur, olsun ehehe.

Matrix’in yönetmen ve yapımcıları olan Watchowski Biraderler, Polonya asıllı yahudilerdir. Tamam burada sıkıntı yok, yahudiyse yahudi, ne yapalım yani? Fakat Matrix’in 2. ve 3. filmlerinde, hayatta kalan son insan şehrinin ismi neden Zion’du hiç düşündün mü bunu?

Zion, Kudüs’ün eski adıdır. İncil’de de Zion’dan son şehir olarak bahsedilir.

Siyonizm = Zionism.

Siyonizmin amacı, dünya nüfusunu inanılmaz ölçüde azalttıktan sonra kendi yandaşlarıyla beraber Zion’da son dünya devletini kurmaktır. Şu meşhur tek dünya devletinden bahsetmiyorum bakın, bu farklı. Dünyada bir avuç insan kaldıktan sonra bu arkadaşlar Zion’da (Kudüs) toplanacaklarına inanıyorlar. Çok sonrayı hedefleyen bir proje yani.

Asırlık emel.

Matrix gibi milyonlarca kişiye ulaşmış bir filmde adamlar siyonizmin propagandasını böyle yapıyorlar işte.

Son insan şehrinin adına Zion diyorlar.

Seninle taşak geçiyorlar, sen de "ehüheü Zion ehüheüehğ" diye hiçbi sikim anlamadan seyrediyorsun o filmi. Yok seyret tabi, bi şey demiyorum biz de seyrettik, hobi olarak yine seyret ama bari ne seyrettiğini anla be sığır. Seninle taşak geçiyorlar lan adamlar, ama sen hiç oralı bile değilsin.

Bak kaynatasız ekstra bir şey söyleyecem fakat bu lafımı unutma: Sadece salak ve cahil insan bir şeyin hemen olmasını ister.

Fakat hayatta hiçbir şey sırf sen istedin diye hemen gerçekleşmez. Bu herifler de bunun farkındalar işte, o yüzden seni alıştıra alıştıra asimile ediyorlar. Seni bir anda kültüründen, yaşayış tarzından ve inancından koparamazlar. O yüzden çaktırmadan aşama aşama yapıyorlar bunu, zamanla, dayatmalarla, 99 doğru 1 yanlışla, ısındırma turlarıyla…

Bir çocuğa integral hesaplarını öğretmek için önce türevi öğretirler lisede. Ondan önce ortaokulda denklemleri öğretmeleri gerekir. Ondan da önce ilkokulda dört işlemi öğretirler ki ileride integrale geçebilsin bu çocuk. Her şey aşama aşama… Bir anda ol dersin ve olur diye bir şey yok, yok öyle bir dünya.

O yüzden dayatmalarına karşı ayık olacaksın. "Senin içinde Tanrı var" diyen adamın ağzına mavi banyo terliğiyle vuracaksın. Senden Tanrı falan olmaz güzelim. Uçlu kalemin ucuyla tırnak pisliğini temizleyen, çorabını çıkardığında ilk iş terli ayak parmaklarının arasındaki çorap tüylerini ayıklayan, ilkokuldaki blok flütünün ucundan leş gibi tükürük kokulu su damlayan dangalak sen değil miydin olum? Ulan böyle Tanrı mı olur? Siktir lan.

New Age konusuna yazının ilerleyen kısımlarında geçecem, şimdi bir gezintiye çıkacaz beraber, gel bakalım.

Bu fotoğrafı birkaç ay önce Estonya’da çekti bir arkadaşım. Burası bir kilise. İsa mı yoksa bir aziz mi olduğunu çözemediğimiz bu emminin verdiği poz size birisini hatırlattı mı?

Aziz – Baphomet – George Washington

Burası bir kilise lan, kilise.

Arsız sarmaşığın dalları gibi nerelere kadar sızdıklarını görebiliyor musun?

Bunlarda bir şey yok hadi, birazdan göstereceğim ve "haassssktir" tepkisi vereceğiniz onlarca görüntüye ulaşabilmeniz için ülke ülke, cadde cadde dolaşmanıza da gerek yok. O kadar arsızlar ki, ve yaptıklarına o kadar kolay ulaşabilirsiniz ki, bunun için elinizin altındaki internet’ten biraz olsun faydalanmanız kâfi olacak. Zira zaten resmi kaynaklarda kendileri yayınlıyorlar bunları. Şu amına kodumun internetini Behzat Ç’nin son bölümünü indirmek dışında başka bir işte kullanırsanız siz de ulaşabileceksiniz birazdan göstereceklerime.

Gel şimdi ABD hükümetine bağlı RESMİ internet sitesine girecez: http://www.nro.gov/about/launches/index.html

NRO = National Reconnaissance Office (Ulusal Keşif Ofisi)

Virginia’da bulunan bu istihbarat ofisinin görevi casus uydular tasarlamak ve faaliyete koymaktır. Şimdi bu RESMİ siteden alınmış görüntülere bir bakalım, son yıllarda fırlattıkları uydulara… NRO’nun 50. yılı olduğu için ritüelistik bir şekilde ne anlamlar yüklemişler bu uydulara gelin görün bakalım, nasıl kutlamışlar 50. yıllarını…

NRO 50. yılında, tam "6" uydu fırlattı uzaya. Bunlardan birkaçı;

Kasım 2010’da fırlatılan NROL-32 adlı casus uydu. Her şey yolunda gözüküyor he?

Uydunun logosu size de biraz tuhaf gelmedi mi? Biraz yakından baksak mı?

Nrol-32 uydusunun RESMİ logosu.

Uzaya fırlattıkları casus uyduya, Horus’un her şeyi gören gözünü koymaktan çekinmiyorlar.

Seni izledikleri o göz, Illuminati’nin, Lucifer’ın gözü…

Senden çekineceklerini mi sandın yoksa, ey hayatındaki tüm bilgileri okuldan ve altyazılı Cnbc-e dizilerinden öğrendikleriyle kısıtlı olan tecrübesiz sığır ekşici?

Komplo teorisi he? Öyle mi?

Teorini sikerim senin yavşak, bak şimdi gerçek KOMPLOYU gör, teoriyi değil…

Yine istihbarat örgütü NRO’nun kendi sitesinden paylaştığı resmi fotoğraflar bunlar;

6 Şubat 2011’de fırlatılan NROL-66 Uydusu.

Eee 6 Şubat’ta fırlatılan, 66 numaralı uyduda Tanrılarını anmayı es geçemezlerdi di mi?

Kaç delil daha lazım?

Bu muazzam güce sahip insanların, bu gücü kullananların, pagan kökenli Luciferian inanca sahip bir grup ruh hastası olduğunu anlaman için o gerizekâlı beynine kaç balyoz darbesi daha yemen lazım?

Tam belli olmuyor sanırım uydunun üzerindeki logo, gel gel göstereyim ne olduğunu.

Ocak 2011’de fırlatılan NROL-49 uydusu, ve bu da amblemi.

Logoda bulunan latince yazı "Melior DIABOLUS Quem Scies".

Diabolus’un Şeytan olduğunu, diablo/diabolic’ten gelmiş olduğunu anlamak için Latince bilmeye gerek yok, orta kapasite bir İngilizce ve orta kapasite bir beyin ile de anlarsın bunu. Ama yine de baktım ben ne anlama geliyomuş bu laf diye.

Meali: Better the Devil you know.

Bu bir deyim olan "better the devil you know than the devil you don’t" (bildiğin şeytan bilmediğin şeytandan yeğdir) sözünün kısa hali. Eğer başka bir kelime oyunu yoksa içinde, amblemde yazan kısaltılmış halinin "bildiğin şeytan iyidir" gibi bir manası var.

Ve bu söz, bir Amerikan istihbarat ve araştırma ofisinin uzaya göndermiş olduğu casus uydunun üzerinde yazılı. Milyar dolarlık proje bunlar.

Lan dedim, bu Amerikalı vatandaşlar hiç mi tepki göstermemişler bu olaya, bir kişi de mi çıkıp "aga bu nedir?" diye sormamış? Baktım, tam hatırlamıyorum Yahoo ya da Wikianswers’ta bu sözün anlamını sormuş birisi, altına da "aa uydunun üstünde mi yazıyo bu söz? çok ilginçmiş gerçekten :))))" yazıp durmuşlar.

"çok ilginçmiş :)"

İlginç mi?

Vay amına koyayım arkadaş, bu insanlık ne zaman önündekini dahi göremeyecek kadar körleştirildi, hangi ara bu kadar mal oldu bu insanlar? Ders kitabında ya da televizyonda görmedikçe hiçbir şeyi gerçek kabul edecek cesaretiniz kalmadı mı sizin? Kendi aklınıza ve vicdanınıza hiç mi güveniniz kalmadı artık? Hangi ara bu hale geldiniz ulan?

Amerikalıya diyorum, ekşici sığır sen anla.

Yıllar önce Google Earth ilk çıktığında ne kadar da şaşırmıştık. Ve şimdi düşünün, bizimle paylaştıkları bu kadarıysa, kendi sahip oldukları ne kadardır bir hayal etmeye çalışın. Türksat-2b uydusu değil o üzerine Lucifer koyup uzaya gönderdikleri şeyler, süs olsun diye üretmiyorlar o casus uyduları.

Ve tabi ki bununla da sınırlı değil, Amerikan hükümetinin tam 16 istihbarat örgütü var, NRO gibi.

Bu istihbarat örgütleri ve daha fazlası onların elinde. Ve bunu ben söylemiyorum, 50 yıl önce Kennedy söyledi bunu, hemen ardından da suikaste uğradı.

Tesadüf işte, olur böyle şeyler.

Mesela ülkü ocağına girip sarı-yeşil-kırmızı bayrak açın, Pkk yanlısı sloganlar atıp derinden bi zılgıt çekin, ananızı oracıkta tesadüfen sikerler. Hep tesadüf bu olaylar.

Ya da Erivan’da System of a Down konserine gidip Kazım Karabekir posteri açın, muhtemelen sizi de orada tesadüfen kazığa oturturlar.

Hayat tesadüflerden ibaret lan, sebep-sonuç ilişkisi diye bir şey yok dünyada, saçmalamayın.

Neyse konuyu fazla dağıtmadan Kennedy’nin son konuşmasından birkaç parça alıntı yapacam. O meşhur konuşmanın en önemli kısmının ses kaydı da burada, yalnız İngilizce gerektirir:

"The very word "secrecy" is repugnant in a free and open society; and we are as a people inherently and historically opposed to secret societies, to secret oaths and to secret proceedings."

Meali: "Bağımsız ve şeffaf bir toplumda gizlilik kelimesinin bizzat kendisi iğrençtir. Biz ki, ezelden beri gizli örgütlere, gizli yeminlere, gizli davalara karşı bir toplum olduk."

Ve son olarak: "It is a system which has conscripted vast human and material resources into the building of a tightly knit, highly efficient machine that combines military, diplomatic, intelligence, economic, scientific and political operations"

Meali: Bu sistem, muazzam bir insan ve materyal kaynağını, askeri, diplomatik, istihbarat, ekonomik, bilimsel ve politik faaliyetleri bünyesinde birleştiren, sıkıca kaynaşmış ve randımanı yüksek makine gibi çalışan bir sistemdir.

Ve Kennedy, hayatta kaldığı sürece heryere sızmış olan bu gizli örgütlerin karşısında olacağını söylüyor konuşmasında.

Askeri, diplomatik, istihbarat, ekonomik, bilimsel ve politik… Her alana sızmış bir örgüt…

Askeri (NATO)

Diplomatik – Birleşmiş Milletler

İstihbarat (CIA)

Ekonomik (Federal Rezerv: ABD dolarını basma yetkisine sahip ÖZEL bir kuruluştur. Yani ABD merkez bankası devlete değil, KİŞİLERE aittir. ABD dolarını basanlar yahudi bankerlerdir.)

Bilimsel (NASA ve az önce gördüğümüz NRO’yu da ekleyebilirsiniz)

Politik (CFR, Bilderberg, ve Kennedy’nin zamanından sonra Rockefeller tarafından kurulan Trilateral Komisyonu da ekleyin)

Kennedy, ABD halkının sevdiği son başkanıydı. Bir duruş sahibi olduğu için mi seviliyordu sizce, yoksa seçimlerden önce Arizona halkına kömür dağıttığı için mi?

Bunları "bakın la çok güçlüler, boku yedik laa" diye umutsuzluğa kapılmanız için anlatmıyorum, sadece düşmanı ciddiye alın ve belli başlı şeylerin tesadüf eseri olmadığını "idrak" edin diye izah ediyorum. Atatürk bu yola çıktığında milyon dolarları, füzeleri falan mı vardı sanıyorsunuz? Dehasıyla halkı organize etti, "birlik" haline getirdi, Kuvay-ı Milliye ekiplerini bir araya getirdi, cemiyetleri birleştirdi ve sonuç ortada…

Birlik. Olay burada bitiyor. Siyonist yahudiler ve evanjelistler şu an ortak amaçta oldukları için al gülüm ver gülüm takılıyorlar, fakat gül-haç kardeşliği de bozulacak. Onlar da tam anlamıyla bir birlik değiller, zira özellikle şu günlerde bu elit aileler arasında müthiş bir rekabet var. Arap devrimleri sonucu oluşan pazarlara sahip olabilmek için birbirlerini yiyorlar şu anda, işte bizim birbirimizi yemememiz lazım. Farkı onunla kapatmamız lazım, "birlik" olarak…

New Age konusuna geçmeden önce birkaç kare daha göstermem lazım. Şimdi kameralarımızı İstanbul gecelerinden, Kanada’ya doğru çeviriyoruz.

Kanada – Toronto burası. Kraliyet arması ve "mason tapınağı" yazısı bulunan bu bina bir mason locası felan değil. Kadrajı azıcık yukarı kaldıralım mı?

Yaa… Anladın mı neymiş MTV? Ünlü yapmak istediklerini üne kavuşturdukları, 1 numaralı zihin kontrolü araçları MTV’nin açılımı şuymuş yani güzelim: Masonic Temple Vision. Aldı mı bunu o kıt kafan?

Al al tam haline bak, montaj falan dersin sen şimdi yoksa, sığırsın ya inanmazsın… Büyüt de bak hatta, için rahat etsin.

MTV İtalya’nın 2008 yılbaşı için verdiği izlemiş miydiniz? Bak bu bir noel temennisi, MTV tarafından insanlara verilen…

H.g. Baphomet abi.

Arkada "Jingle Bells" çalıyo, sanki o kadar normal ki her şey.

Sostan ziyade kızın üzerindeki kandır, temsili küçük kız kurban etme ritüeli bu. Belki de JonBenet Ramsey’in başına geldiği gibi.

"Mtv mutlu noeller diler"

Ah canım, mutlu noeller…

Tüm bunlar neden oluyor biliyor musun? Neden yapıyorlar bunları, ne için yapıyorlar? Dünyayı kimler yönetiyor görmek istiyor musun?

1972’de Rothschild’lerin verdiği seremoniden birkaç kare gösterecem.

Bu görüntüleri götümden uydurmadım, ya da aralarına sızarak ben çekmedim, gerçekler gözünüzün önünde, eğer azıcık da olsa içinizde onu görebilme isteği varsa…

Bu kişiler Salvador Dali esintili pagan maskesiyle boy gösteren abimiz Baron Alexis ve Helene de Rothschild. Buraya kadar "ee ne var ki" dedin belki de, gel alttaki fotoğrafa bak ne varmış ne yokmuş.

Milyar dolarları aşan, hesaplanamayacak miktarda servete sahip insanlar bunlar. Ve Luciferian’lar, inançları gereği ritüellerini gerçekleştiriyorlar.

Üzgünüm ama dünyayı hasta ruhlu insanlar yönetiyor.

Sen ne kadar görmezden gelmek istesen de sevgili sığır, senin haberlerde tesadüf eseri "geliştiğini" sandığın olayların tetikleyicileri bu insanlar.

Dünyayı döndüren onlar değil, fakat sistemin çarklarını döndürenler onlar.

Pagan inancına sahip bir avuç hasta ruhlu luciferian…

Yoksa sen tüm bu savaşlara, krizlere, yapılan gizli antlaşmalara yol açanın sadece ülkelerin meclislerinde aldıkları kararlar olduğunu mu sanıyorsun?

Ya da dünyayı başı boş bıraktıklarını mı zannediyorsun?

Altın fiyatlarının bu ivmede artması da tesadüftür sana göre…

Neredeyse tüm bunları hazırlayanlar devletler üstü güçlerdir, siyonizmdir… Illuminati’dir.

Sana haberlerde yansıyan sadece işin magazin ve vitrin kısmı. Rothschild ismine sahip hiç kimse Forbes’in her sene açıkladığı en zengin 100 kişi listesinde bulunmaz. Çünkü onlar zaten klasman dışıdır bu konuda…

Ve öğretileri heryere sızmış durumda, şimdi sizi belki de çok daha fazla ilgilendiren yerlere değinecem. Zira "bilinçli" veya "bilinçsiz" farketmez, eğer onların şeytani öğretilerinden etkilenirseniz, bu kadar anlatacağım şey boşa gitmiş demektir. Neye karşı önlem almanız, neye karşı tavır almanız gerektiğini bilin diye anlatacam bunları. Yoksa kimse size elinizde bazukayla Rothschild malikânesini basın demiyor, size düşen EN ÖNEMLİ şey, doğruların arasında size kakalamaya çalıştıkları şeytani fikirlerden etkilenmemektir. "İyi" ve "kötü" anlayaşınızı dejenere etmelerine, ahlakınızı ve inancınızı yozlaştırmalarına izin vermemektir size düşen İLK iş.

Yoksa yakında "tek dünya devleti iyi aslında ya" diye düşünüp onlara razı gelen, normal olmayan şeyleri normal karşılayan, sığır bir jenerasyon yetişecek, bunu önlemektir sizin yükümlülüğünüz. Bu Luciferian tohumlar serpili fikirleri görünce "siktir lan ben biliyorum senin ne mal olduğunu" demeniz lazım ki siz de Lucifer’ın oyuncağı olmayın, onların çabalarını boşa çıkartın.

"Şimdi new age kitabı okudum diye satanist mi olacam", eğer hala kafanız buysa, düşünceniz buysa, lütfen kapatır mısınız bu amına kodumun blog’unu? Lütfen, güzellikten anlamıyorsan siktir git amına kodumun çocuğu seni.

Hayattaki her şeyi ya bembeyaz ya da simsiyah sanan gerizekalı, onların öğretilerinden etkilendiğin anda Şeytan’a tapmış olmasan da rengin griye çalmaya başlar. Anlatabildim mi?

"Normal olmayan şeyleri normal karşılamaya başlamak". Bu çok ama çok tehlikeli bir olay.

"Duyarsızlaştırma", yapmaya çalıştıkları şey bu. İlk hastasını kaybeden doktor ile 20. hastasını kaybeden doktorun davranışları arasında çok fark vardır. İlk hastasını kaybeden doktor o gün kolay kolay yemek yiyemez, uyuyamaz ama 20. hastasını kaybeden doktor akşam arkadaşlarıyla içmeye gidebilir. He bu kötü bir şey değil tabi, o meslek için gerekli bu yoksa kafayı yer adamlar, örnek olsun diye anlattım bunu.

Sigaraya yeni başladığınızda babanızın yanında sigara içemezsiniz belki de, ama bir süre sonra karşılıklı fosur fosur tüttürürsünüz, çünkü babanız bu durumu "normal karşılamaya başlamıştır".

Çıkan savaşlara, ölen insanlara, verilen şehitlere de gittikçe duyarsızlaşıyorsanız, orada sorun var demektir. Zira bunlar normal karşılanacak şeyler değildir, o ölen sen ya da hayatta en sevdiğin kişi de olabilirdi, öyle düşün.

Bunun bir sonraki seviyesi nedir biliyor musunuz? Şudur:

"İyi de değişen yeni dünya düzeninin oluşumu için gerekli ve normal şeyler bunlar".

Bu kafada daha şimdiden çok insan var, hem de çok. Ve kendilerini de çok aydın, olaylara çok rasyonel bakabilen, ileri tekamül seviyesindeki insanlar olarak görür bu arsız pezevenkler.

Gel götüne el bombası sokup patlatayım da gör o zaman "normal ve gerekli"yi amına koduğumun çocuğu seni, ölenler nasılsa başkaları, atıp tutmak kolay di mi?

Ayık olun canlar, ayık olun ciğerler. Bu duyarsızlaştırmayı ve dejenerasyonu medya ile, MTV ile, doğru ve yanlışların harmanlanmasından oluşan ruhçu öğretilerle yapıyorlar.

Bu New Age denen olayda muazzam bir şekilde "her şey Tanrı ve dolayısıyla her şey iyi, Şeytan da iyi" görüşü hakim. Yani kötü diye bir şey yok, Lucifer aslında çok fedakâr birisi, hatta o kadar iyi ki kötü rolünü üstlenmeyi bile kabul etmiş (!). E satanizm dediğimiz olay, siyah giyinip Slayer konserinde röaahhröööghh diye bağırmak değil zaten, kötülüğe de iyilik anlamı yüklemeye çalışmak, anormal şeyleri "aslında o da normal" diye kakalamaya çalışmaktır Luciferian öğreti. New Age de tamamen bunun üzerine kurulu, "iyi" ambalajlanmış sakat ve çürük bir felsefe. Doğan görünümlü şahin bir nevi.

Şimdi gelelim son zamanlarda Türkiye’de bu ruhçu öğretinin ekmeğini en fazla yiyenlerden birine… İnsanlar "İslam’ı sizden öğrendik çok teşekkür ederiz Burak beğeeey :)))" şeklinde yavşıyorlar bu arkadaşa, zira çok takipçisi var. Ekşiciler de çok sever kendisini tabi ki, eksik kalırlar mı?

"Tanrı’nın doğum günü" adında popüler bi kitabı var Burak Özdemir’in.

Kitabın sloganı "Tanrı bana gelsin, onu yeniden bir numara yapayım". Konsept ise şu; arkadaşımız msn’de Tanrı ile konuşuyor…

Şimdi "abuuu bakın şuna" demeyecem tabi, bir kitap sonuçta ve Tanrı ile msn’de konuşmak enteresan bi fikirmiş, eyvallah. Kitabın amacı ise kendi iddiasına göre "çarpıtılan Tanrı ve İslam anlayışını düzeltmek"miş.

Peki bu arkadaş Tanrı anlayışını düzeltiyor mu, yoksa uyduruk new age görüşlerinin etkisinde kalarak daha da mı çarpıtıyor beni bu ilgilendiriyor. Zira 2 saattir yukarıda "yapmayın, etmeyin" dediğim şeyler harfiyen yapılmış durumda bu kitapta ve bu kitabı okuyan 10 insandan 9’u da "ayyy ne kadar güzel anlatmış hayalimdeki Tanrı’yı :))))" modunda.

Şimdi parça parça alıntı yapacam bu arkadaştan, lütfen üşenmeden okuyun. Msn’de Tanrı’nın nick’i "Dona" ve Tanrı ile Burak Özdemir’in msn konuşmasından bir parça bu da;

Tanrı’nın Doğum Günü Sayfa 69-70
Dona: Şeytana gelince… Elbette şımartmadım onu. O şımarmayacak kadar olgun bir ruhtu.
Ben: Tanrı şeytandan övgü ile bahsediyor! Hayretten ölmek üzereyim. Şeytan olgun bir ruh muydu? Şeytan senin ve dolayısıyla insanların düşmanı değil miydi? Şeytanın günahını mı alıyoruz milyonlarca yıldır?
Dona: İblis bir sembol olmayı sevgiyle kabul etti. Hepsi bu.
Ben: Kötü adam rolünü mü teklif ettin ona?
Dona: Alemde hep beraberdik. Tüm ruhlar, sen ve ben. Ben ruhumdan bir parçanın tekamül etmesine karar verdim. Bu serüvende kimlerin yer almak istediğini sordum.
Ben: Şeytanın rolü neydi tam olarak?
Dona: Tekamül serüveninde iyinin karşıtının yani kötünün de olması gerekiyordu. Şeytanın ve ekip arkadaşlarının görevi ise insanlık tarihi boyunca kötüyü temsil etmekti…”

Şimdi… Falcı dükkanı falan mı açsam n’apsam bilemedim, ne anlattıysam bir bir çıkıyor ağzına sıçtımın yerinde. Neresinden başlayayım bilemedim, o yüzden sıra sıra gidelim.

Varan 1: Şeytan’ın kendisi kötü değilmiş, özünde iyi çocukmuş. Şeytan sadece kötü olma rolünü "sevgi" ile kabul etmiş Burak Özdemir’e göre.

Şimdi bazı komik haberler olur ya, şu Uğur Dündar’ın pastane baskınları gibi falan. Hani bunların üzerine yapılan espriler orijinali kadar komik olmaz, çünkü haberin aslı şakasından daha komiktir gerçekten. Şimdi ben Şeytan’ın kötü olma rolünü "sevgi" ile kabul ettiğini ileri süren bi kitabın neresini eleştireyim olum? Ne söylesem bunun kadar açıklayıcı olmayacak zaten.

Varan 2: Bu Şeytan nasıl "şımarmayacak kadar olgun bir ruh" oluyor da, aynı zamanda KİBİR yüzünden Allah’ın emrine karşı gelerek Adem’e secde etmeyi reddediyor. Anlayan varsa beri gelsin.

Varan 3: Şeytan’ın görevi sadece "temsilen" kötü olmakmış. Yani Şeytan’ın Allah’a karşı bir isyanı yok. Şeytan’a "kötü rolünü oynar mısın" diye teklif ediyor Allah, olgun bir mizaca sahip olan Şeytan da bunu sevgi ile kabul ediyor. Hani Allah’ın Şeytan’ı kovması gibi bir durum söz konusu değil Burak Özdemir arkadaşımıza göre.

Şeytan’ı bilirsiniz, çok olgundur. Yalan söylemeyi hiç sevmez. Borcunu zamanında öder, ağzına sigara bile sürmez, kızım olsa veririm ha o derece.

Varan 4: Burak Özdemir’e göre Allah kendi ruhundan bir parçayı tekamül ettirmiş ve Şeytan oluşmuş. Yani Şeytan, mutlak doğru ve mutlak adil olan Allah’ın ruhundan kopan bir parçaymış…

He koçuma, he tosunuma, he Burak’ıma benim he.

Arkadaşım, sevgili Burak Özdemir, sen gergedanları bilir misin? Penis boyları 40 ila 60 cm arası değişirmiş bu hayvanların, genel kültür olsun diye söyleyeyim dedim, lazım olur.

Olum bakın, bu New Age denen dalga bir ısındırma turu işte. Bu fikirleri kabul eden birisinin, hangi şeytani fikir ve yanlışları da doğru kabul edebileceğini, nelere açık hale gelebileceğini düşünebiliyor musunuz? "Normal olmayan şeyleri normalmiş gibi karşılamaya başlamak", bunun tohumlarıdır bu fikirler.

Bakalım şimdi Allah, Şeytan’a nasıl teklif etmiş (!) kötü olma rolünü:

"Allah, “Öyleyse çık oradan, çünkü sen kovuldun. Şüphesiz hesap gününe kadar lânet senin üzerinedir” dedi." – Hicr 34,35

"Allah buyurdu: “Çık oradan, yenik düşmüş ve kovulmuş olarak. Onlardan sana uyan olursa yemin olsun ki, cehennemi tamamen sizden dolduracağım.”" – Araf 18

Bu nasıl teklif olum?

Aklınızı mı kaçırdınız siz arkadaşım?

Dini nasıl uyduruyorsunuz kendinize göre siz böyle? İsteyen istediğine inanmakta serbest ama benim inancımı dejenere etmeye çalışan herifin suratına sevgi dolu tükürürüm ben.

Yasin suresi 60. ayette ne deniyor bir bakın: "Ey âdemoğulları! Ben size, "Şeytana kulluk etmeyin, o sizin için açık bir düşmandır!" demedim mi?…".

"…o sizin açık bir düşmandır!" denmiş, sen daha kim oluyosun, ne oluyosun da yok çok olgunmuş, kötü olmayı sevgi ile kabul etmişmiş diye element uyduruyorsun bir taraflarından arkadaşım?

Olum bu "Tanrı’nın doğum günü" denen kitap 40 baskıya yakın satmıştı, belki de geçmiştir.

Ve sığır mekanı Ekşi Sözlük’te bu adamı eleştirmeye kalkarsanız zamanın ötesine gönderiliyorsunuz. Çok seveni var arkadaşın, maşallah.

Ayık olun, yapmayın, adamı hasta etmeyin.

He yani İblis ve onun kulu olan şeytanlar (cinler veya insanlar) aslında kötü olmayı tercih ederek fedakârlık yapan gerçek iyiler öyle mi? Olum bu felsefe "kötü" diye bir kavram bırakmaz ortada, Filistinli kadına tecavüz eden Amerikalı’yı da, Tibetli rahibin cinsel organını kesen Çinli’yi de aklar bu düşünce.

Rockefeller ve Rothschild dediğimiz şeytani şahıslar da bu felsefeye sahipler, daha uçuk olanına fakat aynı prensibe bağlı olanına… Hiçbir fark yok mantık olarak arada.

New Age bu yüzden tehlikeli işte. STV’nin savaş açtığı Satanist Evlat Arif’in kedi kesme psikopatlığı değil Luciferianism, esas Luciferianism işte bu. Ta kendisi.

Dur daha, bitmiyor bu arkadaşın marifetleri, Hasan Mezarcı var karşımızda Hasan Mezarcı…

Zira bilen bilir, bu arkadaş mehdi olduğunu ileri sürüyordu en son, ehehe ciddiyim. Herneyse şimdi kendisinin şahsi blog sitesinden bir yazısını paylaşacam, en azından işaretlediğim kısımlarını bir okur musunuz;

Cinleri görüyormuş, Tanrı’nın Doğum Günü’nü bizden önce onlara anlatmış. Cinler gelip Burak Özdemir’i dinlemişler, hepsi de çok şeker tiplermiş, muhabbetleri iyiymiş.

Böyle diyor Burak Özdemir.

Hmmm…

Sevgili Burak Özdemir, sen balinaları bilir misin? Yetişkin balinaların penis boyları 1 buçuk ila 2 buçuk metre arasında değişiyormuş, geçen Discovery Channel’da seyrettim, faydalı bilgiler bunlar.

Yalnız balinayı da tükettik, ondan ötesi yok bak. Bi dahakine ne diyecem bilemiyorum, üretim kısırlığına soktun beni Burak Özdemir.

Olum, ehehehe. Kuran’da cin suresinde, Hz Muhammed’in dahi kendini dinlemeye gelen cinleri görmediği, bunun kendisine vahiy olarak bildirildiği anlatılıyor. Fakat Burak arkadaşımızda nasıl bir cevher varsa cinleri görüp onlarla sohbet ediyormuş, şeker tiplermiş, yakışıklı değil ama sempatiklermiş. Ehehe mehehe.

Ey sığır ekşici, ey kandırılmış ruhçu, gel bak kimin kitaplarını okuyorsun. Gel bi gör o hayranı olduğun, savunduğun, ve sana İslam’ı öğrettiğini ileri sürdüğün herif ne ayakmış, gel bi bak.

Ruhçu bir dergi olan "Sevgi Dünyası"nın Burak Özdemir’le yaptığı röportajdan bir kesit:

Neymiş neymiş?

Burak Özdemir bu kitabı yazarken "Tanrı’nın eli" hep onun elinin üzerindeymiş, bu kitabın yazarı aslında kendisi değilmiş, bir başka güç yazdırmış bu kitabı ona… "Başkalarından" ilham almış bu kitabı yazarken…

Sevgili Burak Özdemir, sen dinozorları bilir misin?

Onlar da güzel hayvanlardır.

Seversin.

Olum bu adamın Hasan Mezarcı ile arasındaki tek fark "ambalaj"ı.

Bu adamı neden ciddiye alıyorlar? Çünkü kendisi rock dinleyen genç ve modern müslüman profilinde, hani milletimizin o ihtiyacını gideren bir arkadaş kendisi. Hee bak bu çocuk genç, Pink Floyd da dinliyomuş, hem de müslüman laaa. Biliyodur bu herif işin doğrusunu, "modern"dir bu…

Hıhı.

Kim nerede ki dini değiştirir, Kuran ayetlerini kendine göre yorumlar, dinin özüne "gelenekçi" yaftası vurup ona yeni anlamlar katmaya çalışır, o kişi "modern" olur.

Kim kaynak olarak Kuran’ı önerir, o da cemaatçi yobaz olur.

Bu işler böyle. Ambalaj şaşalı olduktan sonra kim sikler içeriği?

Burak Özdemir hakkında bir sığır entry’si göstereyim mi size ekşi’den? Sadece ilk 2 cümlesi bak:

Yaa…

Eğer ruhçu saçmalıklarla dini dejenere ederseniz, "sevgi, dostluk, iyilik" adı altında laflarınızı yeterince süslerseniz, böyle sığırlar takılır peşinize.

Kendinizi mehdi ilan etseniz bile "iyi niyetli" olduğunuz sanılır.

Ulan "DİN"i kendisine bir statü ve çıkar kapısı edinmiş birisi ne kadar iyi niyetli olabilir? "Ben mehdiyim" diyen birisi ne kadar iyi niyetli olabilir lan? Siz dangalak mısınız arkadaşım? Cevap vermeyin, retorik bi soruydu o, biliyorum yoksa dangalak olduğunuzu.

Malesef böyle.

Ben aha burada kıçımı yırtıyorum, din hakkında konuşmam gerekirse Kuran’a uygun olmayan tek bir söz etmiyorum, zira belki de tek korkumdur Allah’ı ve dini asılsız argümanlara dayanarak yorumlamak, ama buna rağmen ne şakirtliğim kalıyor, ne artniyetliliğim. Yediğim lafın haddi hesabı yok. Neden? Çünkü yıl olmuş 2011, hala Kuran diyorum, olacak şey değil…

Ama beyimiz "sevgi, dostluk, kardeşlik, ehelehey" adı altında Lucifer’ın Tanrının ruhundan oluştuğunu söylesin, Kuran’da yazanın aksine Lucifer’ın kötü olmadığını ve hatta olgun bir ruh olduğunu söylesin, daha da ileri gidip mehdi olduğunu söylesin, o kitapları kendisine yazdıranın başka güçler olduğunu söylesin, sonra da "iyi niyetli abisi yaa, canım benim canım :)))" ilan edilsin.

Bu işler böyle malesef.

Salak salak "enerji, meditasyon, aura" muhabbeti yapan insanlar bu ülkede ayda onbinlerce dolar kazanır.

Çünkü böyle ekşici sığırlar, zorlama aydınlar, kasıntı Beyaz Türkler çok var bu ülkede. Aşağılık kompleksi dolu, "modern" olacam diye götüne Vileda sopası bile sokmaya hazır denyolar var bu ülkede.

Lanetler olsun size yobaz sürüsü. Asıl bu milletin ağzına sıçan gerçek yobazlar sizlersiniz, Avrupai yobazlarsınız. Dinci yobazlara diyecek kelime yok zaten, fakat onlar ayrı sığır, siz ayrı sığır… Başkalarına koyun derken, kendisinin o koyunlardan 3 kat daha besili bir koyun olduğunun farkında olmayan ahmak sürülerisiniz siz.

Çekeceğiniz var lan benden, Allah ömür verirse inşallah.

Şimdi çok fantastik bir video seyrettirecem size. Bu Burak Özdemir adlı şahıs kendisine başka bir şeylerin "ilham" verdiğini söylüyordu ya, aynı şeyi Lady Gaga da söyleyecek, tabi anlayana. Sadece 10 saniyelik kısmını seyretmenizi istiyorum.

Video’nun 30. ve 40. saniyeleri arasını izleyin.

Paris Hilton: What is your inspiration for your music? (Müziğinde nelerden ilham alıyorsun?)

Lady Gaga: I’m very very inspired by "my friends". (Dostlarımdan çok ilham alıyorum)

Dostlarından ilham alıyormuş Lady Gaga. Peki "dostlarım" derken ne yaptığını gördünüz mü?

Burada kekeliyor ve kafasını kaşıyormuş gibi yapıyor. Fakat bir saniye sonra ne yapacağına bakın.

"My friends" (dostlarım) derken bariz bir şekilde tek gözünü kapatıyor eliyle.

Bu nedir?

Sizce bunu Illuminati üyesi büyüklerine saygı ibaresi olsun diye mi yapıyor? Birkaç mason üstad için sembol mü yapıyor sizce burada Lady Gaga?

Hayır.

Bu hareketi istemsiz yapıyor.

Tekrar seyredin isterseniz video’nun bu kısmını, 30. saniyeden 40. saniyeye kadar.

Britney Spears da bir röportajın ortasında durup dururken "birilerini" görmüşcesine "aman Tanrım hoşgeldiniz" deyip ağlamaya başlıyordu, hatırladınız mı? Önceki yazılarda 3-4 kere verdim link’ini o video’nun.

Eğer sadece bu yazımı okuyorsanız, bu okuduğunuz ilk yazımsa, muhtemelen şu an bana "siktir lan" diyorsunuz. Fakat bir bütünlük halinde hepsini okuduysanız anlarsınız.

Anlarsınız tüm bunların tesadüf olamayacağını.

Birleştirebiliyor musunuz şimdi parçaları?

Bu Lady Gaga video’su da 14 milyon kere izlenmiş, zira bir Nokia tanıtım video’su ve içinde Paris Hilton da var. Eh normal yani 14 milyon kere izlenmiş olması.

Peki kaç kişi yakalamıştır bu detayı?

100 kişi?

Belki.

14 milyon içerisinde kaç kişi görebiliyor bunları? "Kaçınız Tyler’ı iş başındayken yakalayabilirsiniz?"

Burak Özdemir’in gerçekten böyle bir ilham alma olayı varsa bile, bunun kimler olabileceğini anladınız mı? "Tanrı’nın eli" üzerindeymişmiş beyfendinin, Maradona mısın lan sen?

En’am suresi 121. ayetin bir kısmında çok ince bir mesaj, çok ince bir uyarı var: "…Şeytanlar kendi evliyasına/dostuna ve destekçilerine sizinle mücadele etmeleri için elbette ki vahiy gönderirler. O şeytan evliyasına boyun eğerseniz kesinlikle müşrikler oldunuz demektir."

Şeytanlar kendi dost ve destekçilerine vahiy gönderirler…

Anladınız mı neymiş, kimlerdenmiş o "ilham"?

Niçin verirlermiş peki bu ilhamı?

"…sizinle mücadele etmeleri için…"

O yüzden tekrarlıyorum; ayık olun canlar, ayık olun ciğerler. Üçkağıtçılara pabuç bırakmayın. Hz Muhammed son nebidir, nokta. Her kim ki "vahiy" aldığını iddia ediyorsa ve üstüne bir de müslüman olduğunu ileri sürüyorsa, ona lütfen okkalı bir "SİKTİR" çekin. Hatta ağzına da terlikle vurun ki sesini çıkaramasın, eğitimli cahillerin kanına giremesin. Allah belasını versin diyorum o eğitimli cahillerin ama lanet olsun içimdeki sığır sevgisine, onları da kollamak lazım.

Hala cinlerin bu hayata etki etmediğini mi sanıyorsunuz? İstediğiniz şeye inanmakta serbestsiniz, bu konuda bir baskı yapmak haddime değil, sadece elimden geldiğince yol gösterebilirim size. Gerisi size ve muhakeme yeteneğinize kalmış.

Gelin bakalım şimdi, Arrivals adlı belgeselin bir bölümünü verecem size. Bu konuyla ilgilenenlerin muhtemelen seyretmiş olabileceği meşhur bir röportajı yayınlamışlar bu bölümde. Boş bir vaktinizde seyredersiniz:

Size bu röportajı özet geçeyim, Roger adında tonton bir amca bu elit ailelerin arasına katılıyor ve "başka varlıklarla" iletişim kurabildiklerini, bu imkâna sahip olduklarını itiraf ediyor. Belki bu abimiz onların bilinçli ifşa çalışmalarının bir ürünüdür, yani belki onlardandır, belki de tamamen saftır, ama buna kafa patlatacak değiliz. Sonuç olarak siz bu emminin dediklerini kendi süzgecinizden geçirerek anlamaya çalışın sadece;

Fakat size şunu belirtmek istiyorum. Bu dünyada gezinen ölü ruh diye bir şey yok. Ölülerin ruhları yok bu dünyada. Hatta Kuran’a göre insanın da "ruhu" yok, "nefs" (can) var. Ruh, Kuran’da "vahiy meleği"nin adıdır. Filmlerde gördüğünüz yarı saydam beyaz hayalet gibi ruhlarımız yok. Bu insanların iletişime geçtikleri varlıklar ise cinlerden başkası değil. Şeytani cinler bu insanlara, kendileini "ruh" şeklinde tanıtıyorlar. Şimdi neden hem bu ruhçu arkadaşlara, hem Illuminati’ye "kandırılmış aptallar" dediğimi anlıyor musunuz? Dönecem bu konuya.

Bu kadar yeter, merak ettiyseniz bir kısmını verdiğim link’ten seyredebilirsiniz, çok meşhur bir video’dur bu.

Şimdi önceki yazılarda bu Illuminati’nin ve elit örgütlerin niçin "ölümsüzlüğe" ve "sonsuzluğa" vurgulamalar yaptıklarını irdelemiştik.

Evet, Luciferianist’ler (bu dünyada) sonsuz bir hayat yaşayacaklarına inanıyorlar.

Kandırılmışlar, salaklar, fakat eninde sonunda kaybedecek olan bir Şeytan’a inanacak kadar da salak değiller. Bu insanlar ebediyen cehenneme atılacaklarını bile bile bu bokları yemiyorlar. Onlar "sonsuz" ve asil bir hayat yaşayacaklarına inanıyorlar, çünkü onlar iyiliğin varolması için kötü rolünü üstlenen "gerçek" ve fedakâr "iyiler" olduklarına inanıyorlar.

Çünkü onlar "aydınlanmış" kimseler. Hem de Lucifer’ın ışığında aydınlanmış olan kimseler.

Illuminati = Aydınlanmışlar.

Şimdi bakın, bu şahıs Rockefeller Company’nin şu anki lideri David Rockefeller. Ve kendisi bir ruha tapınma seansında…

…Yıllar önce kaybettiği babası John D. Rockefeller (resimdeki) ile irtibat kurabildiğine inanıyor. Fakat iletişim kurduğu kişi, kendisini John D. Rockefeller’ın ruhu olarak tanıtan bir cin/şeytandan başkası değil.

Anladın mı neden "kandırılmışlar" olduklarını?

Anladın mı neden ölmüş yakınlarının dahi aslında "sonsuzluğa" eriştiğine inandıklarını? Ah David’cim, senin baban şu an Allah’ın "adalet" dolu ellerinde desem bana inanır mıydın? Ehehe.

Araf suresi 30. ayet: "…Onlar, Allah’ı bırakıp ŞEYTANLARI DOSTLAR edinmişlerdi. Bir de kendilerinin hidayet üzere olduklarını sanırlar."

"Bir de kendilerinin hidayet üzere olduklarını sanırlar"

Aydınlanmış demiyor mu olum bu adamlar kendilerine? He pardon, Kuran’dan ayet verince yobaz ve şakirt oluyorduk di mi? Kuran’ı, Hz Muhammed kendisi yazmıştı fazladan 2-3 kadınla nikahlanabilmek için di mi? He tosunlarım, hee…

Bakın Kubrick’in muhtemel ölüm sebebi olan Eyes Wide Shut filmini incelediğim yazının sonlarını, kıyak kafayla yazmış olduğumdan filmin son sahnesindeki çok önemli bir diyaloğu es geçmişim, fakat iyi ki de geçmişim. Zira burada kullanmam çok daha açıklayıcı olacak. Bakın şimdi, filmin sonunda Stanley Kubrick bize ne diyor…

Unutmayın, filmin son sahnesi, son diyaloğu bunlar… Ve Kubrick’in bu filmde peşpeşe "tekrar tekrar" kullandığı her cümle, her kelime bir anlama sahipti, Kubrick konulu yazıda bunları incelemiştik:

"Sonsuzluk" vurgusu dikkatinizi çekmediyse kafanıza tekme atarım sizin.

"Sonsuzluk deme, beni korkutuyor…"

Kubrick bu filmin çekimlerini tamamladıktan 4 gün sonra öldü biliyorsunuz di mi?

Aralarındaydı, bu filmin çekiminde onların da izni ve katkısı vardı, fakat Kubrick bu filmde göstermesi gerekenden fazlasını gösterdi. Tabi anlayana gösterdi, orası ayrı. Ve "onlar" tabi ki de anladılar bunu…

Tüm bu kaosa, vahşete, savaşlara, ölümlere, hastalıklara sadece maddi güce sahip olmak için yol açtıklarını mı düşünüyorsunuz?

Tüm bu yaşananların tek amacı sadece "para" mı?

Kusura bakmayın da, eğer bunu düşünüyorsanız sahiden çok dar ve materyalist bir kafa yapınız var demektir.

Gerçek "satanizm"in ne olduğunu yavaş yavaş anlayabiliyor musunuz? Bize yansıtılandan ne kadar farklı ve kendi içinde oturmuş bir felsefesi olduğunu görebiliyor musunuz? Bu yüzden ayık olacaksınız kaynatasızlar, "aman benim ne işim olur satanizmle" demeyeceksiniz, Lucifer’ın öğretileri aslında o kadar da uzak değil size, heryere sızmış durumda.

50 kere dedim, bu da 51 olsun: Luciferanism kedi kesen sik kafalı psikopat gençlerin yaptığı şey değildir. Keşke sadece o olsaydı, o zaman gerçekten de ciddiye alınacak değerde olmazdı. Fakat o göründüğünden çok daha fazla sizi "kandırabilme" potansiyeline sahip, sapkın ve alçak bir öğreti.

Bu "Emmanuel’in Kitabı" da bitmek tükenmek bilmeyen kıytırık, uyduruk, skindirik ruhçu kitaplarından bir tanesi. Kitaptan ufak bir alıntı yapıp kafanıza bu ruhçuluğun ne mal olduğunu iyice kazımak istiyorum.

Emmanuel adında aşmış bir ışık varlığı varmış, sorularımızı cevaplıyor bu kitapta kendisi. Burak Özdemir’in Dona’sı gibi bir şey yani, bakalım Emmanuel "çocuk istismarı" hakkında neler yumurtlamış:

“Bu insanlık tabiriyle hoş görülmeyecek bir durumdur. Ancak kayıtsızlıkla değil, şefkatle ve her ruhun bilgeliğine derin bir inançla bunun ötesine bakalım. Yalnızca çocuk için değil, aile için bu deneyimden öğrenilecek ne var? Kötü harekete maruz kalmış hatta bu şekilde hayatını kaybetmiş bir çocuk, ailesine büyük bir sevgi ve özveri armağanı vermiş olur, tabi onlar bu hediyeyi almak istiyorlarsa. Böyle saldırıları yaşayan ruhlar yalnızca kendilerinin ve rehberlerinin bildiği nedenler yüzünden onu seçmişlerdir… Olayları Tanrı’nın gördüğü gibi görmeniz pek mümkün değildir. Yargılarınızı Tanrı’nın ellerine bırakın.” (Emmanuel’in Kitabı s. 240-241.)

Hey maşallah, çocuk tecavüzüne böyle bir bakış açısı görmüş müydünüz daha önce siz?

Yani çocuğu tecavüze uğrayan aile aslında şanslıymış, çünkü böyle "olgunlaştırıcı" bir "deneyim" yakalama şansına sahip olmuşlarmışmış.

He bi de bunları anlatmadan önce şöyle bir girizgah yapıyor: "çocuk istismarı insanlık tabiriyle hoş görülmeyecek bir durumdur, ancak aslında öyle değil…", zira arkadaş bunları diyerek şuna zemin hazırlamak istiyor: Hani ben bir şeyler saçmalayacam, siz ola ki bana karşı gelirseniz, bunun sebebi sizin "tekamül" edememiş, basit, avam insanlar olmanızdır. Yoksa benim anlattıklarım çok hidayet dolu şeylerdir…

Lan ruhçular, sizin alayınızı hidayete kavuştururum bakın adamı hasta etmeyin.

Ya lütfen, sizden rica etmeyi bırak, size yalvarıyorum, şu spritiüalist derneklere giden, şifa reiki bilmem ne olaylarına giren yakınlarınız varsa engel olun. Sütten ağzı yanmış biri anlatıyor bunları ya, size yemin ederim ki bir bok değil bunlar. Kendilerini "aydınlanmış" olarak görme merakındaki, çürük ve altyapısız bi felsefeye sahip 3-5 salağın ikna edici konuşmalar yaptığı kıytırık dernekleri var bu adamların. Sayıları da çok fazla, ayık olun ve pabuç vermeyin şunlara ya. Allah rızası için.

Neyse.

Gel bak şimdi "Mevlana" adı altında ne haltlar karıştırdıklarını da kendi gözlerinle gör…

"Dünya Kardeşlik Birliği" ya da nam-ı diğer "Mevlana Yüce Vakfı"nı duymuş muydunuz? Internet’te şu adreste ikamet ediyorlar: http://www.dkb-mevlana.org.tr/ana.html

Şimdi malumunuz bu üçgen/piramit artık "aydınlanmış" arkadaşların popüler kültüre kabul ettirdiği bir sembol oldu, o yüzden bu tür ruhçu oluşumlarda da sık sık görürsünüz bu sembolü, şekil A’da görüldüğü üzere. Fakat ben artık sembolünden de geçtim, bu herifler nasıl sapkın fikirlerle beyin yıkıyorlar onları izah edecem ben sadece.

Şimdi Bağdat Caddeli kokoş teyzeler arasında pek yaygın olan bir "Altın Çağ Bilgi Kitabı" var bu arkadaşların, oradan alıntı yapacam.

Altın Çağ Bilgi Kitabı 1986 beşinci Ay Fasikül 17. Sy: 151

“İslâmın kitabını, islâm dostlarımız bilinçli bir şekilde okumuşlarsa, onun size vermiş olduğu mesajı çok iyi bileceklerdir. Bu mesajın özü, sevgi, hoşgörü, sabır ve bir şeyi anlamadan, onun bilincine varmadan ön yargılı olarak inkâr etmemenizdir. Bazı köklenmiş bağnaz düşünceler, hâlâ ruh yoktur, reenkarnasyon yâni yeniden doğuş yoktur, cin vardır, şeytan vardır demektedirler."

Dur dur, ehehehehehehe.

Şimdi diyorlar ki, bu çağda hala "ruh yoktur" ve "reenkarnasyon yoktur" diyenler bağnazlarmış.

Reenkarnasyona inanmıyorsanız yobaz piçsiniz yani. Çünkü biz anlayamıyoruz arkadaşların aydınlanmışlık seviyelerini, onlar görmüşler işin özünü, fakat biz "avam" ve "bağnaz" olduğumuz için bunu göremeyip reenkarnasyon diye bir şeyin olmadığını zannediyormuşuz. Reenkarnasyonla bilmem kim şahsın, bilmem kaçıncı bedeni olduğunu iddia eden Said Nursi gibi arkadaşlar çok ilim dolu "aydın" kişiler oldukları için biz onların söylediklerini anlayamıyoruz malesef…

Devam edelim kitaptan, şimdi biraz uzun bir alıntı yapacam fakat lütfen "MEVLANA" adı altında size neler dayatmak istediklerini kendi gözünüzle görmek istiyorsanız üşenmeyin ve okuyun… Okuyun ki şimdiye kadar anlattığım Luciferian fikirlerle harmanlanmış bu sapkın New Age görüşlerinin ne bok olduğunu kendi gözlerinizle görün:

"Bir zamanlar bazı kişiler, İslâm’ın peygamberi için "cinlenmiş şair" diyorlardı.İslam‘ın kitabında, "cin"i kötü olarak tanıtan sûrelerin yanlış anlaşılması, İslâm toplumunu bu hâle getirmiştir. “Cin” de Allah’ın bir varlığıdır!.. …Unutmayın ki, İslâm’ın kitabında bahsedilen "cinler", sizlere hakiki yolu gösteren yüce varlıklardır ve rabbin emrinde hareket eden dostlardır…

Yine sizi kurtaracak olan, rabbinizin ilâhî emri ile "cinler" olacaktır. Bizimle irtibatta bulunan yüce görevliler, sizlere, bizi anlatmakla, tanıtmakla mükelleftirler… …İslâm’ın kitabında 7-181 âyet şöyle der: Yarattıklarımızdan öyle bir ümmet vardır ki hakka iletirler – hak ile adalet yaparlar. İşte bunlar bizleriz. Yani uzaylı dediğiniz dostlar.”

Okudunuz mu?

"Mevlana" adı altında bu yapılanın, Lucifer öğretileriyle dolu New Age fikirlerinden ne farkı var? Tek bir fark gösterin bana Allah rızası için ya?

Şimdi bu arkadaşlar bunları anlatıyorlar, cinlerin bize "hakiki" yolu gösteren "yüce" varlıklar olduğunu söylüyorlar, arada "uzaylı dostlar" fikrini de gömüyorlar ve diyorlar ki "kurtuluşumuz yüce cinlerde, ruhlarda ve uzaylı dostlarımızdadır".

Aynen bunu diyorlar, ben götümden uydurmuyorum, kaynak ismi ve sayfa numarası bile belirttim daha ne yapayım?

Şimdi bakın, cinler belki özünde iyi çocuklardır, aralarında müslüman olanı, sizin gibi spiritüalist ahmak olanı, ateist olanı, satanist olanı da vardır, bu doğrudur. Fakat insanlarla irtibat halinde olan cinler, bu hayata müdahale etme çabasında olan cinler kötüdür, Allah’ın emrine karşı gelmişlerdir ve şeytan olmuşlardır. Bunu ben değil Kuran söylüyor. Hani adını andığın, kendi gerzekçe fikirlerine alet etmekten çekinmediğin Kuran var ya, işte o diyor bunları.

Cinlerden korkmayın tabi, neyinden korkacan, bu kısma katılıyorum. İyi de korkmuyorum diye niye bağrıma basayım la elin cinini? Niye yüce varlık olsun olum cinler? Manyak mısınız lan siz?

Alın sevgili Mevlana adı altında kıytırık ruhçu öğretilere inanan kardeşlerim, okuyun lazım olur bunlar:

"…Melekler derler ki: Tespih ederiz seni! Bizim Veli’miz sendin, onlar değil. Doğrusu şu ki, onlar cinlere tapıyorlardı. Onların çoğu cinlere iman etmekteydi." (Sebe, 40, 41)

"İşte böyle, biz peygambere insan ve cin şeytanlarını düşman yaptık. Bunlar aldatmak için birbirlerine lafın yaldızlısını fısıldarlar. Rabbin dileseydi onu yapamazlardı. Bırak onları, düzdükleri iftiralarla başbaşa kalsınlar." (En’am Suresi 6:112)

Tamam mı güzelim? Eğer "müslümanım" diyorsanız ve sonra da elin cinlerine bu tür abidik gubidik anlamlar yüklüyorsanız, belki birkaçınız denk gelir de şu blog’u okur ve kafasına bazı şeyler dank eder diye anlatıyorum bunları. Gerçi bu tür kıytırık cin muhabbetlerine girecek olan "akıllı" insan önce dur bi Kuran ne diyormuş diye bakıp onu okur, ama çok aydınsınız ya tabi, gerek yok sizin Kuran’ı da okumanıza. Afferin oğlum, good boy.

Gel gel, bitmez bu ruhçuların yaptıkları.

"Mevlana Şems’in yanına girdi. Şems şahane bir çadırda oturmuş Kimya Hatun ile oynaşıyordu. Mevlana dışarı çıktı. Bu karı koca oynaşmalarına mani olmamak için medresede aşağı yukarı dolaştı. Sonra Şems (Mevlâna’ya) içeri gel diye seslendi. Mevlana içeri girdiğinde Şems’ten başkasını görmedi. Kimya nereye gitti? dedi. Şems ‘Yüce Tanrı beni o kadar sever ki, istediğim şekilde yanıma gelir. Şu anda da Kimya Hatun şeklinde geldi’ buyurdu." Kaynak: Ahmet Eflaki. Menakibul Arifin – 11/56/57. Haksöz Dergisi, Nisan 93

Ne diyeyim lan ben bunun üstüne? Şems Tanrı ile sevişiyormuş, bak bak bak. Hulül inancı bu. Bu inanışa göre Allah insanın bedenine girer, Allah’ın bedenine girdiği insan tanrılık niteliklerini alır. Bu iddia da tam bir dinden sapmadır, sapıklıktır, quentin’liktir, tarantino’luktur.

İbn Arabi ise şunları der mesela:

"Varlığımız onun varlığıdır. Varlığımız açısından biz O’na muhtaç, nefsinden zuhuru için O bize muhtaçtır"
"O bana hamd eder, ben ona hamd ederim; O bana ibadet eder, ben O’na ibadet ederim"
(Fususu’l Hikem, 1/83, el Halebi baskısı)

Fazla söze-yoruma gerek yok heralde, Allah kullara muhtaçmış İbn Arabi’ye gore ve Allah bize ibadet ediyormuş. Hmm ehehe.

İbn Arabi’den kısa kısa inciler gösterecem şimdi:

"İnsan, Allah’ın sureti; alemler, bu suretin kendisinde yansıdığı ayna; Allah da, insanın sureti olduğu Zat’tır. Şu halde biz, Hakk’ı, hangi vasıf ile nitelemiş isek, bizde de o vasıf vardır. Çünkü suretleri farklı olsa bile, dua eden, icabet edenin aynısıdır."

Al sana "enel hakk" kavramı (İbn Arabi, Heme O’st (her şey Allah’tır) der, mantık olarak o da enel hakk’tır). Enel hakk nedir? "Ben Tanrı’yım" demenin tasavvufi yoludur.

Bakın güzeller, bir öğretinin 12. yüzyılda doğmuş olması, çok eski olması, onun doğru olduğu anlamına gelmez. Bu uyduruk ruhçular, ve Ashtar Galaktik Kumandanı denen oluşum da "ben Tanrı’yım" diyor. E onlar da mı hidayete ermiş aydın kişiler şimdi? Aralarındaki tek fark biri 2011’de yaşıyor, biri 12. yüzyılda, başka da hiçbir fark yok. Gözünüzü boyamasın "tasavvuf" adı altında, "islam alimi" olduğu ileri sürülen kişilere maledilen saçmalıklar. Bu kadar markacı ve etiketçi olmayın, isimlere değil fikirlerdeki çarpıklıkları görmeye odaklanın.

Devam edelim biz, bak bak, Arabi in the club:

"O halde, dini anlamıyla, ahiret hayatında bir azap ve mükafat yoktur." (Yani cennet ve cehennem yokmuş Arabi’ye göre, Kuran bize yalan söylüyormuş, e bu matematik bizi kandırıyor hocam)

Satanizm neymiş, esintileri nerelerde varmış görebiliyor musunuz? Satanizm kedi kesmek değildir lafını kaç kere daha tekrar etmem lazım? Asıl satanizm işte budur, BU.

Bunlar da New Age’ci arkadaşlar tarafından öyle güzel kullanılıyor ki, öyle güzel alet ediliyor ki… Daha sayısız örnek gösterebilirim size, fakat ben de insan evladıyım, yavaş yavaş sonlandıracam yazıyı. Burada rol model olarak Mevlana Kardeşlik Vakfı’nı ve İbn Arabi’yi seçtim fakat siz isimleri boşverin, bu spiritüalizm denen öğretinin ne haltlar karıştırdığını, doğrularla beraber nasıl şeytani ve yozlaşmış fikirleri size kakalamaya çalıştığını anlayın istiyorum. Tek derdim o.

Son olarak "İslam" adını kullanan bu arkadaşlara bir ayet göstermek istiyor ve çekiliyorum:

"Yazıklar olsun o kişilere ki, Kitap’ı kendi elleriyle yazarlar da sonra onunla basit bir karşılık satın alsınlar diye, "İşte bu, Allah katındandır!" derler. Vay haline onların, ellerinin yazdıkları yüzünden! Vay haline onların, kazanıp durdukları yüzünden!" (Bakara Suresi 2:79)

Hz Muhammed de heralde Nostradamus’la akraba falan, 1400 yıl sonrasını bile görebilen şeyler yazmış (!) baksana…

Böyle yani, anlaştık mı kaynatasızlar ehehe.

Ve ayrıca her "Illuminati " adı altında kurulan internet sitesine de "abuuu" diye atlamayın. Mesela bi site çıkmış geçenlerde, neymiş efendim Illuminati tarafından kurulmuş bir siteymiş de, geri sayım yapıyormuş da, 7 Aralık 2011’de bitiyormuş o sayım da…

Asparagas olum bunlar, geçin, tamah etmeyin. İşgüzar adamdan bol ne var piyasada?

Hem bir şey söyleyeyim size, bugün bir şey olma ihtimali, 7 Aralık 2011’de veya 21 Aralık 2012’de bir şey olma ihtimaliyle aynı. Bu tür şeylere inanır ve ortalığı galeyana getirirseniz sadece onların korku politikalarının işe yaradığını göstermiş olursunuz. Yapmayın etmeyin. Bir sikim olmayacak 21 Aralık’ta korkmayın, he tabi olabilir de ama bugünden veya yarından ekstra bir ihtimali yok gözümde, onu demek istiyorum.

Her gördüğünüz sembole de öyle "aha bu Lucifer sembolü, masonik sembol abooo" diye atlamayın. Sembolizm asırlardan beri vardı, olmaya da devam edecek. Sembol kullandığını farkettiğiniz kitap, metin, klip veya filme balıklama atlamayın, "öğreti"si ne ona bakın, eğer ikisi birleşiyorsa o zaman o sembolün bir amaca hizmet ettiği sonucuna varın. Zira şüphecilik ve paranoya arasında ince bir çizgi vardır, o çizgiyi aşmayın, yoksa hayattan zevk alamazsınız.

Şimdiye kadarki hem en uzun, hem de bazıları için "hazmetmesi" en zor yazım bu oldu sanırım, fakat yine her şeyi delilleriyle ve olabildiğince sade anlattım. Önyargılarından ve saplandığı fikirlerinden kurtularak tarafsızca okuyanlar yine kapmışlardır anlatmaya çalıştığım şeyleri, -izm’lerin kölesi olmuş sığır ve yobaz kitleye ise yapacak bir şey yok.

Hadi sığır ekşici, özgürsün, şimdi buradan öğrendiğin argümanların üzerine 2-3 sikindirik elitist yaklaşım ekleyerek sağda solda "uydurmuş saçmalamış cahil yeeaaa" diye sikim sikim konuş, Selinsu’ya yaranmaya çalış, hayatta sebep-sonuç ilişkisi hiç yokmuşcasına öküz gibi yaşamaya devam et. Devam et çünkü böyle yapınca verecek Selin sana, o verince zaten hayattaki tüm misyonunu da tamamlamış olacaksın, hadi aslanım göreyim seni. Küflenmiş beyin nöronlarını siktiğimin salağı seni.

Ve son olarak, bu yazının başlığı aslında "Satanizm ve New Age Volume 2" olacaktı, fakat dedik ya sığırlar için ambalaj her zaman içeriğin önündedir diye. Kuru kuru "satanizm" desek ciddiye almayacaktı bu sığırlar, o yüzden Rothschild diye gömdüm onlara bu yazıyı, hadi geçmiş olsun ehehe.

Sevgi ve ışığın gücü adına.

Şaka lan şaka, sıçarım ışığınıza şimdi hadi yallah ehehe.

PKK SEMPATİZANI SİTEDEN … Ortadoğu’nun ortasında şekillenen Kü rdistan


Ortadoğu’da sınırlar, 1923 Lozan antlaşmasıyla Kürt halkının varlığı, demografik yapısı masa başında hiçe sayılarak çizildi. İngiliz ve Fransızların başını çektiği paylaşım projesinde: petrol bölgelerini kendi nüfuz alanlarına bırakmışlardı. Irak, İngiltere’nin Suriye Fransa’nın sömürgesiydi ve sınırları da ona göre çizilmişti. Sömürüye ve despotizme dayalı bu sınırlar yüzünden savaşlar hiç durmadı, Kürt halkının bu parçalanmışlığı kabul etmemesi hiç bitmeyen direnmeler ve isyanlar silsilesi yarattı… Bu haksız sınırların yüzyılını tamamlamadan doğal ve meşru sınırlarına kavuşması kaçınılmazdır. Direnen ve statü sahibi olmak isteyen ve bunun için ağır bedeller ödeyen Kürt halkı, örgütlü ve direngen yapısı, 40 milyona yaklaşan nüfusuyla sömürgeciler üzerinde baskı ve güç oluşturarak Ortadoğu’da hak ettiği yerini alacaktır.

Kürdistan’nın parçalanmışlığını sağlayan Ortadoğu haritasını1926′da Milletler Cemiyeti adına Estonyalı General Laidener çizdi! Türkiye’nin Kürtlere verilen muhtariyet sözü tutulmadı. “Tek bayrak, tek millet, tek vatan” denilerek bunun etrafında Kürd inkarcılığı ve yeni bir Türk milliyetçiliği ve ırkçılığı geliştirildi. Lozan’da çizilen yapay sınırlar günümüze kadar kanlı savaşların başlıca nedeni oldu. Ortadoğu çözüm bekleyen sorunlar merkezi haline geldi. Kürt halkı Lozan’ın mağdurları olarak hiç bir zaman bu adaletsizliği kabul etmedi.

Güney dışındaki üç parçada 30 yıldır PKK hareketinin yürüttüğü sabırlı bir mücadele ulusal uyanışı ve köklü bir örgütlülüğü sağladı. Kuşkusuz Ortadoğu’daki her hareketin yapılanması ve palazlanması uluslararası siyasetin dışında gerçekleşmesinin mümkün olmadığını biliyoruz. Irak’a olan müdahale ile Güney Kürdista’nın ortaya çıkması sağlandı, şüphesiz orda da direngen örgütlü bir yapı vardı; aksi durumda Saddam sonrası Irak’ta söz sahibi olmak ve yer edinmenin mümkünatı da olmayacaktı.

Arap baharıyla birlikte ortaya çıkan Batı Kürdistan’daki fiili durum, Kürtlerinin organize yapılanmasının ve oradaki özerk yapıyı yöneten PYD ve PKK’nin ideolojik ve politik ortaklaşmanın sonucudur. Kandil’de gerilla mücadelesi yürüten Batı Kürdistanlı kadroların varlığı da bu çabanın ürünüdür. Yenilgiye uğrayan İKDP’nin yerini PJAK’ın doldurmasıyla Ortadoğu’nun tarihi Anka kuşu misali statü sahibi özgür Kürdistan düşü küllerinden doğarak yeniden yazılıyor, siyasi ve coğrafik sınırları yeniden konuşlandırılıyor. Bu andan itibaren Ortadoğu siyasetine egemen ABD , AB, Türkler, Farslar ve Araplar Kürtlerin ulusal haklarını dikkate almadan bir siyaset geliştiremezler.

Ortadoğu Lozan Antlaşmasıyla petrol zengini topraklar hesaba katılarak çizilen yapay sınırlarla çözülmeyen sorunların merkezinde yer aldı. Avrupa Birliği (AB) Musul-Hayfa (MHP) ve Kerkük-Hayfa (KHP) petrol boru hatları ile Kerkük-Yumurtalık (KYP) hattı projeleri Batı için can damarıdır. Büyük Ortadoğu Projesi’nin temelinde uzun vadede Dıyarbakır merkezli birleşik Kürdistan ile Nato’nun üyesi, AB’nin adayı Türkiye’nin ortak Federasyonu amaçlanmaktadır. Kürdistan’ın jeopolitik ve stratejik önemi, Kürt ulusal Hareketi’nin insan haklarına verdiği değer, demokratik hukuk devletini savunması ve laik olması gibi Batıya yakın değerleriyle projeyi kolaylaştıran bir gerçekliği taşıyor

Büyük Ortadoğu Projesi Kürtlerin Lozan’ı tarihin çöp sepetine atmasını gerektiriyor. AB’nin can damarı sayılan ve çok ihtiyaç duyduğu enerji kaynakları ve boru hatları ve AB’nin sınırlarını Ortadoğu’ya taşımasını zorunlu kılıyor. Çıkarlar karşılıklıdır. Petrol boru hatları sadece petrol taşımıyorlar. Geldikleri, geçtikleri ülkelere, ABD-AB’nin politikaları ve çıkarları pompalanacak. AB, yaşlı nüfusunu hesaba katarak, globalleşme ile sınırlarını Kürdistan’ı kapsayacak ve Arap dünyası ile sınır olabilecek nitelikte yeni pazarlara sahip olmak istiyor. AB’nin Ortadoğu’dan uzak durması bu pazarı Çin ve Rusya’nın egemenliğine bırakması demektir.

Suriye’ye müdahale ile Rusya’nın Birleşmiş Milletler’de Suriye-Baas iktidarını koruyacak nitelikte politika izlemesi, çok sayıda savaş gemilerini Akdeniz’e göndermesi, Esad rejimine ekonomik desteğini esirgememesi, Çin’in de benzer bir siyaset izlemesi zaman zaman üçüncü dünya savaşının çıkmasına neden olabilecek krizler yaşattı. Suriye’nin siyasal dizaynından sonra sıranın İran’a geleceği biliniyor. Batı’nın İran ile çelişkileri çok yönlüdür. İsrail’i nükleer silahlarıyla tehdit eden tek ülke olması ve zengin gaz ve petrol rezervlerine sahip, Batı’ya kafa tutan ve Pro-Rusya politikasını izlemesi Arap baharı dalgasının Suriye’den sonra İran’a gelmesine kesin gözüyle bakılıyor.

Lozan antlaşması Musul ve Kerkük için bir çözüm bulunmayınca sorun 1930′lu yıllara kadar devam etti. SENTO, Bağdat ve Sadabat paktları Kürdistan odaklı olmuştur. Körfez savaşında olmasa da Irak’ın işgalinde ABD ve NATO Kürtleri gözetmek zorunda kalmıştır. Günümüzde yine Kürtler Ortadoğu coğrafyasında merkezi bir konuma sahiptir.

Sadece coğrafyanın jeopolitik konumundan ötürü değil, Ortadoğu’daki en örgütlü ve dinamik güç olmaları açısından Kürtlerin dikkate alınmaları kaçınılmaz bir zorunluluktur. PYD şahsında Suriye Kürtleri Yüksek Konseyi Türkiye tarafından tehdit edilse de zamanla bu yapıyı kabul etmek zorunda kalacaktır. İnönü ve Atatürk’ün İngilizlerle çizdiği Lozan Batı Kürdistan’ın özgürleşmesiyle tarihin çöp sepetine gidecektir. Türkiye’nin önünde iki seçenek var; statükoculukta ısrar ederse askeri ve siyasi açıdan hezimete uğrar. Kürt Ulusal Hareketi ile müzakere yoluyla makul çözüm arayışlarına başvurusa kan dökülmeden Türk-Kürt demokratik federasyonunun temelleri atılır. Tarihin akışına karşı kürek çekmenin bir tür kafatasçı devlet aptallığı olduğu tarihin kayıtlarındadır.

The Esoteric Symbolism of the Viral Video “I, Pet Goat II”


“I, Pet Goat II” is a computer animated video that is loaded with silent messages and esoteric symbolism. While the movie has no dialogue, each symbol tells a piece of a story that covers the fields of history, politics, occult conspiracies and spirituality. We’ll look at the esoteric meaning behind the viral sensation “I, Pet Goat II”.

Produced by the Canadian production crew Heliofant, I, Pet Goat II is a short animated movie that quickly went viral across the internet. Praised for its visual feats and its interesting imagery, the video however left many puzzled about the meaning of its symbolism. Politics, conspiracies and false flag operations are mixed with esoteric spirituality and occult symbolism in one big mesmerizing mind bender. Here’s the video.

After watching the video, many might say something like “What the hell did I just watch?”. The story is somewhat non-linear and there are many cryptic and enigmatic elements in the movie. I won’t claim to fully decode every single symbol-filled frame of the video, but many of the messages are easily understandable due to rather heavy-handed symbolism.

In general, the movie appears to be about the political and social climate of the past decade – complete with puppet Presidents, false flag terror and mind-controlling sorcerers. Then, through the following of a Christ figure, we leave all the sadness behind to enter a new, sunny era. In short, the story is about the triumph of spiritual enlightenment against the forces of darkness. Let’s look at the movie and at some of its many details.

I, Pet Goat II

The opening scene is already replete with symbolism.

The video begins with an interesting scene: A goat inside a box in what appears to be some sort of detention (FEMA) camp. The goat has a bar-code on its head with the numbers 6 6 6 underneath it. If I, Pet Goat is about liberation from the forces of darkness, this first scene seems to depict the exact opposite. Does this goat represent those who have been “boxed in”, bar-coded and brainwashed by the corrupt system? The usage of the pronoun “I” in the title implies that the goat might be, in fact, the viewer himself.

The Puppet Show that is Politics

In the first part of the video, a hidden puppet master controls George “Dubya” Bush inside a classroom. When the planes struck the Word Trade Center in September 2001, Bush was inside a classroom reading the book My Pet Goat to children. The Masonic checkerboard floor of the classroom might signify that this whole charade had a ritualistic component to it.

Bush tap-dances, makes scary faces and says random stuff to keep the masses clueless about the truth.

Above Bush is an interesting graphic depicting the evolution of mankind from fish, to monkey, to man holding a weapon. What is the final stage of evolution? The illuminated man, represented by a sunburst around its head.

Bush wears a dunce cap, this conical hat that was given to “slower” students to humiliate them. When Bush is done making a fool out of himself, he turns into Obama, a charming and distinguished man wearing a graduation cap. He starts off nice and lovable, but he ultimately begins to laugh at the audience. While he appeared to be the perfect response to the idiocy of Bush’s era, the fact remains: He is simply another puppet controlled by the same puppet master.

While most of the audience is totally oblivious to what is happening, one girl is not buying it.

While the masses appear to be deaf, dumb and blind (and restrained by barb wire), this little girl realizes that “this apple is not hers and drops it”. Obama is concerned by the awakening of this girl.

We are then taken to the cold and snowy outside world around the school. On a wall, there’s a graffiti with an important message behind it.

On the school wall is a graffiti saying “Psalm 23″.

The Biblical verse that is referred to by the graffiti appears to foretell the journey viewers are about to embark on.

The Lord is my shepherd, I lack nothing. He makes me lie down in green pastures, he leads me beside quiet waters, he refreshes my soul. He guides me along the right paths for his name’s sake. Even though I walk through the valley of the shadow of death I will fear no evil, for you are with me; your rod and your staff, they comfort me. You prepare a table before me in the presence of my enemies. You anoint my head with oil; my cup overflows. Surely your goodness and love will follow me all the days of my life, and I will dwell in the house of the Lord forever.

– Psalm 23, NIV

A World in Decay

The outside world is dark, cold and literally in decay. It is sad, corrupt and everything is shaking and crumbling down.

At one point, two towers – reminiscent of the WTC – fall down. We then learn that it was an inside job.

Bin Laden is wearing a CIA badge, hinting to the fact that he was a tool used by the American government to advance its agenda. The moon crescent, a symbol associated with Islam, is reversed, which is may be a way of saying that all this Al-Qaeda stuff is a perversion and an exploitation of Islam.

While oil leaks from everywhere, a six pointed star appears under the Statue of Liberty, renamed by the makers of the movie “Lady of Helotry” (“helotry” means serfdom or slavery).

Is the six-pointed star (also know as the Star of David) appearing under the Lady of Helotry a way of saying that the US is highly influenced by Israel?

While the world is crumbling down, many ancient institutions disappear or get destroyed.

This Mosque is destroyed by fighter jets.

This Latino worker is sinking, along with his hammer and sickle – representing the disappearance of Marxism in third world countries. On Heliofant’s official site it is said: “After years of economic exploitation and the environmental degradation, Juan “Pepito” has a decidedly sinking feeling.”

Controlling the Masses

The world is under the spell of an evil sorcerer named Drako. According to the makers of the movie, Drako is:

“The Sorcerer, the unseen hand and spirit of madness seeking ever more control through trickery, lies, poisons, false-flag events, wars, and mountains of bureaucratic and legal framework to siphon off the energy of the inhabitants of the earth. He fears the light of day as he fears life itself, and operates in the shadows. His greatest power is his hold on the issuance of the currency.”

Does this sound like what we call the Illuminati? Yes, yes it does.

The same way the Illuminati seeks to brainwash children since birth, Drako preys on this unborn child named Ludovic.

Drako’s reptilian eye awaits the birth of Ludovic.

In esoteric tradition, the symbol of the serpent-entwined egg is known as the Orphic Egg. In short, it represents the latent seed of life and the infinite potential of creation. In other words, while this child appears to be hopeless, he still has the power to reach his full potential.

When the egg is hatched and the child is born, Drako literally takes control of his mind in a creepy, parasitic way.

Drako has the pyramid and all-seeing eye found on the US dollar bill on his chin. Not only does it represent the fact that he controls currency, it also represents the Illuminati. Underneath Drako’s eyes is the saying “Ordo Ab Chao” – meaning Order Out of Chaos, the occult elite’s favorite slogan. Also, the dude has only one eye open. Could he, like, more represent the Illuminati?

The Liberator

Amid all this chaos, a figure emerges with the power to make everything right.

Navigating on an Egyptian ceremonial boat, Jesus Christ appears to be in trance.

The Christ-like figure has a third eye painted right on the pineal gland, which refers to the concept of spiritual illumination. The triangle above the eye represents divinity and that illumination leads to the contact with one’s own divine nature. The symbols on the Christ’s forehead are in complete opposition to pyramid on Drako’s chin. While both figures bear similar symbols on their faces, Christ has them “right” and Drako has them in reverse/inverted, meaning that he (and the Illuminati) have corrupted these ancient symbols.

Named by the makers of the video “The Fire of Truth”, the Christ figure is not meant to be Jesus Christ himself, but a representation of the concept of Inner Christ as defined by Gnosticism. According to this esoteric current of Christianity, the Inner Christ is the potential found in everyone to reach godhood through spiritual illumination. On Heliofant’s website, The Fire of Truth is described as:

“That’s YOU!!! when you stand in the awareness of your sonship with the Divine and the brotherhood of mankind!!! “

When the Christ figure breathes the Fire of Truth on the world, some oppressed or distressed characters come back to life, like Ludovic, the child inside the egg. Also, Aali, a little Muslim boy that appeared battered and dead rises back to life.

Little Aali rises up from the crumbles of the destroyed Mosque, twirling in traditional Dervish attire.

The boy is executing the ancient art of Sufi whirling, which is practiced by the Sufi Dervishes of the Mevlevi order. The Dervishes are an ancient esoteric current of Islam.

“The mysteries of the Islamic faith are now in the keeping of the dervishes – men who, renouncing worldliness, have withstood the test of a thousand and one days of temptation. Jelal-ud-din, the great Persian Sufic poet and philosopher, is accredited with having founded the Order of Mevlevi, or the “dancing dervishes,” whose movements exoterically signify the motions of the celestial bodies and esoterically result in the establishment of a rhythm which stimulates the centers of spiritual consciousness within the dancer’s body.”
– Manly P. Hall, The Secret Teachings of All Ages

Whirling Dervishes

The rebirth of the Muslim boy as a Whirling Dervish signals that there is a link between him and the Inner Christ: Both represent initiation into esoteric schools, which all have a common goal – the contact with divinity through spiritual illumination. Other religions with esoteric undercurrents such as Hinduism (represented by a dancing Shiva), are also represented in the movie. Is the Christ figure maybe the Anti-Christ deceiving all religions into following him? Perhaps.

When the Christ figure exits the Cathedral, the building (which was guarded by an evil-looking gargoyle) crumbles behind him.

In this new era of spiritual enlightenment, elaborate man-made buildings become unnecessary and outdated. They therefore crumble and disappear.

As night turns into day, the Christ figure opens his fiery eyes and navigates towards the sunlight. Lotus flowers, symbols of spiritual enlightenment in Eastern philosophy, appear behind him, confirming to the viewers that the path to freedom is indeed a spiritual one.

In Conclusion

I, Pet Goat II has received widespread acclaim for its technical prowess and its original storytelling. Although there is no narration or dialogue, an elaborate story is delivered using the most ancient and universal language in History: Symbolism. Through symbols, the movie manages to deliver an acerbic critique of today’s Western Civilization, to describe its numerous evils and even to predict its inevitable downfall. More importantly, a thorough decoding of the movie’s symbolism reveals a powerful message of spiritual enlightenment based on ancient Mysteries. While this esoteric aspect of the movie might not be understood by many, it is at the core of the movie and is presented as the ultimate solution to the evils and corruption of today’s world. The movie’s conclusion is therefore a very personal one: Either YOU become a pet goat with a 666 bar-code on your forehead or YOU become a Christ figure with a third eye on your forehead. This notion of personal enlightenment is definitively a Gnostic one and is common to most esoteric schools of thoughts in all civilizations.

Agreeing or disagreeing with the movie’s spiritual conclusion is a question of personal beliefs, but it is nevertheless obvious that those behind I, Pet Goat II are “in the know” about all things occult, esoteric and even conspiratorial. Each scene has a profound underlying story behind it – whether it be historical, political or spiritual – that would take pages and pages of words to thoroughly explain. Therein lie the power of symbols: They can simply be admired for their aesthetic beauty or they can, when fully understood, reveal a profound story about humanity, God and everything in between.

Heavy Illuminati Symbolism In Australian Ad ” For The Love of Music”


This ad named “For the Love of Music” plays frequently on the Australian TV station [V]. It is heavily inspired (but not created) by Marco Brambilla, an artist that is very sought after by advertisers and record labels for his trademark “video tableaux”. The ad is full of symbols and messages representing the hidden forces that control the music industry. See for yourself:

CHANNEL [V] – Rebrand TVC 2012 from Where There’s Smoke on Vimeo.

The ad begins literally in hell as the Devil is shown covering his ears due to the great number of musicians down there.

This tableau apparently represents rock & roll. Why is hell full of rockers? Did they sell their soul to the Devil? Among the most recognizable figures are Kurt Cobain and Johnny Cash. This last singer was a devout Christian so it is rather odd to have him play in hell. Also, why is there a crucifix surrounded by fire down there?

The symmetry and the perspective lines conceal occult symbolism. In this following image, we can recognize the Illuminati’s most recognizable symbol.

The lines created by the rock formation above the Devil (highlighted by white lines) form a triangular shape. At the apex of it, a single eye is creepily watching the viewers.

Above the eye is a tableau representing electronic music with DJ’s and legions of dancers underneath them.

The tableau conceals a pyramidal shape (which I highlighted with white lines). At the base are dancers (or the masses) and at the top is an illuminated capstone and a solar eclipse acting as the eye in the pyramid.

The main figures of this tableau are Daft Punk, a duo that often laces it shows with not-so-subtle symbolism.

A pyramid stage at a Daft Punk show. The artists are symbolically over the base (representing the masses) but under the apex (representing the elite).

Right above the Daft Punk (but buried under the ground) is a triangle with Rihanna inside of it.

The triangle is a scene from Rihanna’s video Umbrella.

In my first article ever on Vigilant Citizen, I described the hidden meaning of the video Umbrella. In short, it is about Rihanna agreeing to be “protected” by a hidden entity (the dark forces of the industry) in exchange of her soul. The “triangle” scene was very symbolic.

In esoteric symbolism, the upright triangle is a phallic symbol. Rihanna “trapped” inside this triangle represents her being controlled (possessed) by the hidden forces of the industry. This scene therefore fits right in this very symbolic ad.

Above Rihanna is a tableau representing hip-hop. The scene contains many occult symbols and is laid out in classic Masonic fashion.

Twin pillars, a checkerboard pattern floor and a staircase to “illumination” make this tableau very Masonic.

We find the same layout and symbols in this classic Masonic engravement.

Moving around on the stairs are 2Pac and Biggie, arguably (well, not arguably) the two most important figures of rap history. There is however a figure above them, at the top of the stairs: A huge Kanye West drenched in light. Does this represent Kanye West being “recruited” by the Illuminated while 2Pac and Biggie being stuck on in the staircase? Is this why they are both dead now? Is this why their murders were never resolved? Hmmmm.

Above this tableau is the “heavens”, filled with pop stars such as Lady Gaga, Michael Jackson and Britney Spears – all stars that were (or still are) heavily controlled by the industry.

In short, this ad manages to pack in a minute and 45 seconds an incredible amount of symbolism and hidden messages regarding the music industry and the shady secret society that controls it. If most viewers won’t recognize a single symbol in this ad, those who have “eyes to see” understand that it hides in plain sight some of the industry’s darkest secrets.

Full-Scale War In Syria


Former Russian Prime Minister Yevgeny Primakov calls it “full-scale civil war.” It’s full-scale but not civil.

Syria’s been invaded. Civil war implies two internal warring sides. That’s very much not the case. Primakov said:

“Mercenaries and volunteers from other states are fighting (Assad) jointly with” violent internal forces. Most Syria opponents are nonviolent. They want peaceful conflict resolution. Washington has other ideas.

“President Obama has given a direct order to the CIA to support the Syrian opposition.”

“That is flagrant interference in internal affairs of a sovereign state, which does not endanger the United States or anyone else.”

“Saudi Arabia and Qatar are funding militants. Turkey is giving them active support.” So are other regional countries.

“Russia holds the only correct position,” he added. “We have a moral position: we care for life and security of millions of people and for stability of the huge and important region.”

Syria is strategically important for Moscow. Tartus is its only Mediterranean base. Protecting it is key. Assad is a valued regional ally. It’s in Russia’s interest to support him.

Moscow backed Annan’s peace plan dependent on keeping him in power and having Syrian sovereignty be respected. Its strategy also lets other global allies know it’s committed to back them if needed. Some have their own internal problems and need reassurance.

Regional economic interests are also important. Much more is involved than weapons.

Russia constructed Iran’s Bushehr nuclear facility and agreed to build three more. Both countries have strategic ties. They also have other economic relations.

Russian Federation regions have additional ones. Both countries cooperate on oil and gas interests.

Russian expertise and technology helped build Syrian infrastructure. It’s also responsible for dozens of industrial facilities. It includes about one-third of its electrical power capacity, another third of its oil-related operations, and help building the Euphrates dam.

Maritime interests are important. Linking Latakia, Syria with Novorossiysk, Russia on the Black Sea facilitates cargo shipments. Gazprom has oil and gas development operations.

Both countries have nuclear energy ties. They also cooperate on other commercial, scientific, military, and environmental issues.

Russia and Syria enjoyed strategic relations for decades. Patrick Seale called Moscow Hafez Assad’s main ally. Given Washington’s regional ambitions, both countries serve each other strategically.

Greater Washington Eurasian control threatens Moscow directly. Preventing it is key. Standing firm on Syria and Iran is vital.

America infests the region with military bases. Offensive missile shield installations target Russia and China. Both countries partnered with Kazakhstan, Kyrgyzstan, Tajikistan, and Uzbekistan in a Shanghai Cooperation Organization (SCO) alliance.

India, Pakistan, Iran, Afghanistan, and Mongolia have observer status. Belarus and Sri Lanka are dialogue partners. Expanding the organization is planned.

SCO supports economic cooperation, peace, and national sovereignty. Member states are a potential bulwark against Washington-led NATO aggression.

On June 6 and 7, members met in Beijing. Security and economic cooperation issues were discussed. Washington’s missile shield was condemned.

Its North Africa/Eurasian militarization threatens Russia, China, Iran, and other countries. Syria is ground zero. Holding the line is vital. Odds of succeeding are uncertain. Washington doesn’t quit once strategic plans are implemented.

Assad promises to try. On August 8, SANA state media said he’s determined to defeat terrorists responsible for mass killings and atrocities.

He spoke during a meeting with Iran’s Supreme National Security Council Secretary Saeed Jalili. They met on issues affecting both countries. They agreed that resolving Syria’s crisis depends on internal solutions.

Separately, SANA reported Iranian Foreign Minister Ali Akbar Salehi warning about:

“Plots which aim at destabilizing peace and stability in the region, instigate conflicts among the minorities and sects which lived together in peace in order to change the situations in the region.”

Salehi met with Turkish officials in Ankara. They discussed 48 Iranian visitors abducted by Syrian insurgents. At issue is ensuring their safety and release. Reportedly three were killed.

Syrian captors said one was a Russian general. They identified him as Major General Vladimir Kuzheez. Moscow’s Defense Ministry called the claim “complete lies.” An official statement added:

“The goal of broadcasting such statements is not just to cause a sensation, but a clear attempt at a slur toward the Russian Army.”

Kuzheev is very much alive. He met with journalists and dismissed reports of his death, saying:

“I want to express thanks to the media for their attention to my person….I want to confirm that I am well and alive in Moscow….I realize that this information is a provocation not only against me but against my country.”

Saudi controlled Al Arabiya broadcast a video featuring Free Syrian Army representatives claiming Kuzheev was killed. They showed what they called his photo ID identity card. It was fake.

The battle for Aleppo continues. Government forces cleared insurgents from Salaheddin. They’re gaining the upper hand. Reports are the city is surrounded.

Five Saudi and two Turkish military officers were captured. One was a Turkish general. Earlier insurgent claims about controlling most of the city were false.

They’re outmanned, outgunned, and outmaneuvered. They’re being defeated. Nonetheless, clearing them from neighborhoods takes time.

Press TV cited reports about insurgents supplied with chemical weapons. It said Turkey gave them surface-to-air Stinger missiles. They came with “thermal rockets and sophisticated weaponry.”

“More than 100 Turkish troops backed with armored vehicles and helicopters entered the Syrian border town of Cerablos in the Kurdish region of Kobani on Tuesday.”

“A spokesman for the Kurdish militias in the border towns of Kobani and Efrin accused the Turkish forces of supplying arms and ammunition to insurgents fighting Syrian President Bashar al-Assad’s government.”

“NBC News also reported on July 31 that nearly two dozen MANPADs (man-portable air-defense systems) have been delivered to the insurgents in Syria by Turkey.”

Rick Rozoff also said Turkey has troops in Syria. They threatened to use them to protect a site agreed to in 1921.

Ankara was guaranteed the right to station forces at the Suleyman Shah mausoleum. He’s the grandfather of Ottoman Empire founder Osman I (Osman Bey).

Turkey considers the site and surrounding area sovereign territory. A small military contingent protects it. Whether it’s a wedge for larger numbers and planned belligerency remains to be seen.

Rozoff said the site was “proclaimed a NATO outpost in Syria.” Developments ahead warrant close monitoring. Incrementally they head toward Western and/or regional intervention.

On August 6, Ron Paul warned about more war, saying:

“The administration seems determined to fight yet another war in Syria that has nothing to do with American national interests.”

“Neoconservatives have long demanded that we overthrow the Syrian government before moving on to war against Iran. This bellicosity continues regardless of which party is in the White House.”

“In Syria we see once again we see how our interventionist policies backfire and make us less secure.”

Washington has no business being involved in Syria, he added. “When will we learn our lesson and stop intervening in conflicts….having nothing to do with American national interests?”

Republican and Democrat hawks way outnumber Paul and other congressional doves. Obama heads toward war. Electoral politics dictate timing. Post-election may be planned. He and Romney are like-minded.

It doesn’t matter who wins. Both men support war. Expect it. Only its timing is unknown. Catastrophic consequences look certain.

Stephen Lendman lives in Chicago and can be reached at lendmanstephen@sbcglobal.net.

His new book is titled “How Wall Street Fleeces America: Privatized Banking, Government Collusion and Class War”

http://www.claritypress.com/Lendman.html

Visit his blog site at sjlendman.blogspot.com and listen to cutting-edge discussions with distinguished guests on the Progressive Radio News Hour on the Progressive Radio Network Thursdays at 10AM US Central time and Saturdays and Sundays at noon. All programs are archived for easy listening.

http://www.progressiveradionetwork.com/the-progressive-news-hour

Turkish Foreign Minister May Be Victim Of Anti-Syria Campaign


[M]any cite the Turkish stance on Libya, where Erdogan had strongly opposed intervention by NATO and the West, and said that Turkey would not stand for it.

But a week later, the prime minister reversed course, after the US Secretary of State Hillary Clinton made a phone call to Davutoglu, and somehow managed to convince him to stand on Washington’s side in return for “large rewards” for Turkey and the Justice and Development Party (AKP).

Shortly thereafter, Ankara hurriedly set up camps for the Syrian refugees on its border, even before any had fled to Turkey.

Furthermore, Saudi Arabia and Qatar both played a key role in dragging Turkey into the Syrian crisis, particularly after the two Gulf nations provided large financial assistance to Ankara with a green light from the United States.

….

The Syrian dissidents who sought refuge in Turkey also contributed to these lies, with Davutoglu seemingly oblivious to the fact that many of them have intimate links with Western capitals, which recruited them for the purpose of getting Turkey involved.

====

Gursel Tekin, the deputy chairman of the opposition Republican People’s Party (CHP), has predicted that the Turkish FM Ahmet Davutoglu will be sacked after implicating Turkey in the Syrian crisis. Tekin added that Turkish Prime Minister Recep Tayyip Erdogan is planning to get rid of Davutoglu soon.

For some time now, Davutoglu has been the target of sharp attacks by opposition parties and many media analysts, who blame him for the dismal failure of the Turkish policy in Syria, as he is the one responsible for devising and selling it to the prime minister.

Here, many cite the Turkish stance on Libya, where Erdogan had strongly opposed intervention by NATO and the West, and said that Turkey would not stand for it.

But a week later, the prime minister reversed course, after the US Secretary of State Hillary Clinton made a phone call to Davutoglu, and somehow managed to convince him to stand on Washington’s side in return for “large rewards” for Turkey and the Justice and Development Party (AKP).

Shortly thereafter, Ankara hurriedly set up camps for the Syrian refugees on its border, even before any had fled to Turkey.

Davutoglu has been the target of sharp attacks by opposition parties and many media analysts, who blame him for the dismal failure of the Turkish policy in Syria.Yet the biggest surprise came when Erdogan’s government gave the go-ahead to the Syrian opposition to hold its first conference in the city of Antalya, at the beginning of the uprising.

In fact, the Turkish involvement in Syria started in conjunction with Qatar and Saudi Arabia also entering the fray. Clearly, the Qataris and Saudis had lied to Davutoglu from the outset about the intricacies of the internal situation in Syria and their predictions for the regime’s impending collapse.

But Davutoglu bought these lies all too readily, as he seems to have wagered throughout his statements on President Bashar al-Assad being ousted within a period of three months at most.

The Syrian dissidents who sought refuge in Turkey also contributed to these lies, with Davutoglu seemingly oblivious to the fact that many of them have intimate links with Western capitals, which recruited them for the purpose of getting Turkey involved.

Furthermore, Saudi Arabia and Qatar both played a key role in dragging Turkey into the Syrian crisis, particularly after the two Gulf nations provided large financial assistance to Ankara with a green light from the United States. This put Turkey on the front lines of a future war on Damascus, given the massive border shared between the two countries.

This is not to mention the fact that moving fighters and arms across the Turkish-Syrian border is much easier than doing so through any Arab country, as Turkey is a non-Arab state that once enjoyed a strategic relationship with Syria.

All these developments were sufficient to embroil Turkey further into the Syrian crisis, with all its security-related and political dimensions, not to mention the sectarian and ethnic ones – notably the Kurdish question.

Meanwhile, Cemil Cicek, speaker of the Turkish parliament, was quoted as saying that “the others have pumped us with hot air and then left us alone on the Syrian issue.”

Yet Davutoglu was convinced by Cicek’s statement, instead persisting with his hostility toward Syria, despite Western capitals taking a step back from rhetoric, relatively speaking.

Meanwhile, Qatar and Saudi Arabia have distanced themselves from Turkey, sensing that officials there have exposed their lies on the Syrian issue.

Saudi Arabia and Qatar both played a key role in dragging Turkey into the Syrian crisis, particularly after the two Gulf nations provided large financial assistance to Ankara. This perhaps explains why there has been a lack of communication recently between the emir of Qatar Sheikh Hamad bin Khalifa al-Thani and King Abdullah of Saudi Arabia, on the one hand, and Erdogan, on the other.

Nonetheless, these factors have done little to change Davutoglu’s mind. He is convinced and absolutely certain that he is right, despite all the criticism levied at him that suggests he has made gross tactical and strategic miscalculations.

In truth, Ankara lacks experts in Syrian affairs, as well as Arab affairs in general. This may help explain the fact that all analyses of the Syrian situation have been rather skin-deep, and do not go beyond news stories and articles published by the Western media or US and Israeli intelligence reports that are habitually leaked to Turkish journalists.

Most of Ankara’s information about Syria comes from al-Jazeera and al-Arabiya, and the pages of the Syrian opposition on social networking sites.

For example, when Erdogan used the term shabiha (a reference to pro-regime militia in Syria) as conveyed to him by his advisers or perhaps Davutoglu, it did not occur to him that both the Turkish army and security services often use civilian security agents, who are no different to the shabiha, to crack down on peaceful protests.

There are about 100,000 Kurdish village guards in the southeast of Turkey who collaborate with the Turkish army against fighters from the Kurdistan Workers Party (PKK).

But the most important question that remains unanswered on the Turkish political and media scene is this: Until when will Erdogan continue to bear the burden of the flawed policy of his foreign minister, which has cost Turkey dearly and at all levels?

Some reports indicate that Davutoglu controls the staff close to Erdogan, and thus, they seem to be unable to level with the Turkish prime minister regarding the realities of the situation in Syria.

Here, it seems that Davutoglu is determined to overthrow the regime in Syria; otherwise, Erdogan will dismiss him and put an end to his diplomatic career, which he wanted to exploit for future political calculations.

Some talk about the possibility that Davutoglu may become the new prime minister of Turkey, when Erdogan becomes the president of the republic in the summer of 2014, provided that Davutoglu proves his diplomatic and political merit by toppling the Syria regime.

After all, the Americans once said that Davutoglu is the Kissinger of the Middle East, with a red Ottoman fez and blue stars.

Iraq To Reconsider Ties With Turkey After Foreign Minister’s Kirkuk Visit


The Kirkuk spat brought already strained ties between Turkey and Iraq to a new low. Turkey has been hosting Tariq al-Hashemi, Iraq’s Sunni vice president, who faces charges of terrorism in his own country. Also to the chagrin of the Iraqi government, Turkey has recently started importing crude oil from northern Iraq under a deal with the Iraqi Kurdish administration. Turkey separately imports oil from Iraq through a twin pipeline that runs from Kirkuk to the Mediterranean oil terminal of Ceyhan.

====

Iraq says it has decided to reconsider its relations with Turkey after Turkish Foreign Minister Ahmet Davutoğlu paid a surprise visit to an oil-rich Iraqi city claimed by both the central government and the country’s autonomous Kurdistan region without consulting the Iraqi authorities first, Today’s Zaman reported.

Iraqi government spokesman Ali Dabbagh said in a written statement that the Iraqi cabinet decided to reconsider its ties with Turkey in its meeting on Tuesday as a result of Davutoğlu’s visit to Kirkuk and tasked a committee with investigating the impact of the visit. The committee, headed by deputy Prime Minister Hussein Sheristani, will advise the Cabinet on the controversial visit soon.

The committee will consist of the foreign, interior and transportation ministers along with the state minister responsible for regions and the intelligence chief.

Turkey earlier lashed out at the Iraqi government for criticizing Ankara for interference in Iraqi affairs after Davutoğlu paid a surprise visit to the contested Iraqi city.

The Turkish Foreign Ministry summoned Iraq’s Ambassador in Ankara on Friday to protest Baghdad’s subsequent statements after Davutoğlu’s visit to the city. Turkish Foreign Ministry Undersecretary Feridun Sinirlioğlu told the Iraqi envoy that Turkey is taking every step in an open way and that it has no hidden agenda. Sinirlioğlu warned Iraqi authorities to be careful while making statements.

Turkey’s protest came after Iraq delivered a formal diplomatic note to Turkey’s envoy in Baghdad on Friday. The episode, the latest in a series of diplomatic spats and tit-for-tat summonings of envoys between the neighboring countries, is likely to worsen already strained relations.

Davutoğlu surprised the media and angered the Iraqi government by paying a unannounced visit to Kirkuk on Thursday, where he met with and was warmly greeted by representatives of the Turkmen community, who share close ethnic ties with Turks.

The control of Kirkuk, a city of Kurds, Turkmen and Arabs, has long been a matter of contention between the Iraqi central government and the Iraqi Kurds, who hope to annex the city into their autonomous region in the north. The city is currently under the control of the Iraqi government. Turkey, too, has long opposed Kurdish rule of Kirkuk, out of concerns that this would encourage separatist sentiment among its own Kurdish population.

Davutoğlu headed to Kirkuk after talks in Arbil with Massoud Barzani, president of the autonomous Kurdish region, on Turkish concerns about Syrian Kurds. In a statement posted on its website, the Iraqi Foreign Ministry said the visit was “not appropriate” and an “interference in the internal affairs of Iraq” and warned that Turkey would “bear the consequences,” which would negatively affect relations between the two neighbors.

The Kirkuk spat brought already strained ties between Turkey and Iraq to a new low. Turkey has been hosting Tariq al-Hashemi, Iraq’s Sunni vice president, who faces charges of terrorism in his own country. Also to the chagrin of the Iraqi government, Turkey has recently started importing crude oil from northern Iraq under a deal with the Iraqi Kurdish administration. Turkey separately imports oil from Iraq through a twin pipeline that runs from Kirkuk to the Mediterranean oil terminal of Ceyhan.

The Maliki government has slammed Turkey for pursuing “hostile” policies in the region and interfering in Iraqi affairs, while Ankara says Maliki’s Shiite-led government is trying to monopolize power by suppressing Sunni Arabs and other groups.

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: