Günlük arşivler: Ağustos 26, 2012

ÖZEL BÜRO MAIL GRUBU ÜYELERİ İÇİN ÖNEMLİ BİR TAVSİYE !!!! LÜTFEN OKUYUN !!!!!!


Değerli Üyelerimiz;

Bazı üyelerimiz yoğun mail trafiğinden dolayı mail trafiğini takip etmekte zorlandıklarını söylediler.

Biz de sizin için yoğun mail trafiğini rahatça takip edebilmeniz amacıyla resimli bir rehber hazırladık.

Ek’te bulunan rehberi okuyunca grup yazışmalarımızı hiç kayıpsız çok rahat bir şekilde takip edebileceksiniz.

İlgili rehberi ek’ten indirebilirsiniz.

İyi günler dileriz.

ÖZEL BÜRO AÇIK BİLGİ AĞI

UYELERE MAIL TAKIBI ICIN ONEMLI HATIRLATMALAR.doc

The Law and the STASI – Strafverfolgung der STASI-Untaten


The Law and the STASI – Strafverfolgung der STASI-Untaten.pdf

Suay Karaman : DEMİR AĞLAR


Başbakan 17 Ağustos 2012 tarihinde yedi yılda biten 22 kilometrelik Kadıköy-Kartal metrosunun hizmete girişi için yapılan törende, yine Atatürk dönemine eleştiri getirdi: “Biliyorsunuz 10. Yıl Marşı’nda geçer, demir ağlarla ördük falan, neyi ördün? Hiçbir şey örmüş değilsin. Ortada duranlar belliydi. Türkiye’yi biz örüyoruz.” Belirli bir altyapı, bilgi ve kültür birikimi olmadan, sadece kafadan atarak, gerçekleri saptırarak yapılan konuşmalar sabun köpüğü gibidir. Saptırılan gerçeklerin doğrusu ortaya çıkınca, inandırıcılığı kalmayacağı gibi komik duruma da düşmek söz konusu olur.

Büyük kurtarıcımız Mustafa Kemal Atatürk’ü anlamadan, yaptıklarını bilmeden, Kemalist devrimleri ve ilkeleri özümsemeden yapılan eleştiriler, padişah olma arzusundaki “ileri demokrasi” heveslileri için, gerçeklere ihanet anlamına gelmektedir. Mustafa Kemal Atatürk’ün öncülüğündeki cumhuriyet yönetimi ilk on beş yılda, dünyada eşi görülmemiş bir kalkınma destanı yazmıştır.

Osmanlı Devletinin tüm demiryollarını yabancı şirketler yapmıştı ve bu şirketler tarafından işletiliyordu. Emperyalist devletlere karşı kazanılan Ulusal Kurtuluş Savaşı ile kurulan Türkiye Cumhuriyeti, büyük harcamalar sonucunda demiryollarını yabancılardan geri almıştır. Yeni kurulan devlette büyük yoksulluk varken, tamamı Türk sermayesi, Türk uzmanları ve Türk işçisiyle yaklaşık dört bin kilometreye yakın yeni demiryolu hattı yapılmıştır.

Atatürk döneminde dünyada ortalama kalkınma hızı %4-5 seviyesindeyken, Türkiye’de %10 olmuştur. Bütün dünyada sanayi üretimi %19 artarken, genç Türkiye Cumhuriyeti’nde %96 artmıştır. Tarım üretimi ortalama %8 artmıştır. 1923 yılında kişi başına düşen ulusal gelir sadece 45 dolar iken, 1940’lı yılların ilk yarısında 400 dolara yaklaşmıştır.

10. Yıl Marşı’nın sözlerinin içi sosyal ve toplumsal devrimlerin yanı sıra kalkınma planlarıyla, sanayi planlarıyla, şeker fabrikalarıyla, basma fabrikalarıyla, kağıt fabrikalarıyla, uçak fabrikalarıyla, demiryollarıyla, Sümerbank’la, Etibank’la doludur.
Bu yapılanların hepsi büyük bir özveri ve yurtseverlik gerektiriyordu, başarı ancak bu şekilde elde edilebilirdi. Atatürk dönemini eleştiren insanların, kendi geçmişlerine bakması gerekir. Çünkü kendi geçmişlerindeki “görevi ihmal, zimmet, kamu taşıma biletlerinde kalpazanlık, resmi evrakta ve kayıtlarında sahtecilik ile cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak” suçlamalarını unutmuşlardır. Dokunulmazlık sayesinde şimdilik ceza almayanlara da, hukukun bir gün gerekeceği unutulmamalıdır.

27 Haziran 2012 tarihinde hangardaki bir eğitim uçağına binerek poz veren başbakan, bu uçağı “Türkiye’nin ilk eğitim uçağı” olarak tanıttı. İlk eğitim uçakları 1940 yılı sonlarında Akköprü’de yapılmış ve hizmete girmiştir. Yerli üretim olan bu uçaklardan yurt dışına da satılmıştır.

“Metro yapımı konusunda çok usta olduk, başarılıyız” diyen AKP’li İstanbul ve Ankara Anakent Belediyeleri, başladıkları metro yatırımının altından kalkamayınca, hükümet işi bitirmeyi Ulaştırma Bakanlığı’na devretmiştir. CHP’li İzmir Anakent Belediyesi ise, metrosunu kendi olanaklarıyla yapmıştır. CHP’li İzmir Anakent Belediyesi’nin yaptığı metronun kilometresi 56 milyon TL iken, Ankara Anakent Belediyesi’nin yaptığı metronun kilometresinin 90 milyon TL ve İstanbul Anakent Belediyesi’nin yaptığı metronun kilometresinin ise 140 milyon TL olması düşündürücüdür.

Aynı teknoloji kullanılarak yapılan metronun, tünel galerisi delme işi, elektrifikasyon sistemleri, ray çeliği, vagon dizileri, istasyon standardı ve ihaleye çıkma yöntemleri aynıyken, bu yüksek fiyat farkı nasıl açıklanabilir?

Atatürk döneminde örülen demir ağlar, sadece ülkenin kalkınması için yapılmıştı; bugünkü gibi bazı kimselerin ya da kuruluşların kalkınmasına olanak sağlamamıştı. Başbakan kendi aklınca bugün ile Atatürk dönemini karşılaştırarak, Atatürk dönemini aşağılamaktadır. Aşağıladığı Atatürk dönemi, genç Türkiye Cumhuriyeti’nin ekonomik, sosyal, siyasal, kültürel her alanda atılım yaptığı müthiş bir kalkınma dönemiydi. “Türkiye’yi biz örüyoruz” diyen başbakan, ülkemizi, ördüğü örümcek ağlarıyla karanlıklara doğru sürüklemektedir.

Atatürk dönemi koşullarıyla, bugünkü koşullar arasında hiçbir benzerlik yoktur. Atatürk döneminin demir ağları tam bağımsızlığı ve emperyalizm karşıtlığını simgeliyordu. Bugünün örümcek ağları ise, emperyalizmin kuklasıdır ve karanlıkların maşasıdır. Atatürk döneminde yapılanları kıskanan başbakan, iktidara geldikleri 2003 yılı ile bugünkü Türkiye’yi kıyaslarsa, ülkemizin her alanda ne kadar geriye gittiğini görecektir. Demokratik ve laik cumhuriyete takıntılı olanlar, gerçekleri öğrenince utanırlar mı? Atatürk’e takıntılı olanlar, bu büyük insan sayesinde, ülkemizde özgürce yaşadıklarının farkındalar mı?

İLK KURŞUN

MİNE G. KIRIKKANAT : Topraklar Üvey, Evlatlar Öz…


Ana­do­lu top­rak­la­rın­da çağ­lar bo­yun­ca öy­le çok ve de­ği­şik soy­lar, boy­lar, din­ler kök sal­mış­tır ki, bu çe­şit­li­lik Kü­çük As­ya’da üs­tün­lük sağ­la­ma­ya ça­lı­şan güç odak­la­rı­nın da­ima ba­şı­nı ağ­rı­tır. Ana­do­lu’ya ege­men ol­mak id­di­ası­nı ta­şı­yan uzun ya da kı­sa ik­ti­dar­la­rın de­ği­şik kül­tür­le­ri or­tak bir ça­tı al­tı­na top­la­mak amaç­lı « bir­leş­ti­ri­ci kim­lik » öne­ri­le­ri, bin yıl­lar­dır sü­ren bir ara­yı­şın dö­nem­sel bu­luş­la­rı­dır.

Ba­tı­lı­la­rın ıs­rar­la « Türk » di­ye an­dı­ğı Os­man­lı’nın Os­man­lı­lı­ğı da böy­le bir öne­riy­di. İmpa­ra­tor­lu­ğun, salt ge­niş­le­me sü­re­cin­de de­ğil, Ana­do­lu’da­ki yük­sel­me dö­ne­min­de de te­ba­sı­nın ezi­ci ço­ğun­lu­ğu­nu Hris­ti­yan top­lu­luk­lar oluş­tu­ru­yor­du. Bu du­rum 1877’de baş­la­yan ve im­pa­ra­tor­luk top­rak­la­rı­nı epey­ce kü­çül­ten Türk-Rus Sa­va­şı’na ka­dar sür­dü.

Bu­gün ya­şa­dı­ğı­mız coğ­raf­ya­nın Türk boy­la­rı de­ni­len gö­çer­ler ta­ra­fın­dan fet­hi, ta­rih­te uzun bir sü­re­ce ya­yı­lır. Sel­çuk­lu’dan Os­man­lı ege­men­li­ği­nin or­ta­la­rı­na de­ğin Ana­do­lu’da pek çok din­den önem­li nü­fus top­lu­luk­la­rı var­dır ve Ya­vuz Se­lim’e ka­dar fet­he­di­len top­rak­lar­da­ki Türk te­baa, bü­yük öl­çü­de Ale­vi Türk­men­ler­dir.

Res­mi ta­ri­hin özen­le giz­le­di­ği, el­bet­te öğ­re­til­mi­yor, öğ­re­nil­mi­yor, ama ger­çek ta­rih­çi­ler bi­li­yor : Os­man­lı dev­le­ti­nin res­mi di­ni, Hi­caz’ın fet­hi­ne ka­dar Ale­vi Bek­ta­şi­lik’ti. İmpa­ra­tor­lu­ğun seç­kin as­ke­ri gü­cü Ye­ni­çe­ri or­du­su­nun da Bek­ta­şi Oca­ğı ol­ma­sı ras­lan­tı de­ğil­dir.

Ale­vi­lik, Türk­çe di­li­ni ve Şa­man ge­le­ne­ği­ni yad­sı­ma­dan İsla­mi­ye­ti ka­bul eden Türk­ler­dir. Baş­ka bir de­yiş­le, bun­ca yıl­dır ca­hil mi ca­hil, do­la­yı­sıy­la gü­dük ırk­çı, çap­sız fa­şist, ay­rım­cı, ka­dın düş­ma­nı ge­ri­ci­le­rin el­bet­te ki yan­lış yer­de ara­dık­la­rı ger­çek Türk İslam sen­te­zi, Ale­vi­lik­tir.

Ale­vi­ler, Türk kim­li­ği­ni ve di­li­ni, İsla­mi­yet köp­rü­sün­den « Arap­laş­tır­ma­dan » ge­çir­me­yi ba­şa­ran top­lum­dur.

Ale­vi­ler, İsla­mi­yet’i Türk­leş­ti­ren ve za­ten Türk­çe­leş­ti­ren, gel­di­ği ge­le­nek­ler­le var­dı­ğı gö­re­nek­le­ri bir­leş­ti­rip kök­le­rin­den kop­ma­dan de­vi­ni­me ula­şan Ana­do­lu fa­tih­le­ri­dir!

Bal­kan­lar’da­ki Os­man­lı var­lı­ğı ve Türk kül­tü­rü­nü de önem­li öl­çü­de Ale­vi su­fi­le­re borç­lu­yuz.

Ör­ne­ğin…

1300 yı­lın­da ölen Sa­rı Sal­tuk Ba­ba, Arap ta­rih­çi İbn-i Ba­tu­ta’ya gö­re İzzed­din Key­ku­vas dö­ne­min­de bir grup Ana­do­lu der­vi­şi­ni De­li­or­man’a gö­tü­ren ve on­lar­la bir­lik­te Dob­ru­ca’ya yer­le­şen si­ya­sal bir reh­ber, ef­sa­ne­vi bir su­fiy­di. İb-i Si­na gi­bi bir Bu­ha­ra Türk’ü olan Sa­rı Sal­tuk’un asıl adı Meh­met Bu­ha­ri’ydi. Ken­di­si gi­bi As­ya’dan ge­le­rek Ana­do­lu’da öğ­re­ti­si­ni ya­yan Ha­cı Bek­taş Ve­li’nin çağ­da­şı sa­yı­lır.

Sa­rı Sal­tuk la­ka­bı, « so­luk ten­li çi­le­keş » an­la­mı­na gel­mek­te­dir. Bu er­miş ki­şi, İsla­mi­yet’i Bal­kan­la­ra ta­şı­mış­tır. Türk­le­rin top­lum­sal bel­le­ğin­de, Sa­rı Sal­tuk ha­re­ke­ti, ken­di­si öl­dük­ten yüz­yıl­lar son­ra ya­zı­lan Sal­tuk­na­me­ler’le yer al­mış­tır. Bu « na­me­ler »in bi­ri, 1421 ile 1451 ara­sın­da Ya­zı­cı­oğ­lu Ali ta­ra­fın­dan ka­le­me alı­na­nı­dır. « Sel­çuk­na­me » ya da « Oğuz­na­me » ola­rak bi­li­nir. İkin­ci­si 1480’de Ebu’l Hayr-i Ru­mi ; üçün­cü­sü ise IV. Meh­met’in hü­küm­dar­lı­ğı sı­ra­sın­da 1659’da idam edi­len, “To­pal” la­kap­lı Kap­tan Ke­mal Pa­şa ta­ra­fın­dan ya­zıl­mış­tır.

Kös­ten­ce’nin ku­ze­yin­de­ki Ba­ba Da­ğı, Sa­rı Sal­tuk’un me­zar ye­ri ola­rak bi­li­ni­yor. Öy­le ki, Ka­nu­ni Sul­tan Sü­ley­man, 1538’de Sa­rı Sal­tuk’un bu­ra­da­ki me­za­rı­nı zi­ya­ret et­miş. An­cak Bal­kan­lar’da bir­den faz­la böl­ge, Sa­rı Sal­tuk’un me­za­rı­na sa­hip ol­duk­la­rı­nı id­dia edi­yor. Çün­kü Sa­rı Sal­tuk’un biz­zat ken­di­si, İsla­mi­yet’i yay­mak ama­cıy­la pek çok yer­de me­za­rı ol­sun is­te­miş. Bal­kan­lar’da al­tı-ye­di yer­de me­za­rı var, Edir­ne ve Ba­ba­es­ki’de bi­rer tür­be­si. Bü­yük gez­gin Ev­li­ya Çe­le­bi (1611-1682) bi­le Pat­ras ya­kın­la­rın­da bir Sal­tuk tür­be­sin­den söz eder.

Sa­rı Sal­tuk’un mis­tik öğ­re­ti­si öy­le­si­ne ev­ren­sel bir in­san­lık me­sa­jı­dır ki, ken­di­si­ne at­fe­di­len tür­be­ler­den ba­zı­la­rı hem Müs­lü­man­lar, hem de Hris­ti­yan­lar ta­ra­fın­dan zi­ya­ret ve kut­sal ka­bul edi­lir. Za­ten bu­gün de Bal­kan­lar’da İzzed­din Key­ku­vas yan­daş­la­rı­nın so­yun­dan ge­len­ler ya­şa­mak­ta; De­li­or­man, Ro­man­ya, Bul­ga­ris­tar, Mol­dov­ya-Be­sa­rab­ya ve Uk­ray­na’da, Hris­ti­yan di­ni­ni ka­bul eden ve Türk­çe ko­nu­şan bu in­san­lar top­lu­lu­ğu­na Key­ku­vas adın­dan tü­re­yen Ga­ga­vuz Türk­le­ri de­nil­mek­te­dir.

Tıp­kı Ale­vi inan­cı­nı ku­cak­la­yan ya da Türk­men­ler­le kay­na­şan Kürt­le­re, Ale­vi Kürt­ler de­nil­di­ği gi­bi…

Halk­la­rın ve din­le­rin bir­bi­ri­ne ka­rış­tı­ğı, an­cak ba­rı­şa­ma­dı­ğı ül­ke­mi­ze, şe­ker ta­dın­da bir kar­deş­lik bay­ra­mı di­li­yo­rum.

RTE’NİN NEYİ ÖRDÜN ? LAFINA CEVAP


TİMUR DEMİREL : Türk’ün Aklı.


‘Türk’ün ak­lı son­ra­dan ge­lir’

Pek se­vil­me­yen bu il­ginç ata­sö­zü­nü şim­di ha­tır­la­ma­nın tam za­ma­nı…

Ne ka­dar ak­si­ni dü­şü­nür­sek dü­şü­ne­lim bu­gü­ne ka­dar pek plan­lı-prog­ram­lı bir mil­let ola­ma­dık. Ne­den­se ak­lı­mız hep son­ra­dan ba­şı­mı­za gel­di, ger­çek­le­ri her şey olup bit­tik­ten son­ra fark et­tik. Uya­ran­lar ol­ma­dı mı, ol­du! Ama bir elin par­mak­la­rı­nı geç­me­yen sa­yı­la­rı ne­de­niy­le on­la­rın söy­le­dik­le­ri­ni duy­ma­dık. Kur­ta­rı­cı di­ye al­kış­la­dık­la­rı­mı­zın ölüm me­lek­le­ri­miz ol­du­ğu­nu geç an­la­dık. Ah­lan­dık vah­lan­dık, dö­vün­dük ama hep iş iş­ten geç­ti ve bu­gün­le­re gel­dik.

Ge­lin bu se­fer böy­le ol­ma­sın, baş­ka­la­rı­nı de­ğil ön­ce ken­di­mi­zi şa­şır­ta­lım. Bu de­fa ak­lı­mız ön­ce­den gel­sin! Bir şe­yi de plan­lı-prog­ram­lı, he­def ko­yup sü­rek­li ana­liz­ler ile ir­de­le­yip se­bep-so­nuç iliş­ki­le­ri­ne ba­ka­rak sa­bır­la iş­le­ye­rek, aman boş ver bir ki­şi­den bir şey ol­maz de­me­den el­de ede­lim.

Ne­yi mi? Ta­bii ki ge­le­ce­ği­mi­zi.

Ye­rel se­çim­le­rin 2014 yı­lı­nın ba­ha­rın­da, Cum­hur­baş­kan­lı­ğı se­çim­le­ri­nin ay­nı yı­lın yaz so­nun­da ve mil­let­ve­ki­li se­çim­le­ri­nin ise 2015 yı­lın­da ya­pıl­ma­sı ge­re­ki­yor. Son bil­gi­ler ye­rel se­çim­le­rin 2013 yı­lı­nın son­ba­ha­rı­na kay­dı­rı­la­ca­ğı yö­nün­de. Mec­lis ira­de­siy­le ta­bii! Kı­sa­ca­sı ge­lecek se­ne­den iti­ba­ren ar­ka ar­ka­ya ge­len bir se­çim ma­ra­to­nu biz­le­ri bek­li­yor. Ma­ra­to­nun ba­şı ise ye­rel se­çim­ler.

Ye­rel yö­ne­tim­ler­de el­de edi­len ba­şa­rı­nın ve­ya ba­şa­rı­sız­lı­ğın di­ğer se­çim­le­ri et­ki­le­di­ği bir ger­çek. Bu­nu son 10 yıl­da çok net bir şe­kil­de gör­dük. Bu yüz­den ye­rel se­çim­le­ri ön­de bi­ti­ren di­ğer­le­rin­de de bir adım ile­ri­de baş­la­ya­cak, ba­şa­rı­yı el­de edecek.

İstan­bul ve An­ka­ra Bü­yük­şe­hir Be­le­di­ye­le­ri 1994 yı­lın­dan bu gü­ne ay­nı geç­mi­şe ve dü­şün­ce­ye sa­hip Baş­kan­lar ta­ra­fın­dan yö­ne­ti­li­yor. Hat­ta An­ka­ra’da İ. Me­lih Gök­çek o ta­rih­ten bu­gü­ne 4 dö­nem­dir be­le­di­ye baş­ka­nı. An­tal­ya ge­çen se­çim­de son an­da CHP’nin eli­ne geç­ti, İzmir’de ik­ti­da­rın cid­di bas­kı­sı var. Ada­na, se­çim son­ra­sı ile ay­rı bir ya­zı ko­nu­su.

Bü­yük il­ler di­ye de­ğer­len­di­re­bi­le­ce­ği­miz Bur­sa, Kon­ya, Ga­zi­an­tep, Ko­ca­eli, Ha­tay Kay­se­ri, Sam­sun AKP’nin elin­de. Mer­sin, Ay­dın, Muğ­la gi­bi CHP, Es­ki­şe­hir gi­bi DSP ve Ma­ni­sa gi­bi MHP aday­la­rı­nın baş­kan ol­du­ğu il­le­rin bir ço­ğun­da AKP ikin­ci par­ti. İkti­dar, bu il­le­rin hep­si için ka­zan­ma ar­zu­su için­de ve sü­rek­li ça­lı­şı­yor. Bir kı­sım il­ler­de ana mu­ha­le­fet par­ti­le­ri­nin ne­re­dey­se oyu yok.

Bun­la­ra bir­de 2002 yı­lın­dan bu­gü­ne ik­ti­da­rın AKP’de ol­du­ğu­nu, ge­lecek se­çim­ler­de şim­di­nin Ba­kan­la­rı­nı aday gös­ter­mek is­te­di­ği­ni, Nu­man Kur­tul­muş ve Sü­ley­man Soy­lu’nun ka­tıl­ma­sıy­la AKP’nin oy­la­rı­nı et­ki­le­yecek par­ti­le­rin or­ta­dan kalk­ma­sı­nı da ek­le­ye­lim.

So­nuç; ge­le­ce­ği­miz için her­ke­se bü­yük iş dü­şü­yor.

Ba­şa­rı­ya ulaş­ma­nın yo­lu plan­dan prog­ram­dan, ana­liz­den, iğ­ne oya­sı iş­ler gi­bi in­ce in­ce ça­lış­mak­tan ve sa­bır­dan ge­çi­yor.

Ye­rel se­çim­le­re yö­ne­lik ana he­def­ler be­lir­le­nip bü­yük­şe­hir, şe­hir, il­çe, bel­de, köy ve ma­hal­le için ay­rı ay­rı alt st­ra­te­ji­ler tes­pit edil­me­li ve bun­la­ra uy­gun fa­ali­yet plan­la­rı, sor­gu­la­ma nok­ta­la­rı, ana­liz aşa­ma­la­rı be­lir­len­me­li­dir. Ta­bii ki bun­lar sa­ha­dan ya­ni ma­hal­le­den baş­la­ya­rak yu­ka­rı doğ­ru ge­len ve­ri­ler ile oluş­tu­rul­ma­lı, son­ra­sın­da da mer­kez­den kıl­cal da­mar­lar va­sı­ta­sıy­la en uç­ta­ki hüc­re­ye ula­şa­cak şe­kil­de ya­yıl­ma­lı­dır.

Za­yıf yön-kuv­vet­li yön-fır­sat-teh­dit ana­liz­le­ri ile yön ve­ri­lecek ça­lış­ma­lar­da ra­kip par­ti­le­rin st­ra­te­ji ve uy­gu­la­ma­la­rı dik­ka­te alın­ma­lı, Şiş­li, Bod­rum, Di­ki­li Be­le­di­ye­si gi­bi ba­şa­rı­lı ör­nek­ler de yol gös­te­ri­ci ol­ma­lı­dır.

St­ra­te­ji ve fa­ali­yet plan­la­rı; kla­sik be­le­di­ye­ci­lik kav­ram­la­rıy­la bir­lik­te ikin­cil iş gi­bi gö­rü­nen an­cak ha­ya­tın için­de ya­şam ka­li­te­si­ne doğ­ru­dan et­ki eden ko­nu­la­ra da eğil­me­li, Tür­ki­ye’nin te­mel so­run­la­rı­nın böl­ge­sel baz­da çö­züm­le­ri ile bir­lik­te doğ­ru­dan bi­re­yi il­gi­len­di­recek şe­kil­de ka­dı­na, en­gel­li­le­re, yaş­lı­la­ra ve genç­le­re yö­ne­lik po­li­ti­ka­la­rı da içer­me­li­dir.

Alış­kın ol­ma­sak­ta ilk adım plan­la­ma, son­ra­ki ise uy­gu­la­ma ol­ma­lı­dır. Tüm bu ça­ba­lar, ta­raf­gir­lik­ten, se­nin ada­mın be­nim eki­bim yak­la­şı­mın­dan kur­tu­lup doğ­ru ada­yın son da­ki­ka­da de­ğil de za­ma­nın­da se­çil­me­si ile taç­lan­dı­rı­la­bi­lir, ay­nı he­de­fe ki­lit­len­miş bir ta­kım ça­lış­ma­sı sağ­la­na­bi­lir­se ba­şa­rı­yı ya­ka­la­ma şan­sı ola­bi­lir.

Bu söy­le­nen­le­ri dü­zen­li, plan­lı ve iş­ler şe­kil­de yap­mak zor mu? Evet, zor. Ama gün­lük po­li­tik ha­re­ket­li­lik için­de, zor da ol­sa ge­le­ce­ği­miz için bun­la­rı yap­ma­mız la­zım. Baş­ka ça­re­si yok…

Ger­çek­ler ile ha­yal­le­ri ayırt ede­mez­sek son 10 yıl­dır ya­şan­dı­ğı üze­re her se­çim son­ra­sı sa­ba­hın­da ‘tüh’ der, ken­di­miz kan­dır­mak ve ik­na et­mek için ha­yal dün­ya­sın­da ge­zi­nip du­ru­ruz.

Ha­zır va­kit var­ken kol­la­rı sı­va­yıp işe gi­riş­me­nin tam za­ma­nı.

TİMUR DEMİREL

ATAOL BEHRAMOĞLU : Türklük, Kürtlük, Türkiyelilik


ATAOL BEHRAMOĞLU

Gü­nü­müz Tür­ki­ye’si­nin en ya­kı­cı, çö­zü­mü en güç gö­rü­nen so­ru­nu­nun “Kürt so­ru­nu” ol­du­ğu her­hal­de söy­le­ne­bi­lir.

Si­ya­sal ik­ti­dar­lar de­ğiş­se de so­run gün­cel­li­ği­ni, çö­züm­süz­lü­ğü­nü ko­ru­yor.

Kürt so­ru­nu­nu Türk so­ru­nun­dan ayı­ra­ma­yız.

Baş­ka bir de­yiş­le, Tür­ki­ye için­de Kürt­lük kav­ra­mı­nın öne çı­ka­rıl­ma­sı Türk­lük kav­ra­mı­nın da ta­nım­lan­ma­sı­nı ge­rek­ti­ri­yor.

Bu ise ba­na gö­re çok güç de­ğil.

Ulus dev­let­ler bağ­la­mın­da bir ulus dev­le­te ait ol­ma­nın ön ko­şu­lu et­nik kö­ken ol­ma­dı­ğı­na gö­re, ana di­li Tür­ki­ye Türk­çe­si ol­sun ya da ol­ma­sın , bu di­li son­ra­dan öğ­ren­miş ya da öğ­ren­me­miş ol­sun, ken­di­ni Türk ola­rak du­yum­sa­yan her­kes Türk, be­nim da­ha çok be­nim­se­di­ğim bir ad­lan­dır­may­la Tür­ki­ye Tür­kü­dür.

Türk sö­zün­den te­dir­gin­lik du­yan var­sa, ay­nı şe­yi Türk­çe sö­zü için de duy­ma­sı ka­çı­nıl­maz olur…

Türk­çe ya da Tür­ki­ye Türk­çe­si bu coğ­raf­ya­da bin yıl­dan faz­la bir sü­re­dir bü­yük ço­ğun­lu­ğun ko­nuş­tu­ğu, ulu­su bir­leş­ti­ren, ulus ya­pan or­tak dil­dir .

Bu dil 20. yüz­yıl­da çağ­daş bir ede­bi­yat ve bi­lim di­li ol­ma­yı da ba­şar­mış­tır.

Dün­ya bu coğ­raf­ya­da, bu gün Tür­ki­ye sı­nır­la­rı için­de ya­şa­yan in­san­la­rı Türk di­ye ad­lan­dı­ra gel­miş­tir.

19.yüz­yıl Os­man­lı dev­rim­ci­le­ri­nin ilk ku­şa­ğı, han­gi et­nik kö­ke­ne ait olur­lar­sa ol­sun­lar ken­di­le­ri­ni “Genç Os­man­lı­lar” di­ye ad­lan­dı­rır­ken Ba­tı on­la­ra “Genç Türk­ler” de­di.

Türk­lü­ğün, Tür­ki­ye Türk­lü­ğü­nün ne olup ne ol­ma­dı­ğı­nın bi­lim­sel bir ir­de­le­me ama­cıy­la de­ğil de yad­sı­ma­cı bir an­la­yış­la tar­tış­ma ma­sa­sı­na ya­tı­rıl­ma­sı, eğer de­rin bir bil­gi­siz­lik so­nu­cu de­ğil­se ve bu­nu ya­pan­lar Türk­le­rin ken­di­le­riy­se, in­sa­nın ken­di ulu­su­na iha­net et­me­sin­den baş­ka bir an­lam ta­şı­maz.

Ben Tür­ki­ye için­de Kürt­lük kav­ra­mı­na da, yu­ka­rı­da­ki an­la­yı­şım­la tu­tar­lı ka­la­rak, ya­ni et­nik aidi­yet kav­ra­mıy­la ba­ğım­lı ol­ma­ya­rak, Tür­ki­ye Kürt­lü­ğü ola­rak ba­kı­yo­rum.

Kürt kö­ken­li Tür­ki­ye yurt­ta­şı­nı da salt et­nik aidi­ye­tiy­le ta­nım­la­mak, ırk­çı bir an­la­yış­tır ve bü­tün ırk­çı­lık­lar gi­bi yan­lış, sa­kat, ay­rım­cı, kan dö­kü­cü­dür.

Kürt asıl­lı bir Tür­ki­ye yurt­ta­şı­nın ken­di­ni Tür­ki­ye Tür­kü ola­rak his­set­me­me­si için her­han­gi bir en­gel bu­lun­ma­mak­ta­dır.

Bu­nun sa­yı­sız ör­nek­le­ri­ni ver­me­ye bu ya­zı­nın sın ır­la­rı yet­mez ve ge­rek de duy­mu­yo­rum.

Kürt kö­ken­li, sa­yı­sız dev­let ada­mı, iş ada­mı, şa­ir, ya­zar, sa­nat­çı,dün ol­du­ğu gi­bi bu gün de göz­ler önün­de­dir.

Kim­se on­la­rı Kürt kö­ken­li­dir di­ye ikin­ci sı­nıf yurt­taş ola­rak gör­mez, gör­me­miş­tir.

Os­man­lı­dan be­ri, sü­rüp ge­len ge­le­nek bu­dur.

Tür­ki­ye’nin, Tür­ki­ye Türk­lü­ğü­nün ma­ya­sın­da ırk­çı­lık yok­tur.

Ken­di­ni bir Tür­ki­ye Tür­kü de­ğil de Tür­ki­ye Kür­dü ola­rak his­se­den bir Tür­ki­ye yurt­ta­şı­nın önün­de de, et­nik aidi­yet gi­bi ulus dev­let­ler ön­ce­si­ne ait bir kav­ra­mı öne çı­ka­ra­rak bö­lü­cü ol­ma­mak, “ulus yı­kı­cı­lı­ğı” yap­ma­mak ko­şu­luy­la, bu gün atık her­han­gi bir en­gel bu­lun­ma­mak­ta­dır.

O da, her­han­gi bir Tür­ki­ye yurt­ta­şı gi­bi, ait ol­du­ğu ya da ait ol­du­ğu­nu dü­şün­dü­ğü et­nik kö­ke­nin kül­tü­rel, ge­le­nek­sel de­ğer­le­ri­ni ya­şa­yıp ge­liş­tir­mek öz­gür­lü­ğü­ne ve ola­nak­la­rı­na tam ola­rak sa­hip­tir ve bu alan­da var ola­bi­lecek bü­tün en­gel­le­rin de kal­dı­rıl­ma­sı ge­re­kir…

Tür­ki­ye Türk­lü­ğü ben­ce ulu­su bir­leş­ti­ren ger­çek­çi bir kav­ram­dır.

Irk­çı­lık­la il­gi­si yok­tur.

Sa­de­ce Türk de­di­ği­miz za­man da kas­tet­ti­ği­miz, kas­te­dil­me­si ge­re­ken bu­dur.

Ulu­su bir­leş­ti­ren dil ise, bu­nu ta­rih­sel sü­reç­ler için­de, de­ne­bi­lir­se eğer bi­le­ği­nin hak­kıy­la ka­zan­mış, ulu­sal bir dil ola­rak ev­ren­sel­leş­miş Türk­çe, ya da Tür­ki­ye Türk­çe­si­dir…

Ay­nı ulus için­de ikin­ci bir ulu­sal dil zor­la­ma­sı, eş­ya­nın do­ğa­sı­na ay­kı­rı, bi­lim dı­şı, so­nuç­ta da ulu­sun bö­lü­nüp par­ça­lan­ma­sı­na yol aça­rak em­per­ya­lizm dı­şın­da kim­se­nin işi­ne ya­ra­ma­ya­cak bir da­yat­ma­dır.

ABD em­per­ya­liz­mi­nin Tür­ki­ye coğ­raf­ya­sın­da is­te­di­ği, he­def­le­di­ği ve şu an­da­ki si­ya­sal ik­ti­dar eliy­le ger­çek­leş­tir­me­ye ça­lış­tı­ğı amaç da tam ola­rak bu­dur…

BARIŞ BAŞARSLAN : Neyi Niye Anlayalım Ey Başbakan?


BARIŞ BAŞARSLAN

Baş­ba­kan du­rur du­rur, ara­da bom­ba­yı pat­la­tır.

Ge­rek ga­ze­te­le­re ver­di­ği rö­por­taj­lar­da, ge­rek rad­yo ko­nuş­ma­la­rın­da, ge­rek­se de te­le­viz­yon­da…

An­cak şim­di ge­li­şen tek­no­lo­ji ile ye­ni bir ile­ti­şim ara­cı ile: “Twit­ter ile.”

İnsan ba­zen söy­le­ye­me­dik­le­ri­ni söz­lü ola­rak da­ha ra­hat söy­ler!

En son ca­nım sı­kıl­dı­ğın­da baş­ba­ka­nın res­mi twit­ter ad­re­sin­de ge­zin­dim.

İna­na­ma­dım.

23 Tem­muz 2012’de Ba­ba­kan’ın res­mi twit­ter say­fa­sın­da ya­zan ile­ti­le­re ba­kın­ca de­dim ki ken­di ken­di­me: “Ne olu­yo­ruz?”

İle­ti­le­rin­de şun­lar ya­zı­yor­du.

“Hak­kın de­ğil yan­lı­şın, maz­lu­mun de­ğil za­li­min, za­yı­fın de­ğil güç­lü­nün ya­nın­da yer alan­lar, ta­rih önün­de mah­cup ola­cak­lar.”

Ken­di ge­le­ce­ği­ni gö­rür gi­bi san­ki…

Yi­ne ay­nı gün, di­ğer bir ile­ti­sin­de ise şöy­le di­yor­du.

“Ben ders ki­tap­la­rın­da bi­le yer alan bir şi­iri oku­du­ğum için mah­kûm ol­muş, ha­pis yat­mış bir si­ya­set­çi­yim.”

“Ya­sak­la­rın, kı­sıt­la­ma­la­rın, sı­nır­la­ma­la­rın ül­ke­nin, genç­li­ğin, fi­kir, ede­bi­yat ve med­ya dün­ya­sı­nın üze­ri­ne çök­tü­ğü dö­nem­ler­den bu­gü­ne gel­dik.”

Baş­ba­kan du­rup du­rup, pi­şi­rip pi­şi­rip tek­rar­lı­yor ba­şı­na ge­len­le­ri.

“Ben ha­pis­ler­de yat­tım, ben hak­sı­zın ya­nın­da­yım, güç­lü­nün kar­şı­sın­da­yım vs.”

Şim­di de “ti­wi­tır­da” yaz­ma­ya baş­la­dı.

“He-he” di­ye­sim gel­di.

Kar­şı­nız­da­ki ki­şi­ye laf an­la­ta­ma­ya­ca­ğı­nız du­rum­lar­da en gü­zel söz şu “he-he” la­fı­dır. Çok se­ve­rim böy­le du­rum­lar­da kul­lan­ma­yı. Cid­di­ye al­ma­dı­ğı­nı­zı, inan­ma­dı­ğı­nı­zı da ga­yet ba­sit bir şe­kil­de özet­ler.

Ne­re­dey­se bir ro­ma­na be­del!

En an­lam­lı söz gi­bi ge­lir in­sa­na…

Yi­ne ni­ye söy­le­di aca­ba bu­nu baş­ba­kan?

Ama­cı ney­di?

Ken­di­ni acın­dır­mak mı?

Ne­den ya­pı­yor baş­ba­kan bu­nu?

An­la­yış mı bek­li­yor biz­den?

Ha­tır­la­tı­rım. Si­vas’ta ay­dın­la­rı­mı­zı ya­kan ka­til­le­rin da­va­sı­nı za­ma­na­şı­mı­na uğ­ra­ta­rak ka­til­le­ri ser­best bı­rak­tı­ran, son­ra da onun ga­zıy­la Ma­lat­ya’da ale­vi aile­nin evi­ne sal­dı­ran­la­rı unut­ma­dık da­ha.

Kaç ta­ne ga­ze­te­ci, ay­dın, sa­nat­çı, dü­şün­ce ada­mı içer­de? Sa­yı­sı­nı unut­tuk, ama bu me­za­li­mi unut­ma­dık da­ha?

Şi­ir oku­du­ğum için ce­za­vin­de yat­tım di­yor­sun ya, Ömer Hay­yam şi­iri­ni oku­yan Fa­zıl Say’ı ha­tır­lat­mak is­te­rim sa­na? Hak­kın­da kaç yıl­lık tu­tuk­la­ma ce­za­sı is­te­ni­yor­du aca­ba?

Genç­lik üze­rin­de­ki bas­kı­la­rı yık­tık di­yor­sun ya, pu­şi tak­tı­ğı için ce­za­evin­de ya­tan Ci­han Kır­mı­zı­gül’ü ha­tır­la­tı­rım sa­na. Le­nin’in ki­ta­bı­nı oku­du­ğu için ce­za­evi­ne gi­ren, an­cak ay­nı ki­ta­bı ce­za­evi­ne is­te­tip oku­yan gen­cin tra­ji­ko­mik du­ru­mu­nu da ha­tır­la­tı­rım.

Güç­lü­nün kar­şı­sın­da­yız di­yor­sun ya, Su­ri­ye’ye kar­şı na­sıl Ame­ri­ka’nın ya­nın­da ko­num­lan­dı­ğı­nı ha­tır­la­tı­rım sa­na?

Sa­na­tın ede­bi­ya­tın önü açıl­dı di­yor­sun da, İnsan­lık Anı­tı’nı yık­tır­dı­ğın Meh­met Ak­soy’u ha­tır­la­tı­rım sa­na, ko­ru­ma al­tı­na bir tür­lü ala­ma­dı­ğı­nız “Can Evi­ni.” Ka­pa­tı­lı­yor şim­di Can Ba­ba’nın Can Evi. Onu da Meh­met Ak­soy dik­miş­ti.

Ya­sak­la­rın, kı­sıt­la­ma­la­rın kalk­tı­ğın­dan bah­se­di­yor­sun ya, 200’den faz­la filt­re­len­miş in­ter­net si­te­si­ni ha­tır­la­tı­rım sa­na? 600,000 ton har­ca­nan bi­ber ga­zı­nı? Sa­hi ki­şi ba­şı­na dü­şen po­lis sa­yı­sı kaç bu mem­le­ket­te?

Ki­ta­bı da­ha ba­sıl­ma­dan top­la­tı­lan Ah­met Şık’ı ha­tır­la­tı­rım?

Hal­kın ira­de­siy­le se­çil­miş mil­let­ve­kil­le­ri­nin na­sıl ha­la içe­ri­de tu­tul­du­ğu­nu?

Da­ha sı­ra­la­ma­ya ge­rek yok.

Her şey or­ta­da.

Sen bi­zi an­la­ma­dın.

Şim­di an­la­yış mı is­ti­yor­sun?

Biz se­ni ni­ye an­la­ya­lım ki ey baş­ba­kan?

Ağır Aksak ırkçılık


NAZIM ALPMAN

AKP ba­rış ge­ti­re­cek­ti… Kar­deş­lik için gel­miş­ler­di. Tay­yip Er­do­ğan 2007 Ge­nel Se­çim­le­ri­ni ka­zan­dık­tan son­ra par­ti mer­ke­zi­nin bal­ko­nun­dan al­kış­la­na­cak ko­nuş­ma yap­mış­tı. Ken­di­si de bü­yük bir “var­ta” at­lat­mış­tı. AKP az da­ha ka­pa­tı­la­cak­tı, Yar­gı­tay “uya­rı ce­za­sı” ver­di de de­rin ne­fes al­dı­lar.

Şim­di her ağız­la­rı­na aç­tık­la­rın­da bir baş­ka nef­ret su­çu iş­li­yor­lar.

AKP Er­zu­rum mil­let­ve­ki­li Muh­yet­tin Ak­sak, ha­ber­ci­lik di­li üze­ri­ne in­ce(!) bir öne­ri­de bu­lu­na­rak “PKK mi­li­tan­la­rı ölü ele ge­çi­ril­di” cüm­le­si ye­ri­ne:

-Ge­ber­til­di de­nil­sin!

Bu ka­dar­la da kal­mı­yor… Ağır bir nef­ret su­çu iş­le­ye­rek de­vam edi­yor:

-Bun­lar ya sa­tıl­mış be­yin­ler ya da Er­me­ni dön­me­si ço­cuk­lar!

Bu ka­dar bü­yük kan­lı bir ey­lem­le bir­lik­te suç­lu ola­rak Er­me­ni­le­rin adı­nı te­laf­fuz et­me­si an­cak akıl sağ­lı­ğıy­la açık­la­na­bi­lir. Ağır bir psi­ki­yat­ri te­da­vi­si için dok­tor­la­rın dev­re­ye gir­me­si ge­re­ke­bi­lir. Bi­ze dü­şen ise Er­me­ni va­tan­daş­la­rı­mı­za dö­nüp ba­şı­mı­zı öne eğe­rek:

-Özür di­li­yo­ruz de­mek!

Ta­bii on­lar için bir an­lam ifa­de eder­se?..

Dev­let bu işin ne­re­sin­de?

Bay­ra­mın ikin­ci gü­nü (20 Ağus­tos 2012) Ga­zi­an­tep’te uzak­tan ku­man­day­la pat­la­tı­lan bom­ba yük­lü araç 9 ki­şi­nin ölü­mü­ne 69 ki­şi­nin de ya­ra­lan­ma­sı­na ne­den ol­du. Ölen­ler­den dör­dü ço­cuk…

Ey­lem bom­ba­lı ve po­lis mer­ke­zi­ne ya­kın ol­ma­sı ne­de­niy­le doğ­ru­dan “PKK işi” ola­rak açık­la­nıp, onun üze­rin­den yo­rum­lar gel­di. Doğ­ru­su PKK böy­le­si ey­lem­le­re çok da uzak bir ör­güt de­ğil­di. Ama bu se­fer bir şey ol­du:

-An­tep ey­le­mi bi­ze ait de­ğil açık­la­ma­sı yap­tı PKK…

Bu açık­la­ma üze­ri­ne Mil­li­yet Baş­ya­za­rı Gü­ne­ri Ci­va­oğ­lu sor­du:

-PKK de­ğil­se kim?

AKP Ge­nel Baş­kan Yar­dım­cı­sı Hü­se­yin Çe­lik, “Su­ri­ye’nin işi ola­bi­lir” de­di. AKP Ga­zi­an­tep mil­let­ve­ki­li Şa­mil Tay­yar bir adım da­ha ata­rak bu sal­dı­rır bir “kar­şı­lık” ol­du­ğu­nu söy­le­di:

-Şam’ın bom­ba­lan­ma­sı­nın kar­şı­lı­ğı bu…

Bun­la­rın tü­mü tar­tış­ma­ya açık ve­ri­ler.

Bir de hiç tar­tış­ma­ya yer bı­rak­ma­ya­cak ka­dar açık olan ve­ri­ler bu­lu­nu­yor.

Me­se­la Mil­li İstih­ba­rat Teş­ki­la­tı (MİT) bom­ba­la­ma ey­le­min­den ön­ce Ga­zi­an­tep mil­let­ve­kil­le­ri­ni uyar­mış:

-Bay­ram­da ora­ya git­me­yin, ha­re­ket­li­lik var, bir şey­ler ola­bi­lir!

Hür­ri­yet ga­ze­te­si 21 Ağus­tos 2012 ta­rih­li İstan­bul bas­kı­sı­nın 16.

Say­fa­sın­da­ki kü­çük ku­tu ha­ber­de şöy­le di­yor­du:

“Böl­ge mil­let­ve­kil­le­ri­nin MİT ve Jan­dar­ma ta­ra­fın­dan sal­dı­rı­ya kar­şı uya­rıl­dı­ğı or­ta­ya çık­tı. CHP mil­let­ve­ki­li Meh­met Şe­ker, AKP mil­let­ve­ki­li Şa­mil Tay­yar uya­rıl­dık­la­rı­nı doğ­ru­la­dı­lar.”

Ey­lem­den iki gün son­ra bu se­fer Mil­li­yet’in or­ta say­fa­sın­da bir baş­ka ger­çek ası­lı du­ru­yor­du:

“Al­tı ay il il gez­dir­di­ler.”

Bom­ba yük­lü araç Ni­san 2012’de Sa­kar­ya’dan ça­lı­nı­yor. Al­tı ay de­ği­şik il­ler­de do­laş­tı­rı­lı­yor. Bu bom­ba yük­lü araç pat­la­ma­dan 4 da­ki­ka ön­ce Ga­zi­an­tep’te olay ye­ri­ne ge­ti­ri­lip park et­ti­ri­li­yor.

Bu bil­gi­ler de dev­le­tin gü­ven­lik bi­rim­le­rin­den ve­ri­li­yor, CHP Ge­nel Baş­kan Yar­dım­cı­sı Umut Oran’a…

Di­ğer pek çok bü­yük ey­lem­de ol­du­ğu gi­bi dev­let bü­tün ay­rın­tı­la­rı ön­ce­den öğ­re­ni­yor, ge­rek­li gör­dük­le­ri­ni uya­rı­yor. Ge­rek­li gör­me­dik­le­ri­ni uyar­mı­yor.

Ey­le­mi dü­zen­le­yen­le­ri o ka­dar ya­kın­dan iz­li­yor ki, ey­lem­ci­ler sı­kış­tık­la­rın­da ade­ta “abi” di­ye­cek­ler:

-Bi el atar mı­sı­nız?

Bu ka­dar en­se­le­rin­de dev­let… Ama iz­li­yor. Ne­den en­gel­le­me­di­niz di­ye so­rul­ma­ya­cak. Eğer iki üç yıl son­ra bir so­ruş­tur­ma ko­mis­yo­nu fa­lan ku­ru­lup da yet­ki­li­ler ça­ğı­rı­lır­sa ve­re­cek­le­ri ce­vap çok açık:

-Bi­zim gö­re­vi­miz “nor­mal” ola­rak iz­le­mek ve bil­gi ver­mek­tir. Gö­re­vi­mi­zi de hak­kıy­la yap­tık. Uyar­dık. O ka­dar!

Uya­rı­yor­lar, ka­çan kur­tu­lu­yor, ka­lan­la­rı öl­dü­rü­lü­yor! Ga­zi­an­tep’te mil­let­ve­kil­le­ri­ni kur­tar­dı­lar!

Ça­lı­nan ara­cı al­tı ay ta­kip edi­yor­lar, “nor­mal” ola­rak… Ey­lem­den ön­ce mil­let­ve­kil­le­ri­ni uya­rı­yor­lar, “nor­mal” ola­rak…

Şim­di du­rup sor­mak ge­re­ki­yor:

-Bü­yük bir ey­lem­de bu ka­dar “nor­mal­lik” tu­haf de­ğil mi?

Yan­lış ül­ke

İşa­da­mı Asil Na­dir İngil­te­re’de yar­gı­lan­dı.

Zim­me­ti­ne pa­ra ge­çir­mek­ten mah­kûm ol­du.

Na­dir yar­gı­lan­mak için yan­lış ül­ke seç­ti. Ga­ran­ti­li bir yar­gı­la­ma için Tür­ki­ye’ye gel­me­liy­di.

İki üç cel­se de be­ra­at eder, ak­la­nıp pak­la­nıp es­ki iti­ba­rı­na ka­vu­şur ül­ke­si­ne dö­ner ya da bu­ra­da ti­ca­ri ha­ya­tı­na de­vam eder­di.

Bu­ra­sı “De­niz Fe­ne­ri Cum­hu­ri­ye­ti” ya…

Zor Barış


Kürt so­ru­nu­na ba­rış­çı çö­zü­mün ço­ğun­lu­ğun is­te­ği ol­du­ğu­nu, an­cak te­rör ör­gü­tü­nün Kürt hal­kı üze­rin­de­ki bas­kı­sı­nı kal­dır­ma­dan, Kürt­ler’in öz­gür ira­de­le­ri­ni açı­ğa vur­ma­la­rı­nın müm­kün ol­ma­dı­ğı­nı, bu ko­şul­lar al­tın­da ar­zu­la­nan ba­rış­çı çö­zü­me ulaş­ma­nın zor ol­du­ğu­nu yaz­mış­tım. Kal­dı­ğı­mız yer­den de­vam edi­yo­rum.

Kürt so­ru­nu­nu et­nik çer­çe­ve­den çı­ka­rıp, de­mok­ra­si için­de her­ke­sin eşit hak­la­rı il­ke­siy­le çö­zül­me­si­ni öne­ren­ler de var. Bun­lar öz­de hak­lı ol­sa­lar bi­le, geç kal­mış­lar­dır.

Za­ten so­run et­nik­tir, onu bu çer­çe­ve dı­şı­na ta­şı­ma ta­lep­le­ri de ta­raf­lar­dan bi­rin­ce ka­bul gör­me­ye­cek­tir.

Et­nik çer­çe­ve­de çö­züm de­nin­ce ak­la fe­de­ras­yon ve­ya “de­mok­ra­tik özerk­lik” ge­li­yor.

Bu iki çö­zü­mün de güç ol­ma­sı bir ya­na, ka­lı­cı ba­rı­şı ge­ti­re­ce­ği ko­nu­sun­da cid­di so­ru işa­ret­le­ri ol­du­ğu­nu be­lirt­mek ge­rek.

Bu çö­züm­le­rin güç­lü­ğü, ço­ğun­luk­ta olan Türk­ler’e ken­di ana­ya­sal sis­tem­le­ri­nin tüm­den önem­li bir de­ği­şi­me uğ­ra­ma­sı­nı ka­bul et­me­le­rin­de­ki zor­luk­tan kay­nak­la­nı­yor,

Enin­de so­nun­da, bu çö­zü­mün par­ça­lan­mak­tan da­ha iyi ol­du­ğu­nu an­la­ta­rak, her iki ta­ra­fın da ra­zı edil­me­si­nin önün­de­ki en bü­yük güç­lük ise, Türk ta­ra­fı­nın Kürt­ler’de bir ara­da ya­şa­ma ira­de­si­nin ger­çek­ten var ol­du­ğu­na, bu çö­zü­mü ba­ğım­sız­lık yo­lun­da, ge­çi­ci bir aşa­ma ola­rak gör­me­dik­le­ri­ne inan­dı­rıl­ma­la­rın­da­dır.

Bu o ka­dar ko­lay ol­ma­ya­cak­tır. As­lın­da geç­miş­te ta­lep ola­rak ile­ri sü­rül­müş bu­lu­nan hu­sus­la­rın çok bü­yük ço­ğun­lu­ğu, baş­tan dev­let ta­ra­fın­dan tep­ki ile kar­şı­lan­mış bi­le ol­sa enin­de so­nun­da ya­şa­ma geç­miş, ama bu du­rum ye­ni ta­lep­le­ri en­gel­le­me­miş­tir.

Kürt­ler’in ken­di dil­le­rin­de ya­yın yap­ma­la­rı­nın önün­de­ki en­gel­le­rin kalk­mış ol­ma­sı bek­le­nen olum­lu ha­va­yı ya­rat­ma­mış­tır. PKK’nın TRT – Şeş’e kar­şı ol­ma­sı da, “gö­rü­yor mu­su­nuz, is­tek­le­ri ye­ri­ne ge­tir­sek bi­le tat­min ol­mu­yor­lar, amaç as­lın­da eşit hak­lar ve kim­li­ğe say­gı de­ğil, ay­rı­lık­çı­lık” dü­şün­ce­si­nin yer­leş­me­si­ne ne­den olu­yor.

Kal­dı ki, 20. yüz­yı­lın son çey­re­ği­nin ve 21. yüz­yı­lın de­ne­yim­le­ri et­nik fe­de­ras­yon te­me­li­ne da­ya­nan çö­züm­le­rin ka­lı­cı ol­ma­dı­ğı­nı gös­te­ri­yor.

Et­nik çö­züm­le­rin hep­si­nin tam ay­rı­lık olan, ni­hai ama­cın önün­de­ki ge­çi­ci aşa­ma­lar ol­du­ğu­nu dün­ya ya­şa­ya­rak gör­dü.

Bu ko­nu­da Bel­çi­ka’da­ki Va­lon Fla­man an­laş­maz­lı­ğı­na, es­ki Yu­gos­lav­ya’da­ki kan­lı olay­la­ra bak­mak ye­ter­li.

Bu ara­da, İspan­ya’da Bask so­ru­nu­na ba­kar­ken, ka­mu­oyun­da yo­ğun ba­ğım­sız­lık is­te­ği ar­tan Ka­ta­lan mo­de­li­ni de unut­ma­ya­lım. Önü­müz­de­ki dö­nem­de, İskoç­ya’nın İngil­te­re’den ba­ğım­sız­lı­ğı so­ru­nun gün­de­me ge­le­ce­ği­nin işa­ret­le­ri de ar­tı­yor.

Pe­ki bu du­rum­da ne ya­pı­la­bi­lir ve Kürt ve Türk halk­la­rı­nın bir ara­da ya­şa­ma ira­de­si na­sıl sağ­la­na­bi­lir?

Bir ara­da ya­şa­ma ira­de­si der­ken, bu­nun ta­raf­lar­dan yal­nız bi­rin­de ol­ma­sı­nın yet­me­di­ği­ni, her iki­si­nin de bu­lun­ma­sı­nın zo­run­lu ol­du­ğu­nu be­lirt­mek ge­rek­siz.

Za­ten bir ara­da ya­şa­ma ira­de­si yok­sa, hiç kim­se, hiç­bir or­du, hiç­bir bas­kı, hiç­bir ön­lem üni­ter çö­zü­mü zor­la ka­bul et­ti­re­mez.

Bu nok­ta­da öne­ril­me­si bi­le suç olan Kürt ba­ğım­sız­lı­ğı ge­li­yor gün­de­me.

Bir an için, bu ko­nu­nun öz­gür­ce tar­tı­şıl­ma­sı­nın önün­de­ki ana­ya­sal ve ya­sal en­gel­le­rin kal­dı­rıl­dı­ğı­nı var­sa­ya­lım.

O za­man pra­tik­te pek de ala müm­kün ve de­mok­ra­tik gi­bi gö­rü­ne­bi­lecek olan bir for­mül ile ba­rış­çı çö­zü­mün var olup ol­ma­dı­ğı­na ba­ka­lım.

Ger­çek­ten de, Türk­ler ile Kürt­ler’in, ken­di rı­za­la­rıy­la ay­rı ay­rı ken­di va­tan­la­rın­da ya­şa­ma­yı ka­bul et­me­le­ri for­mü­lü aca­ba ba­rış­çı çö­zü­mü sağ­la­ya­bi­lir mi?

Te­ori­de pek de ala müm­kün­müş gi­bi gö­rü­nen bu çö­zü­mün ba­rış için­de ger­çek­leş­me­si sa­nıl­dı­ğı ka­dar ko­lay de­ğil.

Bı­ra­kın bir ya­na, Türk va­ta­nı ola­cak ta­raf­ta ka­la­cak Kürt­ler’in du­rum­la­rı­nın do­ğu­ra­ca­ğı so­run­la­rı, ama her şey­den ön­ce, sı­nır­la­rın ne ola­ca­ğı so­ru­nu var.

Siz hiç yer­yü­zün­de, sı­nır­la­rı sa­vaş­la çi­zil­me­miş bir ay­rı­lık gör­dü­nüz mü?

Kürt so­ru­nun çö­zü­mün­de her­kes ba­rış is­ti­yor, ama gö­rül­dü­ğü gi­bi ba­rı­şın önün­de ayıl­ma­sı ge­re­ken ,bü­yük en­gel­ler var.

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: