Günlük arşivler: Ağustos 30, 2012

Dananın Kuyruğu Ne Zaman Kopar?


Dananın Kuyruğu Ne Zaman Kopar?

Bülent ESİNOĞLU

Amerikan dış politikasıyla, çocuğun topla oynadığı gibi, oynayan İsrail’in, Suriye konusundan, haberi yok sanmayın. En keskin göz ve tüm hassas kulakları ile takiptedir.

Suriye konusundaki sessizliği, kendisinin (İsrail) yapacağı işi, yaptıracak taşeron bulmuş olmasındandır.

Suriye’deki örtülü savaşı, İsrail yapmış olsaydı, herhalde İsrail bu kadar rahat olamazdı.

Neden olamazdı, örtülü savaş için Müslüman kardeşleri, El Kaideyi ve diğerlerini kendi bünyesinde konuşlandıramaz, yani bir Hatay Apaydın Karargâhı kuramazdı.

Suudi Arabistan ve Körfez ülkeleri de bu kadar rahat olamazdı.

Evet, Suriye’ye karşı yürüttüğümüz örtülü savaş işi, aslında İsrail’in işi de, bu belayı başımıza saran da, BOP Eş Başkanlığıdır.

İsrail’in, Suriye ile işi bitiyor mu?

Hayır.

Arkada İran var.

Peki, İran’da da, Suriye’deki sürece benzer bir süreç işletilebilir mi?

Amerika İran’da örtülü savaş yapmak için, çok kereler niyetlendiyse de, başarılı olamadı.

Örtülü savaşı yapabilseydi, zaten şimdiye dek, çoktan yapardı.

İran meselesinin sadece İsrail’e ait olmadığı, tüm emperyalizmi ilgilendiren bir durum olduğu, Amerika’nın 1979’dan beri sürdürdüğü siyasetten bellidir.

İran’ın, Batı finans sistemini ve Batının, NATO ve benzeri kuruluşları ülkesinde istememesi, emperyalizm için hayatı sorun teşkil etmektedir.

İsrail ve Amerika için İran meselesi halledilmeden, Ortadoğu meselesi halledilmiş olmayacaktır.

Önümüzdeki yılda, henüz Suriye meselesi İsrail için bir çözüm yoluna girmeden, İran meselesi ile karşı karşıya kalacağız.

İsrail’in işini görmede alışkanlık sahibi olmuş BOP E ş Başkanlığı, İran’a karşı müdahalede de, İsrail’in yanında yer alacaktır.

İran’a muhtemel Amerikan müdahalesini ve öncesini, şöyle bir gözünüzün önüne getirin.

Erdoğan ve Gül’ün nükleer silahlara karşıyız, İran’da nükleer silah istemiyoruz beyanatlarını…

Yalaka medyanın topyekûn çığlıklarını…

Suriye sürecinde olduğu gibi, İran ile de burun buruna geldiğimiz gün, acaba, İran ile savaşalım komutuna, topuk selamı verecek genelkurmay başkanımız olur mu?

Hatta topuk selamı vermeye hazır olanlar bile, böyle bir savaşa karşı olurlarsa, iktidarın hali nice olur?

Davutoğlu, ikide bir orta doğunun şekillendirmesinden söz ediyor. Bu şekillendirmede biz başroldeyiz deyip duruyor.

İran’ı da şekillendirebilir mi?

İran’daki yönetim için de, katildir gitsin diyebilir mi?

Dananın kuyruğunun İran sürecinde kopacağına emin olabilirsiniz.

Bunlar İsrail ve Amerika adına her maceraya girebilirler.

Çünkü varlık nedenleri Amerika’dır.

*Gerçi, milli bayramları artık kutlatmak istemiyorlar ama Zafer BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN.

30.8.2012, bulentesinoglu

Büyük Osmanlı’dan “Büyük U.S.A.manlı’ya /// CC : @odatv


Ortadoğu, her ne kadar coğrafi olarak yerkürenin Doğu’sunda tarif edilse de, dünyadaki bütün dengelerin yeniden kurulmasında her zaman merkez rol oynamıştır.

Dünya, içinde bulunduğumuz bu dönemde çok büyük bir değişimin ve yeniden yapılanma sürecinin içerisinde bu süreci tam olarak anlayabilmek için hem Batı’da hem Doğu’da neler oluyor mercek altına alalım.

ABD, 2007 sonundan itibaren bütün dünyayı- özellikle Avrupa’yı etkileyen büyük bir ekonomik krizin içerisine girdi; bu krizle birlikte hem ülke ekonomisini hem de dünyada oynadığı politik rolü yeniden yapılandırmaya başladı. Diğer bir deyişle bu kriz bir bakıma ABD için “her şeyi baştan yaratmak” için bir neden/fırsat oldu.

Krizden öne ABD ekonomisi genel yapısı itibariyle artık “sürdürülemez noktaya” gelmişti. Karşılıksız Dolar basmaya dayalı ithalat, sıfıra yakın tasarruf, aşırı dış borç, sanayi üretiminin her geçen gün Çin merkezli Asya ülkelerine karşı iç ve dış pazar kaybetmesi gibi sorunlar ABD ekonomisini küçültmekte, ülkenin Uluslararası arenadaki gücünü aşındırmaktaydı.

Bundan dolayı kriz ile birlikte ABD hem ekonomisini hem de siyasi gücünü yeniden yapılandırmak için büyük programlar ve reformlar devreye soktu.

Obama’nın 2010 yılında Kongre’de yaptığı bir konuşma ABD Ekonomik yapılanması için Milat olarak kabul edilebilir. Obama, bu konuşmasında ilk defa Çin’i ve Hindistan’ı açık bir şekilde geçilmesi geren ekonomik hedefler olarak ilan etmiş, bunun için İHRACATA DAYALI BİR EKONOMİK MODEL programına geçileceğini söyleyerek “ Gelecek 5 yılda ABD ihracatını 2 katına çıkartma” sözü vermişti. Buna paralel olarak, enerji tasarrufuna yönelineceğini, ihracatçı küçük ve orta boy firmalara büyük destekler sağlanacağını, “geçmiş kayıp 10 yıldaki gibi artık ithalata değil imalat sanayini güçlendirmeye önem verileceğinin altını çizmişti.

“ We have to seek new markets aggressively, just as our competitors are.” (1)

“Saldırgan bir şekilde, yeni pazarlar aramak zorundayız; tıpkı rakiplerimiz gibi…" diyen Obama’nın aldığı önlemler ABD içerisinde yeni yapılanmanın ise yaramaya başladığını gösteriyor. Bunun sonucunda 1990’ların sonundan beri ilk defa Amerikan endüstrisi istihdam yaratmaya başlamıştır ve otomobil endüstrisi bunun en güzel örneklerinden biridir. (2)

The American Interest dergisinin Mayıs-Haziran 2012 sayısında ABD’nin ihracat merkezli politikasına dair bir makale yer aldı. Tyler Cowen imzasıyla yayımlanan “ What Export -Oriented America Means “ isimli bu yazıda ilginç tespitler yer aldı. (3) Obama’nın 5 yılda ABD ihracatını 2 katına çıkarma sözünün başta hayal gibi gelse de hedefleri tutturmaya başladığına işaret eden Cowen, ABD’nin ihracatının yüzde 16 büyüme göstererek aylık 140 milyar $ seviyesinden 180 milyar $ seviyesine çıktığını ve bunun ekonomik büyümenin yarısı oranında olduğuna dikkat çekti.

Diğer önemli bir faktör ABD’de bulunan ve işletilmeye başlanan geniş petrol rezervleri ve petrol işletmeciliğinde kullanılan teknolojinin verim arttırması sonucu ABD’nin geçen yıllara göre Ortadoğu’dan ithal ettiği petrol yüzde 30 oranında azalma göstermesi. Bildiğimiz üzere ABD, ithalatının en önemli kalemini Ortadoğu’dan ithal edilen petrol ve Çin malları oluşturmakta.

ABD’nin sahip olduğu petrol rezervlerinin çok büyük olduğu söylenir. Çok ilginçtir, George Bush Başkanlık görevindeyken yaptığı bir konuşmasında ABD’nin 2020 yılına kadar petrol ithalatına gerek kalmayacağına, kendi enerji ihtiyacını tamamen kendisinin karşılayacağını söylemişti.

ABD son yıllarda sadece petrol ve gaz kaynaklarının keşfinde değil, aynı zamanda bu kaynakların yeni teknolojilerle üretilip, ürün farklılaşmasında da çok belirgin bir şekilde atılımlar gerçekleştirdi. (4)

Cowen, makalesinin ana teması olarak, birbirini besleyen birçok yeni faktörle birlikte iddia edilenin aksine ABD’nin dünya liderliğini Çin’e ya da bir başka güce bırakmayacağını, aksine yeni yapılanma ile liderliğini koruyacağını iddia ediyor.

ABD – Çin Ticaret Konseyi (US- China Business Council) raporuna göre ABD’nin Çin’e olan ihracatı 2010 yılında yüzde 32 artış gösterdi. Bunun en önemli sebebi ise Çin’deki ekonomik gelişmeye bağlı olarak zenginleşen Çin halkının artık Batı tipi mallar tüketecek konuma gelmesi. Bundan dolayı Cowen Çin ile ABD arasındaki ihracat- ithalat dengesinin hızla ABD lehine değiştiğine ve değişmeye devam edeceğine işaret ediyor.

Öte yandan son 20 yılda ABD, sadece “paradan para kazanan" ve karşılıksız para basımıyla sadece ithalatta bulunan bir ekonomi olmasına rağmen bu haliyle bile ekonomik güç olarak en yakın takipçisi Çin ve Japonya’nın toplamının neredeyse 3 katı bir ekonomik büyüklüğe sahip. (5)

Abd’de bu değişiklikler oluyorken bunun dünyadaki öteki merkezlere yansımaması mümkün mü?

ORTADOĞU:

Ortadoğu’da bilinen bütün ezberler bozuluyor. Osmanlı’yı parçalayıp Araplar’ı küçük devletlere bölen Büyük Batı’nın bu bölgeye çizdiği plan yeni gelişmeler ışığında hükmünü yitirmeye başladı. Neydi bu plan?

-Bölgenin, petrol gelirlerinden elde ettiği gelirler kesinlikle bölge kalkınması için kullanılmayacak.

– İsrail, Araplar’ın başına musallat edilerek Arap ülkeleri istikrarsızlaştırılacak, petrolden elde edilen paralar ekonomik zenginliğe değil, Batı silahlarının ithali için kullanılacak

-Arap ülkeleri şeyhler ya da diktatörler eliyle yönetilerek ülkelerin hem demokrasi, hem insan, hem de ekonomik potansiyelleri bu diktatörler eliyle bastırılacak.

ABD, yıllarca İsrail eliyle Arap Devletlerinin her türlü potansiyellerini ve gücülerini bastırdı, diktatörler ve Şeyhler eliyle de bu coğrafyada gerçek bir Demokrasinin oluşmasına asla izin vermedi. Ancak bu oyun değişmektedir. ABD’nin artık bu “ ESKİ POLİTİKAYA “ ihtiyacı yoktur. Bunun birkaç sebebi var.

Obama’nın deyimiyle, ABD’nin "şiddetle yeni pazarlara ihtiyacı bulunuyor". Bu ihtiyaç paralelinde Batı pazarlarının artık bir doyuma ulaştığı ortamda ABD ürünlerini tüketecek 300 milyonluk bir Ortadoğu potansiyelleri bastırılıp, yoksul bırakılmış bir coğrafyadan daha cazip. TV’lerde de gördüğünüz gibi hemen her Batılı’nın evinde 2-3 araba, 2 TV, 2 Buzdolabı bulunmaktadır. ABD şirketlerinin kendi iç pazarlarında doyuma ulaşan ürünlerini satmasının tek yolu var. El değmemiş pazarlar bulmak. Ortadoğu bu anlamda ABD’nin yeni Eldoradosu durumunda.

Diğer bir önemli nokta ise, şeyhlikler ve diktatörlüklerle yönetilen Arap devletlerinin telekomları, bankaları, üretim faaliyeti gösteren öteki şirketleri yabancı sermayenin iştahını kabartması. Yani hedef milli burjuvazi ya da iç rejimden beslenenler tarafından kontrol edilen bu varlıkların “ özelleştirme- yabancılaştırma” yolu ile Batılıların eline geçmesi. Yani tıpkı AKP eliyle ülkemizdeki ekonomik varlıkların limanlara, madenlere şimdi de topraklara kadar Batılılara satılması gibi büyük bir sözde Liberalleşme sürecinin başlatılması hedefleniyor.

Ayrıca, bu plan doğrultusunda doğal kaynak olarak zengin olan bölge kontrol altına alınarak Çin’in bölgeye erişimi engellenecek, petrol ve gaz gibi üretimde faktör girdisini belirleyen ürünlerin fiyatlarını belirlemede ABD çok etkin olacak. Buna örnek Libya’da rejim değiştikten sonra ve Sudan referandumla ikiye bölündükten sonra önceki yönetimlerin Çin’le yaptıkları anlaşmaların büyük oranda feshedilmesi.

Sonuç itibarı ile Ortadoğu’daki bütün rejimler değişecek. Kapalı devre rejimlerin sahip olduğu iktisadi varlıklar tamamen Batılı (özelde Amerikan) yabancı şirketlerin eline geçecek. Bu yeni oyunun kodlarını Abdullah Gül, 2003’te Dışişleri Bakanı iken yapılan bir röportajda çok açık ortaya koymuştu.

“ … Sana şunu açıkça söyleyeyim; Ortadoğu’daki bütün rejimler değişecek. Şeffaflık ve demokrasi egemen olacak. Bu bölgede ekonomik sistemler de değişecek ve piyasa ekonomisi kuralları egemen olacak. Ortadoğulu liderler halklarına demokrasi ve tam özgürlük vermedikçe, sistemlerinin yürümesi mümkün değil. Irak’ta yaşananlar bütün bölge liderlerine örnek olsun."

"Bu konudaki görüşlerimi, Suriye ve İran gezilerimde de ayrıca Arap Birliği toplantısında, hatta son gittiğim Pakistan’da Devlet Başkanı Müşerrefe dâhil herkese her platformda söyledim. Ortadoğu hak ve özgürlüklerin gelişeceği bir bölge olacak. Biz bu özgürlüklerin olmamasından nefret ediyoruz. Ortadoğu’nun bu duruma gelmesinden bölge liderleri sorumludur. Demokratik açılımlara öncü olmamışlardır. Bölge ancak şeffaf, modern ve serbest piyasa ekonomisinin uygulanması ile kurtulabilir." (6)

2003’te Abdullah Gül’ün daha ortalıkta ciddi bir şey yokken yaptığı bu “kehanet” gibi açıklamalar yeni planı tüm açıklığıyla ortaya koyuyor. Bu pencereden bakıldığında açıkça görüldüğü üzere AKP (sadece) bir siyasi parti değildir. Aynı zamanda Ortadoğu’nun bütününe yönelik dizayn edilmiş bir paket programdır.

Peki, nedir AKP eliyle bölgenin bütünü için dizayn edilen “Büyük Vizyon”?

– Kamuya ait iktisadi varlıklar, bankalar, limanlar, şirketler, fabrikalar, işletmeler hatta topraklar “ Liberalleşme “ adı altında yabancı sermayeye satılması.

– İslam Dininin Protestanik bir formatla “ piyasa değerlerini ve onun üzerine oturduğu Batı tipi Demokrasiyi içselleştirmesi. Geleneksel İslami hareketlerin genlerinden “ Anti- Amerikancılık, Anti- Batıcılık, Anti- Siyonizm “ gibi piyasa karşıtı faktörlerin arındırılması ve ülkemizdeki örneğinde olduğu Milli Görüş gibi ‘gömleklerin’ siyah beyaz fotoğraflarda birer hatıra haline getirilmesi.

– Milliyetçilik, ulusalcılık, İslamcılık gibi anlayışların ekonomik doktrinleri genelde ülke kaynaklarının yerel girişimciler tarafından harekete geçirilmesi ve yönetilmesi, yabancı sermayeye karşı mesafe, iktisadi hâkimiyeti etkilemeyecek karşılıklı ekonomik işbirlikleri gibi referanslardan oluşur. Bundan dolayı yönetimin kaynağı ve meşruiyeti ulusçuluk, milliyetçilik ya da dini kitaplardaki kutsal ayetler değil, dinin, ideoloji ve inançların sadece kişisel yaşamda bireysel şekilde yaşandığı; Müslüman ülkelerin ‘muhafazakârlık’ kisvesi altında birbirine iç pazarlar ve (yapay) ortak kültürler olarak entegre edildiği yapılar ortaya çıkarılması.

ABD, iç ve dış politika Doktrinlerinin çok açık bir şekilde değiştiği, Çin ve Asya merkezli büyümeyi engellemek ve dünya liderliğini korumak için “ İhracata ve Üretime Geçmeyi“ Milli Seferberlik politikalarına dönüştürdüğü bu yeni düzende artık iç kaynaklı ve yerel büyümeyi savunan, yabancı sermayeye mesafeli bu ideolojilere Ortadoğu’da yer yok. Bundan dolayı bağımsızlıkçı, ulusalcı hem de geleneksel İslamcı çizgiler son yıllarda sistematik bir şekilde “entelektüel” ortamlarda itibarsızlaştırılıyor.

ABD için içine girdiği yapısal sorunları asmak için Ortadoğu yeni bir ekonomik havza olması nedeniyle son derece hayatidir. Bu konu önemini Libya’da Kaddafi sonrası ABD- Libya Konsolosu Gene A. Cretz yaptığı konuşmada vurgulamıştı:

“Petrol Libya’ya ABD müdahalesi için en önemli sebep değildir. Libya’nın altyapısını ve ekonomisini inşa etmek için geniş oranda ABD şirketlerini Libya’ya getirirsek, kendi ülkemizdeki istihdam sorununu çözmede önemli kazanımlarımız olacaktır.”

“İslamcılar atık ılımlılığı, demokrasiyi ve çoğulculuğu savunmaktadır.” (7)

ABD’nin Libya Elçisinin bu sözleri Arap Baharı’nın bütün ana dinamiklerini ortaya koyması açısından son derece önemli. Libya’da “ özgürce” yapılan ilk seçimleri kazanan “ Ulusal Güçler İttifakı’nın lideri Mahmut Cebrail, ABD’de ekonomi üzerine master yapmış; Wikileaks belgelerinde (2009) “ ABD düşünce sistemine yakın birisi “ olarak tanımlanan bir şahıs. Cebrail, 2010 yılında Time Dergisi ile yaptığı bir röportajda Libya’nın Batı tarzı bir demokrasiye geçmesi gerektiğini savunarak, Libya ekonomisinin Neo-Liberal politikalara geçmesini ümit ettiğini söylemişti.

Yine Cebrail “Libya Tomorrow Project” adlı çalışmasında Libya ekonomisinin nasıl özelleştirileceğini, uluslararası şirketlerin Libya pazarına serbest ve sınırsızca girmesi için yapılacak reformları, vergi kesintilerini, işçi hakları kısıtlamalarını bir bir anlatmıştı. (8)

Arap Baharı ile birlikte Ortadoğu’nun girdiği yörünge,1980 darbesi sonrası Türkiye’de Özal’ın başlattığı “Muhafazakârlaştırma- Özelleştirme “ politikalarının AKP ile en tepe noktasına gelen “Muhafazakârlaştırma- Yabancılaştırma” rotasından ibaret.

Ortadoğu devletleri Türkiye’nin sadece ‘model’ değil aynı zamanda ‘merkez’ olacağı bir siyasi ve ekonomik sisteme entegre edilecek. İstanbul ise Başbakan Erdoğan ve kurmaylarının sıklıkla dile getirdiği bu genelde küresel, özelde bölge sermayesinin merkez üssü olacak ve Arap fonları yeni ekonomik yapıyla ortaya çıkan yabancı şirketlerin fonları burada mevzilenecek. İstanbul’un 3 büyük dinin başkenti gibi “kültürel ve dini” temalarla pazarlanmasının altında yatan en büyük sebep aslında budur.

Osmanlı hatırasının yeniden canlandırılması, ‘Ümmet Kardeşliği’ altında bölge halklarına “siz aslında kardeşsiniz” mesajı verilmesi bölgede oluşturulmaya çalışılan politik ve ekonomik entegrasyonların çimentosu. Artık savaş ve ayrışmanın istenmeyeceği bu coğrafyada herkesi birbirine yaklaştıracak tezler işleniyor. Bu Ortadoğu’nun entegre bir pazar olması için hayati önem taşıyor.

AKP’nin “CİHAN DEVLETI” olarak vurguladığı yapı aslında ekonomik kaynakları tamamen şu an krizde olan Batı sermayesinin yeni yaşam alanları olacak. Bölge siyaseti “ MUHAFAZAKÂRLIK” gibi İslam’la alakası olmayan, İslam değerlerini de deforme eden, Batı’da Hıristiyanlığı “Merkez Sağ (Hıristiyan) Demokrat Partiler’ düzeyine getirip Neo-Liberal politikaların yedek lastiği yapıdan başka bir şey değil.

George Soros, bir zamanlar bizim için “en büyük ihracat gücünüz ordunuzdur” demişti. Google’in CEO’su da "ABD’nin en büyük gücü ABD şirketleridir” diyerek ABD’nin gerçek güç kaynağına işaret ediyor.

Kısacası bizlere "BÜYÜK OSMANLI" yeniden kuruluyor diyerek heyecanla anlatılan yapı aslında bölgede planlarıyla hazırlıkları çok önceden yapılmış olan BÜYÜK U.S.A.MANLI‘nın kurulmasından ve bu projenin taşeronluğundan ibaret…

Ali Emre Seroğlu

Odatv.com

KAYNAKLAR:

http://www.nytimes.com/2010/01/28/us/politics/28obama.text.html?pagewanted=all

http://www.whitehouse.gov/sites/default/files/blueprint_for_an_america_built_to_last.pdf

http://www.the-american-interest.com/article.cfm?piece=1227

http://www.the-american-interest.com/article.cfm?piece=1266

http://oilprice.com/Energy/Energy-General/How-the-Natural-Gas-Boom-has-Boosted-the-USs-Oil-Production-Figures.html

http://www.the-american-interest.com/article.cfm?piece=1228

http://haber.gazetevatan.com/0/9721/1/Haber

http://www.nytimes.com/2011/09/23/world/africa/us-reopens-its-embassy-in-libya.html?_r=1

http://www.opednews.com/articles/Washington-s-Man-in-Tripol-by-Stephen-Lendman-120714-575.html

Burgers Over Baghdad: Iraq Welcomes Newfound Fast Food Craze


A customer stands outside the Burger Friends restaurant in Baghdad, Iraq.

Hold the lamb kebab, please. In the latest wave of trends to hit the Iraq capital of Baghdad, it’s (thankfully) anything but violence. Instead, imagine succulent burgers, pizzas, spicy chicken wings and maybe even a Philly cheesesteak or two. American-style restaurants are setting up shop in the country, bringing an influx of entrepreneurs and investors to the very streets recently occupied by soldiers and strife. And it’s all in an effort to put the war-torn image in the past.

(MORE: Well Done, Houston: The Top 10 U.S. Cities for Burgers)

“We’re fed up with traditional food,” government employee Osama al-Ani told the Associated Press as he munched on a pizza. “We want to try something different.” Iraqi citizens seem to be embracing what’s ordinary, even mundane, to many Westerners. But for them, it’s a novelty, and a sign that Iraq is valuing economic progess — and somewhat adventurous eating, too.

Among some of the newest additions include Chili House, which serves hot wings and Caesar salads, located in an upscale neighborhood of the city. Oh, and don’t forget the fried chicken nearby at Lee’s Famous Recipe Chicken. Sure, these restaurants aren’t run by the major American chains. But they’re close enough.

Azal ah-Hada, who manages a company that brings restaurants to the country, explained the appeal. “People tell us: ‘We feel like we’re out of Baghdad. And that makes us feel satisfied.’”

(MORE: Wendy’s Introduces Lobster and Caviar Burgers)

Read more: http://newsfeed.time.com/2012/08/29/burgers-over-baghdad-iraq-welcomes-newfound-fast-food-craze/#ixzz24zA7aPe6

FRANSIZ GİZLİ SERVİSİNDEN PKK’YA DARBE …


Pkklı Şerefsiz Hainler Yurt Dışındaki Müslümanlarada Baskı Yolu İle Para Alıyorlarmış ! Kürt Kardeşlerimiz Uyanın Size Yapılıyor Bu Baskılar !

Fransız Gizli Servisinden Pkk’ya Darbe, Fransa’nın Akdeniz Sahilindeki Marsilya Kentinde Kürt Kökenli Bir Türk Vatandaşını Öldürme Planları Yaptıkları Söylenen 5 Pkk Teröristi Fransız Gizli Servisleri Tarafından Gözaltına Alındı.

Fransız Le Point Dergisi Pkk Teröristlerine Yönelik Operasyonların 24-25 Ağustos Günleri Gerçekleştirildiğini Belirtti.

Le Monde Gazetesi İse, Adli Makamları Kaynak Göstererek, Operasyonların "Kürtler Arası Hesaplaşma" Ve "Pkk’nın Finansmanı" Olmak Üzere İki Ayrı Temelde Gerçekleştiğini Aktardı. Fransız Haber Ajansı Afp De, Öldürülmek İstenen Kürt Kökenlinin "Devrim Vergisini, Vermeyi Reddettiğini" Aktardı.

Ele Geçirilen Militanların Ve Hedefleri Olduğu Söylenen Türk Vatandaşının Kimlikleri Açıklanmadı. Buna Karşılık Ele Geçirilenlerden Dördü Hakkında"Cinayete Teşebbüs", "Silah Bulundurma" Ve "Terörizm" Suçlarından Soruşturma Başlatıldığı Belirtildi.

Marsilya’da Eylemlerini Arttırdı

Son Zamalarda Marsilya Ve Çevresinde Eylemlerini Artıran Pkk Sempatizanları, 9 Ağustos’ta Kentte Oynanan Marsilya-Eskişehirspor Maçı Sırasında Tribünlerde Abdullah Öcalan Posteri Açmış, 19 Ağustos’ta Da Marsilya’ya Dönmekte Olan Bir Yolcu Gemisinde Pankartlar Açarak Bildiriler Dağıtmıştı.

Pkk Sempatizanları Temmuz Ayının Başından Bu Yana Fransa ‘Nın Almanya Sınırındaki Strasbourg Kentinde Türkiye’nin De Üyesi Olduğu Avrupa Konseyi Binası Önünde Abdullah Öcalan’ın Serbest Bırakılması Talebiyle "Aralıksız Nöbet" Eylemi De Düzenliyorlar.

Pkk, Öcalan’ın Serbest Bırakılması Talebiyle Avrupa’daki Yandaşlarını 1 Eylül’de Avrupa Konseyi Binası Önünde Gösteriye Çağırdı.

Fransız Terörle Mücadele Birimlerinin Eski Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy Döneminde Pkk’ya Yakın Dernek Ve Kuruluşlara Karşı Başlattığı Operasyonlar Yeni Cumhurbaşkanı François Hollande Döneminde De Devam Ediyor.

Polis, Pkk Yandaşlarının Şiddet İçermeyen Eylemlerine Göz Yumarken, Şiddet İçeren Veya Kamu Düzenini Bozucu Eylemlere Derhal Müdahale Ediyor

Cihaner’den iddia: (SÖZDE) Balyoz’da davanın sonucu hazır /// CC : @ilhancihaner


CHP Denizli Milletvekili İlhan Cihaner, (SÖZDE) Balyoz davasına ilişkin, "İddianame daha kabul edilmeden esas hakkında mütalaa yazılmaya başlanmış. Yani dava açılmadan esas hakkında mütalaa hazır. Bundan şu sonucu da çıkarabiliriz, davanın sonucu da hazır" dedi.

Davanın önceki günkü duruşmasını izleyen CHP’li milletvekilleri, partinin İstanbul İl Merkezi‘nde Silivri’de görülen davaların iddianamelerinde hukuksuzlukların yer aldığı iddiasıyla basın toplantısı düzenledi.

Toplantıda konuşan Cihaner, (SÖZDE) ‘Balyoz davasındaki suçlamalara dayanak teşkil eden dijital belgelerden 11 ve 17 No’lu CD’lerin 2003’te tek bir oturumda oluşturulduğunun iddia edildiğini, ancak CD içeriklerinin Microsoft Office 2007 programıyla hazırlandığını belirterek, bu CD’lerin sahte olduğuna ilişkin inceleme yapılması taleplerinin de mahkeme tarafından ısrarla reddedildiğine dikkat çekti. Cihaner, söz konusu CD içeriklerinde daha sonraki yıllarda adı değiştirilen sokakların, 2003 yılında bu yeni adlarıyla anıldığını, o tarihte kurulmamış derneklerin isimlerinin bulunduğunu, bunun gibi pek çok tutarsız bilginin yer aldığını ileri sürdü.

Mahkeme heyetinin, sanıkların ve sanık avukatlarının taleplerini sürekli reddettiğini ve söz konusu iddialarla ilgili hiçbir inceleme başlatmadığını öne süren Cihaner, aksine bu hukuksuz işlemi yapan savcılardan ikisinin Yargıtay üyeliğine seçilerek ödüllendirildiğini savundu.

Cihaner, ”Polis bilgisayarında yüklendiği tespit edilmiş bir hard diskle ilgili de yine hiçbir işlem yapılmıyor. İddianamede suçlanan askerlerden biri TRT’de canlı sunum yaptığı saatte iddianamede yer alan belgeleri kaydetmiş görünüyor. Savunma, 27 belgenin sahteliğini ortaya koyan bilirkişi raporu almış durumda ama bu raporların tamamı göz ardı ediliyor. Ayrıca soruşturmaların tamamı bizzat cumhuriyet savcısınca yapılması gerekirken polise havale edilmiş.

İddianame daha kabul edilmeden esas hakkında mütalaa yazılmaya başlanmış. Yani dava açılmadan esas hakkında mütalaa hazır. Bundan şu sonucu da çıkarabiliriz, davanın sonucu da hazır” diye konuştu.

Silivri’de görülen diğer davalarda da durumun aynı olduğunu belirten Cihaner, pek çok sahte belge bulunduğunu, mahkeme heyetinin tarafsız ve hakem konumunda olması gerekirken, sanıklarla polemiğe girdiğini, sanıklara kindar bir yaklaşımla davrandığına dikkat çekti.

Toplantıya, CHP milletvekilleri Mahmut Tanal, Nur Serter, Oktay Ekşi, Birgül Ayman Güler, Kadir Gökmen Öğüt ve CHP İstanbul İl Başkanı Oğuz Kaan Salıcı da katıldı.

BALYOZ DAVASINA İSTATİSTİKİ BAKIŞ …


MAHKEME SANIĞA DEĞİL SAVCI’YA ÇALIŞMIŞ

(SÖZDE) Balyoz davasında tutuklu yargılanan Albay Mustafa Yuvanç, son savunmasını çok kısa kesti.

Davanın başından bu yana sanıkların ve avukatlarının "sanıkların suçsuz olduğunu ispatlayabilmek için" mahkemeye ilettiği taleplerle ilgili bir istatistik çıkaran Yuvanç, taleplerin kabul edilme oranının yüzde 0.7 olduğuna dikkat çekti.

Yuvanç, "Savunmanın talebi 943, heyetin kabulü 7, reddi 936. Kabul oranı yüzde 0.7. Aynı şekilde savcının 359 talebinin sadece 1 tanesi red. Bu istatistikler bile iddia makamı ve mahkeme heyetinin savunmaya karşı taraf olduğunun göstergesidir. O sebeple savunma yapamam" dedi.

Öte yandan duruşmalar, 31 Ağustos ile 4 ve 5 Eylül’e ertelendi.

BALYOZ DAVASI VE SAHTE BELGE ÇETESİ ///// OKU VE OKUT !!!!!!!! //// @avarbanu @mehmetkesimoglu


DOKÜMAN LİNK :

http://balyozdavasivegercekler.com/category/sahte-belge-cetesinin-hatalarina-ornekler/

VİDEO : Suriye’de ‘Muhaliflerin’ Sivillere Yönelik Katliamları (+21)


ÖNDER AYTAÇ : BAŞ-POLİS MEMURLARININ ÇÖZÜM BEKLEYEN SORUNSALLARI /// CC : @onderaytac


Önder Aytaç

aytac

Sizin okumanıza arz edeceğim aşağıdaki bu yazılı metin, tam da bu şekliyle ve üzerinde noktasından virgülüne kadar aynı olan anlatım içinde bana 15 farklı polis arkadaştan geldi. Davalarında ya da savundukları haklarında % 100 doğru olsalar bile, hiçbir el emeği ve göz nuru olmayan bir yazılı metnin, çok farklı kişilerce bana gönderildi. Gelen e-mailler de; ne yaratıcı düşünce teknikleri, ne de kendilerinden birer orijinal parça eklenmesi söz konusu değildi. Ama ben her şeye rağmen bunu da, güvenlik ve polis alanda çalışma yapan ihtisas sahipleri bağlamında, sizinle paylaşayım istedim.

Sizin okumanıza arz edeceğim aşağıdaki bu yazılı metin, tam da bu şekliyle ve üzerinde noktasından virgülüne kadar aynı olan anlatım içinde bana 15 farklı polis arkadaştan geldi. Davalarında ya da savundukları haklarında % 100 doğru olsalar bile, hiçbir el emeği ve göz nuru olmayan bir yazılı metnin, çok farklı kişilerce bana gönderildi. Gelen e-mailler de; ne yaratıcı düşünce teknikleri, ne de kendilerinden birer orijinal parça eklenmesi söz konusu değildi. Ama ben her şeye rağmen bunu da, güvenlik ve polis alanda çalışma yapan ihtisas sahipleri bağlamında, sizinle paylaşayım istedim. Şöyle ki;

‘…Emniyet Genel Müdürlüğü Emniyet Hizmetleri sınıfında ilk kademe ve orta kademe amir ihtiyacının fazla olması sebebiyle Teşkilatımızın İlk Kademe Amir ihtiyacının giderilmesi için 16.6.2010 tarih ve 5997 sayılı Kanun değişikliği ile 10 Meslek derecesinde Kıdemli Baş-polis Memuru ile 11. Meslek derecesinde Baş-polis Memuru Rütbeleri hiyerarşik yapı içerisine eklenerek iki yeni rütbe oluşturulmuş, Polis Memuru rütbesi, hiyerarşik yapıda 12. meslek derecesi olarak değiştirilmiştir.

3201 sayılı Emniyet Teşkilatı Kanunu 13. Maddesi içerisinde Baş-polis Memuru rütbesinin 11. Meslek Derecesi ile görev tanımları; Ekip Amiri, Tim Amiri, Devriye Amiri, Grup Amiri, Grup Amir Yardımcısı, Ekip Amir Yardımcısı, Büro Amir Yardımcısı, Büro Memuru, Ekip Memuru Şekliyle Kanunen tanımlanmıştır.

3201 sayılı Kanunu Ek.28 maddesinin 4, paragrafında;“Kıdemli baş-polis memuru, baş-polis memuru ve polis memurunun; baş-polis memuru ise polis memurunun hiyerarşik üstüdür” hükmü bunmaktadır.

Baş-polis Memuru rütbesinin sınavı duyurusu 02.10.2010 tarihinde tüm teşkilata yapılmıştır. “Baş-polis Memurluğu Sınavı Müracaat İşlemleri” konulu birimlere gönderilen 02.10.2010 tarih ve B.05.1. EGM.0.72.34242-(32000)-3572 – 6468 – 205219 sayılı resmi sınav duyurusu yazılarını incelediğimize;

• Birinci paragrafında; Teşkilatımızın ara kademe rütbeli personel ihtiyacını karşılamak üzere, 3201 Sayılı Emniyet Teşkilatı Kanunu ve “Emniyet Hizmetleri Sınıfı Baş-polis Memuru ve Kıdemli Baş-polis Memuru Rütbelerine Yükselme Esaslarına Dair Yönetmelik” hükümleri çerçevesinde, branş farklılığı gözetilmeksizin merkez teşkilatı için taşra teşkilatı için (8.815) olmak üzere toplam (9.750) Baş-polis Memuru kadrosu için sınav açılması Bakanlık Makamının 12/1 l/0l 0 tarihli Olurları ile uygun görülmüştür.

• Son paragrafında; Teşkilatımızın Ara Kademe Amir ihtiyacını karşılamak, liyakat sahibi polis memurlarını yönetim kademesine kazandırmak ve kariyer imkânı sağlamak amacıyla uzun ve yoğun süren çalışmalar sonucunda yürürlüğe konulan Başpolis Memurluğu rütbesine atanacakların başvuru değerlendirme ve yazılı sınav uygulamaları ilk kez ve farklı bir yöntemle yapılacağından birimlerin en üst amirinden başlamak üzere gerekli hassasiyetin gösterilmesi ve her hangi bir aksaklığa meydan verilmemesi hususunda; Bilgi ve gereğini rica ederim denilmektedir.

Liyakatli, Kariyer yapmak isteyen Yönetim kademelerinde görev almaya istekli sınav yönetmeliği gereği şartları tutan Polis Memurları; MEB ve EGM koordinesinde yapılan yazılı sınava katılabilmek için sınav ücretlerini yatırmış, yazılı sınava katılmış ve başarılı olanlar / sayılanlar, yine idarenin uygun gördüğü süre ve şekilde EGM tarafından düzenlenen (Yöneticilik Eğitimi içerikli) asenkron kursunu tamamlayarak (12. Meslek Derecesinde) Polis Memuru rütbesinden (11. Meslek Derecesine) Başpolis memuru rütbesine terfi ettirilmiş, atamaları yapılmış, İdarenin uygun gördüğü şekilde görevlerine başlamışlardır.

Diğer bir bakış açısı ile Yönetmelikte belirtilen kriterlere göre şartları tutan, sınava girebilmek için sınav ücretini yatıran, liyakatli, kariyer yapmak isteyen, Polis Memurları bu sınava İlk Kademe amir görevlerini yürütebilmek, Yönetim kadrosunda görev alabilmek adına girmişlerdir.

Anayasamızın 10. Maddesi; “Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.”

657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 45 inci maddesinde; “Hiçbir memur sınıfının dışında ve sınıfının içindeki derecesinin altında bir derecenin görevinde çalıştırılamaz” hükmü bulunmaktadır.

Teşkilatımız içerisinde görev alan Emniyet Hizmetleri sınıfı personelin görevlendirilmeleri Emniyet Hizmetleri Sınıfı Personeli Rütbe Terfileri ve Değerlendirme Kurullarının Çalışmalarına İlişkin Yönetmelik hükümlerine göre yapılmaktadır.

İlgili Yönetmeliğin; Birinci Bölüm – Madde 1 – Bu Yönetmeliğin amacı; Emniyet Hizmetleri Sınıfı personeli rütbeleri, meslek dereceleri, görev unvanları ve görev unvanlarına göre atanma, amir grupları, bekleme süreleri, kıdem sıralaması, rütbe terfileri ve sınavları, meslek içi yöneticilik eğitim kursları, değerlendirme kurullarının çalışmaları ile polis amirliği için açılacak komiser yardımcılığı sınavı ve kursuna ilişkin esas ve usulleri düzenlemektir.

İkinci Bölüm; RÜTBE VE MESLEK DERECESİ Madde 6 – Emniyet Hizmetlerinin yürütülmesinde; ast üst ilişkilerinde, yetki, görev ve sorumlulukların belirlenmesinde hiyerarşi uygulamalarında 5 inci maddede belirtilen rütbe ve meslek dereceleri esas alınır.

Rütbe ve meslek dereceleri aynı olan personelden kıdemli olanlar, kıdemsiz olanların emrinde görevlendirilemez ve çalıştırılamaz.

GÖREV UNVANLARINA ATAMALAR Madde 7

• 5 inci maddede belirtilen görev unvanlarına atamalar, karşılığında gösterilen meslek derecesi ve rütbelere göre yapılır.

• Birinci meslek derecesinde olup, kendi isteğiyle ikinci meslek derecesinde görevlendirilmek isteyen personel hariç diğer personel, rütbe ve meslek derecesi karşılığı olan görev unvanından daha alt görev unvanlarına atanamaz ve çalıştırılamaz.

• Personel, rütbe ve meslek derecesi karşılığı olan görev unvanlarından sadece biriyle görevlendirilir.

• Boş olan veya boşalan kadrolara, rütbelerine uygun atama yapılır.

• Atamalarda, görevlilerin ihtisasları dikkate alınır.

Hükmü bulunmaktadır.

Halen yürürlükte olan Polisin Merasim Ve Topluluklardaki Rolüne Ve Polis Karakolları Teşkilatlanmasına Dair Talimatnamesi’nin Fasıl:2 – Madde 13

Madunun mafevklerine isimleri ile hitap etmeleri caiz değildir. İcap ettikçe emniyet müdürlerine müdürüm, amirlere amirim, komiserlerine komiserim tabirlerini kullanmalıdır.Hükmü hâkimdir.

Tüm Emniyet Hizmetleri sınıfında görevli personelde olduğu gibi Baş-polis Memuru rütbesinde bulunan personelin de Anayasamız, Kanun, Yönetmelik, vd… mevzuat gereğince hizmetin ifasında görevlendirilmesi hususlarında, görev unvanlarına uygun ve hiyerarşik yapıya göre, ast- üst hukuku çerçevesinde, boş olan ve boşalan yerlere uygun atama şekliyle görevlendirilmesi aşikârdır

Hukuk Devletinde İdarenin takdir yetkisi elbette olmasına karşın, kamu yararı ve hizmet gereğini gözeterek objektif olarak kullanması bu yetki kullanırken Anayasa, Kanun, Tüzük, Yönetmelik hükümlerine uyması gerektiği bir gerçektir. Eğer kanunda bir boşluk var ise takdir yetkisi idari makamlarca diğer bir bağlamda ise Amirlerce kullanılabilir, buna göre görevlendirme de yapılabilir fakat bu görevlendirme teşkilatımız için Kanunlara ve Hiyerarşik yapıya ast üst hukukuna uygun olmalıdır.

Baş-polis Memuru rütbesi isminin içeriğinde bulunan “MEMURU” kelimesi ile Görev Unvanlarında bulunan “BÜRO MEMURU-EKİP MEMURU” tanımlarıyla Polis Memuru rütbesiyle eş değer görülmesi; Teşkilatımız Hiyerarşik yapısına yani ast üst hukukuna ve meslek derecelerine uygun değildir. Zira Emniyet Teşkilatının (Polislik Mesleğinin) temeli Disiplin Liyakat ve Hiyerarşidir.

Teşkilatımız içerisinde rütbeli personele rütbe isimleri ile hitap edilmesi halen yürürlükte bulunan Polisin Merasim Ve Topluluklardaki Rolüne Ve Polis Karakolları Teşkilatlanmasına Dair Talimatnamesi’nin 13. maddesi ile hükmedilmişken, Polis Memuru rütbesinde bulunan personel tarafından; uygulamada Başçavuş, Çavuş, onbaşı, birader, kardeş, Hacı, vb… lakaplarla veya Baş-polis memuru rütbesinde bulunan personele isimleriyle (Ahmet, Mehmet Ayşe gibi) hitap etmesi/ edilmesi, hatta vatandaşa doğrudan hizmet veren birimlerde mesleki disiplin ve etiğe uygun olmayan bu şekilde hitapla vatandaşın yanında teşkilatımız alt kademesinin ne kadar zorda kaldığı ortadadır.

Polis memuru rütbesi çoğunlukta olmak üzere Baş-polis Memuru rütbesinin üstü rütbede olan Amirlerimiz tarafından desteklenmemiz gerekirken, Baş-polis Memurlarının Polis Memuru rütbesi olarak görülmesi, değerlendirilmesi ve görevlendirilmesi gibi sorunlar zaman, zaman yaşanmakta, Baş-polis memuru rütbesindeki personelin görev motivasyonu, psikolojik yapısı, bu gibi hususlardan dolayı etkilenmektedir. Diğer bir anlamda alt kademede ast üst kavramı ve disiplinin bozulması yaşanmaktadır.

• EGM.’nün 29.03.2011 tarih ve B.05.1. EGM.0.71.215-(31092)-13740 Genelge No:31 sayılı Baş-polis Memurlu Rütbesine Terfi İşlemleri konulu yazılarının son iki paragrafında; İlgililerin polis memurluğundan polis amirliğine geçiş sürecinin herhangi bir olumsuzluğa meydan vermeyecek şekilde ve en kısa zamanda sonuçlanması için sıralı amirlerince desteklenmek suretiyle yönetilmesi,

Vatandaşa doğrudan hizmet veren birimlerde polis amirleri tarafından yürütülmesi gereken görevlere amir sınıfı personelin görevlendirilmesine özen gösterilmesi hususunda;

Bilgi ve Gereğini rica ederim.

Şekliyle Genel bir emir yazısını Merkez ve Taşra Birimlerimize göndermişse de halen durum ortadadır.

3201 Sayılı Emniyet Teşkilatı Kanunu Ek.28 maddesinin 5. fıkrasında: Baş-polis memuru ve Kıdemli Baş-polis memurları hakkında, bu Kanun ve diğer kanunlarda belirtilmeyen hususlarda polis memurları hakkındaki hükümler uygulanır. Hükmü bulunakta ise de;

İlgili kanun maddesinde de açıkça yazdığı üzere Kanun ve diğer Kanunlarda belirtilmeyen hususlar hükmü bulunmaktadır.

Yani Baş-polislerin Kanuni olarak görev unvan tanımları, yine aynı kanunun 13. maddesinde tek, tek belirtilmiştir. Görev tanımında belirsiz olan belirtilmeyen bir husus yoktur.

Diğer Kanun olarak (görevlendirme hususunda) baktığımızda ise; 657 sayılı Devlet Memurları Kanunun 45. maddesinde “Hiçbir memur sınıfının dışında ve sınıfının içindeki derecesinin altında bir derecenin görevinde çalıştırılamaz” hükmü açıktır.

Anayasamız 137. maddesi Kanunsuz emir durumunda ast durumunda olan memurun ne şekilde davranacağını açıklamıştır. Konusu suç teşkil etmeyen Kanunsuz emir Baş-polis Memuru rütbesinde bulunan personelin boş olan ve boşalan yerlerde rütbelerine uygun görevlendirilme yapılmayarak görevlendirilme hususlarında da elbette görev listelerinde ve ek görev listelerinde yazılı olduğundan dolayı uygulanmaktadır. Ancak burada Kanunsuz emir veren Amir sorumluluk altındadır.

Tüm bu mevzuattan sonra yaşanmakta olan sıkıntılı hususlardan dolayı, uygulamayı isteme hakkını kullanarak, görevlendirme hususları ve hitap şekliyle ilgili olarak sorulacak olan soru;

Yürürlükte bulunan Anayasamız ve tüm mevzuata göre uygun mudur?

Ülke genelinde hizmet veren Emniyet Teşkilatında yaşanmakta olan bu sıkıntıların bir kısmı da burada belirtilmektedir…

Bizi izlemeye devam edin efendim!..

Twitter: @onderaytac

E-mail: tarafim

MİT-PKK ARASINDAKİ SKANDAL 5 PROTOKOL


BDP Diyarbakır İl Başkanlığı’ndaki aramada MİT heyeti ile Öcalan arasında yapılan 5 protokol ele geçirildi.

Protokolde, seçim barajının düşürülmesi, değişmez maddelerin kaldırılması, Kürtçe eğitim, af ve Öcalan’a ev hapsi gibi hususlar yer alıyor.

KCK soruşturması kapsamında 13 Ocak 2012 tarihinde BDP Diyarbarır İl Başkanlığı’nda yapılan aramalarda MİT heyeti ile Öcalan arasında yapılan 5 ayrı protokolün ele geçirildiği ortaya çıktı.

MİT eski Müsteşarı Emre Taner ve yardımcısı Afet Güneş tarafından Oslo’da PKK yöneticileriyle başlatılan görüşme süreci, Taner’in emekli olmasından sonra Güneş tarafından yürütülmüştü. Bizzat terör örgütü elebaşısı Abdullah Öcalan tarafından kaleme alındığı tespit edilen protokollerin, Norveç’in başkenti Oslo’da PKK’nın kırmızı bültenle aranan üst düzey yöneticilerine MİT heyeti tarafından verildiği ve varsa öneriler getirmelerinin istendiği belirlendi.

Operasyonda ele geçirilen protokollerin “Oslo X Mutabakat Son1.18.”, “Protokol Yasası 21”, “Oslo X Mutabakat Taslağı17”, “Protokol Yasası 20” ve “Demokratik Çözüm Protokolü” başlıklarından oluştuğu görüldü.

‘DEĞİŞMEZ MADDE OLMAZ’

“Oslo X Mutabakat Son1.18.” başlıklı protokolde MİT heyetinin Öcalan ile anayasayı tartıştıkları belirlendi. Bu protokolün ‘Nasıl Bir Anayasa’ başlığını taşıdığı öğrenildi. Metinde Kürt Sorununun çözümü için yeni anayasada nelerin yer alması gerektiğine ilişkin Öcalan’ın düşüncelerine yer verildi. Protokolde seçim barajının düşürülmesi, yeni anayasa yapılması, değişmez maddelerin olmaması, MGK’nın kaldırılması, Askeri vesayete son verilmesi, Genelkurmay’ın Milli Savunma Bakanlığı’na bağlanması, TMK, TCK, CMK’da değişikliklerin yapılması, yerel yönetimlerin özerkleştirilmesi gibi öneriler gündeme getirildi. Terörle Mücadele Kanunu, Türk Ceza Kanunu ve Ceza Muhakemeleri kanunlarında değişiklik yapılmasına ilişkin basında yapılan tartışmaların MİT Öcalan görüşmeleri ile kamuoyunun gündemine getirilmiş olabileceği belirtiliyor.

İLK AŞAMA EV HAPSİ

Öcalan ile MİT heyeti arasında yapılan “Porotokol Yasası 21” başlıklı protokolde ise skandal öneriler yer aldı. “Demokratik Çözüm Protokolü” ve “Güvenlik Protokolü” başlıklı iki bölümden oluşan bu metninde bizzat Öcalan tarafından yazıldığı tespit edildi. Protokole göre; yerel yönetimlerde demokratik özerkliğe geçilmesi, Kürtçe anadilde eğitim, Karşılıklı af uygulanması, Öcalan’ın ilk aşamada ev hapsine çıkarılması, koruculuğun lağvedilmesi öngörülüyor.

EYLEM TAKVİMİ

Metnin “Güvenlik Protokolü” başlıklı kısmında ise tam anlamıyla skandal önerilere yer veriliyor. Buna göre Anayasa çalışmaları sırasında PKK üslerine çekilecek, yeni anayasa çıktıktan sonra PKK yeniden Türkiye’ye dönecek ve eylemlere başlayacak. Bu skandal öneriler bu bölümde “Demokratik çözüm protokolünün imzalanmasıyla birlikte karşılıklı eylemsizliğin ilan edilmesi… Anayasa yapılması çalışması sürerken gerillanın üstlerine çekilmesi… Yeni anayasa yapıldığında gerillanın dönüşü ve öz savunmanın gündemleştirilmesi… Yapılan anayasanın uygulanmasıyla birlikte gerillanın dönüşü” şeklinde yer alıyor.

‘KCK SANIKLARI BIRAKILSIN’

“Oslo X Mutabakat Taslağı 17” başlıklı protokolde ise Öcalan ve terör örgütüne taraf statüsü kazandırılıyor. Metinde yer alan “Üç paragraflık giriş ve 9 maddeden oluşan iş bu mutabakat metni, taraflar arasında arabuluculuk yapan HD (Hakem Devlet) temsilcileri tarafından, taraflar adına imza altına alınmış ve aslı HD (Hakem Devlet) merkezinde arşive alınmıştır.” ifadesi protokollerin taraflarca imzalanarak Hakem devletin arşivlerine alındığına işaret ediyor. Ayrıca skandal protokolde mahkeme kararıyla tutuklanan KCK sanıklarının serbest bırakılması sözü veriliyor.

– Demokratik özerklik statüsünün sağlanması.

– Kürt kimliğinin yeni anayasada yer alması. Kürtçe’nin ikinci resmi dil olarak kabul edilmesi.

– Önderliğin (Öcalan) ilk aşamada ev hapsine alınması.

– Önderliğin özgürce, toplumsal ve siyasal yaşama katılması.

– Gerillanın silahsızlandırılması, mevcut yasalar çerçevesinde toplumun öz savunma gücü ya da yeni bir statüyle demokratik çözüm içinde varlığını koruyacak bir yapılanmaya kavuşması.

Protokoldeki ‘İş bu mutabakat metni, taraflar arasında arabuluculuk yapan HD (Hakem Devlet) temsilcileri tarafından, taraflar adına imza altına alınmış ve aslı HD merkezinde arşive alınmıştır’ ifadesi dikkat çekiyor

akşam/bugun

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: