Günlük arşivler: Ağustos 21, 2012

ODA TV’DEN ÇOKTAN SEÇMELİ ŞAMİL TAYYAR HABERİ!


ODA TV’DEN ÇOKTAN SEÇMELİ ŞAMİL TAYYAR HABERİ!

Oda Tv, yine ilginç bir habere imza attı. Oda Tv haberinde, AKP Gaziantep Milletvekili Şamil Tayyar’ın Ergenekon davası tanıklarından olduğu halde mahkemeye gitmeyeceğini açıklaması üzerine okuyuculara; "Şamil Tayyar, bunlardan hangisi?" sorusunu sordu. Şıklara da bakın neleri yerleştirdi…

22 Ağustos 2012 Çarşamba 01:13

Oda Tv, yine ilginç bir habere imza attı. Oda Tv haberinde, AKP Gaziantep Milletvekili Şamil Tayyar’ın Ergenekon davası tanıklarından olduğu halde mahkemeye gitmeyeceğini açıklaması üzerine okuyuculara; "Şamil Tayyar, bunlardan hangisi?" sorusunu sordu. Şıklara da bakın neleri yerleştirdi…

Oda Tv yaptığı haberde, AKP milletvekili Şamil Tayyar’ın davaya gitmemek için hangi gerekçeleri gösterebileceğini CMK içerisinden maddelere dayandırarak verdi. Haberin görselinde, "Şamil tayyar bunlardan hangisi?" sorusu okuyuculara yöneltilirken, şıklarsa şöyle oldu:

a) Cumhurbaşkanı
b) Ergenekon sanıklarının akrabası
c) Ergen değil
d) Akıl hastası

İŞTE ODA TV’NİN YAPTIĞI O HABER!

AKP Gaziantep Milletvekili Şamil Tayyar, Ergenekon davasının tanıkları arasında bulunmasına rağmen duruşmaya gitmeyeceğini açıkladı. Odatv’nin edindiği bilgilere göre Tayyar, mahkeme kalemine de duruşmaya gelmek istemediğini söyledi.

Ceza Mahkemesi Kanuna göre tanıklar duruşmaya gelmek, aleyhinde ya da lehinde ifade verdiği sanıkların sorularına yanıt vermek durumunda. Çağrıya uymayan tanıklar ise mahkeme tarafından zorla duruşmaya getiriliyor.

Ancak CMK’ya göre dört istisnası var:

a) Cumhurbaşkanı kendi takdiri ile tanıklıktan çekilebilir. Tanıklık yapmayı istemesi halinde beyanı konutundan alınabilir ya da yazılı olarak gönderilebilir. (CMK 43/4)

b) Sanığın nişanlısı, eşi veya eski eşi, kan ve kayın hısımları tanıklıktan çekilebilir. (CMK 45/1)

c) Yaşı küçük olanlar kanuni temsilcisinin kararıyla tanıklıktan çekilebilir. (CMK 45/2)

d) Akıl hastalığı ve akıl zayıflığı nedeniyle tanıklığın önemini anlayacak durumda olmayanlar kanuni temsilcisinin kararıyla tanıklıktan çekilebilir. (CMK 45/2)

Tanıklıktan çekilmekte ısrar eden Şamil Tayyar’ın bunlardan hangisine dayanarak karar verdiği merak uyandırıyor.

KOMPLO TEORİSİ : Avrupa Birliği Nedir?


İsa’nın 12 havarisini bayrağındaki yıldızlar ile temsil eden Avrupa birliği, ilk Hıristiyanların Roma İmparatorluğu’nun Hıristiyanlığın yayılmaması için yaptığı zulümden kaçarak saklandıkları serbestçe ibadetlerini yaptıkları ve H.z Meryem’in de mezarının bulunduğu Anadolu topraklarını kutsal bölgeler ilan ederek bu toprakların Türklerden ve Müslümanlardan alınıp büyük Hıristiyan Birliği topraklarına geçirmek için çalışan bir topluluktur.H.z Meryem’in mezarının Aydın yakınlarında olduğu kesinleştikten sonra İngilizler buralara gelip binlerce dönüm arazi alıp siteler kurdular belki 20 yıl sonra bu kurdukları siteler büyüyecek ve yerleşim merkezi ilan edecekler ve özerklik isteyip Didim de ki İngilizler biz İngiliz koruması istiyoruz diyecek Alanya da ki Almanlar biz de Almanya dan korunma istiyoruz diyip Almanya veya İngiltere bayrağı çekip burası İngiltere’nin,Almanya’nın toprağıdır demeleri uzak bir ihtimal olmaktan çıkıyor.İstanbul için Vatikan modeli istenmesi ekümenlik talebi, federasyon sistemi için Amerika ile Avrupa Birliği’nin baskı yapması ve sürekli olarak istenilen yerel yönetimler yasasının asıl temelinde bu neden yatmakta.Türkiye’yi ziyarete gelen bütün Avrupa Birliği gözlemcileri ilk söylediği söz Ankara’dan sonra kürdistan’a gideceğini ve Diyarbakır’da kürtçe konuşmasına hiçbir yetkilinin müdahale etmemesi ne anlama geliyor.

Türk yetkili İspanya’ya gittiğinde ben Madrid’den sonra Bask bölgesine gideceğim ve Eta militanlarına biraz daha esnek davranılması gerektiğini söylese ve Katalan toprakları için serbestlik istese neler olur. Avrupa Birliği Lozan Antlaşmasından sonra Türkiye’nin siyasal yapısını bir türlü kabul etmemektedir. Birinci Dünya Savaşından sonra Osmanlı’ya dayatılan Sevr Anlaşması genel hükümlerini şimdi Avrupa Birliğinin istedikleri hemen hemen aynı sayılır.Osmanlı’ya bırakılan toprakların parçalanması ve bu bölgelerdeki Müslüman olmayanlara küçük devletçikler kurulması gündeme getiriliyordu.ermenistan,pontus,iyonya,kürdistan gibi kukla devletler kurulması o zaman ki Avrupa devletlerini rüyasıydı.kürdistan kuruldu pontus için çalışmalar başladı Atina olimpiyat oyunlarında ben Karadeniz’den gelen vatandaşlarımız olduğu düşündüğüm bir grup kemençe tulum ile güzel bir oyun sergiledi oyunun bitişinde güzeldi sunucu “Bu güzel oyun için Anadolu pontus’tan gelen arkadaşlarımıza teşekkür ederiz” demesi pontusun da yavaş yavaş hak taleplerine başlayacağı anlamına geliyor. Türkiye gibi diğer bir aday ülke Estonya arasındaki fark ise Türkiye’den azınlık dilleriyle eğitim televizyon yayını yapılması istenirken Estonya’dan bulundukları ülkenin vatandaşı bile olmayan yaşadıkları devletlerin dilini konuşmayan gruplara dil politikalarıyla yaşadıkları ülkelerin dilleri benimsetilmeye çalışılıyor.

Avrupa Birliği ikinci dünya savaşından sonra Fransa ve Almanya arasındaki sürtüşmeyi önlemek ve ilerde Almanya’nın tıpkı Hitler gibi yükselmiş bir dönemi olur ise bunu engellemek kısmende kontrol altında tutmak, Kominizim ve Sovyet baskılarından korunmak için kurulan Avrupa Birliği Türkiye toprakları üzerinde yeni bir bizans kurma planları yapıyor.Türkiye de bulunan bütün kendi kontrollerinde ki örgütler vakıflar ile misyoner faaliyetlerde bulunup her istediklerini yapacaklar bu gidişle tam bir dağılma yok ama yok olma aşamasına doğru ilerliyoruz.Sözde ermeni soykırımı tanıyan ülkesinin dört bir yanına soykırım anıtları diken demokrasinin ve özgürlüğün beşiği Fransa’nın ikinci dünya savaşındaki Başkanı Vici Gespato Almanya’sına ülkesindeki 175 bin Yahudi yi Auschwitz ve Birkenau kamplarına yakılmak için yollayan kendisi,Fransız parlamenter ”Türkiye’nin Avrupa Birliğine üyeliği Sevr yeniden tanımasından geçer” demekte Sevr Anlaşmasının yapıldığı binanın önüne ilk ermeni soykırımı anıtını diken gene Fransa’dır.Avrupa Birliği’nin istekleri Amerikan başkanı Reagan’ın 20 yıl önce başlattığı ulusal demokratikleşme sürecidir Amerika’nın milli gücü için demokrasiyi yayma çalışmasıdır.20 yıl önce CIA yaptıklarını gizli kapaklı yapıyordu,amaç sivil toplum örgütlerini yapılandırmak bu sivil toplum örgütlerinin başına da James Bond ve çiçek çocuk karışımı kendilerini burjuva olarak nitelendirmeyen ancak 100 bin dolarlık araçlara binen kişileri getirmek.Ukrayna’da seçimlere 5 kala Viktor Yuşenko George Soros’un mali desteği ile Eurovizyon birincisinin konserleriyle halk desteği yaratarak seçimlere giriyor.Seçimi Ukrayna da ne kadar sendika vakıf sivil toplum örgütü Viktor Yuşenko için destek veriyor.Bunun aynısı Balkanlar da Kafkasya da oldu.Demokrasi için Kosova’ya gelen Birleşmiş Milletler Kosova’da ilk önce 600 yıllık resmi dili Türkçe‘yi kaldırıp yerine resmi dil olarak Arnavutça ve İngilizce’yi getirdi bunları yaparken de elindeki medya ile halkın beynini yıkayıp uyutarak yaptı.Yugoslavya’da bunu yapan kanal B 92 kanalı idi.Milosevic dönemimde bu kanal ulusal bütünlüğü bozucu,bölücü yayınlar yaptığı gerekçesiyle kapatıldı ama B 92 kanalı BBC üzerinden yayınına devam etti.Kanalın tek yaptığı gün de 6-7 pembe dizi yayınlamak bizdeki gibi Biz Evleniyoruz, Biri Bizi Gözetliyor,vb yarışmalarının benzerleri ile Kosova halkına bir İngiliz gibi giyinmeyi bir Amerikalı gibi yemek yemeyi benimseten programlar yaptı.

Yugoslavya döneminde tam bir özgürlük abidesi olarak ülkedeki bütün azınlıklar için çalıştı ve şimdi ise Kosova’nın en çok izlenen kanalı.11 Eylül 2001 saldırılarından sonra misyonerler bu bölgelere akın ettiler.Hıristiyan propagandaları her yerde yapılmakta ihtişamlı kiliseler yapılıyor ve cennet tapuları dağıtılmakta.Bosna Hersek’te ki Mostar Köprüsünün tam karşındaki tepeye dev bir haç dikilmesi Bush’un ve Papa’nın aynı açıklamayı yapması “Üçüncü dünya ülkeleri Müslüman ülkeler ve Doğu Bloğu ülkelerine Hıristiyanlığı taşıyın misyonerler iş başına” bu yapılanların hepsi kimliksizleştirmedir. Misyonerler hep aynı vaazı veriyor Saddam da Müslüman’dı Usame Bin Laden de Müslüman’dı Çakal Corlos ta Müslüman oldu bunların hepsi Müslümanlığın kötülükleri İslam çöküyor yönündeki açıklamalar yapıyorlar.Girmek istediğimiz kapısında yalvardığımız Avrupa Birliğin de ki aile yapısı şuan da tamamen bitmiş durumda Avrupa Birliği’nin lokomotifi olan Almanya,Fransa,İngiltere’deki evcil hayvan harcamaları 36 milyar doları geçti.İnsanlar yalnızlıklarını hayvanlarla paylaşıyor aile sistemi yok olmuş çökmüş durumda Fransa da doğan her üç çocuktan biri,Hollanda da ise her iki çocuktan biri evlilik dışı babası yada annesi belli değil.Hollanda da saat 23 ten sonra her kanalda çocuğunuzu kontrol edin evde tutun şeklinde her TV kanalında alt yazılar verilmekte.Kimlik kartımıza karışan din hanesinin kaldırılmasını laik olmamızı isteyen Avrupa Birliği önce kendisi Almanya da ki Hıristiyan olmayanlardan bile kestiği kilise vergisini kaldırasın sonra Türkiye’deki kimlik kartlarındaki din hanesine karışsın.İşte girmek istediğimiz Avrupa Birliği.Bir de başını Rusya’nın çektiği Avrasya oluşumda kurtuluşumuzu savunanlarda var.

Şahinler Amerika da seçimlerini kazanarak böl yönet politikasının gereği olan dünya üzerindeki devletlere müdahale ederek Amerikan güdümlü ve Amerika’ya ye gözü kapalı güven duyan yönetimleri iktidara getirecek, kendi güvenliği ve çıkarları doğrultusunda ulusal devletleri parçalayan kukla devletler yaratılacak Büyük Ortadoğu Projesi’nin kalıcılığı için proje dahilindeki 23 ülkenin sınırlarını değiştirilecek.Amerikan yönetimi, Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliği gerçekleşirse buna karşı çıkan çevreleri sokağa dökecek, mezhep ve azınlık haklarını savunarak iç savaş çıkaracak, sonrasında yarattığı otorite eksikliği ve kaos sonrasında Amerika ve NATO’nun askeri müdahalesi ile Türk ordusu yenilgiye uğratılacak.Ekonomik olarak %51 hisselerini ellerinde bulundurdukları Dünya Bankası ve IMF ile ekonomik yıkımda başlatacaklar.Kamunun elinde bulunan elektrik,su,haberleşme gibi kuruluşları kendi kontrolünde ve desteğinde olan büyük patronlara verecekler sermaye piyasasının serbestliğinden dolayı ülkedeki spekülatörler ile yaratacakları karmaşa ile ülkenin döviz rezervleri birkaç günde eritip çöküş başlamış olan ülkeye enflasyonunu ikiye üçe katlaması dayatılmak koşulu ile yüksek faizlerle kredi verilecek ve sonuç olarak ta ülkenin sanayi üretimi vurulacak hazinesi boşaltılacak.Siyasi açıdan da Leyla Zana serbest bırakıldıktan sonra önemli bir kamu görevine getirilecek federasyon sistemine geçtik ten sonra kendisine Güneydoğu Anadolu Bakanlığı verilecek.Türkiye ermeni soykırımını tanımayacak özür de dilemeyecek ancak tazminat ödeyecek ermenistan’ a önemli ticari tavizler verilecek.

Askerlik Avrupa Birliğine Uyum Yasaları gereği 1 yılın altına inecek.Kıbrıs’tan tamamen Türk askeri çekilecek.Kıbrıs’ta ki garantör ülke konumu Amerika ve İsrail verilecek.12 Eylül paşaları Avrupa Birliğini etkilemeye yönelik kişisel bir yargılama yapılacak.Hollywood Türk tarihi ve Türk destanlarını konu alan onlarca film çekecek en son olanakta Atatürk’ün hayatını konu alan bir film çekilecek .Abdullah öcalan başka bir cezaevine nakil edilecek ve Abdullah öcalan ve arkadaşlarını da kapsayan geniş bir af çıkarılacak.Yunanistan’ın Türkçe’de ki adı Hellas olacak .Ege orduları dağıtılacak kürdistan kurulduktan sonra tanınacak yeni çizilen sınırlar kabul edilecek.kürdistanın genişleme politikası doğuda İran’a batıda Suriye’ye kuzey de Türkiye’ye genişlemesini tamamladıktan sonra başkentini Kerkük ten Diyarbakır’a taşıyacak Başbakanlık sistemine kabul edilecek Türkiye Cumhuriyetinin Resmi Dili Türkçe ve kürtçe olarak değiştirilecek alfabeye q,w,x harfleri alınacak.Bütün bunlar holding medyaları ile Türk halkına Avrupa Birliği yolunda sağlam adımlarla gitmekteyiz Türkiye değişiyor yapılanlar ile daha çağdaş modern bir ülkeye doğru gidildiği benimsetilecek. Türkiye Cumhuriyetini kuran Mustafa Kemal Atatürk ve Kuvayi Milliyeciler boşuna istiklal savaşı vermiş duruma düşürülmektedir.

El-Kaide Kime Hizmet Ediyor?


Müslümanların tepesine binebilmesi için, ABD’nin eline koz veren bütün terör olaylarının arkasından EL-KAiDE çıkıyor. Pakistan’daki saldırıyı da "EL-KAiDE" örgütünün üslendiği deklere edildi.

Bozacı-şıracı misâli bir de EL-CEZİRE var; EL-KAİDE’nin saldırılarını savunan, yayan ve sahiplenen, haberini yapan TV kanalı.

Peki bu "El"ler kimin?

Kimin menfaatlerine hizmet ediyor?

Bu "El"leri kim veya kimler kullanıyor?

Malumunuz, gerek El-Kaide, gerekse El Cezire 11 Eylül sonrası zuhur etti. Bunların her ikisi de Yahudi-Evanjelik ittifakının Ortadoğu’yu yeniden yapılandırmak, İslam coğrafyası üzerinde operasyonlar yapabilmek için oluşturduğu taşeron kuruluşlar. Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) için "kaldıraç" görevi görüyorlar. "Coğrafyamızda hedeflenen düzenlemeler" için gerekçeler oluşturuyorlar. Bunlar, ABD’nin saldırılarına, işgallerine meşruiyet zemini oluşturabilmek, dünyayı iknâ edebilmek için kullandığı global figüranlar.

Bugün, 11 Eylül saldırılarının ancak servislerin yapabileceği kadar sofistike bir kurguyla planlandığı konusunda otoriteler hemfikir. Patlamaların ABD istihbarat servislerinin işi olduğu artık pek çok mahfilde konuşuluyor. Hatta bizzat Amerikalılar "El-Kaide’nin bir CIA organizasyonu olduğuna dair" film çevirdiler. ABD, bu filmi tartışıyor.

EL-KAiDE ve onun, sadece El-Cezire çekimlerinde görebildiğimiz esrârengiz lideri Usame Bin Ladin, ABD ve Yahudi menfaatlerine büyük hizmetler verdi. Belki de Usame Bin Ladin diye birisi yaşamıyor? Belki batılılar "sanal bir Usame" üzerinden operasyon yürütüyorlar? Arada bir onun adına, Batılı yığınları tedirgin edecek, tehditler yayınlıyorlar ki, bu sanal kurgu sürdürülebilsin?

El-Kaide, epeyce yıpranmasına rağmen, hâlâ Batılı dostlarımıza ekmek çıkarmaya devam ediyor. Bu kadar pörsümüş, sorgulanan bir malzemenin yerine, "yeni bir İslamcı(!) terörist örgüt" çıkarırlar diye düşünüyordum. Ama Butto cinayetinde de bunu kullandılar. Yakında dünyayı karıştırmalarına katkıda bulunacak yeni örgüt veya örgütler çıkarmalarını bekliyorum.

Bu arada El-Cezire’de, 11 Eylül ve Irak işgâli sürecinde yararlı(!) hizmetlerde bulundu. Batı kamuoyunu terörün varlığı ve işgâlin gerekliliği konusunda iknâ için çaba gösterdi. Ladin’in ve eylemlerinin reklâmını yaparak, ABD politikalarının icrâsına ciddi destek oldu.

El-Cezire’yi pek çok kimse İslamcı zannetmektedir. Oysa bu kanalın İslam ülkelerindeki bürolarında bile, pek çok çalışanı gayri müslimdir. Üst düzey yöneticileri Batı-ABD eğitimlidirler. Çalışanlarında dinini yaşama, İslâmî değerleri yüceltme kaygısı yoktur. Hemen tamamı Batı tarzı, seküler yaşamı seçmiş kimselerdir. El-Cezire, gazetecilik yapmaktan öte Neocon-Yahudi hedeflerine gerekçe hazırlamak ve onların uygulamalarına inandırıcı malzemeler sunmakla meşguldür. Arada Usame Bin Ladin’den, El-Kaide’den haberler yaparak ABD’nin ürettiği korkunun gündemde kalmasına yardımcı olmaktadır.

El-Cezire, El-Kaide’nin ve Usame’nin gizli(!), özel(!) görüntülerini yayınlamakta, ABD’ye tehditkâr ifadeler kullanmaktadır. Bu diklenici tavır, bâzı Müslümanların, özellikle Arapların hoşuna gidiyorsa da; ben, El-Cezire’nin temel misyonunun Müslümanları ve dünya kamuoyunu manipüle etmek ve ABD politikalarına hazırlamak olduğunu düşünüyorum.

Bugün cehalet, fakirlik içindeki İslam ülkelerinde maalesef Usame’yi bir kahraman, El Kaide’yi cihat yapan bir örgüt olarak görenler vardır. Pek çok insan, El Cezire’yi ABD karşıtı, Müslümanlar lehine bir kanal sanmaya devam etmektedir.

Amerika Irak’taki askeri başarısızlığa rağmen BOP’tan, İslam coğrafyasının yapılandırılmasından vazgeçmiş değildir. istikrarsızlaştırma, çatıştırma, parçalama çalışmalarına aynen devam etmektedir. Bunun için sürekli etnik ayrılıkları ve mezhep çatışmalarını körüklüyor. Ortadoğu’da bir güç ifade eden ülkeleri yeni parçalara bölmek için elindeki bütün karıştırma araçlarını kullanıyor. Başarısız denemelere rağmen Türkiye de, hala karıştırılacak ülkeler kategorisindedir.

Bölgemizde ABD (Batı) ve İsrail menfaatlerine tehdit potansiyelinde olan ülkelerden birisi de Pakistan’dır. Zira, nükleer güce, stratejik konuma ve kalabalık Müslüman nüfusa sahip bu büyük ülkeden batılı dostlarımız huylanmaktadırlar. ABD ile geçinebilmek için bütün taklaları atmasına rağmen Pakistan, kurban olmaktan, BOP’a malzeme olmaktan kurtulamamaktadır.

Batının müttefiki Butto’nun, hem de EL KAiDE tarafından öldürülmesi ABD-Yahudi ittifakının Pakistan’ı ameliyat masasına yatırdığının işaretidir. (Pakistan’la problemlere sahip Hindistan’da Yahudilerin çok etkin olduğu da hatırlanmalı.)

Zayıf bir ekonomiye ve kırılgan bir toplum yapısına sahip, Sünni-Şii gerginliğinin yaşandığı dost Pakistan umarız bu kaos ve kargaşadan kurtulur.

İnşallah bu insafsız zâlimlerin operasyonuna vücudunu teslim etmez.

Yusuf Gezgin – Aktifhaber

Neden Türkiye’de Petrol Çıkarılamıyor?


HAKAN YILMAZ ÇEBİ’nin, ÖLMEDEN ÇOK KISA BİR SÜRE ÖNCE ESKİ ENERJİ BAKANI VE TPAO’NUN KURUCUSU İHSAN TOPALOĞLU İLE YAPTIĞI SON RÖPORTAJ….

TÜRKİYE’DE PETROL NİYE ÇIKARILMIYOR?..

Sapkın bir anlayışı din haline getirdiklerinden dolayı kendilerinden başka kimse Siyonistleri sevmez. Ancak herkes, zekalarını ve gayretlerini takdir eder. Sebat ve sadakatle öylesine bu sapkın davaya hizmet ediyorlar ki; bir avuç adam, dünyayı parmağında oynatıyor. Dünyanın birçok yerinde gerçek iktidarlar onlar. Gerçi yıkmak yapmaktan çok kolaydır. Bin usta, bir binayı belki bir yılda yapabilir; ama bir çocuk dâhi bir binayı bir anda yıkabilir. Yaptıkları iş, sadece insan kalbindeki ve beynindeki Şeytan‘ı açığa çıkarmak. O tahtına oturdu mu, insanı bulabilene aşk olsun…

Kainat, açlık ve tokluk dürtülerini kontrol altına alanlar tarafından yönetiliyor. Önce bedeni açlık, sonra kalbi açlık sonra da zihinsel açlık . Oysa nefis denilen duygular – çipi- üç aşamalı bir imtihandan geçip sadece üçüncü de; yani açlık imtihanına dayanamayıp boyun eğmemiş miydi Yoktan Var Edene?! Hal böyle olunca, bedeni açlığı doyurma mekanizmalarını ele geçirmekle başlıyor işe şeytansı stratejistler; önce mideyi, sonra kalbi sonra da beyni dolduruyorlar cana can katan bataklık gülleriyle…

Emperyalizmin Truva atlılarına karşı 60’lı yıllar Türkiye petrol mücadelesini araştırırken; konuya kendimce hep bu mistik-felsefik açıdan baktım. Zira dünyadaki oyunlardan ancak en ciddi oyunlardan biriydi bu petrol oyunu. Kim sahip olacak-nasıl sahip olacak; kim işletecek-kimlere rağmen işletecek?.. Tanrısal güç dedikleri paraya bu kara altın üzerinden kim sahip olacak? Sonrası mı Tanrı olmak elbet. İçlerindeki nefis denen mekanizmaya başına gelebilecekleri bilse de bunu isteyebilme yetkisi verilmiş. Ve şimdi onlar Tanrılar oldular. Bu derece madde karşısında uşaklaşmış varlıkları karşılarında bulduklarından dolayı da çok da zorlanmadılar..

Ancak birileri hariç; yaptığı iş her ne olursa olsun mesleğini-görevini vatan-millet-namus aşkına “misyon mesleği” haline getirenler de var. İşte Türk Milli Petrol Tarihi sahasında bu misyonu yerine getiren efsane genel müdürle ve aynı zamanda Enerji Eski Bakanı İhsan Topaloğlu’yla 60’lı yıllarda dünyanın bu coğrafyasında oynanan petrol oyununu ve mücadelesini konuştuk; geleceğin Büyük Türkiye’si ve boyunduruğu kıracak ADANMIŞLAR için…

– Hâlihazırda Türkiye’nin 1 tane 6 bin, 4-5 tanede 5 bin metre civarında kuyusu var, oysa bu rakam ABD, Rusya hatta Tayvan gibi ülkelerde yüzleri buluyor… Hatta Brejnev dâhi bir ara Cumhurbaşkanı Celal Bayar’a Türkiye’nin 5-6 bin metre derinliklerinde petrol tespit ettiklerini, istersek beraber çıkarabileceklerini teklif etmiş…

Tabii ki şimdiki imkanlarla yapılamayacak işler yok gibi. Türkiye Petrolleri temelini attığımız çalışmaları devam ettirseydi bugün bunları 40 sene sonra konuşmuyor olacaktık. Türkiye’nin milli tarihiden 40 seneyi almanın vahametini bunun halka yansımalarını gereke ekonomik gerekse eğitim olarak düşünmek bile bir facia!.. Bugün sadece Türkiye’nin içinde ki petrolü konuşmak bir yana biz yardımcım Özer Derbil Bey’le beraber İran’ın Azerbaycan sahasında bize petrol kuyuları açma imkanı verirler mi diye. Yani daha o zamandan değil Türkiye yurtdışın dahi sayılı bir petrol şirketi olma planlarımız ve teşebbüslerimiz vardı. Güçlü bir şirket olduğunuz zaman içerde ve dışarıda istediğimiz aramayı yapabilirdik. Ama maalesef büyük bir Holding haline gelecek Türkiye petrollerini dağıttı.

– İGDAŞ, ATAŞ, İPRAŞ gibi kurumlarla birbirinden tutarsız ve ehilsiz kadrolarla milli petrol merkezleri sadece memurin vazifelerin yürütüldüğü yerler hale getirildi…

Evet maalesef buralar sadece akaryakıt dağıtan yerler olarak hizmet ediyor…

– Ben burada meseleyi en başına çekeceğim. Bu 1954’de Amerikalılar tarafından Türkiye’ye sokuşturulan Petrol Kanunundan bahsetmenizi isteyeceğim…

1952’de Demokrat Parti zamanında alınan bir karar neticesinde yabancı şirketlere istedikleri imkanı vermek maksadıyla 1954 yılında ilan edilen bir kanundur. Bu kanun çıkarılırken Maksbell adında bir hukukçu bulundu o hukukçunun tertiplediği bir kanundu bu. İlk tasarısı bizim açımızdan o kadar ağırdır ki hemen hemen her karar Türkiye’nin aleyhinedir. En ufak bir ihtilafta dahi Türkiye’nin elini kolunu bağlayacak yasalar mevcuttu. Biz bunun bir kısmını bertaraf edebildik.

– Bu kanunun akabinde sanki bir başka ülkenin topraklarında ortaklık kurulmuş gibi Sivas ve Erzurum Bölgelerinde niye arama yapamadık?..

Beşinci ve altıncı bölgeler. Urfa ve Antep bölgesinde mesela arama yapamazdık. Memleket bölgelere ayrılarak sadece bu kanundan önce petrol bulunan (Batman gibi) bölgeler aramaya açıldı. Hatta bizim Batman sahalarımızın dahi etrafını Mobil adeta çember altına almıştı.

– Erzurum ve Sivas Bölgelerine yani beşinci ve altıncı bölgelere niye giremedik.

Burası 4. bölgeydi, buraları yedek tuttular o zaman tamamen açmadılar. Petrol bulunursa oralar daha da kıymetleneceğinden planlama yapmadan buralarda petrol arama faaliyetlerine girilemedi.

– Burada bir kez daha ısrar edeceğim. Yolda taksisine bindiğiniz şoför daha önce Amerikalı şirketlerle petrol aramış, bir süre sonra kuyu kapatıldığından işsiz kalmış. İnşaatçı birisi babadan kalma madenini mevzuattan dolayı kapatmak zorunda kalmış kısaca nalburundan-akademisyenine kadar herkes bu topraklarda petrolün üzerinin niye kapatıldığını biliyor ancak madâhil olamıyor…

Mesele şu petrol aramaları petrol dairesi ekipleri tarafından kontrol edilir. Petrol Mühendisi veya teknikeri bölgeye gider raporunu verir, ancak bunu gerçekleştiremediler. Mesele Batı Raman Petrolünü biz 1961 yılında keşfettik. Batı Raman’ın Doğu’su bizde Batı’sı Mobil tarafından sondajlandı. Daha sonra 12 gırabiteli ağır petrol haliyle ekonomik değil diye işletmek istemediler. Onlar daha çok bol karlı rezervlere ilgi duyuyorlar. Burada bazı yerlerin üzeri kapatılırken bazılarının da kendilerine göre çok karlı olmamasından dolayı da işletilmediği de oluyor. Ancak şunu itiraf etmek gerekir ki, bu şirketleri kontrol edemiyorduk, söylenenler ne derece gerçek bugünkü imkanlarla çok daha iyi anlaşılabilir…

– Elimizde yok dedikleri yerlerle ilgili dokümanlar ve fotoğraflar var. Ayrıca gazetelere televizyonlara yansımış binlerce haber de var. En önemlisi bu bölgelere uzman ve gazetecilerle gidilip mesele yerinde araştırılmıyor. Devlet televizyonları verdiğimiz tekliflere dahi kaâle almıyorlar. Isparta Eğridir’de 63 yıldır bu konuda aşındırmamış kapı bırakmamış Özhan Yiğitbaşı adında bir adamcağız vardı…

Bu sahalarla ilgili birkaç yıl evvel bir dostum beni arayıp bu konuda müspet bir durumdan bahsetti hatta Batı’da İzmir Bölgesi’nde ciddi bir bölge var dedi, ancak bir daha arkası gelmedi, haliyle bilemiyorum kendi zamanımdan bu yana o kadar yıl geçti ki son gelişmelerden haberim yok…

– Her halinizden ciddi bir küskünlük yaşadığınız belli oluyor. Niye sizinle başlayan milli petrol politikasına hükümetler bir türlü destek vermedi -sanki bu konulara bulaşmayacaklarına yemin vermiş de iktidar olabilmişle gibi (!)- benim asıl öğrenmek istediğim mevzuu bu…

Benim bulunduğum dönemde İsmet Paşa gibi bir devlet adamı vardı. O devlet adamı olmasaydı kendi hükümetinde dahi beni daha 1963 yılında Enerji Bakanı Fethi Çelikbaş görevden alacaktı.

– TPAO’nun başında kaç yıl görev yapabildiniz…

9 mayıs 1960’dan, 25 Aralık 1965’e kadar. 5 yıl 8 ay.

– Sizi görevden alan AP hükümeti oldu…

EVET…

– Akabinde neler oldu?

1966’da Milletvekili olarak seçildim. Mücadelemi meclis çatısı altında sürdürdüm. Halk Partisi adına bu konuyla ilgili olarak 7 defa görüşme yaptım. Tüm yeraltı ve yerüstü zenginliklerimiz gibi petrollerimizin de çok önemli milli değerler olduğunu ve devletin kontrolünde değerlendirmeleri gerektiğini anlatmaya çalıştım. Daha siyaset oyunlarıyla da siyaset dışında kaldık. Muammer Aksoy’la birlikte çok mücadeleler verdik ama büyük şirketler galip geldi. Bu arada bir hatıramı anlatayım. Biz bu mücadeleleri verdiğimiz sırada Amerikan büyükelçiliğinin bir kokteyline davet ediliyoruz. Burada Amerika’nın petrol politikaları takip eden iki adamdan biri olan zat, beni görünce Mösyö Rockefeller’de gelmiş dedi. Ben de bunun üzerine Hayır rockefeller değil ama Enrico Mete diyebilirsin dedim. Bunu şunun için söyledim bu adam İtalya’da AGİP denen dağıtım şirketini özelleştirmek amacıyla getiriyorlar fakat bu kararın milli olmadığını görüyor ENİ adlı bir şirket kuruyor. ENİ o meşhur 7 Kız kardeş denen petrol şirketleri kadar büyük bir şirket haline geliyor. Maalesef bu adam daha sonra bir uçak kazasında ölüyor.

– Bu meçhul ölümleri Türkiye’den de pek iyi biliyoruz…

Petrol tarihine bakarsanız İskoçya’da bir toplantı oluyor. İngilizce okunduğu gibi söylüyorum bu anlaşmanın adı AŞNAKARİ anlaşmasıdır. Biliyor musunuz bu toplantıyı…

– Henüz değil…

-Bu toplantıda alınan kararlarla dünya petrol sahalarının ülke ricalini olduğu gibi halklarını da hiçe sayarak aralarında paylaşırlar. Toplantıdan net ve kesin şu karar çıkar ve tatbik edilir; milli şirketler kesinlikle yaşatılmayacak.Eğer güçleri yetmezse dağıtmaya bu defa ortak olunacak.Bu paylaşımın bize düşen taksimatı gereği uzun yıllar Türkiye’ye BP, SHELL, MOBİL (O zamanki adı STANDART OİL COMPANY) dışında petrol şirketi gelmez. Avrupa’yı da böyle aralarında paylaşmışlardır. Ayrıca bu anlaşmada o kadar enteresan bir madde vardır ki, eğer bu şirketlerden biri zarar ederse bu şirketin zararı hemen karşılanıp ayakta kalması sağlanacaktır.

– Şimdi burada müthiş bir madde var. Milli şirketler yaşatılmayacak, başarılamazsa ortak olunarak kontrol altına alınıp dağıtılacak veya atıl duruma getirilecek vs. Peki bunu da yapamadıklarına milli düşüncenin aksinde ihtilaller mi yapılacak?.. İran’da Musaddik rejimini yıktıkları gibi.

-İran’da Musaddik rejimi yıkıldı, Güney Amerika’da darbe üstüne darbe oldu.

– Türkiye’de Prof. Dr. Muammer Aksoy, Raif Karadağ, Altan Duransoy gibi bu meseleyi gündeme getiren insanlarda halkın bilmediği ancak “ciddi kaynakların” bildiği suikastlere kurban gitti…

-Bu konuda her türlü faaliyeti göstermişlerdir. Bu konuda İran en güzel örnektir…

– Haliyle sizin görevden alınmanızı da -bir takım işbirlikçilerle (!)- onlar yaptılar…

-Beni kolay hallettiler. Adalet Partisi’nin hükümete gelmesiyle 5 genel Müdür’de görevden alındı.

– Konuyu tekrar ABD menşeli 1954’teki Petrol Yasasına getireceğim. Ruhsat mevzusunda da ciddi bir –kazık- yemişiz. Petrol bulunan bölgelerde 8 Ruhsatın dışında ruhsat alamıyorduk..

-Onlarda alamıyorlardı ama minareyi çalan kılıfına uydurmayı tabi ki düşünmüştü. Başka şirketmiş gibi yan şirketler kurarak ruhsat sayılarını artırıyorlardı. Oysa biz bu sahada tekiz, tek olduğumuz gibi her şeyimiz açık.

– Bir de şöyle bir hinlikleri var. Ruhsatı alırken şart olan 2 yıllık süre içersinde arama miadının dolmasına yakın ruhsatlarını bir başka şirkete (aslında yan kuruluşlarına) devrettikleri. Böylelikle de bu yerleri sürekli olarak bu günde konuştuğumuz gibi sürekli atıl bırakıyorlar. Var mıydı yok muydu muhabbeti de buradan kaynaklanıyor…

-Bu doğrudur, yapılabiliyor…

– Hatta gecikme olduğunda cezanın 40 dolar gibi çocuklara verilen bir harçlık miktarı olduğundan bahsediliyor?..
Şu anda bu durumu bilemiyorum..

– Sizin döneminizde en son kaç metreye kadar inmiştiniz…
5000 bine kadar indiğimiz kuyu vardı. Hazro bölgesinde.

– Özellikle Mardin’deki Kireç taşlarının, Doğu Anadolu’daki bazaltların altına niye hiç girilmedi? Bilinen bir çok ayrıntı var. Buna rağmen niye UYUTULUYORUZ?!
Ben hiç uyumadım…

– (Gülüşmeler) Hocam o yüzden yanınızdayım. Uykudakiler kalktıkları zaman onlarla da görüşmek isterim…

Efendim sondaj makinelerini artırdık buna rağmen sondaj giderlerini azalttık Örneğin bir kuyu tespit edildiğinde oraya sondaj makinelerinin kurulması dahi bir ayı bulurdu. Biz bunu bir haftaya düşürmüştük. Yurtdışına eğitilmeleri için 45 tane birbirinden değerli gençler gönderdik. Bu gençler o kadar idealistiler ki birbirlerini denetlerdiler. Bu gün o gençleri araştırın bakalım kaçı yetiştirdikleri sahalarda TPAO için çalışabiliyor…

– Bakanlığınız zamanında ilk icraatınız ne oldu?..

– Bir ara Adıyaman Bölgesinde petrol bulundu. Fakat nedense burada bir çalışma yapmak yerine İskenderun Körfezinde denizde yapıldı. Oysa petrol bulununca oraya hücum edilir. Beni bakan yaptıklarında ilk işim o Adıyaman’daki petrol sahasını yeniden tespit etmek oldu. Son yıllarda en çok petrol o bölgeden çıkarıldı. Bakan olmadan evvel Başbakan Nihat Erim’e kelime kelime yazdırarak ilk icraatımın Türkiye’nin petrollerinin millileştirilmesi olacağını bu konuda adeta bir seferberlik başlatacağımı söyledim. Ancak 6 aydan sonra bu sözlerde sapma oldu ve yavaş yavaş gevşemeye başladılar. Neticede üzülerek de olsa istifa ettim. Diğer taraftan bizi oraya getiren kumandanlarda yavaş yavaş çekilmeye başlayınca iyice sahipsiz kaldım ve çekilmekten başka çare kalmadı…

Not: Bu röportaja giderken bir çok kişi bu röportajın Sayan İhsan Bey’in yaşı gereği son röportajı olabileceği şeklinde bizi uyardılar. Yanıma kamera almamı gazeteci ağabeylerim salık verdiler. Ancak bir türlü temin edemedim. Geriye bu fotoğraflar ve satırlar kaldı. Üstelik bir televizyon programında kendisiye ilgili konuştuğumuz saatlerde vefat etmesi ise benim için daha fazla teessür oldu. Ancak asıl teessürlenmesi gerekenler ise basın yayın kuruluşları ve devlet ricali olmalıydı ki cenazesine katılan birkaç kişinin dışında kimse olmadı. Haddi zatında ölüm haberinin hiçbir kanalda yayınlanmaması da bu teessürün verdiği unutkanlıktan olsa gerek (!)

"Çırpınırdı Karadeniz Bakıp İngiliz Bayrağına"

Petrol, İhanet ve Karadeniz

Doğu Karadeniz’de petrol bulundu haberleri gelirken,Artvin’deki Sarp sınır kapısında, İngilizleri önemli miktarda toprak almayı sürdürdükleri ortaya çıktı. İngilizlerin toprak alımının güvenlik riski yaratacağı gerekçesiyle asker tarafından uyarıldığı da belirtildi.

Hükümet ve onu destekleyen medya yabancıya mülk satışını desteklerken, Doğu Karadeniz Bölgesi’nde yaşanan gelişmeler İngilizlerin gerçek yüzünü ortaya çıkardı Türkiye parsel parsel satılırken, Artvin’deki Sarp Sınır Kapısı’nda yaşanan gelişme gündeme oturdu.

Yabancı şirketlere arazi satışının önünün açılmasıyla birlikte, İngiliz şirketlerin Artvin Bölgesi’nde önemli ölçüde toprak aldıkları ortaya çıktı. İngilizler bu bölgedeki zengin petrol yataklarına sahip olmak için yüzde 97’si İngiliz yüzde 3’ü Türk’e ait olan bir şirket aracılığıyla Sarp Sınır Kapısı’na yakın bir yerde arazi aldıkları daha sonra şirketin yüzde 100’üne İngiliz’lerin hakim olduğu bildirildi. Askeri yetkililer Sarp Sınır Kapısında böyle bir şirketin arazi sahibi olmasının güvenlik riski yaratacağına dikkat çektiler.

Askeri uyarı

Genelkurmay temsilcileri, yabancı şirketlere arazi satışına sınır getirilmesini ve şirketlerin hisse yapıları, yaptıkları işler ve Türkiye’de yapacakların dikkate alınmasını istiyorlar. Askeri yetkililer, yüzde 97’si İngiliz yüzde 3’ü Türk sermayesi olan şirketin Sarp Sınır Kapısı’na yakın bir yerde arazi aldığını, daha sonra şirketin yüzde 100’üne İngiliz’lerin hakim olduğunu ve Sınır kapısında böyle bir şirketin arazi sahibi olmasının güvenlik risk yaratacağının altını çizdiler.

Ve petrol bulundu

Karadeniz’de yürütülen araştırmalarda Türkiye’nin kaderini değiştirecek büyüklükte petrol rezervine ulaşıldı. Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO), Karadeniz’de yürüttüğü operasyonlarda Türkiye’nin kaderini değiştirecek büyüklükte petrol rezervinin bulunduğu sonucuna ulaştı. Büyük bir gizlilik içinde devam eden çalışmalar kapsamında TPAO, rezervle ilgili kesin sonuca ulaşmak üzere yapılacak ayrıntılı inceleme için 70-75 milyon dolara tam donanımlı bir gemi kiralama kararı aldı.

Dünyanın değişik ülkelerinde yabancı şirketlerle operasyonlar yürüten TPAO, Türkiye’de çalışmalarını iki bölgede yoğunlaştırdı: Karadeniz ve Suriye sınırındaki mayınlı bölge. TPAO’nun, Karadeniz’de Türk karasularında bir baştan bir başa yürüttüğü petrol arama çalışmaları, deyim yerindeyse ‘sır’ gibi saklanıyor. Uzmanlar, rezerv kadar petrolün kalitesinin ve ekonomik olup olmadığının da önemli olduğuna dikkat çekiyor.

Petrolü İngiliz BP arıyor

TPAO-British Petroleum (BP) Karadeniz’de ilk petrol arama operasyonunu, Hopa açıklarında 45 kilometrelik alanda deniz seviyesinden 4 bin 650 metre derinlikte gerçekleştirdi. Hopa’da yürütülen sondaj son aşamada. Enerji Bakanlığı yetkililerinden edinilen bilgiye göre, TPAO-BP ortaklığı, sondaj için bugüne kadar 150-200 milyon dolar harcadı. Yetkililer, kuyudan ilk verilerin alındığını belirterek, "Bu konuda umutluyuz. Değerlendiriyoruz. Açıklama için erken." diyor. Hopa’da petrol arama çalışmaları, TPAO ve BP ortak girişimiyle başladı. BP, daha sonra sahip olduğu yüzde 50 hissesinin yüzde 25’ini Shevron Texaco’ya sattı.

‘Gözleri Topraklarımızda’

100 Şirket Gayrimenkul Avında İngiltere gayrimenkul yatırımları açısından çok önemli bir ülke sayısı binleri geçen kurumsal gayrimenkul yatırım şirketi bulunuyor. Bunların içinden en az 100 şirket, harekete geçti. İlk beş yatırımcının ardından bu sayının 100 yatırımcıya ulaşması ise bir yıllık bir süreçte mümkün kabul ediliyor. Bu da bir yıl içerisinde "İngiltere’den en az 1 milyar dolarlık gayrimenkul yatırımının Türkiye’ye gelmesi" anlamına geliyor.

Kaynak: www.hakanyilmazcebi.com/?sayfa=oku&id=53

CIA, Dünyanın En Büyük Suç Örgütü


John Tiffany

1947’de kurulan CIA, sadece Amerikan Başkanına karşı sorumludur.Bu konumu CIA’ye ‘başka görevler ve fonksiyonlar’ üstlenmesine izin vermektedir.

Yapılan tahminlere göre CIA, kurulduğu günden bugüne kadar 100 000 ‘e yakın çok ciddi suç islemiştir.Faaliyetlerini finanse etmek için ise Amerika’ya ithal edilen çok büyük ölçüdeki eroin ve kokain ticareti de dahil çeşitli silah ve uyuşturucu kaçakçılığına bulaşmıştır.

CIA’nin ilk operasyonlarından birisi İtalya’da iktidara gelmesi çok büyük bir ihtimal olan Komünist Partisi’ne karşı yapılmıştır. Komünistlerin iktidarını engellemek için CIA oyları satın almış, kara propagandaya dayalı yayınlar yapmış, muhalif liderleri tehdit ederek dövmüş ve komünist organizasyonlara sızarak bu organizasyonları yönlendirmeye çalışmıştır.

CIA’nin Amerikan haber organizasyonlarına sızdığı ve bazı "gazetecileri" propaganda amaçlı ajanlar olarak kullandığı artık çok iyi belgelenmiş bir gerçektir.Bu tip faaliyetler 1949′ yılında başını Frank Wisner’in, Allan Dules, Richard Helms ve Philip Graham’ın çektiği bir grupla "The Washington Post" gazetesinde başlamıştır.CIA’ya bağlı yönetim kurullarıyla en az 25 basın organizasyonunun ve 400 gazetecinin CIA’yla bağlantıları ortaya serilmiştir.

Sıkça ortaya atılan bir büyük yalan ise Amerika’nın Ortadoğu’da ve öteki ülkelerde demokrasiye katkıda bulunmak için caba sarfettiğidir.CIA’nın tarihi buna zıt yüzlerce örnekle doludur.İşte bu örneklerden bazıları:

1953’de demokratik yolardan secimle iktidara gelen Iran başbakanı Muhammed Musaddık, İngiliz tekellerinin elinde bulunan petrol rezervlerini ulusallaştıracağını açıklamasından sonra CIA tarafından düzenlenen bir darbeyle devrildi ve yerine Amerikan kuklası Şah getirildi. Şah, göreve gelir gelmez SAVAK adında çok acımasız bir istihbarat örgütü kurdu.

1953’den beri CIA’nın "beyin kontrolü" üzerine illegal bir takım deneyler yaptığı söylenmektedir. Bu deneyler arasında Amerikan karşıtlarına LSD ve öteki uyuşturucular verildiği ve bu uyuşturucuların intiharlara yol açtığı iddia edilmektedir

1954 yılında, CIA demokratik seçimle iş başına gelen Guatemala başkanı Jacob Arbenz’i bir darbeyle devirmiştir. Arbenz, Rockefeller’in sahip olduğu United Fruit Company’i ulusallaştırmaya çalışmaktaydı.Daha sonraki 40 yıllık sürede CIA tarafından iktidara getirilen diktatörler toplam
100.000’den fazla kişiyi katletmişlerdir.

1954-1958 yılları arasında CIA görevlisi Edward Landsdale, 4 yılını Kuzey Vietnam’daki komünist hükümeti ortadan kaldırmak için bir dizi kirli operasyonlar düzenleyerek geçirdi.

1956 yılında CIA, "Özgür Avrupa Radyosu" adında bir radyo istasyonu kurarak Macaristan halkını Sovyetler’e karşı kışkırtmaya çalıştı. Bu yayınlarda CIA, çıkartılacak isyanın ABD tarafından destekleneceğini ima ediyordu. Bu yayınlara kanan bazı isyancılar, Sovyet ordusunun Macaristan’ın işgal etmesine zemin yarattılar ve çatışmalarda 7000 Sovyet askeriyle 30 000 Macar, hayatını kaybetti.

1957-1973 yılları arasında,Laos’ta yapılacak seçimleri ertelemek için CIA neredeyse her yıl bir darbe düzenledi. Bu darbelerin amacı, iktidara ortak olabilecek yeterli popülariteyi yakalamış olan Pathet Lao adlı solcu grubun önünü kesmekti. 1950ler’in sonunda Pathet Lao’yu ortadan kaldırmak için CIA, paralı askerlerden oluşan bir gizli ordu kurdu. CIA’nin ordusunun Pathet Lao’ya yenilmesinden sonra Amerika, bu küçük ülkeyi bomba yağmuruna tuttu. Bu küçük ülkeye Amerika tarafından atılan bombalar, ABD’nin 2.Dünya Savaşında kullandığı bombalardan daha fazlaydı!

1959 yılında Haiti’de "Papa Doc" olarak bilinen Duvalier’in diktasına Amerikan ordusu çok büyük yardımlarda bulundu. Duvalier’se, bu yardımlarla halk üzerinde büyük bir baskı ağı kuran kendine bağlı bir polis teşkilatı yarattı.

1961 yılında CIA, 1500 kişiden oluşan Küba sürgünlerini Castro’nun Kubas’ını işgal etmek için adaya yolladı. Sonuç, fiyasko oldu.

1961 yılında Dominik Cumhuriyeti’nde, CIA anti-komünist ve ABD’nin dostu olan Rafael Trujillo’ya suikast düzenledi. Ekvator’da CIA destekli ordu, seçilmiş başkanı istifaya zorladı. Kongo’da CIA, demokratik yollardan iktidara gelen başkan Patrice Lumumba’ya suikast düzenledi.

1963’te CIA, Dominik Cumhuriyeti’nde bir askeri darbe düzenleyerek secimle iş başına gelmiş Juan Bosh’u devirerek yerine kukla bir cunta getirdi. Bu donemde Ekvator’da CIA destekli ordu, başkan Carlos Julio Arosemana’yı devirdi. İşin ilginç tarafı, CIA tarafından iktidara getirilen Arosemana (daha önce başbakan yardımcısıydı) Amerikan politikalarına yeteri kadar hizmet etmediği gerekçesiyle yine ABD tarafından devrildi.

1964’te Brezilya’da CIA destekli bir grup, seçimle iş başına gelmiş iktidarı devirdi. İktidara gelen cunta, 20 yıllık surede çok kanlı politikalar uyguladı.

1965’te Endonezya’da demokratik yollardan iktidara gelmiş Sukarno devrilerek yerine General Suharto getirildi.Suharto, komünist oldukları gerekçesiyle sayıss 500.000 ile1.000.000 arasında değişen sivil insanları katletti. Zaire ‘de ( Kongo) CIA destekli bir darbeyle Mobutu Sese Seko, diktatörlüğünü kurdu.

Yunanistan’da CIA’nın desteğiyle kral, başbakan George Papandreu’yu görevden aldı. 1967 yılında CIA destekli bir darbeyle seçimlere iki gün kala hükümet devrildi ve seçimlerin en favori adayı Goerge Papandreu’nun onu kesildi. Tarihe "Albaylar Cuntası" olarak gecen 7 yıllık bir süreç başladı ve bu süreçte CIA’nin yönlendirmesiyle komünistlere karşı suikastlar ve işkenceler yapıldı.

"Phoneix Operasyonu" adı altında CIA, Güney Vietnam’lı ajanlara yardım ederek "Viet Kong liderleri" oldukları iddia edilen kişilerin Güney Vietnam köylerinde öldürülmelerine yardim etti. 1971 yılı Kongre raporlarına göre bu operasyonda, 20.000 kişi hayatını kaybetti.

1980’de, El Salvador’da, San Salvador’un baş piskoposu olan Oscar Romero, başkan Jimmy Carter’e kendi halkını katleden askeri hükümete ABD tarafından yapılan yardımları kesmesi için ricada bulundu. Carter, bu isteği reddetti. Kısa bir süre sonra sağcı lider Roberto D’aubuisson, baş piskopos Romero’yu halka yaptığı bir konuşma esnasında kalbinden vurdurttu. Ülkede iç savaş başladı.Dağlık bölgelerdeki köylüler, askeri hükümete karşı ayaklandılar. Amerikan askeri güçleri ve CIA , askeri hükümeti bu ayaklanmayı bastırması için ağır silahlarla ve istihbarat bilgileriyle besledi. Bu çatışmalarda 63.000 kişi hayatını kaybetti.

1981’de CIA, çok yüksek fiyatlarla İran’a silah satarak bu silah satışından elde ettiği gelirle Nikaragua’da Sandinistalar’a karşı savaşan Kontralar’ı besledi. Başkan Reagan, Sandinistalar’ın Amerika’ya "uncle" (amca) diyene kadar baskı altında tutulacağına yemin etti. CIA, Kontralar’a "The Freedom Fighter’s Manual" (Özgürlük Savaşçılarının Kılavuzu) adlı bir kitapçık dağıttı.Sandinistalar’a karşı yapılacak sabotaja, propagandaya, haraca, rüşvete, şantaja, işkenceye ve politik suikastlere dair işe yarar bir takım bilgiler, bu kitapçıkta öğretiliyordu.

1983’te Honduras’ta, CIA, bu kılavuzun bir benzerini Honduras ordusu görevlilerine verdi. Bu kitapta çeşitli işkence tiplerine dair metotlar öğretiliyordu. Honduras’sin meşhur taburu "Tabur 316", bu teknikleri binlerce kişinin üzerinde uyguladı ve en az 184 kişi bu işkencelerde can verdi.

1984’te çıkartılan "Bolend amendments" adlı yasa, Kontralar’a yapılan legal Amerikan yardımlarını azalttı. Daha sonra çıkartılan bir başka yasayla bu yardımlar tamamen ortadan kaldırıldı. Direktör William Casey, yardım organizasyonunu illegal yollarla Albay Oliver North’a devretti. İran’la yapılan silah ticaretinden elde edilen gelirler, "insani yardım" adı altında toplanan paralar ve istihbarat bilgileri, Oliver North eliyle Kontralar’a aktarıldı.

Nikaragua devleti, Kontralar’a askeri malzeme taşıyan bir C-123 uçağını vurdu. Ölen iki pilottan birisi, CIA ajanı Eugene Hasenfus’a, düşürülen uçakta CIA’yla ilintili "Southern Air Transport"ta aitti. Bu olay, CIA’ın illegal yollardan Kontralar’a yardım edilmediğini iddia eden Ronald Reagan’ı yalanlayan bir örnek olarak tarihe geçti. Uzun zamandır bilinmesine rağmen Iran/Kontra skandalı, ancak 1986 yılında medyanın gündemine geldi.

ABD, Panama’yı işgal ederek daha önce kendisinin iktidara getirdiği ve 1966’dan beri CIA adına çalışan General Manuel Noriea’yı devirdi. Noriega, 1972 yılından beri CIA’nın bilgisi dahilinde uyuşturucu ticareti yapıyordu.

CIA, yaptığı illegal faaliyetleri finanse edebilmek amacıyla Mossad’la birlikte çok büyük ölçekli uyuşturucu kaçakçılığı yaptı.

CIA, "altın üçgen" olarak bilinen ve uyuşturucu kaçakçılığının önemli ayaklarından birisi olan Burma’da askeri diktatörlüğü destekledi. Burma diktatörlüğü, "State Law and Order Resrotation Council (SLORC)" adında bir organizasyon kurdu. Bu organizasyon, 8 Ağustos 1988’de yapılan bir protestoda en az 6.000 kişiyi katletti. SLORC’un en yakın işbirlikçileri ise Halliburton, Texaco ve Unocal gibi tekeller oldu. Bu tekeller, Bush yönetimi altında Afganistan’da ve Irakta da faaliyetler başlattılar.

Bütün bu örnekler, CIA’nın rol oynadığı kirli oyunları gözler önüne sermektedir. Burada sorulması gereken en önemli soru şudur: "Aranızda gerçekten ABD’nin Ortadoğu’da demokrasiyi inşa edeceğine inananınız var mi?"

Kaynak: www.americanfreepress.net

İllimunati’ye Genel Bakış ve 1 ABD DOLARI


illuminatinin amacı dünya nufusunu kontrolleri altında tutup tek bir dünya devlet kurmak. Bunun içinde insanları olduğunca cahil, umursamaz hale getiriyorlar. Bunu yaparken en güçlü silahları ise televizyon. Dünyada bir kesim çatlayıncaya kadar yerken, afrikada her 6 dakikada 1 çocuk açlıktan ölüyor. Dünayda ki yiyecek rezervleri herkese yetebilecek kadar çok olduğu halde.

Yani pink floyd’un da dediği gibi " We dont need no education."

Bu sisteme "Yeni Dünya Düzeni" diyorlar. Bir anda ortaya çıkan hastalıklar, yediğimiz içtiğimiz şeylerde ki kanserojen maddeler, GDO’lu yiyecekler… Hiç birisi tesadüf değil, hepsi amaçlarına hizmet etmesi için kullanılan silahlar.

İlluminati, siyonizm ile de büyük ölçüde bağlantılı. Bugün bilinen en yüksek kademe masonlar Rothschild ve Rockefeller, aileleri yahudidir. Bu iki aile her ne kadar dünyanın en zenginleri olsalar da hiç bir zaman isimleri dünyanın en zenginleri listesinde çıkmaz. Bu ailelerden biraz bahsedicek olursak; 19. yüzyılın büyük bir çoğunluğunda, bir Yahudi bankacılar ailesi olan Rothschild Ailesi, Avrupa’nın para marketlerini yönetti. Birçok Avrupa toplumu, borçlarını, savaş tazminatlarını ödemek veya barış projelerini finanse etmek için Rothschild’lardan para borçlandı.

Rockefeller ailesi iseAmerika’daki yahudi lobisinin başını çeken bir ailedir. Bu aile de Rothschild ailesi gibi başlangıçta banka ve finansman işine ağırlık verdi. Bu yüzden Amerika’da yıllardan beridir para piyasalarında saltanat sürmektedirler. Hatta Amerika’da sermaye alanında 150 yılı aşan bir Rockefeller hanedanlığından söz edilir. Fakat sadece finans ve para piyasasında kalmamışlardır. Petrolden endüstriye çok geniş bir alana yayılmış ve oldukça güçlü bir sermayenin sahibi olmuşlardır. Özellikle petrol alanında tam bir dev ve tröst haline gelmişlerdir ve Amerika’nın en önemli petrol şirketleri onların elindedir.

İlluminati, "Masonluk" ismi ile de oldukça bilinir. Tarihte ki bilinen "Masonlar" Amerikanın ilk başkanı olan George Washington, Walt Disney, Benjamin Franklin, Napoléon..
Amerika tarihinde başkanlardan sadece ikisi mason değildi ve ikiside suikaste kurban gitti. ( Sizce bir tesadüf mü? )

Amerika Birleşik Devletleri’nin 16. başkanı Abraham Lincoln; Lincoln ABD’de köleliğe karşı olduğunu resmen dile getirdi ve köleliği 1863’da resmen kaldırdı. Bu onun sonunu hazırları ve suikast sonucu ölen ilk ABD başkanı oldu.

"The very word "secrecy" is repugnant in a free and open society; and we are as a people inherently and historically opposed to secret societies, to secret oaths and to secret proceedings."

Yani: "Gizlilik" sözcüğü, özgür ve açık bir toplumda tiksindiricidir ve bizler insan olarak, doğamız ve tarihimiz gereği gizli topluluklara, gizli yeminlere ve gizli işlemlere karşıyızdır.

35. Amerika başkanı, John.F Kennedy gizli örgütlerin varlığından ve dünyayı nasıl yönettiklerini anlattığı o tarihi konuşmasından sonra suikaste kurban gitti.

Peki İlluminati’nin yöntemleri nelerdir, nelere önem verir bu hasta ruhlu insanlar… Öncelikle semboller ve sayılarla takıntılılar. Yaptıkları tüm icraatlarda bu sayılar ve semboller göze çarpar.Şimdi çoğunuzun daha önce görmüş olduğunuzu düşündüğüm amerikan doları ile başlıyım.

Paranın arka yüzünde en bilinen mason işareti olan piramit ve horus’un her şeyi gören gözü bulunmaktadır. Horus bir mısır tanrısı oraya sonra geleceğim. Şimdi Daha yakından bakalım, neler varmış.

Piramitin hemen altında yazan "Novus Ordo Seclorum" latincedir ve "Yeni Dünya Düzeni" anlamına gelir.

Piramitin üzerinden 6 köşeli yıldız çizildiğinde ise m,a,s,o,n harflerine denk gelir tabi yine tesadüfen. Neden 6 köşeli yıldız olduğunuda sonra ki yazımlarımda göreceksiniz.

Piramitin en üstünde ki ise bir sol gözdür. Masonların deyimi ile "Dünyayı izleyen evrenin yüce mimarı"nın sembolüdür. Böyle yüce mimar, üstad gibi kelimeleri kullanmayı çok sever bu masonlar. Mısır mitolojisinde ise horus’un her şeyi gören gözüdür. Alttaki piramiti görünce, mısır ile bağlantıyı kurmak o kadar da zor değil zaten. İlluminati’nin ne kadar eskiye dayandığı bilinmiyor fakat tahminime göre mısırdan da eski. Piramitin tabanında yazana gelirsek, MDCCLXXVI roma rakamları ile 1776 dır. İlluminati’nin kuruluşu mu yoksa amerikanın kuruluşumu gibi tartışmalar vardır fakat Illuminati’nin amerikaya el attığı tarih olabilir, sonuçta amerikanın ilk başkanı masondur. Ayrıca roma rakamlarını üçer üçer ayırıp topladığımızda ise şöyle bir şey çıkıyor;

MDC 1000 + 500 + 100 = 600
CLX 100 + 50 + 10 = 60
XVI 10 + 5 + 1= 6

Topladığımızda 666 sayısını veriyor. Herkes bunun anlamını azda olsa herkes bilir. Şeytanın sayısı vs gibi… Bir işe yarıyor bu yaptıkları fakat şu an için kesin kanıtım yok. Yazımın en başında da söylediğim gibi size deliller ile İlluminati’nin ne olduğunu göstereceğim, öncelikle doğruluğundan kendim emin olmadığım hiç bir şeyi burada paylaşmıyorum. Yine de siz kendi süzgeçinizden geçirin, sonuçta bende insanım ve yanıldığım zamanlar olabilir. Son olarak paranın ortasında yazan "IN GOD WE TRUST" yazısına gelirsek "İNANDIĞIMIZ TANRIYA" anlamına gelir. Ayrıca şunuda bir izleyin,

Araştırmalara göre 11. yüzyılda yaşayan tapınak şövalyeleri de masonlardı ve 1. haçlı seferinin amacı ise kudüsten kabala isimli kitabı almaktı. Haçlı seferinin gizlenen, asıl nedeni budur. Kabalistik öğretide paralel evrenler, enerji, fizik kanunları gibi şeylerin olduğu biliniyor. Hatta Newton’un fizik kurallarını, kabaladan çıkardığı gibi iddialar da var. Albert Einstein bildiğiniz gibi bir yahudi ve onun da enerjinin sırlarını kabalanın sadece 1 sayfasında ki şifreleri çözerek ortaya çıkardığı iddiasını da bir yerde görmüştüm. Kabala hakkında ayrıntılı bilgi için;

http://gizlimi.com/kabala adresine bakabilirsiniz.

Paragrafın başında da söylediğim gibi bu en son yazdıklarım pek fazla inandırıcı olmasada teoridir, sadece göz önünde bulundurun diye anlattım. Şayet benim odamın duvarlarında 2 tane Albert Einstein posteri asılı ve kendisi bir fizikçi olarak taktir ettiğim bir insandır. E=mc² !!

İllimunati Nedir?

Illuminati (çoğulu Latince: illuminatus, Türkçe: aydınlanmış) tarihteki adıyla Bavyeralı Illuminati, Rönesans döneminde 1 Mayıs 1776’da kurulmuş bir gizli bir cemiyet. Modern İlluminati; zihin kontrolü uygulayarak, hükümetleri ve kuruluşları ele geçirerek Yeni Dünya Düzeni’ni sağlamak amacıyla hareket eden, faaliyeti ve varlığı kanıtlanamamış bir örgüttür.

Tarihi
Topluluğun kuruluş amacı cehaletle, baskıcılıkla ve kilisenin dogmalarıyla mücadele etmekti. Her ne kadar asıl amaç, aydınlanarak dinsel dogmalardan uzak, hür düşünceyi ve Newtoncu pozitif bilimin önünü açmak idiyse de, gizli siyasi amaçları olduğu öne sürülerek dünya siyaset tarihinin belki de zaman içerisinde üzerine en fazla komplo teorisi üretilmiş topluluğu halini almıştır.

Münih’te kurulup, o yörede (Bavyera) hızla gelişen İlluminati’nin üye kayıtları büyük bir gizlilik içinde saklanıyordu. Öyle ki, üyelerin her birinin takma isimleri vardı ve yazışmalarda bunlar kullanılır, üyelerin gerçek isimleri ve kimlikleri asla kullanılmazdı. Örneğin, topluluğun kurucusu Adam Weishaupt’un kod adı Spartacus idi. Illuminati üyeleriyle ilgili bilinen tek şey, tüm üyelerinin Cermen kökenli beyazlardan oluştuğudur. Günümüzde ise 10 adet yöneticisi ve 300’e yakın alt kadrosu bulunduğu, bu grubun içinde tanınmış ünlüler, bankacılar ve sanatçıların bulunduğu iddia edilmektedir.

İnişler, çıkışlar
12 kişi ile kurulan İlluminati topluluğu, gelişmelerini Mason Locası kendilerine uygun üyeler kazanarak sağlamaya çalışmışlar, ilk sene sonunda 80 üyeye çıkmışlardır. Daha önceden 22 Haziran 1784’te tüm Bavyera’da Masonluk ile birlikte İlluminati de, gizli siyasi amaçları olduğu öne sürülerek yasaklanmıştı. Masonluğun, tarih boyunca kendisine yönelen tüm baskı ve yasaklamaların altından hiçbir zarar almadan çıkması gibi yine zararsız çıktığı bu süre Illuminati’ye pek yaramamış ve büyük ölçüde gücünü ve varlığını yitirmişti.

19. yüzyılın başlarında ünlü Alman filozof Hegel’in katılımıyla canlanan ve eski parlak günlerine dönen İlluminati, bu yıllarda, üyesi olan Hegel’in tez-antitez kuramlarıyla Yeni Dünya Düzeni düşüncesinin geliştiği bir ütopya topluluğu haline gelmişti. Dünya üzerindeki çeşitli toplulukları etkileyen bu düşüncenin mirasçıları bugün halen çalışmalarını sürdürdüğüne dair komplo teorileri vardır.

Bu topluluğa daha sonra İtalya’da ünlü rönesansçı insanlar girmiş ve Katolik Kilisesi’ne karşı siyasi bir savaş açmıştır

Komplo Teorileri
Mark Dice, David Icke, Texe Marrs, Ryan Burke, Jüri Lina ve Morgan Gricar gibi yazarların belirttiğine göre Bavyera İlluminati, halen faal olan bir örgüttür. Dünyadaki bir çok siyasi, askeri ve ekonomik olayın sorumlusu İluminati örgütüdür. Komplo teorisyenlerine göre bir çok ABD Başkanı, bu örgüte doğrudan veya dolaylı olarak hizmet etmektedir. [1]

Myron Fagan’a göre Waterloo Savaşı, Fransız İhtilali, John F. Kennedy suikasti bu örgütün işidir. [2] ayrıca Holywood film sektörü bu örgütün elindedir.

Kaynakça
Die Korrespondenz des Illuminatenordens. vol. 1, 1776-81, ed. Reinhard Markner, Monika Neugebauer-Wölk e Hermann Schüttler. – Tübingen, Max Niemeyer, 2005. – ISBN 3-484-10881-9
Mozart’ın Yapıtlarındaki Masonik Örgü. Katharine Thomson. çev. Halim Spatar. – İstanbul, Pencere Yayınları, 2004. – ISBN 975-7814-21-0

1- United States Presidents and The Illuminati / Masonic Power Structure.
2- Mark Dice, The Illuminati: Facts & Fiction, 2009. ISBN 0967346657

1 Amerikan Doları"ndaki İlluminati İşaretleri ve sırları

Paranın üzerindeki "E Plurubis Unum" yazısıyla ilgili Wikipedia’da şu bilgi yer alıyor: «E pluribus unum, Amerika Birleşik Devletleri’nin ilk resmi sloganlarından biridir. Latince olan bu slogan çoktan tek anlamına gelir. Başlangıçta bu slogan ABD’yi ilk oluşturan Onüç Koloni’nin birliği anlamında kullanılmıştı. Sonraları ABD vatandaşlarının değişik kökenlerden gelmelerine rağmen bir birlik oluşturduklarını vurgulamak için kullanılmaktadır.»

Peki bu sözün, üstü kapalı olarak "çok devletten tek devlete" anlamına da gelebileceğini düşünmek, sizce fazla hayalperestlik mi olur? Amerika’nın simgesi olan kartalın ağzındaki şeritte de aynı ifade geçiyor: Çoktan tek! İngilizcedeki "Out of many, one" cümlesini karşılıyor. Dıştan görünüşte, "unity in diversity" ifadesini karşıladığı söyleniyor. Endonezyan’ın "Motto"su gibi. Serbest çeviriyle ise "Seçilmiş halk." Seçilmiş halk ifadesi, daha çok Yahudiler için kullanılan bir terim. Aynı armada kartalın sol bacağında tuttuğu 13 ok, yine "on üç koloni"yi simgeliyor. Bu da başlangıçtan beri Amerika’yı dolaylı olarak yöneten meşhur 13 Yahudi ailesini akla getiriyor. Şeref Mercan, "Dünyanın Efendileri" adlı kitabında İlluminati’nin tanımı yapılırken "…dünyayı dolayısıyla da bizi, siyonizm doğrultusunda Mesih’in gelmesini hızlandırmak iamacıyla yöneten 13 ailenin çekirdeğini oluşturduğu bir örgüt" diye bir ifade kullanıyor.

"Para ilk tasarlanırken bu hayvan aslında kartal değil Phoenix’miş. Çünkü Phoenix yeniden doğuşu simgeleyen mitolojik bir canlıdır. Yanmış ve külleri içinden tekrar yükselmiştir. İlluminati için bunun Lucifer’i sembolize ettiğine dair iddialar var ama tabi ki diğerleri gibi kesin değil. Kartal konusuna devam edelim. Dikkat ettiyseniz kartalın çevresindeki her şey 13 sayısıyla ifade edilmiş. Bir pençesinde 13 yaprak, diğer pençesinde 13 ok, ortadaki amerikan bayrağında 13 tane şerit, kafasının üstünde ise 13 tane yıldız olduğu görünmektedir.

Öte yandan bu 13 yıldıza dikkatsiz bir şekilde bakanlar bile iç içe geçmiş iki adet üçgen görmekte zorlanmayacaklardır. Yani bir hexagram, yani yine bir Davut yıldızı. İlginç değil mi?

13 sayısının ise bu kadar çok göze sokulması biraz ilginç olmuş. Çünkü 13 sayısı Hıristiyan toplumlarda uğursuz sayı olarak biliniyor. 13 sayısı ile alakalı bilinen 3 hikaye var.

Birincisi "son akşam yemeği" (the last supper) ile ilgili. Son akşam yemeğinde İsa + 12 havarisi vardı. Yani toplamda 13 kişi vardı ve orada 13. ve aynı zamanda fazlalık olan kişi Judas (Yahuda) idi. Bu yüzden Hıristiyanlık’taki ilk uğursuzluk inancı buradan çıkar.

Başka bir hikaye ise İskandinav mitolojisinde karşımıza çıkar. 12 tanrı’nın katıldığı bir yemekte, kötü tanrı Loki 13. olarak katılır ve yemeği mahveder. Bu tanrı Balder’in ölümüyle sonuçlanır. Bu yüzden 13 sayısı uğursuz olarak kabul edilir.

Bence konuyla en alakalı olay ise 13 Ekim 1307 Cuma günü Papa’nın vaazıyla Kral 4. Philip Templar’ları tutuklar ve hepsini işkence yaparak öldürür. Bunun nedeni Papa’nın çıkardığı hutbesinde; Templar’ların şeytana taptığını, insanlara türlü işkenceler yapıp onları öldürdüklerini, sodomi gibi ölümcül günahlar işlediklerini söylemesidir. Bu tarihe kanlı 13. cuma olarak geçer. Templar’ların masonlarla tarih boyunca süre gelen ilişkisi, aynı zamanda kimi ritüellerde 13 sayısının Lucifer’i temsil etmesi 1 dolar’ın üzerindeki masonik göndermelerle beraber incelendiğinde sanırım biraz daha anlam kazanacaktır.

Kartalın her bir kanadında 33 tüy olmasının da bir anlamı olması lazım ki var. 33 ile ilgili elimizdeki tek mantıklı açıklama masonluğun en yüksek derecesi olması. Mesela George Bush ve Tony Blair’in 33. dereceden mason olduğu biliniyor. Aynı zamanda satanist Aleister Crowley de 33.dereceden mason olmuştur. Kartalın üstündeki yıldızların genel şekline baktığınızda ise heksegram; yani Davut’un Yıldızı’nı oluşturacak şekilde dizildiğini fark ediyorsunuz.

1 dolara tekrar dönüyoruz. Yarım piramit şeklinin hemen arkasında, üstteki yazıda da verdiğim arma yer alıyor. "The Department of the Treasury". İlluminati’den 13 yıl sonra kurulmuş. Hemen üstteki terazi sembolü, yine İlluminati’ye ait. Alttaki anahtar ise ezoterik bir sembol olabilir. Ezoterizmin tanımında şu ifadelere de yer veriliyor: «Herhangi bir dinin , sadece sırra ve gizli bilgiye ermiş olanlara açıklanan yönüne içrek bilim adı verilir. Kabala’cıların içrek elyazmaları ,” açkı “ ve ya “anahtar “ adıyla anılır. İçrek öğreti , oyun kağıdı falı , simyacıların sırları, sihir , büyü , kabala gelenekleri gizli dini törenleri vb. kapsıyordu. Apokalipsis’in açıklanması , Hezeikel’in gördüğü hayallerin yorumlanması da içrek konular arasında yer alır.”»

Tekrar "tamamlanmamış piramit" sembolüne dönelim. Piramidin hemen altında "MDCCDXXVI" tarihi yer alıyor. Roma rakamlarından hiç anlamam. Sağolsun, MalcomX’in yardımlarıyla 1776 tarihine ulaşıyoruz. Yani İlluminati’nin kurulduğu tarihe. Yine Wikipedia’da bu tarihi aratırken tek bir olay geliyor hemen karşıma. 4 Temmuz 1776, yani Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi’nin imzalandığı tarih.

Bir alıntı: "Bunca şeyden sonra para üzerindeki onca masonik ve İlluminati ile bağlantılı sembollere rağmen hala piramit üstündeki 1776’nın bağımsızlık bildirgesi’ni temsil ettiğini düşünmek biraz garip kaçıyor. Amerikalılar ise tüm bu sözlerin Amerika’nın gelişimi ile bağdaştırıldığını düşünmekteler. Yani Amerika’nın yükselmesi, güçlü bir devlet olması vs. vs. Peki öyleyse bunlar söylenirken neden ulusal bir politikadan bahsedilmiyor da new world order diyerek yeni bir dünya düzeninden bahsediliyor? Garip(!)…Ayrıca tüm bu sözlerin latince olarak para üzerine konması gerçekten de takdire şayan bir cesaret gösterisi. Bu latince sözleri öneren kişinin (Charles Thomson, kongre sekreteri) ve de parayı tasarlayanların (ki aralarında Benjamin Franklin de vardır) mason olması tesadüften biraz fazlasını gerektiriyor."

"Novus ordo seclorum yazısı da bunu doğrular niteliktedir. "Novus ordo seclorum", Latince "yeni dünya düzeni" yani "new world order" anlamına gelir. 1991 yılında baba Bush bu sözü insanların beynine kazımıştır. Bu Irak’taki Körfez Savaşı zamanlarına denk gelmektedir. Baba Bush Irak’a yaptığı saldırılar sayesinde kendi petrol şirketine milyonlarca dolar kazandırdığı dönemlere denk gelmiştir bu sözün yaygınlaşması. Ama savaş sonrası yönetime el konmamış, Saddam Irak’ın başında tutulmuştur. Neden? Çünkü savaş=para’dır. Zamanında Saddam’a kimyasal silahları satan zaten Amerika’dır. Her potansiyel savaş yeni dünya düzeni ortaklarının cebini dolduracak olan bir gelir kaynağıdır. Bu arada, Amerika’nın II. Dünya Savaşından sonra saldırdığı ülke sayısı "30" dur. Piramidin üstündeki "annuit coeptis" kaba bir çeviriyle "girişimlerimiz başarı ile tamamlanacaktır" anlamına gelmektedir. Bunu da henüz bitmemiş olan piramitten anlayabiliriz."

Sembolü çözmeye çalışırken, Google’den şu bilgiye ulaştım: "Piramit’in üstündeki göz, All-Seeing Eye diye bilinen her şeyi gören göz, yani Eye of Horus, yani Horus’un Gözü’dür. Bu sembolün masonlarca kullanıldığı bilinmektedir. Aynı zamanda bu İlluminati denen gizli örgütün sembolü olmuştur. Her şeyi gören göz bir anlamda yapılan her şeyin tek bir yerden kontrol edilmesi, dünyanın tek bir yerden yönetilmesi anlamına gelmektedir."

Birden, Hıristiyan ve İslami kaynaklarda, Deccal yada Mesih karşıtının TEK GÖZLÜ olacağı bilgisini hatırlıyorum. Bu kez, göz sembolüne daha da odaklanıyorum.

Aynı kaynakta, 1 doların hemen arkasında bulunan "George Washington" resmi için şunlar söyleniyor: "Kendisi, köle sahibi bir masondur. Bu da bilinen bir gerçektir. Peki masonlukta satanizmde sıkça kullanılan Baphomet’i bilir misiniz? O zaman George Washington’un oturan heykeliyle baphomet arasındaki benzerlik dikkatinizi çekecektir."

Son olarak 1 dolar’ın ön yüzünde sağ üstteki 1 rakamının çevresindeki kalkan gibi şeye bakalım. Bu şeyin sol üst taraftaki çeyrek çember oluşturan kıvrımında gizli bir nesne olduğu görülür. (büyüteç lazım) Yakından incelendiğinde ortak görüş bunun bir baykuş olduğudur. Uğursuz hayvan olarak bilinen bu hayvanın başka bir özelliği de "herşeyi gören kuş" olarak bilinmesidir. Bu kez de Bohemian Grove (Bohemian Kulübü)’nün simgesinin baykuş olduğu aklıma geliyor. "Bohemian Grove (BG) aynı Skulls and Bones Society gibi gizli amaçlar ve yöntemler için 1880lerde California’da kurulmus bir cemiyettir. Üyeleri, törenleri, ritüelleri ve ne yaptıkları çok gizli tutulur. Merkezdeki çiftlik aynı anda yüzlerce kişinin hafta sonu toplantılarına katılabileceği niteliktedir. ABD’nin hemen her eyaletinde tapınakları vardır. Sembolleri BAYKUŞtur. Ritüellerde baykuşa hitap edilir ve bir fetiş olarak baykus motifi kullanılır. Bohemian Grove’ye üye olanlar, başka masonik klüplere de üye olduklari için bu rituellere ve sembolizme alışıktırlar." (Kaynak: Bohemian Grove)

"Şimdi vereceğim örnek bir tesadüf olabilir ama gerçekten de dikkate değer bir şey. 1 dolar’ın üzerindeki piramide ters bir üçgen çizip bir heksegram elde edelim. yani Davut yıldızı (star of David, Siyonizm’in sembolü) yıldızın köşelerinin denk geldiği harflerden mason yazabiliyoruz."

"Öte yandan, biraz zorlama olsa da yine ilginç bir tesadüf olarak görülebilecek bir şey var. 3 tane üçgen çizelim. her üçgenin tepesinden başlıycak şekilde piramidin altındaki Romen rakamlarını üçgenlere yerleştirelim. Piramitin altında 600, 60 ve 6 sayıları çıkacak. six hundred and sixty six. 666. Şöyle bir şey:"

Geçmişten Günümüze Kıyamet Senaryoları


Dünya üzerinde ilk yaşam belirtileri görülmesinden bugüne kadar yedi defa ‘kıyamet’ bekleyip sonradan vazgeçtik! Tarih boyunca gündeme gelen en önemli kıyamet senaryoları şöyle:

1666
Hristiyan dünyası 1666 yılına girerken dehşet ve endişe içindeydi. Çünkü İncil’de 666 rakamı şeytanın rakamıydı ve dünyanın sonunun şeytanın ellerinden geleceğine inanılıyordu . Aslında 1665 yıında ‘Büyük Londra Yangını’nı yaşayanlar bir süre için gerçekten kıyametin geldiğini düşündüler. Uzun süren yangın södürüldü ve hayatta kalanlar yaşamına devam etti.

1910
Halley kuyruklu yıldızı 76 yılda bir dünyanın yakınından geçiyor. Kuyruklu yıldız 1910 yılında özellikle Avrupa ve Amerika’da genel bir panik yaşattı. Oksijen ve maske stokları tükendi. Hepsi kıyamet için hazırlık içindi, fakat Halley sadece güzel bir manzara yaşatıp gökyüzünden kayboldu.

1914
1870 yılında Yahova Şahitleri olarak bilinen grup, cemaatlarinden bir kahinin öngörüsüne göre 1914’te kıyametin kopacağına inanıyordu. Belki de kahinin öngördüğü Birinci Dünya Savaşı’ydı.

1997
Takvimler 1995’i gösterdiğinde keşfedilen Hale-Bopp kuyruklu yıldızı başka bir kıyamet senaryosunun ortaya çıkmasına neden oldu. Şeytana taptığı düşünülen 39 kişilik grup kuyruklu yıldızın Dünya’ya en yakın olduğu 1997 yılında topluca intihar etti. Eylemi California’da gerçekleştiren grubun intihar için tek bir nedeni vardı; kıyamet gününün gelmesi…

5 Mayıs 2000
Kıyamet senaryosu yazanların en çok kullandığı malzemelerden biri gezegenlerin aynı hizaya gelmesi. Bunun volkanların patlamasına ve büyük depremlere neden olacağı düşünüluyordu. Tarihler 5 Mayıs 2000’i gösterdiğindeyse olay astronomları ilgilendiren bir gök olayından öteye geçmedi.

1 Ocak 2000
Dünya gündemini en çok meşgul eden mahşer günü senaryosu ise yeni milenyumun ilk günü insanlığı bekleyen kötü sondu. 1984 yılında yayınlanan bir makaleye göre 2000 yılına girdikten hemen sonra dünya çapında yaşanacak bir bilgisayar hatası tüm insanlığı kaosa sürükleyip dünyanın sonunu getirecekti. Şu anda takvimler 2009 yılını göstermesine rağmen ortada bir ‘kaos’ göze çarpmıyor!

2009
En güncel kıyamet senaryosu ise evrenin sırlarını araştıran CERN’deki Büyük Hadron Çarpıştırıcısı’nda oluşacak bir kara deliğin dünyanın sonunu getirmesi. CERN’de deney başladı, arıza verdi, ara verildi, tekrar başladı, Aralık’ta sonuçların alınması bekleniyor. (ntvmsnbc)

Komplo Teorilerinden Bazıları


1- AIDS virüsü, 1974 yılında genetik mühendisler tarafından yaratıldı. Afrika’da başarılı bir deneyde katil vir virüsle yaratıldığına inanılan AIDS’in CIA ve KGB tarafından dünyanın nüfusunu azaltmak için yapıldığına inanılıyor.

2- Müslüman dünyasında popüler bir teori olarak başgösteren bir inanış Tsunami’nin Hintliler tarafından nükleer deneyle, Asya’nın Müslüman ağırlıklı nüfusunun yok edilmek istendiği de kuvvetli bir inanış.

3- 1977 yılında hayatını kaybeden Elvis Presley’in birçok hayranı onun ölümünün uydurma bir haberden ibaret olduğuna inanıyor. Presley’in hayranları, O’nun gerçek ölümünün 1990′lı yılların ortasında olduğuna inancını taşıyor.

4- Şüphesiz Prenses Diana’nın ölümü de, komplo teorilerinin vazgeçilmezlerinden. Lady Di’nin, Dodi El Fayet’le ilişkisinin İngiltere’deki kraliyet ailesine tehdit oluşturduğu savından yola çıkan sevenleri onun İngiliz gizli servisi MI6 tarafından öldürüldüğüne inanıyor.

5- Yaygın bir şehir efsanesi Paul McCartney’in 1966 yılında bir trafik kazasında öldüğünü söylüyor. İddialara göre, Beatles’ın sekteye uğramaması için de bu ölüm gizlendi ve yerine bir başkası kullanıldı.

6- Bazı iklim bilimcileri, küresel ısınmanın komplo olduğuna ve yüksek vergiler getirebilmek için dünya nüfusunu yumuşatmak için çıkartılmış olduğuna inanıyor.

7- Komplo teorisyenleri dünyayı büyük bir savaşa sürükleyen Pearl Harbour baskınının ABD Başkanı Roosevelt tarafından daha önceden bilinmesine karşın saklandığını düşünüyor. ABD’nin savaşa girmesine karşı olan Avrupalıların, ABD’ye ihtiyaç duyması için de saldırının bilinmesine rağmen önlem alınmadığına inanıyor.

8- Dan Brown’un Da Vinci Şifresi eserinden sonra ortaya çıkan bir görüşe göre, İsa, Mary Magdalena ile evlendi ve bir çocuk sahibi oldu. Fransa’ya göç ettiği düşülülen İsa’nın Sion manastırında yaşadığına inanılıyor.

9- 11 Eylül 2001 yılında tüm dünyada dengeleri değiştiren İkiz Kuleler saldırısının ABD’nin sorumluluğu olduğuna inananların sayısı oldukça fazla. ABD hükümetinin saldırıdan daha önce haberdar olduğunu düşünen komplo teorisyenleri, Ortadoğu’da savaşların başlatılabilmesi için hiçbir önlem alınmadığına inanıyor. Birçok tanığın, uçakların İkiz Kuleler’e çarpmadan önce patlama sesleri duyduğunu söylemeleri, bu teoriyi birçok kişi için doğrular nitelikte.

10- İngiltere Başbakanı Harold Wilson’un Sovyetler Birliği ajanı olduğu söylentisi de komplo teorisyenlerinin vazgeçilmezlerinden. İngiliz ordusunun kendisine karşı bir darbe yapmak istediği ve Sterlin’in O’nun döneminde devalüasyona uğraması KGB ajanlığının bir göstergesi olduğunu düşünenler için bir veri.

Kaos Teorisi


Gerçek hayatta olduğu gibi bilimde de, birtakım zincirleme olaylarda küçük değişiklikleri büyük sorunlar haline getiren bir kriz noktası bulunduğu bilinir. Kaos, bu noktaların her yerde olduğu anlamına gelir.İşte bu nokta kaosun günlük dilde kullanılan kargaşa anlamından farklı olarak öncelikle fizikteki kullanımına tekabül eder.

Her ne kadar bilim dünyasındaki ününü Edward Lorenz ile birlikte, 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren kazanmaya başlansa da kavramın çıkışı çok daha eskiye dayanır. Yunan ve Çin mitolojilerinin yaradılış efsanelerinde rastlanmakla birlikte eski Yunan filozofları tarafından da dünyanın oluşum aşamasını anlamlandırmak için felsefede kullanılmaya başlanmıştır. Ancak bilim tarihine girişi 18. yüzyılda olmuştur. Önceleri Poincare, Weierstraas Cantor, Peano gibi matematikçilerin ilgisini çeken kaos daha sonraları daha çok fizikçi-lerin ilgi gösterdikleri bir konu olmuştur. İşte 18. ve 19.yüzyıllarda kavrama pek çok farklı bilim insanı tarafından getirilen anlayışlar “kaos teorisi”nin çıkışına kaynaklık etmiştir.[1]

Kaos kuramı, kaos teorisi veya kargaşa kuramı; yapısal olarak bir fizik teorisi ya da matematiksel bir tümevarım değil, fiziksel gerçeklik parçalarının bir bütün olarak eğilimini açıklamaya yarayan bir yöntemdir.

Bir sigara dumanının havada yaptığı şekiller tamamen düzensiz ve bağımsız rastlantıların ürünü olarak görülebilir. Ancak bir teorik fizikçi dumanın bu dinamiğinin aslında ortamdaki birçok parametre ve etken ile belirlendiği görüşündedir. Bu girdiler o kadar çoktur ve o kadar değişkendir ki incelemek ve net bir kanıya varmak imkânsızdır. Parametrelerin bu denli değişken olması aslında o parametrelerin de bir çıktı olmasından kaynaklanır. Dumanın hareketine neden olan hafif bir hava akımı aslında odanın başka yerindeki bir sıcaklık değişikliği ve basınç farkının neden olduğu bir harekettir. Ayrıca dumanın dinamiğini etkileyen girdiler birbirlerine bağlı olabilirler ki bu durumu tam anlamıyla içinden çıkılmaz hâle sokar. Sigara dumanı örneğine geri dönersek, hava akımının yalnızca sıcaklık değişiminden kaynaklandığını farz edelim (ki pratikte bu milyonlarca etkenden biridir). Sıcaklık değişimi ortamda basınç farkı yarattığından hava akımını etkiler. Ancak oluşan hava akımı sıcaklıkta tekrar değişimlere neden olacağından farklı girdilerle tekrar bir fonksiyon oluşturur ve bu değişim sonsuza kadar devam eder. Birçok farklı girdinin sürekli değişerek fiziksel değişimler ve farklı düzenler yaratması ve bu düzenlerin yine kendisini etkilemesi insan zekasının ve günümüzdeki gözlem ve bilimsel tahmin yeteneklerinin çok çok üstünde olmasından dolayı kaos olarak nitelendirilir. Oysa tüm bu değişimlere neden olan fiziksel yasalara ve matematiksel açıklamalara hakimiz. İşte bu noktada karşımıza düzen ve anarşinin aslında birbirine ne kadar sıkı sıkıya sarılmış olduğu ortaya çıkar. Fiziksel yasalar ne kadar basit olursa olsun sonuç o kadar rastlantısal ve karmaşa doludur.[2]

Kaos bazen günlük hayatta buzdağının görünen kısmı gibi bize sadece burnunun ucunu gösterir. Örneğin musluktan akan su bazen düzenli damlasa da bazen düzensiz biçimde damlar. kalbimiz çoğu zaman düzenli atsa da bazen çarpıntı yapar. Sigara dumanı belli bir yere kadar düzdün yükseliyor gibi gözükse de bir anda kırılmaya ve çalkalanmaya başlar. Borsada, önemli iç ve dış siyası olaylar olmadığı zamanlar bile düzensiz gibi gözüken sürekli bir dalgalanma vardır.

Kaos teoremi, böyle günlük yaşamda tanımlanabilen kaotik olayların arkasında yatan dinamikler olduğunu ve bunların Lineer olmayan (nonlineer) denklem sistemleri ile beli bir yere kadar tahmin edilebileceğini savunan matematiğin teoremidir (Belli bir yere kadar diyorum çünkü Kelebek etkisi yüzünden sürekli hesaplamaların imkansızlığı ortaya çıkıyor). Bu non-lineer denklem sistemleri grafiğe döküldüğü zaman “atraktör” adı verilen şekiller ortaya çıkmaktadır. [3]

Sayısal bilgisayarların ve onların çıktılarını çok kolay görülebilir hâle getiren ekranların ortaya çıkmasıyla gelişti ve son on yıl içinde popülerlik kazandı. Ancak kaotik davranış gösteren sistemlerde kestirim yapmanın imkânsızlığı bu popüler görüntüyle birleşince, bilim adamları konuya oldukça kuşkucu bir gözle bakmaya başladılar. Fakat son yıllarda kaos teorisinin ve onun bir uzantısı olan fraktal geometrinin, borsadan meteorolojiye, iletişimden tıbba, kimyadan mekaniğe kadar uzanan çok farklı dallarda önemli kullanım alanları bulması ile bu kuşkular giderek yok olmaktadır.[2]

Kaos Teorisi’nin Gelişimi

Teoriye temel oluşturan matematiksel ve temel bilimsel bulgular, 18.yüzyıla, hatta bazı gözlemler antik çağlara kadar geri gitmektedir. Yunan ve Çin mitolojilerinde yaradılış efsanelerinde başlangıçta bir kaosun olması rastlantı değildir. Özellikle Çin mitolojisindeki kaosun, bugün bilimsel dilde tanımladığımız olgularla hayret verici bir benzerliği olduğunu görülür. Batı’da da daha sonraki dönemlerde bilim adamları tarafından karmaşık olgulara dair gözlemler yapılmıştır. Poincare, Weierstrass, von Koch, Cantor, Peano, Hausdorff, Besikoviç gibi çok üst düzey matematikçiler tarafından bu teorinin temel kavramları bulunmuştur.[2]

1961 yılının kış aylarından bir gün, Lorenz bu ardışık dizilerden birini uzun uzadıya incelemek istediği bir sırada kestirme bir yol izlemeye kalkıştı. Programı tekrar başa dönüp çalıştırmak yerine ortalardan bir yerden başladı. Makineye başlangıç durumundaki şartları vermek için, daha önce yazıcıdan çıkardığı dizelere bakıp oradaki sayıları klavyeden aynen girdi. Sonra da hem makinenin gürültüsünden kaçmak hem de bir fincan kahve içmek üzere koridorun sonundaki hole gitti. 1 saat kadar sonra döndüğünde hiç ummadığı bir şeyle karşılaştı; hem de öyle bir şey ki bununla artık yepyeni bir bilim dalı filizlenmeye başlıyordu.

Bilgisayarın yaptığı bu dökümde bir önceki dökümün tıpatıp tekrarlanması gerekirdi. Lorenz aynı sayıları makineye kendi eliyle girmişti. Programda bir değişiklik yoktu oysa Lorenz yazıcıdan yeni çıkan döküme baktığında gördüğü şey şuydu: Hava durumu bir önceki dökümde yer alan şeklinden o kadar hızla uzaklaşmaktaydı ki bir kaç aylık bir süre zarfında aradaki bütün benzerlik ortadan kalkmıştı. Lorenz, bir bu sayı kümesine baktı bir de önceki sayı kümesine. Sanki bir şapkanın içinden rasgele 2 hava durumu seçip almış gibiydi. İlk aklına gelen şey gene vakumlu tüplerden birinin bozulduğu oldu.

Birden gerçeğin farkına vardı. Makine bozulmuş falan değildi. Mesele makineye işlediği sayılardan kaynaklanıyordu. Bilgisayarın hafızasına kaydedilen ondalık kesir sayıları 6 haneydi: 506127. Yazıcıdan çıkan dökümde ise yerden kazanmak için sadece 3 hane görünüyordu: 506. Lorenz binde birlik bir farkın sonucu etkilemeyeceğini düşünerek sayıyı yuvarlamıştı. Önce grafiksel seyirlerindeki fark çok az olan bu iki olay birbirinin aynısı gibi devam ederken belli bir noktadan sonra yavaş yavaş farklı noktalara yönelmeye başlıyor ve bir süre sonra aralarında hiçbir benzerlik kalmıyor. Böylece kelebek etkisi kavramı ortaya çıkmıştır.

Lorenz konuyu tamamen gelişigüzelliğe yönelen bir öngörülebilirlik imajı olarak sadece Kelebek Etkisine getirip o halde bıraksa sadece felaket tellallığı yapmış olurdu. Oysa meteoroloji modelinde bu gelişigüzelliğin ötesinde bir şeyler daha bulunduğunu fark etti. İnce bir geometrik yapı çerçevesinde, gelişigüzellik kılığına bürünmüş bir düzenin mevcut olduğunu gördü.[4]

Kaos Teorisi ve Kelebek Etkisi

Bir kelebek Çin’de kanat çırpsa, California’da kasırgaya sebep olabilir. Meteorolog Ed Lorenz tarafından, meteoroloji bilgisayarına verilerin küsuratlarının yanlış girilmesi sonucu bambaşka sonuçların ortaya çıkması yüzünden keşfediliyor. Hesaplanamayan her veri, her küsurat bir sonraki adımda katlanarak üst üste binecektir bu ise çok kısa süre sonra sistemi tahmin edilemez kılacaktır. Buna kaos dilinde “başlangıç koşullarına hassas bağlılık” deniyor.

Kelebek etkisi, determinizmini kökünden yıkmıştır, determinizmin [a] adeta sonu olmuştur.

Determinizm sayesinde Ay’a gidilmiştir, Uydular yörüngelerine oturtulmaktadır. Ama uzun vadede determinizme bel bağlamamak gerekir. Kelebek etkisi yüzünden gelecek hiçbir zaman hesaplanamaz. Teorik olarak evrendeki her parametreyi hesaplayacak ve geleceği tahmin edecek bir bilgisayar yapılsa, her zaman için kesinlikle ihmal edilecek veriler olacaktır, bırakın ihmal edilecek verileri, bu bilgisayarın kendi kullandığı enerji ve bu hesaplamaları yaparken ortaya çıkacak enerji değişimleri bile geleceği tahmin etmeyi imkansız kılıyor.

“O golü de atmış olsaydık, kaçırmasaydık şimdiye iki sıfır galiptik…”

Futboldan hiç anlamam; ama böyle bir şeyin kelebek etkisi yüzünden mümkün olamayacağını söyleyebilirim. Zira o ilk gol atılsa idi, o andan itibaren bütün olayların gidişatı değişeceği için belki de mağlup bile olunabilirdi.

Hatırlayacaksınız, birinci maddedeki kaos teoremi deterministik bir yaklaşımdır.Nasıl oluyor diyeceksiniz hem kendisi deterministik oluyor aynı zamanda determinizmi çürütüyor. İşte olayın özünde yatan düşüncelerden birisi de budur. Kaosçular, bunu bir çelişki olarak görmüyorlar. [3]

Uygulama

Tümevarım

Karmaşık sistem teorisinin ardında yatan yaklaşımı felsefe, özellikle de bilim felsefesi açısından incelenecek olunursa, ortaya ilginç bir olgu çıkar. Aslında bugün pozitif bilim olarak nitelendirilen şey, batı uygarlığının ve düşünüş biçiminin bir ürünüdür. Bu yaklaşımın en belirgin özelliği, analitik oluşu yani parçadan tüme yönelmesidir (tümevarım).

Genelde karmaşık problemleri çözmede kullanılan ve bazen çok iyi sonuçlar veren bu yöntem gereğince, önce problem parçalanır ve ortaya çıkan daha basit alt problemler incelenir. Sonra, bu alt problemlerin çözümleri birleştirilerek, tüm problemin çözümü oluşturulur. Ancak bu yaklaşım görmezden gelerek ihmal ettiği parçalar arasındaki ilişkilerdir. Böyle bir sistem parçalandığında, bu ilişkiler yok olur ve parçaların tek tek çözümlerinin toplamı, asıl sistemin davranışını vermekten çok uzak olabilir.[2]

Tümdengelim

Tümevarım yaklaşımının tam tersi ise tümdengelim, yani bütüne bakarak daha alt olgular hakkında çıkarsamalar yapmaktır. Genel anlamda tümevarımı Batı düşüncesinin, tümdengelimi Doğu düşüncesinin ürünü olarak nitelendirmek mümkündür. Kaos ya da karmaşıklık teorisi ise, bu anlamda bir Doğu-Batı sentezi olarak görülebilir. Çok yakın zamana kadar pozitif bilimlerin ilgilendiği alanlar doğrusallığın geçerli olduğu, daha doğrusu çok büyük hatalara yol açmadan varsayılabildiği alanlardır.

Doğrusal bir sistemin girdisini x, çıktısını da y kabul edersek, x ile y arasında doğrusal sistemlere özgü şu ilişkiler olacaktır:

Bu özellikleri sağlayan sistemlere verilen karmaşık bir girdiyi parçalara ayırıp her birine karşılık gelen çıktıyı bulabilir, sonra bu çıktıların hepsini toplayarak karmaşık girdinin yanıtını elde edebiliriz. Ayrıca, doğrusal bir sistemin girdisini ölçerken yapacağımız ufak bir hata, çıktının hesabında da başlangıçtaki ölçüm hatasına orantılı bir hata verecektir. Hâlbuki doğrusal olmayan bir sistemde Y’yi kestirmeye çalıştığımızda ortaya çıkacak hata, X’in ölçümündeki ufak hata ile orantılı olmayacak, çok daha ciddi sapma ve yanılmalara yol açacaktır. İşte bu özelliklerinden dolayı doğrusal olmayan sistemler kaotik davranma potansiyelini içlerinde taşırlar.

Kaos görüşünün getirdiği en önemli değişikliklerden biri ise, kestirilemez determinizmdir. Sistemin yapısını ne kadar iyi modellersek modelleyelim, bir hata bile (Heisenberg belirsizlik kuralı’na göre çok ufak da olsa, mutlaka bir hata olacaktır), yapacağımız kestirmede tamamen yanlış sonuçlara yol açacaktır. Buna başlangıç koşullarına duyarlılık adı verilir ve bu özellikten dolayı sistem tamamen nedensel olarak çalıştığı halde uzun vadeli doğru bir kestirim mümkün olmaz. Bugünkü değerleri ne kadar iyi ölçersek ölçelim, 30 gün sonra saat 12′de hava sıcaklığının ne olacağını kestiremeyiz. Bu görüş paralelinde ortaya konan en ünlü örnek ise Kelebek Etkisi denen modellemedir. Bu modelleme, en basit hâliyle şu iddiayı taşır: “Çin de kanat çırpan bir kelebek ABD de bir fırtınaya neden olabilir”. Kelebek etkisine verilebilecek bir diğer örnekte 1861-1865 yılları arasında süren Amerikan İç Savaşı’dır. Amerikanın güney eyaletleri dış işlerde birbirine bağımlı ama iç işlerinde bağımsız olmak yani konfederasyon isterken, kuzey eyaletleri birbirine çok daha katı bir şekilde bağlı olmak isterler, yani federasyon isterler. Ayrıca kuzeyde modern kapitalizmin kuralları gereğince, emek gücüne harcadığı emek karşılığı ücret yani yevmiye ya da maaş ödenirken, güneyde ise köle iş gücü vardır. Kuzey eyaletleri Amerikanın güney eyaletlerindeki köle iş gücünün tasfiye olmasını isterler, çünkü böylece kuzeye gelecek olan fazla iş gücü yüzünden işçilik ücretleri düşecektir. Bundan dolayı Amerikanın kuzey ve güney eyaletleri arasında 1861 yılında savaş çıkar ve kuzey eyaletleri Amerikanın güney eyaletlerinin limanlarını ablukaya alırlar. Amerikanın güney eyaletleri ise İngiltere ve Rusya’ya pamuk satamaz ve 19. yüzyılın en önemli sanayilerinden birisi tekstildir. Bunun üzerine Rusya ve İngiltere pamuk yetiştirebileceği alanlar araştırmaya başlar. 1860lardan 1880lere kadar Rusya tüm Orta Asya’yı işgal eder, çünkü burası pamuk üretimi için çok elverişlidir. İngiltere ise Hindistan’ın Doğu kısmını işgal eder yine pamuk üretimi için. Görüldüğü gibi, Amerika’da çıkan bir iç savaş neticesinde Orta Asya’yı Rusya işgal ederken Doğu Hindistan’ı da İngiltere işgal etmiştir. İşte “Kelebek Etkisi” ya da “Kaos Teorisi” buna denir.[2]

Kaos Teorisi’nin Temel Önermeleri

1. Düzen düzensizliği yaratır.

2. Düzenin anlayamadığımız hali(kaos) varsa ki -illa ki olmalıdır- bundan dolayı düzensiz diyemeyiz. Yani düzenin dışına çıkmak imkânsızdır.

3. Düzensizliğin içinde de bir düzen vardır.

4. Düzen düzensizlikten doğar.

5. Yeni düzende uzlaşma ve bağlılık değişimin ardından çok kısa süreli olarak kendini gösterir.

6. Ulaşılan yeni düzen, kendiliğinden örgütlenen bir süreç vasıtasıyla kestirilemez bir yöne doğru gelişir.[2]

Kaos Teorisi ve Fraktal Geometri

Fraktal geometriden daha önce bahsedildiği için uzun uzun bu konuya girmeyeceğim. Bahsettiğimiz bu yeni anlayış, yeni bir geometri anlayışını da beraberinde getirmiştir. Doğaya baktığımız saman düz çizgiler, düz sınırlar yoktur, ölçek ne kadar küçültülürde küçültülsün sürekli kendini tekrarlayan bir yapı vardır. Fraktal geometri Benoit Mandelbrot tarafından ortaya atılmıştır. Kıyıların uzunluğu fraktal geometri tarafından hesaplanır. Galaksi kümeleri de fraktal geometriye örnektir. Ayrıca hiçbir zaman birbirinin aynısı olmayan kar taneleri de tamamen fraktal geometri çerçevesinde oluşur. [3]

Kaos Teorisi ve Astroloji

Popüler kültürde kelebek etkisi olarak bilinen bu kavram astrolojiye bakış açımızı da yeniden şekillendiriyor. Eğer evrende her şeyin diğer şeylerle sürekli bir etkileşim içinde olduğunu söylersek hata yapmış sayılmayız. Şimdiye kadar evrene bakışımızda neden ve sonuç ilişkisinin ne kadar köklü biçimde yer aldığını biliyoruz.
Eski Grek filozofu Aristo tarafından şekillendirilen, Platon’la ruhumuza işleyen bu ilke, Isaac Newton sayesinde matematiksel düzeyde formüle edilmişti. Bu mekanik evren modelinde doğrusal mantıksal açıklamalar sistemine zincirlenmiş durumdaydık. Ancak Lorenz’in ortaya koyduğu yeni yaklaşımda aslında hayatın ve fiziksel fenomenlerin içinde kaosun yani düzensizliğin de bir düzeni olduğunu görebiliyoruz.

Halen doktora çalışmalarına devam eden astrolog Bernadette Brady, “Astrology, a place in chaos” adlı kitabında astroloji ile kaos teorisi arasındaki paralellikleri ve her iki sistemin birbiri ile ne kadar çok ortak bağı olduğunu irdeliyor. Kaos teorisine göre herhangi bir sistem, örneğin bu fiziksel olarak bedenimiz ya da bilgisayarınızın ekran koruyucunda rastgele olarak belirdiğini gördüğümüz şekiller de olabilir, kendi içinde bir kalıba ve bu kalıbı ortaya koyan “garip çekicilere” (strange attractors) sahiptir. Başka bir deyişle, her düzende o düzeni kendi içinde organize ve düzenli kılan iç yapılar vardır. Örneğin trafikte sürekli tıkanan caddeler ve yanan kırmızı, yeşil ışıklar, diyelim ki köprü trafiğinde belirli noktaların belirli zamanlarda sıkışmalarına ya da açılmalarına yol açar. Aynı şey bedenimiz içinde böyledir.

Kaostan Çıkan Düzen

Peki neden şöyle bakmayalım? Astrolojik haritamız hayatımızı belirli yönlere, eğilimlere ve açılımlara yönelten bir dizge olarak görülemez mi? Kaos teorisinde sistemi değişime uğratan belirli destek noktaları ve başlangıç noktası özellikleri vardır. Örneğin bilgisayarınızdaki ekran koruyucunun vereceği şekilleri önceden siz belirleyebilirsiniz. Bunların sayısını ve değişim hızlarını henüz görüntü rastgele şekillenmeden en başta belirleriz.

Astrolojik haritamız da aslında kendi hayatımızın rastgele gibi devinmesinde bir ilk koşul ve düzen olarak görülebilir. Hayatımızın da birbirine benzeyen şekilleri, farklı destek noktaları, yeni şekillerin ve yeni yönelimlerin ortaya çıktığı durumlar vardır. Tıpkı önemli bir Pluton ya da Satürn transitinin devreye girerek farklı koşullar yaratması gibi.

Aslında bu transitlere ve ilerletimlere değişik tetikleyiciler gözüyle bakabiliriz. Tıpkı bir kar tanesinin yıldızları gibi, fraktallar yani birbirine eş parçalar, yeni şekiller üretir ve bu benzer parçacıklar kendilerini yeniden yeniden üretmeye, sonsuza kadar gidebilecek şekiller yaratmaya başlar.

Astrolojik haritamız bu tür düzenler ve garip çekiciler adı verilen yapılara sahiptir. Kimi kişinin haritasında büyük üçgenler ya da büyük kareler adı verilen açı kalıpları, her haritanın içinde farklı gruplar, gezegen yığılımları ve boş alanlar da vardır. Düzensizlik ve kaos gibi gözüken yapıların içinden kendilerine özgü bir düzen çıkacaktır. Tıpkı eski mitlerin ortaya koyduğu gibi önce kaos vardır, düzen de kaosun içinde çıkar. Astroloji bize kaotik gibi görülen hayatımızın düzenini sembolik düzeyde ifade etmektedir.[5]

Edward Norton Lorenz Kimdir?

Edward Norton Lorenz (23 Mayıs 1917 – 22 Nisan 2008) ABD doğumlu matematikçi ve meteorolog. Kaos teorisi ve kelebek etkisi ile bilinir. Kanser tedavisi gören Lorenz, Cambridge’deki evinde ölmüştür.

Biyografi

Lorenz, 23 Mayıs 1917′de West Hartford, Connecticut’ta dünyaya geldi. Dartmouth kolejinde, Yeni Hampshire’da, Harvard Üniversitesi ve Massachusetts aralarında matematik dersleri aldı. İkinci Dünya Savaşı sırasında Lorenz, ABD hava pilotları için hava çalışanı olarak görev aldı. Savaştan döndükten sonra, meteoroloji üzerine ders almaya devam etti. Lorenz, 1963 yılında MIT’te meteorolog olarak çalışırken, bir sistemin başlangıç verilerindeki ufacık değişikliklerin bile, büyük ve öngörülemez sonuçlar doğurabileceğini öngörmüş ve bunu örneklendirmek için 1972′de sunduğu bir çalışmada, bir kelebeğin Amazon ormanlarında kanat çırpmasının Avrupa’da fırtına kopmasına sebep olabileceği ifadesini kullanmıştı.
Lorenz, sadece üç değişkenle kaos ortamı doğabileceğini keşfetmiş ve daha 19. yüzyılda Fransız matematikçisi Henri Poincaré’nin fikir olarak ortaya attığı çok basit bir sistemde çok karmaşık bir dinamiğin ortaya çıkabileceğini kanıtlamıştı. Lorenz’in teorisi ve buluşları, sadece matematik alanında değil, biyoloji, fizik ve sosyal bilimler alanında da yeni bir araştırma alanının doğmasına vesile olmuştu.

Aldığı Ödüller

1. 1969 Carl Gustaf Rossby Araştırma madalyası, Amerikan Meteoroli Sosyetesi

2. 1973 Symons Memorial Altın madalyası, Royal Meteorological Society

3. 1975 Arkadaş, National Academy of Sciences (U.S.A.)

4. 1981 Üye, Norwegian Academy of Science and Letters.

5. 1983 Crafoord Prize, Royal Swedish Academy of Sciences

6. 1991 Kyoto Prize

7. 2004 12 Mayıs Buys Ballot madalyası [6]

Chaos Theory (English)

In mathematics, chaos theory describes the behavior of certain dynamical systems – that is, systems whose states evolve with time – that may exhibit dynamics that are highly sensitive to initial conditions (popularly referred to as the butterfly effect). As a result of this sensitivity, which manifests itself as an exponential growth of perturbations in the initial conditions, the behavior of chaotic systems appears to be random. This happens even though these systems are deterministic, meaning that their future dynamics are fully defined by their initial conditions with no random elements involved. This behavior is known as deterministic chaos, or simply chaos.

Chaotic behavior is also observed in natural systems, such as the weather. This may be explained by a chaos-theoretical analysis of a mathematical model of such a system, embodying the laws of physics that are relevant for the natural system.

Overview

Chaotic behavior has been observed in the laboratory in a variety of systems including electrical circuits, lasers, oscillating chemical reactions, fluid dynamics, and mechanical and magneto-mechanical devices. Observations of chaotic behavior in nature include the dynamics of satellites in the solar system, the time evolution of the magnetic field of celestial bodies, population growth in ecology, the dynamics of the action potentials in neurons, and molecular vibrations. Everyday examples of chaotic systems include weather and climate. There is some controversy over the existence of chaotic dynamics in plate tectonics and in economics.

Systems that exhibit mathematical chaos are deterministic and thus orderly in some sense; this technical use of the word chaos is at odds with common parlance, which suggests complete disorder. However, even though they are deterministic, chaotic systems show a strong kind of unpredictability not shown by other deterministic systems.

A related field of physics called quantum chaos theory studies systems that follow the laws of quantum mechanics. Recently, another field, called relativistic chaos, has emerged to describe systems that follow the laws of general relativity.

This article tries to describe limits on the degree of disorder that computers can model with simple rules that have complex results. For example, the Lorenz system pictured is chaotic, but has a clearly defined structure. Bounded chaos is a useful term for describing models of disorder.

Attractors

Some dynamical systems are chaotic everywhere (see e.g. Anosov diffeomorphisms) but in many cases chaotic behaviour is found only in a subset of phase space. The cases of most interest arise when the chaotic behaviour takes place on an attractor, since then a large set of initial conditions will lead to orbits that converge to this chaotic region.

An easy way to visualize a chaotic attractor is to start with a point in the basin of attraction of the attractor, and then simply plot its subsequent orbit. Because of the topological transitivity condition, this is likely to produce a picture of the entire final attractor.
Phase diagram for a damped driven pendulum, with double period motion

For instance, in a system describing a pendulum, the phase space might be two-dimensional, consisting of information about position and velocity. One might plot the position of a pendulum against its velocity. A pendulum at rest will be plotted as a point, and one in periodic motion will be plotted as a simple closed curve. When such a plot forms a closed curve, the curve is called an orbit. Our pendulum has an infinite number of such orbits, forming a pencil of nested ellipses about the origin.

Minimum complexity of a chaotic system

Simple systems can also produce chaos without relying on differential equations. An example is the logistic map, which is a difference equation (recurrence relation) that describes population growth over time. Another example is the Ricker model of population dynamics.

Even the evolution of simple discrete systems, such as cellular automata, can heavily depend on initial conditions. Stephen Wolfram has investigated a cellular automaton with this property, termed by him rule 30.

A minimal model for conservative (reversible) chaotic behavior is provided by Arnold’s cat map.

Mathematical theory

Sharkovskii’s theorem is the basis of the Li and Yorke (1975) proof that any one-dimensional system which exhibits a regular cycle of period three will also display regular cycles of every other length as well as completely chaotic orbits.

Mathematicians have devised many additional ways to make quantitative statements about chaotic systems. These include: fractal dimension of the attractor, Lyapunov exponents, recurrence plots, Poincaré maps, bifurcation diagrams, and transfer operator.[7]

Dipnotlar

[a] Determinizm: Her hareketin hesaplanabilen ve önceden tahmin edilebilen bir sonuç doğuracağı inanışına determinizm deniyor. Bu felsefi düşünce binlerce yıl önce eski yunanda ortaya çıktı ve 16. yy dan beri de bilimin bir parçası oldu. Sir Isaac Newton, modern bilimde determinizmin savunucularına en belirgin örnektir. Newton un öğretilerinin özünde determinizm yatar çünkü meydana gelen her olay, tümüyle olayın öncesinde ne olduğuna bağlı olmayı gerektirir. mesela bir örnek verecek olursak bir cisim belli bir yükseklikten yere atıldığı zaman yere ne zaman düşeceğini hesaplamak deterministik bir yaklaşımdır.

Bu Konuyla İlgili Makaleler

1. Kelebek Etkisi ve Kaos Teorisi

Başvurulan Kaynaklar

[1] http://www.elyadal.org/pivolka/01/kaos.htm
[2] tr.wikipedia.org/wiki/Kaos_kuramı
[3] forum.donanimhaber.com/m_3374304/tm.htm
[4] http://www.anindatepki.com/genel-bilim/kaos-ve-kaos-teorisi/
[5] http://www.milliyet.com.tr/2007/09/23/pazar/yazhakan.html
[6] http://www.msxlabs.org/forum/bilim-ww/193420-edward-lorenz-edward-lorenz-kimdir-edward-lorenz-hakkinda.html
[7] en.wikipedia.org/wiki/Chaos_theory

YAHUDİLERİN GİZLİ İLMİ KABALA HAKKINDA HERŞEY ….


Kabala, insanın evrendeki pozisyonunu incelemek ve araştırmak için gerekli olan doğru bir yöntemdir. Kabala Hikmeti, bize, insanın neden var olduğunu, neden doğduğunu, neden yaşadığını, yaşamının amacının ne olduğunu, nereden geldiğini ve bu dünyadaki yaşamını tamamladıktan sonra nereye gideceğini açıklar.

Kabala manevi dünyaya erişmenin bir yöntemidir. Kabala bize manevi dünya hakkında bilgi verir ve onu çalışarak bizler başka bir anlayış geliştirebiliriz. Bu anlayışın yardımı vasıtasıyla üst-dünyalar ile iletişim içinde olabiliriz.

Kabala teorik bir çalışma olmayıp pratik bir çalışmadır. İnsan kendisini, kim olduğunu, neye benzediğini öğrenir. Kendini aşama aşama, adım adım değiştirmek için neye ihtiyacı olduğunu öğrenir. Araştırmasını kendi iç ben’i aracılığı ile yönetir.

Bütün deneyleri kendisi üzerinde, kendisi içinde yürütür. Bu nedenledir ki Kabala’ya “Gizli Hikmet” denir. Kişi, Kabala vasıtası ile meydana gelen, sadece kendisinin hissettiği ve bildiği içsel değişimlere uğrar. Bu değişim, bir kişi içinde meydana gelir; sadece o kişiye özgüdür ve sadece o kişi bunun farkındadır.

Kabala kelimesi, İbranice olan “Lekabbel” kelimesinden (almak) gelir. Kabala, eylemlerin nedenlerini “alma arzusu” olarak tanımlar. Bu arzu, çeşitli türden hazların alınması ile alakalıdır. Hazzı almak için, kişi genelde büyük bir gayret sarf etmeye isteklidir. Sorun şudur ki, kişi min alma arzusunun gelişmesini ve büyümesini sağlayan yöntemde belli bir düzen vardır. İlk aşamada, insan fiziki hazzı şiddetle arzular. Sonra, para, onur, şan ve şöhret arar. Hatta daha kuvvetli bir arzu kişiyi güç için şevklendirir. Sonra maneviyat için bir arzu, istek geliştirebilir, ki bu nokta piramidin tepesidir. Maneviyat arzusunun ne kadar büyük olduğunu fark eden kişi bu arzusunu tatmin etmen

Alma arzusunun aşamaları arasındaki geçiş kişinin yetenekleri ve sınırlamalarının farkında olmasını sağlar.

Kabala, üst-dünyalar ile duygu ve düşüncelerimizin kökenleri ile ilgilenir ki biz bunu anlamalıyız. Dünyalar üzerinde herhangi bir kontrolümüz olmadığı için duygu ve düşüncelerimizin neden ve nasıl yaratıldıklarını bilmeyiz. Tatlı, acı, hoş, kaba vs. şeklindeki deneyimlerimize şaşırırız. Psikoloji, psikiyatri ve öteki sosyal disiplinler alanı açısından bile, duygularımızı incelemek için bilimsel aletler geliştirmede başarısızdır. Davranışsal etmenler, anlama yetimizden gizli kalırlar.

Kabala, duyularımızı bilimsel olarak incelemek için geliştirilmiş olan bir sistemdir. Duygu ve arzularımızın hepsini alır ve her biri için, her bir fenomen için, her seviyede ki her bir anlayış ve duygu çeşidi için tam bir bilimsel formül sağlar.

Bu, zeka ile birleştirilmiş duyguları inceleme işidir. Başlangıç seviyesindeki öğrenciler için, geometri, matris ve diyagramlardan yararlanır. Kabala çalışırken, öğrenciler kendi duygularının her birini tanımlar ve bunları anlamaya başlarlar. Gücüne, yönüne ve karakterine göre ona hangi adın verilmesi gerektiğini bilirler.

Kabala Hikmeti antik ve kanıtlanmış bir yöntemdir. Kabala vasıtası ile kişi yüksek bir farkındalık (olayların farkında olma) alır ve maneviyat kazanır. Bu, gerçekten onun bu dünyada ki amacıdır. Kişi, maneviyat için bir arzu hissettiği zaman, bu maneviyat için bir hasret-özlem hissetmeye başlar ve sonrada Yaratan tarafından sağlanan Kabala Hikmeti vasıtası ile bu arzuyu geliştirebilir.in yollarını arar.

Kabala, Kabalist’in hedefini açıklayan bir kelimedir. Bu hedef insanın düşünen bir varlık olarak, bütün yaratılanların en yücesi olarak, ehil olduğu her şeyi elde etmesidir.

Ders 1

Bu derste incelenen başlıklar şunlardır:

1. Üç Kaynak: Raşbi, Ari, Baal HaSulam

2. 4 Aşama

3. Özgecil Olmak Uğruna Vermek

4. Misafir ve Ev Sahibi

5. Yaratan’a Eşit Olmak

6. Seçim Özgürlüğü

7. Birinci Kısıtlama

8. Yaratılışın Kökleri

9. Manevi Düzenin Yapısı: Partzuf

10. Almak Arzusunun Tatmini

Manevi dünyalarla ilgili olan bilgimiz, üst dünyalara dair bir algılama geliştirmeyi başarmış ve yazılarında bu dünyaların mekanizması ve yapısını tanımlamış kişiler tarafından sağlanmıştı. Bu dünyalarla temasa geçmeyi oluşturmanın yöntemleri de bize iletilmişti. Bu miras, – hala bu dünyada yaşarken – bize manevi dünyalara girmeyi, Yaratılışın tam bir bilgisini edinmeyi, Yaratılışın tam bir mükemmelliğini algılamayı, Yaratılışın amacını anlamayı ve var oluş amacımızı tamamen kavramayı sağlar.

Rav Michael Laitman tarafından verilen bu kurs üç kaynağa dayalıdır: 2. y.y. da yazılan Rav Simon Bar Yochai’nin Zohar’ı, 16. y.y. da yaşamış olan bir Kabalist olan Rav Y. Luira – Ari’nin eserleri ve en son olarak, 20. y.y. ortasında yaşamış olan Rav Yehuda Aşlag (Baal HaSulam)’ın eserleri.

Bu üç Kabalist, manevi dünyaların hakimiyetini sağlayan güncellenmiş bir metodu öğretmek için, birkaç kez reenkarnasyona uğramış bir ve aynı ruhtur. Bu şekilde de gelecek nesillerin Kabala çalışmasını kolaylaştırmışlardır.

Bu yegane, tek ruh Rav Yehuda Aşlag, Baal HaSulam’a hayat vererek son reenkarnasyonunda en üst seviyeye erişmiştir. Dünyamız ile yaptığı seyahati esnasında, bu ruh – ilk ruhun varlığın doğumundan evrenin ıslahının tamamlanmasına kadar geçen sürede – en yüksek seviyelerle başlayan manevi dünyaların yapısı üzerine açıklamalar sağlayabilmiştir.

Rav Yehuda Aşlag “Yaratan’dan çıkan Işık”ın varlıkları yaratma ve onlara haz vermek arzusunu oluşturduğunu söylemektedir. Bu aşamaya Kök (Şoreş) Aşaması veya 0. Aşama denilmektedir. İbranice’de ise buna (1. Şema da görüldüğü gibi) Behina Şoreş ya da Keter denir.

Sonraları, bu Işık haz alma arzusunun bununla mükemmel biçimde uyuşan bir Kli (kab/alıcı) yaratır. Işık Kli’yi doldurur ve onu memnun eder, ona haz verir. Bu, 1. aşama’dır, Behina Alef veya Hohma’dır.

Bu ışığın özelliği vermek, haz uyandırmak iken Kli’lerin özelliği ise alma ve hazzı tecrübe etmeden oluşur. Fakat, Işık, Kli’ye girdiğinde özelliklerini Kli’ye geçirmeye başlar ve Kli Işık gibi olmayı arzular; almayı istemek yerine artık kendini kısıtlamaksızın vermeyi ister. Bu aşamada, Kli Işık gibi olmayı, yani kendini kısıtlamaksızın vermeyi arzular ve böylece almayı rededer çünkü verecek hiçbir şeyi yoktur. Bu aşamaya 2. aşama denir; yani Behina Bet veya Bina denir.

Kli’nin boş olmasından dolayı, Kli ışığın amacının bir Kli yaratmak ve ona haz vermekten meydana geldiğini düşünmeye başlar. Açıkçası, Kli ışığın belli bir kısmını alırsa, hazzı sadece tecrübe edebilir.

Bir sonraki aşama, örneğin Işığın hazzın %10’unu alma arzusuna karşılık gelir, fakat Yaratan’a (ihsan) doğru dönme, yönelme niyeti ile beraber. Bu süreç esnasında karşılık (harmanlanmış) bir süreçtir, 3. aşama’dır, Behina Gimel veya Zeir Anpin denir.

Bu iki karşı öğeden oluşan bu duruma eriştikten sonra, “Kli-Arzu” kendini kısıtlamadan vermektense, almanın daha iyi olduğunu ve daha doğal olduğunu anlar. Almanın ve sahip olmanın orijinal özelliği tekrar ateşlenir. Kli’nin sadece %10’unu doldurmuş olan Hassadim ışığı, kendini kısıtlamaksızın vermek özelliğini Kli’ye geçirmez; ki bu da böylece almanın orijinal özelliğinin baskın olmasına neden olur.

Sonuç olarak Kli kendini hazzın %100 oranında doldurmak zorunda olduğuna ve bütün Işığı almak olduğuna karar verir. Bu, 4. aşama’dır, Behina Dalet veya Malkut denir. Tamamen dolmuş olan böylesi bir Kli gerçek, hakiki bir yaratılan varlık olarak tanımlanır zira arzuları kendi içinden gelmektedir ve bu, kendi bağımsız arzularına sahip olması, Işık ile dolmanın bağımsız arzusuna sahip olmaması halinde ki 1. aşama’dan farklıdır, çünkü Yaratan öyle istemiştir.

Sadece 4. aşama’da, Yaratan’dan gelen Işığı almanın gerçek arzusu yaratılan varlığın kendisi tarafından gerçekleştirilir. Işıktan haz almak için, bu 1.Arzu yaratılan varlığın içinde doğar.

2. Şemada da gösterildiği gibi, Hohma, Bina, Zeir Anpin ve Malkut Işığın çıkışının 4 aşamalarıdır. Yaratan’dan gelen Işık alma arzusu ya da gerçek yaratılanı oluşturmak içindir.

Dünyada, Yaratan’ın haz vermek arzusundan yaratılmış ve yaratılan varlığın bu hazzı alma arzusu dışında hiçbir şey yoktur. Bütün olası gelişme aşamalarında bütün yaratılanlar – cansız, bitkisel, canlı ve konuşan – ve her şey haz almak için Işığın bir kıvılcımını almayı arzular.

Yaratan – Işığı aldıktan sonra Yaratılan sonsuz ve daimi olan hazzı bencil bir şekilde değil de mükemmel ve mutlak bir biçimde tecrübe edebilsin diye – Yaratılan’ı yarattı. Eğer Işık Kli’ye girer onu tamamen doldurursa, bu durumda bu Kli artık alamaz çünkü arzu Işık tarafından doyurulmuştur ve arzunun yokluğunda haz da ölür.

Kendi maksadınız için almadığınızda, yani, sadece veren kişinin uğrunda haz aldığınızda, sonsuz biçimde almak olasıdır, yani verenin uğruna almak. Böylelikle Kli’ye giren Işık, alma arzusunu etkisizleştirmez.

Deneyim vasıtası ile biliriz ki aç olduğumuz ve bir şey yemeye başladığımız zaman belli bir vakit sonra – en leziz yemekler önümüzde olsa bile – artık açlığı hissetmeyiz.

Haz, hazzın kendisi ile onun için oluşan arzu arasındaki sınır üzerinde tecrübe edilir. Fakat, haz arzuya girip onu doyurur doyurmaz bu arzu yavaş yavaş solar. Ve şayet haz arzudan daha kuvvetli olursa bu çıkartmaya, nefrete bile neden olabilir.

Haz, nasıl sınırsız ve mükemmel bir şeye çevrilebilinir? Yaratan tarafından spesifik bir şema teşkil edilmiştir. Eğer insan hazzı içinde hisseder ise ama diğerlerine de haz verirse bu haz sonsuzdur çünkü bu arzu sadece hala verebileceği hazzın miktarına arzuyu verdiği kişiye bağlıdır sadece. Bu hazzı ne kadar çok insana verirsem daha çok hazzı ben kendim hissederim. Bu durum sonsuz bir mevcudiyet, mükemmellik üretir – ki bu, Yaratan’ın özelliklerinden birisidir. Bu, kesinlikle Yaratan’ın bizi teşvik etmek isteyeceği şeydir.

Eğer yaratılan varlık sırf almak isterse, kendini bozuk yozlaşmış bir ortamda sıkıştırılmış bulur. Sadece, içinde varolan şeyi hissedebilir. Eğer yaratılan varlık Yaratan’ın yaratılanı mutlu etmesinden kaynaklanan hazzını hissedebilse – aynı çocuklarına bencil olmayan biçimde veren bir anne gibi – sonsuz bir hazzı tecrübe edebilir.

En etkin uygulama mükemmelliğe denk gelir. Işık sadece basit bir hazzı iletmez aynı zamanda da sınırsız bir bilgi, sonsuz bir mevcudiyet, ben bilgisi, sonsuzluk hissi ve uyum vasıtası ile sağlanan hazzı da kapsar, ki bu şeyi içerir.

İdeal safha Işığı yaratılan varlık üzerine durmaksızın döken Yaratan’ı kapsar. Yaratılan varlık, sadece Işığı almayı isteyerek Yaratan’ı memnun ederse Işığı almaya razı olur. Bu sisteme, Yaratan’dan çıkan direkt ışığın aksine geri dönen Işık ya da Yansıtılan Işık denir.

Bu safhanın gerçekleşmesi için, öncelikle yaratılan varlığa doğru olan Direkt Işığı çeken, cezbeden bir arzunun var olması zorunludur. İkinci olarak yaratılan varlık Işığın yoluna bir perde yerleştirmelidir. Bu perde, sadece kendisi için hazzın tecrübe edilmesini önler ve yaratılan varlığa hazzı almasına olanak tanır ancak bu haz Yaratan için verebileceği miktarla orantılı biçimde olacaktır. Sonra, yaratılan varlık tamamen Yaratan gibi olur.

Başka bir deyişle, şu takas meydana gelir: Yaratan, hazzı kabul eden yaratılan varlığa mutluluk verir ve kişi bu mutluluğu sadece Yaratan’a haz vermek koşuluyla kabul eder.

Baal HaSulam, ev sahibi ve misafir ile ilgili olan çok basit ve sonsuz bir örnekten alıntı yapmaktadır. Ev sahibi, misafirine bir masa dolusu güzel yiyecekler sunar. Misafir oturur ama yemeye cesaret göstermez çünkü alıcı pozisyonunda olmak istememektedir ve ev sahibinin onu memnun etme isteginde samimi olup olmadığını bilmemektedir. Misafir utanır zira sahibi verirken o sadece alıcı durumundadır. İşte bundan ötürü ev sahibinin gerçek arzusunu anlamak için misafir sunulan yemekleri geri çevirir.

Şayet ev sahibi – misafirinden yiyecekleri onurlandırmasını isteyerek ve öyle yaparsa çok memnun olacağı hususunda misafirini ikna ederek – ısrar ederse bu durumda misafir yemeye başlayacaktır. Misafir öyle yapacaktır zira bunun ev sahibini memnun edeceğine ikna olmuştur ve artık ev sahibinden almadığını ama ona verdiğini hisseder; yani ona haz-mutluluk verir.

Roller tersine dönmüştür. Bütün yemekleri hazırlayan ev sahibi olsa ve davet eden olarak hareket etse bile, memnun etme arzusunun sadece misafirine bağlı olduğunu açıkça anlar. Misafir akşam yemeğinin başarısının anahtarını elinde tutar ve duruma hakim olur.

Yaratan, yaratılanı – Işığın etkisi altında sadece almadan dolayı utanacak – utanç duyacak biçimde yaratmıştır. Özgürce seçme özgürlüğünü kullanarak, yaratılan hazzın sadece bencilce tecrübe edilmediği bir seviyeye erişecektir, zira amacı Yaratan’ı memnun etmektir. Bu durumda yaratılan varlık Yaratan’a eşdeğer olur, Malkut, Keter seviyesine erişir ve ilahi özellikler elde eder.

Bu ilahi özellikler, bu duygular tanımların ötesindedir ve onları anlayamayız. Yaratan ile sadece benzeşmenin bir derecesini elde ederek manevi dünyalara yapılan giriş zaten sonsuzluk, mutlak haz ve kazanım anlamına gelir.

Kabala Bilimi Yaratılış’ı çözmeye çalışır. Bu bilim Dünyamızı öteki bütün dünyalar ve bütün evren – Yaratan seviyesine, sonsuzluk ve mükemmelliğin nihai derecesine ulaşmak için – ileri yönlü olan ıslahı (tikun) elde ederken üstünde yürümeleri zorunlu olunan yolu tarif eder, tanımlar. Bu dünyada yaşarken, günlük koşullarımız içinde ve bedenimizle giydirilmiş iken bu ıslah işine girişmemiz gereklidir.

Kabalistler, bu mükemmeliyet derecesine erişmişlerdir ve onu bizim için tanımlamışlardır. İstisnasız bütün ruhlar, doğru zamanda bu nihai seviyeye erişmek zorundadırlar. Dünyamızda ki ruhların reenkarnasyonu son ruh yolunu tamamlayana kadar devam edecektir. Sonraları manevi dünyaya girmek ve nihayetinde 0 noktasına, Keter’e erişmek için ıslahın mümkün olduğu yegane yer bizim dünyamızdır.

Süreç sadece tek bir yaşamda gerçekleşebilirmi? Hayır, bu imkansızdır. İnsan doğduğunda, zaten bu dünyada olan bir ruhu alır. Ruh, belli ıslah aşamalarını tecrübe etmiş ve deneyim kazanmıştır. Bundan dolayıdır ki günümüzde doğan insanlar daha önceki nesillere göre daha zeki ve daha çok tecrübeye sahiptir. Modern teknoloji, kültürel koşullar ve modern toplumda gelişen çeşitli değişmeler karşısında işlev görmek için daha çok hazırlıklıdırlar. Bizim neslimizde, Kabala çalışma arzusu git gide daha popüler olmaktadır. Son 20 ila 25 yıl içerisinde ruhlar öylesi bir tecrübe seviyesi kazanmış ve öylesine bir idrak seviyesine erişmişlerdir ki manevi bilgi olmaksızın kişi ilerleme yapamaz. Geçmişte ise, milyarlarca kişi içinde sadece bir avuç kişi belirsiz biçimde maneviyat gereksinimini hissetmişlerdir.

Sadece birkaç yıl içinde, kişinin ömrü süresince manevi kazanıma ulaşması mümkün olacaktır. Bu yaratılışın gayesidir, takdir edilmiştir. Her birimiz bir ve aynı Malkut’un (orijinal ruhun) bir parçasıyız ve bize belli özellikler ve bu dünyada oynamamız gereken belli bir rol bahşedilmiştir. Kabala’nın bilimsel sisteminin yardımı ile bu özellikleri değiştirerek, her bir parça en yüksek derecesine erişmek için kendi ıslahını gerçekleştirir.

Parçaların yolu Yukarı’dan takdir edilmiştir. Hepimiz bu dünyada belli bir ruh ve özel niteliklerle yaratılanızdır. Hiç birimiz ruhumuzu önceden seçmedik. Şunu söylemeye gerek yoktur ki (üzerinde yürüyeceğimiz) yolumuz da takdir edilmiştir. O halde ne yapacağız? Nerede kaldı özgür irademiz? Hangi anlamda şu veya bu eylemin yapıldığı basit bir mekanik element haricinde zeki birer varlıklarız? Kendimizi ifade etmemize izin vermek için Yaratan ne ölçüde kendisini geride tutmaktadır? Yaratan, bunu sadece bir koşulu gerektirerek yapar; kişi ıslah yolunda ilerlemeyi kendisi arzu etmek zorundadır ve bunu ancak kendi arzularını uyardığı güç ile orantılı olarak yapabilir.

Her birimiz başlangıç noktasından başlamalıyız ve en sonunda nihai noktaya erişmeliyiz. Bu hususta özgür bir irade yoktur. Yol içinde özgür bir irade yoktur çünkü herkes kendi aşamasından geçmek ve ileri yönde bu aşamaları kendi içinde bütünleştirmek zorundadır. Bir başka deyişle, yolu “yaşamak” zorundayız.

Özgürlük – her bir adımın gerekçesini ortaya koyarak ve ıslah sürecine maruz kalmak için en hızlı sürati seçerek ve Yaratan’a bağlanarak – yol boyunca meydana gelenlerle uyumlu olmak anlamına gelir. İnsana bağlı tek faktör budur ve yaratılışın özü de buradadır. Kişi kendi içinden gelerek en hızlı biçimde başlangıç koşulundan kurtulmayı, Yaratan’ın onu yarattığı biçimi ve özelliklerinin ıslahına maruz kalmayı ve en son noktada Yaratan’a bağlanmayı kendisi istemelidir.

Bu arzuyu ne kadar çok ifade etmesine bağlı olarak o kişiye insan denebilir, yoksa tamamen kişiliksiz bir yaratıktır. Kabala insana bağımsız, bireysel, gerçekten özgür bir şahsiyet olmasında ve bu nitelikte bir kişiliği geliştirmesine yardımcı olan tek gerçek bilimdir.

Bir Kli’nin (alıcı/kab) formasyonuna neden olan dört aşama arzudan arzuya (Aviut; hamlık, kabalık veya yoğunluk) göre değişebilir. Sıfırıncı aşama’da (Kök; Şoreş Aşaması) ve 1.aşama’da bu arzu soyuttur. Yaratılan varlık Yaratan’dan ne kadar uzakta durursa alma arzusu o derece kuvvetli, yoğun/kaba ve bencilce olur – daha çok istemektedir.

4. Aşama, Malkut, kesin ve mutlak bencilliktir ve bu arzusu kendi kararından ortaya çıkar. Her bir müteakip aşama bir öncekini kapsar: Keter, Hokma’dadır; sonra her ikisi de Bina’ya dahil edilir, her üçü Zeir Anpin’e dahil edilir. Malkut, bu dört aşamadan oluşur. Her bir önceki aşama bir sonrakini destekler ve onun mevcudiyetini sağlar.

4. Aşama onu tamamen dolduran ışığın hepsini almıştır. Işık Kli’i haz ile doldurduğunda Kli’nin Işıktan vermek özelliğini aşama aşama aldığını biliyoruz. Sonra, Malkut, bu özelliğin Işığın özelliğinin tamamen zıttı olduğunu hissetmeye başlar. Veren ile kıyaslandığında bencilliğinin farkında olur ve öylesine bir utanç duyar ki Işık almaktan vazgeçmeye ve boş kalmaya karar verir.

Işığın Malkut’dan rededilmesine Tzimtzum Alef (Birinci Kısıtlama) denir. Malkut boşaldıktan sonra veren ile dengeli bir durum oluşur; her ikisi de ne alır ne de verir. Karşılıklı bir zevk, haz yoktur. Bu durumda Malkut muhtemelen nasıl Yaratan’a eşit olabilir?

Misafir ve ev sahibi örneğini benzetme olarak alırsak, Malkut Işık’dan gelen her şeyi geri iter çünkü kendisini alıcı olarak hissetmek istememektedir. Sonra, şu koşulu oluşturur ki kendi hazzı için olmasa bile Işığın bir kısmını kabul edecektir çünkü Yaratan’ı memnun etmek istemektedir, zira bilir ki Yaratan yaratılanın hazzını istemektedir. Bu tarzda bir alma, vermek gibidir, bu nedenle Malkut şimdi veren olma konumundadır.

Eğer gerçek bir arzu hayata getirilecek ise Işığın dört aşamadan geçmesi gerektiğini görebiliriz. İçimizdeki arzunun doğuşundan önce, bu arzu – biz onu en sonunda hissedene kadar – Yaratan’dan gelen Işığın gelişiminin bütün aşamalarından geçer. Hiçbir arzu Işık olmaksızın ortaya çıkamaz. Önce Işık gelir, sonra da arzu.

Gelin, 4. aşama esnasında yaratılan Yaratılış’ın yapısını bir inceleyelim (3. Şema’ya bakınız). Yaratan’dan gelen Işığa Direkt Işık ( Or Yaşar ) denir, Malkut’un geri çevirdiği Işığa ise Yansıtılan Işık (Or Hozer) denir ve en sonunda Kli’nin içine kısmen giren Işığa ise İç Işık (Or Pınimi) denir.

Misafir, ev sahibi ve leziz yemeklerle dolu bir masa ile karşılaştığında, öncelikle herşeyi rededer, sonra ev sahibini memnun etmek ve ona haz vermek için – herşeyi tek lokmada miğdeye indirmk istemesine rağmen – biraz yemeye karar verir. Bu, kişinin kendi bencil arzusunu özgecil bir biçimde, başkalarını düşünerek kullanmak zorunda olması – anlamına gelir. Misafir olayları düşünmeye başlayınca, ev sahibi için bile akşam yemeğinin tamamını kabul edemez, bu yemeğin sadece bir kısmını kabul edebilir.

Bu, bir kısıtlama – sınırlama yaptıktan sonra, yaratılan varlığın özgecil biçimde Işığın küçük bir kısmını – örneğin; Işığın %20’ini – kabul etmesinin ve kalan %80’ini de geri çevirmesinin nedenidir. Yaratan için, yaratılan varlığın ne kadar Işığı kabul edeceğine karar verdiği yere Roş (Baş) denir. Işığı kabul eden parçaya ise Toh (İç Kısım) denir; ve son parçaya – ki boş kalır – ise Sof (son) denir. Bu, yaratılan varlığın kısıtlama – sınırlama yaptığı yerdir ve artık Işığı kabul etmez.

İnsan vücudu ile olan benzerlikleri kullanan yaratılışın çeşitli kısımlarına farklı terimlerle değinilmiştir. Fakat, kelimeleri kullanmak daha kolay ve daha uygundur.

Kabalistler kendilerini çok basit bir dille ifade etmeyi tercih etmişlerdir: dünyamızda ki her şeyin, Yukarı’dan aşağıya inen direkt bağlantılarla uyumlu olarak, manevi dünyalardan kaynaklanması olgusunu kullanarak; her manevi nesnenin dünyamızda ki bütün nesnelere doğru inmesi olgusunu kullanarak. Sonra, dünyamızda ki her şeyin bir ismi olduğu için, dünyamızdaki her nesnenin ismini alabilir ve o nesneyi doğuran manevi nesneyi seçmek için kullanabiliriz.

Dünyamızda ki taş örneğini ele alalım: Yukarı’da bu taşı meydana getiren bir güç vardır: O nedenle buna taş denilecektir. Tek fark şu ki “manevi taş” belli özellikle bahşedilmiş bir manevi köktür ve karşılığında da dünyamızda “taş” sıfatı ile maddi bir nesne olan bir dala karşılık gelecektir. Bu, dallar ve eylemler vasıtası ile manevi dünyalarda ki öğelere ve eylemlere değinebiliriz.

Otantik Kabala yazılarının hiç biri ne kadar dünyamız dilini kullanıyor olsalarda, dünyamızdan tek bir kelime dahi bahsetmez. Dünyamızın bütün nesneleri manevi dünyalarda eşleşen manevi bir nesnenin yansımasıdır.

Analiz ve değerlendirmeden sorumlu olan manevi bir nesnenin bölgesine Baş (Roş) denir. (4. Şemaya bakınız) Malkut’un üstüne yerleştirilmiş olan Perde’ye – ki Işığın içeriye girmesine izin verir – Ağız (Peh) denir. Işığın girdiği kısma vücut (Guf) denir. Guf’un içinde bir kısıtlama – sınırlama yaratan sınıra göbek deliği (Tabur) denir. Işığı boşaltan en alt kısıma ise son uç (Sium) denir. Bir bütün olarak bu nesne Yaratılışı, ruhu, Malkut’u oluşturur.

Böylece, Işığın gerçekten hissedildiği yer olan Guf bölgesinde, Toh’da Işığın %20’sini aldıktan sonra, Partzufu Saran Işığın, Or Makif’in dışarıdan yaptığı, baskıyı hissetmeye başlar. Der ki: “Işığın bir kısmını kabul etmek ne kadar haz verici olduğunu görüyorsun, dışarıda ne kadar hazzın kaldığını tahmin edemezsin, sadece biraz daha kabul etmeyi denesene. ” birazcık daha tecrübe etmektense, hiçbir şekilde haz tecrübe etmemenin daha iyi olduğunu anlayabiliriz. Haz hem içeriden hem de dışarıdan bir baskı uygular ve bundan ötürü ona karşı durmak çok daha zor hale gelir.

Hiçbir surette Işığı kabul etmezken, Partzuf uzun bir süre bu halde kalır, ama artık Işık hem içeriden hem dışarıdan baskı uygular. Eğer Partzuf biraz daha Işık kabul ederse, bu kendi zevki için hareket ettiği anlamına gelir çünkü bencilliğine olan direncinin gücü sadece %20’ye eşittir. Partzuf böyle hareket etmeyi rededer. Bir daha ileride böyle hareket etmemek için birinci kısıtlamayı gerçekten de yapmıştır. Bu tamamiyle uygun olmayabilir. İlk aşamayı tersine döndürmek için yani Işığı kabul etmeden önceki aşamayı tersine döndürmek için; tek bir çözüm vardır, bu da Işığı redetmektir. Ve bu eylem kesinlikle Partzuf’un yaptığı şeydir.

Tabur üzerine eş zamanlı biçimde Or Pinimi ve Or Makif tarafından uygulanan baskıya “Bituş Pınimi u Makif” (içten ve dıştan dövülme) denir.

Işığın Guf’un içine yayılması (bu durumda %20) nasıl meydana gelmektedir? İlk başta Peh de Roş (Baş’ın Ağzı) seviyesinde konumlandırılmış olan Perde (masah), Işığın %20’lik baskısı ile Peh’in altın – Guf’un içerisine, ta ki Tabur sınırına ulaşana kadar – getirilir.

Işık, Guf’dan atıldıktan sonra, Perde Işığı geri çevirerek Tabur’dan Peh de Roş’a doğru ileri yönde yükselir. Işık Guf’un içine yayılmadan önce Partzuf Roş’ta ki mevcut bütün bilgiye sahip olmuştur. Ne tür bir Işık olduğunu, ne tür bir haz getirdiğini öğrendi, kendi arzusunun ne olduğunu, kendisi için ne kadar kuvvetli bir gücün hazza karşı geldiğini anladı.

Bütün bu bilgiye göre ve de Partzuf’un Işık ile doldurulduğu durumdan ve Işığı kısıtlama durumundan geriye kalan bilgiye göre, Partzuf geçmişin bir hatırasını/izini tutar: Buna Reşimo denir.

Maneviyatta ne vardır? Sadece haz arzusu ve bu arzuyu tatmin eden haz. Partzuf’un kendisi için duyduğu arzu ile ilgili olan bilgiye Aviut denir ve Işığa karşılık gelen bilgiye ise – ki kendini Kli ile giydirir – Hitlabşut denir. Aslında sadece Yaratan ve yaratılanın var olduğunu söyleyebiliriz.

Daha önceki durumdan geriye, daima bir Hitlabşut Reşimo ve bir de Aviut Reşimo kalır. Bu iki parametre, Partzuf’un daha önceki durumunu tanımlamak için yeterlidir. Işığı geri çevirdikten sonra, Partzuf Işığın Gufda kaldığı zaman ne hissettiğini tam olarak bilir. Bu deneyim ile, nasıl hareket edeceğini ve ne tür hesaplamalar yapmak zorunda olduğunu öğrenmiş olur.

Aşağıda 5. Şema’da gösterildiği gibi, Partzuf artık Işığın %20’sini tutmanın mümkün olmadığını anlar. Bu sefer, Yaratan için bu hazzın %15’ini tutmaya karar verilir.

Bunun meydana gelmesi için, Partzuf’un biraz daha aşağı hareket etmesi gerekir, böylelikle Roş’u ve Peh’i daha önceki Partzuf seviyesinin altında konumlanmış olur. Perde’ye çarpan Işık geri itilir ve belki de sadece %15’i içeri geçer.

Hitlabşut’a ve Aviut’a nasıl karar verilir? Hesaplama Malkut’un (Aviut Dalet, 4. Seviye Arzusu) karşılık gelen Işık ile (Hitlabşut Dalet, 4. Seviyenin Işığı) tamamen dolduğu yer olan Ein Sof (sonsuzluk) Dünya’sında başlar. Malkut’un bu durumuna kısaca “Dalet-Dalet” denir ve (4,4) olarak belirtilir.

Bir sonraki Partzuf kendini artık Işık ile doldurmasını sağlayacak bilgiyi elinde tutar; bu, Aviut Gimel’e 3. Seviyenin Arzusuna karşılık gelir ve bu şekilde devam eder.

Bir sonraki Partzufim’in her biri, Yaratan için Guf’unu ışıkla doldurmak kapasitesini git gide azaltır.

Toplam 25 Partzufim vardır ve bunların herbiri yukarıdan aşağıya ortaya çıkarlar. Son Partzuf’un sırası geldiğinde, alt kısmı ayıran sınırı, manevi dünya ile bizim dünyamız arasında ki Bariyer’i (Mahsom) geçer ve bizim dünyamızda parlamaya başlar. Bizim dünyamız, Perde’nin yokluğu ile karekterize edilen Malkut’un bir durumudur.

Ders 2

Bu derste incelenecek başlıklar şunlardır:

1. Yaratılış’ın Amacı

2. Cansızlar, Bitkiler, Canlılar, Konuşanlar

3. Manevi Kanunları Kavramak

4. Haz

5. Kavrayışta ki İki Adım

6. Almak ve Vermek

7. Manevi Utanç

8. Hitlabşut ve Aviut

9. Bituş Pınim u Makif

10. Adam Kadmon’un Beş Parçası

İnsan, sınırsız ve mutlak hazzı almak için yaratıldı. Fakat böylesi bir duruma erişmek için, insanın, dünyaların sisteminin nasıl çalıştığını bilmesi gerekir.

Bu dünyaların kanunları manevi dünyadan verilir. Doğumdan önce ruhlarımız orada var idi ve yaşamdan sonrada ruhlarımız oraya geri dönecektir.

İlgi alanımız fiziki bedenimiz içinde olduğumuz bu özel dönem ve Kabala’nın öğretileriyle bu hayatı en iyi nasıl yaşayabiliriz?

Kabala, bizim için meydana gelen her şeyi tamamen nasıl kullanabileceğimizi öğretir. Manevi olarak yükselmek için, insanın her şeyi bilmesi ve kendisine sunulan bütün olasılıkları kesinlikle kullanması gerekir.

Dünyamızın değerini kavramak zorundayız: Cansızlar, bitkiler, canlılar ve konuşanlar. Ruhumuzun ve de onun gelişimini tanımlayan kuralları anlamamız gerekir.

Manevi gelişme kurallarına göre, insan hayatında en yüksek manevi dereceye erişmek zorundadır. İnsana – istenen seviyeye erişene kadar – şuan ki yaşamında olmasa bile, bir sonrakinde veya daha sonrakinde bir çok fırsatlar verilecektir.

Kabala, bize bu süreci hızlandırmamızda yardımcı olur. Yaratan, çok ilginç bir sistem teşkil etmiştir: İnsan ya herhangi bir acı çekmeksizin hayatının anlamını düşünmeyi kabul eder ya da böylesi acılar – onun kendisine sorular sormaya zorlanabilmesi için – kendisine gönderilecektir.

Başka bir deyişle, insan Yaratılış’ın amacına doğru gönüllü veya zorla bir ilerleme yapmasının hiçbir önemi yok; Kabala ona kendi arzusu ile ilerlemesinde yardımcı olur. Bu, en iyi yoldur ve insan ilerleme sağlarken mutlu olabilir.

Şu soruyu soranlar da vardır: Kabala acaba ev kredimi ödememde yardımcı olurmu, kişiye işinde yardımcı olabilir mi, ailevi meselelerde çözüm bulmasında yardımcı olabilir mi?

Esasında, Kabala bu sorulara belirsiz cevaplar vermez. Kabala bize Yaratılış’ın amacına erişmek için, en etkin biçimde bütün dünyamızı nasıl kullanacağımızı öğretir. Bu, bütün bu sorunları, problemleri kullanarak, Yaratan’ın bizi ittiği yöndür.

Kabala, kişiye hayatında ne tür bir manevi yükü almak zorunda olduğunu açıklar; yoksa sorunların nasıl çözüleceğini değil, günlük sorunlarımıza neden olan asıl soruna bir çözümün nasıl bulunacağını bize öğretir. Acı çekmek, sadece manevi tırmanışımızı sağlamak için yolumuza konulur.

Kişi, manevi dünyaların bütün kurallarını keşfettiğinde, kendisine yukarıdan gönderilen şeyin ne olduğunu ve bu güçlükleri en iyi şekilde nasıl ve niçin kullanacağını ve nasıl doğru biçimde hareket edeceğini bilir.

Esasında bize bir şey olduğunda ne yapmamız gerektiğini, nereye koşacağımızı kimi çağıracağımızı anlamayız. Günlük sorunlarımızı direkt çözmek, her zaman yaptığımız gibi onlardan kaçmaya çalışmak bizi amaca doğru ilerletmez, sadece yeni zorluklar, güçlükler yaratacaktır. Bu durumlar sadece, bizi yaratılışın amacına doğru daha da yaklaştırıp amaçlarını yerine getirdiklerinde, kaybolacaktır.

Manevi kuralları bilerek, bize bütün nedenleri ve sonuçları görme fırsatı verilir. Her şey, doğru perspektif ile gözlemleriz, bütün bağlantıları anlarız.

Bu şekilde adımlarımızın her biri bilinçli adım haline gelir. Hayat değişir ve artık çıkmaz bir sokağa girmişiz gibi gelmez. Doğumdan önce, şu anki hayatımız esnasında ve bu dünyadan ayrıldıktan sonra bütün koşullarımızı bir araya getiririz. Tamamen yeni bir mevcudiyet seviyesine erişiriz.

Şu anda, bir çok insan hayatının anlamı ve öteki manevi konuların manası üzerine düşünmeye başlıyor. Bu, daha önceki hayatları esnasında ruhlarında birikmiş olan geçmiş deneyimlerden dolayı meydana gelir.

Yaratan, insanın bu acıların özü ile bu acıların kökü üzerinde düşünmesine izin vermek için acıyı gönderir. Böylece, insan Onu anlamadan Yaratan’ı çağırabilir. Yaratan bizden ona bağlanmamız için gerekli olan arzuyu geliştirmemizi ister.

Fakat, insan eline doğru kılavuz kitabı aldığında, acılar tarafından zorlanmaksızın gayretli çalışma ile gelişebilir.

Doğru yolu seçerek, insan aynı acıyı zevk olarak hissedebilir; daha hızlı gelişir ve onun ilerisine geçer, aynı zamanda da onun amacını ve kaynağını anlar.

Böylece, Yaratan – daha önceden acı kaynağı olan bir Yaratan yerine haz kaynağına dönüşür. Bu yolda kaydedeceğimiz ilerlemenin mesafesi sadece bize bağlıdır.

Yaratan hazzı onu doğru biçimde kullanmamız için yarattı ve bizi yönlendirmek zorunda. Ulaşılamayacak bir haz için çabalamak bize acı çektirir ve onun peşinden – her nerede olursa olsun – koşmaya hazırız.

Başka bir deyişle acı, tatminin yokluğudur. Ama, arzunun peşinden koşmak herhangi bir iyilik getirmeyecektir. Hazzı aldığımız an ona olan ilgimizi kaybeder ve bir başka şeye atlarız.

Haz onu aldığımız anda kaybolur. Dünyamızda acının haz ile doldurulması imkansızdır. Hazzı sadece, ilk hissedildiği zaman, acı ile haz sınırında hissederiz. Tatmin arayışı gitgide hazzı matlaştırır, soldurur.

Memnun olmanın bu metodu yanlış ve bencilcedir. Sonsuz hazzı almamız için birisine nasıl vermemiz gerektiğini öğrenmeliyiz. Yaratan’ın bize haz vermek, bizi memnun etmek istediğini bilmemiz bunu yaşamamızdaki tek nedendir ve ancak bu şekilde kendi öz tatminimiz yerine O’nu memnun etme imkanımız olur.

Vermek için almalıyız.

Kelimelerin kifayetsiz olması nedeniyle bu süreç hakkında konuşmak zor, hatta neredeyse imkansızdır. Doğru bir idrak neredeyse imkansızdır. Doğru bir idrak, sadece Yaratan, kendisini ortaya çıkardığında, ortaya çıkar.

İnsanlar, Yaratan’ı Mahsom’u aştıktan, geçtikten sonra – yani bizim dünyamız ile manevi dünyalar arasındaki Bariyer’i geçtikten sonra – hissetmeye başlar. Bu, Gimar Tikun’dan önceki – Nihai Islah – 6000 adımdır. Her bir manevi adım Yaratan’ın yüzünün açılmasının bir derecesini ortaya koyar.

Nihai Islah, insanın bütün arzularının ıslahını takip eder.

Kabala çalışmasındaki ilk aşama, mümkün olduğunca çok alakalı ve uygun kitapları okumak ve mümkün olduğunca çok bilgiyi de sindirmekle meydana gelir.

Bir sonraki aşama ise öğrencinin ve grubun arzusu birbirine birleştiğinde oluşan grup çalışmasıdır. Öğrencinin Kli’si grup üyesinin sayısına orantılı olarak genişler, büyür.

İnsan, bireysel ilgisinin dışını hissetmeye başlar. Bizim durumumuzda ise Yaratan’ı simgeleyen gruptur, çünkü insanın dışında bulunan her şey Yaratan’dır. Kişi ve Yaratan haricinde hiçbir şey yoktur. Esas olarak, bütün manevi eylem – iş bir grup çatısında başlar ve biter.

Zaman boyunca, Kabalistler gruplara sahip olmuşlardır. Sadece bir grup çatısı içinde ve bu grubun üyelerinin beslenen karşılıklı bağlara dayalı olarak; öğrenciler manevi dünyaların idrakinde ilerleyebilirler.

Gimar Tikun, bütün insanların tekbir Kabalistik gruba döndükleri durumdur.

Her gün bunun daha gerçekçi olmasına karşın hala gidilecek çok yol vardır. Herhangi bir olayda, en yüksek manevi seviyelerde, her şey bu kazanım için – bütün kökler için, bütün kuvvetler için – hazırdır.

Genelde, iki aşamayı çalışırız: (i) Yaratan tarafından algılandığı şekli ile, bizim dünyamız seviyesine kadar gerçek, hakiki düşünce gelişirken; yaratılan varlığın yukarıdan aşağıya düşüşü (ii) insanın bu dünyadan bütün yolları katederek en yüksek dereceye çıkışı. Fiziki bir hareketten bahsetmiyoruz, zira bedenimiz bu materyal seviyede kalır ama manevi biçimde, çabalarımız ve gelişmemizin sonucu olarak.

Yukarıda (4. Şema’da) gösterilen Partzuf’da, iki durum mevcuttur: (i) Işığı aldığı ve bundan haz duyduğunda bu Kli’ye Hohma denir. (ii) Kli geri vermek istediğinde ve yine haz duyduğunda, buna Bina denir. Bu iki Kli birbirine zıttır; karşı karşıyadır.

Esasında, üçüncü bir durumda vardır; karışık durum. Bu, Kli’nin Yaratan için bir parça aldığı yerdir. Böylesi duruma Zeir Anpin denir. Burada, Hohma Işığın % 10’una ve Hassadim Işığının da % 90’ına sahibiz.

Eğer, Kli’de Hohma Işığı var ise, böylesi bir duruma Panim (Yüz) denir. Bu, Hohma Işığının miktarına bağlı olarak küçük veya büyüktür.

Nihai aşama, Malkut, yaratılan varlığın hakiki alma arzusudur, zira Hohma Işığını almak için sabırsızdır.

Orada ki Işık Malkut’u tamamen doldurur. Malkut’un bu durumuna Ein Sof, Sonsuzluk Dünyası; yani sınırsız almak denir.

Daha sonra, hala Işık almayı isteyen Malkut bu arzuyu kullanmamaya karar verir. Kendisi için olan alma arzusunun Yaratan’dan kendini uzaklaştırdığını anlar. O nedenle, İlk Kısıtlamasını yapar ve Işığı geri çevirir ve boş kalır.

Işığı geri çevirerek, Malkut özelliklerini Yaratan’a benzetir.

Geri çevirmek arzusu mutlak ve tam olarak hissedilir. Arzu kaybolmaz ve verici – alıcıya geri verirken ve böylece ona haz gönderirken alıcıyı sonsuz biçimde hisseder. Böyle yaparken Kli hem nicelik olarak hem de nitelik olarak hazzı sonsuz derecede hisseder.

Anlaşılıyor ki Yaratan Kli’leri yarattığında, Kli’leri öyle bir biçimde organize etti ki Kli’ler Işığın durmaksızın vermek özelliğini emerek Işığa benzerler.

Kişi şu soruyu sorabilir; Malkut Işığa nasıl benzer olabilir ve buna rağmen nasıl haz alabilir?

Daha önce de vurguladığımız gibi Malkut bütün arzularının üzerine anti-egoistik bir perde çeker. Perde’nin önüne Işık-Haz’ın %100’ü – Malkut’un alma arzusuna bağlı olarak – yerleştirilir, örneğin 100 kg. 100 kg.lık perde’yi Haz’zı alma arzusuna karşı koyan güç kullanarak Malkut bütün Işığı geri çevirir ve Yaratıcı’yı memnun etmeye yetecek kadar gerekli olan Işığı almaya karar verir.

Işığı böylesine alma kısıtlama olmaksızın vermeye eşittir.

Malkut’a gelen Işığa Or Yaşar (Direkt Işık) denir. Yansıtılan bütün Işığa Or Hozer (Geri dönen Işık) denir. İçeri giren Işığın % 20’sine Or Pınimi (İç Işık) denir.

Dışarıda kalan Işığın büyük bir kısmına Or Makif (Saran Işık) denir. Malkut’un alt kısmında – Or Hohma’nın girmediği yerde Or Hassadim vardır.

Ein Sof Dünyası’ında ki Malkut’un durumundan, geriye, bir Reşimo kalır. Bu Reşimo şunlardan oluşmaktadır: (i) Dalet’de Hitlabşut (Işığın niceliği ve niteliği ile ilgili olan bilgi) ve (ii) Dalet ve Aviut (arzunun gücü ile ilgili olan bilgi).

Bu iki tür hafızayı kullanarak, Malkut Yaratan için alabileceği ilk %20 Işık için Roş’ta hesaplamalar yapar. Vermeksizin almadan kaynaklanan manevi utancı hissetmek için öncelikle Yaratan’ı algılamak, O’nu veren olarak hissetmek, O’nun ihtişamını görmek gerekir. Sonra, O’nun özellikleri ve kişinin egoistik doğası arasında yapılan kıyaslama utanmak hissine neden olacaktır.

Fakat böylesi bir algılamaya erişmek için, kişinin öğrenecek çok şeyi vardır. Yaratan’ın ihtişamı yavaş yavaş ortaya çıktıkça, O’nun için bir şey yapma arzusu belirecektir.

Yüce’ye vermek almak gibi bir şeydir. Bunu kendi dünyamızda da gözlemleyebiliriz. Şayet önemli bir kişiye bir iyilik yapma fırsatına sahip olursak, kişi bunu zevkle ve neşe ile yapacaktır.

Bütün işlemlerimizin amacı Yaratan’ı ortaya çıkarmaktır. O’nun Güç, Kudret ve ihtişamını. Bu seviyeye ulaşıldığı vakit şahit olacağımız şey bize – Yaratan’ın iyiliğine karşılık olarak bir şey yapmak için – enerji kaynağı olarak hizmet edecektir.

Vurgulanmalıdır ki Yaratan’ın görünmesi – sadece kişi bu görünmeyi özgecil amaçlar için yani özgecil özellikleri edinmek için kesin bir arzuya sahip olduğu zaman – meydana gelecektir.

Işığın bir bölümünü alan ilk Partzuf’a Galgalta denir. Bituş Pınim u Makif’ten – yani Tabur’da ki (Göbek Deliği) Perde’de her iki Işık (Or Pınimi ve Or Makif) tarafından çarpıldıktan sonra – sonra, Partzuf anlar ki dışarıdan baskı yapan Işığın yarattığı arzulara karşı direnemeyecektir.

Partzuf Işığı geri çevirmeye karar verir. Şu an ki durumda, bu karar herhangi bir sorun yaratmayacaktır çünkü hazzın hiç biri Partzuf tarafından hissedilmez.

Işığı geri çevirdikten sonra, Perde kalkar, zayıflar ve Roş’un Peh’ine katılır. Bu eyleme Hizdakut (Arınma) denir.

Bilakis, Işığın etkisi altında Perde aşağı indiğinde, Aviut’u artar.

Işığı ilk Partzuf’tan geri çevirdikten sonra, geriye Reşimot kalır: Dalet de Hitlabşut ve Gimel de Aviut’un bir miktarı kaybolmuştur çünkü Partzuf Dalet’in daha önceki miktarı ilk çalışmanın imkansız olduğunu farketmiştir.

Aviut Gimel’e göre Perde, Peh de Roş’tan Aviut Dalet’in seviyesinden daha aşağı iner. Şayet Dalet seviyesindeki Partzuf’un Galgalta’sının Peh’i olursa, bu durumda Gimel seviyesi onun Hazeh’idir.

Tekrar Işık yukarıdan Perde’ye baskı uygular, Perde onu geri çevirir ama sonra Reşimot’un (Reşimo’nun çoğulu) etkisi altında Işığı Galgalta – Tabur’a kadar almaya karar verir ama daha aşağısına değil.

Fakat, Galgalta’nın Partzuf’u bile Tabur’unun altında Işığı alamamıştır. Şimali yayılmakta olan İkinci Partzuf’a AB denir.

Tekrar Bituş Pınim u Makif eylemi ortaya çıkar; yani Işığı geri çevirme ve yeni bilgiler (Reşimo) Partzuf’u doldurur.

Bu, Gimel’de Hitlabşut (3. Seviye’nin Işığı, [AB’da ki gibi olan 4. Aşama’nın değil]) ve Bet de Aviut (Bituş Pınim u Makif’ten dolayı Aviut’un tekrar bir seviye kaybedilmesi) dir.

Bundan dolayıdır ki Işık geri çevrildiğinde ilk başta AB’ın Peh’i seviyesine kadar çıkan Perde şimdi AB’nin Hazeh seviyesine kadar iner.

Bu noktada, Gimel-Bet’in Reşimot’u üzerinde bir Zivug (Çiftleşme) tarafından yeni Partzuf biçimlendirilir (3,2). Bu yeni Partzuf’a SAG denir.

Daha sonra, yeni bir Bituş Pınim u Makif, Perde’yi Bet-Alef Reşimot’u ile beraber SAG’ın Peh de Roş’una kadar yükseltir (2,1).

Sonra, Reşimot’a göre Perde 4. Partzuf MA’nın ortaya çıktığı yerden SAG’ın Hazeh’ine iner. Daha sonra, 5. Partzuf BON, Alef-Şoreş’in Reşimot’un dan oluşturulur.

Her bir Partzuf 5 bölümden oluşur: Şoreş (Kök), Alef (1), Bet (2), Gimel (3) ve Dalet (4). Bunlar olmaksızın hiçbir arzu ortaya çıkmayabilir. Bu oluşum asla değişmeyen katı bir sistemdir.

Son aşama, Dalet, daha önceki bütün 4 aşamayı da hisseder ve bu arzuların yardımıyla Yaratan tarafından yaratılandır. Dalet her bir arzuya bir isim verir ve Dalet’in her an Yaratan’ı nasıl gördüğünü tanımlayan şey bu isimlerdir.

Bundan dolayı Dalet’in kendisi “Yaratan” ismi ile çağrılır: “Yood-Hey-Vav-Hey” –Y-H-V-H. Daha sonra bu harfler ayrıntılı biçimde incelenecektir. Bir insanın iskeleti gibidir, büyük de olabilir küçük de, oturuyor veya ayakta da olabilir, ama aynıdır, değişmez.

Eğer bir Partzuf Hohma Işığı ile doldurulursa, ona AB denir ama Hassadim Işığı ile doldurulursa ona SAG deriz. Partzufim’in (Partzuflar) bütün isimleri bu iki Işığın kombinasyonuna dayalıdır.

Kutsal kitaplarda tanımlanan her şey, farklı oranlarda Hassadim Işığı ya da Hohma Işığı ile doldurulmuş, manevi Partzufim’den başka bir şey değildir.

Beş Partzufim’in (Galgalta, AB, SAG, MA ve BON) doğuşundan sonra, bütün Reşimot kaybolur. Yaratan için Işıkla doldurulabilinecek olan bütün arzular tüketilmiştir.

Bu aşamada, Perde Yaratan için Işık alma yeteneğini tamamen kaybeder ve hiçbir şey almadan egoizme sadece direnebilir.

Birinci Kısıtlamadan sonra, Malkut’un en sonunda ışığın beş parçasını alabileceğini anlarız. Beş Partzufim’in doğumuna Adam Kadmon’un dünyası denir. Malkut beş Reşimot’unu bitirmiştir.

Ein Sof Dünyası’nın Malkut’unun tamamen Işık ile doldurulduğunu görüyoruz. Birinci Kısıtlama sonrasında, Partzufim’in yardımı ile sadece kısmen Tabur seviyesine kadar dolacaktır.

Malkut’un görevi artık Yaratan için son bölümünüde ışıkla doldurmaktır. Bu bölüme, Sof (Son) denir ve Tabur’dan Sium Raglin’e (Bacakların Nihayetlenmesi) doğru yayılır.

Yaratan Malkut’u sınırsız haz ile doldurmayı ister. Buna erişmek için gerekli olan tek şey; Malkut’un kalan kısmını ışıkla doldurarak ya da başka bir deyişle Yaratan’a tekrar hazzı gönderme kuvvet ve arzusuna sahip olabilmesini sağlayacak koşulları yaratmaktır.

Bir sonraki bölümde, bu sürecin nasıl oluştuğunu göreceğiz.

Ders 3

Bu derste incelenen başlıklar.

1. 5 Duyu

2. Görünme

3. Manevi Dünyalarda ki Düzeltmeler

4. Saran Işığı Çekmek

5. Ego’yu Islah Etmek

6. Manevi Dünyalara Giden Kapı

Duyularımızdaki önemsiz bir değişim bile realitede ve dünyamızla ilgili olan algılamamızı önemli derecede değiştirecektir.

Duyumsadığımız her şeye Yaratılış denir. Duyularımız öznel olduğu için yarattığımız resimde öznel olacaktır.

Bilimadamları duyumlarımızın sınırlarını genişletmeye çabalarlar (mikroskoplar, teleskoplar, sensörler v.s ile), ama bu aletler onların özünü değiştirmezler.

Sanki duyu organlarımız tarafından tutsak edilmişiz gibiyizdir. Dışarıdaki bütün bilgi duyularımız vasıtası ile bize sızar, içimize girer: Görsel, işitsel, tatma, dokunma ve koklamamız vasıtası ile.

Alınan bilgi kişinin içinde bazı işleme maruz kalır, duyumlanır, bir algoritma sonrasında değerlendirilir. Benim için iyi midir yoksa kötü müdür?

Yukarıdan bize 6. Duyu organını yaratma fırsatı verilir. Bu, Kabala Biliminin yardımı ile edinilir.

Benzer fikirli insanların oluşturduğu bir grupta hakiki kaynakları kullanarak ve hakiki bir öğretmenin kılavuzluğunda eğer Kabala’yı doğru biçimde çalışırsak, duyu organlarımızı nitelikli olarak değiştirebiliriz ve Yaratıcı’yı, manevi dünyaları keşfedebiliriz.

Kabala yaratılan yegane şeyin zevk ve haz alma arzusu olduğunu öğretir. Beynimiz, sadece bu duygunun gelişimini hedefler ve onu doğru biçimde ölçülendirir. Beyin yardımcı bir aletten başka bir şey değildir.

Kabalayı doğru biçimde çalışmanın vereceği sonuç gerçek bir evrenle ilgili olan ayrıntılı bir tecrübe ve dünyamızla ilgili şu an ki algılamanın olabildiğince açık olmasıdır.

Her iki dünyanın algılaması bize tam ve geniş ölçekli bir resmi, en yüksek gücü ve bütün evreni kontrol eden Yaratıcı’yı verir.

Kabala, insan tarafından algılanan yeni duyular ve duygulardan bahsetmektedir; bunlar insanın beyninde değil kalbinde görünürler. Kalp, basit bir pompa olsa bile insanın iç tepkilerine karşılık gösterir.

Esasında duyularımız – duygularımız – saf bir manevi maddedir. Onları yaşatıp hissetmemize olanak sağlayan çeşitli organlar da birer manevi doğadır. Kalp sadece tepki gösterir çünkü çeşitli tepkimelere göre vücuda enerji vermek için çalışır.

Başlangıç durumunda, bizden bir şeyin saklı olduğunu anlayamayız ya da algılayamayız. Fakat, çalışmamız esasında bu olguyu anlamaya başlarsak, bu bile doğru yönde yapılmış ileri yönlü bir adım olur.

Üstelik bizimle iletişime geçen, bize farklı durumları gönderen daha yüksek bir gücü anlamaya başlarız ve bunun nedenleri ve etkileri böylece daha açık hale gelir. Bu zaten Yaratan’ın belli bir derece kendisini göstermesidir.

Kişi, Yaratan’ın kendisine gönderdiği ile uyumlu olarak kendi eylem ve işlerini değerlendirmeye ve kendi eylem ve tepkilerini eleştirmeye başlar.

Düşünür ki “Bu bana Yaratan tarafından – Onu tekrar bırakayım diye – gönderildi” ya da “Bu durumda farklı davranmalıyım.” Şeklinde düşünür. Böylesi öz eleştiriler insanı, insan seviyesine çıkarır çünkü daha önceki gibi iki bacaklı bir yaratıktan başka bir şey olmuştur.

İnsan, Yaratıcı’yı hissetmeye başlar ve kendisi için hangi eylemlerin yararlı hangi eylemlerin zararlı olduğunu anlar.

İnsan alakalı bütün nedenleri ve etkileri gördüğü için neyin yararlı olduğunu ve neyin yararlı olmadığını öğrenmeye başlar. Doğal olarak, bilinçli bir insan kendisine mükafat ya da ceza sağlayan bir mekanizmanın işleyişine aykırı davranmaz.

O nedenle de, Yaratan’ın kendini göstermesi insana en yüksek yarar ile sonuçlanacak biçimde her bir özel olayda doğru biçimde hareket etme fırsatı verir. Bu durumda, böylesi bir kişiye Tızadik (erdemli kişi/haktan yana) denir. Yaratıcı’yı algılar, bunun hem yaptığı bütün iyiliklerin ödülü, hem de bir emre karşı gelmemesinden dolayı ilave bir ödül olduğunu kavrar.

Erdemli bir kişi daima Yaratıcı’yı haklı çıkarır. Kişi daima manevi emirleri yerine getirirse ona daha da çok Işık girer. Bu iç ışığa Kutsal Kitap denir.

Yaratan’ın daha çok görünmesinden sonra, insan manevi merdiveni tırmanır ve her bir basamağında ruhani bir emri yerine getirir, karşılığında da ışığın yeni bir bölümünü alır. Kendisi için iyi ya da kötü olsun hiç farketmez, kendisi olmaksızın eylemleri gerçekleştirmesinin mümkün olduğu bir seviyeye ulaşana kadar, daha erdemli olur.

İnsan Yaratıcı’yı kesinlikle merhametli olarak ve O’nun eylemlerini de mükemmel olarak görür. Bütün bunlar, Yaratan’ın belli bir derecede olan görünmesinin bir neticesidir.

İnsan 6000 basamak boyunca yürürken, Yaratan’ın kendisine ve arkadaşlarına yaptığı her şeyin bütün yaratılan varlıkları sonsuza kadar memnun etme, onlara mutluluk vermek arzusundan kaynaklandığını anlar. Sonra, insan sonsuz bir minnettarlık ve bütün eylemleri ile Yaratıcı’ya teşekkür etme arzusuyla dolar.

Bu davranışlar Yaratan’a vermeye yöneliktir. O’nu daha da fazla memnun etmek için daha fazla şey yapar. Böyle bir koşula Yaratan için sonsuz ve ölümsüz sevgi denir.

Bu aşamada insan Yaratan’ın geçmişte kendisine sadece iyiliği arzuladığını anlar. Önceleri, insan ıslah edilmemiş, düzeltilmemiş durumda iken Yaratan’ın kendisini sık sık sıkıntıya soktuğuna ve ona acı getirdiğine inanırdı.

Yüce Yaratan’ın Işığı değişmez, ama rahatsızlık uyandıran bir arzu soktuğu vakit, bu arzu nefret hissi uyandırır.

Manevi dünya sadece olumlu ve olumsuz durumların eşiğinde algılanır. Kişi olabilecek herhangi bir durumdan korkmamalıdır.

Kişi Kabala çalışmaya başladığında, daha önce bilinmeyen sorunları aniden ortaya çıkmaya başlar. Kabala öğrenmeksizin, bu birkaç yılınızı almış olabilirdi. Şimdi, bu süreç sadece hızlandırılmıştır.

Bu olayın meydana gelmesi için, kişi “on yıla bir gün” oranında yararlanabilir. Bu, herkes için planlanan olayların sayısının azalttığı anlamına gelmez. Daha ziyade, daha kısa bir ömürde bu olayların süresi kısaltılır.

Eğer bir öğrenci egosunu, gururunu ve yüzeysel bilgisini azaltırken grup derslerine, devam eder ve doğru biçimde dinler ise duyduğu şeyi araştırmaya ve ona daha çok dikkat etmeye başlar.

Çalışılan materyal ile ilişki içindeki manevi Işığı çekmek amacıyla, yukarıdan aşağıya dünyaların çıkış sürecini çalışırız, inceleriz.

Bu Işık aşama aşama Kli’lerimizi temizler, ıslah eder ve özgecil hale getirir.

Sadece birkaç gün önce başlayan öğrencilerle 10 yıldır çalışanların beraber oturduğu öğrenci gruplarına sahibiz, herkes engellenmeksizin beraber ilerleyebilir.

Esasında, günümüzde öğrenciler daha büyük bir herşeyi anlama arzusu ile gelirler, ruhları daha tecrübeli ve daha hazırdır.

Temelde Kabala çalışma süreniz önemli değildir. Önemli olan öğrencilerin grup şevkine ne ölçüde katıldığı, grupla nasıl birleştiği, saygı vasıtasıyla kibrini nasıl yok ettiğidir. Grupla olan bu birleşmeden dolayı birkaç saat sonra kişinin kendi çabası ile elde edilmesi onun yıllarına mal olan manevi seviyelere ulaşması mümkündür.

Gerçek Kabala’dan çok uzak olan maneviyatı edinmemiş ve dini fanatiklerden ve sahte Kabalistlerden kişinin uzak durması gerekir. Kişi sadece hakiki edebiyatı çalışmalıdır ve bir öğretmen tarafından yönlendirilen tek bir gruba ait olmalıdır.

Kabala’yı keşfettiğimde dünyanın, kozmosun, gezegenlerin, yıldızların, v.s.’nin nasıl dizayn edildiğini anlamak istedim. Uzayda bir hayat olsun ya da olmasın, bunlar arasında ne tür bir ilişki vardır.

Çeşitli biyolojik yaşam biçimlerine ve onların anlamlarına ilgi duymuştum. Benim uzmanlık alanım sibernetiktir. Organizmaların düzenlenme sistemini keşfetmeyi istiyordum.

Bu yolda ilerlerken, yukarıdan Kabala’ya doğru içime bir dürtü geldi. Daha da çok bilgiye sahip oldukça, böylesi konulara git gide daha az ilgi duydum. Kabala’nın biyolojik hayatla, yaşamla ve ölümle ilgili olmadığını anlamaya başladım, zira bunlar manevi alanla ilgili değildiler.

Manevi dünya maddi dünyanın içine sızar ve onda var olan herşeyi biçimlendirir: cansızlar, bitkiler, hayvanlar ve insanlar.

Kabala sayesinde, dünyanın manevi köklerini ve bu köklerin ilişkilerini anlayarak dünyamız doğru biçimde incelenebilir. Örneğin; Baal HaSulam tarafından yazılan Talmud Esser HaSefirot çalışması bize manevi dünyalardaki ruhun doğumunu anlatır. Eğer kişi onu kelime kelime okur ise, bu anne karnında, hamilelik dönemlerinde, doğumda ve emzirmedeki insan kavramından bir farklılık göstermez. Saf bir ilaç gibi görünür.

Sonra, kişi dünyamızda manevi konumların gelişiminin böylesi sonuçlarını neden algıladığımızı kavramaya başlar. Ruhun gelişimi dünyamızda vücudun gelişimini tanımlayan bir dilde açıklanır.

Çeşitli türdeki yıldız falları, astroloji ve kehanetlerin Kabala ile hiçbir alakası yoktur. Bunlar vücut ile alakalıdır ve vücudun hayvani özelliği farklı şeyleri duyumsar. Kediler ve köpekler de bazı doğal fenomenlerin yaklaşmasını hissedebilir.

Günümüzde bir çok insan kendilerini, yaşamlarını ve kaderlerini değiştirmeye çalışarak “Yeni Çağ” teknikleri diye adlandırılan metodlara hücum etmekteler. Kader esasında değişebilir eğer ki ruhunuza baskı yapar ve onu nasıl kontrol edeceğinizi öğrenirseniz.

Manevi dünyanın kanunlarını çalışırken, kendi dünyamızın kanunlarını anlamaya başlarız. Fizik, kimya, biyoloji gibi bir çok bilim dalı Kabala bakış açısından ele alındıklarında daha basit ve daha anlaşılır hale gelir.

Yine de insan doğru manevi seviyeye eriştiğinde, maddi bilimleri pek de umursamaz zira onlar daha az düzenlidir. Manevi olarak düzenlenmiş maddeler şimdi en fazla yararı veren ve fazla öneme haiz şeylerdir.

Kabalist, aşağı inmenin değil, şu anki manevi seviyesinden yukarı çıkmanın rüyasını görür. Herhangi bir kabalist eğer isterse bütün bilim dallarının gelişimlerinin köklerini algılayabilir.

Baal HaSulam, Rav Aşlag, bazen manevi ve maddi bilimler arasındaki ilişkiye dair yazılar yazmıştır. Büyük bir Kabalist olan Vilna’lı Gaon manevi maddi konular arasında kıyaslama yapmaktan haz duymuştur. Hatta geometri üzerine bir kitap bile yazmıştır. En yüksekteki manevi dünyaları algılayarak, oradan aşağıya bizim dünyamızın bilimi ile direkt bir bağlantı kurabilmiştir.

Kendimize gelince; manevi dünyalar hakkında hiçbir bilgimiz olmadığı için kelimeleri telafuz ederek sadece bu kitapları okuyabiliriz.

Fakat sadece bu dünyaları bile telafuz ederek, yazarın bulunduğu belli seviyeden Or Makif’i alarak, çekerek maneviyata kendimizi görünmeden bağlıyoruz. Hakiki Kabalistler’in kitaplarını okuduğumuzda, Or Makif’in bizi ileri taşımasına izin veririz.

Kabalist ruhların çeşitleri ve seviyelerin farklılığı, Kabalist eserlerde ifade edilen stil, üslup çeşitliliğini ve de bunları çalışırken çekebileceğimiz, alabileceğimiz Işık yoğunluğunun çeşitli derecelerini de açıklar.

Fakat, Kabalistik ve kutsal kitaplardan ve onların özel kısımlarından çıkan Işık daima var olmuştur.

Kabalist Hz. Musa kendi halkının çölde boş boş, avare avare dolaşması hakkında bir kitap yazmıştır. Eğer biz bu eseri edebi açıdan hikayeler şeklinde düşünürsek, bu durumda ne onun ne de diğer kabalistlerin yazdıkları üzerimizde hiçbir etkiye sahip olmayacaktır.

Ama, daha derine girersek ve orada gerçekten tanımlanan şeyi anlarsak o zaman Hz. Musa’nın yazdığı Beş Kitap içinde manevi dünyaların idrakinin bütün derecelerinin yorumlanıp açıklandığı bir Kabalistik vahiy olur. Bu kesinlikle Hz. Musa’nın ve diğerlerinin iletmek istediği şeydir.

Aynı şey Kral Süleyman’ın “Şarkıların Şarkısı” isimli eseri içinde geçerlidir. Her şey onun nasıl okunduğu ve algılandığına bağlıdır. Ya sadece bir aşk şarkısı veya manevi bir vahiy ki bu hususta Zohar Yaratan’la olan bağın en yüce ilişki olduğu şeklinde yorumda bulunur.

İçeriği Yaratan ile ilgili fikirleri ve ulaşılması gerekli olan hedefleri tetikleyerek gerçek Kabalistik kaynakları bulmak önemlidir.

Kişiyi gerçek hedefinden saptıran kaynaklar herhangi bir yarar sağlamayacaktır. Saran Işık, Or Makif kişinin arzusuna göre çekilir, alınır. Kişinin arzusu gerçek amacı hedeflemez ise Işık parlamaz.

600.000 adetlik bir Ruhtan bahsediyoruz; bu nereden kaynaklanır? 6 sefirot’tan yapılı olan bir partzuftan ve herbirisi karşılığında 10’dan meydana gelmişlerdir. Bu Partzuf 10.000’lik bir seviyeye yükselmiştir. O nedenle de rakam 600.000’dir.

Sürekli olarak – ne olursa olsun – farklı arzular besleriz. Gelişmemiz bu arzuların seviyesine bağlıdır.

Başlangıçta arzularımız en alt seviyededir, güya hayvani arzular seviyesinde. Sonra, bu arzular zenginlik, onur, sosyal pozisyon ve v.s. için olan başka arzular tarafından takip edilir.

Daha yüksek bir seviyede, bilgi, müzik, sanat, kültür, v.s. için olan arzular yer alırken. En sonunda, maneviyat için daha yüksek bir arzu buluruz.

Böylesi arzular – nesillerin gelişmesiyle bu dünyadaki bir çok kere bedene bürünme (reenkarnasyon) sonrasında – ruhlarda aşama aşama ortaya çıkar.

Dünyamızda, önce esasında hayvan doğası yaşamında yaşayan ruhlar bedene büründürülürdü. Sonra, gelecek nesillerin ruhları para, onur ve güç arzusunu tecrübe ettiler. En sonunda, bu bilim için olan bir arzuya ve sonra da bilimin sağlayamayacağı daha yüksek bir şeyin arzusuna neden olur.

İnsanın iki farklı arzuyu tecrübe etmesi imkansızdır, çünkü bu arzuların gereğince tanımlanmamış oldukları anlamına gelebilir.

Dikkatli biçimde analiz edildikten ve seçildikten sonra, tek ve yegane arzu görülür. Bir insan bir kaç arzuyu eş zamanlı olarak alır. Sonra, eğer seviyesini doğru biçimde değerlendirebilirse bu arzulardan sadece birini seçer.

Manevi Kli 600.000 parçaya parçalandı ve Perde’sini kaybetti. Şimdi Perde yeniden inşa edilecektir ve geri dönüş yolunu “yaşayabilmeleri”, ne olduklarını hissedebilmeleri ve kendilerinden Yaratan’ı yaratabilmeleri için bu görevi kırık parçaların kendileri gerçekleştirmek zorundadır.

Manevi Kli iki parçadan oluşur: 1. Bölüm, Peh’den başlar Tabur’a gider ve Kelim de Aşpa (İhsan Kli’si) denir; karşılıksız vermek olan arzulara tekabul eder. Özlerinde egoist olmalarına rağmen, karşılıksız vermek prensibiyle hareket ederler. 2. Bölüm Tabur’dan başlar ve tümüyle bencil arzularla ve sadece kendisi için almak prensibiyle hareket eder, Kelim de Kabala (Almak Kli’si) olarak adlandırılır.

Olayın özü alt arzuların aksine üst arzularda bir perde vardır. Partzuf’un üst kısmına Galgalta ve Eynaim denir; ve alt kısmına da AHP denir. Sonuç olarak üst arzuların iyi ve alt arzuların kötü olması gibi birşey söz konusu değildir, ancak “üst” arzular küçük ve “alt” arzular büyüktür.

Daha zayıf arzular kendi ıslahlarına önce başlar, bu süreç için fazla bir vakit gerektirmezler. Sonra, Tabur’un altındaki arzular ıslah edilir, bunlar daha bencildirler.

Galgalta ve Eynaim olarak adlandırılan özgecil arzuların önce ıslah edilmesi sonra da AHP şeklinde adlandırılan egoistik arzuların ıslah edilmesi gerekir. Bu sürecin sonunda, her şey tekrar bir tek ortak Kli ile birleşir. Bundan dolayıdır ki özgecil Kliler ve egoistik Kliler arasındaki fark ıslahın zamanlamasındadır.

Galgalta ve Eynaim’in ıslahının vakti gelmiştir ve arzuları ortaya çıkarılmıştır. Yüksek bir gelişme derecesine artık ulaşılmıştır.

Öte yandan AHP arzularının ıslahına geçemez zira arzuları hala gizli biçimde saklıdır.

Fakat vakit geldiğinde, Galgalta ve Eynaim arzularına kıyasla AHP’nin arzularının ne kadar büyük olduklarını anlayacağız. Bu ruhlar ıslaha başlar başlamaz, Galgalta ve Eynaim’in zaten ıslah olmuş ruhları onlar sayesinde yükselmeye başlayacaktır.

Gelecek olan ıslahtan dolayı egoistik Kelim, AHP, Galgalta ve Eynaim, özgecil Kelime büyük talepte bulunur. Galgalta ve Eynaim’in bir çoğu ıslahına henüz başlamıştır ve AHP’nin ıslahına engel olurlar.

Manevi dünyalara erişmek için, bizim neslimizin çok özel bir edebiyatı okuması gerekmektedir.

Bugün, bu Talmud Esser HaSefirot’dur. 500 yıl önce, Ari Rav Ishak Luria tarafından yazılmış kitaplardır. Ari’den önce ise Zohar kitabıydı.

Her bir nesile manevi dünyaya girmenin anahtarı işlevini gören özel bir kitap verilir. Bu kitap belli bir neslin ruhlarının gelişimine karşılık gelir.

Kişi bir kez gerçekten manevi dünyalara eriştikten sonra bütün kitapları okuyabilir çünkü artık bu kitapların her birinin kendisi için uygun olduğunu anlar.

Manevi dünyalarla eşleşme, özelliklerini edinme içsel olarak bütün kuralları dikkatlice incelemeyi gerektirir. Sonuç olarak, ruh evrimleşir.

Tam bir kazanım vakti geldiğinde, bütün dünyalar – manevi ve maddi – tek bir mevcudiyet haline gelirler. Sonra, insan aynı anda bütün dünyalarda yaşayabilecektir.

DERS 4

Bu derste işlenecek başlıklar

1. Arzuyu Hissetmek

2. Perde, Masah

3. Vermek için Almak

4. Adam Kadmon’un Beş Partzufim’i

5. Nekudot de SAG

6. Partzuf Galgalta

7. İkinci Kısıtlama

8. Atzilut’un Yeri

Kabala’yı öğrenmek için bu kadar mesafe aldıktan sonra, tanımlamalarımızın teknik doğasının yarattığı bazı sorunlardan dolayı öğrencinin yol kenarına düşmemesini tavsiye ederiz.

Kabala Hikmet’inin gerçek bilgisi için duyulan samimi bir arzu ile, öğrenciye – Or Makif – Saran Işık’ın uyandırması ile – yukarıdan yardım edilir.

Doğru vakit geldiğinde, öğrenci grubun bir parçası olarak nitelik bir öğretmen rehberliğinde çalışmalarında ilerleyecektir.

Önemli olan husus, kişinin tamamen vermesi ve kendisi için her hangi bir şey almaması için elde etmesi gereken seviyeye ulaşması gerektiğini aklında tutmasıdır.

Sonra kişi gerçek bir dıvekut (bağ) ile mükemmelliğe erişir. Bu yaratılışının amacıdır ve insan sadece bunun için yaratılmıştır.

Konumuza geri dönecek olursak, Partzuf’a giren ve ondan çıkan Işık ile ilgili olarak yazı yazdık. Burada, doymuş ve doymamış arzulardan bahsetmekteyiz.

Işık Partzuf’a girdiğinde, bu bir arzunun yerine getirilmesi, mükemmellik ve haz duygusu demektir.

Işık, Partzuf’tan ayrıldığında ise bir boşluk ya da düş kırıklığı kalır geriye. Bu, manevi dünyada boşluk hissi şeklinde böylesi bir şeyin olması olgusundan dolayı meydana gelir.

Şayet Or Hohma ayrılırsa, Or Hassadim kalır. Partzuf Işığı her defasında geri çevirdiğinde bilinçli bir şekilde belli miktardaki hazzı geri çevirerek nereye doğru ilerlediğini anlar.

Manevi çerçevede, bencil bir haz bilinçli bir şekilde geri çevirilir ve doğası gereği özgecil bir haz ile yer değiştirilir ki bu daha yüksek ve daha güçlü bir hazdır.

Eğer Partzuf Efendisini memnun etmek amacıyla (Işığı) almakta başarısız olduğunu algılar ise, kendisi için almayı rededer.

Böylesi bir kararı vermek için, biraz yardımın biraz da bencilliğe karşı gelen bir gücün gerekli olduğunu söylemeye gerek yoktur. Bu nihai rol Perde (Masah) tarafından oynanır.

Perde vasıtasıyla, Kli karanlık yerine Işığı algılamaya başlar. Ortaya çıkan Işığın miktarı Perde’nin gücü ile orantılıdır. Perde olmaksızın, Işık herhangi bir özgecil eyleme izin vermez. Kli tarafından oluşturulan Birinci Kısıtlama (Tzimtzum Alef) boyunca ki ışığın yokluğu, Perde’nin oluşturulmasına olanak veren durumdur.

Böylece, Işığın girmesine izin verir. Sadece perde gereği gibi pozisyonlandırıldığı vakit, arzunun manevi olduğu düşünülebilinir.

Daha önce, Adam Kadmon dünyasının beş Partzuf’unu incelemiştik. Daha önce de belirtildiği gibi, Kabala öğrencisinin ana görevi Işığı elde etmektir, yani, Partzuf’u, ruhu, Işık ile doldurmak.

Işık, Kli’ye girer girmez, derhal Kli üzerinde çalışmaya başlar ve Kli’ye kendi özgecil özelliklerini yani verebilme özelliğini geçirir.

Sonra, insan Işığa kıyasla ne olduğunu anlar ve Işığı, aldığı için utanç duymaya başlar; bu onu Işığa benzemesine yol açar.

İlahi Işığın gücü Yaratan’ın yarattığı Kli’nin doğasını değiştiremez, sadece kullanımını değiştirebilir. Kendim için olan haz’dan Yaratan için olan haz’a dönüştürür.

Kliden böylesine yararlanma biçimine “vermek niyetiyle almak” denir. Malkut’un tamamen Işığı almasından haz duymasını sağlarken bir yandan da bu hazzı, Yaratıcı’ya geri götürür. Artık, Yaratan’ın hazzını paylaşarak haz almaya devam eder.

Direkt Işığın (Or Yaşar) ilerlemesinin birinci aşaması (Behina Alef) boyunca, Malkut sadece kendini dolduran Işık’tan haz aldı.

Fakat Sonsuz Dünya’dan (Olam Ein Sof) bizim dünyamıza gelen ve tersi biçimde tekrar sonsuz dünyaya giden bütün yol boyunca Işığın takip ettiği yoldan dolayı bu kez bir Perde kullanarak Malkut tekrar tamamen Işık ile dolar; fakat bu kez Yaratan’a dönmek niyetiyle. Bu, Malkut’un sonsuz bir hazza erişmesine olanak sağlar.

Bu süreç sayesinde, hem en alttaki hem de en üstteki bütün arzuları sonsuz bir hazza ulaşır. Bu, ayrıca, “bütünlük hissi” ifadesi ile de belirtilir.

Adam Kadmon Dünyası’nın beş Partzufim’i Ein Sof Dünyası’nın bütün Reşimot’unu (ruhani hafıza) kullanmıştır, ki bu nedenle Malkut’u Tabur’a kadar doldurmak imkansız olmuştu.

Tabi ki, hala Galgalta’nın Tabur’u altında çok güçlü arzular kalır.

Bu arzuların üzerinde Perde olmadığından Işık ile doldurulmaz. Eğer, Galgalta’nın alt kısmını Işık ile doldurmada başarılı olsak, Gimar Tikun (Nihai Islah) gerçekleşirdi.

Bu görevi gerçekleştirmek için, SAG Partzuf’undan çıkan Işık Galgalta Tabur’unun altına iner ve yeni bir Partzuf olan Nekudot de SAG’ı doğurur.

Biliyoruz ki Galgalta; Keter, AB; Hohma, SAG; Bina, Ma; Zeir Anpin, ve BON; Malkut adını taşır.

Bina Partzuf’u her yerde yayılabilecek bir Partzuf’tur. Sadece vermek arzusu vardır, herhangi bir Or Hohma’ya ihtiyaç duymaz, onun özelliği kısıtlama olmaksızın vermektir, Or Hassadim.

SAG, Gimel de Hitlabşut’un Reşimot’u – Bet de Aviut üzerine doğdu. Bencil alma arzusu ile çalışan ne Galgalta ne de AB Tabur’un aşağısına inebilir, zira orada daha güçlü arzuların var olduğunu bilirler.

Tabur’un altında, Nekudot de SAG Galgalta’yı Hassadim Işığı ile yani vermek hazzı ile doldururlar. Sonra, bu hazlar kısıtlama olmaksızın Partzuf’daki herhangi bir arzuya yayılabilirler, dağıtılabilirler.

Tabur’un altında, Nekudot de SAG, kendi 10 Sefirot’una sahip yeni bir Partzuf oluşturur: Keter, Hohma, Bina, Hesed, Gevura, Tifferet, Netzah, Hod, Yesod ve Malkut.

Bu Partzuf “Nekudot de SAG” adını taşır. Bu, Bina’nın bir kısmı olarak, bütün ıslah sürecinde en çok önem arz eden hususlardan biridir; ve ıslah olmamış arzuları kendi seviyesine çıkarır, ıslah eder ve kendi seviyesinin üstüne yükseltir.

En üstten Tabur’a doğru, Galgalta şunlardan oluşur:

Baş seviyesinde: Keter, Hohma ve Bina.

Toh seviyesinde: Hesed, Gevura ve Tifferet.

Tabur’un altında, Sof’ta: Netzah, Hod, Yesod ve Malkut.

Nekudot de SAG Tabur’un aşağısına indiğinde ve Hassadim Işığını Galgalta Sof’una iletmeye başladığında, bu Kelim’leri daha önce doldurmuş olan Işık’tan dolayı, Galgalta Sof’ta kalan Reşimot’un parçası üzerinde güçlü bir reaksiyona neden olur.

Bu Reşimot Dalet-Gimel gücüne sahiptir. Dalet-Gimel’in gücü (4. Seviye’nin Hitlabşut’u, 3. Seviye’nin Aviut’u) Nekudot de SAG’ın (2. Seviye’nin Hitlabşut’u, 2. Seviyenin Aviut’u) Masah’ından daha güçlüdür. O nedenle de, SAG böylesine güçlü bir Işığa–Arzuya karşı koyamaz ve onu kendisi için almayı arzulamaya başlar.

Artık, yukarıdan aşağıya doğru olan Direkt Işığın yayılmasındaki Bina aşamasını inceleyebiliriz. (1. Şema’ya Bakınız). Bu aşama iki bölümden oluşur.

Birinci bölümde, kısıtlama olmaksızın verirken herhangi bir şeyi almak istemez. Bu bölüme Gar de Bina denir ve özgecil niteliklere sahiptir.

İkinci bölüm zaten Işığı almayı düşünür fakat onu daha çok iletmek için. Alıyor olmasına rağmen, bunu kendisi için yapmaz. Bina’nın bu kısmına Zat de Bina denir.

Aynı şey, Bina’nın özelliklerine sahip olan Nekudot de SAG’ın Partzuf’unda meydana gelir.

İlk altı Sefirot Gar de Bina adını taşır ve son dört Sefirot’a da Zat de Bina denir. Gar de Bina’ya ulaşan Hohma’nın güçlü Işığı onu etkilemez, bu Işığa karşı kayıtsızdır.

Fakat, daha alt seviyelere vermek için almayı arzulayan Zat de Bina sadece Aviut Bete takabul eden Işığı alabilir.

Eğer Zat de Bina’ya ulaşan arzular daha güçlü bir Aviuta sahipse, sadece kendisi için alma arzusu görülür.

Fakat, Tzimtzum Alef’ten sonra, Malkut ben-amaçlı bir niyetle alamaz.

O nedenle de, Nekudot de SAG’ın Zat’ında böylesi bir arzu görülür görülmez, Malkut yükselir ve kendisini Tifferet’in ortasında olan özgecil ve bencil arzular arasında ki sınırda kendini pozisyonlandırır.

Malkut’un bu eylemine Tzitzum Bet, İkinci kısıtlama denir. Bu çizgi boyunca Işığın yayılması için gerekli olan yeni bir sınır oluşur: Parsa. Bu sınır, önde, Galgalta Sium’unda bulunmaktaydı.

Daha önceleri Işık sadece Tabur’a kadar – Tabur’un altına girmeyi denemiş olmasına karşın – yayılabilmişken, Nekudot de SAG’ın Partzuf’un Tabur’un altına yayılması ile Hassadim Işığı gerçekten de oraya girdi, sızdı ve Parsa’ya giden yolu adeta Hohma Işığının yayılması için açtı.

Fakat, şayet Tzitzum Bet’ten önce Or Hassadim Tabur’un altında yayılabilseydi, Parsa altında hiç Işık kalmazdı.

Nekudot de SAG’ın Partzuf’u Tabur’un altındaki “yer” (Makam) kavramını yarattı. “Yer” nedir? İçinde, daha küçük bir boyutta başka bir Sefira’nın yerleştirilebileceği bir Sefira’dır.

Dünyamız bir “yer” de mevcuttur. Şayet bir kişi evrenden herşeyi çıkarır ise geriye “yer” kalır.

İnsanın sınırlı aklı bunu algılayamaz ama bunun sadece ölçülemez bir boşluk olduğu – zira başka boyutlarda yerleştirilmiştir – söylenebilir.

Bizim dünyamıza ilaveten, algılanması, ya da hissedilmesi için imkansız manevi dünyalar da vardır çünkü başka boyutlarla alakalıdırlar.

Daha sonra, Atzilut Dünyası Tabur’un altında Gar de Bina’nın yerinde görünür. Beria Dünyası Tifferet’in alt bölümünde, Parsa altında oluşur.

Yetzira Dünyası, Sefirot Netzah, Hod, Yesod yerinde, oluşur. Son kısmı kendi dünyamızın oluşturduğu Assiya Dünyası, Sefira Malkut yerinde, konumlanır.

5 Sefirot’tan – Keter, Hohma, Bina, Zeir Anpin ve Malkut’tan – nasıl 10 Sefirot elde edilir? Zeir Anpin hariç, bu Sefirot’ların hepsi 10 Sefirot’tan meydana gelir.

Küçük bir mevcudiyet olan Zeir Anpin sadece altı Sefirot’u kapsar: Hesed, Gevura, Tifferet, Netzah, Hod, Yesod. Eğer Zeir Anpin yerine, kişi altı Sefirot’unu yerleştirirse bu durumda Keter, Hohma, Bina ve Malkut ile beraber 10 Sefirot elde edilecektir.

Bundan dolayıdır ki bazen 5 ya da 10 Sefirot’tan bahsedilir. Öte yandan 12 ya da 9 Sefirot’a sahip bir Partzuf diye bir şey yoktur.

Ders 5

Bu derste işlenecek başlıklar şunlardır:

1. Işığın Aşamaları.

2. İkinci Kısıtlama (Tzimztum Bet).

3. Yansıtılan Işık.

4. Adam Kadmon’un Beş Partzufim’i.

5. Nekudet de SAG Tzimtzum Bet.

6. Nikudim’in küçüklüğü.

7. Arzuların Parçalanması.

8. Atzilut Dünyası.

Kısa bir gözden geçirme ile başlayacağız: Yaratılış, Yaratan’dan gelen Işık ile meydana getirilir ve bu Işık haz vermek arzusudur ve buna Şoreş (Kök Aşaması) denir.

Kendisi için haz alma arzusunu, Behina Alef’i oluşturur. Işık ile dolduktan sonra Işığın niteliğini kazanır; bu vermek arzusudur, süreli olarak haz getirme arzusudur. Buna Behina Bet denir.

Fakat verebileceği hiç bir şeye sahip değildir. Sadece O’nun için Işığın bir kısmını kabul ederse O’na haz getirebileceğini fark eder.

Şimdi 3. Aşama: Zeir Anpin yaratılır. Zaten iki özelliği vardır: Vermek ve almak.

Bu iki çeşit hazzı algıladıktan sonra, Zeir Anpin almanın vermekden daha iyi ve daha hoş olduğunu hisseder. Bu, onun Alef aşamasındaki başlangıç özelliğidir.

O nedenle Işığın tamamını almaya karar verir ve tamamen Işık ile dolar fakat şimdi bunu kendi arzusuyla yapar. Hazzı sonsuzdur.

Bu dördüncü aşama olmuştur ve Ein Sof Dünyası’nın Malkut’u denir, tek ve yegane gerçek Yaratılış. İki koşulu bir araya getirir: Neyi arzuladığını önceden bilir ve bu iki durumdan almayı tercih eder.

İlk üç aşama “Yaratılış” adını taşımaz çünkü kendi arzularına sahip değildirler sadece Yaratan’ın arzularına veya onun bir sonucuna sahiptir.

Aynı ilk aşamada olduğu gibi, Işık ile dolduktan sonra, 4. Aşama: Yaratan’ın özelliklerini benimsemeyle başlar ve kendisini bir alıcı olarak hisseder.

Yaratan gibi olmak, kararına neden olan bir utanç duygusu ortaya çıkar ve hiçbir Işığı içeri almama kararı verir, ve Tzimtzut Alef oluşur.

Nasıl olur da Tzimtzum (Kısıtlama) 1. Aşama’nın sonunda meydana gelmedi? 1. Aşama boyunca Kli’nin arzusu kendisine ait bir arzu değildi, Yaratan’ın arzusuydu.

Burada, yaratılış kendi almak arzusunu kısıtlar ve onu kullanmaz.

Tzimtzum, haz alma arzusu üzerinde yapılmamıştır, kendisi için alma arzusu üzerine uygulanmıştır. Sadece niyet’e karşılık gelir.

İlk durumda, Kli sadece almaktan vazgeçmişti. Şimdi, eğer Kli kendisi için olmayan bir alma kararı verirse, egoizme karşı koyma niyetinin gücüne bağlı olarak Işığın belli bir kısmı ile kendisini doldurabilir.

Işığı başkası için olacak şekilde almak, vermekle eşdeğerdedir. Manevi alemde davranış insanın niyetiyle tanımlanır, hareketin kendisiyle değil.

İlk kısıtlama Kli’nin kendisi için hazzı asla kullanmayacağı anlamına gelir. Tzimtzum Alef asla bozulmayacaktır.

Bundan dolayıdır ki yaratılan varlığın ana görevi kendisi için olan hazzı almak arzusunu etkisiz kılma gerekliliğidir.

İlk yaratılan varlık, Behina Dalet – Tzimtzum Alef’in Malkut’un doldurulduğu şeyin hiçbir zaman kendisi için olan haz şeklinde alınmayacağı anlamına gelmesine karşın – Yaratan’ın Işığın tamamından hazzın nasıl alınacağını gösterir.

Bu ilkenin nasıl daha ileri seviyede kullanılacağını göreceğiz.

Başlangıçta, Malkut egoizmin üstüne bir perde koyar, ve bu gelen Işığın tamamını geri çevirir. Bu, Perde üzerinde muazzam bir baskı uygulayan haz ve eşit derece de de bu hazzı almak için muazzam bir arzusu olan Malkut’un, bu baskıya karşı koyup koymayacağını ölçmek için bir nevi testtir.

Evet, hazzın hepsini geri çevirebilmiştir ve haz içerisinde bulunmamıştır.

Fakat bu durumda, Kli Işık’tan ayrıdır. Haz geri çevrilmeden ve de hazzın bir kısmını Yaratan için alabilmeyi nasıl başarabiliriz?

Bunu başarabilmek için Perde tarafından yansıtılan Işık (Or Hozer) bir şekilde Direkt Işığı (Or Yaşar) sarmalıdır ve her ikisi beraber Kli’ye bu şekilde girmelidir, yani alma arzusu.

Böylece, Or Hozer anti-egoistik bir durum olarak işlev görür, Or Yaşar’ın (haz) girmesini kabul eder ve izin verir.

Burada, Or Hozer özgecil bir niyetle hareket eder. Bu iki çeşit Işığı içeri almadan önce, Roş’ta bir hesaplama yapılır. Yaratan için ne kadar Işık alınabilinir? Bu miktar Toh’a geçer.

Örneğin Perde’sinin gücüne bağlı olarak, İlk Partzuf Işığın % 20’sini alabilir. Bu Işığa İç Işık -Or Pınimi- denir.

Kli’ye girmeyen Işığın kalanı dışarıda kalır ve o nedenle de buna Saran Işık – Or Makif – denir.

Işığın % 20’lik kısmının ilk baştaki alınmasına Partzuf Galgalta denir.

İki Işığın, yani Tabur’daki Perde üzerinde Or Makif ve Or Pınimi’nin yaptığı baskının ardından, Partzuf bütün Işığı geri çevirir. Sonra, Perde yavaş yavaş yukarıya Tabur’dan Peh’e doğru – anti egoistik gücünü yitirerek ve Peh de Roş’ta ki Perde’nin seviyesine erişerek – hareket eder.

Manevi dünyada hiçbir şeyin kaybolmadığına ve her mütakip eylemin bir öncekini kapsadığını unutmayınız. Böylece, Peh’ten Tabur’a doğru olan, alınmış Işığın % 20’si Partzuf’un bir önceki durumunda kalır.

Sonra, madem ki Işığın % 20’sini idare edemiyor. Partzuf tekrar Işığı, içine almaya karar verir, bu kez % 20 değil de % 15 oranında.

Bu maksatla, Perdesini Peh seviyesinden Partzuf Galgalta’nın Hazeh’inin seviyesine – yani daha düşük manevi bir seviyeye – indirmek zorundadır.

Şayet başlangıçta seviyesi Reşimot tarafından tanımlandı ise: 4. Seviyenin Hitlabşut’u ve 4. Seviye’nin Aviut’u şimdi ise sadece 4. ve nispeten 3.seviyedir.

Işık aynı şekilde girer ve yeni bir Partzuf oluşturur: AB. Yeni Partzuf’un kaderi aynıdır; o da Işığı geri çevirir.

Bu olayın ardından, 3. Partzuf, SAG, yayılır ve ondan sonra MA ve BON.

Bütün beş Partzufim Peh’inden Tabur’una Galgalta’yı doldurur. Oluşturdukları dünyaya Adam Kadmon denir.

Galgalta Behina Şoreş’e benzerdir, çünkü Yaratan’dan alırken verebildiği her şeyi de verir.

AB, Yaratan’ın rızası için küçük bir parça alır ve ona Behina Alef olarak Hohma denir.

SAG sadece ihsan için çalışır ve ona Behina Bet olarak Bina denir. MA, Zeir Anpin’e – Behina Gimel ve BON Malkut’a, Behina Dalet’e karşılık gelir.

SAG, Bina’nın özelliklerine sahip olduğundan, Tabur altında yayılabilir ve Galgalta’nın alt bölümünü Işık ile doldurabilir.

Tabur’un altında boş arzular hariç, Yaratan’a olan benzerlikler tarafından oluşturulmuş hazlar vardır.

Çünkü Tabur’un altındaki Galgalta’nın NHY’si (Sefirot: Netzaf, Hod, Yesod) Hohma Işığını içeri almayı redetmişti. Hassadim Işığından, Yaratan ile olan benzerliklerin hazzından zevk alırlar. Ayrıca, bu haz Dalet de Aviut seviyesindedir.

Nekudot de SAG Aviut Bet’e sahiptir ve bu seviyede sadece Işığın ihsanından haz alabilir. O nedenle, artık Dalet seviyesinde ki hazza karşı direnemezler aksi halde Işığı kendileri için almaya başlayacaklardır.

Yukarıdaki durum normal biçimde meydana gelmelidir ama Galgalta’nın Sium’unda duran Malkut Partzuf Nekudot de SAG’ın Tifferet’inin ortasına yükselir ve yeni bir Sium (Sonuç) oluşturur. Bu Işığın kısıtlanmasıdır ve Parsa denir, zira onun aşağısına Işık giremez.

Böylesi bir eylemle, Malkut Işığın yayılması üzerinde ikinci kısıtlamasını yapar ve buna birinci kısıtlamaya olan benzerliği nedeniyle Tzimtzum Bet denir.

Günlük yaşamımızdan bir örnek verelim: İyi huylu ve iyi yetiştirilmiş ve de 1,000 YTL’lik bir miktarı asla çalmayacak olan bir adamı hayal edin. Fakat, önüne 10,000 YTL bırakılsa, aldığı eğitim işe yaramayabilir çünkü bu durumda, paranın yarattığı ayartılma, baştan çıkarılma ve beklenen haz kısıtlanamayacak kadar güçlüdür.

Tzimtzum Bet Tzimtzum Alef’in devamıdır fakat alma Kli’sinde yani Kelim’de Kabala’dadır.

Doğası gereği özgecil olan Partzuf’un Nekudot de SAG içinde bencil özelliklerini açığa çıkarmış olması ilginçtir, derhal, yukarı çıkan Malkut onu sarar, kapsar ve Parsa diye adlandırılan bir çizgi, sınır oluşturur; bu Işığın aşağı doğru yayılmasını sınırlamak, kısıtlamak içindir.

Her baş gibi Partzuf SAG’ın Roş’u beş Sefirot’tan oluşur: Keter, Hohma, Bina, Zeir anpin ve Malkut. Bunlar, öte yandan, Kelim de Aşpa’ya (Keter, Hohma ve Bina’nın yarısı) ve Kelim de Kabala’ya (Bina’nın yarısından Malkut’a) bölünürler.

Kelim de Aşpa’ya da (İhsan Kelim) Galgalta ve Eynaim denir.

Kelim de Kabala; Awzen, Hotem, Peh’dir: AHP

Tzimtzum Bet’in kısıtlaması bu noktadan, bu andan itibaren Partzuf’un alma Keliminin hiç birini, aktif hale getirmemek zorunda olduğu anlamına gelir. AHP’ı kullanmak yasaklanmıştır ve Tifferet’in ortasına yükseldiğinde, Malkut’da aynı şeye karar vermişti.

Tzimtzum Bet’ten sonra, Reşimot SAG’ın Roş’u na yükselir ve orada sadece Galgalta ve Eynaim seviyesindeki bir Partzuf’u oluşturmayı ister. Bu, Partzuf’a Yaratan ile olan temasından biraz Işık almasına olanak tanır.

Artık, Perde’nin Peh de Roş’ta değil ama Guf’ta ki Tifferet’in ortasındaki Parsa’nın sınırına, çizgisine denk gelen Nikveh Eynaim’de konumlanma zorunluluğu ortaya çıkar.

SAG’ın Roş’un da ki Zivug’dan sonra, bir Partzuf bu noktadan çıkacaktır ve Tabur’un altında ve Parsa’nın altına kadar yayılacaktır.

Tabur’dan Parsaya yayılan yeni Partzuf daha önceki Nekudot de SAG’ın Partzuf’unu sarar, örter ama sadece üst kısmını yani özgecil Kelim’i.

Yeni Partzuf’un adı Olam Nikudim’in Katnut’u (Nikudim Dünyası’nın Küçüklüğü) dur. Bu Partzuf kısıtlanmış Bet Alef Reşimot seviyesinde görünür.

Esasında, daha önce bahsedilen beş dünya içerisinde (Adam Kadmon, Atzilut, Bria, Yetzira, Assiya) böylesi bir dünya yoktur çünkü doğar doğmaz hemen parçalanmıştır.

Bu dünyanın kısa mevcudiyeti esnasında, Keter Sefirot’u, Hohma, Bina, Hesed, Gevura ve Tifferet’in 1/3’ü 10 parçaya bölünmüştür ve normal isimlerini almışlardır.

Ayrıca, Hohma Sefirot’u ve Bina için özel isimler vardır: Abba ve İma (Anne ve Baba) Zeir Anpin Sefirot’u ve Malkut için de: ZON, Zeir Anpin ve Nukva (Dişi)

SAG’ın Roş’un da ki Nikveh Eynaim’de ki Zivug de Aka’a yı takiben, Partzuf’un alt bölümünün Reşimot’unun isteği üzerine, SAG Peh de Roş’taki Gadlut (büyüklük) Reşimot’u üzerinde ikinci bir Zivug gerçekleştirir.

Bu eylem gerçekleşirken, SAG’dan dışarıya doğru büyük bir Işık yayılmaya başlar ve Parsa’nın aşağısına inmeye çalışır.

Partzuf Nikudim kesinlikle emindir ki Yaratan için Işığı alabilecektir ve Tzimtzum Bet’e rağmen bu eylem için yeterince güce de sahiptir.

Fakat, şu anda Işık Parsa’ya dokunmaktadır ve Şevirat Ha Kelim (Kelim Parçalanması) meydana gelir çünkü Partzuf’un sadece kendi hazzı için Işığı almayı istediği açıktır. Işık derhal Partzuf’u çıkartır ve Kelim’in tamamı ve hatta Parsa’nın üstündekiler bile parçalanır.

Böylece, Yaratan için Partzuf’un Kelim de Kabala’yı kullanmak arzusundan, Gadlut’ta Nikudim dünyasını oluşturmak için 10 Kelim’i de kullanarak perdenin niyetinin parçalanması meydana geldi.

Partzuf Nikudum’un Guf’un da; yani Parsa’nın (Hesed, Gevura, Tifferet) üstündeki ve Parsa’nın (Netzah, Hod, Yesod ve Malkut) altındaki Z0N’da sekiz Sefirot vardır. Bunların herbiri dört aşamadan oluşur (0 aşaması hariç).

Karşılığında, bunlar On Sefirot’u içerir, kırılan 320 tane Kelim’i yaratır (4 x 8 x 10).

320 tane kırık, parçalanmış Kelim’den, sadece Malkut ıslah edilemez ve bu da 32 parçayı temsil eder.

Kalan 288 parça (320 – 32) ıslah edilebilinir. Bu 32 parçaya Lev HaEven (Taş Kalp) denir. Bu, sadece Gimar Tikun (Nihai Islah) vaktinde Yaratan’ın kendisi tarafından ıslah edilecektir.

Özgecil ve bencil arzular eşzamanlı olarak parçalara ayrılır ve birbirine karışırlar. Sonuç olarak, parçalanmış Kelim’in her bir ögesi ıslah için uygun olan 288 parça ve ıslah için uygun olmayan 32 parçadan meydana gelir.

Artık, Yaratılış’ın amacı sadece Nikudim’in kırık, parçalanmış Dünyasınn ıslahına bağlıdır. Eğer, bizden istenen görevi başarırsak, Behina Dalet Işık ile dolacaktır. Olam Ha Tikun (Islah Dünyası), Nikudim Dünyasının Kelimini ıslah edecek anlamlı bir sistemi inşa etmek için yaratılır.

Bu yeni dünyaya da Olam Atzilut (Yaratan Dünya) denir

Ders 6

Bu derste işlenen başlıklar:

1. 125 Aşama

2. Adam HaRishon’un (Hz. Adem) Günahı

3. Kelimin Parçalanması

4. Ruhların Parçalanması

5. Dünyaların Parçalanması

6. Nikudim Dünyası

7. Olam HaTikun

8. Atzilut Dünyasının Partzufim’i

9. BYA Dünyalarının Doğuşu

Yaratan ve bizim dünyamız arasında beş dünya vardır. Bunların her biri beş adet Partzufim’den ve her bir Partzufim de beş adet Sefirot’tan meydana gelmektedir.

Yaratan ve bizim aramızda toplam olarak 125 aşama vardır. Bütün bu aşamalar arasında gidip gelen Malkut en son aşamaya ulaşır ve bu şekilde tek yaradılmış olan Behina Dalet, daha önceki dört aşama ile birleşir.

Malkut dört aşamanın bütün özelliklerini tamamıyla barındırır ve böylece Yaratan’a eşit olur. Bu, Yaratılışın Amacı’dır.

Malkut’u kalan dokuz Sefirot ile birleştirmek amacıyla, özel bir Partzuf yaratılır. Partzuf, Keter’den Yesod’a kadar olan dokuz tane Sefirot’tan ve Malkut’dan meydana gelir. Bu Partzuf, un adı Adam (Adem)’dir.

Başlangıçta, dokuz Sefirot ve onuncu Sefirot, birbirine hiçbir şekilde bağlı değildir. İşte bundan dolayıdır ki başlangıçta İyilik ve Kötülük Bilgisi Ağacının Meyvesi’ni yemenin Adam’a men edildiği söylenmiştir. Adam’ın kovulmasıyla ve onun Kelim’inin parçalanmasıyla; dört üst tabaka veya ilk dokuz Sefirot Malkut’a düştüler. Burada, dördüncü aşama aynı eski Malkut olarak kalmayı seçebilir ya da dört aşamanın benzerliğinde ruhsal gelişmeyi tercih edebilir.

Eğer Malkut kendisi gibi kalır ise, bu Malkut’un, veya ruhun, veya Adam’ın Assiya Dünyası’ında olduğu anlamına gelir; bununla beraber şayet Malkut üçüncü aşama gibi olursa o halde Malkut Yetzira Dünyası’ndadır.

İkinci aşamaya olan benzerlik, Malkut’un Beria Dünyası’nda olduğu anlamına gelir. Birinci aşamaya olan benzerlik ise Atzilut Dünyası’ndaki Malkut’a karşılık gelir. Nihayetinde, sıfırıncı aşamaya olan benzerlik, Malkut’un Adam Kadmon Dünyası’ndaki mevcudiyeti anlamına gelir.

Yukarıdan aşağıya doğru olan, yani Ein Sof’un Malkut’undan bizim dünyamıza doğru ve sonra tekrar Ein Sof’a doğru olan bütün manevi hareketler önceden takdir edilmiştir.

Yaratılışın Amacıyla uyumlu olmayan hiçbir şey planlanmamıştır. Bu amaca -dördüncü aşama üçüncü aşamaya, ikinci aşamaya, birinci aşamaya ve sıfırıncı aşamaya benzediğinde- ulaşılır; ki bu aşamaların hepsi dördüncü aşamada vardır.

Bütün dünyalar, -beş dünyanın 125 aşaması- yukarıdan aşağıya doğru Yaratan’ın inişi olarak görünür. Bu sınırlama, Yaratan’ın kalıcı bir sınırlaması gibidir; yani bütün Yaratılanı, bizim dünyamızın seviyesine ulaşana kadar giderek Kendi’nden uzaklaştırır ve yaratılan artık Yaratan’ı hissetmez duruma gelir.

Yaratılan yukarı doğru çıktığı zaman, yolunu beş dünyanın 125 aşamasından yapar; ki bu 125 aşama özel bir amaç için oluşturulmuştur. Tek bir aşamayı geçmek, sizi bir sonraki aşamadan ileriye atlamak için gerekli olan güç ile donatır.

Yukarıdan aşağıya düşüş, ruhun gerilemesi; yukarı yükseliş ise ruhun gelişmesi demektir. Düşüş esnasında, herbir aşamanın gücü azalır, çünkü Yaratan’ın Işığı yaratılana yansır ve Yaratan daha da gizli olur. Fakat, tersi yönde gerçekleşen bir hareket ise git gide daha fazla Yaratan’ın Işığı’nı insana yansıtır ve sonuç olarak da insanı güçlüklere karşı koyma kuvveti ile donatır.

Şevirat HaKelim meydana geldiğinde neyin ortaya çıkacağını açıklayalım:

Bencil kısım olan Malkut’un kendi çıkarı için kullanmaya çalıştığı dokuz özgecil Sefirot, Malkut’a düşer. Bu esnada, özgecil ve egoist arzular birbirleriyle harmanlanır.

Şimdi, şayet güçlü bir Işık bu harmanı aydınlatarak Malkut’u uyandırıp Malkut’a kendi doğasını ve Yaratan’ın ne olduğunu idrak ettirirse; bu, Malkut’un üst Sefirot- yani Yaratan’ın Işığı- gibi olmak için çaba sarf etmesine olanak sağlar.

Shevirat HaKelim’in adeta anti ruhani bir eylem olmasına rağmen, esasında bu, Malkut’u Yaratan’ın özgecil özellikleriyle donanmasına ve bir sonraki aşamada O’nun seviyesi’ne yükselmesine olanak sağlayabilecek mümkün olan yegane süreçtir.

Şevirat HaKelim’den sonra, iki sistem şeklinde, iki paralel dünya sistemi – Asiya, Yetzira, Briya, Atzilut ve Adam Kadmon – inşa edilir: bu iki dünya sistemi, özgecil ve bencil olan dünya sistemleridir. Bu dünyalar Şevirat HaKelim’in temelinde inşa edilir, – ki bundan dolayı bu sistemler insanın ruhunu özel olarak kavrar.

Ayrıca insanın ruhu bencil ve özgecil Kelim’den meydana gelir. Adam’ın düşüşü bu iki çeşit Kelim’i birleştirdi ve Adam’ın Partzuf’u parçalandı.

Dünyalar sisteminde, doğru seviyeye çıkarken, her bir kırık parça orada kendi özelliğini keşfeder.

Adam’ın Şevirat Neşhamot’u (Ruhun Parçalanması) ve Şevirat Nikudum de aynı temelde inşa edilir. Dünyalar, ruh için bir dış kılıftır.

Materyal dünyamızda, insanı saran ve içinde barındıran bu dış kılıf, evren, dünya ve çevremizdeki her şeydir.

Atzilut Dünyası’nın nasıl oluşturulduğunu incelerken, yapısının tamamen Nikudim Dünyası ile eşleştiğini, uyuştuğunu farkedebilirsiniz. Tzimtzum Bet’den sonra, Nekudot de SAG üç çeşit Reşimot’a sahip olan SAG’ın Roş’una çıkar, yükselir.

Kısıtlanan Bet – Alef Reşimot’undan, Kelim Galgalta ve Eynaim’de ki Katnut’ta Nikudim Dünyası oluşturulur. Bu, Tabur’dan Parsa’ya aşağı doğru yayılır.

Ötekiler gibi bu Partzuf da Roş’tan ve Guf’tan meydana gelir. Roş’u üç parçaya bölünür: Birinci Roş’a Keter, ikincisine Abba (Hohma) ve üçüncüsüne de İma (Bina) denir.

Nikudim Dünyasının Guf’una ZON –Zeir Anpin ve Nukva denir. Parsa’nın üstünde Gar de ZON bulunur ve Parsa’nın altında ise Zat de ZON’u buluruz.

Bunu takiben, Nikudim Dünyası Gadlut’a girmeyi arzular, yani AHP’leri kendisine dahil etmeyi ister. Ama üst Işık Parsa’ya ulaştığında ve onu geçmeye çalıştığında Nikudim Dünyası parçalara ayrılır.

Roş Keter ve Roş Abba ve İma olduğu gibi kalır, çünkü Baş’lar parçalanmaz.

Fakat ZON, yani Guf, hem Parsa’nın üstünde hem de Parsanın altında tamamen parçalanır. Artık, toplamda 320 tane kırık, parçalanmış parça vardır, bunun 32’si (Lev HaEven) kendi gücü ile ıslah olması mümkün değildir. Kalan 288 parça ıslaha tabi olur.

Daha sonra, parçalanmış Kelim’i ıslah etmek için Olam HaTikkun (Olam Atzilut) yaratılır. Bütün 320 parçanın kırılması sonrasında Reşimot SAG’ın Roş’una yükselir.

Başlangıçta, SAG Roş’u ıslah olma yeteneğine göre en saf en hafif parçaları seçer.

Bu, ıslah’ın kanunudur: Önce, en kolay parçalar ıslah edilir ve sonra bunların yardımı ile sonraki parçalar ele alınır.

Islah olmuş Kelim’den SAG’ın Roş’u Nikudim’in küçük Dünyasına benzer olan Atzilut Dünyasının Partzufimini yaratır.

Atzilut Dünyasının Keter’i, ayrıca Atik de denir.

Hohma, ayrıca Arih Anpin de denir.

Bina, ayrıca Abba ve İma da denir.

Zeir Anpin

Nukva, Malkut da denir.

Atzilut dünyası, Nikudim Dünyasının bir kopyasıdır. Atik Galgalta’nın Tabur’u ve Parsa arasındadır, Arih Anpin Atik’in Peh’inden Parsa’ya kadarki yerde; Abba ve İma Arih Anpin Peh’inden Arih Anpin Tabur’una kadardır. Zeir Anpin Arih Anpin Taburundan Parsaya kadarki yerdedir, Malkut Zeir Anpin altında bir nokta biçimindedir (Şema 7’ye bakınız).

Her bir Partzuf iki bölümden meydana gelir: Galgalta ve Eynaim – Özgecil Kelim – ve AHP’ler – alma Kelim’i.

Parçalandıktan sonra, Kli iki bölümden değil dört bölümden meydana gelir: Galgalta ve Eynaim, AHP; AHP içindeki Galgalta ve Eynaim ve Galgalta ve Eynaim içindeki AHP.

Böylesi bir kombinasyon kırılan 320 tane kırık parçanın olan her bir Kelim’inde bulunabilir. Amaç, her bir parçayı kırmak ve Galgalta ve Eynaim’i AHP’den ayırmaktır.

Süreç ise şöyledir: Atzilut Dünyası Galgalta ve Eynaimi’ni ayırarak, ıslah olmamış her bir parçaya güçlü bir Işık gönderir; sonra Galgalta ve Eynaim’i kaldırır AHP’nin Kelim’inin yanına ayrı olarak yerleştirir. O nedenle de, AHP’ler kullanılmayacaktır. Atzilut Dünyası bütün Galgalta ve Eynaim’i ıslah ettikten sonra Atzilut Dünyasının Malkut’u Bina’ya çıkarak Atzilut Dünyasının Roş’unun altına yükselir. Atzilut Dünyasının Roş’u Atik, Arih Anpin ve Abba ve İmadır. Orada, Malkut aşağıdaki eylemleri gerçekleştirir;

Bet de Aviut (2. Seviye)’de Zivug (Eylemini yapar), Briya dünyasını yaratır.

Alef de Aviut’da (1. Seviye) Zivug (Eylemini yapar), Yetzira dünyasını yaratır.

Aviut Şoreş’te (0. Seviye) Zivug (Eylemini yapar), Assiya dünyasını doğurur

Bina’nın yükselişi, Atzilut Dünyasını iki seviye yukarı yükseltir: Artık Malkut Abba ve İma yerindedir, Zeir Anpin ise Arih Anpin yerindedir ve Arih Anpin ile Atik o oranda yükselir.

Atzilut Dünyasının Partzuf Malkut’u yükselişiyle Bina’yla eşit olur, Abba ve İma yaratıp “doğum” yapabilir.

Sonuç Briya dünyasının Atzilut Malkut’undan doğmasıdır ve kendisini doğuran Roş altında yeni bir yeri Atzilut Dünyasının Zeir Anpin’i yerine doldurur.Yeni doğan genelde annesinin bir seviye altındadır.

Bundan sonra, Yetzira Dünyası hayata getirilir. İlk dört Sefirot’u yani üst kısmı artık Atzilut Dünyasının Malkut’unun yerini doldurmaktadır. Alt kısmındaki altı sefirotu Briya dünyasının ilk altı sefirotunun yerinde mekan alır.

Bir sonraki dünya Assiya, Briya Dünyasının ve Yetzira Dünyalarının yarılarını kapsar. Yetzira dünyasının dört Sefirot’u ve Assiya Dünyasının on Sefirot’u boş kalır.

Bu boş yere Madar Klipot, kötü güçlerin yeri denir.

Önemini vurgulamak için, bütün süreci bir kez daha düşünelim:

Nikudim Dünyası Roş’u; Keter artı Abba ve İma, ZON’u da Guf’u yaparak Katnut’a gitmiştir.

Bütün bunlara Galgalta ve Eynaim denir ve Tabur’dan Parsa’ya yayılır. Nikudim dünyasının Gadlut’u bundan sonra ortaya çıkmaya başlar ve hem Roş’ta hem de Guf’ta on Sefirot’a sahiptir.

Gadlut Keter’de, Abba ve İma’da görünür ama ZON Gadlut’u almak istediğinde, Nikudim dünyası parçalanır.

Guf’un bütün Kelim’i 320 parçaya dağılır, Parsa altına düşer ve her bir parçayı birleştirir ve dört grup ortaya çıkar:

Galgalta ve Eynaim

AHP

AHP içindeki Galgalta ve Eynaim

Galgalta ve Eynaim içindeki AHP

Parçalanmış Kelim’i ıslah etmek için, Atzilut Dünyası yaratılır. Öncelikle, üç Partzufim’i doğar: Atik, Arih Anpin, Abba ve İma; ki hepsi tamamen Keter ve Nikudim Dünyasındaki Abba ve İma Partzufimine karşılık gelir.

Zeir Anpin ve Malkut Nikudim Dünyasındaki aynı Partzufim’e karşılık gelir.

Bu aşamada, bütün 320 parçadan çıkartılmış olan Kelim Galgalta ve Eynaim’in ıslahı bitirilir, tamamlanır.

Üstelik, AHPlerin içinde Galgalta ve Eynaim’e sahibiz. Onu çıkarmanın bir yolu yoktur ancak yönlendirilmiş Işık onu Işığa daha da yaklaştırır.

Atzilut AHP’de ıslah yapmak ister. Malkut Bina’ya yükselir ve Briya Dünyasının on Sefirotunu doğurur, ve artık Atzilut’un Zeir Anpin’in yerinde durur çünkü artık Atzilut Dünyasının Malkut’u Abba ve İma’dadır.

Bu aşamada, Yetzira Dünyasının Sefirot’u yaratılır; sonuncusu kısmen Briya Dünyasıyla kesişir. Yetzira Dünyasının bu kısmı Briya Dünyasının üst yarısında Parsa’nın altındadır.

Son olarak, Assiya Dünyası, Briya Dünyasının orta kısmından Yetzira Dünyasının orta kısmı arasında yer alır.

Yetzira Dünyasının ortasından başlama ve en sonunda Assiya Dünyasında sona eren kısım boşluktur, Mador Klipot.

Şu an dünyaların çıkıp inebileceğini ancak ilk pozisyona göre daima beraber hareket ettiklerini göreceğiz.

Bu bölümde şimdiye kadar tartışılan her şey Rav Yehuda Aşlag’ın yazdığı Talmud Esser HaSefirot (10 Sefirot’u Çalışma)’un 1500 sayfasından açıklanır.

Büyük öneme sahip bu eser manevi ilerlememiz için bize kılavuzluk sağlar ve doğru amaca odaklanmamıza yardımcı olur.

Islahımız, İkinci Kısıtlama, Tzimtzum Bet ile ilgilidir. Esasında, burada ne tür güçlerin işlev gördüğünü ne de bu alanda var olan realitenin doğasını hayal bile etmek için hiçbir insani yol yoktur. Bunlara, Kabala’nın gizleri denir.

Ders 7

Bu derste işlenecek konular:

1. Nikudim Dünyasının Partzufim’i.

2. Atzilut Dünyasının Partzufim’i.

3. AHP Nedir?

4. Partzufim’in Parçalanması.

5. Adam HaRishon’un Doğumu.

6. Yaratan ile bağlantı.

Atzilut Dünyasının birinci Partzufu ATİK ilk başta Katnut’ta olan, Tabur’dan Parsa’ya gelen Alef – Şoreş’in (1. Seviyesinin Hitlabşut’u, 0. Seviye’nin Aviut’u) Reşimot’unda ortaya çıkar. Sonra, Dalet-Gimel’in Reşimot’un da ki dünyamıza gelen yol boyunca Gadlut’ta dağılır (4-3).

Bu, Işığın Dünyamızda parlayabilmesine olanak sağlayan yegane Partzuf’tur.

Dünyamızdan, Parsa’nın aşağısında Briya, Yetzira ve Assiya dünyalarının konumlandırıldığı yere yükselen herhangi bir kimseye erdemli adam, tzadik, denir.

Partzuf Atik’in Atzilut dünyasının öteki Partzufimine Işığı geçirmek amacıyla sadece Parsa’ya değil aynı zamanda da Parsa’nın aşağısına dağıldığı unutulmamalıdır.

Atik’in Tzimtzum Alef’te olmasından dolayı, bu Partzuf her yere yayılabilir ve Parsa’nın altında olduğunda Atzilut Dünyasına çıkmak isteyen hakdan olan insanların ruhlarını aydınlatır.

BYA Dünyalarında olmak “ihsan için vermek” anlamına gelir. Bir sonraki Partzuf, Arih Anpin (Hohma), Katnut’ta ortaya çıkar. Bu Partzuf’tan sonra, Abba ve İma (Bina) doğar, sonra Partzuf Zeir Anpin doğar ve en son olarak da bir nokta biçiminde Malkut doğar. Atzilut dünyasının beş Partzufim’inin AHP’leri Kelim’de Kabaladır; alma Klileridir. Onarılıp edilip, ıslah edileceklerdir.

Atzilut dünyası, çalıştığımız yegane dünyadır. Atzilut dünyası ile ilişkili olduğu için diğer bütün dünyaları da çalışırız.

Amaç, en sonunda bütün ruhları, Atzilut’a çıkarmaktır.

Partzuf, Arih Anpin kendini bir çok farklı örtü ile sarar ve bu örtülerede Searot, saç – insan bedeninin saçı gibidir – denir.

Işık, Searot boyunca bütün alt dünyalara geçilir. Eğer alt dünyalardaki ruhlar Hohma Işığını arzular ise, Arih Anpin ile bağlantıya geçerler ve bu Işığı 13 çeşit lütuf ile – Partzuf Searot’un 13 parçası – alırlar.

Eğer bu Partzuf küçülür ise, Işığın akışı durur, bu olay nedeniyle bütün dünyalar acı çeker. Her çeşit sürgün bundan dolayı ortaya çıkar.

Ama eğer Arih Anpin Işığın onun içinden geçmesine izin verir ise, böylesi bir sürecin çok yararlı olduğu düşünülür.

Arih Anpin’den Hohma Işığını almak için, onun Roş’unda yükselmesi gereklidir.

Atzilut Dünyası’nın Malkut’u Arih Anpin seviyesine yükseldiğinde, Malkut’un bu özelliğini Arih Anpin’e benzer olma ölçüsünde geliştirdiğine işaret eder.

Bu süreç şöyledir: Öncelikle, Malkut’tan bir istek Abba ve İma’ya gönderilir, ki Malkut’ta bir ıslah gerçekleştirilir ve sonra Malkut Arih Anpin’in Roş’una yükselir.

Bir sonraki Partzuf olan Abba ve İma’da sadece Hassadim Işığı mevcut olabilir. Bu ışığın yardımı ile Malkut ve Zeir Anpin ıslah edilir ve üstelik bunlar Arih Anpin’in Roş’undan Hohma Işığını alabilirler.

Abba ve İma, farklı eylemlerin nasıl gerçekleştirileceğini örnek olarak göstermesi için, Zeir Anpin ve Malkut’a giren ilave bir Partzufim yaratırlar.

Zeir Anpin ve Malkut’a bilgi ve güç veren böylesi bir ilave Patrzuf’a Tzelem (görüntü) denir.

Islah eden herşey, Abba ve İma ile ilişkilidir. Islah edilmiş olan herşeyde Malkut ve Zeir Anpin ile ilişkilidir.

Neden sadece bu iki Partzufim ıslah edilmelidir? Çünkü bu iki Partzufim Nikudim dünyasında kırılmışlardır.

Atzilut Dünyasının ilk üç Partzufimi Nikudim Dünyasının Roş’unun Reşimosunda ortaya çıkar.

Atzilut Dünyasının Zeir Anpinine “Ha Kadoş Baruh Hu” (Kutsal ve Kutsanmış Olan) denir.

Atzilut Dünyasının Malkut’una Şehina – bütün ruhların toplamı denir.

Kutsal kitaplardaki bütün isimler bahsedilen şahısların isimleride dahil – Atzilut dünyasından ortaya çıkar. Üstelik, bu şahıslar – ki BYA dünyasındadırlar – yine de Atzilut dünyasının kontrolü altındadırlar.

Atzilut dünyası Işığın küçük bir parçası (Or Tolada) haricinde Parsa’nın aşağısına herhangi bir Işığın girmesine izin vermez. Bu, Nikudim Dünyasında meydana geldiği gibi, tekrar Şevirat HaKelim’den (Kelimin Parçalanması) sakınmak için yapılır.

Parsa’nın altında konumlandırılmış olan AHP’ler nasıl ıslah edilecekler? Yaratan’dan nasıl farklı olduklarını anlamalarına yardımcı olan güçlü bir Işık ile aydınlatılırlar.

Sonra, kendilerini geliştirmeyi ve yukarıda konumlandırılmış olan Partzuf’la – kendileri çin olan Yaratıcıdır – ilişki çinde olmayı arzularlar. Ihsan özelliğini – diğer bir deyişle – Masah’ı (Perde) isterler. Şayet, AHP’den gelen istek hakiki ise, yukarıda konumlandırılmış olan Partzuf BYA Dünyalarından onu çıkarır ve Atzilut Dünyasına sokar.

Işık ile dolma sadece Atzilut Dünyasında meydana gelir. BYA Dünyalarındaki AHP’ler esasında Zeir Anpin’in yedi Sefirot’u ve Atzilut Dünyasının Malkut’unun dokuz altı Sefirotudur; bu şekildedir çünkü Zeir Anpin’in Galgalta ve Eynaim’i ve Malkut’un Keter’inin Sefirası Atzilut Dünyasındadır.

Yardım isteği BYA’nın Dünyalarında konumlandırılmış olan Zeir Anpin’in AHP’lerine ve Malkut’a yükselir.

Eğer bu Sefirotlar yukarı çıkarılabilinir ve alakalı olan Atzilut Dünyasının Sefirot’una bağlanabilirse, bu durumda onları Işık ile doldurmak mümkün olabilecektir. Böylesi bir duruma Gimar Tikun (Nihai Islah) denir.

Yukarı çıkan AHPlerin Parsa’nın aşağısından gelen Işık tarafından eriştirilen AHP’ler arasındaki fark nedir? Fark; nicelikseldir: AHP yukarı çıktığında, almak için değilde ihsan için gerekli olan bir Kli olarak kullanılır. Alma (eyleminin) ana özelliği yukarı çıkış esnasında çıkartılır.

Böylece, Galgalta ve Eynaim olarak kullanılır. Bu, Atzilut Dünyasına bir şey ekler ama AHP’yi temelde ıslah etmez. Yukarı çıkarken, AHP kendi Işığını değil Galgalta ve Eynaim’in Işığını kullanır.

Atzilut Dünyasına yükseltilebilecek olan AHP’lere ilaveten yükseltilemeyecek olan ve BYA’da bırakılmış çok sayıda Kelim vardır. Bundan dolayıdır ki Galgalta ve Eynaim ile birleştirilmezler.

Bu Kelimleri ıslah etmek için ne yapılacaktır? Dünyalardaki Şevirat HaKelim gibi, ruhlardaki, Şevirat HaKelim üretilir.

Bu amaçla, Ein Sof’un Malkut’u – ki tamamen bencil olan yaratılan bir varlıktan başka bir şey değildir – özgecillikde kurtulur ve kendi üzerinde kabul ettiği bir kısıtlama durumunda Atzilut Dünyasının ZON’unun Galgalta ve Eynaim’inin Kelimine dahil edilir.

Burada, Kelim de Aşpa’a ile Kelim de Kabala’nın öyle bir kombinasyonu olacaktır ki doğal olarak böylesi bir Partzuf daha küçük parçalara parçalanacaktır.

Üstelik, özgecilliğin ve bencilliğin ayrı kıvılcımları birleşecek bu parçalar vasıtası ile Malkut’un ıslahının yolunu açacaktır.

Ve böylece, Atzilut Dünyası Katnut durumuna girer, Atzilut Dünyasının Malkut’u Atzilut Dünyasının İması (Bina) seviyesine yükselir ve orada Aviut Bet’de bir Zivug yaparak Beria Dünyasını doğurur.

Aviut Gimel’de Malkut’un 2. Zivug’undan sonra, Yetzira Dünyası doğar.

Sonra, Aviut Dalet’teki 3. Malkut’un Zivug’unun ardından Assiya Dünyası meydana gelir.

Bunların ardından, Galgalta ve Eynaim’li Katnut’ta temelde yeni olan bir Partzuf yaratılır. Gelecekteki Gatlut’ta bulunan bu yeni Partzuf’un AHP’si Ein Sof’un Malkut’unun kendisi olacaktır.

Bu Partzuf’a Adam HaRishon (ilk insan) denir. Fakat BYA’nın bu ilave dünyaları neden yaratıldı? Sürekli değişmekte olan arzularını eşleştirmek için, Partzuf’un içinde var olacağı ve her taraftan Işık’tan alabileceği gerekli bir ortamı yaratmak içindir.

Nikudim dünyasında olduğu gibi, Partzuf Gadlut’a girmeyi arzular. Fakat Gadlut için Işığı almaya başlar başlamaz Ein Sof’un Malkut’unun Kelim de Kabalasında ( AHP ) küçük parçalara parçalanır.

Adam doğduğunda, kesinlikle doğru bir insan idi (bir tzadik idi), zaten sünnet edilmişti ve Kelim de Kabalasız idi.

Sonra, geliştikce bütün Cennet Bahçesini ıslah etmeyi – yani bütün arzularını – Yaratan’ın Malkut’un Malkutunda (içine girecek özgecil niyetler olan kelim de aşpayı barındıramadığı için) Zivug yapmaması için sert ve katı talimatlarına rağmen, ıslah etmeyi arzuladı.

Kendisinin AHP si olmasından dolayı, Adam Ein Sof Malkutunda bir ıslah gerçekleştirecek kapasitesi hakkında hiçbir vijdan azabı duymadı.

Fakat, Işık Parsa’nın altına Atzilut Dünyasından aşağı doğru inmeye başladığında Adam HaRishon çok sayıda parçalara ayrıldı (600,000).

Bu parçaların her biri kendi bireysel ıslahlarını gerçekleştirmek için 6,000 yıllık bir mücadele dönemi harcamalıdır. Kişinin Yaratan’a feda edebileceği bencilliğin bu parçasına ruh denir.

Parçalanma anında, Adam’ın bütün arzuları bencilliğinin en alt seviyesine inmiştir. Bu noktada, bütün parçalar ayrılır ve her bir ayrı parça bu dünyadan haz ve zevk almaya çalışır.

Bu, insana Yaratan ile birleşmesinde – bağlanmasında kuvvetini arttırmaya yardım edecek ve yukarıdan ıslah edici Işığı almasında ona yardım edecek özel koşulların neden tesis edildiğini açıklar.

Islaha maruz kalırken, kişi bütün arzularını ıslah edecek, yardım için Yaratan’a bir ricada bulunur. Yaratan’ın Işığı aşağıya iner ve bu insanda ruhunu ıslah etmek için 6000 mütakip eyleme maruz kalmak zorundadır.

Bu meydana gelirken, ruh özellikleri açısından Ein Sof Malkut’una benzer hale gelir. Sonra; Yaratan için bütün Işığı alır.

Keşfettiğimiz her şey Atzilut Dünyası ile ve Adam HaRishon’un Partzuf’u ile ilişkilidir.

Kabalada yazılı olan herşey bu Partzuf’un bir kısmı ile ve doğduğu dünya ile ilgilidir.

Herhangi bir zamanda çevredeki dünyanın algılanması insanın ne kadar yukarıya çıktığına ve Adam HaRishon’un Partzuf’unun hangi kısmına eriştiğine bağlıdır.

Manevi dünyalarla bağlanmak, birleşmek için, kişi özellikleri açısından bu dünya ile bir benzerliğe erişmek zorundadır. Sürekli olarak vermek şeklindeki manevi özellik ile sadece bir arzu eşleşse bile, bu aşamada Yaratan ile bir bağlantı kurulur.

Bu ilk bağlantıyı kurmak oldukça zordur. Kişi maneviyata açıldığında onu açıkça anlar ve onu başka bir şeyle karıştırmaz. Sonra, arzularını değiştirme ihtiyacı duyar. Yaratan, kendi adına, insanın ıslaha erişmesini ve insandan kendisine bir istek gelmesini umar.

İlahi Işık bütün mutlak hareketsizliğinde bekler, sadece ruhlar değişime uğrar. Bu değişimin her aşamasında Işık’tan yeni bir bilgi alır.

Yaratan sadece samimi dua isteğine karşılık verir. Eğer bir cevap, karşılık olmaz ise, bu cevap verilecek gerçek bir arzunun olmadığı anlamına gelir.

İnsan hazır olduğunda, derhal cevap gelir çünkü Işık daima Kliyi doldurmak ister

Ders 8

Bu derste işlenecek başlıklar:

1. Materyalizme karşı maneviyat.

2. Kelimin ıslahı.

3. Alma arzusunun ortaya çıkması.

4. Baal HaSulam tarafından düzenlenen Ari Metodu.

5. Kabalistin gözünde yaratılış

Bütün kutsal yazılar insanın, hayatının sonuna kadar yaşaması umulan duyguları anlatmaktadır ve mesaj daima aynıdır: maddi dünyaların cazibeleri yerine maneviyatı tercih etmek ve Yaratan’ı övmektir.

Yaratan’ın bizim dualarımıza, övgülerimize ihtiyacı yoktur çünkü o tamamen Egoizmden mahrumdur.

Yaratan’ın övülmesi; Kli’nin doğru oryentasyonda olduğunu dair bir işarettir. Yaratan ile birleşmeden, ona bağlanmadan ortaya çıkan hazlar sonsuz, ebedi, mükemmel olabilir ve sadece kişinin egoizm müdahalesi ile sınırlanır.

Özgecillik, Kli’yi ıslah etmenin bir yöntemidir, özel bir niteliktir. Egoizm kayda değer herhangi bir iyilik sağlamaz. Herşey açıkça görülür: insanlar ne kadar çok şeye sahip olursa, tatminsiz olmaları o kadar muhtemeldir. En gelişmiş ülkelerde (yani kendilerini gelişmiş sanan) gençler ve yaşlılar arasında sık sık meydana gelen intiharların sayısı alarm verici bir boyutu gelmiştir.

İnsana herşeyi verebilirsiniz; bu sadece yaşamın en basit zevklerini bile hissetmemeye neden olur.

Zevk sadece ızdırap ve haz temasa geçtiğinde hissedilir. Bir hazzın yerine getirilmesi onu alma arzusunun giderilmesine yol açar.

Yaratan’ın Kli’nin egoistik doğasını özgecil bir doğaya dönüştürme emri O’nun yararına değil bizim yararımıza verilmiştir.

İnsanın şuanki durumuna Olam Hazeh (Bu Dünya) denir ama bir sonraki durumuna ise Olam Haba (Gelecek Dünya) denir.

Dünya kişinin şuan hissettiği şeydir; gelecekte olan yükselmiş, algılanmış duygu ise yeni bir dünyanın algılanmasına neden olur.

Her bir öğrenci eğer kısa bir süre için Kabala kursuna katılsa ve sonra çekip gitse yinede içinde yaşamaya devam eden bir şeyi alır.

Her birimiz yaşamda en önemli şeyin ne olduğunu bilinçsiz olarak hissederiz.

İnsanların hepsi farklıdır. Kimileri daha yakışıklı, daha hızlı doğar. Böylesi kişiler sık sık iş hayatında ve toplumda başarı kazanırlar. Zengin olurlar ve diğerlerini sömürmeye başlarlar.

Kimileri tembel doğar ve yavaşça büyür ve gelişir çok da şanslı değildirler. Kimileri yakışıklılardan daha sıkı çalışırlar ama karşılığında az şeyler elde ederler.

Bu dünyada kişinin çabalarını değerlendiremeyiz zira bunlar insanın doğumunda beraberinde getirdikleri çok sayıda iç kişisel, içsel niteliklere bağlıdır.

Ne insanın içsel, kişisel, ahlaki çabaları ne de fiziki çabaları ölçebilen aletlere sahibiz.

Baal HaSulam, Rav Y. Aşlag şöyle yorumda bulunmuştur ki bu dünyadaki insanların yaklaşık %10’u güya özgecildir. Bunlar vermekden haz alan insanlardır.

Nasıl ki bir egoist almadığı için öldürebilir ise, böylesi bir “özgecil” de veremediği için öldürebilir.

Bu tür insanlar bir şekilde egoisttirler aynı zamanda, çünkü ihsanlarının bir sonucu olarak bir şeyi almaktadırlar.

Doğal olarak da ıslaha maruz kalırlar. Maneviyat ile ilgili olarak da aynı şey sözkonusudur. Gerçek bir özgecil karakterleri olmadıkları için içlerinde doğuştan varolan kötülüğü ele geçirmek, kavramak için uzun bir yolu kat etmek zorunda kalırlar. Bu, egoist olmadıklarını anladıkları bir periyottur.

Bir kişi ne kadar kaba, ne kadar egoist olursa maneviyata ulaşma fırsatına o kadar çok yakınlaşıyor demektir. Egoizmi büyük olduğu kadar da olgun hale gelmiştir.

Artık, bu egoizmin insanın kendisine zararlı olduğunu anlamak için bir ileri adım gereklidir. Yaratan’dan insanın niyetini “kendisi için almak” tan “Yaratan için alma” yönünde değiştirmesini ister.

Utanç özelliği, Ein Sof Malkut’unda, Keter Behina Şoreş’in neye benzediğini anladığı vakit ortaya çıkar. Utanç duygusu Işık ve Malkut’un arasında varolan keskin bir farkın duygusudur.

Malkut’un kendisi Işığı algılayamaz, sadece Işık tarafından içinde uyandırılan özellikleri ve nitelikleri algılayabilir.

Işığın kendisi herhangi bir özelliklere sahip değildir. Malkut’un hissettikleri bu özellikler Işığın Malkut üzerinde yarattığı etkinin bir sonucudur.

İnsan organizmasının bütün tepkileri – manevi veya maddi organizmalar olsun fark etmez – yararlı ve gereklidir.

Bir denge unsuru yaratmak için hastalıkların organizmanın tepkimesi olduğu varsayılır.

Varsayın ki kişinin ateşi var. Organizması kendisini korumak için mikropları öldürmek amacıyla yüksek ısı üretir. Bu tepki daima organizmanın sağlıksız bir hali olarak değil de dahili sürece verilen bir reaksiyon olarak algılanır.

Bundan ötürü hastalıkların septomlarını öldürmek yani organizmanın reaksiyonu nötralize etmek yanlıştır.

Egoizmimiz çok zekidir. Eğer tatmin edilmesi imkansız bir arzu var ise gereksiz bir ızdırap gelmesin diye egoizmimiz onu bastırır.

Fakat belli durumların ortaya çıktığı anda, bu arzular yüzeye çıkarlar yeniden.

Yukarıdaki husus, canlı kalmaktan başka herhangi bir özel arzusu olmayan zayıf, yaşlı, hasta insan için bile geçerlidir.

Organizma yerine getirilemeyecek arzuları bastırır.

Behina Alef Bet’e, Bet’de Gimel’e v.s. döndüğünde, Dünyanın evrimi Or Yaşar’ın dört aşamasına ayrılır.

Ama, Ein Sof’un Malkut’u oluşturduğu vakit, Malkut’ta yaşayan ve herhangi bir biçimde değişmeyen, Sefirot’un arzularının tamamını emer, içine alır.

Öteki dünyaların daha sonra oluşturulmuş olması gerçeği değişen arzulara şahitlik eder, evrimleşen niyetlere değil.

Niyete bağlı olarak, farklı arzular aktive edilir. Fakat arzuların kendisi değişmez. Orada daha önceden varolmayan hiçbir yeni şey yaratılmamıştır.

Aklımıza dün değilde bugün gelen düşünceler için de geçerlidir bu husus. Daha önce onlar oradaydı ama dün bizden saklanmışlardı.

Her şey insanın içinde pasif durumdadır ve her bir eylemin açığa çıkması için belli bir vakit vardır. Yeni olan hiçbir şey yaratılmamıştır.

İki farklı şeyi bir tek şeye dönüştürmek imkansızdır. Örneğin; inorganik doğayı, organik doğaya çevirmek gibi, ya da bitki aleminde olan varlıkları hayvanlar alemindeki bir üyeye dönüştürmek gibi.

Ara sınıflarda vardır; örneğin hayvanlar ve bitkiler aleminin ortasında bulunan deniz mercanları gibi.

Bitkiler ve hayvanlar arasında topraktan beslenen, yaşayan canlılar bulabiliriz.

Maymun, hayvan ve insan alemi arasında, ortada konumlandırılmıştır. Ne tam bir hayvan olabilir ne de bir insan.

Meydana gelebilecek yegane değişim – daha yüksek bir seviyeye erişmek için – manevi kıvılcımlar insanı maneviyata çektiği zaman oluşur.

Bu aşamada, bu iki ayaklı yaratık gerçek bir insan olur. Kabalistik bakış açısından “insan” olarak adlandırılabilecek olan çok az insan vardır.

Bilim ve teknolojinin gelişiminin kaderi en sonunda nihai bir sondurağa gelir ve bizim şu sonuca varmamızı sağlar ki bu ana hedef değildir. Ama her şeyden önce bu son durağa erişmek gerekir.

Kabalistler daima öğrenci grupları organize etmişlerdir. Hiçbir surette, öğrenciler sınıflandırılmaz veya çalışma arzusuna göre kategorilendirilmez.

İnsan önceden belli arzularla yaratılandır ve hiç kimse neden bu şekilde yaratıldığını neden arzularının belli biçimde ortaya çıkarıldığını bilmez.

Sınıflandırma ve bir gruba ayırma kalıcı bir grup oluşturmadan önce doğal olarak meydana gelir.

Haim Vital haricindeki hiç kimse Ari’yi gereği gibi anlamamıştır. Ari, Rav İsak Luira 16. y.y. da yaşamıştır ve Safed’de öğretide bulunmuştur.

Haim Vital’in, Ari tarafından şekillendirilen yeni bir yöntemi takip ederek çalışmaya başladığı bilinmektedir. Ari’nin grubunda zaten büyük Kabalistler vardı; ama o herşeyi tamamen Haim Vital’e devretmiştir.

Kabalada usta olan bir kişinin öğretme yöntemi bu dünyaya inen ruhların çeşidine bağlıdır.

Ari’den önce, başka öğreti sistemi ve metotları var idi. Ari’nin yöntemlerinin ortaya çıkmasının ardından, herkes için çalışmak olası olmuştur, sadece gerçek bir arzu gereklidir.

Baal HaSulam, Rav Y. Aşlag Ari’nin sistemini değiştirmedi, sadece onu genişletti. Ari’nin kitapları ve Zohar ile ilgili olarak daha detaylı yorumlar sağlamıştır.

Bu sayede bizim neslimizde Kabala çalışmak isteyenler ve kendilerini manevi aleme çekmek isteyenler çalışılan materyalin esas özünü anlayabilir ve kutsal kitapları okurken benzerlikler oluşturabilirler.

Ari’den önce bu dünyaya giren ruhlar maneviyatı tamamen, saf biçimde harici olarak algılamışlardı. Ari’nin ölümünün ardından ruhlar inmeye başladı ve bu ruhlar manevi ve bilimsel yöntemler ile kendilerini ve manevi dünyayı çalışıp analiz ettiler.

Bu, Ari’den önce çıkan kitapların hikaye tarzında yazılmış olmasının nedenidir.

Ari’nin öğretisinin ardından çıkan kitaplar – yani On Sefirot’un Çalışması – Behinot (Aşamalar), Sefirot ve Olamot (Dünyalar) dilini kullanarak yazılmıştır.

Büyük bir Kabalist için, dünyamızın bilimleri ile iştigal etmek için, farklı deney ve keşifler yapmak için bir neden yoktur.

Kabala temelinde bütün açıklamaları verebilir, çünkü Kabala bütün bilimlerin kaynağıdır.

Her bir bilimin kendi dili vardır. Eğer Kabalist bir bir bilimadamı değilse ilgili bilimsel Terminolojiyi kullanarak farklı fenomenleri tanımlayamayacaktır.

Bütün varlıkların maddi ve manevi özünün temeli olan, Evrenin gerçek kurallarını tanımlayamayacaktır.

Kabalistler bütün varlıkların maddi ve manevi özünün temeli olan, Evrenin gerçek kurallarını algılarlar.

İki nesne arasındaki ilişkiyi hangi dilde yazabilir? Manevi nesneler arasındaki ilişkiler nelerdir? Bütün bir dünyayı bir arada tutan manevi gücü nasıl tanımlayabilir?

Bu dünyadaki hiçbir özel formül bunu yapamaz. Manevi dünyada, Kabalist bütün algılamalarını geçirebilir, iletebilir ama bu algılamalar alt tabakadakilere nasıl iletilebilir?

Bir şekilde anlatmak mümkün olmuş olsa bile, insan egoist doğasını değiştirene kadar hiçbir şey dünyamızı açıklayamaz.

Eğer insanlar özelliklerini daha yüksek bir seviyeye çıkarsa manevi eylemleri gerçekleştirebilir ve kendi aralarında manevi dilde konuşabilirlerdi.

Her insan durduğu seviyeye göre alır ve ızdırap çeker. Manevi seviyeye erişmek için, Perde (Masah) gereklidir ve hiç de kolay bir görev değildir.

İnsan, kaçamayacağı kirli, kötü bir çember içinde kıstırılmıştır. Böylece bu çemberin ötesinde ne olduğunu görmezden gelir.

Bundan dolayı Kabala çalışmaları hakkında hiçbir şey bilmeyen insanlar ona gizli bilim demektedirler.

Zohar kitabına Giriş isimli eserde, Kabalist Baal HaSulam bilginin dört derecesinden bahseder: ( i ) madde ( ii ) maddeyi sarmış olan biçim ( iii ) soyut biçim ( ıv ) öz.

Bilim sadece madde ve bir biçime sahip maddeyi inceleyebilir. Maddesiz biçim tamamen saf bir kavramdır ve kesin, bir analizi yoktur. Sonuncusu yani öz ise nesneleri canlandıran ve tepkileri tetikleyen şeydir ve bilinemezdir.

Aynı şey, manevi dünyalarla da ilgilidir. Büyük bir Kabalist bile manevi bir şey çalışırken maddeyi ve onun makyajını – hangi biçimde olursa olsun – algılayabilir ama maddesiz bir biçimi asla algılayamaz.

Böylece, manevi boyutta, Evren hakkındaki bilgimiz için bir sınır vardır.

En sonunda Kabalist belli bir seviyeye ulaştığında Yukarı’dan bir hediye alır ve evrenin sırları ona açılır.

Ders 9

Bu derste işlenecek başlıklar:

1. Dünyaların yayılması.

2. Sonsuzluk Dünyasına erişme.

3. Atzilut Dünyasının Partzufimi.

4. Şabat’taki üç yükseliş.

5. Zaman – Manevi Anlam.

6. Saran Işığın yardımı ile ilerleme.

7. Nihai Islah

8. Beş Dünyaların Doğumu

9. Adam Kadmon

10. Atzilut

11. Briya

12. Yetzira

13. Assiya

Bu, esasında 5 Sefirot’un gerçekleştirilmesidir: Keter, Hohma, Bina, Zeir Anpin ve Malkut, ki hepside Malkut’un kendisinin içindeydi.

Dünyaların yukarıdan aşağıya yayılması dört arzunun Aviut’unun giderek artmasıyla eşleşir; 0’dan 4’e kadar olan aşama.

Dünyalar Malkut’u saran küre gibidir. Benzetme yapacak olursak kendisi iç içe küreler içinde olan ve sadece en yakınındaki küreyi algılamak için duyu organlarını kullanan bir adamı düşünebilirsiniz: Assiya Dünyası.

Duyu organlarını keskinleştirerek ve niteliklerini değiştirerek, insan aşama aşama bir sonraki ve daha sonraki v.s. küreyi algılamaya başlar.

Bütün dünyalar Işığın yoluna yerleştirilmiş birer filtrelerdir, Saran Işığı engelleyen özel bir Perde’dir: Or Makif.

İnsan bu dünyaların varlığını hisseder hissetmez, “perde filtreleri” ni kaldırır, çıkarır. Bu, onu Yaratan’a daha yakın hale getirir.

Eğer Işık insana filtre edilmeksizin erişse, insanın Klisinin Şevirat HaKelimini yaratırdı.

Bütün “Perde-Dünyaları”nı çıkararak, kaldırarak, kişi dünyaların kendisine girmesine, sızmasına izin verir. Bu aşamada, kişi Işığı elde eder ve Işığa benzer özelliklere sahip olur.

Böylesi bir var olma Gimar Tikun ile – Nihai Islah – ilişkilendirilir.

Başlangıçta, insan dünyaların içine yerleştirilir ve gücünü ve kendisine yüklenen baskıları algılar.

Kişi bu baskıların üstesinden nasıl gelecektir? Bir iç ıslah gerçekleştirerek, örneğin Assiya Dünyası özelliklerine karşılık vererek. Bu, sıfır seviyesinde özgecil olmak anlamına gelir.

Üstesinden geldikten sonra, Assiya Dünyası insanın içine sızar ve böylece insan tarafından Assiya Dünyası hissedilebilinir.

Yetzira Dünyasını hissetmek için ise, bu dünyanın özelliklerine benzer özellikler elde etmek ve bu dünyanın içimize girmesine izin vermemiz gereklidir.

Bu aşamada, 1. Seviye özgecil oluruz. Hedef bütün dünyaları içeri almak ve Aviut’un 2., 3., 4. Seviyelerine göre bu dünyalara benzer olmaktır.

Bu şekilde, Malkut tamamen ıslah edilir ve ilk 9 Sefirot’u içine alır, emerken insan bütün dünyaların sınırlarının ötesine geçer ve Sonsuzluk Dünyasına ( Olam Ein Sof ) erişir.

Islaha başlamak için, İnsanın, Yaratan’ın özelliklerini şiddetle arzulaması ve de kendi özelliklerini elde etmesi gerekir.

Her bir Atzilut Dünyasının Partzuf’u – Zeir Anpin Partzufim’i hariç – daha önceki Partzuf’un Peh’inden başlar; Zeir Anpin Abba ve İma’nın Taburundan başlar ve Malkut Zeir Anpin Taburunda başlar.

Atik’in üç Partzufimine, Arih Anpin’e ve Abba ve İma’ya Keter, Hohma ve Bina denir ve bu da Keter’e Hohma’ya ve Nikudim Dünyasının Binasına karşılık gelir.

Atzilut Dünyasının Roş’u, Nikudim Dünyasının iki Başına karşılık gelir ve aynı fonksiyonu yerine getirir. Atik, Arih Anpin ve Abba ve İma’dan oluşan Atzilut Dünyasının Roş’u Nikudim Dünyasının kırılmamış Keliminin Reşimot’unda ortaya ilk çıkacak olandır.

Fakat, Zeir Anpin ve Malkut aşama aşama yeniden kurulur. Sadece Galgalta ve Eynaim Zeir Anpinden ve Malkut’un tek noktasından yeniden kurulur.

Zeir Anpin’in ve Malkut’un AHP’leri, BYA’nın Dünyaları içindedir. Eğer bu AHP ler ıslah edilirse, bu durumda bütün dünyalar ıslah edilir. Islah, Adam HaRishon’un Partzuf’unun yardımı ile gerçekleştirilir.

Adam HaRishon’un bu Partzuf’u neye benzer? Atzilut Dünyasının Malkut’u Bina seviyesine çıkartılır, buna üç aşamada erişilir. Atzilut’un bütün Dünyası, sonra üç seviyeye yükselir.

Atzilut Dünyasının normal durumuna “hafta içi günü” denir. Böylesi günlerde, Atzilut Dünyası, Parsa’dan aşağıya yayılan yetersiz Işık tarafından aydınlatılır.

Bundan sonra, Yukarıdan aşağıya daha büyük bir Işık gelir ve Atzilut Dünyasını bir seviye yukarı çıkartarak Atzilut Dünyasına daha yüksek özellikler ihsan eder.

Şimdi, Malkut Zeir Anpin’in yerinde bulunmaktadır. Zeir Anpin artık Abba ve İma seviyesine erişir. Abba ve İma Arih Anpin ile yer değiştirir, karşılığında Atik’in seviyesine yükselir ve nihayetinde de daha yükseğe SAG’a kadar yükselir.

Atzilut Dünyasının ilk yükselişi Cuma akşamı, Erev Şabat meydana gelir.

Böylesi bir ilerlemeye Yukarıdan gelen uyanış adı verilir. Aramik dilinde İtaruta de letata denir. Bizim dünyamızda ise bu günler, haftalar ve zaman bize değilde üzerinde kontrolümüz olmayan doğanın kanunlarına bağlı olan herşeye karşılık gelir.

Bir sonraki aşama Atzilut Dünyasını bir seviye yukarı çıkarır. Artık, Malkut kendisine ilave bir özelliğin (vermek niyeti) verildiği yer olan Abba ve İma seviyesinde durur.

Bu aşamada Malkut, Yaratan için alabilir. Artık, bir perdeye sahiptir ve Zivug de Aka gerçekleştirebilecektir, böylece yeni bir Partzufim yaratır.

Bir yandan Abba ve İma’nın özelliklerine dayanarak bir yandan da Ein Sof’un Malkut’unun özelliklerine dayanarak; Malkut yeni bir Partzuf yaratır: Adam HaRişon.

Bir Kabalist için, Erev Şabat (Cuma Akşamı), Şabat (Cumartesi), Matzei Şabat (Cumartesi Akşamı) denilen manevi durumlar takvimle alakalı olmayan günlerde tecrübe edilebilinir.

Şabat’ta ise, sigara içmek, bir araba ile seyehat etmek (gibi eylemler) yasaklanmışken kişisel Şabat’ta ise herşeye izin verilir. Zira, Kabalist bu dünyaları yaşar ve onun kurallarına uymak ve onu uygulamak zorundadır.

Bundan dolayı bir Kabalist için haftanın altı günü saniyenin bir anı kadar sürebilirken, Şabat birkaç gün devam edebilir. Bu iki çeşit durum kıyaslanamazdır.

Bu dünyada meydana gelen herşey bünyemiz, vücudumuz ile ilgilidir ama manevi dünyada meydana gelenler ruhumuz ile alakalıdır. Şimdilik, ruhumuzun ve vücudumuzun senkronize olmadığına şahitlik edebiliriz.

Ama gelecekte, dünyamız manevi dünyaların ilkeleri ile çalıştığında – ki bu Gimar Tikun’a erişildiğinde olacaktır – her iki dünyanın ve de bütün zamanların işleri birbirine kaynayacaktır.

Eğer değiştiyseniz ve bu değişim bir saniyenizi aldı ise, bir sonraki değişiminiz beş yıl sürerse bu bir sonraki saniyenin 5 yıl devam etmiş olacağı anlamına gelir.

Manevi dünyada, zaman kişinin özelliklerinin değişimi ile ölçülür. Kişi Kabala çalışmaya başlamadan önce dünyamızda binlerce yıl geçebilir.

Maneviyata girdikten sonra, birkaç hayatımızda yaşamaya alışkın olduğumuz şeyleri bir günde yaşayabiliriz. Bu, zamanın çekilmesi – kısalması – ve değişimi ile ilgili olan bir örnektir.

Manevi yıllar, BYA’nın 6000 dereceden oluşan seviyelere karşılık gelir ve referans olarak bizim maddi zamanımızla eşleştirilemez.

BYA Dünyalarından Atzilut Dünyasına çıkışa Cumartesi, Sabbath veya Şabat denir. Galgalta’nın Tabur’u ve Parsa arasında değişen bölüme Şabat denir.

İlk çıkış, Briya Dünyasından Atzilut Dünyasına olandır, İkinci Yetzira Dünyasından Atzilut Dünyasına olandır ve üçüncüsüde Assiya Dünyası ile ilişkili olandır.

BYA Dünyalarından olan çıkış ve Atzilut Dünyası eş zamanlı olarak meydana gelir.

Çıkışın üçüncü aşaması meydana geldiğinde, Atzilut Dünyası Zeir Anpin’i ve Atzilut Malkut’unu ve BYA Dünyalarını sarar.

Bu sefer, Atzilut Dünyasının Roş’u (Atik, Arih Anpin, Abba ve İma) Atzilut Dünyasının sınırlarını doğru biçimde geçer ve Adam Kadmon dünyasına girer.

Sırasıyla, Galgalta’nın Roş’u (çıkışın 1. Aşaması) Roş AB (çıkışın 2. Aşaması) ile beraber ve Roş SAG (çıkışın 3. Aşaması) ile beraber yükselir, çıkar ve Ein Sof Dünyasına girer.

Assiya’nın ilk manevi dünyasına giren bir kişi çıkışın 3. Aşaması boyunca Atzilut Dünyasına erişebilir ve Manevi Şabat’ı tecrübe edebilir.

Sonra bu kişi tekrar başlangıç aşamasına geri getirilebilinir, çünkü çıkışı, yükselişi kendi çabaları sonucu değildi ona Yukarıdan bir hediye olarak verilmişti.

Manevi zaman yönü daima aşağıdan yukarıya doğrudur. Sürecin farkında olmaksızın bütün insanlar, bütün ruhlar sürekli olarak yukarı çıkıyorlar – O’nunla birleşmek, ona bağlanmak için – Yaratan’a yakınlaşıyorlardır.

Buna, manevi zamanın direkt akışı denir. İnsan bu süreci olumsuz bir süreç olarak hissetse bile, zaman daima olumlu bir yönde ölçülür.

İnsan egoisttir, bundan dolayı maneviyat negatif olarak algılanır. Fakat, insan manevi gelişme yolunda yürürken kendisini asla alçaltmaz.

İnsan bu dünyada egoizmini arttırmaya çalışmamalıdır, daha ziyade bunun yerine Yaratan’a daha da yakınlaşmayı istemelidir.

Nihai ıslahına kadar, bu yönde çalışırken insan sürekli olarak çoğalan egoizmini hissedecektir, yani, doğal egoizme ilahi özelliklere kıyasla daha da kötüleşecektir.

Kabala çalışması, insana gerçek özelliklerinin neler olduğunu göstermek olan Saran Işığın (Or Makif) kişinin üzerine çekmesini sağlar. Her ne kadar değişmemelerine rağmen, daha negatif görünürler.

Esasında, İlahi Işığın etkisi altında özelliklerinin gerçek doğasının daha da farkında olmuştur sadece. Bu his, kişi aksine inansa bile, yaptığı, ilerlemenin bir göstergesidir.

BYA Dünyaları neye benzer? Parsa’nın altındaki AHP’lere düşmüş olan özgecil Kelimlerdir. Bu dünyalar da Galgalta ve Eynaime ve AHP’lere bölünür. Galgalta ve Eynaim’leri Yetzira Dünyasının Hazeh’i (Göğüs) ile nihayetlenir; yani Briya’nın On Sefirot’undan ve Yetzira Dünyasının altı Sefirot’undan sonra.

Yetzira’nın Hazeh’i ve aşağısı (Yetzira Dünyasının dört Sefirot’u ve Assiya Dünyasının On Sefirotu) olan 14 alt sefirot BYA Dünyalarının AHP’leridir.

Atzilut Dünyası Işığı ile Yetzira Dünyasının Hazeh’ine giden yol boyunca BYA dünyalarını aydınlatır. Atzilut Dünyasına Şabat denir.

BYA dünyasının 16 üst Sefirot’una (Galgalta ve Eynaim) – Parsa’dan Hazeh’e – Şabat Alanı (Tehum Şabat) denir ama Atzilut’un Dünyasının kendisine Yir (şehir) denir.

Bütün BYA Dünyaları Atzilut Dünyasına çıktığı zaman bile, Parsa’nın altından Yetzira’nın Hazehine (Galgalta Eynaim) kadar yerleşik bulunan arzularla çalışmak mümkündür.

Bundan dolayıdır ki dünyamızda Şabat boyunca sadece Tehum sınırları içerisindeki şehrin sınırlarını geçmeye izin verilir.

Bu uzaklık 2000 Ama (yaklaşık 2000 metre) ve 70 Ama olarak ölçülür. Bu uzaklık nasıl ölçülür?

Parsa’dan Briya Dünyasının Hazeh’ine, Ibur adı verilir ve 70 Ama’ya eşittir. Dışarıda bulunmasına rağmen, bu mesafeye Atzilut Dünyası da dahil edilir. Bu, şehri saran bir dış şerittir. Briya Dünyasının Hazehinden Yetzira Dünyasının Hazeh’ine kadar olan uzaklık 2000 Ama’ya eşittir.

Parsa ve Sium arasındaki toplam mesafe 6000 Ama’dır. Yetzira’nın Hazeh’in den Sium’a uzanan BYA Dünyalarının Alanına “kirli yer” denir, Mador Klipot (Kabukların Mekanı).

Mador Klipot, Assiya Dünyasının 10 Sefirot’u ile Yetzira Dünyasının 4 Sefirot’unu kucaklayan BYA Dünyaları’nın AHP’lerinden meydana gelir. Burası kesinlikle kutsallıktan (Keduşa) mahrum bir yerdir, hiç kimse oraya Şabat boyunca gidemez.

İsrail’de şehirler özel bir tel duvar ile çevrilidir, ki bu duvarın içindeki herşeyin şehirle alakalı olduğu anlamına gelir. Buna Eruv denir ve bu şehir için birleşik bir bölge yaratır. Bu sınırlar içerisinde, yürümeye ve içeri ve dışarı mal getirip götürmeye izin verilir.

Kişi manevi dünyaya çıkıp Mahsom’u geçtiği zaman, Mador Klipot boyunca gitmesine gerek yoktur. O kişi için maneviyata geçiş Şabatta yani BYA dünyaları Atzilut’ta olduğu zaman boyunca meydana gelmez.

Manevi Şabat herkes için aynı vakitte başlamaz.

Dünyamızda Şabat farklı ülkelerde, farklı zamanlarda meydana gelir ama eğer kişi güneşin veya ayın etkisi altında değilse – örneğin kozmoz’un etkisi altında değilse – kendi Şabat’ını Kudüs vakti ile ayarlamak zorundadır: Yaratan’ın Kudüs’te olduğu gerçeği ile uyumlu olarak.

İçlerinde sınırlarını muhafaza edebilsinler diye kendi dahili sınırlarının ne olduklarını kendilerine göstermek için ruhlar Atzilut Dünyasına çıkarılırlar, yükseltilirler.

İnsan sınırları kendisi teşkil ettiği vakit onların farkına varmaz, o bu sınırların üstündedir ve baskı yaratmıyorlardır.

Sonra, insanların giriştiği eylemler kendi özelliklerinden kaynaklanmaktadır. Yaratılışın amacı kişisel yükseliş anlamına gelir ve Şabat yüksek dünyalarda nelerin var olduğunu, mücadele etmek için nelerin var olduğunu göstermek için var olmaktadır.

Islahı elde etme, Yaratan’ın Işığı direkt olarak gönderdiği, filtre görevi gören dünyaların artık kullanılmadığı zaman meydana gelir.

Işığın parlaması sınırsızdır ve Yaratılışın amacını gerçekleştirmek için sınırsız bir haz getirir.

Ders 10

Bu derste işlenecek başlıklar:

1. İlk insan (Adam HaRishon)

2. Biçimsel Eşitlik

3. Islah

4. Manevi Filtreler

Bu ana kadar neleri gördüğünüzü özetlemek gerekirse:

Adam HaRishon yaratılan yegane varlıktır. Bu Partzuf üç dünyanın yüksekliklerine erişir. Briya, Yetzira ve Assiya. Başı Briya Dünyasındadır, Garan (Boğaz) Yetzira Dünyasının Hazeh’ine yayılır; Guf’u (Beden) bütün yol boyunca uzanarak, Yetzira Dünyasının Hazeh’inden bu dünyanın sınırlarına kadar olan alandadır. Raglaim (Ayaklar), Assiya Dünyasının bulunduğu yerdedir.

Ülkeler dünyalarda nasıl konumlandırılmışlardır?

Baal HaSulam, Dallar Dilini kullanarak şöyle açıklamalar yapmaktadır: Atzilut Dünyasına Eretz Yisrael (İsrail Ülkesi) denir. Ona en yakın olan yer olan Ürdün, Briya Dünyasının bulunduğu yerdedir.

Yaratan’ın emrine bağlı olarak, İsrail’in iki kavmi ruhların iki türü Ürdün’de konumlandırılabilinir, yani Briya Dünyasında; zira bu dünyanın özellikleri (Bina özellikleri) sadece hafif biçimde Atzilut Dünyasının özelliklerinden (Hohma) farklılık gösterir.

Suriye, İsraile bitişik olarak düşünülür; ona Briya Dünyasının Malkut’u denir. Sonra, Briya Dünyasının Malkutundan Yetzira Dünyasının Hazehine kadar Babil ülkesini buluruz karşımızda.

Parsadan Yetzira Dünyasının Hazehine kadar olan mesafenin Eretz Yisrael olduğu ve buralara Kibbuş David, Davut’un fetihleri denildiği açıkça ortadadır.

Kral Davut maneviyatı dünyamızda maddileştirdi. Maneviyat hakkında çalıştığımız her şey en az bir kez bu dünyada maddileştirilmelidir.

Sadece Yaratan ve insan vardır, yani haz vermek arzusu ve bu hazdan zevk alma arzusu. Yaratan’ın Işığını saklayan, insan etrafında beş tane filtre vardır, beş dünya.

Eğer insan kendi arzularına göre doğal olarak hareket ederse, kendisini bu filtrelerin etkisi altında bulur.

Eğer kişi bu filtrelerin sadece birisinin – en alttaki bile olabilir – özellikleri ile uyumlu olarak kendini ıslah etmeye karar verirse, yükselecektir. Filtrenin üstünde duracaktır ve özelliklerini bu dünyanın özellikleri ile eşleştirecektir.

Üstelik, kişinin özellikleri diğer iki dünyanın özellikleri ile beraber olursa, bu iki filtrenin eylemlerini sona erdirir ve kendini onların üstünde bulur.

Ardından Yaratan’ın Işığı ruhu içine direkt olarak parlayacaktır. Hayat ve ölüm arasında başımıza gelen her şey manevi dünyalarda meydana gelen şeylerin bir neticesidir.

Işık durumuna bakmaksızın Malkuta girmek isteyen insan, onu alabilecek olmasına rağmen Işığı geri çevirmek zorundadır.

Şimdi, Tzimtzum’u tecrübe ediyoruzdur ve bize öyle gelmektedir ki Yaratan artık bizden kendisini algılamamızı istemektedir, bundan dolayı, O, kendini gizler.

Esasında, örneğin bir kişi Assiya Dünyasına eşit bir ıslah gerçekleştirir ise bu onun bu dünyada konumlandırıldığı anlamına gelir.

Filtreyi kaldırmıştır, artık ona gereksinim duymaz zira artık Işığı muhafaza edebilir ve vermek niyetiyle olabilir. Sonra farkeder ki Yaratan açısından kendimiz için veya O’nun için almak amacıyla kısıtlama yapmamızın veya yapmamamızın bir önemi yoktur.

Açıkçası, insanın kendisi alma veya vermek, gerçek ve yalan, iyi eylemler ve kötü eylemler arasında bir fark olmadığı ahlaki bir seviyeye erişir.

Kişi kendi tercih ettiği şeyi seçer. Fakat Yaratan açısından sadece bir tek arzu vardı; insanı mutlu etmek. Hazzın türü alıcıya bağlıdır.

Asıl husus – Yaratan tarafından koyulmuş bir koşul olmaksızın – hiçbir ilave ödül veya cezanın verilmemesine rağmen – özgecil yükselişi seçmektir.

Bu seçim, ceza-ödül seviyesinde değil, kişinin varlığından tümüyle ayrı olduğu en yüksek manevi seviyededir.

Yaratan, insanın özüne beş filtre koyar ve ondan ilahi Işığı saklar. Son, beşinci filtrenin arkasında Yaratan hiçbir şekilde hissedilmez. Bu, bizim maddi dünyamızın konumlandırıldığı yerdir.

Orada, ayrıca, insanın dünyada varoluşundan bu yana bütün ruhların, bütün nesillerin arzularının tamamının bulunduğu ve, hayatımızın anlamı olan bu dünya: Işığın küçük bir kıvılcımı (Ner Dakik) ile yaşam desteği alır.

Bu Işık öylesine önemsizdir ki ruhlar tarafından gerçekleştirilen eylemler ihlal olarak düşünülmez, ama sadece minimal hayvani bir yaşam olarak düşünülür.

Bu minimal hazların alınmasında bir kısıtlama yoktur. Yaşa ve mutlu ol…

Fakat, eğer daha çok istiyorsan maneviyata benzer olmak zorundasın. Her bir manevi haz tamamen özgecil bir ihsanı yerine getirmeyi gerektirir.

Bunu elde etmek için, insanın belli bir seviyeyi araması ve filtrenin kendisi gibi hareket etmesi – ahlaki gücünün yardımı ile içeri giren Işığı geri çevirerek – gereklidir.

Daha sonra, filtre böylesi bir insan için var olmaktan vaz geçer ve kendi Klisine girmeye çabalayan Işığı geri çevirebilir. Bu kişi sonradan alacaktır ama Yaratan için.

Adam’ın Ruhu BYA Dünyalarının 30 Sefirot’u ile uyum göstermiştir; ki bu dünyalar aynı Atzilut Dünyasını temsil eder, ama bunlar Aviut Bet, Aviut Gimel ve Aviut Dalet’li egoistik arzuların içinde konumlandırılır.

Adam kendi eylemlerini ıslah ettiği ve onları manevileştirdiği vakit dünyalarla beraber Atzilut Dünyasına yükselir.

Islah’ın 6000 aşaması geçtikten sonra, Adam HaRishon tamamen Atzilut Dünyasına yükselir.

Adam HaRishon’un Partzuf’unun bir parçası olan her bir ruh aynı yolu takip eder.

İnsanın kendisi ıslah edilmeye ihtiyacı olan şeyi seçemez ama kendisine Yukarıdan gönderileni, kendisine gösterilen şeyi ıslah eder. Ve böylece bu eylemler en yüksek seviyeye kadar gider.

Dersleri Nasıl Okumalı?

Kabala’yı açıklama ve öğretmedeki zorluk manevi dünyanın bizim dünyamızda bir karşılığı olmamasında yatmaktadır. Çalışmanın hedefi açık olsa bile, onu anlama sadece geçicidir. İdrakımızın manevi öğesi tarafında kavratılır bu, ki yukarıdan da sürekli yenilenir. Bundan ötürü, birey tarafından bir zamanlar anlaşılan, idrak edilen bir konu bir süre sonra aynı kişiye tekrar bulantılı, sorunlu gelebilir. Okuyucunun ruh hali ve manevi durumuna bağlı olarak, metin ya tamamen derin anlamı ile ya da tamamen anlamsız biçimde görünebilir.

Dün size tamamen açık olan şeyin bir sonraki gün çok karışık olması halinde umutsuzluğa kapılmayın. Metinler size boş, anlamsız ya da mantıksız göründüğünde sakın vazgeçmeyin. Kabala, teorik bilgi edinme uğruna çalışılmaz, ama görmek, anlamak ve algılamak için çalışılır. Kişi, kendi düşünme eylemi ile ve manevi güç kazandıktan sonra görmeye, algılamaya başladığında, nihai manevi Işıkları ve seviyeleri onun alması kendisine emin bir bilgi bağışlayacaktır.

Kişi, üst Işık hakkında bir idraka ve manevi nesnelerin algılanmasına sahip olana kadar, evrenin ne biçimde inşa edildiğini ve onun işlediğine dair bir şey anlamayacaktır, zira dünyamızda öngörülen konu ile ilgili hiçbir benzerlik yoktur.

Bu dersler manevi güçlerin algılanması yönündeki ilk adımları kolaylaştırmada yardımcı olabilir. Sonraki aşamalarda, ilerleme sadece bir öğretmenin yardımı ile yapılabilinir.

Kabala Hakkında Sık Sorulan Sorular

Kabala hakkındaki bilgileri dinleyerek, okuyarak gruplar halinde çalışarak ve en önemlisi sorular sorup, cevaplar alarak öğreniriz. Aşağıda, Web sitemiz’den alınan, en sıklıkla sorulan sorular yer almaktadır.

Eğer herhangi bir sorunuz var ise cevap vermemizi isteyebilirsiniz, lütfen şu e-mail adresine – turkish@kabbalah.info – yazınız; veya http://www.kabbalah.info web sitesini ziyaret ediniz ve Turkish düğmesine basarak, Türkçe sayfasına giriniz.

Soru: Kendime, dünyada ki konumuma dair sorular sormaktayım. Kabala’nın benim için uygun olup olmadığını bilmiyorum. Kabala nedir ve eğer Kabala çalışırsam bana ne faydası olacaktır?

Cevap: Kabala genel bir soruya cevap verir: Hayatımın ve mevcudiyetimin özü nedir? Kabala bu soruya cevaplar arayanlar içindir. Bu kişiler Kabala çalışması için en uygun kişilerdir. Kabala, insana hayatının kaynağını ve böylece de hayatının amacını gösterir.

Soru: Daima Kabala’nın gizli olduğunu düşünmüşümdür. Aniden Kabala, yeni, popüler bir konu haline geldi. Bu nasıl oldu?

Cevap: Bin yıllardır, Kabala’yı yaymak yasak idi. Sadece 20. y.y. da, Kabalist Rav Yehuda Aşlag’ın kitapları yayımlandığında bize kısıtlama olmaksızın Kabala çalışma imkanı verildi. Onun eserleri, senin gibi Kabala hakkında bir bilgiye sahip olmayanlara yardım etmeyi hedeflemektedir. Kabala’yı yaygın ve geniş bir biçimde dağıtmak ve hayatında ki eksik manevi öğeleri arayanlara onu öğretmek yasak değildir.

Soru: Rav Aşlag’ın Kabala’nın Yahudi olan ve olmayan herkese öğretilmesi gerektiğini düşünmesi doğrumu? Sizce de, Yahudi olmayanların ıslah sürecinde bir yeri var mıdır? Yoksa Kabala sadece Yahudiler tarafından çalışılmak için midir? Ve bu ıslah süreci nedir?

Cevap: Muhtemelen kutsal kitaplardan da okumuşsunuzdur, ıslahın sonunda gencinden yaşlısına – ırk ve cinsiyet farkı olmaksızın – herkes Yaratan’ı öğrenecektir. Kabala Yaratan’ın yarattığı insan olma arzusu ile alakalıdır. Bütün yaratıklar alma arzusuna sahiptir. O nedenle de, ıslah sürecine katılmak isteyen herkes bunu yapabilir. Islah kişinin niyetlerini egoistik olanlardan, özgecil (başkaları için olan) olanlara doğru değiştirmesi sürecidir: yani, kişisel faydadan, Yaratan’ın faydasına. Bütün insanların ayrım edilmeden bu sürece dahil olmasını ümit ediyoruz.

Soru: Kabala hakkında daha çok bilgi öğrenmeye ilgi duyuyorum. Benim gibi başlangıç öğrencisinin Kabala’ya başlamadan önce din kitapları – yani, yıllardır yazılı ve sözlü dini kanunları – çalışması zorunlu değil midir? Yoksa öğrenmeye hemen, şimdi başlayabilir miyim?

Cevap: Kabala çalışmak için bir ön koşul yoktur. Gerekli olan her şey kişinin öğrenme merakı ve isteğidir. Kabala çalışması vasıtası ile, kişi eylemlerinde ve düşüncelerinde manevi dünyaya nasıl benzeyeceğini öğrenir.

Soru: Bir Rav’ın veya kabala öğrencisinin herhangi birisi ölebilsin diye o kişi üzerinde büyü yaptığı söylentisini işittim. Sorum şu: Böylesi bir şey mümkün mü? Şayet mümkünse, söylenebilecek, yapılabilecek bir büyü var mı? Ayrıca, “iyi” büyü uygulamaları ile ilgili birkaç kitap satın aldım ve bu kitaplar söz konusu olduğu müddetçe acaba beni doğru yönde yönlendirip, yönlendiremeyeceğinizi bilmek isterim.

Cevap: Hangi kitapları satın aldığınızı bilmiyorum, ama bu kitapların gerçek bir Kabala ile bir ilgisi yoktur. Kabala büyü ile ilgili değildir. Çalışarak ve okuyarak Kabala hususunda daha iyi bir anlayış elde edinebilirsin. Birkaç okuma materyali öneriyoruz; yani manevi yolunda insanın gelişimi hakkında öğretilerde bulunduğumuz ve bizim hazırladığımız makaleleri, yazıları. Bir grup ortamında bir öğretmen ile çalışmak önemliyken, bu makalelere yazılara ve ürettiğimiz özel manevi kitaplara Web Sitemiz vasıtasıyla erişebilirsiniz.

Soru: Yedi yıl önce, Yaratan, Baba arayışıma başladım. Bu esnada, bütün hayatım mahfoldu ve değerli bulduğum her şeyi kaybettim. O’na şöyle seslendim: “Bana cevap verene kadar vazgeçmeyeceğim! Sen uğruna terkettiğim, vazgeçtiğim her şeysin.” Artık insanlar ve hayvanlar etrafındaki ışığı tecrübe etmeye başladım. Bu, acaba bir Kabala manifestosu değil mi? Yaratan’ı bilmek ve maneviyat geliştirmek istiyorum.

Cevap: Sizin durumunuz tam da insanı Kabala çalıştırmaya motive eden bir durumdur. Yaratan’a giden yol zordur ve özel bir çalıştırmayı gerektirir. Ve sadece manevi his ona göründükten sonra, insan daha önceki duygularının sadece hayal gücünün bir ürünü olduğunu anlar. Kişi, bütün egoistik niteliklerini özgecil niteliklere dönüştürüp üst dünyalara yükselmedikçe Yaratan’ı hissedemez.

Soru: Anlıyorum ki Kabala kelimesi İbranice bir fiil olan lekabbel yani almak’tan gelmektedir. Bu ne anlama gelir ve alma amacı nedir?

Cevap: Başlangıçta, sadece Yaratan vardır. O, genel bir alma arzusu yarattı. Bu alma arzusuna ilk insan (Adam HaRishon) adı verilir. İlk insanın Yaratan ile iletişim kurabilmesi için, genel alma arzusu bir çok bölümlere ayrıldı. Yaratılmanın amacı Yaratan ile iletişim elde etmektir, çünkü sadece böylesi bir durumda insan sonsuz huzur ve mutluluğa erişir.

Soru: Bu şu mu demektir; uzak gelecekte bir gün sadece yeni bir insan mı olacaktır?

Cevap: Kabala, fiziki bedenimizle ilgilenmez, ama sadece manevi parçamızla ilgilenir. Üst dünya bir yaratılan gibidir, kendimiz birbirimizden farklı hissettiğimiz bir alt dünyaya (kendimizi algıladığımız dünyaya) parçaları yansıtılan bir ruh gibidir. Bunu daha basit biçimde açıklamak gerekirse: Egoizmimiz içinde sınırlı olduğumuz için kendimizi birbirimizden farklı, ayrılmış hissederiz, her ne kadar hepimizin esasında bir manevi ruhtan meydana gelmiş olma gerçeğine rağmen. O nedenle, bu ayrılma, farklılık sadece bizim yanlış algımızda mevcuttur; zira gerçekte hepimiz birizdir.

Soru: Zohar’da bulabileceğimiz kavramlardan bazıları nelerdir? Ve Zohar’ı kim yazdı?

Cevap: Zohar kitabı, bu dünyadaki bir kişinin ruhunun kaynağına nasıl ulaşabileceğini açıklar. Bu yol, veya merdiven, 125 adım’dan oluşur. Zohar’ın yazarı bu aşamaların hepsinden geçmiş olmalıdır. Rav Yehuda Aşlag’ın ruhu Zohar’ın yazarı Rav Simon Bar Yochai’nin eriştiği yüksekliğin aynısına ve manevi mevkiye erişmişti. Bundan dolayıdır ki Baal HaSulam bizim şu an kullanabildiğimiz Zohar yorumunu bitirebilmişti.

Soru: Diğer Kabala merkezleri ve öteki Ravlar ile bağlantılımısınız?

Cevap: Bnei Baruh, Kabala ile ilgili olan diğer grup veya organizasyonlarla hiçbir şekilde bağlantılı değildir.

Soru: İngilizce, İspanyolca veya Fransızca olan ve bana gönderebileceğiniz çalışma kitabı listeniz var mı?

Cevap: Maalesef, İbranice ve Aramikce dilinden başka bir dilde yazılmış ve Simon Bar Yochai, Ari, Yehuda Aşlag gibi otantik kaynaklara dayandırılmış ünlü ve ciddi Kabala kitapları yoktur. Bnei Baruh Web sitesi aracılığı ile temel Kabala kursu vermektedir ve İspanyolca, Almanca ve Rusça da dahil 22 dilde başlangıç öğrencileri için kitaplar yayımlamaktadır. Bnei Baruh’un çıkan en son yayını Öteki Dünyanın İdrakı, İngilizce ve Rusça dillerinde mevcuttur.

Soru: Yahudilik olmayan bir başka dinde büyütüldüm. Benim inancım O’dur ki Kabala’da bahsedildiğinden daha çok Yaratan ve daha kutsal maneviyat vardır. Ve Yaratılış’ın amacı insana bu dünyada daha iyi bir yaşam vermek ve bununla beraber gelecek dünyada da daha iyi bir yaşam vermek değil midir? Etrafıma bakıyorum ve bu dünyanın ne kadar korkunç bir yer olabildiğini görüyorum.

Cevap: Sadece Yaratan ve insan vardır. Yaratılış’ın amacı bu dünyada iken üst dünyalara çıkmaktır ve bu tüm insanlar için ayırım yapılmadan gerçekleşecektir, çünkü yaratılışın amacı budur. Bu, eğer insanın düşünceleri ve arzuları üst dünyanın düşünce ve arzularına eşit ise – ki Kabala’da öğretilen bir konudur bu – gerçekleştirilebilinir. Yaratılışın amacına yükselmek ve erişmek isteyen kişi (ki bu, her insanın hayatında ki kişisel amacıdır veya kişi ölümünden sonra bu dünyaya dönmek zorundadır) bütün yaratılanlar hakkında pozitif düşünmek zorundadır.

Soru: Kendi eylemlerimin ve egomun sorumluluğunu almak zorunda olduğumu anlamaya başlıyorum. Hayatımda daha çok manevi seviye elde etmek istiyorum. Nereden başlayayım? Ve eğer Kabala çalışırsam, özgür biçimde hareket edebilir miyim?

Cevap: İnsan daima, Yaratan’ın, Süper Güç’ün önünde olduğunu hayal etmek zorundadır. Kabala çalışan ve belli manevi seviyeye çıkan herkes, ona bunları, istediğini kullanmasına izin veren bu Süper Güç’ten böylesi yetenekleri elde edebilir. Ve daha büyük manevi seviyeye çıktıkça, Kabalist daha çok Yaratan benzeri nitelikler ve güçler elde eder. Bundan ötürü, Kabalistin Yaratan kadar özgür ve bağımsız hareket edebileceği söylenebilir ayrıca. Fakat hiçbir gerçek, doğru Kabalist asla bu mahrem deneyimleri başkaları ile paylaşmayacaktır.

Soru: Bir yerde okuduğuma göre, Yaratan için 72 ismin içerildiği bir bölüm var Kabala’da ve bu isimler okunduğunda yazı bir mesajı ifşa ediyor. Ayrıca, ibranice karakterlere düşey olarak bakıldığında üç karakterli kolonlar halinde görüntülenir ve her bir kolonda Yaratan için bir isim içerir. Yaratan’ın nesneleri – burada olduğu gibi – açıkta saklandığını ve sizinde hiç farkedip, farketmediğinizi merak etmekteyim.

Cevap: Kabala, matris-geometri-sayı-grafik-karakter ve harfler v.s gibi bir çok matematiki kavramdan faydalanır. Bu yaklaşımlar Tevrat’ta gösterilen kodlardır ki bizi manevi nesneler ve onlar arasındaki bağlantıya dair bilgilendirirler. Her bir manevi seviye kendi ismine sahiptir veya isimdeki bütün harflerin toplamına dayalı olan sayı karşılığına sahiptir. Bir ismin sayıya dönüştürülmesine gematria denir. Bu kodlar, elde etmemiz gereken seviyeleri ifade eder.

Soru: Öyle görünmektedir ki Kabala diğer önemli bütün mistik geleneklere (Budizm gibi) benzer fikirlere sahiptir. Önemli bir fark var mıdır? Eğer var ise, kişi neden diğerini değil de bu yolu seçmelidir? Eğer bir fark yok ise, neden bu Kabalistler tarafından kabul edilmez?

Cevap: Bütün mistik ve dini öğretilerin genel fikri üstteki varlık ile iletişime geçmektir. Bu varlık ile iletişimi ararken her kişi kendi gerekçesiyle gelir. Örneğin; bazı insanlar bu dünyada zengin ve mutlu bir hayata sahip olmayı, zenginliği, sağlığı, güveni ve daha iyi bir geleceği hak etmeyi ister. Hayatlarını daha iyi yönetebilmek için bu dünyayı mümkün olduğunca çok anlamak ister. Bazıları ise, ölümden sonra gelinecek olan dünyada nasıl başarılı olunacağını öğrenmeyi ister. Bu hedeflerin hepsi bencildir ve insanın egoizminden kaynaklanır.

Kabala hiçbir şekilde bu gerekçelerle ilgili değildir. Daha ziyade, Kabala insanın Yaratan’ın niteliklerine benzer niteliklere sahip olmasını olanaklı kılmak için kişinin doğasını değiştirmeyi hedefler.

Kabalistik yöntem insanın bu dünyada sahip olduğu her şeyi Yaratan’a vermek niyeti ile kullanmak arzusunda olduğunu vurgulamaktadır. Fakat, bu niyete ulaşmak için, insanın Yaratan’ı anlaması gerekir ve Yaratan’ın kişinin yaptıklarından mutlu olduğunu hissetmesi gerekir. Kabala çalışan kişi Yaratan’ı hissederek Kabala’nın anlamını anlamaya başlar.

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: