Günlük arşivler: Ağustos 21, 2012

ODA TV’DEN ÇOKTAN SEÇMELİ ŞAMİL TAYYAR HABERİ!


ODA TV’DEN ÇOKTAN SEÇMELİ ŞAMİL TAYYAR HABERİ!

Oda Tv, yine ilginç bir habere imza attı. Oda Tv haberinde, AKP Gaziantep Milletvekili Şamil Tayyar’ın Ergenekon davası tanıklarından olduğu halde mahkemeye gitmeyeceğini açıklaması üzerine okuyuculara; "Şamil Tayyar, bunlardan hangisi?" sorusunu sordu. Şıklara da bakın neleri yerleştirdi…

22 Ağustos 2012 Çarşamba 01:13

Oda Tv, yine ilginç bir habere imza attı. Oda Tv haberinde, AKP Gaziantep Milletvekili Şamil Tayyar’ın Ergenekon davası tanıklarından olduğu halde mahkemeye gitmeyeceğini açıklaması üzerine okuyuculara; "Şamil Tayyar, bunlardan hangisi?" sorusunu sordu. Şıklara da bakın neleri yerleştirdi…

Oda Tv yaptığı haberde, AKP milletvekili Şamil Tayyar’ın davaya gitmemek için hangi gerekçeleri gösterebileceğini CMK içerisinden maddelere dayandırarak verdi. Haberin görselinde, "Şamil tayyar bunlardan hangisi?" sorusu okuyuculara yöneltilirken, şıklarsa şöyle oldu:

a) Cumhurbaşkanı
b) Ergenekon sanıklarının akrabası
c) Ergen değil
d) Akıl hastası

İŞTE ODA TV’NİN YAPTIĞI O HABER!

AKP Gaziantep Milletvekili Şamil Tayyar, Ergenekon davasının tanıkları arasında bulunmasına rağmen duruşmaya gitmeyeceğini açıkladı. Odatv’nin edindiği bilgilere göre Tayyar, mahkeme kalemine de duruşmaya gelmek istemediğini söyledi.

Ceza Mahkemesi Kanuna göre tanıklar duruşmaya gelmek, aleyhinde ya da lehinde ifade verdiği sanıkların sorularına yanıt vermek durumunda. Çağrıya uymayan tanıklar ise mahkeme tarafından zorla duruşmaya getiriliyor.

Ancak CMK’ya göre dört istisnası var:

a) Cumhurbaşkanı kendi takdiri ile tanıklıktan çekilebilir. Tanıklık yapmayı istemesi halinde beyanı konutundan alınabilir ya da yazılı olarak gönderilebilir. (CMK 43/4)

b) Sanığın nişanlısı, eşi veya eski eşi, kan ve kayın hısımları tanıklıktan çekilebilir. (CMK 45/1)

c) Yaşı küçük olanlar kanuni temsilcisinin kararıyla tanıklıktan çekilebilir. (CMK 45/2)

d) Akıl hastalığı ve akıl zayıflığı nedeniyle tanıklığın önemini anlayacak durumda olmayanlar kanuni temsilcisinin kararıyla tanıklıktan çekilebilir. (CMK 45/2)

Tanıklıktan çekilmekte ısrar eden Şamil Tayyar’ın bunlardan hangisine dayanarak karar verdiği merak uyandırıyor.

KOMPLO TEORİSİ : Avrupa Birliği Nedir?


İsa’nın 12 havarisini bayrağındaki yıldızlar ile temsil eden Avrupa birliği, ilk Hıristiyanların Roma İmparatorluğu’nun Hıristiyanlığın yayılmaması için yaptığı zulümden kaçarak saklandıkları serbestçe ibadetlerini yaptıkları ve H.z Meryem’in de mezarının bulunduğu Anadolu topraklarını kutsal bölgeler ilan ederek bu toprakların Türklerden ve Müslümanlardan alınıp büyük Hıristiyan Birliği topraklarına geçirmek için çalışan bir topluluktur.H.z Meryem’in mezarının Aydın yakınlarında olduğu kesinleştikten sonra İngilizler buralara gelip binlerce dönüm arazi alıp siteler kurdular belki 20 yıl sonra bu kurdukları siteler büyüyecek ve yerleşim merkezi ilan edecekler ve özerklik isteyip Didim de ki İngilizler biz İngiliz koruması istiyoruz diyecek Alanya da ki Almanlar biz de Almanya dan korunma istiyoruz diyip Almanya veya İngiltere bayrağı çekip burası İngiltere’nin,Almanya’nın toprağıdır demeleri uzak bir ihtimal olmaktan çıkıyor.İstanbul için Vatikan modeli istenmesi ekümenlik talebi, federasyon sistemi için Amerika ile Avrupa Birliği’nin baskı yapması ve sürekli olarak istenilen yerel yönetimler yasasının asıl temelinde bu neden yatmakta.Türkiye’yi ziyarete gelen bütün Avrupa Birliği gözlemcileri ilk söylediği söz Ankara’dan sonra kürdistan’a gideceğini ve Diyarbakır’da kürtçe konuşmasına hiçbir yetkilinin müdahale etmemesi ne anlama geliyor.

Türk yetkili İspanya’ya gittiğinde ben Madrid’den sonra Bask bölgesine gideceğim ve Eta militanlarına biraz daha esnek davranılması gerektiğini söylese ve Katalan toprakları için serbestlik istese neler olur. Avrupa Birliği Lozan Antlaşmasından sonra Türkiye’nin siyasal yapısını bir türlü kabul etmemektedir. Birinci Dünya Savaşından sonra Osmanlı’ya dayatılan Sevr Anlaşması genel hükümlerini şimdi Avrupa Birliğinin istedikleri hemen hemen aynı sayılır.Osmanlı’ya bırakılan toprakların parçalanması ve bu bölgelerdeki Müslüman olmayanlara küçük devletçikler kurulması gündeme getiriliyordu.ermenistan,pontus,iyonya,kürdistan gibi kukla devletler kurulması o zaman ki Avrupa devletlerini rüyasıydı.kürdistan kuruldu pontus için çalışmalar başladı Atina olimpiyat oyunlarında ben Karadeniz’den gelen vatandaşlarımız olduğu düşündüğüm bir grup kemençe tulum ile güzel bir oyun sergiledi oyunun bitişinde güzeldi sunucu “Bu güzel oyun için Anadolu pontus’tan gelen arkadaşlarımıza teşekkür ederiz” demesi pontusun da yavaş yavaş hak taleplerine başlayacağı anlamına geliyor. Türkiye gibi diğer bir aday ülke Estonya arasındaki fark ise Türkiye’den azınlık dilleriyle eğitim televizyon yayını yapılması istenirken Estonya’dan bulundukları ülkenin vatandaşı bile olmayan yaşadıkları devletlerin dilini konuşmayan gruplara dil politikalarıyla yaşadıkları ülkelerin dilleri benimsetilmeye çalışılıyor.

Avrupa Birliği ikinci dünya savaşından sonra Fransa ve Almanya arasındaki sürtüşmeyi önlemek ve ilerde Almanya’nın tıpkı Hitler gibi yükselmiş bir dönemi olur ise bunu engellemek kısmende kontrol altında tutmak, Kominizim ve Sovyet baskılarından korunmak için kurulan Avrupa Birliği Türkiye toprakları üzerinde yeni bir bizans kurma planları yapıyor.Türkiye de bulunan bütün kendi kontrollerinde ki örgütler vakıflar ile misyoner faaliyetlerde bulunup her istediklerini yapacaklar bu gidişle tam bir dağılma yok ama yok olma aşamasına doğru ilerliyoruz.Sözde ermeni soykırımı tanıyan ülkesinin dört bir yanına soykırım anıtları diken demokrasinin ve özgürlüğün beşiği Fransa’nın ikinci dünya savaşındaki Başkanı Vici Gespato Almanya’sına ülkesindeki 175 bin Yahudi yi Auschwitz ve Birkenau kamplarına yakılmak için yollayan kendisi,Fransız parlamenter ”Türkiye’nin Avrupa Birliğine üyeliği Sevr yeniden tanımasından geçer” demekte Sevr Anlaşmasının yapıldığı binanın önüne ilk ermeni soykırımı anıtını diken gene Fransa’dır.Avrupa Birliği’nin istekleri Amerikan başkanı Reagan’ın 20 yıl önce başlattığı ulusal demokratikleşme sürecidir Amerika’nın milli gücü için demokrasiyi yayma çalışmasıdır.20 yıl önce CIA yaptıklarını gizli kapaklı yapıyordu,amaç sivil toplum örgütlerini yapılandırmak bu sivil toplum örgütlerinin başına da James Bond ve çiçek çocuk karışımı kendilerini burjuva olarak nitelendirmeyen ancak 100 bin dolarlık araçlara binen kişileri getirmek.Ukrayna’da seçimlere 5 kala Viktor Yuşenko George Soros’un mali desteği ile Eurovizyon birincisinin konserleriyle halk desteği yaratarak seçimlere giriyor.Seçimi Ukrayna da ne kadar sendika vakıf sivil toplum örgütü Viktor Yuşenko için destek veriyor.Bunun aynısı Balkanlar da Kafkasya da oldu.Demokrasi için Kosova’ya gelen Birleşmiş Milletler Kosova’da ilk önce 600 yıllık resmi dili Türkçe‘yi kaldırıp yerine resmi dil olarak Arnavutça ve İngilizce’yi getirdi bunları yaparken de elindeki medya ile halkın beynini yıkayıp uyutarak yaptı.Yugoslavya’da bunu yapan kanal B 92 kanalı idi.Milosevic dönemimde bu kanal ulusal bütünlüğü bozucu,bölücü yayınlar yaptığı gerekçesiyle kapatıldı ama B 92 kanalı BBC üzerinden yayınına devam etti.Kanalın tek yaptığı gün de 6-7 pembe dizi yayınlamak bizdeki gibi Biz Evleniyoruz, Biri Bizi Gözetliyor,vb yarışmalarının benzerleri ile Kosova halkına bir İngiliz gibi giyinmeyi bir Amerikalı gibi yemek yemeyi benimseten programlar yaptı.

Yugoslavya döneminde tam bir özgürlük abidesi olarak ülkedeki bütün azınlıklar için çalıştı ve şimdi ise Kosova’nın en çok izlenen kanalı.11 Eylül 2001 saldırılarından sonra misyonerler bu bölgelere akın ettiler.Hıristiyan propagandaları her yerde yapılmakta ihtişamlı kiliseler yapılıyor ve cennet tapuları dağıtılmakta.Bosna Hersek’te ki Mostar Köprüsünün tam karşındaki tepeye dev bir haç dikilmesi Bush’un ve Papa’nın aynı açıklamayı yapması “Üçüncü dünya ülkeleri Müslüman ülkeler ve Doğu Bloğu ülkelerine Hıristiyanlığı taşıyın misyonerler iş başına” bu yapılanların hepsi kimliksizleştirmedir. Misyonerler hep aynı vaazı veriyor Saddam da Müslüman’dı Usame Bin Laden de Müslüman’dı Çakal Corlos ta Müslüman oldu bunların hepsi Müslümanlığın kötülükleri İslam çöküyor yönündeki açıklamalar yapıyorlar.Girmek istediğimiz kapısında yalvardığımız Avrupa Birliğin de ki aile yapısı şuan da tamamen bitmiş durumda Avrupa Birliği’nin lokomotifi olan Almanya,Fransa,İngiltere’deki evcil hayvan harcamaları 36 milyar doları geçti.İnsanlar yalnızlıklarını hayvanlarla paylaşıyor aile sistemi yok olmuş çökmüş durumda Fransa da doğan her üç çocuktan biri,Hollanda da ise her iki çocuktan biri evlilik dışı babası yada annesi belli değil.Hollanda da saat 23 ten sonra her kanalda çocuğunuzu kontrol edin evde tutun şeklinde her TV kanalında alt yazılar verilmekte.Kimlik kartımıza karışan din hanesinin kaldırılmasını laik olmamızı isteyen Avrupa Birliği önce kendisi Almanya da ki Hıristiyan olmayanlardan bile kestiği kilise vergisini kaldırasın sonra Türkiye’deki kimlik kartlarındaki din hanesine karışsın.İşte girmek istediğimiz Avrupa Birliği.Bir de başını Rusya’nın çektiği Avrasya oluşumda kurtuluşumuzu savunanlarda var.

Şahinler Amerika da seçimlerini kazanarak böl yönet politikasının gereği olan dünya üzerindeki devletlere müdahale ederek Amerikan güdümlü ve Amerika’ya ye gözü kapalı güven duyan yönetimleri iktidara getirecek, kendi güvenliği ve çıkarları doğrultusunda ulusal devletleri parçalayan kukla devletler yaratılacak Büyük Ortadoğu Projesi’nin kalıcılığı için proje dahilindeki 23 ülkenin sınırlarını değiştirilecek.Amerikan yönetimi, Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliği gerçekleşirse buna karşı çıkan çevreleri sokağa dökecek, mezhep ve azınlık haklarını savunarak iç savaş çıkaracak, sonrasında yarattığı otorite eksikliği ve kaos sonrasında Amerika ve NATO’nun askeri müdahalesi ile Türk ordusu yenilgiye uğratılacak.Ekonomik olarak %51 hisselerini ellerinde bulundurdukları Dünya Bankası ve IMF ile ekonomik yıkımda başlatacaklar.Kamunun elinde bulunan elektrik,su,haberleşme gibi kuruluşları kendi kontrolünde ve desteğinde olan büyük patronlara verecekler sermaye piyasasının serbestliğinden dolayı ülkedeki spekülatörler ile yaratacakları karmaşa ile ülkenin döviz rezervleri birkaç günde eritip çöküş başlamış olan ülkeye enflasyonunu ikiye üçe katlaması dayatılmak koşulu ile yüksek faizlerle kredi verilecek ve sonuç olarak ta ülkenin sanayi üretimi vurulacak hazinesi boşaltılacak.Siyasi açıdan da Leyla Zana serbest bırakıldıktan sonra önemli bir kamu görevine getirilecek federasyon sistemine geçtik ten sonra kendisine Güneydoğu Anadolu Bakanlığı verilecek.Türkiye ermeni soykırımını tanımayacak özür de dilemeyecek ancak tazminat ödeyecek ermenistan’ a önemli ticari tavizler verilecek.

Askerlik Avrupa Birliğine Uyum Yasaları gereği 1 yılın altına inecek.Kıbrıs’tan tamamen Türk askeri çekilecek.Kıbrıs’ta ki garantör ülke konumu Amerika ve İsrail verilecek.12 Eylül paşaları Avrupa Birliğini etkilemeye yönelik kişisel bir yargılama yapılacak.Hollywood Türk tarihi ve Türk destanlarını konu alan onlarca film çekecek en son olanakta Atatürk’ün hayatını konu alan bir film çekilecek .Abdullah öcalan başka bir cezaevine nakil edilecek ve Abdullah öcalan ve arkadaşlarını da kapsayan geniş bir af çıkarılacak.Yunanistan’ın Türkçe’de ki adı Hellas olacak .Ege orduları dağıtılacak kürdistan kurulduktan sonra tanınacak yeni çizilen sınırlar kabul edilecek.kürdistanın genişleme politikası doğuda İran’a batıda Suriye’ye kuzey de Türkiye’ye genişlemesini tamamladıktan sonra başkentini Kerkük ten Diyarbakır’a taşıyacak Başbakanlık sistemine kabul edilecek Türkiye Cumhuriyetinin Resmi Dili Türkçe ve kürtçe olarak değiştirilecek alfabeye q,w,x harfleri alınacak.Bütün bunlar holding medyaları ile Türk halkına Avrupa Birliği yolunda sağlam adımlarla gitmekteyiz Türkiye değişiyor yapılanlar ile daha çağdaş modern bir ülkeye doğru gidildiği benimsetilecek. Türkiye Cumhuriyetini kuran Mustafa Kemal Atatürk ve Kuvayi Milliyeciler boşuna istiklal savaşı vermiş duruma düşürülmektedir.

El-Kaide Kime Hizmet Ediyor?


Müslümanların tepesine binebilmesi için, ABD’nin eline koz veren bütün terör olaylarının arkasından EL-KAiDE çıkıyor. Pakistan’daki saldırıyı da "EL-KAiDE" örgütünün üslendiği deklere edildi.

Bozacı-şıracı misâli bir de EL-CEZİRE var; EL-KAİDE’nin saldırılarını savunan, yayan ve sahiplenen, haberini yapan TV kanalı.

Peki bu "El"ler kimin?

Kimin menfaatlerine hizmet ediyor?

Bu "El"leri kim veya kimler kullanıyor?

Malumunuz, gerek El-Kaide, gerekse El Cezire 11 Eylül sonrası zuhur etti. Bunların her ikisi de Yahudi-Evanjelik ittifakının Ortadoğu’yu yeniden yapılandırmak, İslam coğrafyası üzerinde operasyonlar yapabilmek için oluşturduğu taşeron kuruluşlar. Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) için "kaldıraç" görevi görüyorlar. "Coğrafyamızda hedeflenen düzenlemeler" için gerekçeler oluşturuyorlar. Bunlar, ABD’nin saldırılarına, işgallerine meşruiyet zemini oluşturabilmek, dünyayı iknâ edebilmek için kullandığı global figüranlar.

Bugün, 11 Eylül saldırılarının ancak servislerin yapabileceği kadar sofistike bir kurguyla planlandığı konusunda otoriteler hemfikir. Patlamaların ABD istihbarat servislerinin işi olduğu artık pek çok mahfilde konuşuluyor. Hatta bizzat Amerikalılar "El-Kaide’nin bir CIA organizasyonu olduğuna dair" film çevirdiler. ABD, bu filmi tartışıyor.

EL-KAiDE ve onun, sadece El-Cezire çekimlerinde görebildiğimiz esrârengiz lideri Usame Bin Ladin, ABD ve Yahudi menfaatlerine büyük hizmetler verdi. Belki de Usame Bin Ladin diye birisi yaşamıyor? Belki batılılar "sanal bir Usame" üzerinden operasyon yürütüyorlar? Arada bir onun adına, Batılı yığınları tedirgin edecek, tehditler yayınlıyorlar ki, bu sanal kurgu sürdürülebilsin?

El-Kaide, epeyce yıpranmasına rağmen, hâlâ Batılı dostlarımıza ekmek çıkarmaya devam ediyor. Bu kadar pörsümüş, sorgulanan bir malzemenin yerine, "yeni bir İslamcı(!) terörist örgüt" çıkarırlar diye düşünüyordum. Ama Butto cinayetinde de bunu kullandılar. Yakında dünyayı karıştırmalarına katkıda bulunacak yeni örgüt veya örgütler çıkarmalarını bekliyorum.

Bu arada El-Cezire’de, 11 Eylül ve Irak işgâli sürecinde yararlı(!) hizmetlerde bulundu. Batı kamuoyunu terörün varlığı ve işgâlin gerekliliği konusunda iknâ için çaba gösterdi. Ladin’in ve eylemlerinin reklâmını yaparak, ABD politikalarının icrâsına ciddi destek oldu.

El-Cezire’yi pek çok kimse İslamcı zannetmektedir. Oysa bu kanalın İslam ülkelerindeki bürolarında bile, pek çok çalışanı gayri müslimdir. Üst düzey yöneticileri Batı-ABD eğitimlidirler. Çalışanlarında dinini yaşama, İslâmî değerleri yüceltme kaygısı yoktur. Hemen tamamı Batı tarzı, seküler yaşamı seçmiş kimselerdir. El-Cezire, gazetecilik yapmaktan öte Neocon-Yahudi hedeflerine gerekçe hazırlamak ve onların uygulamalarına inandırıcı malzemeler sunmakla meşguldür. Arada Usame Bin Ladin’den, El-Kaide’den haberler yaparak ABD’nin ürettiği korkunun gündemde kalmasına yardımcı olmaktadır.

El-Cezire, El-Kaide’nin ve Usame’nin gizli(!), özel(!) görüntülerini yayınlamakta, ABD’ye tehditkâr ifadeler kullanmaktadır. Bu diklenici tavır, bâzı Müslümanların, özellikle Arapların hoşuna gidiyorsa da; ben, El-Cezire’nin temel misyonunun Müslümanları ve dünya kamuoyunu manipüle etmek ve ABD politikalarına hazırlamak olduğunu düşünüyorum.

Bugün cehalet, fakirlik içindeki İslam ülkelerinde maalesef Usame’yi bir kahraman, El Kaide’yi cihat yapan bir örgüt olarak görenler vardır. Pek çok insan, El Cezire’yi ABD karşıtı, Müslümanlar lehine bir kanal sanmaya devam etmektedir.

Amerika Irak’taki askeri başarısızlığa rağmen BOP’tan, İslam coğrafyasının yapılandırılmasından vazgeçmiş değildir. istikrarsızlaştırma, çatıştırma, parçalama çalışmalarına aynen devam etmektedir. Bunun için sürekli etnik ayrılıkları ve mezhep çatışmalarını körüklüyor. Ortadoğu’da bir güç ifade eden ülkeleri yeni parçalara bölmek için elindeki bütün karıştırma araçlarını kullanıyor. Başarısız denemelere rağmen Türkiye de, hala karıştırılacak ülkeler kategorisindedir.

Bölgemizde ABD (Batı) ve İsrail menfaatlerine tehdit potansiyelinde olan ülkelerden birisi de Pakistan’dır. Zira, nükleer güce, stratejik konuma ve kalabalık Müslüman nüfusa sahip bu büyük ülkeden batılı dostlarımız huylanmaktadırlar. ABD ile geçinebilmek için bütün taklaları atmasına rağmen Pakistan, kurban olmaktan, BOP’a malzeme olmaktan kurtulamamaktadır.

Batının müttefiki Butto’nun, hem de EL KAiDE tarafından öldürülmesi ABD-Yahudi ittifakının Pakistan’ı ameliyat masasına yatırdığının işaretidir. (Pakistan’la problemlere sahip Hindistan’da Yahudilerin çok etkin olduğu da hatırlanmalı.)

Zayıf bir ekonomiye ve kırılgan bir toplum yapısına sahip, Sünni-Şii gerginliğinin yaşandığı dost Pakistan umarız bu kaos ve kargaşadan kurtulur.

İnşallah bu insafsız zâlimlerin operasyonuna vücudunu teslim etmez.

Yusuf Gezgin – Aktifhaber

Neden Türkiye’de Petrol Çıkarılamıyor?


HAKAN YILMAZ ÇEBİ’nin, ÖLMEDEN ÇOK KISA BİR SÜRE ÖNCE ESKİ ENERJİ BAKANI VE TPAO’NUN KURUCUSU İHSAN TOPALOĞLU İLE YAPTIĞI SON RÖPORTAJ….

TÜRKİYE’DE PETROL NİYE ÇIKARILMIYOR?..

Sapkın bir anlayışı din haline getirdiklerinden dolayı kendilerinden başka kimse Siyonistleri sevmez. Ancak herkes, zekalarını ve gayretlerini takdir eder. Sebat ve sadakatle öylesine bu sapkın davaya hizmet ediyorlar ki; bir avuç adam, dünyayı parmağında oynatıyor. Dünyanın birçok yerinde gerçek iktidarlar onlar. Gerçi yıkmak yapmaktan çok kolaydır. Bin usta, bir binayı belki bir yılda yapabilir; ama bir çocuk dâhi bir binayı bir anda yıkabilir. Yaptıkları iş, sadece insan kalbindeki ve beynindeki Şeytan‘ı açığa çıkarmak. O tahtına oturdu mu, insanı bulabilene aşk olsun…

Kainat, açlık ve tokluk dürtülerini kontrol altına alanlar tarafından yönetiliyor. Önce bedeni açlık, sonra kalbi açlık sonra da zihinsel açlık . Oysa nefis denilen duygular – çipi- üç aşamalı bir imtihandan geçip sadece üçüncü de; yani açlık imtihanına dayanamayıp boyun eğmemiş miydi Yoktan Var Edene?! Hal böyle olunca, bedeni açlığı doyurma mekanizmalarını ele geçirmekle başlıyor işe şeytansı stratejistler; önce mideyi, sonra kalbi sonra da beyni dolduruyorlar cana can katan bataklık gülleriyle…

Emperyalizmin Truva atlılarına karşı 60’lı yıllar Türkiye petrol mücadelesini araştırırken; konuya kendimce hep bu mistik-felsefik açıdan baktım. Zira dünyadaki oyunlardan ancak en ciddi oyunlardan biriydi bu petrol oyunu. Kim sahip olacak-nasıl sahip olacak; kim işletecek-kimlere rağmen işletecek?.. Tanrısal güç dedikleri paraya bu kara altın üzerinden kim sahip olacak? Sonrası mı Tanrı olmak elbet. İçlerindeki nefis denen mekanizmaya başına gelebilecekleri bilse de bunu isteyebilme yetkisi verilmiş. Ve şimdi onlar Tanrılar oldular. Bu derece madde karşısında uşaklaşmış varlıkları karşılarında bulduklarından dolayı da çok da zorlanmadılar..

Ancak birileri hariç; yaptığı iş her ne olursa olsun mesleğini-görevini vatan-millet-namus aşkına “misyon mesleği” haline getirenler de var. İşte Türk Milli Petrol Tarihi sahasında bu misyonu yerine getiren efsane genel müdürle ve aynı zamanda Enerji Eski Bakanı İhsan Topaloğlu’yla 60’lı yıllarda dünyanın bu coğrafyasında oynanan petrol oyununu ve mücadelesini konuştuk; geleceğin Büyük Türkiye’si ve boyunduruğu kıracak ADANMIŞLAR için…

– Hâlihazırda Türkiye’nin 1 tane 6 bin, 4-5 tanede 5 bin metre civarında kuyusu var, oysa bu rakam ABD, Rusya hatta Tayvan gibi ülkelerde yüzleri buluyor… Hatta Brejnev dâhi bir ara Cumhurbaşkanı Celal Bayar’a Türkiye’nin 5-6 bin metre derinliklerinde petrol tespit ettiklerini, istersek beraber çıkarabileceklerini teklif etmiş…

Tabii ki şimdiki imkanlarla yapılamayacak işler yok gibi. Türkiye Petrolleri temelini attığımız çalışmaları devam ettirseydi bugün bunları 40 sene sonra konuşmuyor olacaktık. Türkiye’nin milli tarihiden 40 seneyi almanın vahametini bunun halka yansımalarını gereke ekonomik gerekse eğitim olarak düşünmek bile bir facia!.. Bugün sadece Türkiye’nin içinde ki petrolü konuşmak bir yana biz yardımcım Özer Derbil Bey’le beraber İran’ın Azerbaycan sahasında bize petrol kuyuları açma imkanı verirler mi diye. Yani daha o zamandan değil Türkiye yurtdışın dahi sayılı bir petrol şirketi olma planlarımız ve teşebbüslerimiz vardı. Güçlü bir şirket olduğunuz zaman içerde ve dışarıda istediğimiz aramayı yapabilirdik. Ama maalesef büyük bir Holding haline gelecek Türkiye petrollerini dağıttı.

– İGDAŞ, ATAŞ, İPRAŞ gibi kurumlarla birbirinden tutarsız ve ehilsiz kadrolarla milli petrol merkezleri sadece memurin vazifelerin yürütüldüğü yerler hale getirildi…

Evet maalesef buralar sadece akaryakıt dağıtan yerler olarak hizmet ediyor…

– Ben burada meseleyi en başına çekeceğim. Bu 1954’de Amerikalılar tarafından Türkiye’ye sokuşturulan Petrol Kanunundan bahsetmenizi isteyeceğim…

1952’de Demokrat Parti zamanında alınan bir karar neticesinde yabancı şirketlere istedikleri imkanı vermek maksadıyla 1954 yılında ilan edilen bir kanundur. Bu kanun çıkarılırken Maksbell adında bir hukukçu bulundu o hukukçunun tertiplediği bir kanundu bu. İlk tasarısı bizim açımızdan o kadar ağırdır ki hemen hemen her karar Türkiye’nin aleyhinedir. En ufak bir ihtilafta dahi Türkiye’nin elini kolunu bağlayacak yasalar mevcuttu. Biz bunun bir kısmını bertaraf edebildik.

– Bu kanunun akabinde sanki bir başka ülkenin topraklarında ortaklık kurulmuş gibi Sivas ve Erzurum Bölgelerinde niye arama yapamadık?..

Beşinci ve altıncı bölgeler. Urfa ve Antep bölgesinde mesela arama yapamazdık. Memleket bölgelere ayrılarak sadece bu kanundan önce petrol bulunan (Batman gibi) bölgeler aramaya açıldı. Hatta bizim Batman sahalarımızın dahi etrafını Mobil adeta çember altına almıştı.

– Erzurum ve Sivas Bölgelerine yani beşinci ve altıncı bölgelere niye giremedik.

Burası 4. bölgeydi, buraları yedek tuttular o zaman tamamen açmadılar. Petrol bulunursa oralar daha da kıymetleneceğinden planlama yapmadan buralarda petrol arama faaliyetlerine girilemedi.

– Burada bir kez daha ısrar edeceğim. Yolda taksisine bindiğiniz şoför daha önce Amerikalı şirketlerle petrol aramış, bir süre sonra kuyu kapatıldığından işsiz kalmış. İnşaatçı birisi babadan kalma madenini mevzuattan dolayı kapatmak zorunda kalmış kısaca nalburundan-akademisyenine kadar herkes bu topraklarda petrolün üzerinin niye kapatıldığını biliyor ancak madâhil olamıyor…

Mesele şu petrol aramaları petrol dairesi ekipleri tarafından kontrol edilir. Petrol Mühendisi veya teknikeri bölgeye gider raporunu verir, ancak bunu gerçekleştiremediler. Mesele Batı Raman Petrolünü biz 1961 yılında keşfettik. Batı Raman’ın Doğu’su bizde Batı’sı Mobil tarafından sondajlandı. Daha sonra 12 gırabiteli ağır petrol haliyle ekonomik değil diye işletmek istemediler. Onlar daha çok bol karlı rezervlere ilgi duyuyorlar. Burada bazı yerlerin üzeri kapatılırken bazılarının da kendilerine göre çok karlı olmamasından dolayı da işletilmediği de oluyor. Ancak şunu itiraf etmek gerekir ki, bu şirketleri kontrol edemiyorduk, söylenenler ne derece gerçek bugünkü imkanlarla çok daha iyi anlaşılabilir…

– Elimizde yok dedikleri yerlerle ilgili dokümanlar ve fotoğraflar var. Ayrıca gazetelere televizyonlara yansımış binlerce haber de var. En önemlisi bu bölgelere uzman ve gazetecilerle gidilip mesele yerinde araştırılmıyor. Devlet televizyonları verdiğimiz tekliflere dahi kaâle almıyorlar. Isparta Eğridir’de 63 yıldır bu konuda aşındırmamış kapı bırakmamış Özhan Yiğitbaşı adında bir adamcağız vardı…

Bu sahalarla ilgili birkaç yıl evvel bir dostum beni arayıp bu konuda müspet bir durumdan bahsetti hatta Batı’da İzmir Bölgesi’nde ciddi bir bölge var dedi, ancak bir daha arkası gelmedi, haliyle bilemiyorum kendi zamanımdan bu yana o kadar yıl geçti ki son gelişmelerden haberim yok…

– Her halinizden ciddi bir küskünlük yaşadığınız belli oluyor. Niye sizinle başlayan milli petrol politikasına hükümetler bir türlü destek vermedi -sanki bu konulara bulaşmayacaklarına yemin vermiş de iktidar olabilmişle gibi (!)- benim asıl öğrenmek istediğim mevzuu bu…

Benim bulunduğum dönemde İsmet Paşa gibi bir devlet adamı vardı. O devlet adamı olmasaydı kendi hükümetinde dahi beni daha 1963 yılında Enerji Bakanı Fethi Çelikbaş görevden alacaktı.

– TPAO’nun başında kaç yıl görev yapabildiniz…

9 mayıs 1960’dan, 25 Aralık 1965’e kadar. 5 yıl 8 ay.

– Sizi görevden alan AP hükümeti oldu…

EVET…

– Akabinde neler oldu?

1966’da Milletvekili olarak seçildim. Mücadelemi meclis çatısı altında sürdürdüm. Halk Partisi adına bu konuyla ilgili olarak 7 defa görüşme yaptım. Tüm yeraltı ve yerüstü zenginliklerimiz gibi petrollerimizin de çok önemli milli değerler olduğunu ve devletin kontrolünde değerlendirmeleri gerektiğini anlatmaya çalıştım. Daha siyaset oyunlarıyla da siyaset dışında kaldık. Muammer Aksoy’la birlikte çok mücadeleler verdik ama büyük şirketler galip geldi. Bu arada bir hatıramı anlatayım. Biz bu mücadeleleri verdiğimiz sırada Amerikan büyükelçiliğinin bir kokteyline davet ediliyoruz. Burada Amerika’nın petrol politikaları takip eden iki adamdan biri olan zat, beni görünce Mösyö Rockefeller’de gelmiş dedi. Ben de bunun üzerine Hayır rockefeller değil ama Enrico Mete diyebilirsin dedim. Bunu şunun için söyledim bu adam İtalya’da AGİP denen dağıtım şirketini özelleştirmek amacıyla getiriyorlar fakat bu kararın milli olmadığını görüyor ENİ adlı bir şirket kuruyor. ENİ o meşhur 7 Kız kardeş denen petrol şirketleri kadar büyük bir şirket haline geliyor. Maalesef bu adam daha sonra bir uçak kazasında ölüyor.

– Bu meçhul ölümleri Türkiye’den de pek iyi biliyoruz…

Petrol tarihine bakarsanız İskoçya’da bir toplantı oluyor. İngilizce okunduğu gibi söylüyorum bu anlaşmanın adı AŞNAKARİ anlaşmasıdır. Biliyor musunuz bu toplantıyı…

– Henüz değil…

-Bu toplantıda alınan kararlarla dünya petrol sahalarının ülke ricalini olduğu gibi halklarını da hiçe sayarak aralarında paylaşırlar. Toplantıdan net ve kesin şu karar çıkar ve tatbik edilir; milli şirketler kesinlikle yaşatılmayacak.Eğer güçleri yetmezse dağıtmaya bu defa ortak olunacak.Bu paylaşımın bize düşen taksimatı gereği uzun yıllar Türkiye’ye BP, SHELL, MOBİL (O zamanki adı STANDART OİL COMPANY) dışında petrol şirketi gelmez. Avrupa’yı da böyle aralarında paylaşmışlardır. Ayrıca bu anlaşmada o kadar enteresan bir madde vardır ki, eğer bu şirketlerden biri zarar ederse bu şirketin zararı hemen karşılanıp ayakta kalması sağlanacaktır.

– Şimdi burada müthiş bir madde var. Milli şirketler yaşatılmayacak, başarılamazsa ortak olunarak kontrol altına alınıp dağıtılacak veya atıl duruma getirilecek vs. Peki bunu da yapamadıklarına milli düşüncenin aksinde ihtilaller mi yapılacak?.. İran’da Musaddik rejimini yıktıkları gibi.

-İran’da Musaddik rejimi yıkıldı, Güney Amerika’da darbe üstüne darbe oldu.

– Türkiye’de Prof. Dr. Muammer Aksoy, Raif Karadağ, Altan Duransoy gibi bu meseleyi gündeme getiren insanlarda halkın bilmediği ancak “ciddi kaynakların” bildiği suikastlere kurban gitti…

-Bu konuda her türlü faaliyeti göstermişlerdir. Bu konuda İran en güzel örnektir…

– Haliyle sizin görevden alınmanızı da -bir takım işbirlikçilerle (!)- onlar yaptılar…

-Beni kolay hallettiler. Adalet Partisi’nin hükümete gelmesiyle 5 genel Müdür’de görevden alındı.

– Konuyu tekrar ABD menşeli 1954’teki Petrol Yasasına getireceğim. Ruhsat mevzusunda da ciddi bir –kazık- yemişiz. Petrol bulunan bölgelerde 8 Ruhsatın dışında ruhsat alamıyorduk..

-Onlarda alamıyorlardı ama minareyi çalan kılıfına uydurmayı tabi ki düşünmüştü. Başka şirketmiş gibi yan şirketler kurarak ruhsat sayılarını artırıyorlardı. Oysa biz bu sahada tekiz, tek olduğumuz gibi her şeyimiz açık.

– Bir de şöyle bir hinlikleri var. Ruhsatı alırken şart olan 2 yıllık süre içersinde arama miadının dolmasına yakın ruhsatlarını bir başka şirkete (aslında yan kuruluşlarına) devrettikleri. Böylelikle de bu yerleri sürekli olarak bu günde konuştuğumuz gibi sürekli atıl bırakıyorlar. Var mıydı yok muydu muhabbeti de buradan kaynaklanıyor…

-Bu doğrudur, yapılabiliyor…

– Hatta gecikme olduğunda cezanın 40 dolar gibi çocuklara verilen bir harçlık miktarı olduğundan bahsediliyor?..
Şu anda bu durumu bilemiyorum..

– Sizin döneminizde en son kaç metreye kadar inmiştiniz…
5000 bine kadar indiğimiz kuyu vardı. Hazro bölgesinde.

– Özellikle Mardin’deki Kireç taşlarının, Doğu Anadolu’daki bazaltların altına niye hiç girilmedi? Bilinen bir çok ayrıntı var. Buna rağmen niye UYUTULUYORUZ?!
Ben hiç uyumadım…

– (Gülüşmeler) Hocam o yüzden yanınızdayım. Uykudakiler kalktıkları zaman onlarla da görüşmek isterim…

Efendim sondaj makinelerini artırdık buna rağmen sondaj giderlerini azalttık Örneğin bir kuyu tespit edildiğinde oraya sondaj makinelerinin kurulması dahi bir ayı bulurdu. Biz bunu bir haftaya düşürmüştük. Yurtdışına eğitilmeleri için 45 tane birbirinden değerli gençler gönderdik. Bu gençler o kadar idealistiler ki birbirlerini denetlerdiler. Bu gün o gençleri araştırın bakalım kaçı yetiştirdikleri sahalarda TPAO için çalışabiliyor…

– Bakanlığınız zamanında ilk icraatınız ne oldu?..

– Bir ara Adıyaman Bölgesinde petrol bulundu. Fakat nedense burada bir çalışma yapmak yerine İskenderun Körfezinde denizde yapıldı. Oysa petrol bulununca oraya hücum edilir. Beni bakan yaptıklarında ilk işim o Adıyaman’daki petrol sahasını yeniden tespit etmek oldu. Son yıllarda en çok petrol o bölgeden çıkarıldı. Bakan olmadan evvel Başbakan Nihat Erim’e kelime kelime yazdırarak ilk icraatımın Türkiye’nin petrollerinin millileştirilmesi olacağını bu konuda adeta bir seferberlik başlatacağımı söyledim. Ancak 6 aydan sonra bu sözlerde sapma oldu ve yavaş yavaş gevşemeye başladılar. Neticede üzülerek de olsa istifa ettim. Diğer taraftan bizi oraya getiren kumandanlarda yavaş yavaş çekilmeye başlayınca iyice sahipsiz kaldım ve çekilmekten başka çare kalmadı…

Not: Bu röportaja giderken bir çok kişi bu röportajın Sayan İhsan Bey’in yaşı gereği son röportajı olabileceği şeklinde bizi uyardılar. Yanıma kamera almamı gazeteci ağabeylerim salık verdiler. Ancak bir türlü temin edemedim. Geriye bu fotoğraflar ve satırlar kaldı. Üstelik bir televizyon programında kendisiye ilgili konuştuğumuz saatlerde vefat etmesi ise benim için daha fazla teessür oldu. Ancak asıl teessürlenmesi gerekenler ise basın yayın kuruluşları ve devlet ricali olmalıydı ki cenazesine katılan birkaç kişinin dışında kimse olmadı. Haddi zatında ölüm haberinin hiçbir kanalda yayınlanmaması da bu teessürün verdiği unutkanlıktan olsa gerek (!)

"Çırpınırdı Karadeniz Bakıp İngiliz Bayrağına"

Petrol, İhanet ve Karadeniz

Doğu Karadeniz’de petrol bulundu haberleri gelirken,Artvin’deki Sarp sınır kapısında, İngilizleri önemli miktarda toprak almayı sürdürdükleri ortaya çıktı. İngilizlerin toprak alımının güvenlik riski yaratacağı gerekçesiyle asker tarafından uyarıldığı da belirtildi.

Hükümet ve onu destekleyen medya yabancıya mülk satışını desteklerken, Doğu Karadeniz Bölgesi’nde yaşanan gelişmeler İngilizlerin gerçek yüzünü ortaya çıkardı Türkiye parsel parsel satılırken, Artvin’deki Sarp Sınır Kapısı’nda yaşanan gelişme gündeme oturdu.

Yabancı şirketlere arazi satışının önünün açılmasıyla birlikte, İngiliz şirketlerin Artvin Bölgesi’nde önemli ölçüde toprak aldıkları ortaya çıktı. İngilizler bu bölgedeki zengin petrol yataklarına sahip olmak için yüzde 97’si İngiliz yüzde 3’ü Türk’e ait olan bir şirket aracılığıyla Sarp Sınır Kapısı’na yakın bir yerde arazi aldıkları daha sonra şirketin yüzde 100’üne İngiliz’lerin hakim olduğu bildirildi. Askeri yetkililer Sarp Sınır Kapısında böyle bir şirketin arazi sahibi olmasının güvenlik riski yaratacağına dikkat çektiler.

Askeri uyarı

Genelkurmay temsilcileri, yabancı şirketlere arazi satışına sınır getirilmesini ve şirketlerin hisse yapıları, yaptıkları işler ve Türkiye’de yapacakların dikkate alınmasını istiyorlar. Askeri yetkililer, yüzde 97’si İngiliz yüzde 3’ü Türk sermayesi olan şirketin Sarp Sınır Kapısı’na yakın bir yerde arazi aldığını, daha sonra şirketin yüzde 100’üne İngiliz’lerin hakim olduğunu ve Sınır kapısında böyle bir şirketin arazi sahibi olmasının güvenlik risk yaratacağının altını çizdiler.

Ve petrol bulundu

Karadeniz’de yürütülen araştırmalarda Türkiye’nin kaderini değiştirecek büyüklükte petrol rezervine ulaşıldı. Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO), Karadeniz’de yürüttüğü operasyonlarda Türkiye’nin kaderini değiştirecek büyüklükte petrol rezervinin bulunduğu sonucuna ulaştı. Büyük bir gizlilik içinde devam eden çalışmalar kapsamında TPAO, rezervle ilgili kesin sonuca ulaşmak üzere yapılacak ayrıntılı inceleme için 70-75 milyon dolara tam donanımlı bir gemi kiralama kararı aldı.

Dünyanın değişik ülkelerinde yabancı şirketlerle operasyonlar yürüten TPAO, Türkiye’de çalışmalarını iki bölgede yoğunlaştırdı: Karadeniz ve Suriye sınırındaki mayınlı bölge. TPAO’nun, Karadeniz’de Türk karasularında bir baştan bir başa yürüttüğü petrol arama çalışmaları, deyim yerindeyse ‘sır’ gibi saklanıyor. Uzmanlar, rezerv kadar petrolün kalitesinin ve ekonomik olup olmadığının da önemli olduğuna dikkat çekiyor.

Petrolü İngiliz BP arıyor

TPAO-British Petroleum (BP) Karadeniz’de ilk petrol arama operasyonunu, Hopa açıklarında 45 kilometrelik alanda deniz seviyesinden 4 bin 650 metre derinlikte gerçekleştirdi. Hopa’da yürütülen sondaj son aşamada. Enerji Bakanlığı yetkililerinden edinilen bilgiye göre, TPAO-BP ortaklığı, sondaj için bugüne kadar 150-200 milyon dolar harcadı. Yetkililer, kuyudan ilk verilerin alındığını belirterek, "Bu konuda umutluyuz. Değerlendiriyoruz. Açıklama için erken." diyor. Hopa’da petrol arama çalışmaları, TPAO ve BP ortak girişimiyle başladı. BP, daha sonra sahip olduğu yüzde 50 hissesinin yüzde 25’ini Shevron Texaco’ya sattı.

‘Gözleri Topraklarımızda’

100 Şirket Gayrimenkul Avında İngiltere gayrimenkul yatırımları açısından çok önemli bir ülke sayısı binleri geçen kurumsal gayrimenkul yatırım şirketi bulunuyor. Bunların içinden en az 100 şirket, harekete geçti. İlk beş yatırımcının ardından bu sayının 100 yatırımcıya ulaşması ise bir yıllık bir süreçte mümkün kabul ediliyor. Bu da bir yıl içerisinde "İngiltere’den en az 1 milyar dolarlık gayrimenkul yatırımının Türkiye’ye gelmesi" anlamına geliyor.

Kaynak: www.hakanyilmazcebi.com/?sayfa=oku&id=53

CIA, Dünyanın En Büyük Suç Örgütü


John Tiffany

1947’de kurulan CIA, sadece Amerikan Başkanına karşı sorumludur.Bu konumu CIA’ye ‘başka görevler ve fonksiyonlar’ üstlenmesine izin vermektedir.

Yapılan tahminlere göre CIA, kurulduğu günden bugüne kadar 100 000 ‘e yakın çok ciddi suç islemiştir.Faaliyetlerini finanse etmek için ise Amerika’ya ithal edilen çok büyük ölçüdeki eroin ve kokain ticareti de dahil çeşitli silah ve uyuşturucu kaçakçılığına bulaşmıştır.

CIA’nin ilk operasyonlarından birisi İtalya’da iktidara gelmesi çok büyük bir ihtimal olan Komünist Partisi’ne karşı yapılmıştır. Komünistlerin iktidarını engellemek için CIA oyları satın almış, kara propagandaya dayalı yayınlar yapmış, muhalif liderleri tehdit ederek dövmüş ve komünist organizasyonlara sızarak bu organizasyonları yönlendirmeye çalışmıştır.

CIA’nin Amerikan haber organizasyonlarına sızdığı ve bazı "gazetecileri" propaganda amaçlı ajanlar olarak kullandığı artık çok iyi belgelenmiş bir gerçektir.Bu tip faaliyetler 1949′ yılında başını Frank Wisner’in, Allan Dules, Richard Helms ve Philip Graham’ın çektiği bir grupla "The Washington Post" gazetesinde başlamıştır.CIA’ya bağlı yönetim kurullarıyla en az 25 basın organizasyonunun ve 400 gazetecinin CIA’yla bağlantıları ortaya serilmiştir.

Sıkça ortaya atılan bir büyük yalan ise Amerika’nın Ortadoğu’da ve öteki ülkelerde demokrasiye katkıda bulunmak için caba sarfettiğidir.CIA’nın tarihi buna zıt yüzlerce örnekle doludur.İşte bu örneklerden bazıları:

1953’de demokratik yolardan secimle iktidara gelen Iran başbakanı Muhammed Musaddık, İngiliz tekellerinin elinde bulunan petrol rezervlerini ulusallaştıracağını açıklamasından sonra CIA tarafından düzenlenen bir darbeyle devrildi ve yerine Amerikan kuklası Şah getirildi. Şah, göreve gelir gelmez SAVAK adında çok acımasız bir istihbarat örgütü kurdu.

1953’den beri CIA’nın "beyin kontrolü" üzerine illegal bir takım deneyler yaptığı söylenmektedir. Bu deneyler arasında Amerikan karşıtlarına LSD ve öteki uyuşturucular verildiği ve bu uyuşturucuların intiharlara yol açtığı iddia edilmektedir

1954 yılında, CIA demokratik seçimle iş başına gelen Guatemala başkanı Jacob Arbenz’i bir darbeyle devirmiştir. Arbenz, Rockefeller’in sahip olduğu United Fruit Company’i ulusallaştırmaya çalışmaktaydı.Daha sonraki 40 yıllık sürede CIA tarafından iktidara getirilen diktatörler toplam
100.000’den fazla kişiyi katletmişlerdir.

1954-1958 yılları arasında CIA görevlisi Edward Landsdale, 4 yılını Kuzey Vietnam’daki komünist hükümeti ortadan kaldırmak için bir dizi kirli operasyonlar düzenleyerek geçirdi.

1956 yılında CIA, "Özgür Avrupa Radyosu" adında bir radyo istasyonu kurarak Macaristan halkını Sovyetler’e karşı kışkırtmaya çalıştı. Bu yayınlarda CIA, çıkartılacak isyanın ABD tarafından destekleneceğini ima ediyordu. Bu yayınlara kanan bazı isyancılar, Sovyet ordusunun Macaristan’ın işgal etmesine zemin yarattılar ve çatışmalarda 7000 Sovyet askeriyle 30 000 Macar, hayatını kaybetti.

1957-1973 yılları arasında,Laos’ta yapılacak seçimleri ertelemek için CIA neredeyse her yıl bir darbe düzenledi. Bu darbelerin amacı, iktidara ortak olabilecek yeterli popülariteyi yakalamış olan Pathet Lao adlı solcu grubun önünü kesmekti. 1950ler’in sonunda Pathet Lao’yu ortadan kaldırmak için CIA, paralı askerlerden oluşan bir gizli ordu kurdu. CIA’nin ordusunun Pathet Lao’ya yenilmesinden sonra Amerika, bu küçük ülkeyi bomba yağmuruna tuttu. Bu küçük ülkeye Amerika tarafından atılan bombalar, ABD’nin 2.Dünya Savaşında kullandığı bombalardan daha fazlaydı!

1959 yılında Haiti’de "Papa Doc" olarak bilinen Duvalier’in diktasına Amerikan ordusu çok büyük yardımlarda bulundu. Duvalier’se, bu yardımlarla halk üzerinde büyük bir baskı ağı kuran kendine bağlı bir polis teşkilatı yarattı.

1961 yılında CIA, 1500 kişiden oluşan Küba sürgünlerini Castro’nun Kubas’ını işgal etmek için adaya yolladı. Sonuç, fiyasko oldu.

1961 yılında Dominik Cumhuriyeti’nde, CIA anti-komünist ve ABD’nin dostu olan Rafael Trujillo’ya suikast düzenledi. Ekvator’da CIA destekli ordu, seçilmiş başkanı istifaya zorladı. Kongo’da CIA, demokratik yollardan iktidara gelen başkan Patrice Lumumba’ya suikast düzenledi.

1963’te CIA, Dominik Cumhuriyeti’nde bir askeri darbe düzenleyerek secimle iş başına gelmiş Juan Bosh’u devirerek yerine kukla bir cunta getirdi. Bu donemde Ekvator’da CIA destekli ordu, başkan Carlos Julio Arosemana’yı devirdi. İşin ilginç tarafı, CIA tarafından iktidara getirilen Arosemana (daha önce başbakan yardımcısıydı) Amerikan politikalarına yeteri kadar hizmet etmediği gerekçesiyle yine ABD tarafından devrildi.

1964’te Brezilya’da CIA destekli bir grup, seçimle iş başına gelmiş iktidarı devirdi. İktidara gelen cunta, 20 yıllık surede çok kanlı politikalar uyguladı.

1965’te Endonezya’da demokratik yollardan iktidara gelmiş Sukarno devrilerek yerine General Suharto getirildi.Suharto, komünist oldukları gerekçesiyle sayıss 500.000 ile1.000.000 arasında değişen sivil insanları katletti. Zaire ‘de ( Kongo) CIA destekli bir darbeyle Mobutu Sese Seko, diktatörlüğünü kurdu.

Yunanistan’da CIA’nın desteğiyle kral, başbakan George Papandreu’yu görevden aldı. 1967 yılında CIA destekli bir darbeyle seçimlere iki gün kala hükümet devrildi ve seçimlerin en favori adayı Goerge Papandreu’nun onu kesildi. Tarihe "Albaylar Cuntası" olarak gecen 7 yıllık bir süreç başladı ve bu süreçte CIA’nin yönlendirmesiyle komünistlere karşı suikastlar ve işkenceler yapıldı.

"Phoneix Operasyonu" adı altında CIA, Güney Vietnam’lı ajanlara yardım ederek "Viet Kong liderleri" oldukları iddia edilen kişilerin Güney Vietnam köylerinde öldürülmelerine yardim etti. 1971 yılı Kongre raporlarına göre bu operasyonda, 20.000 kişi hayatını kaybetti.

1980’de, El Salvador’da, San Salvador’un baş piskoposu olan Oscar Romero, başkan Jimmy Carter’e kendi halkını katleden askeri hükümete ABD tarafından yapılan yardımları kesmesi için ricada bulundu. Carter, bu isteği reddetti. Kısa bir süre sonra sağcı lider Roberto D’aubuisson, baş piskopos Romero’yu halka yaptığı bir konuşma esnasında kalbinden vurdurttu. Ülkede iç savaş başladı.Dağlık bölgelerdeki köylüler, askeri hükümete karşı ayaklandılar. Amerikan askeri güçleri ve CIA , askeri hükümeti bu ayaklanmayı bastırması için ağır silahlarla ve istihbarat bilgileriyle besledi. Bu çatışmalarda 63.000 kişi hayatını kaybetti.

1981’de CIA, çok yüksek fiyatlarla İran’a silah satarak bu silah satışından elde ettiği gelirle Nikaragua’da Sandinistalar’a karşı savaşan Kontralar’ı besledi. Başkan Reagan, Sandinistalar’ın Amerika’ya "uncle" (amca) diyene kadar baskı altında tutulacağına yemin etti. CIA, Kontralar’a "The Freedom Fighter’s Manual" (Özgürlük Savaşçılarının Kılavuzu) adlı bir kitapçık dağıttı.Sandinistalar’a karşı yapılacak sabotaja, propagandaya, haraca, rüşvete, şantaja, işkenceye ve politik suikastlere dair işe yarar bir takım bilgiler, bu kitapçıkta öğretiliyordu.

1983’te Honduras’ta, CIA, bu kılavuzun bir benzerini Honduras ordusu görevlilerine verdi. Bu kitapta çeşitli işkence tiplerine dair metotlar öğretiliyordu. Honduras’sin meşhur taburu "Tabur 316", bu teknikleri binlerce kişinin üzerinde uyguladı ve en az 184 kişi bu işkencelerde can verdi.

1984’te çıkartılan "Bolend amendments" adlı yasa, Kontralar’a yapılan legal Amerikan yardımlarını azalttı. Daha sonra çıkartılan bir başka yasayla bu yardımlar tamamen ortadan kaldırıldı. Direktör William Casey, yardım organizasyonunu illegal yollarla Albay Oliver North’a devretti. İran’la yapılan silah ticaretinden elde edilen gelirler, "insani yardım" adı altında toplanan paralar ve istihbarat bilgileri, Oliver North eliyle Kontralar’a aktarıldı.

Nikaragua devleti, Kontralar’a askeri malzeme taşıyan bir C-123 uçağını vurdu. Ölen iki pilottan birisi, CIA ajanı Eugene Hasenfus’a, düşürülen uçakta CIA’yla ilintili "Southern Air Transport"ta aitti. Bu olay, CIA’ın illegal yollardan Kontralar’a yardım edilmediğini iddia eden Ronald Reagan’ı yalanlayan bir örnek olarak tarihe geçti. Uzun zamandır bilinmesine rağmen Iran/Kontra skandalı, ancak 1986 yılında medyanın gündemine geldi.

ABD, Panama’yı işgal ederek daha önce kendisinin iktidara getirdiği ve 1966’dan beri CIA adına çalışan General Manuel Noriea’yı devirdi. Noriega, 1972 yılından beri CIA’nın bilgisi dahilinde uyuşturucu ticareti yapıyordu.

CIA, yaptığı illegal faaliyetleri finanse edebilmek amacıyla Mossad’la birlikte çok büyük ölçekli uyuşturucu kaçakçılığı yaptı.

CIA, "altın üçgen" olarak bilinen ve uyuşturucu kaçakçılığının önemli ayaklarından birisi olan Burma’da askeri diktatörlüğü destekledi. Burma diktatörlüğü, "State Law and Order Resrotation Council (SLORC)" adında bir organizasyon kurdu. Bu organizasyon, 8 Ağustos 1988’de yapılan bir protestoda en az 6.000 kişiyi katletti. SLORC’un en yakın işbirlikçileri ise Halliburton, Texaco ve Unocal gibi tekeller oldu. Bu tekeller, Bush yönetimi altında Afganistan’da ve Irakta da faaliyetler başlattılar.

Bütün bu örnekler, CIA’nın rol oynadığı kirli oyunları gözler önüne sermektedir. Burada sorulması gereken en önemli soru şudur: "Aranızda gerçekten ABD’nin Ortadoğu’da demokrasiyi inşa edeceğine inananınız var mi?"

Kaynak: www.americanfreepress.net

İllimunati’ye Genel Bakış ve 1 ABD DOLARI


illuminatinin amacı dünya nufusunu kontrolleri altında tutup tek bir dünya devlet kurmak. Bunun içinde insanları olduğunca cahil, umursamaz hale getiriyorlar. Bunu yaparken en güçlü silahları ise televizyon. Dünyada bir kesim çatlayıncaya kadar yerken, afrikada her 6 dakikada 1 çocuk açlıktan ölüyor. Dünayda ki yiyecek rezervleri herkese yetebilecek kadar çok olduğu halde.

Yani pink floyd’un da dediği gibi " We dont need no education."

Bu sisteme "Yeni Dünya Düzeni" diyorlar. Bir anda ortaya çıkan hastalıklar, yediğimiz içtiğimiz şeylerde ki kanserojen maddeler, GDO’lu yiyecekler… Hiç birisi tesadüf değil, hepsi amaçlarına hizmet etmesi için kullanılan silahlar.

İlluminati, siyonizm ile de büyük ölçüde bağlantılı. Bugün bilinen en yüksek kademe masonlar Rothschild ve Rockefeller, aileleri yahudidir. Bu iki aile her ne kadar dünyanın en zenginleri olsalar da hiç bir zaman isimleri dünyanın en zenginleri listesinde çıkmaz. Bu ailelerden biraz bahsedicek olursak; 19. yüzyılın büyük bir çoğunluğunda, bir Yahudi bankacılar ailesi olan Rothschild Ailesi, Avrupa’nın para marketlerini yönetti. Birçok Avrupa toplumu, borçlarını, savaş tazminatlarını ödemek veya barış projelerini finanse etmek için Rothschild’lardan para borçlandı.

Rockefeller ailesi iseAmerika’daki yahudi lobisinin başını çeken bir ailedir. Bu aile de Rothschild ailesi gibi başlangıçta banka ve finansman işine ağırlık verdi. Bu yüzden Amerika’da yıllardan beridir para piyasalarında saltanat sürmektedirler. Hatta Amerika’da sermaye alanında 150 yılı aşan bir Rockefeller hanedanlığından söz edilir. Fakat sadece finans ve para piyasasında kalmamışlardır. Petrolden endüstriye çok geniş bir alana yayılmış ve oldukça güçlü bir sermayenin sahibi olmuşlardır. Özellikle petrol alanında tam bir dev ve tröst haline gelmişlerdir ve Amerika’nın en önemli petrol şirketleri onların elindedir.

İlluminati, "Masonluk" ismi ile de oldukça bilinir. Tarihte ki bilinen "Masonlar" Amerikanın ilk başkanı olan George Washington, Walt Disney, Benjamin Franklin, Napoléon..
Amerika tarihinde başkanlardan sadece ikisi mason değildi ve ikiside suikaste kurban gitti. ( Sizce bir tesadüf mü? )

Amerika Birleşik Devletleri’nin 16. başkanı Abraham Lincoln; Lincoln ABD’de köleliğe karşı olduğunu resmen dile getirdi ve köleliği 1863’da resmen kaldırdı. Bu onun sonunu hazırları ve suikast sonucu ölen ilk ABD başkanı oldu.

"The very word "secrecy" is repugnant in a free and open society; and we are as a people inherently and historically opposed to secret societies, to secret oaths and to secret proceedings."

Yani: "Gizlilik" sözcüğü, özgür ve açık bir toplumda tiksindiricidir ve bizler insan olarak, doğamız ve tarihimiz gereği gizli topluluklara, gizli yeminlere ve gizli işlemlere karşıyızdır.

35. Amerika başkanı, John.F Kennedy gizli örgütlerin varlığından ve dünyayı nasıl yönettiklerini anlattığı o tarihi konuşmasından sonra suikaste kurban gitti.

Peki İlluminati’nin yöntemleri nelerdir, nelere önem verir bu hasta ruhlu insanlar… Öncelikle semboller ve sayılarla takıntılılar. Yaptıkları tüm icraatlarda bu sayılar ve semboller göze çarpar.Şimdi çoğunuzun daha önce görmüş olduğunuzu düşündüğüm amerikan doları ile başlıyım.

Paranın arka yüzünde en bilinen mason işareti olan piramit ve horus’un her şeyi gören gözü bulunmaktadır. Horus bir mısır tanrısı oraya sonra geleceğim. Şimdi Daha yakından bakalım, neler varmış.

Piramitin hemen altında yazan "Novus Ordo Seclorum" latincedir ve "Yeni Dünya Düzeni" anlamına gelir.

Piramitin üzerinden 6 köşeli yıldız çizildiğinde ise m,a,s,o,n harflerine denk gelir tabi yine tesadüfen. Neden 6 köşeli yıldız olduğunuda sonra ki yazımlarımda göreceksiniz.

Piramitin en üstünde ki ise bir sol gözdür. Masonların deyimi ile "Dünyayı izleyen evrenin yüce mimarı"nın sembolüdür. Böyle yüce mimar, üstad gibi kelimeleri kullanmayı çok sever bu masonlar. Mısır mitolojisinde ise horus’un her şeyi gören gözüdür. Alttaki piramiti görünce, mısır ile bağlantıyı kurmak o kadar da zor değil zaten. İlluminati’nin ne kadar eskiye dayandığı bilinmiyor fakat tahminime göre mısırdan da eski. Piramitin tabanında yazana gelirsek, MDCCLXXVI roma rakamları ile 1776 dır. İlluminati’nin kuruluşu mu yoksa amerikanın kuruluşumu gibi tartışmalar vardır fakat Illuminati’nin amerikaya el attığı tarih olabilir, sonuçta amerikanın ilk başkanı masondur. Ayrıca roma rakamlarını üçer üçer ayırıp topladığımızda ise şöyle bir şey çıkıyor;

MDC 1000 + 500 + 100 = 600
CLX 100 + 50 + 10 = 60
XVI 10 + 5 + 1= 6

Topladığımızda 666 sayısını veriyor. Herkes bunun anlamını azda olsa herkes bilir. Şeytanın sayısı vs gibi… Bir işe yarıyor bu yaptıkları fakat şu an için kesin kanıtım yok. Yazımın en başında da söylediğim gibi size deliller ile İlluminati’nin ne olduğunu göstereceğim, öncelikle doğruluğundan kendim emin olmadığım hiç bir şeyi burada paylaşmıyorum. Yine de siz kendi süzgeçinizden geçirin, sonuçta bende insanım ve yanıldığım zamanlar olabilir. Son olarak paranın ortasında yazan "IN GOD WE TRUST" yazısına gelirsek "İNANDIĞIMIZ TANRIYA" anlamına gelir. Ayrıca şunuda bir izleyin,

Araştırmalara göre 11. yüzyılda yaşayan tapınak şövalyeleri de masonlardı ve 1. haçlı seferinin amacı ise kudüsten kabala isimli kitabı almaktı. Haçlı seferinin gizlenen, asıl nedeni budur. Kabalistik öğretide paralel evrenler, enerji, fizik kanunları gibi şeylerin olduğu biliniyor. Hatta Newton’un fizik kurallarını, kabaladan çıkardığı gibi iddialar da var. Albert Einstein bildiğiniz gibi bir yahudi ve onun da enerjinin sırlarını kabalanın sadece 1 sayfasında ki şifreleri çözerek ortaya çıkardığı iddiasını da bir yerde görmüştüm. Kabala hakkında ayrıntılı bilgi için;

http://gizlimi.com/kabala adresine bakabilirsiniz.

Paragrafın başında da söylediğim gibi bu en son yazdıklarım pek fazla inandırıcı olmasada teoridir, sadece göz önünde bulundurun diye anlattım. Şayet benim odamın duvarlarında 2 tane Albert Einstein posteri asılı ve kendisi bir fizikçi olarak taktir ettiğim bir insandır. E=mc² !!

İllimunati Nedir?

Illuminati (çoğulu Latince: illuminatus, Türkçe: aydınlanmış) tarihteki adıyla Bavyeralı Illuminati, Rönesans döneminde 1 Mayıs 1776’da kurulmuş bir gizli bir cemiyet. Modern İlluminati; zihin kontrolü uygulayarak, hükümetleri ve kuruluşları ele geçirerek Yeni Dünya Düzeni’ni sağlamak amacıyla hareket eden, faaliyeti ve varlığı kanıtlanamamış bir örgüttür.

Tarihi
Topluluğun kuruluş amacı cehaletle, baskıcılıkla ve kilisenin dogmalarıyla mücadele etmekti. Her ne kadar asıl amaç, aydınlanarak dinsel dogmalardan uzak, hür düşünceyi ve Newtoncu pozitif bilimin önünü açmak idiyse de, gizli siyasi amaçları olduğu öne sürülerek dünya siyaset tarihinin belki de zaman içerisinde üzerine en fazla komplo teorisi üretilmiş topluluğu halini almıştır.

Münih’te kurulup, o yörede (Bavyera) hızla gelişen İlluminati’nin üye kayıtları büyük bir gizlilik içinde saklanıyordu. Öyle ki, üyelerin her birinin takma isimleri vardı ve yazışmalarda bunlar kullanılır, üyelerin gerçek isimleri ve kimlikleri asla kullanılmazdı. Örneğin, topluluğun kurucusu Adam Weishaupt’un kod adı Spartacus idi. Illuminati üyeleriyle ilgili bilinen tek şey, tüm üyelerinin Cermen kökenli beyazlardan oluştuğudur. Günümüzde ise 10 adet yöneticisi ve 300’e yakın alt kadrosu bulunduğu, bu grubun içinde tanınmış ünlüler, bankacılar ve sanatçıların bulunduğu iddia edilmektedir.

İnişler, çıkışlar
12 kişi ile kurulan İlluminati topluluğu, gelişmelerini Mason Locası kendilerine uygun üyeler kazanarak sağlamaya çalışmışlar, ilk sene sonunda 80 üyeye çıkmışlardır. Daha önceden 22 Haziran 1784’te tüm Bavyera’da Masonluk ile birlikte İlluminati de, gizli siyasi amaçları olduğu öne sürülerek yasaklanmıştı. Masonluğun, tarih boyunca kendisine yönelen tüm baskı ve yasaklamaların altından hiçbir zarar almadan çıkması gibi yine zararsız çıktığı bu süre Illuminati’ye pek yaramamış ve büyük ölçüde gücünü ve varlığını yitirmişti.

19. yüzyılın başlarında ünlü Alman filozof Hegel’in katılımıyla canlanan ve eski parlak günlerine dönen İlluminati, bu yıllarda, üyesi olan Hegel’in tez-antitez kuramlarıyla Yeni Dünya Düzeni düşüncesinin geliştiği bir ütopya topluluğu haline gelmişti. Dünya üzerindeki çeşitli toplulukları etkileyen bu düşüncenin mirasçıları bugün halen çalışmalarını sürdürdüğüne dair komplo teorileri vardır.

Bu topluluğa daha sonra İtalya’da ünlü rönesansçı insanlar girmiş ve Katolik Kilisesi’ne karşı siyasi bir savaş açmıştır

Komplo Teorileri
Mark Dice, David Icke, Texe Marrs, Ryan Burke, Jüri Lina ve Morgan Gricar gibi yazarların belirttiğine göre Bavyera İlluminati, halen faal olan bir örgüttür. Dünyadaki bir çok siyasi, askeri ve ekonomik olayın sorumlusu İluminati örgütüdür. Komplo teorisyenlerine göre bir çok ABD Başkanı, bu örgüte doğrudan veya dolaylı olarak hizmet etmektedir. [1]

Myron Fagan’a göre Waterloo Savaşı, Fransız İhtilali, John F. Kennedy suikasti bu örgütün işidir. [2] ayrıca Holywood film sektörü bu örgütün elindedir.

Kaynakça
Die Korrespondenz des Illuminatenordens. vol. 1, 1776-81, ed. Reinhard Markner, Monika Neugebauer-Wölk e Hermann Schüttler. – Tübingen, Max Niemeyer, 2005. – ISBN 3-484-10881-9
Mozart’ın Yapıtlarındaki Masonik Örgü. Katharine Thomson. çev. Halim Spatar. – İstanbul, Pencere Yayınları, 2004. – ISBN 975-7814-21-0

1- United States Presidents and The Illuminati / Masonic Power Structure.
2- Mark Dice, The Illuminati: Facts & Fiction, 2009. ISBN 0967346657

1 Amerikan Doları"ndaki İlluminati İşaretleri ve sırları

Paranın üzerindeki "E Plurubis Unum" yazısıyla ilgili Wikipedia’da şu bilgi yer alıyor: «E pluribus unum, Amerika Birleşik Devletleri’nin ilk resmi sloganlarından biridir. Latince olan bu slogan çoktan tek anlamına gelir. Başlangıçta bu slogan ABD’yi ilk oluşturan Onüç Koloni’nin birliği anlamında kullanılmıştı. Sonraları ABD vatandaşlarının değişik kökenlerden gelmelerine rağmen bir birlik oluşturduklarını vurgulamak için kullanılmaktadır.»

Peki bu sözün, üstü kapalı olarak "çok devletten tek devlete" anlamına da gelebileceğini düşünmek, sizce fazla hayalperestlik mi olur? Amerika’nın simgesi olan kartalın ağzındaki şeritte de aynı ifade geçiyor: Çoktan tek! İngilizcedeki "Out of many, one" cümlesini karşılıyor. Dıştan görünüşte, "unity in diversity" ifadesini karşıladığı söyleniyor. Endonezyan’ın "Motto"su gibi. Serbest çeviriyle ise "Seçilmiş halk." Seçilmiş halk ifadesi, daha çok Yahudiler için kullanılan bir terim. Aynı armada kartalın sol bacağında tuttuğu 13 ok, yine "on üç koloni"yi simgeliyor. Bu da başlangıçtan beri Amerika’yı dolaylı olarak yöneten meşhur 13 Yahudi ailesini akla getiriyor. Şeref Mercan, "Dünyanın Efendileri" adlı kitabında İlluminati’nin tanımı yapılırken "…dünyayı dolayısıyla da bizi, siyonizm doğrultusunda Mesih’in gelmesini hızlandırmak iamacıyla yöneten 13 ailenin çekirdeğini oluşturduğu bir örgüt" diye bir ifade kullanıyor.

"Para ilk tasarlanırken bu hayvan aslında kartal değil Phoenix’miş. Çünkü Phoenix yeniden doğuşu simgeleyen mitolojik bir canlıdır. Yanmış ve külleri içinden tekrar yükselmiştir. İlluminati için bunun Lucifer’i sembolize ettiğine dair iddialar var ama tabi ki diğerleri gibi kesin değil. Kartal konusuna devam edelim. Dikkat ettiyseniz kartalın çevresindeki her şey 13 sayısıyla ifade edilmiş. Bir pençesinde 13 yaprak, diğer pençesinde 13 ok, ortadaki amerikan bayrağında 13 tane şerit, kafasının üstünde ise 13 tane yıldız olduğu görünmektedir.

Öte yandan bu 13 yıldıza dikkatsiz bir şekilde bakanlar bile iç içe geçmiş iki adet üçgen görmekte zorlanmayacaklardır. Yani bir hexagram, yani yine bir Davut yıldızı. İlginç değil mi?

13 sayısının ise bu kadar çok göze sokulması biraz ilginç olmuş. Çünkü 13 sayısı Hıristiyan toplumlarda uğursuz sayı olarak biliniyor. 13 sayısı ile alakalı bilinen 3 hikaye var.

Birincisi "son akşam yemeği" (the last supper) ile ilgili. Son akşam yemeğinde İsa + 12 havarisi vardı. Yani toplamda 13 kişi vardı ve orada 13. ve aynı zamanda fazlalık olan kişi Judas (Yahuda) idi. Bu yüzden Hıristiyanlık’taki ilk uğursuzluk inancı buradan çıkar.

Başka bir hikaye ise İskandinav mitolojisinde karşımıza çıkar. 12 tanrı’nın katıldığı bir yemekte, kötü tanrı Loki 13. olarak katılır ve yemeği mahveder. Bu tanrı Balder’in ölümüyle sonuçlanır. Bu yüzden 13 sayısı uğursuz olarak kabul edilir.

Bence konuyla en alakalı olay ise 13 Ekim 1307 Cuma günü Papa’nın vaazıyla Kral 4. Philip Templar’ları tutuklar ve hepsini işkence yaparak öldürür. Bunun nedeni Papa’nın çıkardığı hutbesinde; Templar’ların şeytana taptığını, insanlara türlü işkenceler yapıp onları öldürdüklerini, sodomi gibi ölümcül günahlar işlediklerini söylemesidir. Bu tarihe kanlı 13. cuma olarak geçer. Templar’ların masonlarla tarih boyunca süre gelen ilişkisi, aynı zamanda kimi ritüellerde 13 sayısının Lucifer’i temsil etmesi 1 dolar’ın üzerindeki masonik göndermelerle beraber incelendiğinde sanırım biraz daha anlam kazanacaktır.

Kartalın her bir kanadında 33 tüy olmasının da bir anlamı olması lazım ki var. 33 ile ilgili elimizdeki tek mantıklı açıklama masonluğun en yüksek derecesi olması. Mesela George Bush ve Tony Blair’in 33. dereceden mason olduğu biliniyor. Aynı zamanda satanist Aleister Crowley de 33.dereceden mason olmuştur. Kartalın üstündeki yıldızların genel şekline baktığınızda ise heksegram; yani Davut’un Yıldızı’nı oluşturacak şekilde dizildiğini fark ediyorsunuz.

1 dolara tekrar dönüyoruz. Yarım piramit şeklinin hemen arkasında, üstteki yazıda da verdiğim arma yer alıyor. "The Department of the Treasury". İlluminati’den 13 yıl sonra kurulmuş. Hemen üstteki terazi sembolü, yine İlluminati’ye ait. Alttaki anahtar ise ezoterik bir sembol olabilir. Ezoterizmin tanımında şu ifadelere de yer veriliyor: «Herhangi bir dinin , sadece sırra ve gizli bilgiye ermiş olanlara açıklanan yönüne içrek bilim adı verilir. Kabala’cıların içrek elyazmaları ,” açkı “ ve ya “anahtar “ adıyla anılır. İçrek öğreti , oyun kağıdı falı , simyacıların sırları, sihir , büyü , kabala gelenekleri gizli dini törenleri vb. kapsıyordu. Apokalipsis’in açıklanması , Hezeikel’in gördüğü hayallerin yorumlanması da içrek konular arasında yer alır.”»

Tekrar "tamamlanmamış piramit" sembolüne dönelim. Piramidin hemen altında "MDCCDXXVI" tarihi yer alıyor. Roma rakamlarından hiç anlamam. Sağolsun, MalcomX’in yardımlarıyla 1776 tarihine ulaşıyoruz. Yani İlluminati’nin kurulduğu tarihe. Yine Wikipedia’da bu tarihi aratırken tek bir olay geliyor hemen karşıma. 4 Temmuz 1776, yani Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi’nin imzalandığı tarih.

Bir alıntı: "Bunca şeyden sonra para üzerindeki onca masonik ve İlluminati ile bağlantılı sembollere rağmen hala piramit üstündeki 1776’nın bağımsızlık bildirgesi’ni temsil ettiğini düşünmek biraz garip kaçıyor. Amerikalılar ise tüm bu sözlerin Amerika’nın gelişimi ile bağdaştırıldığını düşünmekteler. Yani Amerika’nın yükselmesi, güçlü bir devlet olması vs. vs. Peki öyleyse bunlar söylenirken neden ulusal bir politikadan bahsedilmiyor da new world order diyerek yeni bir dünya düzeninden bahsediliyor? Garip(!)…Ayrıca tüm bu sözlerin latince olarak para üzerine konması gerçekten de takdire şayan bir cesaret gösterisi. Bu latince sözleri öneren kişinin (Charles Thomson, kongre sekreteri) ve de parayı tasarlayanların (ki aralarında Benjamin Franklin de vardır) mason olması tesadüften biraz fazlasını gerektiriyor."

"Novus ordo seclorum yazısı da bunu doğrular niteliktedir. "Novus ordo seclorum", Latince "yeni dünya düzeni" yani "new world order" anlamına gelir. 1991 yılında baba Bush bu sözü insanların beynine kazımıştır. Bu Irak’taki Körfez Savaşı zamanlarına denk gelmektedir. Baba Bush Irak’a yaptığı saldırılar sayesinde kendi petrol şirketine milyonlarca dolar kazandırdığı dönemlere denk gelmiştir bu sözün yaygınlaşması. Ama savaş sonrası yönetime el konmamış, Saddam Irak’ın başında tutulmuştur. Neden? Çünkü savaş=para’dır. Zamanında Saddam’a kimyasal silahları satan zaten Amerika’dır. Her potansiyel savaş yeni dünya düzeni ortaklarının cebini dolduracak olan bir gelir kaynağıdır. Bu arada, Amerika’nın II. Dünya Savaşından sonra saldırdığı ülke sayısı "30" dur. Piramidin üstündeki "annuit coeptis" kaba bir çeviriyle "girişimlerimiz başarı ile tamamlanacaktır" anlamına gelmektedir. Bunu da henüz bitmemiş olan piramitten anlayabiliriz."

Sembolü çözmeye çalışırken, Google’den şu bilgiye ulaştım: "Piramit’in üstündeki göz, All-Seeing Eye diye bilinen her şeyi gören göz, yani Eye of Horus, yani Horus’un Gözü’dür. Bu sembolün masonlarca kullanıldığı bilinmektedir. Aynı zamanda bu İlluminati denen gizli örgütün sembolü olmuştur. Her şeyi gören göz bir anlamda yapılan her şeyin tek bir yerden kontrol edilmesi, dünyanın tek bir yerden yönetilmesi anlamına gelmektedir."

Birden, Hıristiyan ve İslami kaynaklarda, Deccal yada Mesih karşıtının TEK GÖZLÜ olacağı bilgisini hatırlıyorum. Bu kez, göz sembolüne daha da odaklanıyorum.

Aynı kaynakta, 1 doların hemen arkasında bulunan "George Washington" resmi için şunlar söyleniyor: "Kendisi, köle sahibi bir masondur. Bu da bilinen bir gerçektir. Peki masonlukta satanizmde sıkça kullanılan Baphomet’i bilir misiniz? O zaman George Washington’un oturan heykeliyle baphomet arasındaki benzerlik dikkatinizi çekecektir."

Son olarak 1 dolar’ın ön yüzünde sağ üstteki 1 rakamının çevresindeki kalkan gibi şeye bakalım. Bu şeyin sol üst taraftaki çeyrek çember oluşturan kıvrımında gizli bir nesne olduğu görülür. (büyüteç lazım) Yakından incelendiğinde ortak görüş bunun bir baykuş olduğudur. Uğursuz hayvan olarak bilinen bu hayvanın başka bir özelliği de "herşeyi gören kuş" olarak bilinmesidir. Bu kez de Bohemian Grove (Bohemian Kulübü)’nün simgesinin baykuş olduğu aklıma geliyor. "Bohemian Grove (BG) aynı Skulls and Bones Society gibi gizli amaçlar ve yöntemler için 1880lerde California’da kurulmus bir cemiyettir. Üyeleri, törenleri, ritüelleri ve ne yaptıkları çok gizli tutulur. Merkezdeki çiftlik aynı anda yüzlerce kişinin hafta sonu toplantılarına katılabileceği niteliktedir. ABD’nin hemen her eyaletinde tapınakları vardır. Sembolleri BAYKUŞtur. Ritüellerde baykuşa hitap edilir ve bir fetiş olarak baykus motifi kullanılır. Bohemian Grove’ye üye olanlar, başka masonik klüplere de üye olduklari için bu rituellere ve sembolizme alışıktırlar." (Kaynak: Bohemian Grove)

"Şimdi vereceğim örnek bir tesadüf olabilir ama gerçekten de dikkate değer bir şey. 1 dolar’ın üzerindeki piramide ters bir üçgen çizip bir heksegram elde edelim. yani Davut yıldızı (star of David, Siyonizm’in sembolü) yıldızın köşelerinin denk geldiği harflerden mason yazabiliyoruz."

"Öte yandan, biraz zorlama olsa da yine ilginç bir tesadüf olarak görülebilecek bir şey var. 3 tane üçgen çizelim. her üçgenin tepesinden başlıycak şekilde piramidin altındaki Romen rakamlarını üçgenlere yerleştirelim. Piramitin altında 600, 60 ve 6 sayıları çıkacak. six hundred and sixty six. 666. Şöyle bir şey:"

Geçmişten Günümüze Kıyamet Senaryoları


Dünya üzerinde ilk yaşam belirtileri görülmesinden bugüne kadar yedi defa ‘kıyamet’ bekleyip sonradan vazgeçtik! Tarih boyunca gündeme gelen en önemli kıyamet senaryoları şöyle:

1666
Hristiyan dünyası 1666 yılına girerken dehşet ve endişe içindeydi. Çünkü İncil’de 666 rakamı şeytanın rakamıydı ve dünyanın sonunun şeytanın ellerinden geleceğine inanılıyordu . Aslında 1665 yıında ‘Büyük Londra Yangını’nı yaşayanlar bir süre için gerçekten kıyametin geldiğini düşündüler. Uzun süren yangın södürüldü ve hayatta kalanlar yaşamına devam etti.

1910
Halley kuyruklu yıldızı 76 yılda bir dünyanın yakınından geçiyor. Kuyruklu yıldız 1910 yılında özellikle Avrupa ve Amerika’da genel bir panik yaşattı. Oksijen ve maske stokları tükendi. Hepsi kıyamet için hazırlık içindi, fakat Halley sadece güzel bir manzara yaşatıp gökyüzünden kayboldu.

1914
1870 yılında Yahova Şahitleri olarak bilinen grup, cemaatlarinden bir kahinin öngörüsüne göre 1914’te kıyametin kopacağına inanıyordu. Belki de kahinin öngördüğü Birinci Dünya Savaşı’ydı.

1997
Takvimler 1995’i gösterdiğinde keşfedilen Hale-Bopp kuyruklu yıldızı başka bir kıyamet senaryosunun ortaya çıkmasına neden oldu. Şeytana taptığı düşünülen 39 kişilik grup kuyruklu yıldızın Dünya’ya en yakın olduğu 1997 yılında topluca intihar etti. Eylemi California’da gerçekleştiren grubun intihar için tek bir nedeni vardı; kıyamet gününün gelmesi…

5 Mayıs 2000
Kıyamet senaryosu yazanların en çok kullandığı malzemelerden biri gezegenlerin aynı hizaya gelmesi. Bunun volkanların patlamasına ve büyük depremlere neden olacağı düşünüluyordu. Tarihler 5 Mayıs 2000’i gösterdiğindeyse olay astronomları ilgilendiren bir gök olayından öteye geçmedi.

1 Ocak 2000
Dünya gündemini en çok meşgul eden mahşer günü senaryosu ise yeni milenyumun ilk günü insanlığı bekleyen kötü sondu. 1984 yılında yayınlanan bir makaleye göre 2000 yılına girdikten hemen sonra dünya çapında yaşanacak bir bilgisayar hatası tüm insanlığı kaosa sürükleyip dünyanın sonunu getirecekti. Şu anda takvimler 2009 yılını göstermesine rağmen ortada bir ‘kaos’ göze çarpmıyor!

2009
En güncel kıyamet senaryosu ise evrenin sırlarını araştıran CERN’deki Büyük Hadron Çarpıştırıcısı’nda oluşacak bir kara deliğin dünyanın sonunu getirmesi. CERN’de deney başladı, arıza verdi, ara verildi, tekrar başladı, Aralık’ta sonuçların alınması bekleniyor. (ntvmsnbc)

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: