Günlük arşivler: Ağustos 27, 2012

Altemur KILIÇ : Uyan Mustafa Kemal…


Önümüzdeki Perşembe “Zafer Bayramı”; doksan yıl önce Türk Ordusu’nun Başkomutanı Gazi Mustafa Kemal’in “Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz’dir. İleri” emriyle, işgalci Yunan ordusunu hezimete uğrattığı ve “Türk’ün makus talihini” yendiğinin yıl dönümü…

Bu sadece askeri bir zafer değil, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasını sağlayan “devrimlerin” başlangıcıdır. Ve bu bayramı şimdiye kadar, 90 yıl boyunca aynı ruh ve heyecanla, ordumuza şükranımızın ve güvenimizin bir ifadesi olarak kutlardık. 90 yıl sonraki duruma bakın; o zaman düşman başkomutanını ve komutanlarını esir alan Türk Ordusu’nun şimdiki komutanları, bugünkü AKP iktidarının sanki tutsakları gibi! Terörist olmakla suçlanıyorlar. Neden? Çünkü; Cumhuriyeti ve devrimleri korumak ve kollamak görevlerini ifa etmişler ve şimdi iktidarda olanların emellerini engellemişler…

***

Ey Mustafa Kemal Paşa, şimdi yattığın Anıtkabir’de şöyle bir doğrul da içinde bulunduğumuz “manzarayı umumiye”ye bir bak. Şairin dediği gibi “Sen hayatta iken biz rahat uyurduk.” Çünkü sen vardın. Şimdiyse biz, derin bir gaflet uykusundayız. Bizi kim uyandıracak? Umudumuz hâlâ sensin. Gene kurtar bizi fuzuli şagillerden. Yoksa, ordunun vesayeti altından kurtulmak yutturmacasıyla Türk Ordusu, tümüyle mahkeme salonlarını dolduracak!…

Bu Zafer Bayramı’nda iktidar, orduyu vesayeti altına aldı. Askeri resmi geçit olacak mı yoksa sivilleştirilecek mi belli değil ama eğitimden başlayarak Atatürk Cumhuriyeti’nin temellerini kökünden yıkacak yeni düzenlemelerle, yeni Anayasa ile cumhuriyet bir “başka” olacak. Bu askerî Zafer Bayramı’nda “vesayetin”, emir ve komutanın kimde olduğunu kanıtlamak için kutlama düzeni değişiyor…

Zafer Bayramı’nda, bayramın sahibi olanın, yani Türk Ordusu’nun komutanlarının tebrikleri kabul etmesi gerekmez mi? Ama hayır, AKP ile beraber gelenek ters yüz ediliyor ve Genelkurmay Başkanı’nın yapması gereken tebrik kabullerini Cumhurbaşkanı yapacak… Sabahattin Önkibar’ın yazdığı gibi “Bu hadise emin olun sadece Türk Ordusu’nun bayramının çalınması değil, Büyük Atatürk’ün hatırasına hakarettir” .

***

Ama bu düzenlemeleri yapanlar önümüzdeki Perşembe günü Anıtkabir’de Ata’nın huzurunda eğilecekler ve özel deftere olağan, klasik bağlılık sözleri yazacaklar. İçlerinden ne geçtiği ise “malum”.

Anlaşılan, Cumhurbaşkanı Gül bu yıl, Anıtkabir’de olmayacak.. “Mazereti” var; kulaklarındaki rahatsızlıktan dengesi bozulmuş.. Acil şifalar dileriz. Gül bu sefer “sap gibi” durmaktan kurtuldu ama İnşallah “şov” gelecek ziyaretlerde devam eder!

Evet, sevgili “Allahıma emanet” Kemalim-Gazi Paşam; tehlikelerle karşı karşıyken iç düşmanlar, Şemdinli’de, Trabzon’da ve Gaziantep’te vatanın bağrına hançerlerini dayamışlar.. Soruyoruz; “Yok mudur kurtaracak bahtı kara maderini?” Şanlı bayrağımızı Kandil’e Amerikalıları ikna etmeye gerek görmeden dikecek ve eşkıyanın kökünü kazıyacak yiğit!

BDP eşbaşkanı Demirtaş, Şemdinli’deki “grup muhabbet” için “insani refleks” demiş. Bunlara resmi refleksten vazgeçtim, “milli refleks”i bekliyorum. Gelecek Zafer Bayramı’nda Anıtkabir’de ebedi Başkomutan’a verilecek “tekmil” bu olacaktır…

***

PKK eşkıyası şu sırada Şemdinli’ye, Hakkari’ye saldırmakta. Bunun sebepleri ayrı konu. PKK’yı ve bölgeyi çok iyi bilen Osman Pamukoğlu Paşa, “Hakkari elden gitti” dedi ama Başbakan Erdoğan kükredi; “Bu nasıl bir zihniyet… Üstelik ordunun içinden gelen bir kişi olarak bunu söyleyeceksin. Utanmadan, sıkılmadan Başbakan’ı televizyona davet ediyor, kimsin sen gramın ne, çapın ne? General olmuş. General olsan ne yazar.”

Şimdi Hakkari ve Şemdinli’de devam eden maksatlı saldırılar üzerine Erdoğan’a sormalı, “General olmak çok şey yazar da senin çapın ne?” Başbakan olman “çok şeyler” yazıyor!..

BUYUK YOLSUZLUKLARIN BOMBASI YAKINDA PATLAR! // AKP’nin 1 milyar dolarlik yolsuzluk dosyasi kayip! /// From: Naci Kaptan


Cumhuriyet 26.08.2012

PORTRE

AYKUT ERDOĞDU

Kars, Sarıkamış 1972 doğumlu. Yükseköğrenimini Ankara Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümü’nde yaptı. ABD’de Carnegie Mellon University’de kamu yönetimi ve politikaları yüksek lisans derecesini aldı. 1995’te Hazine Müsteşarlığı’na stajyer hazine kontrolörü olarak atandı. Daha sonra baş kontrolör oldu. Çok önemli yolsuzluk dosyalarıyla uğraştı. 2004’te ABD’de uluslararası muhasebe ve denetim standartları konusunda çalışmalar yaptı. Uluslararası geçerliliği olan sertifikalı iç denetçi (certified internal auditor) belgesinin sahibi. Haziran 2011 genel seçimlerinde CHP’den İstanbul milletvekili seçildi. TBMM Kamu İktisadi Teşebbüsleri Komisyonu üyesi.

Eski Hazine Müsteşarlığı baş kontrolörü CHP’li Erdoğdu, büyük yolsuzluk dosyaları üzerinde çalışıyor

Bombalar yakında patlar

Yoksul ailelere dağıtılan kömürler aslında devlete ait. Kömür ocakları ihalesiz ve el altından birtakım şirketlere veriliyor. Daha sonra devlet kendi kömürünü ihalesiz olarak, hukuka aykırı biçimde fahiş fiyatlarla alıp yoksullara dağıtıyor.

10-12 milyar dolarlık bir enerji ve kömür yolsuzluğu söz konusu. Yazdığım suç duyurusu işleme konulmadı. Bunun üzerine kendim götürüp savcılığa teslim ettim. Bundan sonra benim üzerimdeki hemen hemen bütün görevleri aldılar.

SÖYLEŞİ

LEYLA TAVŞANOĞLU

Aykut Erdoğdu TBMM’nin genç milletvekillerinden. Hazine Müsteşarlığı’nda baş kontrolör olduğu dönemde pek çok yolsuzluk dosyasının ortaya çıkarılmasını sağlayanlardan birisi. CHP’den İstanbul milletvekili seçildikten sonra da yolsuzluklar üzerine harıl harıl çalışıyor. Söyleşimiz sırasında yakında yeni bombalar patlatacaklarına dikkat çekiyor.

Sizin AKP’nin ilk iktidar döneminde incelediğiniz çok ciddi bir yolsuzluk dosyası vardı. Bu olayı anlatır mısınız?

A.E.- AKP iktidara geldiğinde hassas konularda kendilerine daha yakın denetçileri görevlendiriyorlardı. Buna rağmen bir gün önüme hiç kimsenin bilmediği bir enerji soruşturması dosyası geldi. Bu, yoksul ailelere kömür dağıtımıyla ilgili AKP’nin çok gözde projelerinden birisiyle ilgiliydi.

İncelemeye başladığımda orada çok ciddi ve organize bir yolsuzluk yapıldığını tespit ettim. Yani bu yoksul ailelere dağıtılan kömürlerin aslında devlete ait olduğunu, kömür ocaklarının ihalesiz ve el altından birtakım şirketlere verildiğini, daha sonra devletin bu şirketlere verdiği kendi kömürünü ihalesiz olarak, hukuka aykırı biçimde fahiş fiyatlarla alıp yoksullara dağıttığını gördüm.

O zamanki Enerji Bakanı Hilmi Güler ve birtakım bürokratlar hakkında ihaleye fesat karıştırmak ve gö-revi suiistimal suçundan soruşturma raporu düzenledim. Raporu düzenlediğim sırada AKP’den öncelikle yumuşak baskı gördüm. Ben de bunun yaklaşık 1.5-2 milyar dolarlık bir yolsuzluk olduğunu, bu yolsuzluğun dibine doğru inildiğinde 10-12 milyar dolarlık bir enerji ve kömür yolsuzluğunun ortaya çıktığını söyledim. Yazdığım suç duyurusunu Hazine Müsteşarlığı kabul etmedi. Dönemin Bakanı Ali Babacan, Müsteşar İbrahim Çanakçı’ydı. Rapor masa üzerinde kaldı; Hazine Cumhuriyet Savcılığı’na göndermedi. Bunun üzerine kendim götürüp savcılığa teslim ettim. Bundan sonra benim üzerimdeki hemen hemen bütün görevleri aldılar. Bana karşı bir “mobbing” hareketi başladı.

Sizin tepkiniz ne oldu?

A.E.- AKP’nin ekonomik mantığını böylece anladım. Bu konuda pek çok belge okumaya başladım. Mevzuat değişikliklerini daha yakından izler oldum. Tam o sırada benim raporum Kemal Kılıçdaroğlu tarafından TBMM gündemine getirildi. Ülke kamuoyu da bundan haberdar oldu.

Öncelikle bundan çok mutlu oldum. Sonra Kemal Kılıçdaroğlu’yla tanıştım. O dönem CHP TBMM Grup Başkanvekiliydi. Kendisiyle tanıştığımda bu ülkede hâlâ bir umut olduğunu düşündüm. Hiçbir zaman bana siyasi bir hırsla yaklaşmadı. Hatta, “Arkadaşlar, bu raporun açıklanması sizi zor durumda bıraktı mı? Sizin için yapabileceğimiz bir şey var mı?” dedi. Böylece Kemal Kılıçdaroğlu’yla çalışmaya başladım.

Bir dönem Kılıçdaroğlu’nun arka arkaya açıkladığı yolsuzluk dosyaları siz ve ekibinizden mi eline ulaşıyordu?

A.E.- Evet. O dönem benim gibi onu seven, takdir eden, ekibinde çalışan bürokratlar da vardı. Ben bu yolsuzluk dosyaları üzerinde sabahlara kadar çalıştığımı hatırlıyorum. O dönem Kemal Bey’in açıkladığı yolsuzluk dosyaları yüzünden üç AKP yetkilisi istifa etmek zorunda kalmıştı. Sanıyorum Melih Gökçek (Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı) ise AKP içindeki ilişkiler dolayısıyla görevinde kalabildi. Ama yakında Melih Gökçek’in o kısmıyla ilgili tamamlayıcı açıklamaları yapacağız. Bir de anayasa referandumuna çeyrek kala dönemin CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’a bir kaset operasyonu yapıldı. Bu, bence AKP’nin bilgisi dahilinde oldu. Ama onların hesaba katmadığı Baykal’ın dimdik durarak görevinden istifa etmesi ve ardından Kemal Kılıçdaroğlu’nun genel başkan olmasıydı. Her şeye rağmen Baykal’ın görevini bırakmayacağını sandılar. AKP için referandum seçimden çok daha önemliydi. Ne kadar önemli olduğunu bugün yargıda, Ergenekon, Balyoz gibi davalarda yaşanan haksızlıklardan anlıyoruz.

‘Ekonomik cihat’ dönemi

Bu dönem yaşananlar dünya ekonomi tarihine yazılacak. Hiçbir dönemde, bu kadar organize, büyük çaplı ve insanların gözlerine sokarak yolsuzluklar yapılmamıştı

Önümüzdeki dönem yeni yolsuzluk dosyaları çıkacak mı?

A.E.- AKP iktidarı döneminde çok önemli, çok sistematik yolsuzluklar yapıldığını gördük. Bunların temel mantığını anlamaya çalıştık. Çünkü herhangi bir ahlaki değer sahibi olanlar bu yolsuzlukları yapamaz. Öncelikle bunun psikolojik nedenlerini anlamaya çalıştık.

Sanıyorum, bunu yandaşlarına bir “ekonomik cihat” olarak anlatıyorlar. Başka izah tarzı bulamıyorum.

İyi de yolsuzluk bu ülkenin yeni sorunu değil ki. Bundan önceki hükümetler de gırtlaklarına kadar yolsuzluk batağına batmamışlar mıydı?

A.E.- Dediğiniz gibi yolsuzluk ülkenin yeni sorunu değil. Çeşitli koalisyon hükümetleri dönemlerinde bunların hepsine şahit oldum. Ama hiçbir dönem, bu kadar organize, bu kadar büyük çaplı ve insanların gözlerine sokarak yolsuzluklar yapılmamıştı.

İnsanları dininden soğutur

Ben bunu CHP milletvekili olarak değil, uluslararası denetim belgesine sahip yurtsever bir denetçi olarak da söylüyorum. Biz Dünya Bankası çalışmalarımızda dünyanın pek çok ülkesindeki yolsuzlukları da inceledik. Ama bizde bu dönem yaşananlar bence dünya ekonomi tarihine yazılacaktır. Bir de şunu biliyoruz. Gördüğümüz an dehşete kapıldığımız bu yolsuzluklar yapılanların sadece yüzde biri.

Geri kalan kısmı daha da korkutucu gibime geliyor. Çünkü deprem olur, bütün ülke yıkılır. Ama sonradan ülkeyi yeni baştan inşa edersiniz. Ancak toplumun dokularını çürüten bu yolsuzluklar özellikle manevi değerler yani din üzerinden yapılmaya başlanırsa yolsuzluklar açığa çıktığında birtakım insanların kendi dininden soğuması tehlikesi vardır. Böylece de toplumsal çimentolardan birisini sulandırmış olursunuz. Benim çok ciddi korkularımdan birisi bu.

Din kisvesi altında ahlaksızlıklar

Her zaman, “Bunu yapan insanların dinimizle hiçbir ilgileri yoktur. Bunların samimiyetle dindar olduklarına da inanmam” derim. İleride açıklayacağımız yolsuzluklar karşısında yurttaşlarımıza şunu söylemek istiyorum: “Bunun dinle hiçbir ilgisi yoktur. Kutsal dinimiz asla böyle bir şeyi emretmiyor. Bu, kişisel ahlaksızlığın din kisvesi altında yapılmasıdır.” O nedenle laiklik ilkesinin ülkemiz için ne kadar önemli olduğu ortaya çıkıyor.

1994’ün küçük prensleri bugünün büyük kralları oldu

Sizce din siyasete alet edildiği zamanlarda mı böylesine yolsuzluklar yaşanıyor?

A.E.- Evet. Onun için dinin siyaset malzemesi yapılmaması çağırılarımızı yineliyoruz. Çünkü aralarından bir kişinin bile hırsız çıkması halinde o dine, müminlere yazık edilmiş olur. İnsanları inançlarından soğutma tehlikesini yaratıyorsunuz. Anadolu’daki pek çok insanda şöyle bir algı var: “Bunları söylüyorsunuz ama bu insanlarda Allah korkusu var. Alınları secdeye değiyor. O nedenle de yolsuzluk yapmazlar” inancı içindeler. Ama yarın öbür gün bu yolsuzluklar belgeleriyle ortaya çıktığında o insanlar ne diyecek? Âkil, aklı başında AKP’lilerin bunu düşünmesi ve buna bir an önce çözüm bulması gerekiyor. Çünkü çözüm bulma makamında olan onlardır. Bir de AKP’nin bu yolsuzluklarının çok önceden, 1994’te planlandığını görüyoruz. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde Akbil yolsuzluğu, metro olayı, belediye şirketleri, imar izinleri, daha neler neler var. Belediyede o dönem yazılan raporlara konu edilen şirketlerin bugün milyarlarca dolarlık AKP’li holdingler haline geldiklerini görüyoruz. O zamanın küçük prensleri bugünün büyük kralları oldular. 2002 yılına gelindiğinde nasıl bilinçli bir politika izlendiği anlaşılıyor. İlk olarak teftiş kurulları yok edildi. Çünkü teftiş kurulları yolsuzlukların önündeki en önemli idari denetim mekanizmalarıdır. Bunların yerine sözüm ona AB mevzuatına, Dünya Bankası direktiflerine uygun iç denetim mekanizması getirildi. Biz daha o zaman Türkiye’de iç denetim mekanizmasının çalışamayacağını söyledik. Çünkü denetçiler bağımsız değiller. Bağımsız olmayan denetçi yolsuzlukla mücadele edemez.

Teftiş kurulları yok edildi Sayıştay’ın eli kolu bağlandı

Bu denetçiler bağımsız değil derken, atamalar Hazine Müsteşarı ve Maliye Bakanı tarafından mı yapılıyor?

A.E.- Öyle oluyor. Bakın, Hazine Müsteşarı’nın bilmediği organize bir yolsuzluğu yapmak mümkün değildir. Bu yolsuzlukların hepsi de organizedir. Bunları Başbakan’ın da bilmemesi mümkün değil. Teftiş kurullarını yok ettikten sonra sıra Sayıştay’a geldi. Önce Sayıştay’ı budadılar. Ama en azından Sayıştay raporları yine de yazılıyordu. Ama son yapılan düzenlemeyle Sayıştay’ın elini kolunu bağladılar. Özetlemek gerekirse, bütün yolsuzlukları engelleyecek mekanizma tamamıyla ortadan kaldırıldı. Biz CHP olarak buna TBMM’de itiraz ettik. Ama hiçbir yararı olmadı tabii ki. Size bir somut örnek vereyim. Enerjide dönen dolaplar ve bunun halka yansımalarını gördükçe içim sızlıyor. İnsanlar şu soruyu sormak zorundalar: Ülkemizde elektrik kaç kuruşa üretiliyor? Bana gelinceye kadar kaç kuruş oluyor? Bugün elektriğin kamuda üretim maliyeti yedi kuruş. Halka ise neredeyse 30-35 kuruş olarak yansıyor. Kömürden, hidroelektrik santrallardaki ihale yolsuzluklarından, BDDK’de çantacılara yönelik ruhsat ticaretinden başlayıp dağıtım şirketi özelleştirmelerine kadar o kadar büyük ve çirkin bir oyun oynanıyor ki anlatılamaz.

Yolsuzluklar kanuna uyduruluyor

Bütün bu söylediğiniz yolsuzluklara nasıl kılıf hazırlanıyor, peki?

A.E.- AKP bütün bu yolsuzluklara, TBMM’de kanun çıkararak kılıf hazırlıyor. Çünkü önce yolsuzluk yapacakları kaynağı buluyorlar. Daha sonra onu kanuna uygun hale getiriyorlar.

Buna somut örnek kentsel dönüşüm yasası. Bu yasa sanıyorum dünya tarihinin en büyük vurgununun yapılması üzerine hazırlandı.

En güzel örnek de kanunun bir maddesi. O maddede açık ihale yapılmayacağı, bütün işlerin davetiye usulüyle yapılacağı hükme bağlanmış. Ben Erdoğan Bayraktar’a TBMM’de “Açık ihale yapmak zorundasınız” diyorum. Bana şu cevabı veriyor: “İşi hızlandırmak için bunu yapıyoruz. Şartnameyi alan herkes ihalelere girebilecek.”

AKP’nin 1 milyar dolarlık yolsuzluk dosyası kayıp!

Ve sonunda bu da oldu. AK Parti’nin 1 milyar dolarlık yolsuzluk iddiasını içeren kömür dosyası Ankara Adliyesi’nde buhar oldu.

27 Kasım 2011 Pazar

Dinçer GÖKÇE – ROTAHABER / ÖZEL
Bir milyar dolarlık yolsuzluk iddiasını içeren kömür dosyası Ankara Adliyesi’nde sır oldu. “Sonunda bu da oldu” dedirtecek türden olayın yaşandığı yer Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı…

Kamunun, 2003-08 dönemini kapsayan dönemde 1.5 miyar TL zarara uğratıldığı iddiası ile Haziran 2009’da yapılan suç duyurusu dosyasına erişmek mümkün değil. Kapalı koda alınan dosyaya Devlet sırı uygulaması yapıldı yorumları öne çıkıyor.

Kamunun 1 milyar dolara yakın bir zarara uğratıldığı iddiası Hazine Müsteşarlığı’nca hazırlanan rapor ile ortaya çıktı. 72 sayfalık raporun ekli olduğu 184/2 sayılı suç duyurusu 10 Haziran 2009’da Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na yapıldı. Ancak ne olduysa o tarihten sonra oldu. Savcılıkta ‘kapalı kayıt’ta tutulan dosyaya erişmek mümkün olmazken, Adliye görevlileri dâhil hemen hiç kimse dosyanın akıbetinin ne olduğunu bilmiyor.

CHP Konya Milletvekili Atilla Kart, dosyanın izini bir gün boyunca Ankara Adliyesi’nde sürdüğünü ancak dosyaya erişemediğini söyledi. Dosyanın kasıtlı bir biçimde işleme konulmadığını öne süren CHP’li Kart, uzun uğraşlar sonrası dosyanın Ankara Cumhuriyet Savcısı Şeref Kaya’da olduğu bilgisine ulaştığını bildirdi.

1.5 milyar TL’lik yolsuzluk

‘Yoksullara dağıtılan kömürde yolsuzluk’ yapıldığı iddiası Hazine Müsteşarlığı’nın hazırladığı bir rapor sonrası gündeme geldi. Türkiye Kömür İşletmeleri Kurumu’nun 2003-2008 yılları arasındaki alım ve ödemelerini mercek altına alan Hazine, konu ile ilgili Baş kontrolör Aykut Erdoğdu’yu görevlendirdi. Baş kontrolör Erdoğdu hazırladığı 72 sayfalık raporda, yolsuzluğun hangi firmalar eliyle ve hangi bürokratların işbirliğiyle yapıldığı tek-tek anlattı. Yolsuzluk miktarı ise rapor tarihinde 1 milyar 495 bin 462 TL olarak kayda yansıdı. Geliş ve Çelikler başta olmak üzere 5 büyük firma üzerinde yoğunlaşan yolsuzluğun ‘işadamı-bürokrat-siyasetçi’ üçgeninde geliştiği rapor edildi.

Bakanlık boyutu da var

Erdoğdu’nun imzasını taşıyan rapor yolsuzluğun siyasi boyutlarına da ışık tutuyordu. Raporda, dönemin Enerji Bakanı Hilmi Güler ile bakanlık yetkilileri, kömür alımlarında ‘Açık ihale usulü’ ile rekabet ortamı yaratmak yerine, ‘pazarlık usulü’, ‘Doğrudan temin usulü’ ve ‘Protokol usulü’ ile kömür alarak devleti zarara uğratmakla suçlanıyordu. Raporun ortaya çıkmasından sonra CHP’li 6 milletvekili eski Enerji Bakanı Hilmi Güler ile bakanlığın 11 üst düzey yetkilisi hakkında ‘ihaleye fesat karıştırmaktan’ Ankara Savcılığı’na suç duyurusunda bulunma yoluna gitti.

Savcı dosyayı kapalı kayda aldı

Dosyanın üç yıla yakın bir süreden beri Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nda olduğunu hatırlatan CHP’li Atilla Kart, 1 milyar dolarlık dosyanın sümenaltı edildiği görüşünde. Dosyasınn akıbetini öğrenmek için Ankara Adliyesi’nde 1 gün boyunca dosyanın izini sürdüğünü anlatan Kart "Dosya kapalı kayıtta tutuluyor. Genel ve hazırlıkta kaydı görünmüyor. Devletin Başsavcısı ve savcısı, dosyayı kapalı kayda alıyor, ya da kayıtları tahrif ediyor…Bu Savcılara devletin savcısı denebilir mi.? Bir savcı için bundan daha ağır bir suç olabilir mi? Bir süre önce dosyanın Savcı Şeref Kaya’da olduğunu öğrendim. Savcı Kaya, bu dosyanın sümenaltı edilmesi için görevlendirilmiş gibi. Yoksula dağıtılan kömürde bile yolsuzluk işadamı-siyüsetçi-bürokrat üçgenindeki kirli ilişkiler sonrası yapıldı" şeklinde konuştu. CHP’li Kart konu ile ilgi 20 gün kadar önce Adalet Bakanı Sadullah Ergin ile de görüştüklerini ancak henüz bir gelişmenin yaşanmadığını kaydetti.

Yoksula verilen kömürde katmerli fiyat

Kömür sahaları ve yoksullara dağıtılan kömürde yolsuzluk yapıldığını rapor eden Aykut Erdoğdu, dosyanın sümenaltı edilmesi için siyasi iktidarın ciddi baskısı olduğunu bildiklerini söyleyerek "Bu dosyayı gerekirse Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ni götürürüz. Savcılar dosyanın izini kaybettirmek istiyor. Yolsuzluğun miktarı 1.5 milyar TL’yi buluyor. Tesbitlerim 5 büyük firmaya ilişkindi. Yoksula yardım olarak verilen kömürün tonu 100-100 TL olması gerekirken kimi yerlerde 300-350 dolara satılmış. Savcılığa yaptığım suç duyurusunda 50-60 kişinin ismi vardı" bilgisini verdi

ROTAHABER / ÖZEL

Savaş Süzal : Hudson-Gaziantep Washington-Silivri


Hürriyet gazetesindeki haberi görünce bir iki gün bekledim bizim basın bu çifte standarda ne diyecek, geçmişi hatırlayabilecek mi diye. Hürriyet’teki haber, Washington’daki üç düşünce üreten kurumun, Gaziantep saldırısının aynısı bir senaryo üzerinde, Türkiye’nin nasıl tepki vereceği konusunda yaptığı fikir jimnastiği hakkındaydı. Ama haberi duyunca 2007 yılında yaşanan benzeri senaryoya neden tepki gösterilmedi merak ettim.

2007 yılında seçimlerden iki ay kadar evvel Haziran ayında Hudson Enstitüsü’nde “Turkey Workshop” adında bir toplantı düzenlenir. Milli damat ABD Dışişleri Bakanlığı yetkilisi Bryza ile birlikte olan Zeyno Baran tarafından düzenlenen toplantıda katılımcılara senaryo olarak, Taksim’de 50 kişinin ölümüne neden olan bir intihar bombası, ardından Anayasa Mahkemesi Başkanı’na suikast ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin Irak’a sınır ötesi operasyonu kurulur.

Bu senaryo çerçevesinde katılımcılara şu sorular sorulur:

– Irak’ın komşuları, İsrail, Arap Ligi, Avrupa Birliği ne der?

– Türkiye’nin Avrupa Birliği üyelik görüşmelerinin sonu mu olur?

– Rusya bunu ABD ile Türkiye’nin arasını açma fırsatı olarak görüp tansiyonu yükseltebilir mi?

– Türkiye’nin bölgede başarılı bir harekât yapması ne kadar mümkün?

– İran’ın destek teklifini Türkiye hoş karşılar mı? Bu işbirliği Türk-Amerikan ilişkilerini ve NATO bütünlüğünü nasıl etkiler?

– Irak hükümeti Türkiye’den mi, yoksa Iraklı Kürt liderlerden mi yana tavır alır?

– Bir süre sonra bombalı saldırıları PKK’nın değil de El Kaide’nin yaptığına dair delillerin ortaya çıkması operasyonu nasıl etkiler?

– ABD Kongresi Türkiye’ye 1974 Kıbrıs işgalindeki gibi yaptırımlar uygulanması önerisinde bulunur mu?

Toplantıya, Stratejik Araştırma ve Etüt Merkezi’nin (SAREM) Başkanı Tuğgeneral Süha Tanyeri ile Washington’daki Savunma Ataşesi Tuğgeneral Bertan Nogaylaroğlu, ABD Dışişleri ve Savunma Bakanlığı görevlileri, Türkiye ve K. Irak konusunda uzman ABD’li analizciler ve Kürdistan Bölgesel Hükümeti’nin Washington Temsilcisi Kubad Talabani katılmıştı. Toplantıyı Zeyno Baran ile ABD’li emekli korgeneral William E. Odom yönetmişti. Katılımcılar, üzerinde konuşacakları senaryo ve SAREM’den üst rütbeli subayların katılımında konuşacaklarını önceden biliyormuş. Bildiğimiz kadarıyla Hudson Enstitüsü, SAREM yöneticileri ve Washington’daki askeri ataşeye “sürpriz parti” düzenlememiş ve Türk askeri yetkililer, toplantıya, tartışacakları senaryonun ayrıntılarını bilerek gitmiş.

Yanlış hatırlamıyorsam Erdoğan ve o yılların taze politikacısı Egemen Bağış, esip köpürmüş, ağızlarına geleni söylemişlerdi. Bu furyaya o zamanlar Zaman gazetesi ile Milliyet’ten Yasemin Çongar da çanak tutmuştu. Şimdilerde bu toplantıya katılan askerlerin Balyoz Davası ile suçlanıp Silivri’de olduklarının da altını çizelim.
Gelelim bugüne. Şimdiki yönetim, bu yeni Gaziantep senaryosuna katılan asker ve sivil Türk yetkilileri de Balyoz Davasının son dalgası olarak tutuklamış mıdır acaba? O zamanlar yeri göğü inleten Tayyip Erdoğan ve Egemen Bağış neden en ufak bir tepki vermez? Peki, hepsi bir yana, Hudson olayını 2007 yılında Milliyet gazetesinde büyüten Bayan Çongar, artık misyonunu tamamladığına inandığı için mi, bugün yöneticisi olduğu Taraf gazetesinde bu olayı irdeleyip o günküne benzer yorumlar yapmaz? Bekliyoruz.

Bir son not; hani Fransa eski başkanı Sarkozy’yi Ermeni davasından düşman ilan edip ardından seçilen Hollande ile kucaklaşan AKP yönetimi acaba bugün, yeni başkan Hollande’nin sözde Ermeni soykırımını 4 Eylül tarihinden itibaren ders kitaplarına koydurması karşısında ne yapacak veya ne yaptı?
Bu arada 30 Ağustos Zafer Bayramı Mustafa Kemal’in askerlerine kutlu olsun, molla takımına değil.

Arslan Bulut: Türkiye’yi imha etme mutabakatı!


Amerikalı tarihçi Webster Tarpley, “ABD ve İngiltere, biliyorlar ki, Suriye ile çatışmanın geri tepkisi, modern Türkiye’yi imha edebilir. Türkiye tepki göstermeli, kazanacağı bir şey yok, kaybedebileceği çok şey var. Erdoğan ve Davutoğlu’nun psikolojisinden korkuyorum, özünde, Obama tarafından oyuna getirildiler” dedi.

Tarpley’in “Suriye’ye müdahale modern Türkiye’yi imha edebilir” değerlendirmesi doğru ama burada oyuna getirilme diye bir durum yok. Zira Tayyip Erdoğan, Beyoğlu İlçe Başkanlığı’ndan itibaren ABD ile anlaşmıştır. AKP iktidar olduktan sonra da milletvekili olabilmesi, ABD Büyükelçisi’nin ilgili devlet kurumlarını ve CHP’yi ziyaret etmesi ile sağlanmıştır. Yine seçimlerdeki seçmen kayıtları ve bilgisayar hilelerinde ABD’nin teknolojik desteği vardır. Zaten AKP’nin programı bile belgesini yayınladığım gibi ABD’den gönderilmiştir.

***

AKP hükümetinin Suriyeli isyancılara askeri eğitim verdiği de dünya medyasının gündeminde.. Guardian, “Türkiye, isyancılara eğitim üssü kurdu” derken Bild am Sonntag, “Alman ve İngiliz ajanlar, Suriye’deki isyancılara yardımcı olmak ve eğitmek amacıyla Akdeniz’de konuşlandırıldı” iddiasında bulundu.
The Times’a göre “Suriyeli muhaliflerin üssü Adana’da, İncirlik Üssü yakınlarında.” BBC ise “Suriyeli isyancıları Türkiye eğitiyor. Ordu tarafından yönetilen gizli kamplarda özel bir eğitim programı yürütülüyor” diyor..

Bu haberler, geçen yıl bana AKP Gençlik Kolları kaynaklarından gelen “Türkiye’nin 30 şehrinde Suriyeli muhalifler için kamplar kurulacak. Her kampta 10 bin kişi eğitilecek, toplam 300 bin Suriyeli, silahlı eğitimden geçirilecek” haberini teyit ediyor!

Nitekim CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisine mensup vekillerin, Hatay’da sığınmacı Suriyeli subayların kaldığı kampa sokulmamasını “terörist mi eğitiliyor” diye eleştirerek “Niye giremiyoruz, orası Amerikan üssü mü, Türkiye Cumhuriyeti’nin toprakları mı? ‘Giremezsiniz’ dediğiniz zaman, orada gayrimeşru işler dönüyor demektir” dedi.

MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural da “Türkiye Cumhuriyeti sınırlarındaki bu kampların CIA ve MOSSAD kontrolünde olduğunu düşünüyorum. ABD, bu kamplar için bir takım paralar veriyor. Bu paraları verirken tabii kontrolü de sağlıyor” diye görüş bildirdi.

***

Böyle bir gündemle paralel olarak TBMM Başkanı Cemil Çiçek’in terör sorunu ile ilgili “ulusal mutabakat metni” yayınlaması ilginçtir. Çiçek metinde, “Yurttaşlarımızın bireysel hak ve özgürlüklerini çoğulculuk anlayışı çerçevesinde ve daha geniş bir bakış açısıyla güvence altına alacak yeni bir anayasa, toplumun tüm kesimlerinin katılımı ve mutabakatı da sağlanmak suretiyle süratle hazırlanacaktır.

Güneydoğu Anadolu bölgesi ile ilgili tedbirlerin uygulanmasında üniter ve ulus devlet yapısına, idarenin bütünlüğüne ve idari vesayet ilkelerine zarar vermeyecek şekilde, yerel yönetimlerin daha güçlü bir idari ve mali yapıya kavuşturulması yaklaşımı benimsenecektir” diyerek hedeflerini özetledi.

AKP’nin gerçekte ne yapmak istediğini ise CHP Genel Başkan Yardımcısı Gökhan Günaydın açıkladı. Günaydın, AKP’nin Yerel Yönetimler Reformu Paketi’ni oldu bittiye getirmek istediğini belirterek “Belediye sınırı ile mülki idare sınırını çakıştırmak demek ’Büyükşehir Belediye Başkanı o ilin tüm sınırlarının Belediye Başkanı’dır’ anlamına geliyor ve tüm iktisadi yetkiler Büyükşehir Belediye Başkanı’na ve Büyükşehir Belediye Meclisi’ne geçiyor. Valinin elindeki tüm yetkiler sınırlandırılıyor. Yerel yönetimlerin güçlendirilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Ancak bunun üniter yapı içerisinde olması gerekiyor” dedi ve illerdeki bütün devlet yetkilerinin Belediye Başkanı’na bırakılmasının Türkiye’yi kaosa ve bölünmeye götürebileceği uyarısında bulundu.
Mesela Güneydoğu, BDP’li belediye başkanlarının, yani PKK’nın emri altına girer.

Peki bütün bunlar kimin dayatmasıdır?

ABD ve Avrupa’nın değil mi? Evet AKP’nin bir mutabakatı var ama milletle değil ABD ve AB ile.. Hem de Türk kimliğini ve modern Türkiye’yi imha etmek için…

Yeniçağ

VIDEO; Firefighters’ Analysis of the 9/11 Attacks Refutes the Official Report


by Erik Lawyer

Erik Lawyer speaks at the Architects and Engineers for 9/11 Truth press conference demanding a new investigation. Firefighters for 9-11 Truth strongly support AE911 Truth in securing a new investigation.

NOW, HOW WOULD YOU INVESTIGATE?

Look at the facts of the WTC, specifically Tower 7, collapses:

1) Terrorists used explosives on WTC 1 in 1993.

2) Over 118 first responders reported hearing explosions before all 3 collapses, many said it sounded like the “bang-bang-bang” you hear during a demolition.

3) We have video, photographic and audio evidence of explosions after the impact and before collapse.

4) Live news was reporting multiple explosions, and the possibility terrorists also planted explosives.

5) Barry Jennings, the Emergency Coordinator for the NY Housing Authority reported explosions in Tower 7. He also reported being knocked down by explosions prior to the collapse of the tower.

6) Molten steel AND concrete were found at Ground Zero “remember, hydrocarbon fires do not burn hot enough to melt steel or concrete.”N.F.P.A. 921- 19.2.4 Exotic Accelerants states that molten steel and concrete could indicate the use of exotic accelerants, specifically Thermite.

7) WTC 7 was the first concrete and steel high rise to collapse during a fire that had not been struck by an aircraft. It was determined not to be significantly damaged by the falling debris, and diesel fuel tanks DID NOT contribute significantly to the fire (according to NIST final report 2008).

So, with all these indicators, would you test for exotic accelerants/explosive residue/Thermite? How could you confirm or rule out the possibility terrorists planted explosives in addition to the aircraft hits?

Why does N.I.S.T. REFUSE to this day to test for exotic accelerants in the most heinous crime in U.S. history? With the first high rise building collapses in history, why would N.I.S.T. NOT test for accelerants? Especially, with so many indicators, one in which we have lost so many lives, so many Brothers, so many Freedoms, and our Economy. I have not found a single fire investigator who can give a reason other than they didn’t want to find exotic accelerants or they were incompetent! Well, if it was incompetence, we can go back and still test. These scientists have tested…read their results!!

If you can’t answer why, then please take the time to investigate. Browse our website, and please sign the petition. Our communities trust us. If we let them know this is not how professionals investigate, or how we treat our Brothers and Sisters who gave so much, they will listen. Also, please visit http://www.FealGoodFoundation.com and learn how to help our Brothers and Sisters in need.

Many of our Brothers and Sisters are sick and dying from their exposures at Ground Zero, our Country is crumbling. I am asking you to do something much more difficult than fighting a fire. I am asking you to be as professional as you would be on any emergency call. I am asking you to review the evidence surrounding 9-11. I am asking you to join us in demanding an investigation that follows National Standards, and passage of the 9/11 Health and Compensation Act to take care of the sick Ground Zero workers. I am asking you to stand with us to help SAVE OUR BROTHERS, SISTERS AND OUR COUNTRY!

Respectfully,

Erik Lawyer

erik

HAARP HAKKINDA BİLMEK İSTEDİĞİNİZ HERŞEY …..


HAARP Projesi Arkaplanı

Uzaya Askeri ilgi nedeniyle roket bilimi, nükleer teknolojiye ilgi Dünya Savaşı sırasında ve sonrasında iyice arttı. İlk sürümler ses bombaları ve güdümlü füzeler oldu. Onlar nükleer ve konvansiyonel bombalar izledi.

Füze teknolojisi ve nükleer silah teknolojisi 1945 ve 1963 yılları arasında eşzamanlı olarak gelişti. Atmosferik nükleer denemelerin yoğunlaştığı bu dönemde, toprak yüzeyinin üstünde ve altında çeşitli düzeylerde patlama denemeleri yapılıyordu. Böyle Van Allen Bağları gibi Dünyanın koruyucu atmosferi, ve artık tanıdık bazı açıklamalar stratosferik ve iyonosferik deneyler sonucunda elde dayanmaktadır.

Yeryüzünün üzerinde 16 ila 48 km hakkında uzanan stratosfer (ozon tabakasını oluşturur); ve 48 km uzanan iyonosfer dünya atmosferi deniz seviyesinden yaklaşık 16 dünya yüzeyinden km, troposfer oluşur toprak yüzeyinden 50.000 km.

Dünyanın koruyucu atmosferi ya da "deri" galaktik rüzgarlar tarafından evren ya püskürtülen yüklü parçacıkları yakalayan Van Allen Bağları denilen manyetik alanlardan, deniz seviyesinden 3.200 km ötesine uzanır. Bu kemerler Amerika’nın ilk uydu operasyonun ilk haftasında 1958 yılında keşfedildi, Explorer I. Onlar Dünyanın yerçekimi ve manyetik alanında hapsedilmiş yüklü parçacıklar içeriyorlar. Temel galaktik kozmik ışınlar, yıldızlararası uzaydan güneş sistemi girin ve astronomik yüksek enerjilere kadar uzanan, 100 MeV yukarıda enerjiler ile proton oluşur. Bunlar yüksek enerjili ışınların yaklaşık yüzde 100 oluşturuyor. Güneş ışınları altında daha düşük enerji, 20 MeV (ki hala toprak açısından yüksek enerji) bunlar. Bu yüksek enerjili parçacıklar, dünyanın manyetik alanı ve jeo enlem (jeo-manyetik ekvatorun altındaki ya da üstündeki uzaklık) tarafından etkilenirler. Atmosferin üstündeki düşük enerjili protonların akı yoğunluğu ekvatorda fazla kutuplarda normal büyüktür. Yoğunluğu da güneş patlamalarının en az olduğu zaman en az olan, güneş aktivitesi ile değişir.

Van Allen Bağları, yüklü parçacıkları (protonlar, elektronlar ve alfa parçacıkları) ve kuvvet çizgilerinin birbirine yaklaştığı kutupsal alanlara yönelen manyetik kuvvet çizgilerinin yanında uzanan bu sarmalı yakalamak. Parçacıklar, kutupların yanındaki manyetik kuvvet çizgilerinin arasında ileri ve geri yansır. Alçak Van Allen Kuşağı, dünyanın yüzeyinden 7700 km olup, dış Van Allen Kuşağı yüzeyinden yaklaşık 51,500 km. Britannica Ansiklopedisi’ne göre, Van Allen Bağları, ekvator boyunca en yoğun ve kutuplarda etkileri yok denecek vardır. Onlar Güney Atlantik Okyanusu üzerinde 400 km yüksekliğe kadar düşerlerken, Merkez Pasifik Okyanusu üzerinde yaklaşık 1000 km yüksek. Alçak Van Allen Bağında proton yoğunluğu, santimetre kare başına saniyede 30 MeV üzerinde enerji ile 20.000 parçacıkları kadardır. Elektronlar 1 MeV maksimum enerji ulaşmak ve yoğunluğunu maksimum santimetre kare başına saniyede milyon 100 vardır. Dış bağda ise proton enerjisi ortalama 1 MeV. Medikal X-ray 0.5 MeV civarında pik gerilimi varken Karşılaştırma yapmak gerekirse, en yüklü parçacıklar, 0.3 ve 3 MeV arasında bir nükleer patlamada deşarj olmaktadır.

HAARP: Hava Kontrol

HAARP (Yüksek Frekanslı Aktif Auroral Araştırma Programı) belli çevrelerin yıllardır tartışma yeraldığını üretti az bilinen, ama kritik öneme ABD askeri savunma programıdır. Rağmen HAARP yetkilileri tarafından engellendi, bazı saygın araştırmacılar HAARP gizli elektromanyetik savaş yeteneklerini 2020 yılına kadar tam spektrum egemenlik ulaşmanın ABD ordusunun belirtilen amaç iletmek için tasarlanmıştır iddia. Diğerleri küresel iletişim sistemleri, ve daha fazla bozmaya, deprem ve tsunami neden, HAARP ve hava kontrolü için kullanılmaktadır olduğunu iddia edecek kadar ileri gidebilirim. HAARP ve diğer belgeler önemli bir geliştirici ABD patent bu iddiaları destekleyecek.

Programın ana unsurlarını iddia edilen nedenlerle gizli tutulduğu "ulusal güvenlik". Ancak HAARP ve savaşta kullanılan olma yeteneğine sahip elektromanyetik silahlar var bunu hiç şüphe yoktur. HAARP resmi web sitesine göre, "HAARP anlamak ve sivil ve savunma her iki amaç için iletişim ve gözetim sistemleri geliştirmek için kullanmak için güçlü olmak özellikle vurgu ile, iyonosfer özellikleri ve davranışlarının incelenmesi amaçlayan bilimsel bir çabadır." Iyonosfer yaklaşık 30 mil (50 km) Dünya’nın yüzeyinden 600 mil (1,000 km) arasında değişmektedir atmosferin hassas üst tabakasıdır.

HAARP web deneyler için darbeli, yönlendirilmiş enerji kirişleri yangın elektromanyetik frekansları kullanmak hangi yapılmaktadır kabul eder "geçici iyonosfer sınırlı bir alan heyecanlandırıyor." Bilerek bu hassas tabaka rahatsız büyük ve hatta yıkıcı sonuçlara yol açabileceği bazı bilim adamları devlet. Ottawa ve Alaska’nın Dr Nick Begich (bir ABD Kongre üyesi oğlu) bu bozukluklar bile depremlerin tetiklemesi ve kasırgalar etkiler için kullanılabilir düşündüren mevcut delil Üniversitesi’nden Dr Michel Chossudovsky gibi ilgili HAARP araştırmacılar.

Dr Bernard Eastlund ismi en HAARP yaratılması ve geliştirilmesi ile ilişkili olan bilim adamıdır. Bu bağlantıyı Onun manidar web projesi ilgisini hakkında güvenilir bilgiler sağlar. Bu linkten izlenebilir Dr Eastlund, verilen bir 1987 patent "dünya atmosferi, iyonosfer ve / veya manyetosferde bir bölge değiştirmek için Yöntem ve cihazları." Başlıklı Bu patente göre, hangi HAARP için hazırlıyor, Dr Eastlund açıkça HAARP sadece hava kontrol olarak askeri amaçlar veya bu amaçlar için araştırma ve olmayan için kullanılmakta olduğunu iddia aykırı büyüleyici ifadeleri bir dizi yapar. İşte patent birebir alınan anahtar tabloların bir kaçı:

Bir araç ve yöntem dünyanın çok büyük bir bölümü üzerinde parazit veya iletişim hatta toplam aksaklığa neden sağlanır. Bu buluş, askeri ve sivil-tabanlı iletişim, aynı zamanda havadan haberleşme ve deniz haberleşme arazi sadece bozmaya istihdam edilebilir. Bu önemli askeri etkileri olacaktır.

Bu mümkün … Dünyanın iletişim kalanı kesintiye olsa bile, bir iletişim ağı yürütmek için bir ya da daha fazla örneğin kirişler yararlanmak.

[Bu buluş] pozitif bir iletişim ve dinlemelerini amaçlar için bir avantaj için kullanılabilir.

Güç derece büyük miktarlarda çok verimli bir şekilde üretilen ve iletilebilir.

Bu buluşun bir fenomen çeşitli sahiptir … Gelecekteki muhtemel gelişmeleri. Füzeler çıkan imha veya saptırma beklenmeyen ve planlanmamış sürükleme kuvvetleri karşılaştıkları böylece atmosferin büyük bölgelerde beklenmedik bir şekilde yüksek irtifa yükseltilebildi. Hava modifikasyonu üst atmosfer rüzgar desen veya değiştiren bir mercek veya odaklandırmak cihazı olarak hareket edecek atmosferik parçacıkların bir veya daha fazla tabaka tabaka oluşturmak yoluyla emilimini solar kalıpları değiştirerek, örneğin mümkündür. Ozon, azot, atmosferde vs konsantrasyonları yapay artabilir.

Elektromanyetik darbe savunması da mümkündür. Dünya’nın manyetik alanı azalmış veya manyetik alan değiştirmek veya ortadan kaldırmak için uygun irtifada kesintiye olabilir.

Bilim herhangi bir arka plan olanlar için, bunu çok daha ayrıntılı olarak bu patent keşfetmek için ifşa bulabilirsiniz. Ve bu patentin bu yana, hangi Alaska ideal konum olarak birçok defa belirttik olduğunu hatırlıyorum, hükümetin tam olarak tam olarak Eastlund patent açıklanan iyonosfer rahatsız yeteneği ile Alaska antenlerin kitlesel bir dizi inşa ettiği kabul .

İki kilit büyük medya belgesel, History Channel tarafından Kanada’nın kamu yayın ağı CBC ve diğer tek, en güçlü şekilde HAARP iç işleyişini ortaya koyuyor. Çok iyi araştırılmış CBC belgesel bu anahtar alıntı içerir:

"Bu HAARP endişe sadece komplo teorisyenleri değil. Ocak 1999’da, Avrupa Birliği projesinin küresel bir endişe olarak adlandırılan ve sağlık ve çevresel riskler hakkında daha fazla bilgi için çağıran bir kararı kabul etti. Bu endişelere rağmen, HAARP yetkilileri Projenin bir radyo bilim araştırma tesisi daha uğursuz bir şey değildir ısrar ediyorlar. "

Sorgulamaya HAARP ve benzeri elektromanyetik silah getiriyor Avrupa Birliği (AB) belgeyi görüntülemek için tıklayın. AB’nin "uluslararası bir tarafından muayene edilmesi küresel bir endişe ve onun hukuki, ekolojik ve etik sorunlar için çağrılar olduğu çevre üzerindeki uzun erimli etkileri sayesinde HAARP düşündüğü bu anlatan belge devletlerin bullet point 24. ifade biçimi daha fazla araştırma ve test öncesinde bağımsız bir organ. " Bu büyük zevk belgede AB’nin daha HAARP ifade vermek üzere herkes göndermek için ABD hükümetinin tekrar reddedilmesi üzüntüyle belirtiyor.

Bu ilgi çekici 15 dakikalık CBC belgesel online izlemek için buraya tıklayınız. HAARP ve elektromanyetik savaş için kullanılan diğer gizli silah üzerinde daha detaylı ve açıklayıcı 45 dakikalık History Channel belgesel için tıklayınız. Aşağıda History Channel belgesel iki tırnak gibidir:

"Elektromanyetik silah … bir yıldırım elektrik akımı daha güçlü kez görünmez bir wallop yüzlerce. Bir gökyüzü düşman füzelerini patlama olabilir paketi, başka bir hala başka bir kontrol, savaş alanında kör askerler için kullanılabilir onların deri yüzeyine yakarak asi kalabalık. büyük bir şehrin üzerinde patlatıldı, bir elektromanyetik silah saniyede tüm elektronik yokedebilir. hepsi güçlü bir elektromanyetik darbe oluşturmak için yönlendirilmiş enerji kullanıyoruz. "

"Yönetmen enerjisi bir savaş silahı haline hava açmak için iyonosfer ısıtmak için kullanılan olabilir böyle güçlü bir teknolojidir. Çölde yaklaşan bir ordu öldürmek için Bir şehirde veya tornado yok etmek için bir sel kullanarak düşünün. Askeri büyük bir geçirdi savaş ortamları için bir kavram olarak hava modifikasyonu üzerine uzun süredir. elektromanyetik bir dalga, bir şehrin üzerine gitti ise, evinizdeki temelde tüm elektronik şeyleri kırpmak ve dışarı çıkmak ve kalıcı olarak tahrip edeceklerdi. "

Hala bu tür yıkıcı gizli silah geliştirilmiştir şüphe edenler için, burada Yeni Zelanda önde gelen gazetesi New Zealand Herald bir makalesinden ilginç bir alıntı:

"Çok gizli savaş deneyleri bir deprem dalgası bomba mükemmel Auckland kıyıları yapılmıştır, gizliliği kaldırılmış dosyalar ortaya koymaktadır. Amerika Birleşik Devletleri Savunma şefleri proje savaşın sonuna kadar tamamlanmış olsaydı, bu bir rol oynamıştır söyledi Proje Seal olarak bilinen tsunami bomba, atom bombasının olduğu kadar etkili. Detayları Dışişleri ve Ticaret Bakanlığı tarafından yayımlanan 53 yaşındaki belgeleri bulunur. "

Askeri gizlice gelişmiş ölümcül silahlar tür artık ne olabileceğini bir asır önce yarısını bir tsunami, neden olabilecek bir silah geliştirdi varsa? Ve neden genel hala 50 yıl önce geliştirdiği gizli silahlar hakkında da bilmiyor olduğunu? Medya, bu son derece kritik konuları kapsayan değil anlamak için, buraya tıklayın. Açıkça askeri bir tsunami ve de depremler ve kasırgalar, yol açması muhtemel neden yeteneğine sahiptir. Bizi bu önemli konuda sesimizi duyurmak için harekete geçmek zamanı.

ABD Dışişleri Bakanlığı ile bir dili tercümanı olarak benim çalışmalarında üst düzey generaller için değerlendirilmemelidir sonra, ben askeri planlamacıları her zaman mümkün en yıkıcı silahları geliştirilmesinde ilgi olduğunu öğrendim. Ancak bu silahlar iddia edilen ulusal güvenlik nedenleriyle, mümkün olduğunca uzun süre gizli tutulur. Yıllar içinde geliştirilmiştir ölüm ve yıkım için korkunç yeteneklerinin farkında olan çok az kişi askeri ve hükümet sonucu hem yoğun gizlilik birçok katmandan. Hatta yıllar ve on yıllar boyunca kamuoyunun gözleri başarıyla dışında tutulması büyük savunma projelerinden pek çok örnek vardır.

Büyük Manhattan Projesi (ilk atom bombasının geliştirilmesi) böyle bir örnektir. Oak Ridge projeyi desteklemek için bütün bir şehrin bina, Tennessee başarıyla hatta devletin valisi gizli tutuldu. Bombardıman uçağı yıllardır çok gizli tutulan ve kamu hala tam yetenekleri bilmenin bir yolu vardır edildi. Bu, hükümet ve medyanın kurumsal mülkiyet anahtar bir müttefik ile işbirliği içinde çalışan dünyamızın iktidar seçkinleri, büyük kapak-up ve bu gibi gizli operasyonlar yürütmek mümkün olduğunu son derece organize askeri ve istihbarat servislerinin kullanımı yoluyla, HAARP ile ilgili.

Bazı araştırmacılar, Haiti, Endonezya tsunami ve Katrina Kasırgası’nın meydana gelen deprem gibi büyük afetlerde HAARP olası katılımı konusunda soru işaretleri var. Bu HAARP deneylerde ters gitti miydi? Hatta bu yıkıcı teknolojinin kontrolünü ele haydut unsurları neden olabilir. Tabii ki bu gibi afetler bir araştırma başlarlarsa, bu felaketlerin bazı çevresindeki bazı yüksek tuhaflık var, henüz doğal bir bazda düzenli olur. Kanıtlar, bu silahın bilinen ve bilinmeyen büyük yıkıcı özellikleri ile, henüz yetersizdir, ciddi sorular kalır.

En iyi dileklerimle,

HAARP "Earthquake War"

"HAARP anlamak ve sivil ve savunma her iki amaç için iletişim ve gözetim sistemleri geliştirmek için kullanmak için güçlü olmak özellikle vurgu ile, iyonosfer özellikleri ve davranışlarının incelenmesi amaçlayan bilimsel bir çabadır.

HAARP programı oluşan dünya çapında bir iyonosferik araştırma tesisi geliştirmeye kararlıdır:

* İyonosfer Araştırma Aracı (IRI), Yüksek Frekans (HF) aralığında çalışan yüksek güç verici tesis. IRI geçici bilimsel çalışma için iyonosfer sınırlı bir alan heyecanlandırmak için kullanılacaktır.
* Heyecanlı bölgede meydana gelen fiziksel işlemler gözlemlemek için kullanılacak bilimsel (veya tanı) araçların sofistike bir suit.

Kontrollü bir şekilde IRI’nin kullanımından kaynaklanan süreçlerin Gözlem bilim adamları daha iyi güneşin doğal uyarımı altında sürekli meydana süreçleri anlamak için izin verecektir. "

Bu HAARP Büyük Depremler neden olabilir

"Iyonosfer sektirecek sinyalleri ile toprak nüfuz için HAARP kullanımı ile Amerika Birleşik Devletleri Kongre kayıt ilgilenir. Bu sinyaller yeraltı mühimmat, mineraller ve tüneller bulmak için birçok kilometre derinliğe kadar gezegenin içine bakmak için kullanılır. ABD Senatosu, tek başına bu yeteneği geliştirmek amacıyla 1996 dolar 15 milyon dolar kenara -. toprak-delici-tomografi sorunu toprak radyasyondan için gerekli frekans çoğu insan zihinsel işlevlerin bozulması için belirtilen frekans aralığında olmasıdır bu. Ayrıca balık ve onların yolları bulmak için kesintisiz bir enerji alanına dayalı vahşi hayvanların göç yolları üzerinde derin etkileri olabilir.

Yüksek Frekanslı Etkin Güneşsel Araştırma Programı; HAARP

Yüksek Frekanslı Etkin Güneşsel Araştırma Programı ( High Frequency Active Auroral Research Program ) HAARP

HAARP projesi kapsamında, iyonosferin ısıtılması yoluyla ELF (çok düşük frekans) dalgaları da üretilmektedir. Bu fikir, ilk kez Sırp asıllı ABD’li bilim adamı Nikola Tesla tarafından ortaya atılmıştır.

HAARP; Amerika Birleşik Devletleri Silahlı Kuvvetleri, Deniz Kuvvetleri ve Alaska Üniversitesi tarafından ortak yürütülen iyonosferin özelliklerini ve davranışlarını araştırmak üzere Alaska’da sürdürülen çalışma.

Bu projenin hayata geçirilmemesi için birçok ülkede kampanyalar olmuştur. Çünkü HAARP projesi iklim kontrol ve yapay deprem silahı olarak kullanılabilme iddialarından dolayı çok tartışmalı bir konu halini almıştır.

HAARP, Pentagon’un kontrolünde ve ABD ordusunun hizmetinde olan önemli bir projedir.

Alaska’daki merkezde şu anda, yüksek frekansta radyo sinyali yayınlayabilen toplam 180 adet anten bulunmaktadır. Bunların yanı sıra, çok yüksek frekanstaki sinyallerle ilgili çalışmalarda kullanılacak olan bir radarın yapılması da planlanmaktadır.

Elektromanyetik dalgalar üzerine birçok deneyin yapıldığı bu alan uçaklar için çok tehlikelidir. Bu yüzden HAARP tesislerinde, uçak kontrol sistemi kurulmuştur. Herhangi bir uçağın yaklaşması durumunda antenlerin faaliyetleri otomatik olarak durdurulmaktadır.

http://tr.wikipedia.org

HAARP Kıyamet Teknolojisi mi?

HAARP ( Yüksek Frekanslı Aktif Aurora Araştırma Programı )

17 Ağustos 1999’da yaşanan Gölcük depremi sonrasında bir çok komplo teorileri kuruldu.Bu teorilerden biri de ABD ordusu tarafından Alaska’da konuşlandırılan HAARP projesiyle ilgiliydi. Amerika Birleşik Devletleri tarafından Alaska’da kurulan sismik depremler oluşturabilen, doğal depremlerin daha fazla tahribat yapmasını önlemek için geliştirildiği vurgulanan HAARP’ in asıl amacı yer altındaki enerjiyi teknoloji yardımı ile silah olarak kullanılabilir hale getirebilmek için oluşturdukları bir projedir.

HAARP PROJESİNİN AMACI

ABD Hükümeti, San Andereas fay hattında meydana gelebilecek büyük bir depremin Amerikan ekonomisine çok büyük zarar vereceğini düşünüyordu, yer kabuğundaki değişimleri izleyerek, daha deprem oluşmadan tektonik katmanlar arasında artan basıncı değişik noktalardan patlatıp boşaltarak, büyük depremi küçük depremler haline dönüştürmenin yolunu bulmuşlardı.

Sırp asıllı Amerikalı bilim adamı Nikola Tesla tarafından geliştirilen bu”düşük frekanslı elektromagnetik ışınımla yüksek enerji nakli ” tekniğini hem Ruslar ve de Amerikalılar uzun zamandır bir silah olarak kullanmanın yolunu arıyorlardı. Bu yöntemle çok uzaktan, hatta uzaydan geniş alanlarda tahribat yapabileceklerdi. Ancak Pentagon yıllardır çok güçlü bir silah geliştirmek amacıyla üzerinde çalıştığı bu projeyi, bir yandan da barışçı ”deprem indirgeme”sistemine uygulamak suretiyle tepkileri azaltmayı ve fonlama devamlılığını sağlamayı amaçlıyordu. Bu nedenle proje önce Avusturalya’nın çıplak ve seyrek nüfuslu bölgelerinde denendi ve geliştirildi. Daha sonra bunun deprem bölgelerinde denenmesine geldi sıra. Değişik zamanlarda Kafkaslar’da ,Okyanus tabanında ve Güney Amerika’da Ant larda tektonik uyarılar verilmek suretiyle endüktif deprem ‘yaratma’ konusunda büyük adımlar atıldı. İşte bu araştırmalar Amerika’da HAARP tarafından yürütülüyordu.

Günümüzde bu proje asıl amacından sapmıştır.

1. HAARP bir hava kontrol makinesidir.

2. HAARP deprem makinesidir.

3. HAARP dünya atmosferi bir delik oluşturabilir.

4. HAARP dev Mind Control yayını makinesidir.

H.A.A.R.P Nedir

Haarp teknolojisi, Haarp Projesi, Haarp projesi Nnedir, Nikola Tesla Kimdir?

Tüm savaşları sona erdirecek bir silah H.A.A.R.P?

HAARP Askeri bir sistemdir;

* Atmosferik termonükleer cihazlarının (hala en az 1986 yılına kadar geçerli bir seçenek olarak kabul edilir) elektromanyetik darbe etkisine sahip bir araç;

* Yeni ve daha kompakt bir teknoloji ile Michigan ve Wisconsin’de Extremely Low Frequency (ELF) denizaltılarının iletişimi için geliştirildi.

* Esnek ve doğru sistem ile HAARP mevcut konumu için planlandı ve over-the-horizon ( Ufuk Radar Sistemi ) radar sistemi olarak kullanılabilir;

* Çalışma ordunun kendi haberleşme sistemleri korurken, son derece geniş bir alanda iletişim temizlemek için kullanılabilir;

* EMASS ve Cray bilgisayarların işlem yetenekleri ile birlikte, nükleer silahların yayılmasını önleme ve barış anlaşmaları için kullanılabilir;

* Jeofizik geniş bir alan üzerinde petrol, gaz ve maden yatakları bulmak için kullanılabilir;

* Diğer teknolojileri demode hale gelen düşük seviyeli uçakları ve cruise füzelerini tespit etmek için kullanılabilir…

Zararsız HAARP (YÜKSEK FREKANS AKTİF Auroral ARAŞTIRMA PROGRAMI) Herhangi bir noktada atmosferdeki enerjiyi artırmak için skalar dalgalar bir konveyör gibi toprak ve atmosfer de çok büyük etkiler meydana getirmektedir. Daha sonra bu dalgalar da dünya üzerinde belirli noktalara yönlendirilerek endotermik Patlamalarının veya ekzotermik patlamalar yapmayı mümkün kılmaktadır. ATMOSFERİK katmanların enerji seviyelerini (yoğunluk) değiştirerek havaya etki etmektedir. Yüksek frekanslı skalar dalgalar da 8Hz frekansı ile ayarlanabilir. Bulaşan bu frekans beynin doğal titreşim frekansı ile etkileşimde bulunarak insan beyni üzerinde etkili olabilir.

Yukarıda yazmış olduğum makale http://www.uaff.us sitesinden alınmıştır. Yukarıda bahsedildiği gibi "Tüm savaşları sona erdirecek bir silah" değildir, aksine gücü tek elde tutmak ve kontrolu sağlamaktır. Bu güne kadar "Haarp" hakkında çok şeyler yazıldı, çizildi. Aşağıda yazmış olduğum makaleyi okumanızı tavsiye ediyorum.. Yorum sizin, kararı siz verin..

Gölcük 17 Ağustos 1999 saat 03;02. Saat gecenin üçüydü ve insanlar can havliyle kendilerini evlerinden dışarı atmaya çalışırken sanki bir kıyameti yaşıyor gibiydiler .Ve sanki insanların çoğu belki de ölümün kendilerine ne kadar yakın olabileceğini ilk defa bu denli yakından gördüler.

Donanma Komutanlığı’nın görkemli devir-teslim törenini müteakip deprem hiç beklenmedik bir zamanda, ansızın çıkagelmişti. İki fırkateynin gece boyunca aydınlattığı ordu evi yerle bir oldu. Milyarlarca liralık havai fişeklerin aydınlattığı Gölcük semaları bir kaç saat sonra bilim adamlarının ‘deprem aşaması’ dedikleri ancak hala ne olduğunu tam olarak anlaşılamayan bir ‘şeyle’ aydınlandı. Bir kaç saat sonra, o unutulmaz uğultunun ardından bütün Türkiye derin uykusundan uyandı. Binalar birbiri ardına devrilirken ölüm binlerce insanı aynı anda yakalıyordu.

Devlet hazırlıksız yakalanmıştı. Binlerce insan teknik yetersizlikten ötürü enkazların altında günlerce bir kurtarıcı bekleyerek öldüler. Kısa süre sonra kamuoyu hummalı bir tartışmanın içinde buldu kendini. Binalar depreme dayanıklı yapılmayışı, fay hattının üzerinde yerleşim alınlarının kurulması gibi argümanlar sıkça duyulan şeylerdir. Televizyon kanalları tartışma programlarını depreme ayırıyorlardı. Bu sırada deprem anını yaşayan insanlar depremle ilgili ilginç şeyler söylemeye başlıyor, kamuoyu tam olarak anlam vermese de iddiaları can kulağıyla dinliyordu. Enkazdan kurtarılan bir bayan Ali Kırca’nın yönettiği Siyaset Meydanı’nda aynen şöyle dedi”O gece ne olduğunu bilmiyorum ama bildiğim bir şey vardı ki bu depremden farklı bir şeydi”

İddialara yenileri ekleniyordu. Depremden hemen önce Gölcük’ten Avcılara kadar geniş bir alanda görülen ateş topunun ‘deprem ışıması’ olduğunu söyleseler de neden diğer depremler de bu kadar açık benzeri bir ışıma yaşanmadığı sorusunun cevabı net olarak verilemiyordu. Öyle olsa bile bu da sadece bir tezdi ve geçerliliği de en fazla diğer tezler kadardı.

Kısa süre sonra fısıltılar dilden dile dolaşmaya başladı. Türk basınının saygın isimleri Gölcük depreminin ‘suni’ bir deprem olabileceğine ilişkin görüşleri aktarmaktan çekinmediler.

Gölcük depremi suni bir deprem olabilir miydi? Bu konuda hemen deprem sonrasında bir takım teoriler ortaya atılmaya başlandı. Kimine göre Ruslar bomba patlatmıştı ve bu da depreme neden olmuştur. Kimi Yugoslavya ‘ya atılan bombaların yer kabuğunun dengesini bozduğu için depremin olduğunu söylüyordu. Hatta bazılarına göre bu işi PKK bile yapmış olabilirdi. Nitekim CNN, Başbakan Bülent Ecevit ile yaptığı bir röportaj sırasında böyle bir soruyu sormakta herhangi bir beis görmedi. Kimide bunun başka bir terörist örgütün işi olduğunu veya uzay araştırmalarının bir parçası olduğunu söylüyordu. Ancak bu teoriler arasında en akla yatkın olanı ”Future Times’da yayınlanan araştırma dizisinde yer alan hikayeydi.

Bu senaryoya göre, San Andereas fay hattında meydana gelebilecek büyük bir depremin Amerikan ekonomisine çok büyük zarar vereceğini bilen ABD,ter kabuğundaki değişimleri izleyerek, daha deprem oluşmadan tektonik katmanlar arasında artan basıncı değişik noktalardan patlatıp boşaltarak, büyük depremi küçük depremler haline dönüştürmenin yolunu bulmuştu. Yıllarca önce Sırp asıllı Amerikalı bilim adamı Nikola Tesla tarafından geliştirilen bu”düşük frekanslı elektromagnetik ışınımla yüksek enerji nakli ” tekniğini hem Ruslar hem de Amerikalılar uzun zamandır bir silah olarak kullanmanın yolunu arıyorlardı. Bu yöntemle çok uzaktan, hatta uzaydan geniş alanlarda tahribat yapabileceklerdi.

Ancak Pentagon yıllardır çok güçlü bir silah geliştirmek amacıyla üzerinde çalıştığı bu projeyi, bir yandan da barışçı ”deprem indirgeme”sistemine uygulamak suretiyle tepkileri azaltmayı ve fonlama devamlılığını sağlamayı amaçlıyordu. Bu nedenle proje önce Avusturalya’nın çıplak ve seyrek nüfuslu bölgelerinde denendi ve geliştirildi. Daha sonra bunun deprem bölgelerinde denenmesine geldi sıra. Değişik zamanlarda Kafkaslar’da ,Okyanus tabanında ve

Güney Amerika’da Ant larda tektonik uyarılar verilmek suretiyle endüktif deprem ‘yaratma’ konusunda büyük adımlar atıldı. İşte bu araştırmalarda Amerika’da HAARP tarafından yürütülüyordu. İddialar bununla da kalmıyordu kuşkusuz.

Biz de bu konunun ana kumanda merkezi HAARP ile ilgili kapsamlı bir araştırma yaptık. Ulaştığımız sonuçlar ise bir hayli ilginç.

FIRINLANMIŞ ALASKA

Pentagon, Alasaka’da ,Anchorage’in 200 mil doğusundaki Arktik kompleksinde, bin gigawatt’tan fazla enerjiyi atmosferin üst katmanlarına yaymak için dizayn edilmiş güçlü bir verici inşa etti. HAARP Projesi olarak bilinen bu araştırma dünyanın en büyük ”iyonosfer ısıtıcısını içeriyordu. Bu prototip aygıt, dünyanın yüzlerce mil yukarısındaki gökyüzüne yüksek frekanslı radyo dalgaları göndermek için dizayn edilmiştir.

Peki ama neden iyonosferin elektrik yüklü partikülleri böyle bir ışınıma tabii tutuluyordu?

Amerikan Donanması ve Hava Kuvvetlerine göre, bu projenin sponsorları ”Alaska iyonosferin kompleks doğa çeşitlenmesini incelemek için ”bu çalışmaya katıldılar. Pentagon ayrıca bu teknolojiyle yeni haberleşme biçimleri geliştirme, orduya ait nükleer denizaltılara sinyal gönderme ve yerin derinliklerini araştırabilen teknolojileri gizlice inceleme imkanını sahip olacaktı.

Bir yıldan uzun bir süre önce HAARP üzerine 60 büyük teori yayınlandı. O zamandan beri tahkikat yapanlar bu eşsiz projeyi UFO olaylarından Birleşik Amerika’daki dev güç merkezlerine ve en son olarak yakın zamandaki TWA 800 uçağının düşüşüne kadar herşeyle suçladılar.

Bazıları bunu ”Pentagon’un kıyamet günü ölüm ışını” olarak çevirdiler. Bu teorilerin bir çoğu dikkat çekici ve mantıklıydı. Bu eleştirilerin arasında Star Wars füze savunma planlarından, hava şartları değiştirme komplolarına, sun’i deprem yaratma ve hatta belki de insan zihnini kontrol eden deneylere kadar bir çok uygulama bulunuyordu.

HAARP kompleksi 23 ar’lık arazi üzerine Gakona kasabası yakınlarında izole edilmiş bir bölge üzerine kurulmuştu. 1997 yılında projenin son safhası tamamlandığında, ordu, 3 gigawatt güçten fazla ,2,5-10 megahertz frekans aralığında ışınlama yapabilen ”yüksek frekanslı bazlı bir radyo vericisi ”kurmuş ve 72 fit yüksekliğinde 180 kule inşa etmişti.

Donanma ve Hava Kuvvetlerine göre HAARP, birkaç mil çapındaki yerlere , ”az miktarda bilinen enerjiyi iyonosfer katmanının tespit edilen bir yerine göndermek için kullanılacaktı”. Tahmin edildiği gibi, Donanma ve Hava Kuvvetleri’nin Halkla ilişkiler Departmanı projenin hem çevresel etkilerini hem de bu teknolojinin kötü yönde kullanımıyla ilgili soru işaretlerini ortadan kaldırmaya yönelik faaliyetleri yürütecekti.

Bununla birlikte HAARP projesini yöneten savunma şirketleri tarafından aslında Pentagon’un daha güçlü dizaynlara sahip olması gerektiğini öneriyordu. Bu patentlerden biri 1980’lerde donanma tarafından bir kaç yıl boyunca tasnif edilmiştir. HAARP muhalifleri tarafından ”dumanlı ışın tabancası”olarak düşünülen ABD 4,686,605 no.lu patent dosyada ki anahtar bir belgeydi. ARCO Power Technologies Inc.’nin(APTI) sahip olduğu kardeş şirket görevini üstlendi. Bu patent Teksas’lı fizikçi Prof.Bernard J. Eastlund tarafından icat edilen HAARP ısıtıcısına çok benzer bir iyonosferik ısıtıcıyı içeriyordu. Sonradan HAARP muhalifleri tarafından internette yayınlanan patente Eastlund, bunu hem saldırı hem de savunma için iyi bir silah olarak tanıtılıyordu.

Patente göre Eastlund’un bu icadı iyonosferdeki yüklü partikülleri ısıtarak,uyduların mikrodalga vericilerini bozacak ve ”dünyanın büyük bir bölümünün üzerinde haberleşme iletişiminin bozulmasına neden olacaktı. Ancak Eastlund’un dünyanın atmosferindeki bir bölgenin değişimini sağlayacak metod ve aygıtı aynı zamanda;an sofistike uçakların ve füzelerin sahip olduğu yön sistemlerinde karışıklığa sebep oluyor, sadece üçüncü parti haberleşme sistemlerini karıştırmakla kalmıyor bununla birlikte haberleşme ağını aynı zamanda taşıyacak bir veya daha fazla benzeri ışının avantajını sağlıyordu. Diğer anlamda, diğerlerinin haberleşme ağını sekteye uğratmak için kullanılan bu sistem aynı zamanda bu icadı bilen biri tarafından haberleşme ağı olarak kullanılabilirdi.”

Örneğin ”akılcı amaçlar için diğerlerinin haberleşme sinyallerini yakalar ”,”atmosferin geniş bölgelerini beklenmedik yüksek irtifalara kaldırarak ”füze veya uçakların yön sistemlerini sekteye uğratır” böylece beklenmedik veya planlanmayan düşman kuvvetlerine ait füzeler bu şekilde yok edilebilir veya yönleri yok edilebilir veya yönleri değiştirilebilirdi.

APTI/ Eastland patenti,Reagan yönetiminin son günlerinde, yüksek teknolojiyle donatılmış füze savunma sistemlerinin planlarının hala yoğun bir şekilde tartışıldığı bir dönemde dosyalanmıştı. Fakat Eastlund ‘un mavi gökyüzü vizyonu klasik Star Wars reçetelerinden daha ileri giderek patentli iyonosferik ısıtıcı için daha alışılmadık kullanım yöntemleri önerdi.

Patent ”odaklama aygıtı olarak görev yapacak bir veya birden çok partikül öbeği oluşturup atmosferin üst tabakalarındaki rüzgar düzeniyle oynayarak hava değişikliği yapmanın mümkün olduğunu ”belirtiyordu.

Sonuç olarak, suni olarak ısıtılmış olan ”geniş miktarda güneş ışığını rahatlıkla dünyanın seçilmiş bölümlerine ”odaklamak mümkün olabilecekti.

Kuşkusuz HAARP yetkilileri Eastlund’un patentleri veya planlarıyla ilgili olan herhangi bir bağlantıyı yalanladılar. Fakat bazı anahtar detaylar bunu aksini gösteriyordu. Eastlund’un patentinin sahibi,APTI,HAARP projesini yönetmeye devam ediyordu.1994 yazında ARCO,APTI,’yi savunma şirketi olarak bilinen E-System’s sattı. E-System’in sahibi şu anda , dünyanın en büyük savunma şirketlerinden ve SCUD-busting Patriot füzelerinin yapımcısı Raytheon’dır. İşte tüm bu gelişmeler HAARP tesislerinde basit bir atmosfer biliminden daha fazlasının olduğunu gösteriyordu.

Bunların da ötesinde, APTI/Easlund ‘un patenti Alaska’yı yüksek-frekanslı iyonosferik ısıtıcı için ideal bölge olarak gösteriyordu çünkü ‘bu icat için istenilen yüksekliğe uzanan manyetik alan çizgileri dünyayı Alaska’da kesiyordu.’ APTI ayrıca Alaska’yı projeyi güçlendirmek için bol bol yetecek kadar enerji kaynağına yakın olduğu için ideal bir yer olarak görüyordu.

Kuzey Kutup Bölgelerindeki doğalgaz rezervelerinin geniş bölümü ARCO tarafından satın alınmıştı. Eastlund ayrıca resmi ordu hattını da yalanlıyordu. Ulusal Halk Radyosunun gizli ordunun 1980’lerin sonunda ortaya atılan bu çalışmasını geliştirmeyi planladığını söyledi. Ve Microwave News’un Mayıs/Haziran 1994 sayısında Eastlund”HAARP projesinin açıkça ilk adım olarak göründüğünü ”söylüyordu.

Eastlund’un patenti gerçekten de ”örnek olarak gösterilen referanslar ”da konu ile ilgili yapılan komploların tam ortasına düştü. Easlund tarafından belgelenen iki kaynak, komplo tarihi günlüklerinin devi Nikola Tesla’nın kısa biyografisini anlatan,1915 ve 1940 yıllarında New York Times’ta yayınlanan makalelerdi. Zeki bir mucit ve Edison’un çağdışı olan Tesla, hayat boyunca yüzlerce patent geliştirmişti. Elbette temel bilim hiçbir zaman Tesla’nın makalelerini kabul etmedi ve onun daha sonraki bildirdikleri onu tarihi bir noktada yer almaya itti. Radyo programlarında veya internet tartışmalarında, hükümetin depremlere neden olmak veya hava şartlarını değiştirmek gibi sözde deneyler yaptığı ve bunları yaparken de, gizli tutulan ”Tesla Teknolojisini” referans alıp,uygulamış olma ihtimali tartışılıyordu.

Eastlund’un iyonosferik ısıtıcısı için Tesla kuşkusuz büyük bir ilham kaynağıydı.22 Eylül 1940 tarihli ilk New York Times makalesi, o zamanlar 84 yaşında olan Tesla’nın, Amerikan hükümetine, uçak motorlarının 250 mil uzaklıkta eritebileceğini ve böylece ülkenin çevresine görünmez Çin Seddi benzeri bir duvar örülebileceğini belirttiğini yazıyordu. Bu şekilde Tesla ”telegüc” ünün sırrını açıklayacaktı. Tesla ‘dan alıntı yapan Times hikayeye şöyle devam ediyordu :

‘Mr.Tesla bu yeni tip gücün yüz milyon cm çapında bir ışın üzerinde işleyebilecek, 2 milyon dolardan fazla maliyeti olmayacak özel bir komplekste oluşturulabileceğini ve bunu inşa etmenin de ancak 3 ay gibi bir vakit alacağını söyledi.’

8 Aralık 1915 yılında yayınlanan ikinci New York Times hikayesi Tesla ‘nın en meşhur patentlerinden birini açıklıyordu ki;bu elektrik enerjisini herhangi bir uzaklığa yansıtıp, onu hem savaşta hem barışta saygısız amaçlar için kullanılabilecek bir vericiydi.

Tesla ‘nın fikirleriyle Eastlund’un icadı arasında ki benzerlik dikkat çekiciydi. Ayrıca Tesla ve HAARP teknolojisi’nin birbirine bu kadar benzemesi de oldukça şaşırtıcıydı. Görünüşe bakılırsa APTI ve Pentagon,Eastlund’un ve buna paralel olarak da Tesla’nın fikirlerini oldukça ciddiye alıyorlardı.

Nitekim Eastlund da buna katılıyor gibi görünüyordu. Bir gazeteciye şöyle söylüyordu:’HAARP benimkisi gibi bir plan uygulamak için mükemmel bir adım. Hükümet bunun böyle olmadığını söyleyecektir. Fakat eğer bir şey ördek gibi vakvaklıyorsa ve ördeğe benziyorsa, onun bir ördek olduğu büyük bir olasılıktır. ‘

1976 ÇİN DEPREMİ

Gelin şimdide jeofiziksel manipülasyonlar sahasında nelerin yapıldığına ve halen yapılmakta olduğuna bir göz atalım. Çoğu insan elbette insanların bu tür şeyler yapabildiklerine ya da yapmak istediklerine hiç inanmayabilir. Dolayısıyla bir deprem olduğunda çok az kişinin aklına şöyle bir soru gelir.”Bu doğal bir deprem miydi yoksa yapay mıydı?” Açıkça söylemek gerekirse Gölcük depreminden sonra ben bu soruyu soranlardanım. Türk basınının en saygın isimleri farklı üsluplarla bu soruyu sormaktan kendilerini alamadılar. Taha Kıvanç, Can Ataklı ve Sedat Sertoğlu şüphelerini köşelerine aktaran önemli isimlerdi.

Nicola Tesla’nın ‘1935’deki kontrollü Depremi ,Teslaya göre ”telejeodinamikçilerin bir eseriydi. Tesla "yerin içinden hemen hemen hiç enerji kaybetmeden geçebilen ritmik titreşimlere neden olabilir ve bu mekanik etkileri karadan uzun mesafelere taşıyarak, çeşitli essiz etkiler üretebilirdi" diyordu. Senator Claiborne Pell tarafından yönetilen senato alt komuta oturumda şöyle söyleniyordu: "Şu anda bir anlaşmaya ihtiyacımız var…Dünyanın askeri liderleri fırtınaları yönetip, iklimleri değiştirmeden ve düşmanlarına karşı depremler oluşturmadan önce…" Senator Pell , böyle bir teknolojinin varlığı konusunda bilgi sahibi olmadığı için 1975 yılında düşmanlar için deprem oluşturma kelimelerini telaffuz etmemiştir.

Ayrıca 10 Aralık 1976 yılında Birleşmiş Milletler Genel Toplantısında "Askeri Ve Diğer Çevresel Değişim Tekniklerinin Düşmana Yönelik Kullanımının Yasaklanması Anlaşması"ni onayladığı rapor edilmişti. Eğer deprem oluşturma kabiliyeti dahil olmak üzere çevresel değişiklik yapabilecek teknoloji olmasaydı, böyle bir rapor yayınlamak acaba mümkün olabilirdi.

Gölcük depremi gibi

5 Haziran 1977 tarihli New York Times’da 28 Temmuz 1976 yılında Çin, Tangshan’da yaşanan ve 650.000’in üzerinde kişinin ölümüyle sonuçlanan depremle ilgili bir yazı yeraldı.

3:42’deki ilk sarsıntıdan hemen önce , gökyüzü gündüz gibi aydınlanmıştı. Tıpkı Gölcük’te olduğu gibi. Temelde beyaz ve kırmızı olan ışıkları 200 mil uzaklıktan görmek mümkündü. Birçok ağacın yaprakları yandı ve gelişmekte olan sebzeler sanki bir ateş topu tarafından kavrulmuştu.

Bazı araştırmacılar bu elektriksel etkilerin elektromanyetik plazma ve top şeklindeki aydınlatmayla bağlantı olduğuna ve garip parıltıların da Tesla tipi teknoloji ve/veya HAARP benzeri vericilerden kaynaklandığına inanıyordu. Bu renkli ışığın parıltısı Tesla’nın 1935’te belirttiği "her çeşit emsalsiz etki"den biri miydi? Yoksa bu deprem , hiçbir şüphe duymayacak Çin haklı üzerinde uygulanan bir sistem testimiydi? Cevap kesinlikle doğal bir deprem gibi görünmediği şeklindeydi.

Ocak 1978’de Dr .Andrija Puharich’ın ,”Global Manyetik Savaş" ve Layman’ın 1976 ve 1977 yılında "Dünya Gezegenine Yönelik Alışılmadık Yapay Etkiler" başlıklı detaylı bir araştırma raporu yayınlandı. Dr. Puharich raporunda şunları söylüyordu: "1976 yılındaki büyük depremlerin yanında bir tanesi vardır ki özel bir dikkat gösterilmelidir. 28 Temmuz 1976, Çin depremi".

Specula dergisinin ocak 1978 baskısı, "Tesla Etkisi" adı verilen, bir çok bilim adamını inanılmaz bir şekilde etkileyen makale yayınlandı. Makaleye göre belirli frekansların elektromanyetik sinyalleri dünyanın gönderilebilirdi. Bu "sürekli dalgada şu an dünyanın yüzeyinden beslendiğinden çok daha fazla enerji bulunmaktadır.

1981 yılında nükleer mühendis ve Amerika’daki önde gelen Tesla araştırmacısı Albay Thomas Bearden ,Amerikan Psikotronik Derneğinde bir konferans verdi. Konuşmasının bir bölümünde aynı zamanda 1978 Specula dergisinde de tartışılan Tesla vericileri tarafından üretilen kalıcı dalgalardan bahsetti. Albay aslında HAARP’ın nasıl çalıştığını anlatıyordu:

"Yaptığımız şey frekansı değiştirmektedir. Eğer frekansı bir yönde değiştirseniz , enerjiyi dünyanın bir bölümünde hedeflediğiniz yerin ilerisindeki atmosfere boşaltırsınız. Havayı iyonize etmeye başladıkça, hava akış seyrini, jet gidişlerini vb. şeyleri değiştirebilirsiniz. Bu mükemmel bir hava makinasıdır. Eğer ani bir şekilde boşaltırsanız, bunun için küçük iyonizasyon elde etmezsiniz. Bu kez kıvılcımlar ve ateş topları dünyanın yüzeyine boşalacaktır. Bu aletle ileri geri oynayarak dünya çapında dev hava değişikliklerine yolaçabilirsiniz."

Mr. Bearden bunu nerdeyse eğlenceli bir hava oyuncağı gibi tanıtıyordu. Fakat bu aynı zamanda 28 Temmuz 1976 Tangshan, Çinide hatırlatıyor. Kuşkusuz 17 Ağustos Gölcük depremi gibi de…

1 ekim 1998 perşemde tarihli Hürriyet gazetesinin "Kıyamete Kadar Yetecek Enerji" başlıklı haberi konunun bir başka yönüne işaret ediyor olabilir miydi?.

"17 ağustos gecesi dünya enerji bombardımanına uğradı. Eğer bu radyasyon depolanabilseydi, dünya kendisine milyarlarca yıl yetecek enerjiye sahip olacaktl.

Solar Güçlü Uydu Projesi (SPS) ‘nin ASKERİ ANLAMLARI (1978 )


Solar Güçlü Uydu Projesi ilk kez 1978de tekrar gözden geçirildi. Her ne kadar bu program bir enerji programı olarak öne sürülmüşse de çok önemli askeri anlamları da vardı. İlk kez Michael J. Ozeroff tarafından işaret edilen en önemli anlamlarından bir tanesi, uyduya sahip olan anti-balistik füzeler (ABM) için bir ışın silahı geliştirilmesi olasılığı idi. Uydular, her birinden bütün bir yarımkürenin göründüğü mükemmel bir görüş açısı sunan jeo-senkron yörüngelerde bulunuyorlardı. Bir yüksek-enerji lazer demetinin düşman füzelerini yok edebilecek bir termal silah gibi kullanılabileceği spekülasyonları dolaşıyordu. Elektron demetlerinin yolunu ısıtmak için kullanılacak lazer demetleri yoluyla çalışan bir elektron silahından söz ediliyordu.

SPS’ten ayrıca kişilere yönelik bir psikolojik silah olarak da bahsediliyordu. Eğer mikrodalga demeti alıcı anteninden düşman askerlerine yönlendirilirse kişilere karşı kızılötesi bir dalga-uzunluğu (görünmez) kullanılabilirdi. Ayrıca yanıcı maddeleri yakabilecek derecede yüksek enerji de yollayabilecek durumdaydı. SPS uydusundan lazer demeti yayını askeri amaçlarla diğer uydulara ya da diğer uydulara veya uçak gibi platformlara da yapılabilirdi. Diğer bir uygulama, lazer demetinin lazerle çalışan bir turbofan motorunun ihtiyaç duyacağı yüksek ısıdaki gazı oluşturmak için kullanılaması olabilir.

SPS genel paniğe neden olabilecek bir psikolojik silah niteliğinde. SPS, askeri operasyonları gerçekleştirmek için dünyanın her yerine güç aktarabilecek durumda. İnsanlı bir SPS platformu gözetim ve erken uyarı yeteneğine sahip olabilir ve denizaltılarla ELF bağlantısı kurabilir. Ayrıca düşmanın iletişimini bozmak gibi bir yeteneğe de sahip olabilir. İletişimi bozmak ya da iletişim sağlamak gibi özellikleri gerçekten önemli özellikler. Başkan Carter da SPS’in iyonosferin fiziksel yapısını bozmak gibi bir yeteneği olduğunu ve ben dahil bu konuyu eleştiren birçok kişinin kuşkularına rağmen projeye devam kararı verdi. Neyse ki çok pahalıydı, Enerji Bakanlığı’nın bütün bütçesini bile aşan bir miktar gerekiyordu ve Kongre kaynak aktarmayı reddetti. Birleşmiş Milletler Silahsızlandırma Komitesi’ne bu konuda başvurdum ama Amerika projeyi Solar Enerji olarak adlandırmış olduğu için bunun bir silah projesi olmadığını söylediler. Aynı proje Başkan Reagan döneminde tekrar su yüzüne çıktı. Reagan, projeye Savunma Bakanlığı’nın en büyük bütçesini ayırdı ve Star Wars adını verdi. Daha yakın tarihi de olmasına rağmen planın bu aşamasında dinmiş olan tartışmaları tartışmayacağım.

1978den sonra ABD, nükleer bir düşman ortamının radyo ve televizyon iletişiminde geleneksel yöntemleri kullanıyor olmasının olası olmadığını anladı (Janes Military Communications). 1982’de GTE Sylviana (Needham Heights, Massachusetts) Amerika Birlerşik Devletleri Hava Kuvvetleri Havadan Karaya Füzeleri (US Air Forces Ground Launch Cruise Missiles -GLCM) askeri komutanların öncelikle dost ve düşman bölgelerde füzeleri izleyip yönetebilmelerini sağlayacak bie elektronik alt-sistem geliştirdiler. Sistem, kara demet (görünmez) kullanılarak görülebilir ışınla yaratılan ve radyo ve televizyonu etkileyen bozmalara dirençli 6 alt-sistemden oluşuyor. Kara demetler, atmosferde enerji plazma oluşumuna katkıda bulunuyor. Bu plazma, doğal sis ya da sanayi sisi gibi görülebilir hale gelebilir. Bazıları Güneş’in enerjisinden ayrı bir yüke sahiptirler ve kışın kutuplarda gözlendiği gibi Güneş’in enerjisinin yeterli olmadığı alanlarda toplanırlar. Kutupsal akım meydana geldiğinde, Güneş ortaya çıkar ve plazmayı iterek ozon tabakasında delikler oluşmasına neden olur. Bu askeri sistem Toprak Dalgası Acil Şebekesi (Ground Wave Emergency Network -GWEN) olarak adlandırıldı. (Bakınız: SECOMII Communication System, Wayne OLSEN, SAND 78-0391, Sandia Laboratuvarları, Albuquerque, New Mexico, Nisan 197 anlaşılan, bu acil radyo sitemi buluşu hiçbir zaman Avrupa’da uygulanmadı ve sadece Kuzey Amerika’da bulunmakta.

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: