Günlük arşivler: Ağustos 16, 2012

25.000 TÜRKMEN DİRENİŞÇİ ESED ÇETELERİNE KARŞI


İRAN ANALİZ / Suriye’nin Türkmen yoğunluklu bölgelerinde çok ciddi operasyonlar yürüten, Esed-İran-Hizbullah çetelerine karşı bölgenin güvenliğini temin eden sayıları 25.000′e ulaşan mücahitlerin mensubu bulunduğu Sultan Abdulhamit Tugayı, Muhammed Fatih Tugayı gibi birçok tugayın tamamının Özgür Suriye Ordusu ile işbirliği içinde hareket ettiği bildirildi. Açıklama iki tugayın koordinatörü olan Ali Beşir’den geldi. 1500 kişilik kayıtlı ihtiyati bir gücün hazır olduğunu söyleyen Beşir, bunların silahlandırılması durumunda cihad safında yer alacaklarını sözlerine ekledi ve etnik temelli bir talepleri olmadığını söyledi.

İkisi de Türkmenlerden oluşan iki cihad hareketi olan Sultan Abdulhamit ve Muhammed Fatih Tugayları koordinatörü Ali Beşir konuşmasında: “Direnişçiler buranın %65′ine hakim. Bizler Halep’in beş Türkmen bölgesine tamamen hakimiz. İzaz’a kadar ulaşıyoruz. İki tugayın savaşçı sayısı 350′e ulaşıyor ve yaklaşık parça silaha sahipler. Bunlardan bazıları şahsen bazıları rejime vurdukları darbelerle ganimet olarak silahları ele geçirdi.” dedi.

İhtiyati olarak 1.500 Türkmen savaşçısının bekletildiğini, bunların rejime karşı cihad saflarında yer almaya hazır olduklarını belirten Beşir: “Ne yazık ki bunlar direniş saflarına katılmak için yeterli silaha sahip değil. Türkiye’yi silah temin etmeye davet ediyoruz. Eğer devlet yapamıyor ise o zaman vatandaşlarından mali olarak yardımcı olmak isteyenlere izin versin. Elimizde yeterince silah bulunuyor yine de. Tüm Türkmen tugayları güçlü ve rejime karşı savaşan 25.000 sayısına ulaşmış durumda.” diyerek güçlerini ortaya koydu.

Halep’te devrimin başlamasında ve en ön saflarında Türkmenlerin yer aldığını ifade eden Beşir: “Buranın en büyük beş bölgesi; el-Helek, Haydariye, Şeyh Hıdır, Cebel ve Şeyh Faris gibi yerlerde 15 ay öncesinde 17 gencin katılımıyla gösteriler başladı. Devrim Türkmenlerin bölgelerinde kontrolü sağlayıp rejim güçleriyle çatışmasına ve bunları temizlemesine kadar ulaştı.” dedi.

Azınlıkların hakkını alması, adil, şeffaf ve katılımcı yeni bir devletin tesis edilmesi, tüm bunların gerçekleşmesi için de rejimin düşmesi gerektiğini belirtti Ali Beşir.

Suriye Türkmenlerin tamamı Sünni olup direnişin en safında mücadele ediyorlar. Yavuz Selim, Muhammed Fatih, Sultan Abdulhamit gibi tarihi/sembolik isimlerin yanında çok sayıda direniş hareketi mevcut.

Foto: Yavuz Selim Tugayının kuruluş ilanı..

Foto: Sultan Abdulhamit Tugayı Kuruluş İlanı

ÖZGÜR ORDU SURİYELİ REHİNELERE DAİR HİZBULLAH’I UYARDI


İRAN ANALİZ / Özgür Suriye Ordusu komutanı siyasi müsteşarı Bessam ed-Dada yaptığı açıklamasında Lübnan’da kaçırılan Suriyeli mültecilerle ilgili olarak Hizbullah örgütünü sert bir dille uyardı. ÖSO’nun suç üstü yakaladığı Hasan el-Mikdad’ın Hizb unsuru olduğunu belirten Dada: “Hadisenin Âl-Mikdad aşiretiyle alakası yoktur; yaşanan Hizbullah ile aramızdaki sorundur.” dedi. Lübnan’da kaçırılanların sıradan mülteci olduklarını, serbest bırakılmazlar ise ellerindeki Hizbe mensup militanları idam edecekleri tehdidinde bulundu.

Nasrallah’ın yardımcısı Naim Kasım’ın yanında çalışan ve Suriye topraklarında suç üstü yakalanan Hizb militanı Hasan Mikdad ile ilgili olarak el-Cedid kanalına demeç veren ÖSO Komutanı Siyasi Müsteşarı Bessam Dada şunları söyledi: “

Suriye’ye Hizbullah militanlarının gönderilmesi artık kolay olmayacaktır. Gönderdiği herhangi bir savaşçısı idam edilecektir. Kaçırılan Suriyeliler Özgür Suriye Ordusu mensubu olmayıp oraya giden mültecilerden oluşmaktadır.

Özgür Ordunun esir aldığı Hasan Mikdad Hizbullah unsuru olup Genel Sekreter yardımcısı Naim Kasım’ın yanında çalışmaktadır. Mesele âl Mikdad aşiretiyle yaşadığımız bir mesele değildir. Aksine mesele bizimle Hizbullah arasındaki bir meseledir. Bugün Hizb devlet içindeki bir devlet olmuştur. Onlar Esed rejimi düştükten sonraki süreci düşünmeye başlasalar iyi ederler!”

Hizbullah’ın kaçırılan Mikdad’ın kendi unsuru olduğunu inkar etmesiyle ilgili olarak ise Bessam ed-Dada: “Daha öncesinde örneğin başbakan Refik Hariri ve Lübnan içişleriyle ilgili diğer çeşitli meselelerde de Hizb olayla ilişkisini inkar etmişti. Öyle ki Hizb güneş ışığını bile reddebiliri!” dedi.

Öte yandan, kaçırılan Suriyelilerin serbest bırakılmasıyla ilgili olarak Lübnan hükümetinin sorumluluğunu yerine getirmeye çağıran ed-Dada sözlerini şöyle sürdürdü: “Elimizdeki rehine Hasan Mikdad Hizbullahın istihbarat biriminde olduğunu ve keskin nişancı olarak çalıştığını itiraf etti. Bizler Hizbullah gibi barbar ve terörist değiliz. Hizbullahın elindeki herhangi bir insan baskılar nedeniyle değil kendisinin Özgür Suriye Ordusuna mensup olduğunu itiraf etmek Mars’tan geldiğini bile itiraf edebilir!”

Foto: Kendi başına ayrı bir örgüt izlenimi verdirtilen isim/afiş ve önünde darp edilip itirafa zorlandığı açıkça görülen Suriyeli vatandaşlar.

“Âl Mikdad aşiretinin Suriye devrimine düşman olması onların çıkarına değildir; çünkü kim Suriyelileri kaçırmanın arkasında durursa şüphe yok ki Suriye devriminin zaferinde Suriye’den geçemeyecektir.” diyen ed-Dada: “Buna sessiz kalmayacağız.” şeklinde konuştu.

Suriye devriminin sadece ülkeyi kurtarmakla kalmayacağını ifade eden ed-Dada: “Aksine aynı zamanda ülkeyi yöneten Fars çetelerinden de Lübnan’ı kurtaracağız. âl Mikdad ailesi ve mensuplarının yaptığı işler direk Hizbullah’ın tasarrufunda yapılan işlerdir. Yaşananlardan direk Hizbullah’ı, direk Necip Mikati başkanlığındaki Lübnan hükümetini sorumlu tutuyoruz. Eğer Lübnan bağımsız bir devlet ise o zaman harekete geçip bunun gereklerini yerine getirmelidir. Görünen o ki ordu komutanı da ordu istihbarat komutanı da bugün yaşananları göz önüne aldığımızda Suriye rejimine uşaklık yapmaktadırlar. Yine yaşananlar Lübnan’da bir devletin olmadığını göstermiştir.” şeklinde demeç verdi.

16 Ağustos 2012, Çarşamba itibariyle 20′yi aşkın Suriyeli mülteci, bir Suudi Arabistan ve bir de serbest bırakıldığı söylenen Türk vatandaşı Hizbin gözetimi altında âl-Mikdad aşiretine mensup silahlı teröristlerce kaçırıldı.

Makinenin ‘M’si – Mine Kırıkkanat


Arthur Scherbius’un 1919 yılında ürettiği elektromanyetik şifre düzeneği Enigma, geride bıraktığımız yüzyılın en dahiyane kripto sistemidir. Aygıtın 1929’dan öteye Alman ordusunca kullanılan Enigma-D modeli, İkinci Dünya Savaşı’nın kilidini oluşturup kaderini belirlemiş çünkü şifrelemesi çözülene kadar Almanların, çözüldükten sonra da müttefiklerin zaferini sağlamıştır!

Alman Deniz Kuvvetleri’nin “M makinesi” adını taktığı Enigma, öylesine müthiş bir kodlama sistemiydi ki, kullanım kılavuzu müttefiklerin eline geçmeseydi çözülemeyecekti bir; sistemi çözmek için yapılan çalışmalar, sonradan dünyadaki ilk bilgisayar, Colossus’u oluşturmaya ve günümüzün bilgisayar şifre kırıcıları “hacker”lara yaradı, iki…

Enigma’nın çözümüyle uğraşan ilk kriptologlar, Polonyalı matematikçiler Marian Rejewski, Jerzy Rozycki ve Henryk Zygalski’ydi. 1933 yılından öteye “Rejewski Bombaları” adı verilen elektromekanik yöntemlerle sistemi delmeye çalıştılar. Fransız gizli servisi, Berlin’deki savaş bakanlığında çalışan bir memurdan satın aldığı kullanım kılavuzunu Polonyalılara iletti. Ancak Almanlar, Enigma’nın parametrelerini değiştirip güvenliğini arttırdığından şifrelemesi çözülemedi.

***

1938’de İngilizler devreye girdi. MI6’nın satın aldığı Bletchley Park Köşkü, savaş süresince Britanya gizli servisinin kripto karargâhı olarak kullanıldı. Bletchley Park’ta Enigma şifrelemesi üzerinde çalışan bilimcilerin sayısı 1939’dan sistemin çözüldüğü 1941’e kadar, 7 bin kişiyi buldu! Aralarında bir Alan Turing vardı ki, “Church Turing Testi”yle ilk hesap makinasını yarattı, bilişim teknolojisinin temelini attı!

Ama bütün bunlar, Enigma’nın düzeneğini çözmeye yetmedi. Ta ki 9 Mayıs 1941’de İngiliz destroyeri HMS Bulldog, batırdığı Alman denizaltısı U110’un suda yüzen kalıntıları arasında meteoroloji raporları ve kısa mesajları kodlamak için kullanılan Enigma kılavuzunu bulana kadar… Bu kılavuzun önemi, güncelliğinin geçerli olmasıydı. Sonunda çözümlenen Enigma şifrelemesinin İngilizlerin eline geçtiği, çok gizli tutuldu. Müttefikler, düşman ordusunu kriptolarından izliyordu artık. Savaşın seyri değişti.

Kimlerin kazandığını biliyorsunuz.

***

20. yüzyılın birinci yarısında Enigma kriptolojisini kuran ve çözen matematik zekâ, bugün tüm dünyanın kullandığı bilişim teknolojisini yarattı.

21. yüzyılın başında ilk büyük savaş, Ortadoğu’ya uygun görüldü. Irak’ta başlatılan yangın Suriye’yi sardı. Lübnan’a sıçraması kaçınılmaz, Türkiye’yi içine çekmesi hayli olası…

Ama asıl kapışma, savaşı kurgulayan zekâyla, savaşta oynatılan zekâ arasında. Atatürk, “En hakiki mürşit ilimdir” derken hiç bugünkü kadar haklı olmamıştı.
Bir yanda matematik beyin, öte yanda semantik beyin. Bir yanda savaş teknolojisini icat ve ihraç edip ithalcisini gözetleyen âlimler; öte yanda el silahına sarılıp “Allah aşkına” birbirine kırdırılan Sünniler, Şiiler, Aleviler ve sair müminler…

***

Bu savaşın “M makinesi” bile yok, kriptoları düz okumaya açık.

Ama Müslüman ülkeler arasında güya en güçlü savaş teknolojisi, en kocaman ordusuyla Türkiye, Şemdinli’de tam 14 gündür, 200 PKK’liyle baş edemiyor. Alevilere ve Kürtlere karşı linç girişimleri var, iç savaş tehlikesi kıvılcımlar çakıyor!

Çünkü Türkiye’ye vurulacak darbe planını çözen bilimciler, açıklayacak gazeteciler, önleyebilecek kamu önderleri ve yenebilecek muharip komutanların hepsi, “darbecilik” suçlamasıyla kodeste!

Enigma’nın Türkçe anlamı, sır.

Bir yanda Enigma’yı oluşturan bilimsel zekâ, öte yanda ecinnilerin tuttuğu sır kapılarını mırıl mırıl dualarla aralamaya çalışan, semavi mucizelere inandırılan zevat.

Kimin kiminle savaştığının, hatta galibin, kan ve yıkım tutarının hiçbir önemi olmayan bu kapışmadan hangi kafanın kazançlı çıkacağı açık değil mi?

‘G’ NOKTASI

2004 ile 2007 arasında, Türkiye’nin ulusal Ar-Ge ve savunma sanayinde görevli 12 genç hayatını kaybetti. ASELSAN’ın ikisi öldürülen, ikisi ölü bulunan 4 mühendisinden 3’ü kriptoloji, 1’i proje güvenlik uzmanıydı. TÜBİTAK’ın kuşkulu kaza kurbanı 2 mühendisi de elektronik kriptoloji uzmanıydı. 2007’de düşen ya da düşürülen özel bir uçakta, ulusal hızlandırıcı projesi üstünde çalışan 6 nükleer fizikçimiz öldü!

2011’de HAVELSAN’ın bilgin ve yurtsever Genel Müdürü Ö. Faruk Yarman, sahteliği apaçık bir belgeyle Balyoz davası kapsamında tutuklandı. ASELSAN’daki mühendis ölümleri hakkında 4 yıl sonra (!) soruşturma başlatan Genelkurmay Askeri Savcılığı, dosyayı jet hızıyla takipsizlikle sonuçlandırdı. Normal. Çünkü dosyayı takip edebilecek tüm askeri uzmanlar, önceden kodese tıkılmıştı!

Başbakanlık’a bağlanan Türkiye Bilimler Akademisi’nin yeni başkanı Cevat Acar. Zatın bilimsel ederi, ÖSYM Başkanı Ali Demir ayarında.

Balyoz’u tutan el de vurduğu yer de sanırım belli.

“Üç tür zekâ vardır: İnsan zekâsı, hayvan zekâsı ve asker zekâsı.”

ALDOUS HUXLEY

Jade Belt Bridge – Kunming Lake – Summer Palace of Emperor Qianlong – China


Faces In Places – Caras Em Coisas


TRABLUS MÜFTÜSÜ: ESED’İN YANINDA OLMAK KİMSENİN ÇIKARINA DEĞİL


İRAN ANALİZ / Trablus ve kuzey müftüsü Şeyh Malik eş-Şiar yaptığı açıklamasında Cebel Muhsin ile Babut Tebane bölgeleri arasındaki yakınlaşmaya yönelik tüm uzlaşma girişimlerini tebrik ettiklerini söyledi. İçişleri Bakanı General Mervan Şerbil’in kendisine Trablus’u uzlaşma zemini için bayram sonrası ziyaret edeceğini belirttiğini nakletti. Trablus mütüsü el-Merkeziyye ile yaptığı konuşmasında Lübnan’da hiçbir kimsenin Suriye rejimi ile yaptığı işbirliğinden fayda görmeyeceğini söyledi.

Video ve ses kaydıyla istihbarat tarafından takip edilip, evine yönelik şok baskında onlarca bomba düzeneği ve terör faaliyetleri planlarıyla suçüstü yakalanan Hristiyan Lübnanlı eski bakan Mişel Simahe ile ilgili olarak da: “Simahe’nin tutuklanması meselesi Suriye’ye yakın olan grubun nezdinde mevcut bulunan tüm tahminlerini allak bullak etti. Bugün onları, devletin el koyduğu böylesi tehlikeli bir terörist eylem karşısında afallamış olduklarını görmekteyiz.” şeklinde yorumda bulundu.

Sözlerine devam eden Trablus Müftüsü Şeyh eş-Şiar: “Doğrusu ben vatanseverliğiyle, Lübnanlılığıyla gurur duyan veyahut zerre kadar vatan hissi taşıyan kimsenin böylesi bir durumu onaylayacağını düşünmüyorum.”

“İtidal kaynağı olup uzlaştırma konumunda bulunan şahsiyetler görünen o ki hedef alınmak istenmektedirler.” diyen müftü böylece Esed-Hizbullah müttefiki Simahe’nin planladığı bombalı terör saldırılarının odağındaki Sünni bölgeler ve oluşumlara zımnen işaret etti.

DOSYA İLE KORKANLAR VE KORKUTANLAR


Nurullah AYDIN

16 Ağustos 2012-ANKARA

DOSYA İLE KORKANLAR VE KORKUTANLAR

Fişleme; devlet yönetiminde, normal yaşamda her zaman var olan bir uygulamadır. Amaca niyete göre değişse de yapılan iş muhalifi veya rakibin kuvvetli ve zayıf yönlerini tespit ederek etkisiz hale getirmektir. Sohbetlerde yarı ciddi, yarı şaka ne deniliyor. Sus dinlenebilirsin. Cep telefonunu kapat, uzakta tut. Ya da dosyan olabilir mi? Kamu görevlilerinde siyasetçilerde akademisyenlerde, gazetecilerde ne yazık ki algılanan gerçek bu.

Peki ama bu kişiler neden bu kadar ürküyor, korkuyor, endişe duyuyor.

Bir şeyi olmayan kişi endişe duyar mı?

Duyabilir. Duyanlar da haklılar. Çünkü düzmece kaset CD, ses değiştirme yöntemleriyle her türlü suç, suç delili oluşturulabilir.

Bu nedenle de herkeste bu endişe var. Öylesine ki normal evde, pastanede, büroda oturanlar birbirlerine bu uyarıyı yapmak zorunda kalıyorlar artık. Yanında çalışanlara kuşku ile bakıyorlar.

Tüfek icat edilince Köroğlu‘nun dediğini hatırlıyorsunuzdur: Eyvah, delikli demir çıktı, mertlik bitti sözü halk arasında kullanılmaktadır.

Aynı Köroğlu bugün yaşasaydı, politik arenaya bakıp emin olun şu lafı ederdi:

Eyvah, geldiler, dinleme, dosyalama, takip, soruşturma yaşamın parçası haline geldi!

Peki ikide bir ne mi diyorlar? İlgili dosyam, arşivim kabarık, milletime açıklarım ha!

Böyle bir ifadenin hukuk literatüründeki adı tehdit ya da şantaj değil midir?

Peki öyle ise bu suç değil mi?

Makamların; hukuk devletinde görev yetki ve sorumluluk alanları, anayasa ve yasalarla belirlenmiştir. Makamlar, en-üst icra makamıdır, yanlışı, eksiği, gediği, dosyası olandan hesap soracak en zirve kurumlardır. Ancak gelin görün ki Türkiye’de yetki de sorumlulukta görev alan tanımı da makama elen tarafından belirleniyor. Yani her kurum o kurumun başında kim varsa ona göre yönetiliyor.

Sakın belli yetkili ve ede etkili kişilerin o gün dili sürçtü filan demeyin! Onlar bunu hep yapıyorlar yani sürekli korku salıyorlar!

Görülüyor ki Türkiye’de yönetim-siyaset artık tehdide ve şantaja mahkûm hale gelmiştir!

Var olan müthiş teknolojik imkanlarla herkes izlenebildiğinden, bu ülkede binler ve on binler hakkında arşivler tutulup, zamanı geldiğinde kullanma hesabı ile özel ambarlara naklediliyor. Zamanı gelen bir konu oldu mu da o dosya özel ambardan alınıp hemen servis ediliyor.

Son dönemde sırf bu iş için oluşturulan istihbarat yapılanmaları var.

Belki ispatı çok zor. Ama genel kanaat; meydan okuyan ama sonra aniden çark eden bazı isimlerin bu tür dosyalarla kasetlerle korkutulduğudur.

Yaşanan süreçte bu yaklaşımla böyle şeyleri düşünmek paranoya olamaz!

Bakın; Birçok siyasetçi, gazeteci, akademisyen yanında yargı mensuplarında da böyle bir şüphe var. Yargı bile her şeye şüpheyle yaklaşıyor. Vatandaş ne yapsın? Bu şüpheyi vatandaş da yaşıyor!

Siz hiç sarrafın bağırdığını duydunuz mu?

Kıymetli malı olanlar bağırmaz.

Zerzevatçı bağırır ama kuyumcu bağırmaz.

Eskici bağırır ama antikacı bağırmaz.

Düşünen bağırmaz. İnsan bağırırken düşünemez.

Düşünemeyenler ise hep kavga içindedir.

Şerefle bitirilmesi gereken, En asil görev, hayattır.

Bir lokma ekmek için, Şerefini çiğnetmeye,

Bir anlık eğlence için, Servetini tüketmeye,

Bir zamanlık mevkii için, El ayak öpmeye,

Günlük menfaatler için, Onurunu terketmeye,

Bir kısım insanlara kızıp; Tüm insanlara düşman

Olmaya değmez bu hayat…

GüNüN SöZü: Düşündüğünü bilerek ve hissederek uygula, yaşadığını anlarsın.

Yaz.docx

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: