Günlük arşivler: Ağustos 26, 2012

ÖZEL BÜRO MAIL GRUBU ÜYELERİ İÇİN ÖNEMLİ BİR TAVSİYE !!!! LÜTFEN OKUYUN !!!!!!


Değerli Üyelerimiz;

Bazı üyelerimiz yoğun mail trafiğinden dolayı mail trafiğini takip etmekte zorlandıklarını söylediler.

Biz de sizin için yoğun mail trafiğini rahatça takip edebilmeniz amacıyla resimli bir rehber hazırladık.

Ek’te bulunan rehberi okuyunca grup yazışmalarımızı hiç kayıpsız çok rahat bir şekilde takip edebileceksiniz.

İlgili rehberi ek’ten indirebilirsiniz.

İyi günler dileriz.

ÖZEL BÜRO AÇIK BİLGİ AĞI

UYELERE MAIL TAKIBI ICIN ONEMLI HATIRLATMALAR.doc

The Law and the STASI – Strafverfolgung der STASI-Untaten


The Law and the STASI – Strafverfolgung der STASI-Untaten.pdf

Suay Karaman : DEMİR AĞLAR


Başbakan 17 Ağustos 2012 tarihinde yedi yılda biten 22 kilometrelik Kadıköy-Kartal metrosunun hizmete girişi için yapılan törende, yine Atatürk dönemine eleştiri getirdi: “Biliyorsunuz 10. Yıl Marşı’nda geçer, demir ağlarla ördük falan, neyi ördün? Hiçbir şey örmüş değilsin. Ortada duranlar belliydi. Türkiye’yi biz örüyoruz.” Belirli bir altyapı, bilgi ve kültür birikimi olmadan, sadece kafadan atarak, gerçekleri saptırarak yapılan konuşmalar sabun köpüğü gibidir. Saptırılan gerçeklerin doğrusu ortaya çıkınca, inandırıcılığı kalmayacağı gibi komik duruma da düşmek söz konusu olur.

Büyük kurtarıcımız Mustafa Kemal Atatürk’ü anlamadan, yaptıklarını bilmeden, Kemalist devrimleri ve ilkeleri özümsemeden yapılan eleştiriler, padişah olma arzusundaki “ileri demokrasi” heveslileri için, gerçeklere ihanet anlamına gelmektedir. Mustafa Kemal Atatürk’ün öncülüğündeki cumhuriyet yönetimi ilk on beş yılda, dünyada eşi görülmemiş bir kalkınma destanı yazmıştır.

Osmanlı Devletinin tüm demiryollarını yabancı şirketler yapmıştı ve bu şirketler tarafından işletiliyordu. Emperyalist devletlere karşı kazanılan Ulusal Kurtuluş Savaşı ile kurulan Türkiye Cumhuriyeti, büyük harcamalar sonucunda demiryollarını yabancılardan geri almıştır. Yeni kurulan devlette büyük yoksulluk varken, tamamı Türk sermayesi, Türk uzmanları ve Türk işçisiyle yaklaşık dört bin kilometreye yakın yeni demiryolu hattı yapılmıştır.

Atatürk döneminde dünyada ortalama kalkınma hızı %4-5 seviyesindeyken, Türkiye’de %10 olmuştur. Bütün dünyada sanayi üretimi %19 artarken, genç Türkiye Cumhuriyeti’nde %96 artmıştır. Tarım üretimi ortalama %8 artmıştır. 1923 yılında kişi başına düşen ulusal gelir sadece 45 dolar iken, 1940’lı yılların ilk yarısında 400 dolara yaklaşmıştır.

10. Yıl Marşı’nın sözlerinin içi sosyal ve toplumsal devrimlerin yanı sıra kalkınma planlarıyla, sanayi planlarıyla, şeker fabrikalarıyla, basma fabrikalarıyla, kağıt fabrikalarıyla, uçak fabrikalarıyla, demiryollarıyla, Sümerbank’la, Etibank’la doludur.
Bu yapılanların hepsi büyük bir özveri ve yurtseverlik gerektiriyordu, başarı ancak bu şekilde elde edilebilirdi. Atatürk dönemini eleştiren insanların, kendi geçmişlerine bakması gerekir. Çünkü kendi geçmişlerindeki “görevi ihmal, zimmet, kamu taşıma biletlerinde kalpazanlık, resmi evrakta ve kayıtlarında sahtecilik ile cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak” suçlamalarını unutmuşlardır. Dokunulmazlık sayesinde şimdilik ceza almayanlara da, hukukun bir gün gerekeceği unutulmamalıdır.

27 Haziran 2012 tarihinde hangardaki bir eğitim uçağına binerek poz veren başbakan, bu uçağı “Türkiye’nin ilk eğitim uçağı” olarak tanıttı. İlk eğitim uçakları 1940 yılı sonlarında Akköprü’de yapılmış ve hizmete girmiştir. Yerli üretim olan bu uçaklardan yurt dışına da satılmıştır.

“Metro yapımı konusunda çok usta olduk, başarılıyız” diyen AKP’li İstanbul ve Ankara Anakent Belediyeleri, başladıkları metro yatırımının altından kalkamayınca, hükümet işi bitirmeyi Ulaştırma Bakanlığı’na devretmiştir. CHP’li İzmir Anakent Belediyesi ise, metrosunu kendi olanaklarıyla yapmıştır. CHP’li İzmir Anakent Belediyesi’nin yaptığı metronun kilometresi 56 milyon TL iken, Ankara Anakent Belediyesi’nin yaptığı metronun kilometresinin 90 milyon TL ve İstanbul Anakent Belediyesi’nin yaptığı metronun kilometresinin ise 140 milyon TL olması düşündürücüdür.

Aynı teknoloji kullanılarak yapılan metronun, tünel galerisi delme işi, elektrifikasyon sistemleri, ray çeliği, vagon dizileri, istasyon standardı ve ihaleye çıkma yöntemleri aynıyken, bu yüksek fiyat farkı nasıl açıklanabilir?

Atatürk döneminde örülen demir ağlar, sadece ülkenin kalkınması için yapılmıştı; bugünkü gibi bazı kimselerin ya da kuruluşların kalkınmasına olanak sağlamamıştı. Başbakan kendi aklınca bugün ile Atatürk dönemini karşılaştırarak, Atatürk dönemini aşağılamaktadır. Aşağıladığı Atatürk dönemi, genç Türkiye Cumhuriyeti’nin ekonomik, sosyal, siyasal, kültürel her alanda atılım yaptığı müthiş bir kalkınma dönemiydi. “Türkiye’yi biz örüyoruz” diyen başbakan, ülkemizi, ördüğü örümcek ağlarıyla karanlıklara doğru sürüklemektedir.

Atatürk dönemi koşullarıyla, bugünkü koşullar arasında hiçbir benzerlik yoktur. Atatürk döneminin demir ağları tam bağımsızlığı ve emperyalizm karşıtlığını simgeliyordu. Bugünün örümcek ağları ise, emperyalizmin kuklasıdır ve karanlıkların maşasıdır. Atatürk döneminde yapılanları kıskanan başbakan, iktidara geldikleri 2003 yılı ile bugünkü Türkiye’yi kıyaslarsa, ülkemizin her alanda ne kadar geriye gittiğini görecektir. Demokratik ve laik cumhuriyete takıntılı olanlar, gerçekleri öğrenince utanırlar mı? Atatürk’e takıntılı olanlar, bu büyük insan sayesinde, ülkemizde özgürce yaşadıklarının farkındalar mı?

İLK KURŞUN

MİNE G. KIRIKKANAT : Topraklar Üvey, Evlatlar Öz…


Ana­do­lu top­rak­la­rın­da çağ­lar bo­yun­ca öy­le çok ve de­ği­şik soy­lar, boy­lar, din­ler kök sal­mış­tır ki, bu çe­şit­li­lik Kü­çük As­ya’da üs­tün­lük sağ­la­ma­ya ça­lı­şan güç odak­la­rı­nın da­ima ba­şı­nı ağ­rı­tır. Ana­do­lu’ya ege­men ol­mak id­di­ası­nı ta­şı­yan uzun ya da kı­sa ik­ti­dar­la­rın de­ği­şik kül­tür­le­ri or­tak bir ça­tı al­tı­na top­la­mak amaç­lı « bir­leş­ti­ri­ci kim­lik » öne­ri­le­ri, bin yıl­lar­dır sü­ren bir ara­yı­şın dö­nem­sel bu­luş­la­rı­dır.

Ba­tı­lı­la­rın ıs­rar­la « Türk » di­ye an­dı­ğı Os­man­lı’nın Os­man­lı­lı­ğı da böy­le bir öne­riy­di. İmpa­ra­tor­lu­ğun, salt ge­niş­le­me sü­re­cin­de de­ğil, Ana­do­lu’da­ki yük­sel­me dö­ne­min­de de te­ba­sı­nın ezi­ci ço­ğun­lu­ğu­nu Hris­ti­yan top­lu­luk­lar oluş­tu­ru­yor­du. Bu du­rum 1877’de baş­la­yan ve im­pa­ra­tor­luk top­rak­la­rı­nı epey­ce kü­çül­ten Türk-Rus Sa­va­şı’na ka­dar sür­dü.

Bu­gün ya­şa­dı­ğı­mız coğ­raf­ya­nın Türk boy­la­rı de­ni­len gö­çer­ler ta­ra­fın­dan fet­hi, ta­rih­te uzun bir sü­re­ce ya­yı­lır. Sel­çuk­lu’dan Os­man­lı ege­men­li­ği­nin or­ta­la­rı­na de­ğin Ana­do­lu’da pek çok din­den önem­li nü­fus top­lu­luk­la­rı var­dır ve Ya­vuz Se­lim’e ka­dar fet­he­di­len top­rak­lar­da­ki Türk te­baa, bü­yük öl­çü­de Ale­vi Türk­men­ler­dir.

Res­mi ta­ri­hin özen­le giz­le­di­ği, el­bet­te öğ­re­til­mi­yor, öğ­re­nil­mi­yor, ama ger­çek ta­rih­çi­ler bi­li­yor : Os­man­lı dev­le­ti­nin res­mi di­ni, Hi­caz’ın fet­hi­ne ka­dar Ale­vi Bek­ta­şi­lik’ti. İmpa­ra­tor­lu­ğun seç­kin as­ke­ri gü­cü Ye­ni­çe­ri or­du­su­nun da Bek­ta­şi Oca­ğı ol­ma­sı ras­lan­tı de­ğil­dir.

Ale­vi­lik, Türk­çe di­li­ni ve Şa­man ge­le­ne­ği­ni yad­sı­ma­dan İsla­mi­ye­ti ka­bul eden Türk­ler­dir. Baş­ka bir de­yiş­le, bun­ca yıl­dır ca­hil mi ca­hil, do­la­yı­sıy­la gü­dük ırk­çı, çap­sız fa­şist, ay­rım­cı, ka­dın düş­ma­nı ge­ri­ci­le­rin el­bet­te ki yan­lış yer­de ara­dık­la­rı ger­çek Türk İslam sen­te­zi, Ale­vi­lik­tir.

Ale­vi­ler, Türk kim­li­ği­ni ve di­li­ni, İsla­mi­yet köp­rü­sün­den « Arap­laş­tır­ma­dan » ge­çir­me­yi ba­şa­ran top­lum­dur.

Ale­vi­ler, İsla­mi­yet’i Türk­leş­ti­ren ve za­ten Türk­çe­leş­ti­ren, gel­di­ği ge­le­nek­ler­le var­dı­ğı gö­re­nek­le­ri bir­leş­ti­rip kök­le­rin­den kop­ma­dan de­vi­ni­me ula­şan Ana­do­lu fa­tih­le­ri­dir!

Bal­kan­lar’da­ki Os­man­lı var­lı­ğı ve Türk kül­tü­rü­nü de önem­li öl­çü­de Ale­vi su­fi­le­re borç­lu­yuz.

Ör­ne­ğin…

1300 yı­lın­da ölen Sa­rı Sal­tuk Ba­ba, Arap ta­rih­çi İbn-i Ba­tu­ta’ya gö­re İzzed­din Key­ku­vas dö­ne­min­de bir grup Ana­do­lu der­vi­şi­ni De­li­or­man’a gö­tü­ren ve on­lar­la bir­lik­te Dob­ru­ca’ya yer­le­şen si­ya­sal bir reh­ber, ef­sa­ne­vi bir su­fiy­di. İb-i Si­na gi­bi bir Bu­ha­ra Türk’ü olan Sa­rı Sal­tuk’un asıl adı Meh­met Bu­ha­ri’ydi. Ken­di­si gi­bi As­ya’dan ge­le­rek Ana­do­lu’da öğ­re­ti­si­ni ya­yan Ha­cı Bek­taş Ve­li’nin çağ­da­şı sa­yı­lır.

Sa­rı Sal­tuk la­ka­bı, « so­luk ten­li çi­le­keş » an­la­mı­na gel­mek­te­dir. Bu er­miş ki­şi, İsla­mi­yet’i Bal­kan­la­ra ta­şı­mış­tır. Türk­le­rin top­lum­sal bel­le­ğin­de, Sa­rı Sal­tuk ha­re­ke­ti, ken­di­si öl­dük­ten yüz­yıl­lar son­ra ya­zı­lan Sal­tuk­na­me­ler’le yer al­mış­tır. Bu « na­me­ler »in bi­ri, 1421 ile 1451 ara­sın­da Ya­zı­cı­oğ­lu Ali ta­ra­fın­dan ka­le­me alı­na­nı­dır. « Sel­çuk­na­me » ya da « Oğuz­na­me » ola­rak bi­li­nir. İkin­ci­si 1480’de Ebu’l Hayr-i Ru­mi ; üçün­cü­sü ise IV. Meh­met’in hü­küm­dar­lı­ğı sı­ra­sın­da 1659’da idam edi­len, “To­pal” la­kap­lı Kap­tan Ke­mal Pa­şa ta­ra­fın­dan ya­zıl­mış­tır.

Kös­ten­ce’nin ku­ze­yin­de­ki Ba­ba Da­ğı, Sa­rı Sal­tuk’un me­zar ye­ri ola­rak bi­li­ni­yor. Öy­le ki, Ka­nu­ni Sul­tan Sü­ley­man, 1538’de Sa­rı Sal­tuk’un bu­ra­da­ki me­za­rı­nı zi­ya­ret et­miş. An­cak Bal­kan­lar’da bir­den faz­la böl­ge, Sa­rı Sal­tuk’un me­za­rı­na sa­hip ol­duk­la­rı­nı id­dia edi­yor. Çün­kü Sa­rı Sal­tuk’un biz­zat ken­di­si, İsla­mi­yet’i yay­mak ama­cıy­la pek çok yer­de me­za­rı ol­sun is­te­miş. Bal­kan­lar’da al­tı-ye­di yer­de me­za­rı var, Edir­ne ve Ba­ba­es­ki’de bi­rer tür­be­si. Bü­yük gez­gin Ev­li­ya Çe­le­bi (1611-1682) bi­le Pat­ras ya­kın­la­rın­da bir Sal­tuk tür­be­sin­den söz eder.

Sa­rı Sal­tuk’un mis­tik öğ­re­ti­si öy­le­si­ne ev­ren­sel bir in­san­lık me­sa­jı­dır ki, ken­di­si­ne at­fe­di­len tür­be­ler­den ba­zı­la­rı hem Müs­lü­man­lar, hem de Hris­ti­yan­lar ta­ra­fın­dan zi­ya­ret ve kut­sal ka­bul edi­lir. Za­ten bu­gün de Bal­kan­lar’da İzzed­din Key­ku­vas yan­daş­la­rı­nın so­yun­dan ge­len­ler ya­şa­mak­ta; De­li­or­man, Ro­man­ya, Bul­ga­ris­tar, Mol­dov­ya-Be­sa­rab­ya ve Uk­ray­na’da, Hris­ti­yan di­ni­ni ka­bul eden ve Türk­çe ko­nu­şan bu in­san­lar top­lu­lu­ğu­na Key­ku­vas adın­dan tü­re­yen Ga­ga­vuz Türk­le­ri de­nil­mek­te­dir.

Tıp­kı Ale­vi inan­cı­nı ku­cak­la­yan ya da Türk­men­ler­le kay­na­şan Kürt­le­re, Ale­vi Kürt­ler de­nil­di­ği gi­bi…

Halk­la­rın ve din­le­rin bir­bi­ri­ne ka­rış­tı­ğı, an­cak ba­rı­şa­ma­dı­ğı ül­ke­mi­ze, şe­ker ta­dın­da bir kar­deş­lik bay­ra­mı di­li­yo­rum.

RTE’NİN NEYİ ÖRDÜN ? LAFINA CEVAP


TİMUR DEMİREL : Türk’ün Aklı.


‘Türk’ün ak­lı son­ra­dan ge­lir’

Pek se­vil­me­yen bu il­ginç ata­sö­zü­nü şim­di ha­tır­la­ma­nın tam za­ma­nı…

Ne ka­dar ak­si­ni dü­şü­nür­sek dü­şü­ne­lim bu­gü­ne ka­dar pek plan­lı-prog­ram­lı bir mil­let ola­ma­dık. Ne­den­se ak­lı­mız hep son­ra­dan ba­şı­mı­za gel­di, ger­çek­le­ri her şey olup bit­tik­ten son­ra fark et­tik. Uya­ran­lar ol­ma­dı mı, ol­du! Ama bir elin par­mak­la­rı­nı geç­me­yen sa­yı­la­rı ne­de­niy­le on­la­rın söy­le­dik­le­ri­ni duy­ma­dık. Kur­ta­rı­cı di­ye al­kış­la­dık­la­rı­mı­zın ölüm me­lek­le­ri­miz ol­du­ğu­nu geç an­la­dık. Ah­lan­dık vah­lan­dık, dö­vün­dük ama hep iş iş­ten geç­ti ve bu­gün­le­re gel­dik.

Ge­lin bu se­fer böy­le ol­ma­sın, baş­ka­la­rı­nı de­ğil ön­ce ken­di­mi­zi şa­şır­ta­lım. Bu de­fa ak­lı­mız ön­ce­den gel­sin! Bir şe­yi de plan­lı-prog­ram­lı, he­def ko­yup sü­rek­li ana­liz­ler ile ir­de­le­yip se­bep-so­nuç iliş­ki­le­ri­ne ba­ka­rak sa­bır­la iş­le­ye­rek, aman boş ver bir ki­şi­den bir şey ol­maz de­me­den el­de ede­lim.

Ne­yi mi? Ta­bii ki ge­le­ce­ği­mi­zi.

Ye­rel se­çim­le­rin 2014 yı­lı­nın ba­ha­rın­da, Cum­hur­baş­kan­lı­ğı se­çim­le­ri­nin ay­nı yı­lın yaz so­nun­da ve mil­let­ve­ki­li se­çim­le­ri­nin ise 2015 yı­lın­da ya­pıl­ma­sı ge­re­ki­yor. Son bil­gi­ler ye­rel se­çim­le­rin 2013 yı­lı­nın son­ba­ha­rı­na kay­dı­rı­la­ca­ğı yö­nün­de. Mec­lis ira­de­siy­le ta­bii! Kı­sa­ca­sı ge­lecek se­ne­den iti­ba­ren ar­ka ar­ka­ya ge­len bir se­çim ma­ra­to­nu biz­le­ri bek­li­yor. Ma­ra­to­nun ba­şı ise ye­rel se­çim­ler.

Ye­rel yö­ne­tim­ler­de el­de edi­len ba­şa­rı­nın ve­ya ba­şa­rı­sız­lı­ğın di­ğer se­çim­le­ri et­ki­le­di­ği bir ger­çek. Bu­nu son 10 yıl­da çok net bir şe­kil­de gör­dük. Bu yüz­den ye­rel se­çim­le­ri ön­de bi­ti­ren di­ğer­le­rin­de de bir adım ile­ri­de baş­la­ya­cak, ba­şa­rı­yı el­de edecek.

İstan­bul ve An­ka­ra Bü­yük­şe­hir Be­le­di­ye­le­ri 1994 yı­lın­dan bu gü­ne ay­nı geç­mi­şe ve dü­şün­ce­ye sa­hip Baş­kan­lar ta­ra­fın­dan yö­ne­ti­li­yor. Hat­ta An­ka­ra’da İ. Me­lih Gök­çek o ta­rih­ten bu­gü­ne 4 dö­nem­dir be­le­di­ye baş­ka­nı. An­tal­ya ge­çen se­çim­de son an­da CHP’nin eli­ne geç­ti, İzmir’de ik­ti­da­rın cid­di bas­kı­sı var. Ada­na, se­çim son­ra­sı ile ay­rı bir ya­zı ko­nu­su.

Bü­yük il­ler di­ye de­ğer­len­di­re­bi­le­ce­ği­miz Bur­sa, Kon­ya, Ga­zi­an­tep, Ko­ca­eli, Ha­tay Kay­se­ri, Sam­sun AKP’nin elin­de. Mer­sin, Ay­dın, Muğ­la gi­bi CHP, Es­ki­şe­hir gi­bi DSP ve Ma­ni­sa gi­bi MHP aday­la­rı­nın baş­kan ol­du­ğu il­le­rin bir ço­ğun­da AKP ikin­ci par­ti. İkti­dar, bu il­le­rin hep­si için ka­zan­ma ar­zu­su için­de ve sü­rek­li ça­lı­şı­yor. Bir kı­sım il­ler­de ana mu­ha­le­fet par­ti­le­ri­nin ne­re­dey­se oyu yok.

Bun­la­ra bir­de 2002 yı­lın­dan bu­gü­ne ik­ti­da­rın AKP’de ol­du­ğu­nu, ge­lecek se­çim­ler­de şim­di­nin Ba­kan­la­rı­nı aday gös­ter­mek is­te­di­ği­ni, Nu­man Kur­tul­muş ve Sü­ley­man Soy­lu’nun ka­tıl­ma­sıy­la AKP’nin oy­la­rı­nı et­ki­le­yecek par­ti­le­rin or­ta­dan kalk­ma­sı­nı da ek­le­ye­lim.

So­nuç; ge­le­ce­ği­miz için her­ke­se bü­yük iş dü­şü­yor.

Ba­şa­rı­ya ulaş­ma­nın yo­lu plan­dan prog­ram­dan, ana­liz­den, iğ­ne oya­sı iş­ler gi­bi in­ce in­ce ça­lış­mak­tan ve sa­bır­dan ge­çi­yor.

Ye­rel se­çim­le­re yö­ne­lik ana he­def­ler be­lir­le­nip bü­yük­şe­hir, şe­hir, il­çe, bel­de, köy ve ma­hal­le için ay­rı ay­rı alt st­ra­te­ji­ler tes­pit edil­me­li ve bun­la­ra uy­gun fa­ali­yet plan­la­rı, sor­gu­la­ma nok­ta­la­rı, ana­liz aşa­ma­la­rı be­lir­len­me­li­dir. Ta­bii ki bun­lar sa­ha­dan ya­ni ma­hal­le­den baş­la­ya­rak yu­ka­rı doğ­ru ge­len ve­ri­ler ile oluş­tu­rul­ma­lı, son­ra­sın­da da mer­kez­den kıl­cal da­mar­lar va­sı­ta­sıy­la en uç­ta­ki hüc­re­ye ula­şa­cak şe­kil­de ya­yıl­ma­lı­dır.

Za­yıf yön-kuv­vet­li yön-fır­sat-teh­dit ana­liz­le­ri ile yön ve­ri­lecek ça­lış­ma­lar­da ra­kip par­ti­le­rin st­ra­te­ji ve uy­gu­la­ma­la­rı dik­ka­te alın­ma­lı, Şiş­li, Bod­rum, Di­ki­li Be­le­di­ye­si gi­bi ba­şa­rı­lı ör­nek­ler de yol gös­te­ri­ci ol­ma­lı­dır.

St­ra­te­ji ve fa­ali­yet plan­la­rı; kla­sik be­le­di­ye­ci­lik kav­ram­la­rıy­la bir­lik­te ikin­cil iş gi­bi gö­rü­nen an­cak ha­ya­tın için­de ya­şam ka­li­te­si­ne doğ­ru­dan et­ki eden ko­nu­la­ra da eğil­me­li, Tür­ki­ye’nin te­mel so­run­la­rı­nın böl­ge­sel baz­da çö­züm­le­ri ile bir­lik­te doğ­ru­dan bi­re­yi il­gi­len­di­recek şe­kil­de ka­dı­na, en­gel­li­le­re, yaş­lı­la­ra ve genç­le­re yö­ne­lik po­li­ti­ka­la­rı da içer­me­li­dir.

Alış­kın ol­ma­sak­ta ilk adım plan­la­ma, son­ra­ki ise uy­gu­la­ma ol­ma­lı­dır. Tüm bu ça­ba­lar, ta­raf­gir­lik­ten, se­nin ada­mın be­nim eki­bim yak­la­şı­mın­dan kur­tu­lup doğ­ru ada­yın son da­ki­ka­da de­ğil de za­ma­nın­da se­çil­me­si ile taç­lan­dı­rı­la­bi­lir, ay­nı he­de­fe ki­lit­len­miş bir ta­kım ça­lış­ma­sı sağ­la­na­bi­lir­se ba­şa­rı­yı ya­ka­la­ma şan­sı ola­bi­lir.

Bu söy­le­nen­le­ri dü­zen­li, plan­lı ve iş­ler şe­kil­de yap­mak zor mu? Evet, zor. Ama gün­lük po­li­tik ha­re­ket­li­lik için­de, zor da ol­sa ge­le­ce­ği­miz için bun­la­rı yap­ma­mız la­zım. Baş­ka ça­re­si yok…

Ger­çek­ler ile ha­yal­le­ri ayırt ede­mez­sek son 10 yıl­dır ya­şan­dı­ğı üze­re her se­çim son­ra­sı sa­ba­hın­da ‘tüh’ der, ken­di­miz kan­dır­mak ve ik­na et­mek için ha­yal dün­ya­sın­da ge­zi­nip du­ru­ruz.

Ha­zır va­kit var­ken kol­la­rı sı­va­yıp işe gi­riş­me­nin tam za­ma­nı.

TİMUR DEMİREL

ATAOL BEHRAMOĞLU : Türklük, Kürtlük, Türkiyelilik


ATAOL BEHRAMOĞLU

Gü­nü­müz Tür­ki­ye’si­nin en ya­kı­cı, çö­zü­mü en güç gö­rü­nen so­ru­nu­nun “Kürt so­ru­nu” ol­du­ğu her­hal­de söy­le­ne­bi­lir.

Si­ya­sal ik­ti­dar­lar de­ğiş­se de so­run gün­cel­li­ği­ni, çö­züm­süz­lü­ğü­nü ko­ru­yor.

Kürt so­ru­nu­nu Türk so­ru­nun­dan ayı­ra­ma­yız.

Baş­ka bir de­yiş­le, Tür­ki­ye için­de Kürt­lük kav­ra­mı­nın öne çı­ka­rıl­ma­sı Türk­lük kav­ra­mı­nın da ta­nım­lan­ma­sı­nı ge­rek­ti­ri­yor.

Bu ise ba­na gö­re çok güç de­ğil.

Ulus dev­let­ler bağ­la­mın­da bir ulus dev­le­te ait ol­ma­nın ön ko­şu­lu et­nik kö­ken ol­ma­dı­ğı­na gö­re, ana di­li Tür­ki­ye Türk­çe­si ol­sun ya da ol­ma­sın , bu di­li son­ra­dan öğ­ren­miş ya da öğ­ren­me­miş ol­sun, ken­di­ni Türk ola­rak du­yum­sa­yan her­kes Türk, be­nim da­ha çok be­nim­se­di­ğim bir ad­lan­dır­may­la Tür­ki­ye Tür­kü­dür.

Türk sö­zün­den te­dir­gin­lik du­yan var­sa, ay­nı şe­yi Türk­çe sö­zü için de duy­ma­sı ka­çı­nıl­maz olur…

Türk­çe ya da Tür­ki­ye Türk­çe­si bu coğ­raf­ya­da bin yıl­dan faz­la bir sü­re­dir bü­yük ço­ğun­lu­ğun ko­nuş­tu­ğu, ulu­su bir­leş­ti­ren, ulus ya­pan or­tak dil­dir .

Bu dil 20. yüz­yıl­da çağ­daş bir ede­bi­yat ve bi­lim di­li ol­ma­yı da ba­şar­mış­tır.

Dün­ya bu coğ­raf­ya­da, bu gün Tür­ki­ye sı­nır­la­rı için­de ya­şa­yan in­san­la­rı Türk di­ye ad­lan­dı­ra gel­miş­tir.

19.yüz­yıl Os­man­lı dev­rim­ci­le­ri­nin ilk ku­şa­ğı, han­gi et­nik kö­ke­ne ait olur­lar­sa ol­sun­lar ken­di­le­ri­ni “Genç Os­man­lı­lar” di­ye ad­lan­dı­rır­ken Ba­tı on­la­ra “Genç Türk­ler” de­di.

Türk­lü­ğün, Tür­ki­ye Türk­lü­ğü­nün ne olup ne ol­ma­dı­ğı­nın bi­lim­sel bir ir­de­le­me ama­cıy­la de­ğil de yad­sı­ma­cı bir an­la­yış­la tar­tış­ma ma­sa­sı­na ya­tı­rıl­ma­sı, eğer de­rin bir bil­gi­siz­lik so­nu­cu de­ğil­se ve bu­nu ya­pan­lar Türk­le­rin ken­di­le­riy­se, in­sa­nın ken­di ulu­su­na iha­net et­me­sin­den baş­ka bir an­lam ta­şı­maz.

Ben Tür­ki­ye için­de Kürt­lük kav­ra­mı­na da, yu­ka­rı­da­ki an­la­yı­şım­la tu­tar­lı ka­la­rak, ya­ni et­nik aidi­yet kav­ra­mıy­la ba­ğım­lı ol­ma­ya­rak, Tür­ki­ye Kürt­lü­ğü ola­rak ba­kı­yo­rum.

Kürt kö­ken­li Tür­ki­ye yurt­ta­şı­nı da salt et­nik aidi­ye­tiy­le ta­nım­la­mak, ırk­çı bir an­la­yış­tır ve bü­tün ırk­çı­lık­lar gi­bi yan­lış, sa­kat, ay­rım­cı, kan dö­kü­cü­dür.

Kürt asıl­lı bir Tür­ki­ye yurt­ta­şı­nın ken­di­ni Tür­ki­ye Tür­kü ola­rak his­set­me­me­si için her­han­gi bir en­gel bu­lun­ma­mak­ta­dır.

Bu­nun sa­yı­sız ör­nek­le­ri­ni ver­me­ye bu ya­zı­nın sın ır­la­rı yet­mez ve ge­rek de duy­mu­yo­rum.

Kürt kö­ken­li, sa­yı­sız dev­let ada­mı, iş ada­mı, şa­ir, ya­zar, sa­nat­çı,dün ol­du­ğu gi­bi bu gün de göz­ler önün­de­dir.

Kim­se on­la­rı Kürt kö­ken­li­dir di­ye ikin­ci sı­nıf yurt­taş ola­rak gör­mez, gör­me­miş­tir.

Os­man­lı­dan be­ri, sü­rüp ge­len ge­le­nek bu­dur.

Tür­ki­ye’nin, Tür­ki­ye Türk­lü­ğü­nün ma­ya­sın­da ırk­çı­lık yok­tur.

Ken­di­ni bir Tür­ki­ye Tür­kü de­ğil de Tür­ki­ye Kür­dü ola­rak his­se­den bir Tür­ki­ye yurt­ta­şı­nın önün­de de, et­nik aidi­yet gi­bi ulus dev­let­ler ön­ce­si­ne ait bir kav­ra­mı öne çı­ka­ra­rak bö­lü­cü ol­ma­mak, “ulus yı­kı­cı­lı­ğı” yap­ma­mak ko­şu­luy­la, bu gün atık her­han­gi bir en­gel bu­lun­ma­mak­ta­dır.

O da, her­han­gi bir Tür­ki­ye yurt­ta­şı gi­bi, ait ol­du­ğu ya da ait ol­du­ğu­nu dü­şün­dü­ğü et­nik kö­ke­nin kül­tü­rel, ge­le­nek­sel de­ğer­le­ri­ni ya­şa­yıp ge­liş­tir­mek öz­gür­lü­ğü­ne ve ola­nak­la­rı­na tam ola­rak sa­hip­tir ve bu alan­da var ola­bi­lecek bü­tün en­gel­le­rin de kal­dı­rıl­ma­sı ge­re­kir…

Tür­ki­ye Türk­lü­ğü ben­ce ulu­su bir­leş­ti­ren ger­çek­çi bir kav­ram­dır.

Irk­çı­lık­la il­gi­si yok­tur.

Sa­de­ce Türk de­di­ği­miz za­man da kas­tet­ti­ği­miz, kas­te­dil­me­si ge­re­ken bu­dur.

Ulu­su bir­leş­ti­ren dil ise, bu­nu ta­rih­sel sü­reç­ler için­de, de­ne­bi­lir­se eğer bi­le­ği­nin hak­kıy­la ka­zan­mış, ulu­sal bir dil ola­rak ev­ren­sel­leş­miş Türk­çe, ya da Tür­ki­ye Türk­çe­si­dir…

Ay­nı ulus için­de ikin­ci bir ulu­sal dil zor­la­ma­sı, eş­ya­nın do­ğa­sı­na ay­kı­rı, bi­lim dı­şı, so­nuç­ta da ulu­sun bö­lü­nüp par­ça­lan­ma­sı­na yol aça­rak em­per­ya­lizm dı­şın­da kim­se­nin işi­ne ya­ra­ma­ya­cak bir da­yat­ma­dır.

ABD em­per­ya­liz­mi­nin Tür­ki­ye coğ­raf­ya­sın­da is­te­di­ği, he­def­le­di­ği ve şu an­da­ki si­ya­sal ik­ti­dar eliy­le ger­çek­leş­tir­me­ye ça­lış­tı­ğı amaç da tam ola­rak bu­dur…

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: