İran Nükleer Programı Hakkında Söylenmeyenler


Abdülbari Atwan

El Kudsül Arabi

İran Nükleer programı, iki haftalık bir aranın ardından son iki günde yeniden ve daha güçlü bir şekilde gündeme oturdu. Zira dünya, Suriye’deki olaylarla ve uluslararası temsilci Kofi Annan’ın krizden bir çıkış bulmak için düzenlediği ziyaretlerle meşguldü. Bu konuyla ilgili son günlerde işaret edilmesi mümkün olan ve üzerinde durulması gereken üç temel gelişme yaşandı.

Birincisi: Geçtiğimiz Cumartesi Körfez ülkeleri Dışişleri Bakanları ile Riyad’da yaptığı görüşmede ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, bu ülkeleri ABD’nin İran’a karşı kurduğu füze kalkanı projesine katılmaya teşvik etti.

İkincisi: İran Devrim Muhafızları komutanlarından Sayın Mesud Cezairi “İsrail ya da Amerika’dan gelecek herhangi bir saldırıya yanıtımız çok sert olacaktır. Bu yanıt, sadece Ortadoğu ve Fars Körfezi’yle sınırlı olmayacak, Amerika’da hiçbir yer bizim saldırımızdan güvende olmayacak.” diyerek ABD’yi tehdit etti.

Bir İran gazetesine verdiği röportajın devamında Cezairi, ABD’nin Siyonistlerin ve Arap gerici rejimlerinin İslam Cumhuriyeti’nin çıkarlarını tehdit ettiği her yerde onlarla ciddi çatışmaya ve mücadeleye gireceklerini söyledi.

Üçüncüsü: Başbakan Benyamin Netanyahu başkanlığında yapılan daraltılmış bakanlar kurulu toplantısında ele alınan İsrail raporunun ortaya çıkması. Raporda, İsrail’in Lübnan, Gazze, İran ve Suriye’den gelebilecek üç haftalık bir füze saldırısına maruz kalabileceğini belirtirken bu saldırılarda ölü sayısının 300 civarında olacağı belirtiliyor.

Sayın Cezairi’nin ABD içerisinde Amerikan hedeflerini vurma yönünde yaptığı tehditler, psikolojik savaş çerçevesinde söylenen şeyler olabilir. Aynı şey, İsrail’in bölgesel bir savaşın patlak vermesi durumunda İsrail’de meydana gelecek ölü sayısını bu kadar mütevazı seviyede tutmasıyla ilgili olarak da söylenebilir.

Konuyu daha da açarsak İran’ın teorik olarak Körfez ülkelerindeki Amerikan hedeflerini füzelerle ve hızlı intihar tekneleriyle vuracak güce sahip olduğunu söylemek mümkündür. Ancak bunun da ötesine geçerek İran’ın uzun menzilli füzeleriyle Newyork, Washington ve Californiya’daki düşman hedeflerini vurması oldukça zordur. Bunun nedeni sadece ABD’nin coğrafi uzaklığı değil, aynı zamanda Amerika’nın İran’ın attığı herhangi bir füzeyi etkisiz hale getirebilecek füze kalkanına sahip olmasıdır da. Ancak Sayın Cezairi, ABD içerisinde uyuyan hücrelerden bahsediyorsa o başka bir konu.

Öte yandan İsraillilerin İran ya da müttefikleri tarafından herhangi bir şekilde saldırıya maruz kalmasından bahsetmesi, içeriye yönelik bir söylemdir. İsraillilerin çoğu şu anda büyük bir korku içerisindeler. 2006 yılındaki Temmuz Savaşı’nda haftalarca yerin altında yaşamak zorunda kalan onlardı ve yaklaşık bir milyon İsrailli Filistin içlerinde güvenli bir yer aramak için Lübnan sınırındaki bölgelerden ülkenin orta bölgelerine kaçmak zorunda kalmıştı. Kurbanların sayısının sadece 300 civarında olması, panik içerisindeki İsraillileri sakinleştirmek için söylenmiş sözlerdir. Ayrıca İsrailli gazetelerin yaptığı ankete göre İsraillilerin ezici çoğunluğu, İran’a yapılacak bir saldırıya karşılar. Aynı çerçevede, yani İsrail’in İran nükleer tesislerinin İsrail kamuoyuna pazarlanması bağlamında İsrail’de bulunan Ulusal Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü Başkanı Amus Yadlin ve 1981 yılında Irak’taki nükleer tesisleri vuran pilotlardan biri Newyork Times’ta yaklaşık bir ay önce bir makale yayınladı. Makalede, böyle bir saldırının başarılı olma şansı, Iraklıların daha sonra İsrail’e karşı bir intikam saldırısı içine girmemesi ve herhangi bir şekilde can kaybı olmaması gibi hususlara değindi.

Yadlin’in vardığı sonuçlar, son derece saptırıcıdır. Irak’ın nükleer dosyasıyla ilgili emelleri nükleer tesislerin bombalanmasıyla sona ermedi, tersine yeniden başladı ve Irak, nükleer bomba imalatına oldukça yaklaşmıştı. Bu programları sonradan yok eden müfettişler, Irak’ın uranyum zenginleştirme konusunda ciddi bir mesafe kat ettiğini gördüklerinde bunu daha sonra teyit ettiler. Hatta Irak’ın nükleer tesislerini kontrole gelen bu teftiş heyeti, Iraklı bilim adamlarının nükleer tesisler vurulduktan sonra dahi nükleer silah üretecek bilimsel birikime sahip olduklarını gördü. İşte Amerika’yı Irak’ı işgale sürükleyen nedenlerden biri de buydu. Bu yüzden ya yerli ajanları aracılığıyla ya da bizzat kendi casuslarıyla mümkün olan en çok miktarda Iraklı bilim adamı öldürüldü. Bazıları ise bu tasfiye sürecine İran’ın da katıldığını ifade ediyor.

Körfez ülkeleri Dışişleri Bakanları, Bayan Clinton’un ABD’nin İran’a karşı bu ülkelerin katılmasını istediği füze kalkanı projesine ilişkin talebine nasıl karşılık verdiler bilmiyoruz, ancak eski deneyimlere dayanarak yanıtın son derece olumlu olduğunu söyleyebiliriz. Suudi Arabistan’ın F15 ve F16 model uçaklarının alımı için ayırdığı 130 milyar dolarlık servete ek olarak on milyarlarca dolarlık füze ve batarya satın alınacak.

ABD Savunma Bakanı Leon Panetta İsrail’in İran nükleer tesislerine Nisan ile Haziran ayları arasında saldıracağını tahmin ettiğini söylüyor. Tabii ABD Başkanı Barack Obama, Netanyahu’yu iknada başarılı olur da saldırıyı önümüzdeki Kasım ayında yapılacak Amerikan başkanlık seçimlerinden sonraya ertelerse o başka.

Burada dikkat çekici olan İsraillilerin daha şimdiden, psikolojik amaçlarla da olsa kendi kayıplarını belirlemeye başlarken bizim Araplar olarak bu meseleye en ufak bir ilgi dahi göstermememiz. Hatta bu konunun, ele alınması yasak mevzulardan olduğunu söylersek abartıya kaçmış olmayız. Karşılaşacağımız kayıpları ya da genel olarak Körfez bölgesinin ne kazanıp ne kaybedeceğini araştırmak bize yasak. Kaygılarını dile getiren ya da İran’a yönelik herhangi bir Amerikan ya da İsrail saldırısına karşı çıkan kişilere yönelik suçlamalar ise hazır.

Edebiyat dalında Nobel ödülü almış Günter Grass, hepimizden daha cesur çıktı. “Zud Deutsche Zeitung” gazetesinde nükleer güce sahip İsrail’in henüz daha bu güce sahip olmayan İran’a yönelik tehditleriyle alay eden bir şiir yazdı. Alman edebiyatçı, İsrail’in zaten kırılgan bir yapıya sahip olan uluslararası barışa tehdit teşkil ettiğini belirterek önümüzdeki günlerde İsrail’e nükleer denizaltılar satacak olan Alman hükümetini eleştirdi. Grass, uluslararası toplumdan İsrail ve İran nükleer programlarının eşit seviyede kontrole tabi tutmasını istedi.

Bu sözü maalesef şimdiye kadar hiçbir Arap yetkiliden duymadık. Bu sözleri aynı netlikle söyleyen bir başka kişi, Mısır Dışişleri Bakanlığı yaptığı dönemde Mısır’ın Nükleer Silahların Yayılmasıyla ilgili anlaşmayı ancak İsrail imzalarsa imzalayacağını belirten Amr Musa olmuştu. Cezası da Hüsnü Mübarek tarafından görevinden alınarak Arap Birliği’ne Genel Sekreter olarak atanmak olmuştu. Ardından Mübarek anlaşmanın tereddütsüz ve derhal imzalanmasını emretmişti. İşte böyle olmuştu.

İslam Özkan tarafından medyasafak.com için çevrildi.

Etiketlendi:, , , , ,

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: