Günlük arşivler: Eylül 3, 2012

JAPONYA’DA BIR PARK…


__,_._,___

Natureza


Lugares


__._,_.___

__,_._,___

Crianças


ABD’nin Erdoğan’a Saddam oyunu


Sayın Erdoğan; kendi ülkesi kan revan içinde olduğu halde; Suriye’yi kurtarmaya kalkıştı. Hem de başka bir ülkenin içişlerine karışmak; uluslararası suç iken…

Bizim Başbakan, Suriyeli masum halk dediği teröristleri teşvik ederek onların hükümete karşı ayaklanmalarında etkili oldu. Onlar ki daha 2010 yılında; Suriye kırsalında yakaladıkları rakiplerinin kellerini ‘Allahu akbaaa!’ diyerek kör bıçaklarla kesen tiplerdi. El Kaideci teröristlerle, katiller, ırz düşmanları, serseriler el ele verdiler. Bunlara Arap ülkelerinden getirilme paralı askerler de eklendi. Ayaklananları, ‘Türkiye arkanızda!’ diye Türkiye’ye gelmeleri için teşvik ettiler. Türkiye’ye gelenleri gösterip Esad yönetimini kötüleyeceklerdi böylece.

Bizim hükümet nerede ise Suriye’ye ordu sokacaktı. 1957-58’de de Amerikancı başbakanımız Adnan Menderes de sınıra asker yığmış; Şam yönetimini tehdit etmişti. İlginçtir ki o sıralarda ABD; Adnan Menderes’i fazla gayretkeş görerek uyarmak zorunda kalmıştı.

AYNISI OLDU

Geçen hafta Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi toplandı. Konu Suriye idi. Gelin görün ki 15 ülkeden 10’u toplantıya dışişleri bakanlarını bile yollamamıştı. Bizim bakan Davutoğlu esti gürledi; diğerleri ona alaylı alaylı baktılar. Türkiye’nin üstüne vazife olmayan bir işe kalkıştığını bu tutumları ile ortaya koydular.

Ve asıl darbe de Amerika’dan geldi.

İşin başında Başbakan Erdoğan’ı ‘Hadi aslanım, vur Esad’ın başına!’ diye kışkırtan Amerikan tarafı; şimdi kendisini geri çekmiş gözüküyor. ABD Genelkurmay Başkanı Dempsey, Türkiye’nin istediği Suriye’ye müdahale için, ‘Bunlar hayal!’ dedi.

ABD Dışişleri Bakanı Clinton hanım ile neşe içinde ‘Çak!’ yapan Davutoğlu da şu sıralar sağ avucuna bakıyor olmalıdır. ‘Yahu benimle çak yapan yoksa başka birisi miydi?’ diyerek.

KUVEYT İŞİ GİBİ

Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin 1990 yılında Kuveyt’i işgal etmişti. ABD ise 1. Körfez Savaşı denilen saldırı ile Kuveyt’i kurtarmak için Irak’ı vurmuş; ülkenin kuzeyinde de uçuşa yasak bölge oluşturmuştu. İşte o bölge bugün Kürdistan isimli bir devlete dönüştürüldü; Irak da parçalandı.

Saddam Hüseyin; Kuveyt’e saldırmadan önce bunu ABD’nin Irak büyükelçisine sordurmuş; oradan da ‘Kuveyt’le ilişkileriniz bizi ilgilendirmez.’ cevabı almış; coşmuştu.

Görülen odur ki bizim Başbakan’ı da Suriye konusunda kışkırttı Amerika… Türkiye’nin bu komşu ülkeye yaptığı dolaylı saldırı yüzünden Suriye iç savaşa sürüklendi. Bu çatışmaların sonucunda Beşşar Esad gidecek gibi görünüyor. Suriye de parçalanacak. Kuzey Suriye’de de Kürdistan oluşturulacak. Sonra burası, Irak Kürdistanı ile birleştirilecek. Irak petrolleri de Suriye üzerinden Akdeniz’e indirilip Türkiye devredışı bırakılacak.

ABD amacına ulaştı. Türkiye’yi kullanarak Suriye’yi karıştırdı. Kürtleri Kuzey Suriye’de baskı altına almış olan Beşşar Esad bu yüzden istenmedi.

Kürdistan’ı kurma projesini de ‘Alevi olan Esad, Sünnileri katlediyor!’ diye gerekçelendirdiler. Bizim halkı bu mezhepçilik yalanı ile kandırdılar.

İSRAİL RAHATLADI

Amerikan ve NATO belgelerine geçen Büyük Ortadoğu Projesi’nin amacı; bölgedeki kurulu düzeni bozmak; burada bir Kürdistan kurmak ve İsrail üzerindeki Arap baskısını azaltmak idi. Suriye baskısından kurtarılan İsrail şimdi yeni hamleler yapacak. Hedef daha büyük İsrail olacak. Göreceksiniz ki Kudüs’ün kalan kısmı da tartışmalı topraklar da İsrail’e eklenecek.

Gözünüz aydın ey İsrailci dindar nesil!
Suriye’nin kuzeyi de PKK’lılara bırakıldıktan sonra Güneydoğu Anadolu’nun buraya eklenmesine gelecek sıra.

Ruhat Mengi : Çuvalcı Petraeus Türkiye’yi sevdi!! /// CC : @RuhatMengi @RuhatMengiVatan @ruhat_mengi_


ABD’nin istihbarat kuruluşu CIA’in Başkanı Org. Petraeus (namı diğer "çuvalcı Petro" ) 6 ay aradan sonra yeniden Türkiye’ye geliyormuş. . Önce askerimizin kafasına çuval geçirmişti, sonradan bizi pek sevdi canımın içi!!

Bu CIA’in ne yaptığı, hangi ülkede ABD’nin keyfine ve çıkarlarına göre ne dolaplar çevirdiği belli değildir, sağ gösterip sol vurması, tongaya düşürmesi, provokasyon düzenlemesi ise bellidir, bilmeyen yoktur.. Kısa süre içinde bu beklenmedik ikinci ziyaretin nedeni "Suriye’de son gelişmeler ve terörle mücadele" imiş..

MART’TA NİYE GELMİŞTİ O?

6 ay önce Mart başında geldiğinde de Hükümet’le "terörle mücadelede işbirliği" konuşmuş, o günden bu yana nasıl işbirliği yaptıysa-yaptılarsa (ki yapmadıkları ortadadır) terör bugüne kadar olmadığı kadar azdı, kaç gencecik askerimizi, sivilleri, çocuk ve bebekleri kaybettik. Suriye deseniz o günden bu yana tam bir iç savaşa sürüklendi, hayatını kaybeden halk kitlelerini saymak mümkün değil. İyi de gelmesi, gitmesi felaket getiren bu "samimiyetsiz ülkenin samimiyetsiz ajanı" neden bu kadar itibar görüyor nasıl açıklayacağız?

CİRİT ATAN AJANLAR

Konuyu iyi bilenler "Türkiye’ye dağılmış ve ne yaptığı belli olmayan ABD ajanlarının ülkede elini kolunu sallayarak dolaştığını" son yıllarda tekrarlar dururlar, TV’de de kaç kez gündeme gelmiştir. Ve şimdi Hatay eski Milletvekili ve eski TBMM Başkanı Murat Sökmenoğlu "Hatay’da başta ABD’liler olmak üzere yabancı ajanların gazeteci veya yardım gönüllüsü kılığında cirit attığını, hatta ABD’li ajanların her gece aynı restoranda kafa çektiğini, Hataylıların bu durumdan rahatsız olduğunu" anlatıyor ve "Bu ABD’liler kimdir ve Hatay’da ne yapıyorlar" diye soruyor.

MEZHEP ÇATIŞMASI İÇİN..

"Hatay’da 80 bin Suriyeli olduğunun söylendiğini, bu rakamın doğru olmadığını ve sayının 100 bini geçtiğini, devletin rakamının sayıyı az gösterdiğini, kaçak geçişlerin olduğunu ve kayıt yaptırmayan binlerce kişi bulunduğunu" bildirdikten sonra bu mültecilerin "Mezhep ayrışmasını kaşımak için çalıştıklarını ve Alevi-Sünni çatışması çıkarmayı hedeflediklerini" bildiriyor. "Askere ‘karışma’ emri verilmiş, gelen geçiyor. Suriye sınırı delik deşik.. Çeçenistan ve Libya’dan Hatay’a gelip savaş için Suriye’ye geçenler bile var.. Atı alan Üsküdar’ı geçti maalesef, Türkiye dış politikası iflas etmiştir" diyor.

(VATAN’dan Mert İnan’ın haberi)

SURİYE’DEKİ SAVAŞTAN ÖNEMLİ!

Tüm Hataylılar (tabii ben de) takdir eder ki Murat Sökmenoğlu’nun Hatay’la ilgili her konuyu en iyi bilenlerden biri olduğu şüphe götürmez. Ayrıca eğer durumu ciddi görmese, aktif siyaseti bıraktıktan sonra Hatay Reyhanlı’ya yerleşen Sökmenoğlu bu konuda uyarı yapmaz; "Bizim şu anki asıl endişemiz ne Suriye’deki iç savaş, ne de Esad rejimi, Hatay’ın içinde bulunduğu durum" demezdi. "Asıl endişe bu" diyor çünkü biliyor ki bu güne kadar mezhep çatışmalarından ve Arap ülkelerindeki karışıklıklardan uzak kalmayı laik rejimi sayesinde başarmış olan Türkiye’de eğer "Suriye’deki kaostan yararlanarak benzer bir mezhep çatışması yaratmayı" başarırlarsa kısa sürede bunun daha büyük alanlara yayılması ve bizi Ortadoğu bataklığına tam çekmeleri hiç de zor olmaz.

SIFIR SORUNDAN ‘ÇOK SORUN’A..

O zaman;

– Hatay’ı mesken tutan ve istediği karışıklığı yaratmakta usta olan ajanlar 1’inci sorun..

– Delik deşik olmuş sınır ve yolgeçen hanına dönmüş Hatay’a canı isteyenlerin"mülteci veya turist gibi gelip savaşmaya giderek geri dönmeleri" 2’nci sorun..

– Yaptığımız politika hatasıyla kendi vatanımız ve vatandaşlarımız için tehlike ortaya çıkmışken hala; Suriye’de rejimle savaşan muhaliflere her türlü desteği ve kolaylığı sağlıyor oluşumuz 3’üncü sorun..

– ABD’nin, AB’nin ve BM’nin Suriye’deki durum karşısında "arazi olmaları" ve bir yandan da Türkiye’yi "Suriye iç savaşına müdahale ettiği için" dökülen kandan sorumlu tutmaları veya en azından "ileri gitti" demeleri de son sorun..

ABD bizi hep Suriye olayının içine itmeye çalıştı, biz de kolayca tufaya geldik ve şimdi bakın nelerle karşı karşıyayız…

Bir yanda Suriye ile bağlantılı olarak artan ve şekil değiştiren "PKK sorunu", diğer tarafta karmaşadan yararlananların bizi "mezhep çatışmasına" itme gayretleri ve 2’nci Dünya Savaşı’na girmemeyi bile başaran Türkiye’nin yakın gelecekte Ortadoğu’da çıkabilecek herhangi bir savaşa mutlaka dahil olacak gibi görünmesi..

Çuvalcı Petraeus bunların hepsini (ve tabii ki en iyi de "cirit atan ajanlarını") bildiğine göre acaba bizi ittikleri bu çıkmaz sokaktan nasıl çıkılacağını da söyler mi dersiniz? Ama lütfen geçen sefer geldiğinde vaat ettiği "terörle mücadelede işbirliği" gibi olmasın!!

Ruhat Mengi/Vatan

Mehmet Ali Güller : Esed yine Esad oldu /// CC : @MaliGuller


Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın isminin Beşşar Esed yapılması, AKP Hükümeti’nin Esad karşıtı tutumunun sembolik bir ifadesiydi; Esad kardeşti, Esed ise zalim!

Kimi AKP yandaşı kalemşorlar bu saçmalığın teorisini bile yaptılar. Öyle ki devletin kimi resmi kurumlarını da bu saçmalığa alet ettiler. Esad’ın Esed yapılma sürecinde, Türkçeyi anımsadılar!

Şöyle ki, AKP Hükümeti, Esed denilmesini zorunlu hale getirebilmek için şu yola bile başvurdu. Anadolu Ajansı AA, aboneleri olan çeşitli basın-yayın kuruluşlarının Esed demesi için konuyu bir bilene, Türk Dil Kurumu’na götürdü.

KEMAL’İ DE KEMEL YAPAR BUNLAR

TDK uzmanları(!) basın yayın organlarında “Esat, Esad, Eset, Esed” gibi farklı biçimlerde yazılan ve adının yazımı üzerinde mutabakata varılamayan Suriye Devlet Başkanı’nın adının “Beşşar Esed” olarak kullanılması gerektiğine karar verdi! Üstelik bunu kılıfına da uydurmuşlardı. Nasıl mı?

TDK uzmanları, “Arap ve Fars kökenli bazı kişi adları, hem Türkler hem de Araplar ve Farslar tarafından kullanılmaktadır. Bu tür adlar Türkler tarafından kullanıldığı zaman Türkçe söylenişlerine göre yazılırlar” diye görüş belirtti!

Yani Esad, Türkçe ses uyumuna uysun diye Esed olmalıydı! Bu mantıkla yakında Cemal’e Cemel, Mustafa Kemal’e de Mustafa Kemel demeye başlarlar!

ERDOĞAN ESED DEĞİL, ESAD DEDİ

Sonuç itibariyle o günden beri AKP ve yandaşları Esad’a Esed demektedirler ve Esad şeklinde yazmayı ve telaffuz etmeyi sürdürenleri “zalim” destekçisi saymaktadırlar.

Bu saçmalıkları neden mi yazıyorum? Şundan…

Başbakan Erdoğan önceki gün Kanaltürk televizyonunda kendi seçtiği beş genel yayın yönetmeninin sorularını yanıtladı. 1.5 saatlik programın son bölümünde Suriye konuşuldu.

Erdoğan ise hiç Esed demedi ve Beşar Esad’dan Beşar Esad olarak bahsetti. Yani aslında Başbakan Erdoğan doğrusunu yaptı!

Hatta “Erdoğan Esad dediğine göre yarından tezi yok tüm Esed’çiler Esad demeye başlarlar” diye de düşündüm. Dün gazetelerin internet sayfalarını bu gözle inceledim.

YENİ ŞAFAK VE ZAMAN, ERDOĞAN’I DÜZELTTİ!

Örneğin Sabah ve Star gazeteleri, Başbakan’ın cümlelerini sayfasına aynen geçirmiş; Esad, Esad olarak kalmış yani…

Ama Yeni Şafak, Başbakan Erdoğan’ın yanlışını düzeltmiş! Gazete Erdoğan’ın tüm Esad’larını kâğıda Esed diye geçirmiş!

Cemaatin yayın organı Zaman da Başbakan Erdoğan’ı düzeltenlerden! Zaman, Erdoğan sanki Esad yerine Esed demiş gibi yazmış ve okurlarına sunmuş!

Bugün gazetesinin durumu ise daha trajik… Zira programı bölüm bölüm hem görüntülü hem de yazılı vermişler internet sitelerinde. Yani her konuda önce görüntüyü izliyorsunuz, sonra da yazıyı okuyorsunuz. Sonuç? Görüntüde Esad, yazıda Esed!

Acaba Başbakan Erdoğan’ın sözleri, AKP’nin resmi internet sitesinde nasıl yer alıyor diye bakınca, partisinin de Erdoğan’ı düzelttiğini gördüm! Başbakan Erdoğan’ın Kanaltürk’teki konuşmasının tamamını veren Akparti.org.tr’de tüm Esad’lar, Esed’di!

ZABITA GİREBİLİR, MİLLETVEKİLİ GİREMEZ!

Erdoğan’ın 1,5 saatlik programını özetleyen bir cümlesiyle bitirelim yazımızı… Erdoğan, Hatay’daki Apaydın mülteci kampına girmek isteyen ama giremeyen CHP milletvekiline bakın nasıl sesleniyor?

“Sayın Kılıçdaroğlu eğer böyle bir şey arzu ediyorsa, bunun iznini talep eder. Ondan sonra biz de gerekli değerlendirmeleri yaparız. ‘Şu kamp uygundur’ deriz; oraya göndeririz. Öyle, ‘ben şuraya girmek istiyorum, buraya girmek istiyorum…’ yok öyle şey. Zabıta mısın sen, öyle her istediğin yere gireceksin. Böyle şey yok.

Demek Hurşit Güneş zabıta olmalıydı!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: