Günlük arşivler: Ağustos 30, 2012

Dananın Kuyruğu Ne Zaman Kopar?


Dananın Kuyruğu Ne Zaman Kopar?

Bülent ESİNOĞLU

Amerikan dış politikasıyla, çocuğun topla oynadığı gibi, oynayan İsrail’in, Suriye konusundan, haberi yok sanmayın. En keskin göz ve tüm hassas kulakları ile takiptedir.

Suriye konusundaki sessizliği, kendisinin (İsrail) yapacağı işi, yaptıracak taşeron bulmuş olmasındandır.

Suriye’deki örtülü savaşı, İsrail yapmış olsaydı, herhalde İsrail bu kadar rahat olamazdı.

Neden olamazdı, örtülü savaş için Müslüman kardeşleri, El Kaideyi ve diğerlerini kendi bünyesinde konuşlandıramaz, yani bir Hatay Apaydın Karargâhı kuramazdı.

Suudi Arabistan ve Körfez ülkeleri de bu kadar rahat olamazdı.

Evet, Suriye’ye karşı yürüttüğümüz örtülü savaş işi, aslında İsrail’in işi de, bu belayı başımıza saran da, BOP Eş Başkanlığıdır.

İsrail’in, Suriye ile işi bitiyor mu?

Hayır.

Arkada İran var.

Peki, İran’da da, Suriye’deki sürece benzer bir süreç işletilebilir mi?

Amerika İran’da örtülü savaş yapmak için, çok kereler niyetlendiyse de, başarılı olamadı.

Örtülü savaşı yapabilseydi, zaten şimdiye dek, çoktan yapardı.

İran meselesinin sadece İsrail’e ait olmadığı, tüm emperyalizmi ilgilendiren bir durum olduğu, Amerika’nın 1979’dan beri sürdürdüğü siyasetten bellidir.

İran’ın, Batı finans sistemini ve Batının, NATO ve benzeri kuruluşları ülkesinde istememesi, emperyalizm için hayatı sorun teşkil etmektedir.

İsrail ve Amerika için İran meselesi halledilmeden, Ortadoğu meselesi halledilmiş olmayacaktır.

Önümüzdeki yılda, henüz Suriye meselesi İsrail için bir çözüm yoluna girmeden, İran meselesi ile karşı karşıya kalacağız.

İsrail’in işini görmede alışkanlık sahibi olmuş BOP E ş Başkanlığı, İran’a karşı müdahalede de, İsrail’in yanında yer alacaktır.

İran’a muhtemel Amerikan müdahalesini ve öncesini, şöyle bir gözünüzün önüne getirin.

Erdoğan ve Gül’ün nükleer silahlara karşıyız, İran’da nükleer silah istemiyoruz beyanatlarını…

Yalaka medyanın topyekûn çığlıklarını…

Suriye sürecinde olduğu gibi, İran ile de burun buruna geldiğimiz gün, acaba, İran ile savaşalım komutuna, topuk selamı verecek genelkurmay başkanımız olur mu?

Hatta topuk selamı vermeye hazır olanlar bile, böyle bir savaşa karşı olurlarsa, iktidarın hali nice olur?

Davutoğlu, ikide bir orta doğunun şekillendirmesinden söz ediyor. Bu şekillendirmede biz başroldeyiz deyip duruyor.

İran’ı da şekillendirebilir mi?

İran’daki yönetim için de, katildir gitsin diyebilir mi?

Dananın kuyruğunun İran sürecinde kopacağına emin olabilirsiniz.

Bunlar İsrail ve Amerika adına her maceraya girebilirler.

Çünkü varlık nedenleri Amerika’dır.

*Gerçi, milli bayramları artık kutlatmak istemiyorlar ama Zafer BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN.

30.8.2012, bulentesinoglu

Büyük Osmanlı’dan “Büyük U.S.A.manlı’ya /// CC : @odatv


Ortadoğu, her ne kadar coğrafi olarak yerkürenin Doğu’sunda tarif edilse de, dünyadaki bütün dengelerin yeniden kurulmasında her zaman merkez rol oynamıştır.

Dünya, içinde bulunduğumuz bu dönemde çok büyük bir değişimin ve yeniden yapılanma sürecinin içerisinde bu süreci tam olarak anlayabilmek için hem Batı’da hem Doğu’da neler oluyor mercek altına alalım.

ABD, 2007 sonundan itibaren bütün dünyayı- özellikle Avrupa’yı etkileyen büyük bir ekonomik krizin içerisine girdi; bu krizle birlikte hem ülke ekonomisini hem de dünyada oynadığı politik rolü yeniden yapılandırmaya başladı. Diğer bir deyişle bu kriz bir bakıma ABD için “her şeyi baştan yaratmak” için bir neden/fırsat oldu.

Krizden öne ABD ekonomisi genel yapısı itibariyle artık “sürdürülemez noktaya” gelmişti. Karşılıksız Dolar basmaya dayalı ithalat, sıfıra yakın tasarruf, aşırı dış borç, sanayi üretiminin her geçen gün Çin merkezli Asya ülkelerine karşı iç ve dış pazar kaybetmesi gibi sorunlar ABD ekonomisini küçültmekte, ülkenin Uluslararası arenadaki gücünü aşındırmaktaydı.

Bundan dolayı kriz ile birlikte ABD hem ekonomisini hem de siyasi gücünü yeniden yapılandırmak için büyük programlar ve reformlar devreye soktu.

Obama’nın 2010 yılında Kongre’de yaptığı bir konuşma ABD Ekonomik yapılanması için Milat olarak kabul edilebilir. Obama, bu konuşmasında ilk defa Çin’i ve Hindistan’ı açık bir şekilde geçilmesi geren ekonomik hedefler olarak ilan etmiş, bunun için İHRACATA DAYALI BİR EKONOMİK MODEL programına geçileceğini söyleyerek “ Gelecek 5 yılda ABD ihracatını 2 katına çıkartma” sözü vermişti. Buna paralel olarak, enerji tasarrufuna yönelineceğini, ihracatçı küçük ve orta boy firmalara büyük destekler sağlanacağını, “geçmiş kayıp 10 yıldaki gibi artık ithalata değil imalat sanayini güçlendirmeye önem verileceğinin altını çizmişti.

“ We have to seek new markets aggressively, just as our competitors are.” (1)

“Saldırgan bir şekilde, yeni pazarlar aramak zorundayız; tıpkı rakiplerimiz gibi…" diyen Obama’nın aldığı önlemler ABD içerisinde yeni yapılanmanın ise yaramaya başladığını gösteriyor. Bunun sonucunda 1990’ların sonundan beri ilk defa Amerikan endüstrisi istihdam yaratmaya başlamıştır ve otomobil endüstrisi bunun en güzel örneklerinden biridir. (2)

The American Interest dergisinin Mayıs-Haziran 2012 sayısında ABD’nin ihracat merkezli politikasına dair bir makale yer aldı. Tyler Cowen imzasıyla yayımlanan “ What Export -Oriented America Means “ isimli bu yazıda ilginç tespitler yer aldı. (3) Obama’nın 5 yılda ABD ihracatını 2 katına çıkarma sözünün başta hayal gibi gelse de hedefleri tutturmaya başladığına işaret eden Cowen, ABD’nin ihracatının yüzde 16 büyüme göstererek aylık 140 milyar $ seviyesinden 180 milyar $ seviyesine çıktığını ve bunun ekonomik büyümenin yarısı oranında olduğuna dikkat çekti.

Diğer önemli bir faktör ABD’de bulunan ve işletilmeye başlanan geniş petrol rezervleri ve petrol işletmeciliğinde kullanılan teknolojinin verim arttırması sonucu ABD’nin geçen yıllara göre Ortadoğu’dan ithal ettiği petrol yüzde 30 oranında azalma göstermesi. Bildiğimiz üzere ABD, ithalatının en önemli kalemini Ortadoğu’dan ithal edilen petrol ve Çin malları oluşturmakta.

ABD’nin sahip olduğu petrol rezervlerinin çok büyük olduğu söylenir. Çok ilginçtir, George Bush Başkanlık görevindeyken yaptığı bir konuşmasında ABD’nin 2020 yılına kadar petrol ithalatına gerek kalmayacağına, kendi enerji ihtiyacını tamamen kendisinin karşılayacağını söylemişti.

ABD son yıllarda sadece petrol ve gaz kaynaklarının keşfinde değil, aynı zamanda bu kaynakların yeni teknolojilerle üretilip, ürün farklılaşmasında da çok belirgin bir şekilde atılımlar gerçekleştirdi. (4)

Cowen, makalesinin ana teması olarak, birbirini besleyen birçok yeni faktörle birlikte iddia edilenin aksine ABD’nin dünya liderliğini Çin’e ya da bir başka güce bırakmayacağını, aksine yeni yapılanma ile liderliğini koruyacağını iddia ediyor.

ABD – Çin Ticaret Konseyi (US- China Business Council) raporuna göre ABD’nin Çin’e olan ihracatı 2010 yılında yüzde 32 artış gösterdi. Bunun en önemli sebebi ise Çin’deki ekonomik gelişmeye bağlı olarak zenginleşen Çin halkının artık Batı tipi mallar tüketecek konuma gelmesi. Bundan dolayı Cowen Çin ile ABD arasındaki ihracat- ithalat dengesinin hızla ABD lehine değiştiğine ve değişmeye devam edeceğine işaret ediyor.

Öte yandan son 20 yılda ABD, sadece “paradan para kazanan" ve karşılıksız para basımıyla sadece ithalatta bulunan bir ekonomi olmasına rağmen bu haliyle bile ekonomik güç olarak en yakın takipçisi Çin ve Japonya’nın toplamının neredeyse 3 katı bir ekonomik büyüklüğe sahip. (5)

Abd’de bu değişiklikler oluyorken bunun dünyadaki öteki merkezlere yansımaması mümkün mü?

ORTADOĞU:

Ortadoğu’da bilinen bütün ezberler bozuluyor. Osmanlı’yı parçalayıp Araplar’ı küçük devletlere bölen Büyük Batı’nın bu bölgeye çizdiği plan yeni gelişmeler ışığında hükmünü yitirmeye başladı. Neydi bu plan?

-Bölgenin, petrol gelirlerinden elde ettiği gelirler kesinlikle bölge kalkınması için kullanılmayacak.

– İsrail, Araplar’ın başına musallat edilerek Arap ülkeleri istikrarsızlaştırılacak, petrolden elde edilen paralar ekonomik zenginliğe değil, Batı silahlarının ithali için kullanılacak

-Arap ülkeleri şeyhler ya da diktatörler eliyle yönetilerek ülkelerin hem demokrasi, hem insan, hem de ekonomik potansiyelleri bu diktatörler eliyle bastırılacak.

ABD, yıllarca İsrail eliyle Arap Devletlerinin her türlü potansiyellerini ve gücülerini bastırdı, diktatörler ve Şeyhler eliyle de bu coğrafyada gerçek bir Demokrasinin oluşmasına asla izin vermedi. Ancak bu oyun değişmektedir. ABD’nin artık bu “ ESKİ POLİTİKAYA “ ihtiyacı yoktur. Bunun birkaç sebebi var.

Obama’nın deyimiyle, ABD’nin "şiddetle yeni pazarlara ihtiyacı bulunuyor". Bu ihtiyaç paralelinde Batı pazarlarının artık bir doyuma ulaştığı ortamda ABD ürünlerini tüketecek 300 milyonluk bir Ortadoğu potansiyelleri bastırılıp, yoksul bırakılmış bir coğrafyadan daha cazip. TV’lerde de gördüğünüz gibi hemen her Batılı’nın evinde 2-3 araba, 2 TV, 2 Buzdolabı bulunmaktadır. ABD şirketlerinin kendi iç pazarlarında doyuma ulaşan ürünlerini satmasının tek yolu var. El değmemiş pazarlar bulmak. Ortadoğu bu anlamda ABD’nin yeni Eldoradosu durumunda.

Diğer bir önemli nokta ise, şeyhlikler ve diktatörlüklerle yönetilen Arap devletlerinin telekomları, bankaları, üretim faaliyeti gösteren öteki şirketleri yabancı sermayenin iştahını kabartması. Yani hedef milli burjuvazi ya da iç rejimden beslenenler tarafından kontrol edilen bu varlıkların “ özelleştirme- yabancılaştırma” yolu ile Batılıların eline geçmesi. Yani tıpkı AKP eliyle ülkemizdeki ekonomik varlıkların limanlara, madenlere şimdi de topraklara kadar Batılılara satılması gibi büyük bir sözde Liberalleşme sürecinin başlatılması hedefleniyor.

Ayrıca, bu plan doğrultusunda doğal kaynak olarak zengin olan bölge kontrol altına alınarak Çin’in bölgeye erişimi engellenecek, petrol ve gaz gibi üretimde faktör girdisini belirleyen ürünlerin fiyatlarını belirlemede ABD çok etkin olacak. Buna örnek Libya’da rejim değiştikten sonra ve Sudan referandumla ikiye bölündükten sonra önceki yönetimlerin Çin’le yaptıkları anlaşmaların büyük oranda feshedilmesi.

Sonuç itibarı ile Ortadoğu’daki bütün rejimler değişecek. Kapalı devre rejimlerin sahip olduğu iktisadi varlıklar tamamen Batılı (özelde Amerikan) yabancı şirketlerin eline geçecek. Bu yeni oyunun kodlarını Abdullah Gül, 2003’te Dışişleri Bakanı iken yapılan bir röportajda çok açık ortaya koymuştu.

“ … Sana şunu açıkça söyleyeyim; Ortadoğu’daki bütün rejimler değişecek. Şeffaflık ve demokrasi egemen olacak. Bu bölgede ekonomik sistemler de değişecek ve piyasa ekonomisi kuralları egemen olacak. Ortadoğulu liderler halklarına demokrasi ve tam özgürlük vermedikçe, sistemlerinin yürümesi mümkün değil. Irak’ta yaşananlar bütün bölge liderlerine örnek olsun."

"Bu konudaki görüşlerimi, Suriye ve İran gezilerimde de ayrıca Arap Birliği toplantısında, hatta son gittiğim Pakistan’da Devlet Başkanı Müşerrefe dâhil herkese her platformda söyledim. Ortadoğu hak ve özgürlüklerin gelişeceği bir bölge olacak. Biz bu özgürlüklerin olmamasından nefret ediyoruz. Ortadoğu’nun bu duruma gelmesinden bölge liderleri sorumludur. Demokratik açılımlara öncü olmamışlardır. Bölge ancak şeffaf, modern ve serbest piyasa ekonomisinin uygulanması ile kurtulabilir." (6)

2003’te Abdullah Gül’ün daha ortalıkta ciddi bir şey yokken yaptığı bu “kehanet” gibi açıklamalar yeni planı tüm açıklığıyla ortaya koyuyor. Bu pencereden bakıldığında açıkça görüldüğü üzere AKP (sadece) bir siyasi parti değildir. Aynı zamanda Ortadoğu’nun bütününe yönelik dizayn edilmiş bir paket programdır.

Peki, nedir AKP eliyle bölgenin bütünü için dizayn edilen “Büyük Vizyon”?

– Kamuya ait iktisadi varlıklar, bankalar, limanlar, şirketler, fabrikalar, işletmeler hatta topraklar “ Liberalleşme “ adı altında yabancı sermayeye satılması.

– İslam Dininin Protestanik bir formatla “ piyasa değerlerini ve onun üzerine oturduğu Batı tipi Demokrasiyi içselleştirmesi. Geleneksel İslami hareketlerin genlerinden “ Anti- Amerikancılık, Anti- Batıcılık, Anti- Siyonizm “ gibi piyasa karşıtı faktörlerin arındırılması ve ülkemizdeki örneğinde olduğu Milli Görüş gibi ‘gömleklerin’ siyah beyaz fotoğraflarda birer hatıra haline getirilmesi.

– Milliyetçilik, ulusalcılık, İslamcılık gibi anlayışların ekonomik doktrinleri genelde ülke kaynaklarının yerel girişimciler tarafından harekete geçirilmesi ve yönetilmesi, yabancı sermayeye karşı mesafe, iktisadi hâkimiyeti etkilemeyecek karşılıklı ekonomik işbirlikleri gibi referanslardan oluşur. Bundan dolayı yönetimin kaynağı ve meşruiyeti ulusçuluk, milliyetçilik ya da dini kitaplardaki kutsal ayetler değil, dinin, ideoloji ve inançların sadece kişisel yaşamda bireysel şekilde yaşandığı; Müslüman ülkelerin ‘muhafazakârlık’ kisvesi altında birbirine iç pazarlar ve (yapay) ortak kültürler olarak entegre edildiği yapılar ortaya çıkarılması.

ABD, iç ve dış politika Doktrinlerinin çok açık bir şekilde değiştiği, Çin ve Asya merkezli büyümeyi engellemek ve dünya liderliğini korumak için “ İhracata ve Üretime Geçmeyi“ Milli Seferberlik politikalarına dönüştürdüğü bu yeni düzende artık iç kaynaklı ve yerel büyümeyi savunan, yabancı sermayeye mesafeli bu ideolojilere Ortadoğu’da yer yok. Bundan dolayı bağımsızlıkçı, ulusalcı hem de geleneksel İslamcı çizgiler son yıllarda sistematik bir şekilde “entelektüel” ortamlarda itibarsızlaştırılıyor.

ABD için içine girdiği yapısal sorunları asmak için Ortadoğu yeni bir ekonomik havza olması nedeniyle son derece hayatidir. Bu konu önemini Libya’da Kaddafi sonrası ABD- Libya Konsolosu Gene A. Cretz yaptığı konuşmada vurgulamıştı:

“Petrol Libya’ya ABD müdahalesi için en önemli sebep değildir. Libya’nın altyapısını ve ekonomisini inşa etmek için geniş oranda ABD şirketlerini Libya’ya getirirsek, kendi ülkemizdeki istihdam sorununu çözmede önemli kazanımlarımız olacaktır.”

“İslamcılar atık ılımlılığı, demokrasiyi ve çoğulculuğu savunmaktadır.” (7)

ABD’nin Libya Elçisinin bu sözleri Arap Baharı’nın bütün ana dinamiklerini ortaya koyması açısından son derece önemli. Libya’da “ özgürce” yapılan ilk seçimleri kazanan “ Ulusal Güçler İttifakı’nın lideri Mahmut Cebrail, ABD’de ekonomi üzerine master yapmış; Wikileaks belgelerinde (2009) “ ABD düşünce sistemine yakın birisi “ olarak tanımlanan bir şahıs. Cebrail, 2010 yılında Time Dergisi ile yaptığı bir röportajda Libya’nın Batı tarzı bir demokrasiye geçmesi gerektiğini savunarak, Libya ekonomisinin Neo-Liberal politikalara geçmesini ümit ettiğini söylemişti.

Yine Cebrail “Libya Tomorrow Project” adlı çalışmasında Libya ekonomisinin nasıl özelleştirileceğini, uluslararası şirketlerin Libya pazarına serbest ve sınırsızca girmesi için yapılacak reformları, vergi kesintilerini, işçi hakları kısıtlamalarını bir bir anlatmıştı. (8)

Arap Baharı ile birlikte Ortadoğu’nun girdiği yörünge,1980 darbesi sonrası Türkiye’de Özal’ın başlattığı “Muhafazakârlaştırma- Özelleştirme “ politikalarının AKP ile en tepe noktasına gelen “Muhafazakârlaştırma- Yabancılaştırma” rotasından ibaret.

Ortadoğu devletleri Türkiye’nin sadece ‘model’ değil aynı zamanda ‘merkez’ olacağı bir siyasi ve ekonomik sisteme entegre edilecek. İstanbul ise Başbakan Erdoğan ve kurmaylarının sıklıkla dile getirdiği bu genelde küresel, özelde bölge sermayesinin merkez üssü olacak ve Arap fonları yeni ekonomik yapıyla ortaya çıkan yabancı şirketlerin fonları burada mevzilenecek. İstanbul’un 3 büyük dinin başkenti gibi “kültürel ve dini” temalarla pazarlanmasının altında yatan en büyük sebep aslında budur.

Osmanlı hatırasının yeniden canlandırılması, ‘Ümmet Kardeşliği’ altında bölge halklarına “siz aslında kardeşsiniz” mesajı verilmesi bölgede oluşturulmaya çalışılan politik ve ekonomik entegrasyonların çimentosu. Artık savaş ve ayrışmanın istenmeyeceği bu coğrafyada herkesi birbirine yaklaştıracak tezler işleniyor. Bu Ortadoğu’nun entegre bir pazar olması için hayati önem taşıyor.

AKP’nin “CİHAN DEVLETI” olarak vurguladığı yapı aslında ekonomik kaynakları tamamen şu an krizde olan Batı sermayesinin yeni yaşam alanları olacak. Bölge siyaseti “ MUHAFAZAKÂRLIK” gibi İslam’la alakası olmayan, İslam değerlerini de deforme eden, Batı’da Hıristiyanlığı “Merkez Sağ (Hıristiyan) Demokrat Partiler’ düzeyine getirip Neo-Liberal politikaların yedek lastiği yapıdan başka bir şey değil.

George Soros, bir zamanlar bizim için “en büyük ihracat gücünüz ordunuzdur” demişti. Google’in CEO’su da "ABD’nin en büyük gücü ABD şirketleridir” diyerek ABD’nin gerçek güç kaynağına işaret ediyor.

Kısacası bizlere "BÜYÜK OSMANLI" yeniden kuruluyor diyerek heyecanla anlatılan yapı aslında bölgede planlarıyla hazırlıkları çok önceden yapılmış olan BÜYÜK U.S.A.MANLI‘nın kurulmasından ve bu projenin taşeronluğundan ibaret…

Ali Emre Seroğlu

Odatv.com

KAYNAKLAR:

http://www.nytimes.com/2010/01/28/us/politics/28obama.text.html?pagewanted=all

http://www.whitehouse.gov/sites/default/files/blueprint_for_an_america_built_to_last.pdf

http://www.the-american-interest.com/article.cfm?piece=1227

http://www.the-american-interest.com/article.cfm?piece=1266

http://oilprice.com/Energy/Energy-General/How-the-Natural-Gas-Boom-has-Boosted-the-USs-Oil-Production-Figures.html

http://www.the-american-interest.com/article.cfm?piece=1228

http://haber.gazetevatan.com/0/9721/1/Haber

http://www.nytimes.com/2011/09/23/world/africa/us-reopens-its-embassy-in-libya.html?_r=1

http://www.opednews.com/articles/Washington-s-Man-in-Tripol-by-Stephen-Lendman-120714-575.html

Burgers Over Baghdad: Iraq Welcomes Newfound Fast Food Craze


A customer stands outside the Burger Friends restaurant in Baghdad, Iraq.

Hold the lamb kebab, please. In the latest wave of trends to hit the Iraq capital of Baghdad, it’s (thankfully) anything but violence. Instead, imagine succulent burgers, pizzas, spicy chicken wings and maybe even a Philly cheesesteak or two. American-style restaurants are setting up shop in the country, bringing an influx of entrepreneurs and investors to the very streets recently occupied by soldiers and strife. And it’s all in an effort to put the war-torn image in the past.

(MORE: Well Done, Houston: The Top 10 U.S. Cities for Burgers)

“We’re fed up with traditional food,” government employee Osama al-Ani told the Associated Press as he munched on a pizza. “We want to try something different.” Iraqi citizens seem to be embracing what’s ordinary, even mundane, to many Westerners. But for them, it’s a novelty, and a sign that Iraq is valuing economic progess — and somewhat adventurous eating, too.

Among some of the newest additions include Chili House, which serves hot wings and Caesar salads, located in an upscale neighborhood of the city. Oh, and don’t forget the fried chicken nearby at Lee’s Famous Recipe Chicken. Sure, these restaurants aren’t run by the major American chains. But they’re close enough.

Azal ah-Hada, who manages a company that brings restaurants to the country, explained the appeal. “People tell us: ‘We feel like we’re out of Baghdad. And that makes us feel satisfied.’”

(MORE: Wendy’s Introduces Lobster and Caviar Burgers)

Read more: http://newsfeed.time.com/2012/08/29/burgers-over-baghdad-iraq-welcomes-newfound-fast-food-craze/#ixzz24zA7aPe6

FRANSIZ GİZLİ SERVİSİNDEN PKK’YA DARBE …


Pkklı Şerefsiz Hainler Yurt Dışındaki Müslümanlarada Baskı Yolu İle Para Alıyorlarmış ! Kürt Kardeşlerimiz Uyanın Size Yapılıyor Bu Baskılar !

Fransız Gizli Servisinden Pkk’ya Darbe, Fransa’nın Akdeniz Sahilindeki Marsilya Kentinde Kürt Kökenli Bir Türk Vatandaşını Öldürme Planları Yaptıkları Söylenen 5 Pkk Teröristi Fransız Gizli Servisleri Tarafından Gözaltına Alındı.

Fransız Le Point Dergisi Pkk Teröristlerine Yönelik Operasyonların 24-25 Ağustos Günleri Gerçekleştirildiğini Belirtti.

Le Monde Gazetesi İse, Adli Makamları Kaynak Göstererek, Operasyonların "Kürtler Arası Hesaplaşma" Ve "Pkk’nın Finansmanı" Olmak Üzere İki Ayrı Temelde Gerçekleştiğini Aktardı. Fransız Haber Ajansı Afp De, Öldürülmek İstenen Kürt Kökenlinin "Devrim Vergisini, Vermeyi Reddettiğini" Aktardı.

Ele Geçirilen Militanların Ve Hedefleri Olduğu Söylenen Türk Vatandaşının Kimlikleri Açıklanmadı. Buna Karşılık Ele Geçirilenlerden Dördü Hakkında"Cinayete Teşebbüs", "Silah Bulundurma" Ve "Terörizm" Suçlarından Soruşturma Başlatıldığı Belirtildi.

Marsilya’da Eylemlerini Arttırdı

Son Zamalarda Marsilya Ve Çevresinde Eylemlerini Artıran Pkk Sempatizanları, 9 Ağustos’ta Kentte Oynanan Marsilya-Eskişehirspor Maçı Sırasında Tribünlerde Abdullah Öcalan Posteri Açmış, 19 Ağustos’ta Da Marsilya’ya Dönmekte Olan Bir Yolcu Gemisinde Pankartlar Açarak Bildiriler Dağıtmıştı.

Pkk Sempatizanları Temmuz Ayının Başından Bu Yana Fransa ‘Nın Almanya Sınırındaki Strasbourg Kentinde Türkiye’nin De Üyesi Olduğu Avrupa Konseyi Binası Önünde Abdullah Öcalan’ın Serbest Bırakılması Talebiyle "Aralıksız Nöbet" Eylemi De Düzenliyorlar.

Pkk, Öcalan’ın Serbest Bırakılması Talebiyle Avrupa’daki Yandaşlarını 1 Eylül’de Avrupa Konseyi Binası Önünde Gösteriye Çağırdı.

Fransız Terörle Mücadele Birimlerinin Eski Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy Döneminde Pkk’ya Yakın Dernek Ve Kuruluşlara Karşı Başlattığı Operasyonlar Yeni Cumhurbaşkanı François Hollande Döneminde De Devam Ediyor.

Polis, Pkk Yandaşlarının Şiddet İçermeyen Eylemlerine Göz Yumarken, Şiddet İçeren Veya Kamu Düzenini Bozucu Eylemlere Derhal Müdahale Ediyor

Cihaner’den iddia: (SÖZDE) Balyoz’da davanın sonucu hazır /// CC : @ilhancihaner


CHP Denizli Milletvekili İlhan Cihaner, (SÖZDE) Balyoz davasına ilişkin, "İddianame daha kabul edilmeden esas hakkında mütalaa yazılmaya başlanmış. Yani dava açılmadan esas hakkında mütalaa hazır. Bundan şu sonucu da çıkarabiliriz, davanın sonucu da hazır" dedi.

Davanın önceki günkü duruşmasını izleyen CHP’li milletvekilleri, partinin İstanbul İl Merkezi‘nde Silivri’de görülen davaların iddianamelerinde hukuksuzlukların yer aldığı iddiasıyla basın toplantısı düzenledi.

Toplantıda konuşan Cihaner, (SÖZDE) ‘Balyoz davasındaki suçlamalara dayanak teşkil eden dijital belgelerden 11 ve 17 No’lu CD’lerin 2003’te tek bir oturumda oluşturulduğunun iddia edildiğini, ancak CD içeriklerinin Microsoft Office 2007 programıyla hazırlandığını belirterek, bu CD’lerin sahte olduğuna ilişkin inceleme yapılması taleplerinin de mahkeme tarafından ısrarla reddedildiğine dikkat çekti. Cihaner, söz konusu CD içeriklerinde daha sonraki yıllarda adı değiştirilen sokakların, 2003 yılında bu yeni adlarıyla anıldığını, o tarihte kurulmamış derneklerin isimlerinin bulunduğunu, bunun gibi pek çok tutarsız bilginin yer aldığını ileri sürdü.

Mahkeme heyetinin, sanıkların ve sanık avukatlarının taleplerini sürekli reddettiğini ve söz konusu iddialarla ilgili hiçbir inceleme başlatmadığını öne süren Cihaner, aksine bu hukuksuz işlemi yapan savcılardan ikisinin Yargıtay üyeliğine seçilerek ödüllendirildiğini savundu.

Cihaner, ”Polis bilgisayarında yüklendiği tespit edilmiş bir hard diskle ilgili de yine hiçbir işlem yapılmıyor. İddianamede suçlanan askerlerden biri TRT’de canlı sunum yaptığı saatte iddianamede yer alan belgeleri kaydetmiş görünüyor. Savunma, 27 belgenin sahteliğini ortaya koyan bilirkişi raporu almış durumda ama bu raporların tamamı göz ardı ediliyor. Ayrıca soruşturmaların tamamı bizzat cumhuriyet savcısınca yapılması gerekirken polise havale edilmiş.

İddianame daha kabul edilmeden esas hakkında mütalaa yazılmaya başlanmış. Yani dava açılmadan esas hakkında mütalaa hazır. Bundan şu sonucu da çıkarabiliriz, davanın sonucu da hazır” diye konuştu.

Silivri’de görülen diğer davalarda da durumun aynı olduğunu belirten Cihaner, pek çok sahte belge bulunduğunu, mahkeme heyetinin tarafsız ve hakem konumunda olması gerekirken, sanıklarla polemiğe girdiğini, sanıklara kindar bir yaklaşımla davrandığına dikkat çekti.

Toplantıya, CHP milletvekilleri Mahmut Tanal, Nur Serter, Oktay Ekşi, Birgül Ayman Güler, Kadir Gökmen Öğüt ve CHP İstanbul İl Başkanı Oğuz Kaan Salıcı da katıldı.

BALYOZ DAVASINA İSTATİSTİKİ BAKIŞ …


MAHKEME SANIĞA DEĞİL SAVCI’YA ÇALIŞMIŞ

(SÖZDE) Balyoz davasında tutuklu yargılanan Albay Mustafa Yuvanç, son savunmasını çok kısa kesti.

Davanın başından bu yana sanıkların ve avukatlarının "sanıkların suçsuz olduğunu ispatlayabilmek için" mahkemeye ilettiği taleplerle ilgili bir istatistik çıkaran Yuvanç, taleplerin kabul edilme oranının yüzde 0.7 olduğuna dikkat çekti.

Yuvanç, "Savunmanın talebi 943, heyetin kabulü 7, reddi 936. Kabul oranı yüzde 0.7. Aynı şekilde savcının 359 talebinin sadece 1 tanesi red. Bu istatistikler bile iddia makamı ve mahkeme heyetinin savunmaya karşı taraf olduğunun göstergesidir. O sebeple savunma yapamam" dedi.

Öte yandan duruşmalar, 31 Ağustos ile 4 ve 5 Eylül’e ertelendi.

BALYOZ DAVASI VE SAHTE BELGE ÇETESİ ///// OKU VE OKUT !!!!!!!! //// @avarbanu @mehmetkesimoglu


DOKÜMAN LİNK :

http://balyozdavasivegercekler.com/category/sahte-belge-cetesinin-hatalarina-ornekler/

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: