Günlük arşivler: Eylül 10, 2012

İhanetle suçlanan Tuğgeneral konuştu


Emekli Tuğgeneral Haldun Solmaztürk, Başbakan eleştirel her görüşü ihanetle suçlamayı alışkanlık haline getirdi dedi.

Afyonkarahisar’daki mühimmat deposunda yaşanan patlamayla ilgili yaptığı açıklamalar nedeniyle, “ocağına ihanet etmekle” suçlanan emekli Tuğgeneral Haldun Solmaztürk’ten, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a yanıt geldi. Solmaztürk, “Başbakan eleştirel her görüşü ‘ihanetle’ suçlamayı alışkanlık haline getirdi. Eleştiriyi hoşgörüyle karşılama toleransı sıfır. Hayal dünyasında yaşıyor” dedi.

Başbakan Erdoğan, önceki gün yaptığı konuşmada, “Birisi bir emekli generali getiriyor. Açıklamalar yapıyor. Vatandaş da işin gerçeği bu zannediyor. Bazı emekli askerler geldikleri ocağa ihanet ediyor. Bu ahlaki ve vicdani değil” değerlendirmesinde bulundu.

‘Alışkanlık haline getirdi’

Başbakan’ın sözlerinin hedefinde yer alan Tuğgeneral Solmaztürk, konuyla ilgili olarak şu değerlendirmeyi yaptı: “Başbakan siyasi kararlarına aykırı veya eleştirel her görüşü ihanetle suçlamayı alışkanlık haline getirdi. Her türlü eleştiriyi hoşgörü ile karşılama toleransı sıfır. Herkesin kendisini alkışlamasını istiyor. Bu hiçbir siyasetçi için hoş değil. Başbakan için hiç hoş değil. Böyle devam ettiği sürece kendisine yakın insanların ona doğruları söyleme olanağı kalmıyor. Dolayısıyla herkes kendisine sadece onun hoşuna gidecek şeyleri söylüyor. Bu yüzden Sayın Başbakan bir hayal dünyasında yaşıyor. Gerçeklerden kopuk olarak yaşıyor. Ama bunu yaratan kendisidir. Yarattığı korku havası, çevresindekilerin ve en yakınlarının kendisine gerçekleri söylemesini engelliyor. Sayın Başbakan gerçeklerle yüzleşmeye hazır değil. Gerçeklerin ifade edilmesini kendisine hakaret olarak görüyor.”

‘25 senedir çözülemedi’

Solmaztürk, Afyonkarahisar’daki patlama sonrasında Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel’in bölgeye yaptığı inceleme ziyareti sırasında yaşanan “iletişim kazaları” ile ilgili olarak da şunları söyledi:

“Genelkurmay bunu hep yapıyor, yeni bir şey değil. Genelkurmay ilk basın toplantısını 1988 yılında yaptı. 25 sene geçti üzerinden. Genelkurmay, basın ve halkla ilişkilerini -halkla zaten ilişki yok da- istikrarlı, kontrollü, soğukkanlı, sağlam bir zemine oturtamadı. Artık dünya değişti. Şunu bunu suçlayarak bir yere varmak mümkün değil. Modern dünya bunları kaldırmıyor. Bugünün ihtiyaçlarına cevap vermiyor. Dolayısıyla ihtiyaçlara cevap verecek basınla ilişkiler, halkla ilişkiler altyapısının oluşturulması ve profesyonel destek alınması lazım. Bu konu, Harp Okulu’ndan mezun olmuş, kıt’alarda görev yapmış ve hasbel kader iletişim daire başkanı olmuş kişilerle çözülecek işler değil. Bu çok ciddi bir alan. ABD’de bu konuda bakanlık kuruldu. NATO ordularında da bu konu böyle. Basın ve halkla ilişkiler konusu TSK’nin 1988’den beri bir esasa bağlayamadığı alanlardan biri. Aslında kolayca çözülecek bir şeyi neden çözmediklerini de anlayamıyorum. Bakın dünyanın demokraside örnek aldığımız ülkelerinde; İngiltere, Hollanda, Almanya, bunların hepsinde oturmuş, kurumsallaşmış, uzmanlaşmış bir basınla ilişkiler teşkilatı – personeli vardır. Bu en demokrat ülkelerde yapılıyorsa bizde niye yapılmasın. Yorumsuz gerçekleri paylaşmak başka bir şey, siyasi yorumlar yapmak başka bir şey. Genelkurmay anladığım kadarıyla şundan korkuyor. Ben gerçek bilgiyi, yorumsuz paylaşmaya kalkarsam ve basınla yüz yüze gelirsem, siyasi konular da gelecektir. Bundan kaçınamam. Ancak bundan kaçınmak daha çok zarar getiriyor.

Erdoğan’ın 2014 planlaması..


Arslan Bey AKP’nin yerel seçimleri MHP desteğiyle öne almasındaki asıl sebebi bilebilmek için 2007 genel seçim ve 2009 yerel seçimleri üzerinde durmak gerekir.

AKP, 2007’de yapılan genel seçimlerinde yüzde 46,7 oranında oy almıştır.

* AKP 2 yıl sonra yapılan yerel seçimlerde ise YSK resmi sonuçlarına göre yüzde 40,11 oy almıştır. Yaklaşık yüzde 7 oranında bir düşüş söz konusudur.

* 2014’te Anayasa gereği hem yerel hem de cumhurbaşkanlığı seçimleri yapılacaktır.

* Erdoğan ise 4 .dönem milletvekilliğine aday olmayacağını peşinen ilan etmiş bulunmaktadır.

* Bu durumda Erdoğan Cumhurbaşkanlığna adaydır.

* Erdoğan 2014’te, Cumhurbaşkanlığı ve 2015’te yapılacak olan Milletvekili Genel Seçimlerini birleştirmek istiyor. Çünkü, Başbakanlığı döneminde hem AKP’nin başında olarak genel seçimleri yenileyip partisini yeniden iktidara taşımak ve cunhurbaşkanlığına öyle çıkmak ve bir 5 yıl daha rahat etmek amacında..

* Buradaki tek engel ise Anayasa gereği yerel seçimlerin de 2014’te yapılacak olmasıdır.

* Erdoğan, genel, yerel ve cumhurbaşkanlığı seçimleri birleştirilip milletin önüne üç sandık birden gelirse yerel seçimlerdeki, yaklaşık yüzde 7 oranındaki düşüşün genel seçimlere ve cumhurbaşkanlığı seçimlerine yansıyacağından endişe etmektedir. Kaldı ki mevcut cumhurbaşkanı Abdullah Gül, 28 Ağustos 2007’de göreve başlamıştır. Dolayısıyla 2014 Mart’ındaki yerel seçimin, 2014’ün Ağustos veya Temmuz ayına atılması mümkün değildir. Yani iki seçimi birleştirmek imkansızdır.

* Bu sebeple Erdoğan, yerel seçimleri diğer seçimlerden ayırıp, hem yerel seçimlerdeki düşüşün, arada kısa bir zaman olduğu için milletvekili ve cumhurbaşkanlığı seçimlerine yansımasından kurtulmuş olacak hem de cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimlerini birleştirerek partisini yeniden iktidara taşımış ve cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturmuş olacaktır. Hedefi budur.

* Bu durumda, yerel seçimlerinin öne alınmasına MHP tarafından destek verilmesi doğru değildir. Yerel seçimlerin zamanında yapılması muhalefet açısından daha uygundur. 2014 Mart’ında yapılacak olan yerel seçimler, Erdoğan’ın işini zorlaştıracaktır.

Altay Bozkurt

Hangi milleti temsil edecekler?

Türkiye’den Türk adını silmeye çalışanların,

“Ne mutlu Türk’üm diyene” sözünü ilkel bulup her yerden kaldırmaya kalkışanların,

Milleti koyun sanıp, İzmir’de, 9 Eylül’de, bayrağın göndere çekilmesini engellemeye yeltenenlerin,

Olimpiyat düzenleme gerekçelerini anlayamıyorum.

Hangi milleti temsil edecekler?

Hangi bayrağı sallayacaklar?

Ramazan Bayraktar

Tapalar neden el bombalarının üzerinde?

Afyon’daki patlama ile ilgili bir tespitimi dikkatinize sunmak isterim:

“Uzmanların” tümü el bombalarının, cephanelikte tapaları (buna da fünye gibi komik bir isim takmışlar) monte edilmemiş halde, yani bombaların ve tapalarının ayrı ayrı muhafaza edildiğini söylemekte. Zaten bunun böyle olması gerekir.

Peki patlama ile etrafa dağılan el bombalarının tapaları neden üzerlerinde durmaktadır? Televizyonda yakın planda gösterilen etrafa dağılmış el bombalarının neredeyse tümünün tapaları açıkça üzerlerinde görünüyor.

TV ve gazetelerde çıkan “uzman”ların hiçbiri buna dikkat çekmedi!

Bu tapaları monte edilmiş bombalar cephanelikte ne arıyordu? Kaza esnasında cephanelikte tapa montajı mı yapılmaktaydı? Öyle ise bunun amacı ne idi?

Ziya Bulun

Hep muhalefet edeceksin!

Sayın Bulut, Tayyip Erdoğan’ın her olaydan sonra muhalefeti veya başka kurumları eleştirmesi onun bilinçli stratejisidir. Hükümette olup bütün gücü elinde tutup halka muhalefette gibi gözükme stratejisidir. “Hep muhalefet edeceksin” denmiştir ona. PKK mı saldırdı? Al mikrofonu eline BDP’yi suçla… “PKK ile arana mesafe koy” de. Yargıya muhalefet et, yargıyı ele geçir.. Askere muhalefet et, orduyu ele geçir, mensuplarını zindanlara at. Şehit haberlerinde gazetecileri eleştir, içeri at, işten attır. Afyon’daki patlamayla ilgili emekli generalleri orduya ihanetle suçla! Dış politika hüsranlarında Esad’ı ve CHP’yi suçla! AKP, sanki hükümette değil muhalefette bulunuyor, hep eleştiriyor. Onlara bu fikri veren stratejist “hep mazlumu oynayın” demiş olmalı..

Erdin Karahasanoğlu

Tayyip Erdoğan’ın Belediye Başkanlığı Döneminde Yaptığı Yolsuzluklar


Tayyip Erdoğan’ın Belediye Başkanlığı Döneminde Yaptığı Yolsuzluklar

1. BILBOARD YOLSUZLUĞU…

İstanbul’un ana arterlerinde yer alan, büyük reklam ajanslarının gözdesi reklam panolarının kiralanması sırasında yapılan yolsuzluktur.

Recep Tayyip Erdoğan’ın en büyük taktiği, ihalelerin önce belediye şirketlerine (BİT’lere) verilmesi, oradan da kendi yandaşı kişi ya da firmalara aktarılmasıydı. Bilboard ihalesinde de aynı şeyi yaptı. Ulusal ve uluslararası reklam ajanslarının gözdesi ‘bilboard’lar (caddelere konulan büyük reklam panoları) önce belediye şirketi KÜLTÜR AŞ’ye kiralandı. Oradan da Nakşibendi tarikatı mensuplarının yönetimindeki İNTERPAN firmasına yıllık 30 milyar TL gibi komik bir fiyatla devredildi.

Bilboard ihalelerinde yolsuzluk yapıldığı gerekçesiyle temmuz 2002’de İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açıldı. Burada Recep Tayyip Erdoğan, Ali Müfit Gürtuna ve 25 belediye yöneticisi (bunlardan bir kısmı da AKP miletvekili adayı) yolsuzluk sanığı olarak yargılanıyorlar. Sanıklardan belediyenin zararı 100 milyon doları karşılamaları da isteniyor. İlk duruşma önümüzdeki günlerde yapılacak."

2. AĞAÇ YOLSUZLUĞU

İstanbul’a dikilen ağaçların alımından dikimine kadar yapılan ihalelerdeki yolsuzluklardır.

‘İki milyon ağaç’ kampanyası Tayyip’in en iddialı projelerinden biriydi. Ama her projesindeki gibi bunda da BİT’ler kullanılarak İstanbul halkı soyulmuştur. Ağaç alım, dikim ve bakım işleri önce belediye şirketi İSTAÇ’a verilmişti. İSTAÇ da bir başka belediye şirketi AĞAÇ AŞ’ye taşeron olarak devretmiş, AĞAÇ AŞ de siyasi yandaşları, kişi ve firmaları taşeron olarak kullanmıştı.

Türkiye’den ucuz fiyatla sağlanması mümkün olan ağaçlar İtalya’dan birkaç misli fiyatla ithal edilmiş, trilyonlarca liralık döviz kaybına yol açılmıştı. Ayrıca İstanbul’un iklim koşullarına uygun olmadığı biline biline binlerce ağaç ithal edilmiş, bu ağaçlar kuruyunca da Tayyip Erdoğan’ın emriyle gece yarıları yerinden söktürülmüştü.

Ağaç işleri ile ilgili yapılan soruşturmalar sonucunda ‘görevde yetkisini kötüye kullandığı’ tespit edildiyse de Recep Tayyip Erdoğan, beş yıllık zamanaşımı nedeniyle yargılanıp ceza almaktan kurtuldu."

3. PERSONEL TAŞIMA YOLSUZLUĞU

Belediye ve bağlı şirketlerinin personelinin işe gidiş gelişlerini sağlamak için yapılan personel servisi ihalelerindeki yolsuzluktur.

İstanbul Belediyesi ve bağlı kuruluşlarının personelinin taşınma işleri Tayyip’in yakın arkadaşı Albayraklar şirketine verilmişti. Burada da akıl almaz yolsuzluk olayları yaşanmıştı. Danışıklı dövüş şeklinde yapılan bu ihalelere birkaç akraba şirket, bazılarına da sadece Albayraklar davet edilmişti. Sahte araba ruhsatlarının düzenlendiği müfettiş raporları ve savcılık iddianamelerine konu olan bu ihaleler % 2-3 gibi komik tenzilatlarla Albayraklar firmasına verilmişti.

Tayyip Erdoğan bu yolsuzların önemli bölümünden yakasını beş yıllık zamanaşımı nedeniyle kurtardıysa da, 1998’de yapılan iki ihale nedeniyle İstanbul 7. Asliye Ceza Mahkemesi’nde "ihaleye fesat karıştırmak"tan yargılanıyor.

Hazır söz ALBAYRAKLAR’dan açılmışken, bu ilişkilere ışık tutmaya yarayacak, Cumhuriyet gazetesinde çıkan iki haberi de yorumsuz olarak sunalım.

ÖZELLEŞTİRMENİN GÖZDESİ ALBAYRAKLAR – I

Ecevit Kılıç – Cumhuriyet – 6.11.2003

Başbakan Recep Tayip Erdoğan’ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı döneminde aldığı ihalelerle adını duyuran Albayraklar, AKP’nin iktidara gelmesiyle de özelleştirmenin vazgeçilmez şirketi oldu. Sümerbank Ereğli Tekstil, Balıkesir SEKA ve Trabzon Limanı’nı alan Albayraklar Yönetim Kurulu BaşkanıMustafa ALbayrak ve kardeşlerinin de aralarında bulunduğu 11 kişi Büyükşehir Belediyesi’nden alınan ihalelere fesat karıştırmaktan mahkum oldu. Albayraklar’a da 1 yıl süre ile ihaleye girme yasağı getirildi. Ancak bu cezalar ertelendi.

Albayrak kardeşler, Mustafa Albayrak öncülüğünde 1980 yılında işe İstanbul’da minibüsçülük ve otobüsçülük yapmakla başladı. 1994 yılına dek yalnızca otobüsçülükle geçinen Albayraklar’ın işleri, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nı Recep Tayyip Erdoğan’ın kazanmasıyla açıldı. İlk önce belediyenin personel taşıma ihalesini alan Albayraklar’a daha sonra belediyenin çöp, inşaat ve metro ihaleleri de verilmeye başladı.

Temiz Şehir Operasyonu

Albayraklar’a verilen bu ihalelerdeki usulsüzlük iddiaları üzerine İçişleri Bakanlığı, mülkiye başmüfettişlerini görevlendirdi. Aylar süren incelemeler sonucu, bu ihalelerde usulsüzlük tespit eden müfettişlerin raporu üzerine İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Başsavcılığı soruşturma başlattı. İstanbul DGM, 2001 yılında Organize ve Mali Şube Müdürlüklerine Albayraklar’a yönelik operasyon talimatı verdi. Albayrak şirketinin Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Albayrak, Tayip Erdoğan’ın danışmanları ve şu anda AKP sıralarında Mecliste olan bazı milletvekilinin de aralarında bulunduğu yaklaşık 100 kişi gözaltına alındı.

Bu kişilerden Mustafa Albayrak, Alican Balcı ve Nuran Erdoğan 19 Eylül 2001 tarihinde “çete kurmak”, “zimmet” ve “dolandırıcılık” suçlarından tutuklandı. Soruşturma devam ederken DGM Yasası’nda değişiklik yapıldı. Yasa değişikliği ile “çete” davaları DGM kapsamından alınarak ağır ceza mahkemelerine verildi. Albayraklar dosyası da İstanbul 4. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderildi. Albayraklar soruşturmasını tamamlayan İstanbul Cumhuriyet Savcıları Erolcan Özkan, Rasim Işıkaltın ve Hüseyin Yıldız, Mustafa Albayrak, dönemin İSKİ Genel Müdürü Veysel Eroğlu ve Erdoğan’ın danışmanı Necmi Kadıoğlu’nun da aralarında bulunduğu 70 sanık hakkında “çete” “zimmet” ve “dolandırıcılık” suçlarından dava açtı.

Sanıkların 3 ile 75 yıl arasında değişen ağır hapis cezalarına çarptırılmasının istendiği iddianamede, Erdoğan’ı “geleceğin başbakanı” yapmak amacıyla çete oluşturulduğu ifade edildi. Organize olarak ihalelere fesat karıştırıldığı ve şartnamelerin Albayraklar’ın menfaatleri doğrultusunda hazırlandığı iddia edilen iddianamede, “Siyasal ve sosyal görüşten kaynaklanan bir amaçla, cürüm işlemek için devasa bir teşekkül oluşturuldu” denildi.

Daha sonra Yargıtay’ın Erdoğan ve Ali Müfit Gürtuna hakkındaki dosyayı yerel mahkemeye göndermesi üzerine belediyenin eski yeni başkanları hakkında da dava açıldı. Bu dava bir süre sonra Albayraklar davası ile birleştirildi.

Dosyanın İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderilmesinin hemen ardından yapılan ilk duruşmada tutuklu sanıklar tahliye edildi. Gıyabi tutuklu sanıkların ifadeleri alınmaya gerek duyulmadan tutukluluklarının kaldırılması ise dikkat çekici idi.

Bir süre sonra davada sanık olarak yargılanan Erdoğan’ın partisi iktidara geldi. AKP’nin iktidar olmasının hemen ardından yapılan duruşmada mahkeme kara verdi.

Ceza aldılar

Mahkeme heyeti, Mustafa Albayrak, kardeşleri Kazım ve Muzaffer Albayrak ile şirketin ihale bölümünde çalışan Hüseyin Yılmaz, Mehmet Sami Polat, Tamer Öztürk ve Osman Temur’un “ihaleye fesat karıştırmak” suçundan, Belediye’nin İhale Komisyonu’nda yer alan Basri Saygı, Mustafa Döner, Ömer Gaziler ve Beytullah Ateş’in de “görevi ihmal” suçundan 2 ay 27’şer gün hapis cezasına çarptırılmalarını kararlaştırdı. Daha sonra bu cezaları paraya çeviren mahkeme, sanıkların bir daha suç işlemeyeceklerine kanaat getirerek cezalarını erteledi.

Mahkeme Gürtuna’nın da aralarında bulunduğu 54 kişinin ise delil yetersizliğinden beraatına karar verdi. DGM’ce yapılan ve daha sonra yasa değişikliğiyle ağır ceza mahkemelerine gelen davaların hemen hepsi hâlâ sürüyor. Erdoğan ve Gürtuna’nın yargılandığı bu yolsuzluk davası ise jet hızı ile sonuçlandı.

Albayraklar davasında Erdoğan döneminde İstanbul Belediyesi’nde görev yapan ve daha sonra AKP sıralarında Meclis’e giren 6 milletvekilli de yargılanıyordu. Ancak dokunulmazlık kazanan Mustafa Açıkalın, Adem Baştürk, İdris Naim Şahin, Zülfü Demirbağ, Selami Uzun ve Mustafa Ilıcalı’nın dosyaları ayrıldı.

AKP iktidarı da onlara yaradı

3 Kasım seçimleri sonucunda AKP’nin iktidara gelmesiyle Albayraklar’ın yıldızı iyice yükseldi. Erdoğan’ın Büyükşehir Belediye Başkanlığı yaptığı dönemde Albayraklar’ın da adı artık daha büyük ihalelerle anılmaya başlandı.

Albayraklar’a Türkiye’nin en büyük işletmelerinden olan Sümer Holding’e ait Ereğli Tekstil, Balıkesir SEKA ve Trabzon limanı verildi.

SEKA’yı daire fiyatına aldılar

Özelleştirme kapsamına alınan Balıkesir SEKA yalnızca 1.1 milyon dolara Albayraklar’a satıldı. Fabrika ile birlikte ambardaki 4 trilyonluk yedek parça, her biri için ortalama 20 milyar değer biçilen 185 lojman, 2.8 trilyonluk enerji tribünü ve 47 iş makinesi de Albayraklar’a geçti. 1981 yılında 1 milyon 189 milyon dolara inşa edilen fabrikaya SEKA müfettişlerinin biçtikleri fiyat 51 milyon dolar.

Ucuza kapatılan liman

Albayraklar’ın özelleştirmeden aldığı üçüncü tesis ise Trabzon limanı oldu. İşletme hakkının 30 yıllığına özel sektöre devri için yapılan ihaleye 6 şirket katıldı. Elemeli turda 2 şirket elendi ve liman 21.3 milyar dolarla açık arttırmaya açıldı. 30 yıllık işletme hakkı 22 milyon 400 bin dolar Albayraklar’a verildi. Bu kararla 2002 yılında 2 trilyon 850 milyar kâr eden liman yıllık yaklaşık 1.1 trilyon liraya Albayraklar’ın oldu.

Albayraklar AŞ mahkeme kararlarına karşı SEKA’yı iade etmedi. Selüloz İş Sendikası Balıkesir Şube Başkanı İsmail Deniz, yargı karaları uyarınca fabrikanın SEKA’ya verilmesi gerektiğini söyledi.

4. ÇÖP YOLSUZLUĞU

Toplanan çöplerin döküm alanlarına götürülmesi için açılan ihalelerde yapılan yolsuzluktur.

İstanbul’un çöplerinin aktarma merkezlerinden döküm alanlarına götürülmesi işi de yine BİT’ler kullanılarak yandaş firma Albayraklar’a verilmişti. İstanbul Belediyesi bu işi önce belediye şirketi İSTAÇ’a ihale etmiş ve İSTAÇ da Albayraklar ortaklığı iki şirkette vermişti. 1996 çöp taşıma ihalesi Albayraklar’a ait Sistem İnşaat ile Günaydın Kardeşler’e 7 trilyon lira bedelle verilmişti. Aynı iş müfettiş denetimleri sırasında 2002 yılı için ihale edilmiş, Albayraklar’ın teklif vermediği bu ihale 6.67 trilyon TL’ye Ceynak firmasın işi almıştır. İstanbul’un çöp işi tüm enflasyon artışlarına rağmen 6 yıl sonra bile daha ucuz fiyata ihale edilmiştir."

5. AKBİL YOLSUZLUĞU

İstanbul’da ulaşımı kolaylaştırmak için uygulamaya koyulan elektronik entegre bilet sistemindeki yolsuzluktur.

AKBİL sisteminin kurulmasından, uygulamasına kadar her aşamasına yolsuzluk yapılmıştı. Türkiye için bir ilk olan "sanal ortamda hortumlama" da yine Tayyip Erdoğan dönemine rastlamaktadır. Elektronik ortamda verileri değiştirerek veya silerek trilyonlarca lira İstanbullu’nun cebinden hortumlanmıştı. Bir numaralı sanığın Recep Tayyip Erdoğan olduğu AKBİL davası halen Üsküdar 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam etmektedir."

6. İGDAŞ YOLSUZLUĞU

İstanbul’un doğal gaz dağıtım şirketi İGDAŞ’daki şebeke inşaatlarından sayaç okumaya ve reklam işleri ihalelerine kadar yapılan bir dizi yolsuzluktur.

İstanbul’un doğalgaz şebekelerini ve dağıtımını yapan DOĞALGAZ TEKELİ konumundaki belediye şirketi İGDAŞ Tayyip Erdoğan döneminde büyük yolsuzlukların merkezi oldu. Şebeke inşaatları fahiş fiyatlarla yandaş şirketlere verildi. El kitabı basımından hikaye ve boyama kitabı basımına, sayaç okumadan kolonyalı mendil alımına kadar kadar yapılan ihalelerde yolsuzluk yapıldı. Tayyip’in düzenlediği propoganda toplantılarının finansmanı İGDAŞ tarafından karşılandı. Tüm bu yolsuzlukların faturasını İstanbul halkı fahiş doğalgaz faturalarıyla ödedi. Bu konularda açılan dava halen Eyüp Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam ediyor."

7. KİPTAŞ YOLSUZLUĞU

İstanbul’un gecekondu sorununu çözmek üzere Mesken Gecekondu Müdürlüğü fonunda biriken paralar ile tahsis edilen arsaların KİPTAŞ isimli BİT’e verilmesi ve burada keyfi ihale ve uygulamalarla çarçur edilmesidir.

İstanbul’un gecekondu sorununa çömzüm getirmek amacıyla kurulan Mesken Gecekondu Müdürlüğü mülkiyetindeki arsalar ile fonlar belediye şirketi KİPTAŞ’ın emrine verildi. Bu şirket de yandaş şirketlere verdiği ihalelerle yapsatçılık yaptı.

Ayrıca bu şirketin kasası, yandaş belediyelere borç para veren banka kasası gibi kullanıldı. İstanbul belediyesi şirketi KİPTAŞ Adapazarı’nda arsalar aldı, bu arsaların bir kısmını oradaki FP’li belediye başkanları ve politikacılara sattı. Sermayesi İstanbul halkına ait olan bu şirket tam bir çiftlik gibi yönetilmekte, gecekondu sorununun çözümü için ayrılan arsalar ve paralar çarçur edilmektedir.

Yaptırdığı sosyal konut niteliğindeki binalar kalitesizlikten oturulamaz durumda olan KİPTAŞ, 200-300 dolara vilLa satan "yap-sat"çı durumuna geldi."

8. İSKİ’DEKİ YOLSUZLUKLAR

İSKİ altyapı inşaatları, araç kiralama, personel taşıma, personel kıyafet temini gibi ihalelerde yapılan yolsuzluklardır.

Recep Tayyip Erdoğan döneminde İSKİ de yolsuzluk ve usulsüzlüklerle yandaş kişi ve kuruluşları zengin etmek amacıyla kullanıldı. 119 ihaleden sadece 5’i gazete ilanıyla duyuruldu. 114 ihale yandaş şirketlerin davet edilmesiyle gizli olarak yapıldı. İstanbul’daki inşaat şirketleri yetmiyormuş gibi Gaziantep ve Kayseri gibi illerden yandaş şirketler ihalelerin yıldızı oldular. Araç kiralamadan personel servisine kadar birçok ihale, davet ve pazarlık gibi yöntemlerle gizli olarak yandaş firmalara verildi.

İSKİ’deki yolsuzluklar nedeniyle, bir yandan İstanbul 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılma devam ederken, bir yandan da İçişleri Bakanlığı Mülkiye Başmüfettişleri’nin incelemeleri devam ediyor."

9. METRO YOLSUZLUĞU

İstanbul Metrosu’nun elektro-mekanik ihalesinde yapılan yolsuzluklardır.

İstanbul Metrosu inşaatına Nurettin Sözen döneminde başlanmıştı. Kazı işleri devam ederken Tayyip Erdoğan, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığına seçildi.

Sözen, metronun elektro-mekanik ihalesini de yapmış ancak zarfların açılma işini yeni başkana bırakmıştı. Tayyip zarfları açtı ve fiyatları pahalı buldu, tekrar ihale düzenlendi. İhaleyi Siemens- Simko- Garanti-Koza konsorsiyumu kazandı, ancak Tayyip 7 ay sonra sudan sebeplerle bu ihaleyi de iptal etti. Bu olaya tepki gösteren Almanlar Tayyip Erdoğan’ın bu ihaleyi yakınlarına vermek için iptal ettiğini açık açık söylediler. İhale üçüncü kez yapıldı ve ihale Tayyip’in yakını Albayraklar’ın ortak olduğu konsorsiyuma kaldı.

Tayiip Erdoğan dönemi İstanbul Belediyesi bürokratlarının Metro ihalesindeki yolsuzlar nedeniyle İstanbul 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanmaları sürüyor. Tayyip’in de bu olayda "görevde yetkisini kötüye kullandığı" tespit edildiyse de, suç tarihi 23 Nisan 1999’dan önce olduğu için "Rahşan affı" olarak bilinen erteleme yasasından faydalanarak yargıdan yakasını kurtardı."

10. KİRALIK ARAÇ YOLSUZLUĞU

İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve BİT’lerde araç kiralama işlerinde yapılan yolsuzluklardır.

Tayyip Erdoğan, binek araçlarını kiralama yöntemiyle temin ederek yeni bir uygulama başlattı. Kiralamaların yandaş şirketlerden yapılabilmesi için her türlü tedbir alındı. Örneğin, İstanbul Belediyesi araba kiralama ilanını Milli Gazete’nin İzmir baskısına verdi, işi eski MSP’li Bakan Hasan Aksay’ın oğlu Mehmet Emin Aksay’ın Ankara firması aldı. Belediye İstanbul’da, ilan İzmir’de, işi alan firma Ankara’da !..

AyrıcaKiralamalarda fahiş fiyatlar uygulandı. Örneğin sıfır kilometre Renault Spring’în fiyatı 330 milyon TL iken, araba için bir yılık kiralama bedeli olarak peşin para 312 milyon TL kira bedeli ödendi !.. 18 milyon daha ödeseler araba belediyenin olacaktı !..

Tayyip Erdoğan bu konuda da yargıdan yakasını "Rahşan Affı" sayesinde kurtardı."

11. SİNEK İLACI YOLSUZLUĞU…

İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından karasinek ve sivrisinek ile mücadele için gerekli ilaç alımında yapılan yolsuzluklardır.

Recep Tayyip Erdoğan ve Ali Müfit Gürtuna haklarında İstanbul Belediyesi tarafından kara sinek, açık alan karasinek, sivrisinek ve biyolojik lavrasit ilaçlarının alımında tek ürüne ve tek firmaya yönelik ihale şartnamesi hazırlamak suretiyle ihaleye fesat karıştırıldığı gerekçesiyle İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açıldı"

12. ÇAMUR BARAJI YOLSUZLUĞU

Haliç’ten çıkarılan çamurun baraj sahasına taşınması sırasında yapılan yolsuzluklardır.

Haliç ıslah çalışmaları sırasında çamur naklşinin yapıldığı boruların döşenmesinde Bayındırlık Bakanlığı fiyatlarının 50 misli fiyat ödenmesi, bu ödemenin yanlışlıkla yapılamayacak kadar büyük olması nedeniyle İstanbul belediyesi ile yüklenici firma gizli pazarlıklar olduğu gerekçesiyle İstanbul Ağır Ceza dava açıldı."

http://www.facebook.com/note.php?note_id=124529904247895

E-BOOK : INVISIBLE /// LORENA MCCOURTNEY


She’s not your average crime fighter!

Ivy Malone has a curiosity that sometimes gets her into trouble, and it’s only aggravated by her discovery that she can easily escape the public eye. So when vandals romp through the local cemetery, she takes advantage of her newfound anonymity and its unforeseen advantages as she launches her own unofficial investigation.

Despite her oddball humor and unconventional snooping, Ivy soon becomes discouraged by her failure to turn up any solid clues. And after Ivy witnesses something ominous and unexplained, she can’t resist putting her investigative powers to work again. Even the authorities’ attempts to keep Ivy out of danger and her nosy neighbor’s match-making schemes can’t slow her down. But will the determination that fuels this persistent, quirky sleuth threaten her very safety?

"I laughed out loud. McCourtney’s charming mystery debuts a voice both enchanting and startling."-Colleen Coble, author of Without a Trace

"McCourtney’s skill at blending whimsy, quirks, and questions into a lead character makes Invisible a must read."-Lois Richer, author of Dangerous Sanctuary

"Invisible is a treat! Ivy Malone is a heroine with spunk and determination!"-Carol Cox, author of A Stitch in Time

From the Back Cover

She’s not your average crime fighter! Meet Ivy Malone, an inconspicuous older woman who has a mutant curiosity gene that often lands her in trouble. Unlike most women her age, she snoops and pries her gray-haired self into one hilarious escapade after another. So when vandals romp through the local cemetery, Ivy can’t help but put her snooping eyes to work as she launches her own unofficial investigation. Despite her unconventional sleuthing, Ivy soon becomes discouraged by her failure to turn up any solid clues. And after Ivy witnesses something ominous and unexplained, she can’t resist putting her investigative powers to work again. Even the authorities’ attempts to keep her out of danger and her nosy neighbor’s match-making schemes can’t slow Ivy down. But will the determination that fuels this persistent, spunky sleuth threaten her very safety? "I laughed out loud. McCourtney’s charming mystery debuts a voice both enchanting and startling."-Colleen Coble, author of Without a Trace "McCourtney’s skill at blending whimsy, quirks, and questions into a lead character makes Invisible a must read."-Lois Richer, author of Dangerous Sanctuary "Invisible is a treat! Ivy Malone is a heroine with spunk and determination!"-Carol Cox, author of A Stitch in Time

About the Author

Lorena McCourtney is the award-winning author of Whirlpool, Riptide, and Undertow (the Julesburg Mysteries) and dozens of other novels, including Searching for Stardust and By Invitation Only. Her best-selling work has drawn acclaim from both the Romance Writers of America and the American Library Association’s Booklist. She resides in Grants Pass, Oregon.

EMEKLİ HAVA PİLOTUNDAN BOEING TÜRÜ DENİZ BOTU


Retired Airline Pilot builds his ‘Dream-Boat’…

(It’s an old Boeing 707)

E-BOOK : Jessica Beck – A Donut Shop Mystery – Book 8: Powdered Peril


Ergenekon tanığı: İrticaya vurgu yapan afişleri Şener Eruygur hazırlatıyordu


Ergenekon davasında tanık sıfatıyla ifade veren Uzman Jandarma Çavuş Aykut Öztürk, kendilerine silsile yoluyla üst komutanları tarafından bazı afişlerin ulaştırıldığını, bu afişlerin irtica vurgusu yapan afişler olduğunu söyledi.

Ergenekon davasında tanık sıfatıyla ifade veren Uzman Jandarma Çavuş Aykut Öztürk, kendilerine silsile yoluyla üst komutanları tarafından bazı afişlerin ulaştırıldığını, bu afişlerin irtica vurgusu yapan afişler olduğunu söyledi. Öztürk, "Afişler Şener Eruygur tarafından hazırlatırılıyordu. Görülebilmesi için umuma açık yerlere astırılıyordu." dedi.

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen Ergenekon davasının 227’nci duruşmasında Mustafa Balyaby, Hasan Iğsız, Veli Küçük, Dursun Çiçek, İbrahim Şahin ve Tuncay Özkan’ın da aralarında bulunduğu 45 tutuklu sanık hazır bulundu. Mehmet Haberal, l İlker Başbuğ, Levent Ersöz, Hurşit Tolon ve Doğu Perinçek’in de aralarında bulunduğu 20 tutuklu sanık ise duruşmaya katılmadı.

Uzman Jandarma Çavuş Aykut Öztürk tanık olarak ifade vermek üzere duruşmaya katıldı. 2004 yerel seçimlerinden önce devriye komutanı olarak görev yaptığını anlatan Öztürk, komutanları tarafından kendilerine verilen afişleri, umuma açık yerlere ve askerlerin görebilecekleri yerlere astıklarını söyledi. Öztürk, üzerinde irticanın tehlikesinden bahsedilen ve 8 tane fotoğraf bulunan afişlerde "Çocuğunuzu böyle mi görmek istersiniz, yoksa böyle mi, kadınlarınızı böyle çağdaş ve demokrat mı görmek istersiniz, yoksa böyle kara çarşaflarla mı? Cumhuriyet hayatını mı, yoksa şeriat hayatını mı istiyorsunuz?" şeklinde mukayese içeren yazılar bulunduğunu söyledi. Öztürk, bu afişleri köy kahveleri, lokaller, dernekler, gazinolar ile er ve erbaşların görebilecekleri yerlere astıklarını belirtti.

Bu afişlerin, Jandarma Genel Komutanlığı tarafından hazırlandığını belirten Öztürk, afişlerin eski Jandarma Genel Komutanı Emekli Orgeneral Şener Eruygur’dan sinsile yoluyla en alttaki rütbeliye kadar ulaştırıldığını anlattı. Öztürk, bu afişleri görevli personelin astığını da sözlerine ekledi.

Savcı Pekgüzel, sanıklardan Şener Eruygur ve Hurşit Tolon’dan ele geçirilen CD’lerde Cumhuriyet Çalışma Grubunun (CÇG) çalışmaları olduğu belirtilen bazı Powerpoint sunumlar bulunduğunu söyledi. ‘CÇG takvimi ile CÇG teşkilat ve faaliyetleri’ başlıklı sunumları gösteren savcı Pekgüzel, "Bu çalışmalardan haberiniz var mıydı?" diye sordu. Tanık Öztürk ise takvimin karakollara geldiğini bildiğini belirterek, "Bunların CÇG çalışması olduğunu basında çıkan haberlerden öğrendim." cevabını verdi. Savcı Pekgüzel, "İfadenizde Atatürkçü Düşünce Derneği’nden (ADD) de bahsetmişsiniz. Derneğin genel başkanının Şener Eruygur olduğunu biliyor muydunuz?" diye sordu. Tanık Öztürk bu soruyu da "Evet biliyorduk. Hatta bu konuda bir de emir yayınlandı. Emirde, ‘Eğer bölüklerinize emekli Jandarma Genel Komutanı olarak gelirse karşılayın. ADD Genel Başkanı sıfatıyla gelirse karşılamayın.’ deniliyordu." şeklinde cevapladı.

Öztürk, bir arkadaşından farklı bir afişin daha bulunduğunu duyduğunu belirterek, "Bu afişlerde de ‘Adil, çağdaş ve demokratik bir yargılama mı istersiniz, yoksa kadı düzeninde mi yargılanmak istersiniz?’ ifadesi var. Kadı düzeninde yargılamalara ayağından asılmış kişilerle sarıklı hocaların fotoğrafları, adil yargılamalarla ilgili olarak da çağdaş adliye ve duruşma fotoğrafları var. Bu afişi de size ilerleyen günlerde getireceğim." ifadesini kullandı. Pekgüzel, duruşma sırasında gösterdiği sunumlarda tanığın bahsettiği afişi anlatan bir sunumu da göstererek, "Sizin bahsettiğiniz ikinci afiş bu mudur?" diye sordu. Tanık Öztürk ise aynı sunumdaki gibi bir afiş olduğunu söyledi.

İlker Başbuğ’un avukatı İlkay Sezer de CÇG’na ait olduğu iddia edilen afişlerde herhangi bir siyasi parti adının bulunup bulunmadığını sordu. Siyasi bir partinin isminin yazmadığını belirten tanık Öztürk, "Sadece afişlerde Atatürk’ün özdeyişleri vardı." diye cevap verdi. Emekli Albay Dursun Çiçek’in yazılı sorusu üzerine tanık Öztürk, İrtica İle Mücadele Eylem Planı konusunda bir bilgisi olmadığını, ilk kez basında yer alınca haberi olduğunu söyledi.

GENÇBİLİM

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: