Günlük arşivler: Eylül 7, 2012

SERİ KATİL : Sid Ahmed Rezala – The Railway Ripper – Full Serial Killer Documentary


http://www.youtube.com/watch?feature=player_embedded&v=RaE6gzLScCc

CONFIDENTIAL ///// NSA Blueprint for a Science of Cybersecurity


NSA Blueprint for a Science of Cybersecurity.pdf

BATI TRAKYA TÜRKLERİ İLE TÜRKİYE’DEKİ RUM CEMAATİ ARASINDA MUKAYESELER


Bir süredir Yunanistan’da Müslüman düşmanlığı tırmanmaya başladı ve bu düşmanlık sadece Batı Trakya Türkleri ile sınırlı değil…

Yunanistan’da Batı Trakya Türklerine karşı Lozan ve mübadelenin ardından başlayan ve süregelen, nefrete varan düşünceler hâkimdir. Bu düşünce sistematiği çerçevesinde; Batı Trakya Türklerinin durumları ile hiçbir zaman tam olarak işlemeyen mütekabiliyet prensipleri göz önüne alındığında; Türkiye ve Yunanistan’ı “haklar ve özgürlükler” açısından kıyaslamak mümkün değildir.

Batılı ülkelerin Türkiye‘deki azınlıklar için sürekli yaptığı baskılar da bu bağlamda anlamsızdır ve Türkiye’ye azınlıklar için yapılan bu baskılar büyük haksızlıktır. Ne yazık ki Türkiye’deki azınlıklar için bu davranışları sergileyen baskıcı unsurların gözü hiçbir zaman Batı Trakya’yı ve Batı Trakya Türklerinin maruz kaldığı haksızlıkları ve baskıları görmez…

Dost, komşu, kardeş ülke gibi söylemlerin içi Yunanistan’da boştur ve sadece laftır. Ama gizli ya da sessiz diye tanımlayabileceğimiz Türk düşmanlığının içi olabildiğince doludur ve zaman zaman eylem olarak da ortaya çıkar. Türkler ve Yunanlılar tarihte savaşmıştır, karşılıklı kanlar akmıştır ama bugün Türkiye’nin Yunanistan haklına gösterdiği samimi kardeşlikte bunların unutulduğu da bir gerçektir. Ya da bu tümceyi şöyle de ifade etmek kabildir: “Türk Halkı’nın Yunan Halkı için gösterdiği dostluk, karşı yakadan aynı samimiyetle geri dönmez…”

Bir Yunanlı ve bir Türk dostça sofraya oturursa ve neşe içinde sohbet sürdürülürken, birkaç kadeh rakı ya da uzonun ardından “Türklerin ellerinden aldığı Konstantinopolis ya da yıktığı Bizans”ın ahları başlar. Bastırılmış ya da durağan bir Türk/Türkiye düşmanlığı masaya saçılır ve sofranın tadını bozar…

Bu durumu belki Yunanlının vizöründen bakarak anlamak mümkündür. Zira kuyruk açısının dozu yüksektir. Yunanistan’ın resmi ideolojisi Türk düşmanlığı üzerine kurulmuştur ve bu ideoloji ilköğretim sıralarından itibaren sürer…

Türkiye ise özellikle Türkiye’de yaşayan TC vatandaşı Rum Cemaati mensuplarına karşı –ki bu durumu son dönemde daha da arttırarak- ve insani açıdan bakıldığında fevkalâde önemli sayılması gereken bir tutum sergilemektedir. Türkiye’de mukim TC vatandaşı Rumların sosyal ve manevi durumlarında, Batı Trakya’daki olumsuz sosyal ve manevi durumlara rağmen pozitif anlamda çokça iyileştirmeler yapılmıştır. Bu iyileştirmelerde bu kişilerin evvelâ Türk vatandaşı olmaları dikkate alınmaktadır ve Rum Cemaati ile Patrikhane’nin kazandığı edinimler; Yunanistan ile mütekabiliyetin karşılıklı işlememesine rağmen yapılmaktadır. Burada Türkiye Cumhuriyeti’nin vatandaşlarından oluşan Rum Cemaati’ni kucakladığını da söylemek gerekir.

Eski yazılarımızda Rum Patrikhanesi ve kiliselerinin, vakıflarının kazandığı hakları uzun uzun yazdık. Bir kez daha burada tekrar etmeye gerek yoktur ama belirtmek gerekir ki Rum Patrikhanesi’nin ve Rum vakıflarının Türkiye ne kadar verirse versin “biraz daha” diyerek tatmin olmamalarıdır.

Yazımızın ilk paragrafında yazdığımız Yunanistan’daki Türk olmayan Müslüman unsurlara karşı başlayan şiddete değinmeden önce birkaç hususu daha vurgulamak gerekir. İstanbul’da yaklaşık 70 kadar kilise bulunuyor. Bunların hepsi faal değildir ama faal olmayanlarının sorumlusu, bu mekânları ihya edemeyen/etmeyen kendi vakıflarıdır.

Buna karşı İstanbul’un en mutena semtlerinde görkemli ve restorasyonları yapılmış Rum kiliseleri bulunuyor. Taksim’de bir cami yoktur ama anıt kilise olarak tanımlanabilecek “Aya Triyada Kilisesi” tüm görkemi ile Taksim’in göbeğindedir. İstanbul dışında da Gökçeada ve Bozcaada’daki kiliselerin durumları son derece iyidir.

Bu vakıf kiliselerinin dışında, Anadolu’daki metruk kiliselerde -ki bazıları dört duvar dahi değildir- bizzat Rum Patriği tarafından rutin ayinler yapılmaktadır. Son dönemde yıldızı parlayan, Bursa Metropoliti ve Heybeliada Ruhban Okulu sorumlusu olan Elpidophoros Lambriniadis; Bursa, Tirilye ve Kütahya’da ayinler yapmaya başlamıştır ki bu coğrafyalarda şu anda Rumluğun esamesi dahi yoktur.

Heybeliada Ruhban Okulu’nun açılması ile ilgili siyasi ve lobi çalışmaları için de çokça eski yazılarımız var… İllâ da YÖK Yasası’na aykırı olarak açılması istenen bu okul için resmen Türkiye’nin başı ağrımaktadır.

Peki, İstanbul’da birkaç bin kişi olan ve ihtiyacın çok üstünde kiliseleri bulunan Rum Cemaati’ne karşı Atina’da neler oluyor?

Atina’da Türk ya da diğer Müslüman unsurların ibadeti için tek bir camii yoktur…

Türkiye’nin en üst düzeylerde sık sık tekrarladığı hatta talep ettiği bu ihtiyaç için Yunan kulakları tıkalıdır. En son Diyanet İşleri Başkanı’nın, Rum Patrikhanesi’ne yaptığı ziyaret sonrasındaki basın toplantısında Başkan Mehmet Görmez’in de bu hususu dile getirmesi Yunanistan tarafından “provokasyon” olarak nitelendirilmiştir.

Batı Trakya’da müftü seçimleri de özgür değildir. On yıllarca süregelen, seçilmiş ve atanmış müftülerin yaşadıkları aksiyonlar ise gözler önündedir. Türk Cemaati’nin seçtiği müftüleri sürekli olarak illegal sayan Yunan yetkililer, kendi seçtikleri kukla müftüleri yasal saymakta ve bu da kaotik sorunlar yumağı oluşturmaktadır. Merhum Müftü Mehmet Emin Ağa ile geçmişte katıldığımız televizyon programları oldu ve kendi ağzından neler çektiğini duyma imkânı bulduk. Bayramlarda müftülük adına yaptığı tebrik mesajları için kendisini illegal addeden Yunanistan’ın açtığı davalar ile boğuşmaktaydı. Aylarca Larissa Cezaevi’nde yatmış ve bunun üzerine “Uluslararası Af Örgütü” tarafından “Vicdan Mahkûmu” olarak ilân edilmişti. Çok kez tartaklandığını, kaba etlerinden bıçaklandığı, yerlerde sürüklendiği de kendi ağzından duyma fırsatı bulduk.

Acaba Rum Patriği’ne yolda basit bir hakaret ya da hareket yapılsa Dünya’yı tepemize yıkmazlar mı?

Atina’da, son bayram namazı Olimpiyat Stadı’nda, bazı yerlerde ise spor salonlarında yapıldı…

Atina’daki Müslümanlar, Bayram Namazı’nı Yunan Hükümetinin gösterdiği spor salonlarında ve Olimpiyat Stadı’nda polis korumasında kıldılar. Parlamentoya son seçimlerde girmeyi başaran “Hrisi Avgi Partisi”nin (Altın Şafak) de kışkırtmalarıyla son zamanlarda sadece Türklere değil diğer Müslümanlara yönelik çeşitli saldırılar ve tacizler olmaktadır. Bir Irak vatandaşı ise bu süreçte hayatını kaybetmiştir.

Bırakınız Türkleri ve orada yaşayanları, seyahat amacıyla Atina’da bulunan bir Müslüman da orada ibadet edemez zira Atina; Avrupa’nın ibadete açık bir tek camisi bulunmayan yegâne başkentidir…

Şimdi bu perspektife her iki taraftan da bir bakalım. Özgürce seçilemeyen müftülere karşı VIP kapılarından giren çıkan ve en üst düzeyde siyasetçiler ile bürokratlar tarafından saygı gören Rum Patriği…

Bir yanda adında Türk ibaresi olduğu için kapatılan Batı Trakya kuruluşları, disko ve meyhane yapılmış eski camiler, öte yanda Türkiye’de onlarca faal ve bakımlı Rum Kilisesi…

Sümela’da üç senedir verilen ayin izni yetmiyormuş gibi Ayasofya’da da ayin yapma talepleri var. v.s. v.s…

İçinde mütekabiliyet (karşılıklılık) olması gereken o kadar çok husus var ki…

Yunanistan aç gözüyle almaya ama hiçbir karşılık vermemeye devam ederken Rum Patrikhanesi de evvelâ kendisine gösterilen olabildiğince saygıya ve son dönemde verilmiş çokça haklara rağmen sürekli daha neler koparabiliriz çabasındadır. Ve ne yazıktır ki bu konuda dışarıdan ona destek verenler adeta Batı Trakya gerçeğini “yok” saymaktadırlar…

BOJİDAR ÇİPOF

İLK KURŞUN

Türker Ertürk : BÜYÜK RESMİ GÖRMEK /// CC : @orsatramola @turkererturk


Geçtiğimiz Pazartesi günü Ergenekon ve Balyoz davalarını izleyen bir grup CHP Milletvekili Silivri’den “ Adalete, hukuk sistemine ve Türk Silahlı Kuvvetleri’ne pusu kurulmuştur. Bu pusuya bunu hazırlayanlar kendileri düşecektir ” açıklamasını yapıyor ve devamında “ Hukuk, masuniyet karinesi ve adil yargılama hakkı ayaklar altına alınmıştır ” diyor.

Bu söylenenler doğrudur ama yeterli değildir. CHP Milletvekilleri tarafından kamuoyuna açıklanan bu tespitler büyük resmin yalnız bir bölümüdür. Esas olan büyük resmi görmek, görebilmek ve bunu halkımıza tüm çıplaklığı ile anlatmaktır. Bu toprakların çıkarlarını savunan siyasetçi olmanın ve yurtseverliğin gereği budur.

Niçin adalete, hukuk sistemine ve Türk Silahlı Kuvvetleri’ne pusu kurulmuştur? Her cinayetin bir nedeni vardır ve hiçbir şey tesadüfi değildir. O zaman bu pusu cinayetleri niçin işlenmiştir? Bu cinayetleri kim işlemiştir? Kimler yardım ve yataklık etmiştir? Açıklanması gereken bunlardır.

Bu soruların cevabını vermeyen, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurumlarına karşı işlenen bu cinayetlerin nedenlerini Türk Halkının anlayabileceği bir şekilde büyük resmi ortaya koymayan açıklamalar ve ifadeler yasak savmaktır, dostlar alışverişte görsün türü faaliyetlerdir.

Türkiye çıbanbaşıdır.

Esas hedef Türkiye Cumhuriyeti’nin Büyük Ortadoğu veya Genişletilmiş Ortadoğu Projesi’ne uygun olarak dönüştürülmesidir. Çünkü ABD ve İsrail’in bölgedeki hegemonik amaçları ve planları için başka bir Türkiye’ye ihtiyacı vardır. Lozan tapusu, kuruluş felsefesi, üniter ve laik yapısı, Türk üst kimliği, bölünmez bütünlüğü ve ulusal çıkarlarına odaklanmış yaklaşımları ile bir Türkiye Cumhuriyeti emeryalist amaçlar için “ Baş ağrısıdır “ ve “ çıbanbaşıdır.”

1 Mart 2003 tezkeresinin reddi bardağı taşıran son damla olmuş ve tetiğe tam 4 ay sonra basılarak 4 Temmuz 2003’de Türk Silahlı Kuvvetleri’nin başına çuval geçirilerek operasyonlar zinciri başlatılmıştır. Balyoz bunlardan bir tanesidir.

Bazı insanlarımızın “ 1 Mart 3003 tezkeresini kabul etseydik ve Irak’a ABD ile beraber girseydik bunlar başımıza gelmeyecekti “ şeklinde düşündüklerini biliyoruz. Bu görüş, ABD’nin bölgeye yönelik emperyal amaçlarını ve planlarını anlamamışlığın ifadesidir. Türk Silahlı Kuvvetleri’ne karşı çuval geçirme ile başlayan operasyonlar dizisini sadece öç alma mantığı ile izah etmek çok ama çok yanlıştır.

Türkiye Cumhuriyeti’nin dönüştürülmesi ve bölünmesi Büyük Ortadoğu Projesi’nin olmaz ise olmazıdır. AKP bunun için kurdurulmuş ve desteklenmiştir. Bu proje içinde er veya geç Türkiye Cumhuriyeti’nin koruyucu kurumları olan Türk Silahlı Kuvvetleri’ne ve yargıya sıra gelecekti. Tezkere sadece tetiğe daha erken basılmasına neden olmuştur.

Bugün ülkemizin bir iç savaş arifesine gelmesinin, halen akan kanın, Suriye’ye terör ihraç etmemizin, tüm komşularımızla kanlı bıçaklı hale gelmemizin, Maliki’ye düşman olmamızın, Barzani’yi desteklememizin, Ege’deki haklarımızdan vazgeçmemizin, Yunanistan’a karşı “ süt dökmüş kedi gibi “ davranmamızın, İran ile bir savaşa doğru tırmanmamızın Ergenekon’la, Bolyoz’la, Bastil ( Silivri, Hasdal, Hadımköy, Maltepe ) zindanlarında yatan kahramanlarla, TSK’ya ve hukuk sistemimize kurulan tuzaklarla organik bir ilişkisi vardır. Yeni anayasa bunlar için vardır ve eğer başarabilirlerse Türkiye Cumhuriyeti’nin Büyük Ortadoğu Projesi’ne uygun hale getirildiğinin hukuki metni olacaktır. Halkımızın ise yeni bir anayasa talebi yoktur.

Darbeciler yargılansın

Tüm ulusal değerlerimize bu nedenle saldırılmakta, bayramlarımız yasaklanmakta, ortaçağ eğitim sitemi geri getirilmekte, milli kahramanlarımız ve Atatürk’ümüz karalanmaktadır.

Bunları görmeden sadece “ TSK’ya, adalete ve hukuk sistemine tuzak kurulmuştur “ demek yeterli değildir. Ya büyük resmi hiç göremediniz, ya da gördünüz ama arkasındaki güç nedeniyle söylemek istemiyorsunuz. Onun desteğini olarak mı AKP’ye alternatif olmak istiyorsunuz.

Bu köşenin yazarı genel seçimlerden önce Kemal Kılıçdaroğlu’na gitmiş, teğmenlere ve TSK’ya karşı kurulan tuzakları ve nedenlerini belgeleriyle anlatmış ama somut yanıt ve destek alamamıştır. Bunun nedenini başka yazılarımda açıklayacağım.

Hal böyle iken Kılıçdaroğlu seçimler öncesinde ve sonrasında “ Darbeciler yargılansın, irtica tehdidi yoktur, kimse bana yargıda ve poliste cemaat yapılanması vardır dedirtemez “ başlıkları ile özetlenebilecek açıklamalarda bulunmuştur.

Diğer taraftan Atatürk’ü katliamcı ilan eden Hüseyin Aygün’e sahip çıkılmış, ulusal duyarlılıkları olan insanlar partiden temizlenmeye çalışılmış, partinin kurucu ilkeleri olan 6 oka sahip çıkılmamış, cemaate şirin gözükmeye çalışılmış, Cumhuriyetimizin kırmızıçizgilerinden vazgeçilebileceği görüntüsü verilmiş, Libya tezkeresinde emperyalizme destek sağlanmış ve yürürlükteki 1982 Anayasa’sına göre bu meclisin yeni anayasa yapma yetkisi yok iken yani anayasa yapma çalışmaları içine katılarak anayasal suç işlenmiştir.

CHP’yi bir operasyon ile ele geçiren ve kendini YCHP olarak adlandıran yeni yönetim, bugüne kadar yaptığı icraatlar ile bölgemiz ve ülkemiz için kotarılmaya çalışılan emperyalist planları anlamış gibi gözükmemektedir. Fakat CHP tabanı onlardan farklı düşünmektedir.

Halkımıza anlatılması gereken büyük resimdir. Tuzaklar ise ana hedefe giderken yapılan taktik saldırılardır. Ayrıca, günaydın! Şimdiye kadar nerelerdeydiniz? Ülkemiz kan kaybediyor ve yurtsever insanlar zindanlarda çürüyor.

Saygılar sunarım.

İLK KURŞUN

Kaza(!) ..


Bir ülke hayal edin ki; Terörle mücadelesinde 30 yılda 40 binden fazla şehit vermiş ve hala da o ülkenin gündemini oluşturan en önemli konu terör. Ve aynı ülkeye bir başbakan hayal edin ki ülkesi kan gölüne dönmüş vaziyetteyken ülkesinde ki terör olaylarına savaş açıp kökünü kazıtmak varken, tek derdi Amerika istiyor diye 6 ay önce can ciğer olduğu Suriye’ye savaş açıp Selahaddin Eyyubi kabri başında Fatiha okuyup Emevi camisinde namaz kılmak, Myanmar’daki Müslüman kardeşlerine insanlık adına(!) yardım toplamak olsun.

Garip değil mi? Keşke gariplikler bunlarla bitse. Afyon’da askeri mühimmat deposunda patlama oluyor ve nasıl oluyorsa oluyor ateşe atsan patlama imkanı 0 yazıyla (sıfır) olan el bombası patlıyor ve 25 tane vatan evladı şehit olurken, açıklama yapması gereken MSB lığı yerine Orman(!) bakanı yapıyor. Peki bu ana babalar o evlatları orman bakanlığına mı teslim ettiler bu vatan için canlarını vermesi için, MSB lığına mı? Hadi onu geçtim, şehit olan ana kuzuları 25 hektar arazi mi, 25 tane can mı? Peki ya o bakanın yaptığı açıklama?

“Bakan Eroğlu: Bu tip patlamalar Hindistan, Pakistan’da da oluyor” buna ne demeli?

Allahtan böyle bakanlarımız var da Hindistan ve Pakistan’da böyle patlamalar olduğunu açıkladığı için 70 milyonun yüreğine su serpiyor.. Ama yarın öbür gün Hindistan ve Pakistan hükümetleri ortak bi açıklama yapıp: ” Biz bile böyle öküzleri bakan yapmıyoruz” derlerse Türkiye’ye bu utanç yeter de artar bile. Düşünün ki kendi kendine patlayan el bombası imal edip kendi kendimizi öldürdüğümüz bu ülkeye, bu adamlar bir de nükleer santral yapacaklar.
Sebep? Türkiye’nin yarısını bi seferde havaya uçurmak için herhalde..

Kısaca demem şu ki: Şehitlerine “Kelle” ve “birkaç Mehmet” diyenlerin olduğu ülkede, aynı ülkenin valisi çıkıp da:“Bu ülke kazanılırken çok şehit verdik, kaybedilirkende(!) verilecektir” diye açıklama yapıyorsa, söz değil, bu ülke BİTMİŞTİR. Ama bilin ki, değil 5 yıldızlı cami, 55 yıldızlı cami yaptırıp 555 senede namaz kılsanız, bu şehitlerin vebalini ödeyemeyeceksiniz. Son olarak,

-Efendim patlama? -Hindistan’da da oluyor
-Deprem? -Japonya’da da oluyor
-Kaza? -Amerika’da bile oluyor
-İstifa? -Ayıp oluyor!


Yorgo Angelopoulos
İLK KURŞUN

Declassified CIA document reveals US analytic errors before Iraq war


Analysts tended to focus on what was most important to us — the hunt for WMD — and less on what would be most important for a paranoid dictatorship to protect."

Declassified CIA document on its intelligence failures before the US war on Iraq

The American spy agency, CIA has declassified a document, admitting to “analytic liabilities” that resulted in false US intelligence estimates on Iraq’s non-existent weapons of mass destruction, leading to a major war.

The heavily-redacted 2006 review, declassified on Wednesday, shows that the case for war against Iraq rested on a number of falsehoods, all of which came from the US intelligence community’s failures in assessing Iraqi weapons programs in the lead-up to the Bush administration’s 2003 invasion.

The document highlights that such “analytic liabilities” kept US analysts from seeing the issue “through an Iraqi prism” and generated findings that helped justify the Iraq war.

Prior to the 2003 military occupation of Iraq, the US intelligence community had claimed that Iraqi dictator Saddam Hussein, backed by Washington throughout the 8-year war he waged against the Islamic Republic of Iran in the 1980’s, was hiding stockpiles of chemical and biological weapons.

"Given Iraq’s extensive history of deception and only small changes in outward behavior, analysts did not spend adequate time examining the premise that the Iraqis had undergone a change in their behavior, and that what Iraq was saying by the end of 1995 was, for the most part, accurate," the report reads in part.

The key findings of the declassified document are reportedly released nearly in full while the body of the report is filled with blackened codewords, sources and intelligence reports that are still kept classified, seven years after the Iraq Survey Group reported to the CIA director on the near total failure of the prewar assessments.

The assessment further states, "Analysts tended to focus on what was most important to us — the hunt for WMD — and less on what would be most important for a paranoid dictatorship to protect. Viewed through an Iraqi prism, their reputation, their security, their overall technological capabilities, and their status needed to be preserved.”

The document notes that the failure on Iraq’s non-existent weapons of mass destruction marks a complete fiasco for the US intelligence community.

Paul Pillar, who served as the CIA Middle East division chief in the run-up to the Iraq war, has noted that the document stops short of speaking about the pressure, the Bush administration exerted on US intelligence services to fabricate findings in an attempt to justify the invasion of Iraq. “The campaign to sell the war moved into high gear before the estimate was ever written,” writes Pillar in his Intelligence and US Foreign Policy: Iraq, 9/11, and Misguided Reform.

In 2003, just before the US military invasion of Iraq, top American officials, including then Secretary of State Colin Powell and CIA Director George Tenet, appeared before the UN Security Council and offered what they claimed to be specific intelligence accounts pointing to the Iraqi efforts to hide their arsenal of chemical and biological weapons.

MFB/MP/MA/KA/HN

Nuclear Weapons Made in America under German Air Force Command


Berlin has decided to drop plans to remove remaining American nuclear weapons from German soil, local media say. The bombs and the German aircraft that can deploy them will be instead upgraded.

The plans would go against the promises Foreign Minister Guido Westerwelle made in 2009, when the coalition government was being formed, the report in the Frankfurter Rundschau newspaper says. At the time he pledged to seek the removal of the nuclear stockpile from Germany.

Germany is one of the European NATO members hosting US nuclear weapons as part of the nuclear sharing agreement. It is thought to have between 10 and 20 B61 nuclear bombs stored at the Büchel Air Base. They are a fraction of some 200 American nuclear weapons that were deployed in the country in the Cold War era.

The bombs are meant to be dropped by German Panavia Tornado IDS fighter-bomber jets in case of war. The Bundeswehr is expected to spend around 250 million euro to keep the fleet in service until 2024, the report says.

The bombs themselves are currently undergoing a multibillion refurbishment program. Initially priced at $2 billion, the upgrade is expected to be closer to $6 billion, Spiegel reported online in May. The Pentagon wants to replace the four existing modifications of B61 with a single new one.

One of the key features of the new version is a new tail kit with controllable flaps, which would dramatically increase the bomb’s precision and options for use. Currently the bombs are meant to be parachuted from a speeding aircraft. The change would make the bomb a strategic weapon instead of a tactical one, some military experts say.

The German government gave up plans to get rid of the stockpile at the NATO summit in Chicago in May, the Berliner Zeitung newspaper reported.

Chancellor Angela Merkel and Westerwelle both assented to a joint declaration, which among other things stated that tactical nuclear weapons were a crucial component of the alliance’s capabilities and that the current deployment of the arsenal corresponds to NATO’s deterrence goals.

The move reportedly was taken under pressure from other NATO members concerned with Russia’s stockpile of tactical nuclear weapons and unwilling to give up their arsenals unilaterally.

Russian generals see the nuclear tactical weapons as part of deterrence against possible conventional attack. NATO currently has overwhelming conventional capabilities, while Russia has downsized its non-nuclear armed forces and sees them as a tool to address possible regional conflict rather than a defense against a full-scale war.

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: