Mısır’daki Dönüşümün Siyasal Ekonomisi


Bu çalışma, Mısır’ın Mübarek sonrası dönüşüm örneğinden yararlanarak bir siyasal ekonomi analizinin geçiş siyaseti dinamiklerine nasıl daha fazla ışık tutabileceği konusunu özetlemenin yanı sıra bu dönüşüm süreci sonucunda nelerin ortaya çıkabileceğine dair tahminlerde de bulunmaktadır. Özellikle Haggard ve Kaufman’ın (1995), ekonomik etkenlerin siyasi açıdan ilgili grupları tespit edeceğimizi ve bu grupların hızlı siyasi değişim süreçlerinde halk desteğini arkalarına alma veya pekiştirmenin yollarını arama konusunda nasıl hareket edeceklerini açıklığa kavuşturacağımızı öne süren varsayımların analizini yapmaktadır. Burada, Mısır’ın Ocak 2011’den Haziran 2012’ye kadar geçen süreçteki dönüşüm analizi ilk varsayımla çelişmekte ve bunun yerine, Mısır siyasi sahnesinde birbirine cephe alan aktörler arasında ekonomik konulardaki benzerliklerin altını çizmektedir. Ancak ikinci varsayıma destek olarak, hâlâ devam eden ekonomik faktörler de siyasi aktörlerin hareketlerini şekillendirme konusunda oldukça etkilidir. Bu faktörler, yerel bir kitlenin çeşitli taleplerini ve borç veren yabancı kurumların gereksinimlerini karşılamak gibi geçiş ekonomilerinin yüz yüze geldiği ikilem sonucunda şekillenmektedir.

Anahtar Kelimeler: Mısır, Siyasal Ekonomi, Siyasi Dönüşüm, Demokratikleşme, Otoriterizm, Liberalleşme

Giriş

Siyasi geçişe yönelik yaklaşımlar hiç de şaşılmayacak bir şekilde geçiş dinamikleri anlamında dönüşümün ekonomik boyutundan ziyade siyasi boyutunun üzerinde durmuştur. Özellikle de kurumların üstlendikleri rol, “patika bağımlılığı” ve değişimin motoru olarak sivil toplumun rolü 1990’lı yıllardan beri kuramcıların ilgi odağı olmuştur. Bu ilgi 1980’ler ve 1990’larda ekonomik liberalleşmeyi uygularken dahi otoriter rejimlerin ısrarla devamlılığını sürdürebilmelerini anlama konusundaki modernleşme teorisinin başarısızlığa uğramasında olduğu kadar; Doğu Asya ve son zamanlarda da Latin Amerika ekonomilerinin büyük küresel ekonomik aktörler olabilmelerine ilişkin tahminde bulunmaya yönelik bağımlılık teorisinin başarısızlığa uğramasından da kaynaklanmıştır.

Aslında değişime yol açan ve dönüşümü etkileyen ekonomik faktörlerin rolü, bir şekilde etkileyici fakat az bilindik “görmezden gelinen bariz bir gerçek” haline gelmiştir. Bu makale, genel anlamda dönüşümlerin ve özellikle de dönüşümlerin siyasal ekonomisinin eşsiz siyasi dinamikler sunduğunu ve siyasi birlik sonrası dönem üzerinde yoğun etkileri olduğunu savunmaktadır. Özellikle Haggard ve Kaufman’dan yararlanılan bu makale, ‘ekonomik koşulların ve mevcut kurumların’, ‘önemli aktörlerin stratejik seçimlerini’ nasıl etkilediğini anlamak adına Ocak 2011’den Haziran 2012’ye kadar Mısır’daki siyasi dönüşüm dönemini inceleyecektir.(1) Bu bakımdan; ekonomik tercihler ve karar verme üzerine odaklanmak ‘ilgili grupları ve politika tercihlerini’ tanımlamaya yardımcı olmayıp da bu geçiş dönemlerinden güçlü bir meşruiyet elde edip halkın genel desteğini arkasına alarak kimin ortaya çıkacağına karar vermede çok önemli bir rol oynadığından dolayı siyasi dönüşümün siyasi ekonomisini anlamaya yönelik önceki yaklaşımlardan farklılaşmaktadır.(2) Buna ek olarak, bu faktörlerin yerel bir kitlenin çeşitli taleplerini ve borç veren yabancı kurumların gereksinimlerini karşılamak gibi geçiş ekonomilerinin yüz yüze geldiği ikilem sonucunda şekillendiği iddia edilmektedir.

Siyasi Dönüşüm Dinamiklerine Yönelik Modern Yaklaşımlar

Siyasi dönüşüm konusundaki güncel tartışmalar, O’Donnell ve Schmitter’ın 1970’lerin Latin Amerika’sı üzerine yazdığı eser ve Huntington’ın 1980’lerde Avrupa’yı etkisi altına alan demokratik “dalgalar” nosyonuyla şekillenmektedir.(3) Bu tartışmaların odak noktasını, yeni siyasi durumu şekillendirip düzenleyecek siyasi kurumların oynayacağı rol oluşturmaktaydı. Burada, genellikle demokratikleşmeyi teşvik etme arzusuyla örtüşen bir geçiş sürecine ilişkin koşulları izole etmek ve dönüşüm sürecine yardımcı olup geçiş sonrası ortamı güçlendirecek politika çerçeveleri geliştirmek için bir çaba gösterilmiştir.(4) Bu görüşler, demokratik dönüşümlerin nasıl ve neden meydana geldiğini anlamaya yönelik eserlerin yaygınlaşmasına ve bunu en azından görünürde demokrasiye destek olan hükümetler ve uluslararası kuruluşlar için politikalara çevirme gayretine yol açarak özellikle ABD’de ve Dünya Bankası gibi kuruluşlardaki demokratik geçişlere yönelik destek üzerinde etkili olmuştur.(5)

1990’lı yıllarda bu yaklaşıma yönelik eleştiriler, demokratik sonucun sözde kaçınılmazlığı ve bu yaklaşımın kurumsal odağı üzerine odaklanmıştır. Varsayılan demokratik sonuç bakımından uzmanlar birçok demokratik olmayan devletin eriştiği ‘işlevsiz adalet’e açıklama getirmede başarısız olduğundan Üçüncü Dalga yaklaşımını eleştirmişlerdir. Bu da demokrasilerin seçime dayalı otoriter rejimler, sözde demokrasiler ve siyasi açıdan kapalı rejimler beraberinde demokrasilerin ortaya çıktığı sözde ‘hibrit rejimler’in ortaya çıkması üzerine odaklanmıştır.(6) Benzer şekilde McFaul de Komünizm sonrası devletlerdeki dönüşümlerin demokratik rejimler yanında ‘yeni çeşit diktatörlükler’ ortaya çıkardığını iddia etmektedir.(7) McFaul’e göre ister demokratik ister otoriter olsun, geçiş zamanındaki egemen grupların çıkarlarını temsil ettikleri için belli bir dereceye kadar olmakla birlikte kurumlar önemini devam ettirmiştir. Bu tür liberal otokrasi veya seçime dayalı otoriter rejimler, geçiş yanlısı yaklaşımın esaslarına meydan okuyan özel bir tür siyasi sistem gibi görünmektedir.(8)

Diğerleri için ise meseleler, demokrasinin kalkınmasından ziyade daha çok istikrarla ilgili bir geçiş yanlısı yaklaşımın kurumsal odağı olarak ortaya çıkmıştır.(9) Daha öncesinde kurumsal kalkınma, yeni ortaya çıkan demokratik sistemlerin ayakta kalabilmesi için gerekli addediliyordu. Ancak geçiş dönemleri sırasında kurumsal bütünlüğe bağlılığın, gerçek bir demokratik kalkınmadan ziyade “otoriter rejimi geliştirme”yi mümkün kılan “ters kurumsallaşma”yı kolaylaştırdığı görülmüştür.(10) Bu özellikle de otoriter sistemlerin hâlâ hakim olduğu Ortadoğu için geçerliydi. Devlet yapısına yönelik odak noktasından bakıldığında, bu literatür başta seçimler olduğu kadar liberalleşme sürecinin bir parçası olarak değil ama ayakta kalabilmelerinin temel şartı olarak otoriter rejimler tarafından neo-liberal ekonomik reformlar konusuna ve siyasi kurumların idaresi üzerine de odaklanmıştır.(11) Bu ortamda siyasi katılım büyük ölçüde resmi siyasi kurumlardan ziyade gayrıresmi kurumlar yoluyla gerçekleşmiştir.(12) Bu gayrıresmi mekanizmalar; toplumsal ağlar, aile veya iş bağları, ya da patronaj ve müşteri ağlarını kapsar.(13)

Sonuç olarak, geçişlerin mantıklı ve öngörülebilir sonuçları olan doğrusal bir plandan ziyade sallantılı bir ‘deney’ olarak daha iyi görüldüğü konusunda gittikçe büyüyen analitik bir fikir birliği söz konusudur.(14) Bu nedenle yeniden yapılandırma ve reform süreçleri, dış müdahalelerin olduğu kadar yerel faktörlerin de etki ettiği bir dizi istenmeyen sonuca yol açan süreçlerdir. Ne var ki tartışma, geçiş dönemlerinin birkaç önemli özellikleri üzerinden devam etmektedir. Yani siyasi değişim aracı olarak şiddetin etkisi, dış desteğe güvenerek değişim için iç kaynaklı devinim gereksinimini dengeleme ve son olarak hızlı demokratikleşmeye yönelik baskıya karşı yeniden yapılanmanın en önemli ilk aşamalarında siyasi ve ekonomik istikrar gereksinimini idare etme ve bu istikrara zarar verebilecek süreçler.

Şiddet ve dönüşüm konusunda birçok çalışma, değişimin pasif aktivizm yoluyla gelmesi halinde otoriter yönetimde daha başarılı dönüşümlerin gerçekleşme ihtimalinin daha olası olduğunun altını çizmiştir.(15) Ancak bu, birçok durumda köklü otoriter rejimleri devirme ve güce başvurma gereksinimiyle hafifleyen bir etkendir. Bu da dış destekli yeniden yapılanmaya olan güvene karşı meşruiyeti taahhüt eden iç kaynaklı yeniden yapılandırma süreçleri ile ilişkili başarıları idare etme sorunlarıyla üst üste gelmektedir. Yani yerel kaynaklı süreçler daha meşru olmakla beraber genellikle tam da bu meşruiyete zarar vererek finansman ve diğer yardımlar için dış desteğe ihtiyaç duymaktadır.(16)

Dönüşüm Süreçlerinin Siyasi Ekonomisi

Bu ise en önemli ve mantığa aykırı bir biçimde belki de en az analiz edilen söz konusu meselelerin üçüncüsüdür. Dönüşümün siyasi ekonomisine dair mevcut anlayışlar, komünizmin düşüşünün ardından Orta ve Doğu Avrupa’nın edindiği deneyimlerden faydalanarak elde edilmiştir. Burada özellikle ekonomik ve siyasi liberalleşme arasındaki ilişkiye yönelik vurgu bakımından hem geçiş yanlısı hem de modernleşme yanlısı yaklaşımların yankıları söz konusudur. Buradaki otoriter yönetimler ekonomik reformları kurumsallaştırırken siyasi reform için de baskıların yönünü değiştirebilmekteydiler. Ne var ki, söz konusu adaptasyon, 1980’li ve 1990’lı yılların Orta ve Doğu Avrupa’sındaki sosyalist ekonomiden piyasaya dayalı ekonomilere geçişin aksine bu toplumlardaki ekonomilerin idare şeklini esaslı bir biçimde değiştirmiştir. Dolayısıyla bu durum dönüşüm süreçlerinin siyasi ekonomisini anlamaya yönelik yeni bir yaklaşım gerektirmektedir.

Değişen bu durum bakımından, 1990’lı yıllardaki liberalleşme ve bilhassa da özelleştirme süreçleri, devamlılıklarını sağlamak adına otoriter rejimler tarafından idare edilmektedir. Ortadoğu’da bu durumdan, söz konusu süreçlerin ‘yöneten elit kesim için temel parçalanma kaynağı olarak devletin gücüne zarar vermeden özel sektöre yönelik patronaj ağlarını yeniden düzenleme veya daha da iyisi, değiştirme şansını temsil etme’ yoluyla faydalanılmıştır.(17) Yani devlet denetiminin resmi mekaniği düşüş yaşarken, bu devletler sadece uyum sağlamakla kalmayıp ekonomik ve siyasi reform göstergeleri ile gayrıresmi kanallar yoluyla denetimin dışarıdan sağlandığı yeni bir ortamda potansiyel başarı sağlayabilmiştir. Dolayısıyla istenmeyen sonuçlarla yeni kararların önünü açan da dönüşümün kendisidir.

Burada istikrar ile değişim arasındaki dengeyi yönetme bakımından siyasi ve ekonomik bir boyut da söz konusudur. Özellikle bunun siyasi boyutu, demokratik reformlara yönelik baskılara karşı erken kurumsal istikrara yönelik gereksinime ilişkindir. Bu ise özellikle geçiş dönemleri beraberinde gelen ekonomik gerileme karşısında mali istikrar ihtiyacı bakımından ekonomik dinamiklerle kesişmektedir. Ve kendini öncelikle doğrudan yabancı yatırımda azalma, para devalüasyonu, döviz rezervlerinin erimesi ve yerel ekonomiyi istikrarsızlaştıran diğer etkenler olarak belli etmektedir.

Geçiş ekonomileri bu yollarla istikrarsızlığa sürüklenince, temel gıda maddelerinin fiyatlarında artışa yol açmanın yanı sıra önemli ithalat ürünlerinde gıda kıtlığına da neden olarak keskin boyutlarda enflasyon doğurucu baskılar baş göstermeye başlar. Bu durumu hafifletmek ve büyümeyi yeniden canlandırmak için geçiş hükümetleri, genellikle Uluslararası Para Fonu (IMF) veya Dünya Bankası gibi küresel bir borç verme kurumundan finansal açıdan dış desteğe ihtiyaç duyarlar. Bu finansmanı sağlamak için söz konusu kurumlar belli yapısal düzenlemelere gereksinim duyarlar ve bunlar arasında para devalüasyonu, piyasanın serbestleştirilmesi ve en azından kısa vadede fiyatlarda enflasyon baskısı doğurmanın yanı sıra artan işsizliğe de yol açan kamu hizmetlerinde küçülme ve sübvansiyonların kaldırılması gibi maliyet düşürücü tedbirler sıralanabilir.(18)

Hâl böyle olunca geçiş ekonomileri bir ikilemle karşı karşıya kalmıştır. Rejimlerin devrilmesine yol açan ayaklanmalar genellikle ekonomik etkenlerden kaynaklanmaktadır. Ancak dönüşümün kendisi daha büyük ekonomik istikrarsızlığa yol açmaktadır. Bu noktada geçiş hükümetleri bir taraftan enflasyonu frenleme ve istihdam sağlama yoluyla kısa vadeli istikrarı teşvik etme gereksinimi ile diğer taraftan maliyeti düşürme, sübvansiyonların kaldırılması ve diğer tedbirler bakımından bu kısa vadeli hedeflere aykırı düşen reformlara gereksinim duyan önemli dış yatırımların peşine düşmenin arasında kalmış durumdadır. Siyasi anlamda bu durum, kurumsal istikrarsızlığı dengelemek ve yabancı yatırım için daha güvenli bir ortam sağlamak adına geçiş hükümetlerinin önemli siyasi reformları erteleyeceği demokratik reformları frenleme etkisine sahip olabilir. Ne var ki, bu aynı zamanda vergi ihtiyacı adı altında “devrim vaatleri” ertelendiği takdirde halk ayaklanmasına da yol açmaktadır.

Ekonomik yapısal düzenlemeye yönelik baskı karşısında yeniden yapılandırmanın ilk safhalarında siyasi ve ekonomik istikrar ihtiyacının yönetilmesinin ve dolayısıyla hızlı demokratikleşmenin bu gerekli istikrara zarar verebileceği bariz siyasi sonuçları mevcuttur. Bu durum özellikle dış aktörlerin de müdahil olduğu ve örneğin seçimlerin hızlı bir şekilde gerçekleştirilmesinin yeni kurumlar üzerinde yerel aidiyetler yaratmaya yardımcı olabileceği durumlar için geçerlidir.(19) Ancak yeniden yapılanmanın ilk evrelerindeki istikrarın, yeni kurumların kurulmasındaki meşruiyet kadar önemli olduğu gittikçe bariz bir hâl almaktadır.(20) Bu istikrar genellikle ancak kota sistemleri veya mezhep grupları ve elit kesimler için siyasi görevlerin ayrılması yoluyla dahil edilmeyi garantilemek üzere demokratik kurumları idare etme yoluyla sağlanabilir. Bu da tam bir temsil özelliği ve meşruiyeti bulunan siyasi kurumların oluşturulmasına yönelik çabalara doğrudan zarar vermektedir.

Bu durum, oldukça istikrarsız geçiş dönemindeki ekonomik etkenlerin rolü anlayışını son derece anlaşılmaz kılmaktadır. Buna netlik kazandırma çabalarından biriyle başarıya, Haggard ve Kaufman’ın dönüşümün siyasal ekonomisine yönelik iki maddeden oluşan odağından faydalanarak ulaşılabilir. Bunlardan; ‘siyasi açıdan ilgili grupların ve politika tercihlerinin’ tespit edilmesi ve siyasi elitlerin siyasi destek veya muhalefeti harekete geçirme fırsatlarının netleştirilmesi, ‘ekonomi politikası performansının farklı sosyal kesimlerin gelirlerini nasıl etkileyeceğine bağlı olacaktır.'(21) Bu anlayışta ekonomik etkenler sadece siyasi dönüşüm sürecindeki siyasi durumu kavramamıza yardımcı olmakla kalmaz, aynı zamanda bu dönüşümlerin zamanlaması ve yapısını da anlamamızda fayda sağlayabilir. Bu özellikle de “eski” rejim unsurlarının sistemden geri çekilmesi anlamında geçerlidir.(22) Buna ek olarak, bu tür bir analiz hem değişim taraftarları hem de karşıtları olmak üzere yeni ve eski elitlerin stratejik seçimlerinin yeni yapıları nasıl etkileyeceğini ve aynı zamanda ilk etapta bu karar verme sürecinde ne tür kısıtlamaların olduğunu tespit etmemize olanak sağlayabilir.(23)

Bu noktada Haggard ve Kaufman’ın, dönüşümde bağlamın önemi üzerine odaklanan geniş bir önermeleri vardır. Ancak bu bağlam öncelikle, hem seçenekler hem de kısıtlamalar anlamında önemli aktörlerin seçimlerini etkileyen ekonomik ve kurumsal etkenler açısından tanımlanmaktadır. Bu bakımdan güçler dengesi seçeneğine ilişkin kurumsal güçler, bu etkenler örneğin Huntington ve simetri odağı ile McFaul ve asimetri odağı tarafından ele alınmıştır.(24) Ancak burada mühim olan ekonomik bağlamın önemidir.

Haggard ve Kaufman’a göre rejimin geri çekilmesi genellikle ekonomik krizle beraber hız kazanmaktadır. Bu durum özellikle de Latin Amerika ve Doğu Avrupa’daki eski komünist bloğunda görülen bir durumdu. Bu krizler, elit yapıların kendi içinde bölünmelerine (dolayısıyla da, kurumsal güç dengesine odaklanma) yol açmaktadır ve bu da muhalefet hareketlerinin siyasi alanı kötüye kullanmasına olanak sağlar. Bu açıdan bakıldığında, yeni ve eski güçlerin ekonomik tercihleri geçiş süreçlerine yönelik tutumlarını şekillendirmenin yanı sıra geçiş sonrası siyasi faaliyetlerini de belirlemektedir. Ekonomik krizlerin yol açtığı dönüşümleri anlamak açısından bu durum faydalı olurken, Mısır örneğinde iki soru gündeme gelmektedir.

Burada Ocak 2011 ve Haziran 2012 tarihleri arasındaki geçiş dönemi analizi, dönüşümde yer alan başlıca grupların kendi ekonomik programlarıyla değil, siyasi kökenleri ve yönetimin yapısına yönelik tavırlarıyla nitelendirildiğini ortaya koymaktadır. Esasen, dönüşümlerin siyasi ekonomisine yönelik faydalı ancak sınırlı uygulamalar bulunmaktadır. Buna ek olarak, geçiş dönemlerinde gruplar arasında net bir ekonomik farklılık olmamasının, ekonomik etkenlerden ziyade siyasi etkenler üzerine odaklanarak değişimi takiben gelecek öncelikleri ortaya koyup koymayacağı konusunda da bir soru yöneltilebilir.

Mısır’daki Dönüşümün Siyasal Ekonomisi

Bu çalışma şimdi de dönüşüm paradigmasının ötesinde dönüşümün siyasal ekonomisi konusunda daha kapsamlı bir anlayış geliştirmeye yardımcı olmak için Haggard ve Kaufman tarafından öne sürülen iki varsayımı test etmek üzere Ocak 2011’den Haziran 2012’ye kadarki dönemde Mısır’daki dönüşümün siyasal ekonomisini inceleyecektir. Elde edilen sonuçlar tabii ki kesin ve tam kapsamlı olmamakla birlikte, Haggard ve Kaufman’ın ilk önermelerinin aksine, ekonomik politika duruşunun nasıl Mısır’ın siyasi durumunu tanımlamayabileceğine dair net bir tablo çizmektedir; fakat ekonomik politika tercihlerinin meşruiyet ve seferberliği şekillendireceğine dair ikinci varsayımları da giderek daha bariz bir hâl almaktadır.

Mısır’ın Tahrir Sonrası Ekonomik Durumu

Kısaca belirtmek gerekirse “Tahrir sonrası” Mısır’ın ekonomisi vahim durumdadır. Başta 2005’ten 2008’e (%6,4) uzanan dönem olmak üzere 2010 (%5,3) yılına kadarki dönemde Mısır’ın GSYİH’inde gözle görülür bir büyüme yaşanmıştır. Bu büyüme, 21. yüzyılın ilk on yıllık döneminin sonuna kadar Mısır’ı dünyanın en büyük 26. ekonomisi seviyesine ulaştırmıştır. Ancak söz konusu büyüme aynı zamanda birçok yapısal zayıflığı ve özellikle de 83 milyonluk ülke nüfusunun neredeyse yarısını yoksulluk sınırının altında bırakarak 2010 yılında 6,000 doların biraz üzerinde oldukça düşük seviyedeki kişi başına düşen GSYİH’i gizlemiştir. Buna ek olarak, 2010 yılında %15 olan resmi işsizlik oranı konusunda düşük bir tahminde bulunulmuş ve bu oran ülke çapındaki yüksek işsizlik oranlarının altında kalmıştır.

Ne var ki, bunun dışında üç etken daha Mısır ekonomisinin finansal kapasitesi için büyük bir öneme sahiptir ve Ocak 2011’de ortaya çıkan ayaklanmada da etkili olmuştur. Başta özellikle un, yağ ve gaz yağı gibi temel gıda maddelerindeki enflasyon oranı inatla %15 ila %20 arasında kalmıştır. Mısır Cüneyhinin durmadan değer kaybetmesiyle birlikte ülkenin büyük miktardaki yoksul nüfusunun satın alma gücü de düşüş yaşıyordu. Bu da gelir dağılımındaki fark konusunda dünyada 90. sıraya düşen (ya da Gini katsayısında 344.) Mısır’daki gittikçe büyüyen zenginlik açığında ikinci etkenle bağlantılıdır.(25) Ancak bu ilk iki etken, daha geniş bir mesele olan yolsuzluk kapsamına girmekteydi.

Son yıllarda Mısır’da düşük seviyedeki yolsuzluk konusunda bazı ilerlemeler kaydedilmiş olsa da, yolsuzluğun yapısal göstergeleri, hem ayaklanma öncesi hem de sonrasındaki ekonomik performansa büyük bir zarar vererek ülkede zenginlik konusunda bir dengesizliği ortaya koymuştur. Buradaki asıl mesele, birçok bölgesel devlette var olan düşük seviyedeki hükümet görevlilerine verilen rüşvet sistemi değil, inşaat ve turizm sektörlerinde kârlı sözleşmeler imzalamak adına ekonomik açıdan avantajlı konumdaki kişiler için kurumsallaşmış bir adam kayırma sürecidir. Burada finansman ve değerli sözleşmelere erişim, büyük miktarda mal varlığına sahip olanlar veya uzun vadeli yatırım kayıtları olanlar için kısıtlanmıştır. Bu durum ise, toplumsal hareketliliği ve büyük zenginliklerin yeniden dağıtımını engelleyerek Mısır nüfusunun %95’inin büyüyen ekonomiden fayda sağlamasının büyük ölçüde önüne geçmiştir.

Tahrir ayaklanmasının ardından Mısır ekonomisi durgunluğa sürüklenmiştir. İstikrarlı bütçe fazlaları, 2012-2013 dönemi için Mısır’ın bütçe açığını kapatmak için gereken 22,5 milyar dolar olarak yeniden öngörülmüştür. Mısır’daki dolaysız yabancı yatırım 2010 yılındaki 1.6 milyar dolardan 2011 yılında 440 milyon dolara düşmüş ve Mısır ekonomisindeki toplam 14.7 milyar dolarlık bütçe fazlası ters yönde bir yol izleyerek 2.36 milyar dolarlık bütçe açığına dönüşmüştür. Mısır daha büyük bir kredi riski olarak görüldüğünden, ayaklanma ile birlikte anılan istikrarsızlık nedeniyle IMF ve Dünya Bankası ülkeye daha yüksek kredi faiz oranı uygulamaktadır. Bu ise daha fazla yatırım ve ekonomik büyümenin önüne geçmektedir. Her zaman Mısır ekonomisinin değişim göstergesi olan turizm ise üçüncü sıradan düşüşe geçmiş ve hâlâ da düşmeye devam etmektedir. Mübarek sonrası ilk bütçe programında, Mısır’ın yabancı rezervlerinden yararlanarak başta Mısır Cüneyhinin düşüşünü (2010’dan 2012’ye %24’lük düşüş) engellemek üzere bu trendi engellemenin yollarını aramıştır. Yerel para alımı için yabancı rezervlerin kullanımını takiben, bu rezervler Aralık 2010’da 36 milyar dolardan Nisan 2011’de 15 milyar dolara düşmüştür.

Söz konusu dinamikler, yukarıda bahsi geçen ve geçiş ekonomilerinin karşılaştığı ikilemde etkili olmuştur. Özellikle de uluslararası borç verme kuruluşları, muhtemelen Mısır Cüneyhinin değerini daha da düşürecek piyasaya dayalı para değerlemesi (valüasyonu) ve Mısır ekonomisinin daha büyük oranda serbestleşmesi arayışı içindedirler. Para devalüasyonu bakımından bu durum, başta temel maddeler olmak üzere ithal edilen ürünlerin fiyatlarının artacağı enflasyona etki edecektir. Ne var ki, 2011 ile 2012 yılının ilk aylarını kapsayan dönemdeki geçiş yönetimi, halihazırda hassas olan siyasi ortamı daha da istikrarsızlaştıracağı korkusundan bu konuda hiçbir harekete geçmemiştir. Sonuç olarak yabancı borç verme kuruluşları verdikleri kredilerin faiz oranlarını gitgide daha da arttırmaktadırlar, bu durum da söz konusu geçiş dönemindeki yeni ekonomik teşebbüsleri azaltan yurtiçi kredi oranlarının daha da artmasına yol açmaktadır.

Uluslararası tepkiyi koordine etmeye yönelik çaba, Mayıs 2011 tarihinde G8 tarafından ilan edilen “Deauville Ortaklığı” finansman programı ile gerçekleştirilmiştir. Bu süreç hem “demokratik dönüşümleri destekleyecek ve yönetişim reformlarını teşvik edecek bir siyasi süreç” hem de “ekonomik istikrarın istikrarlı demokrasilere geçiş zorluğu temelini oluşturmayı garanti ederken istikrar yaratmaya ve hukukun üstünlüğündeki adaleti arttırmaya” yardımcı olacak “sürdürülebilir ve kapsamlı büyüme için ekonomik bir çerçeve” yaratmaya destek olmak amacıyla Mısır’a (Tunus ve Libya’ya da) finansman sağlamayı kolaylaştırmak üzere başlatılmıştır.(26) Söz konusu ortaklık, istihdam yaratma ve özel sektörü kalkındırma amacıyla Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası tarafından 3 yıllık yatırım ve 4 milyar dolarlık finansman sağlamak üzere gerçekleştirilmiştir. Ne var ki, hem yeni hükümetin kurulması hem de gelecekteki yürütmeye ilişkin belirsizlik, bu fonların dağıtımını güçleştirmiştir. IMF aynı zamanda kendi yönetmeliğine aykırı düşmeyecek şekilde 3,2 milyar dolarlık acil durum kredileri de sunmuştur. Ancak 2012 yılının başlarında bu konudaki müzakereler sekteye uğramıştır.

Mısır’daki Dönüşüme İlişkin Siyasi Ekonomi Göstergeleri

Sonuç olarak, yeni Mısır parlamentosunda çoğunluğu oluşturan Özgürlük ve Adalet Partisi (ÖZAP) ve Silahlı Kuvvetler Yüksek Kurulu’nun geçiş yönetimi, her biri farklı önceliklere sahip uluslararası liderler ve yerel tüketiciler olmak üzere iki ekonomik grubun da ihtiyaçlarını karşılamaya çalışmaktadır. Liberalleştirme konusunda uluslararası borç veren kuruluşların öncelikleri, ödeneklerin kaldırılması ve devlet harcamaları, istihdam arayışı içinde olan yerel tüketicilerin çıkarlarına, temel maddelerin düşük ve istikrarlı fiyatları ve de toplumsal seferberlik beklentilerine doğrudan ters düşmektedir. Bu önceliklerin birinin arayışında olmak, ekonomik işlevselliğe zararı dokunacak bu iki dinamikten birine muhtemelen zarar verecektir.

Ancak bunun da ötesinde, söz konusu dinamikler bu geçiş döneminden sonra neler olabileceğine dair bize daha fazla bilgi verebilir mi? Ya da geçiş dönemine ilişkin bir siyasal ekonomi analizinin geleceği öngören bir değeri olabilir mi? Bu noktada Haggard ve Kaufman’ın, “siyasi açıdan ilgili grupları ve politika tercihlerini belirlemede” olduğu kadar “siyasi elit kesimlerin, siyasi destek veya muhalefeti seferber etmelerine ilişkin fırsatların ekonomik politika performansının farklı toplumsal grupların gelirlerine nasıl etki edeceği konusuna nasıl bağlı olacağı” hususunu da netliğe kavuşturmada büyük öneme sahip ekonomik faktörlere geri dönüyoruz.(27) Mısır konusunda ise görünüşe bakılırsa ilk önerme geçerlidir.

Siyasi açıdan ilgili grupları ve politika tercihlerini belirleme açısından Mübarek sonrası ve Tahrir sonrası Mısır’ın durumu belirsizliğini korumaktadır. ÖZAP’ın parti programı ise buna en iyi örnektir. ÖZAP’ın parti programı kapsamında toplumsal adalete gereksinim duyulduğundan sık sık söz edilirken, bu durum partinin resmi ekonomi stratejisinde kendini göstermemiştir. Asıl üzerinde durulan hususlar ise şu şekilde sıralanabilir; ‘özel sektör ile ortaklık’, ‘devletin ekonomik rolünü yeniden gözden geçirmek’, ve ‘ekonomik reformun yasamaya ilişkin gereksinimleri için bir ortam’ yaratmak.(28) Aslında uluslararası borç verme kurumlarının öncelikleri ve daha kapsamlı neo-liberal ekonomi politikası arasında bariz bir örtüşme vardır. Ancak bu yine de “ilaç, gıda, enerji vs. gibi stratejik sanayilerin” özelleştirilmesini engelleyen, “devlet rolünün ortadan kalkmasına” engel olan ve belki de en ihtilaflı şekilde “doğal, mali ve insani” yerel kaynaklardan fayda sağlayan öncelikler ile ithal edilen ürünlerin yerini yerli ürünlerle bırakması stratejisine dayalı bir üretim sisteminin benimsenmesi arasında denge kurulmuştur.(29) Başka bir deyişle neo-liberal söylem, korumacılık ve devlet düzenlemesi önermesi ile örtüşmektedir.

Burada üzerinde durulan husus, ÖZAP’ın parti programındaki tutarsızlıkların altını çizmek veya Ortadoğulu siyasi aktörlerin ekonomik programları nasıl ifade ettiklerine (ikincisi önemli bir soruşturma yolu olmasına rağmen) ilişkin yeni anlayış tarzları geliştirmek değil, tartışamay açık bir şekilde Mübarek sonrası ve Tahrir sonrası Mısır’daki en etkili aktör olan bu grubun ekonomik tercihlerinin nasıl hareket edeceğine ilişkin daha geniş bir anlayışa yol açmadığı fikrini ve düzenleme arayışına girecekleri kurum türlerini ortaya koymaktır. Elbette ÖZAP bünyesinde Hayrat El Şatır gibi neo-liberal ekonomi politikasını destekleyen sıkı destekçiler de bulunmaktadır, ancak bu durum ÖZAP’taki birçok diğer üye ve kendi tabanlarını genişletmek adına halkçı ekonomik dil ve politika duruşuna düzenli bir şekilde başvuran Nur Partisi’ndeki İslamcı denkleri tarafından dengelenmektedir.(30)

Buna ilaveten, ÖZAP’ı Yeni Wafd gibi başlıca laik rakiplerinden veya Reform ve Kalkınma Partisi ya da Gad El Tavra Partisi gibi daha küçük partilerden ayıran fark çok azdır. Bu grupların her biri, ağır işleyen ticari kayıt süreci veya finansmana erişimi liberalleştirmenin yollarını arayan gruplardır. Vergilendirme sisteminin olduğu kadar özel toplumsal programların da nasıl yapılandırılması gerektiğine ilişkin bazı bariz farklılıklar da söz konusudur. Yine de bunların hepsi aynı temel ekonomik işlevsellik görüşüne odaklanmış durumdadır. Esasen burada en çok anlaşmazlık yaratan özellik ekonomi politikası değil, dinin rolü gibi toplumsal hususlardır.

Bu da, Haggard ve Kaufman’ın değindiği ikinci noktayı, yani ekonomi politikasının geçiş düzenlemelerinin başarısını büyük ölçüde etkileyeceği sonucunu doğurmaktadır. Bu konuda, bunun sağlam bir varsayım olduğu konusunda Mısır’da daha net bir kanıt vardır. Bu ise; ÖZAP’ın daha karışık ekonomi politikası programı ve hatta Nur Partisi’nin daha da belirsiz parti programına yansımaktadır. Başta ÖZAP olmak üzere bu partilerin neo-liberal yönelimleri, devlet girişimlerinin devamı için olduğu kadar gıda ödenekleri gibi geniş çaplı devlet harcamaları programının da devam etmesi için halkın baskısı altındadır. ÖZAP’ın parti programında bu görülebilir. Aynı zamanda yolsuzluğun azalması anlamında daha fazla netliğe duyulan gereksinimle ilgili de bir çakışma söz konusudur. Ancak ÖZAP’ın buna verdiği yanıt, iş uygulamasının devlet düzenlemesine odaklanması ve yine bu konuda halkın duyarlılığından faydalanma çabasıyla ideolojik kökenlerinden sapması bakımından açıklayıcı olmuştur.

Bunun sonucu ise, siyasal ekonomik etkenlerin sonucu olarak geçiş dönemleri sırasında aktörler üzerinde uygulanan politika seçim kısıtlamaları bulunmasıdır. Önemli olmasına rağmen bu, önceden kararlaştırılmış ideolojik tercihlerin bir sonucu olmamakla birlikte daha ziyade önceki siyasi deneyimlerle şekillendiği için halkın tercihleriyle daha uyumludur. Yani yolsuzluk ve kötü yönetim gibi önceki rejime karşı ayaklanma olarak tanımlanan faktörler, daha geniş bir nüfusun belli bir kesiminde reform için öncelikler hâline gelmiştir. Bu öncelikler, geçiş döneminin ilk zamanlarında ayakta kalmayı garanti etmesi için yeni rejim figürlerinin karar alma kapasitesini kısıtlamaktadır. Ne var ki, bu durum genellikle çelişen uluslararası talepleri olduğu kadar halkın beklentilerini de yerine getirme ihtiyacıyla geçiş toplumlarının karşılaştığı kapsayıcı ikileme zemin hazırlamaktadır.

Sonuç

Bu çalışmada, Mısır’ın Mübarek sonrası dönüşüm örneğinden yararlanarak bir siyasal ekonomi analizinin geçiş siyaseti dinamiklerine nasıl daha fazla ışık tutabileceği konusunu özetlemenin yanı sıra bu dönüşüm süreci sonucunda nelerin ortaya çıkabileceğine dair tahminlerde bulunmak da amaçlanmıştır. Özellikle Haggard ve Kaufman’ın, ekonomik etkenlerin siyasi açıdan ilgili grupları tespit edeceğimizi ve bu grupların hızlı siyasi değişim süreçlerinde halk desteğini arkalarına alma veya pekiştirmenin yollarını arama konusunda nasıl hareket edeceklerini açıklığa kavuşturacağımızı öne süren varsayımların analizini yapmaktadır. Burada, Mısır’ın Ocak 2011’den Haziran 2012’ye kadar geçen süreçteki dönüşüm analizi ilk varsayımla çelişmekte ve bunun yerine, Mısır siyasi sahnesinde birbirine cephe alan aktörler arasında ekonomik konulardaki benzerliklerin altını çizmektedir. Bu faktörler, yerel bir kitlenin çeşitli taleplerini ve borç veren yabancı kurumların gereksinimlerini karşılamak gibi geçiş ekonomilerinin yüz yüze geldiği ikilem sonucunda şekillenmektedir.

[1] Stephan Haggard and Robert R. Kaufman, The Political Economy of Democratic Transitions, (Princeton: Princeton University Press, 1995), sy. 4

[2] a.g.e., sy. 6

[3] Guillermo O’Donnell and Philippe Schmitter, Transitions from Authoritarian Rule: Tentative Conclusions about Uncertain Choices, (Baltimore: Johns Hopkins University Press, 1986); Samuel Huntington, The Third Wave: Democratization in the Late Twentieth Century, (Norma, OK: University of Oklahoma Press, 1991).

[4] Dankwart A. Rustow, “Transitions to Democracy: Toward a Dynamic Model”, Comparative Politics, Volume 2, Number 3, 1970, pp. 337-363; Larry Diamond and Marc Plattner, The Global Resurgence of Democracy, (Baltimore: Johns Hopkins University Press, 1990); Juan Linz and Alfred Stepan, Problems of Democratic Consolidation: Southern Europe, South America, and post-Communist Europe, (Baltimore: Johns Hopkins University Press, 1996).

[5] Arendt Lijphart, Patterns of Democracy: Government Forms and Performance in Thirty-Six Countries, (New Haven: Yale University Press, 1999); Frances Hagopian and Scott Mainwairing, The Third Wave of Democratization in Latin America: Advances and Setbacks, (Cambridge: Cambridge University Press, 2005).

[6] Larry Diamond, “Elections Without Democracy: Thinking About Hybrid Regimes”, Journal of Democracy, Volume 13, Number 2, 2002, pp. 21-35; Thomas Carothers, “The End of the Transitions Paradigm”, Journal of Democracy, Volume 13, Number 1, 2002, pp. 5-21.

[7] Michael McFaul, “The Fourth Wave of Democracy and Dictatorship: Noncooperative Transitions in the Postcommunist World”, World Politics, Volume 54, Number 2, 2002, pp. 212-244.

[8] Daniel Brumberg, “Democratization in the Arab World? The Trap of Liberalized Autocracy”, Journal of Democracy, Volume 13, Number 4, 2002, pp. 56-68.

[9] Kiren A. Chaudhry, The Price of Wealth: Economies and Institutions in the Middle East, (Ithaca: Cornell University Press, 1997); Stephen A. Cook, Ruling but not Governing: The Military and Political Development in Egypt, Algeria and Turkey, (Baltimore: Johns Hopkins University Press, 2007).

[10] Ergun Özbudun, Contemporary Turkish Politics: The Challenges to Democratic Consolidation, (Boulder: Lynne Rienner, 2000); Maria Olavarrıà, “Protected Neoliberalism: Perverse Institutionalization and the Crisis of Representation”, Latin American Perspectives, Volume 30, Number 6, 2003, pp. 10-38; Steven Heydemann, Upgrading Authoritarianism in the Arab World (Washington D.C.: The Saban Center for Middle East Policy at the Borrokings Institution, 2007); Benjamin MacQueen, “Democracy Promotion and Arab Autocracies”, Global Change, Peace & Security, Volume 21, Number 2, 2009, pp. 165-178.

[11] Nazih Ayubi, Over-Stating the Arab State: Politics and Society in the Middle East, (New York: I.B.Tauris, 1999); Marsha Pripstein Posusney and Michele Penner Angrist (eds) Authoritarianism in the Middle East: Regimes and Resistance, (Boulder: Lynne Rienner, 2005); Larry Diamond, “Why Are There No Arab Democracies?”, Journal of Democracy, Volume 21, Number 1, 2010, pp. 93-104; Laura Guazonne and Daniella Pioppi, (eds) The Arab State and Neo-Liberal Globalization: The Restructuring of State Power in the Middle East, (Reading: Ithaca Press, 2009); Lisa Blaydes, Elections and Distributive Politics in Mubarak’s Egypt, (Cambridge: Cambridge University Press, 2011).

[12] Ellen Lust Okar and Saloua Zerhouni, (eds) Political Participation in the Middle East, (Boulder: Lynne Rienner, 2008), sy. 4.

[13] a.g.e., sy. 22, 97.

[14] Roland Paris and Timothy Sisk, (eds) The Dilemmas of Statebuilding: Confronting the Contradictions Postwar Peace Operations, (London: Routledge, 2009) , sy. 11.

[15] Jeffrey Haynes, Democracy in the Developing World: Africa, Asia, Latin America and the Middle East, (Cambridge: Polity Press, 2001); Adrian Karatnycky and Peter Ackerman, How Freedom is Won: from Civic Resistance to Durable Democracy, (Washington D.C.: Freedom House, 2005).

[16] Roland Paris, At War’s End, (Cambridge: Cambridge University Press, 2004); Jeremy Weinstein, “Autonomous Recovery and International Intervention in Comparative Perspective”, Working Paper, No. 57, (Washington D.C.: Center for Global Development, 2005).

[17] Laura Guazonne and Daniella Pioppi, (eds) The Arab State and Neo-Liberal Globalization: The Restructuring of State Power in the Middle East, (Reading: Ithaca Press, 2009), sy. 5.

[18] International Monetary Fund, “IMF Lending”, 20 March, 2012, <www.imf.org/external/np/exr/facts/howlend.htm>, erişim tarihi; 5 Haziran 2012.

[19] Stephen D. Krasner, “Sharing Sovereignty: New Institutions for Collapsed and Failing States”, International Security, Cilt 29, Sayı 2, 2004, sy. 85-120.

[20] Katia Papagianni, “Participation and State Legitimation” in Charles L. Call, (ed.) Building States to Build Peace, (Boulder: Lynne Rienner, 2008), sy. 49-72.

[21] Stephan Haggard and Robert R. Kaufman, The Political Economy of Democratic Transitions, sy. 4-6.

[22] Stephen A. Cook, “The Promise of Pacts: Getting to Arab Democracy”, Journal of Democracy, Cilt 17, Sayı 1, 2006, sy. 63-74.

[23] Stephan Haggard and Robert R. Kaufman, The Political Economy of Democratic Transitions, sy. 6.

[24] Samuel Huntington, The Third Wave: Democratization in the Late Twentieth Century, (Norma, OK: University of Oklahoma Press, 1991); Michael McFaul, “The Fourth Wave of Democracy and Dictatorship: Noncooperative Transitions in the Postcommunist World”, World Politics, Cilt 54, Sayı 2, 2002, sy. 212-244.

[25] The World Bank, “GINI index”, 5 September, 2011, <data.worldbank.org/indicator/SI.POV.GINI>, erişim tarihi; 6 Haziran 2012.

[26] The European Bank for Reconstruction and Development, “Deauville Partnership Finance Ministers’ Meeting Communiqué”, 20 April, 2012, <www.ebrd.com/downloads/news/deauville-partnership.pdf>, erişim tarihi; 2 Haziran 2012.

[27] Stephan Haggard and Robert R. Kaufman, The Political Economy of Democratic Transitions, sy. 4-6.

[28] The Freedom & Justice Party, “FJP 2011 Program on Economic Development”, 4 Aralık 2011 <www.fjponline.com/article.php?id=188>, erişim tarihi; 7 Haziran 2012.

[29] a.g.e.

[30] Jason Hickel, “Neoliberal Egypt: The hiacked revolution”, Al Jazeera English, 29 Mart 2012

<www.aljazeera.com/indepth/opinion/2012/03/201232784226830522.html>, erişim tarihi; 7 Haziran 2012

Etiketlendi:, ,

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: