Günlük arşivler: Eylül 17, 2012

“Müslümanların Masumiyeti” Müslümanların Öfkesine Neden Oldu


Amerika Birleşik Devletleri (ABD) başta olmak üzere tüm dünya açısından bir milat sayılan 11 Eylül 2001 saldırılarının 11. yıldönümünün gecesinde Libya’nın Bingazi kentinde bulunan Amerika Birleşik Devletleri Büyükelçiliği’ne düzenlenen saldırıda Büyükelçi Christopher Stevens ve 3 Amerikan diplomatik misyon görevlisi hayatını kaybetmiştir. Müslümanların Masumiyeti (Innocence of Muslims) isimli filmde İslam’a karşı son derece provokatif ifadeleri kullanılması sonucu çıkan gösterilerin alanı genişlemiş Mısır, İran, Irak, Fas, Sudan, Yemen, Lübnan, Fas gibi ülkelerde protestoların düzenlenmesine yol açmıştır. Düzenlenen protestolarda can kayıpları da yaşanmıştır. Protestoların yanı sıra, Malezya, Pakistan, Ürdün, Endonezya gibi ülkelerde Amerikan büyükelçiliklerinin güvenliği artırılmış ve alarma geçilmiştir. Benzer şekilde, kuzeyinde Hıristiyanların güneyinde ise Müslümanların yaşadığı 160 milyonluk bir ülke olan Nijerya’da da ABD Büyükelçiliği tarafından radikal kişiler tarafından ABD’lilerin ve Batılıların hedef alınabileceğine ilişkin açıklama yapılmıştır.[1]

Libya’nın ABD büyükelçiliğine yapılan saldırıyı, El Kaide Şeyh Ebu Yahya El Libi’nin öldürülmesinin intikamını almak için gerçekleştirildiklerini açıklamıştır. 11 Eylül olaylarını hatırlatmak için bu saldırının yıldönümünün seçilmesi mutlaka ki, bir tesadüften fazlasıdır. Müslüman ülkelerdeki Batılı ülkelerin büyükelçiliklerine saldırılar ise asıl olarak, 2005 yılında Danimarka’da Hz. Muhammed’in uygunsuz bir şekilde resmedilmesiyle yaşanan “karikatür krizi”ne benzer tahriklerin ve 11 Eylül sonrası tırmandırılan İslam düşmanlığının bölgedeki istikrarsız ortamla birleşerek ortaya çıkarttığı bir durumdur. Bir diğer deyişle, 11 Eylül’ün sonrası artan İslam karşıtlığı diğer kanatta da Batı medeniyetlerine karşıtlığı tetiklemekte ve dini duygular konusunda hassas Orta Doğu toplumlarının tepki olarak uçtaki düşüncelere meyletmesine ortam hazırlamaktadır. Kökten dinci akıma meyledilmesinin bir sebebi de mutlaka, Arap Baharın’ndaki rejim değişikliklerinden sonra ülke genelinde insanların yaşamında iyi yönlü bir gelişme olmaması ve yeni kurulan rejimlerden memnuniyetsizliktir. Bunların yanı sıra, bu sürecin patlama noktası olan söz konusun filmin kimler tarafından desteklendiğinin araştırılması da lazım gelmektedir.

Filmin Altyapısı ve Kadrosu

Video paylaşım sitesi YouTube’a Sam Bacile adıyla İsrailli bir Yahudi tarafında

n yüklendiği sanılan İslam’a karşı alayların ve hakaretlerin bulunduğu Müslümanların Masumiyet filminin detayları daha sonra ortaya çıkmıştır. İsrail’in bu isimle herhangi kayıt olmadığını açıklamasından sonra Sam Bacile isimli kişinin bir hayal ürünü olduğu ve filmin asıl yapımcısının Nakoula Basseley Nakoula isminde ABD’de yaşamakta olan Mısır doğumlu bir Kıpti olduğu anlaşılmıştır. Geçmişinde uyuşturucuyla ilgili ve mali konularda birçok sabıkanın bulunduğu Nakoula isimli şahsın, bir muhbir olması gibi iddialar gündeme gelmeye başlamıştır. Daily Beast internet sitesine konuşan Amerikalı bir güvenlik yetkilisi, uyuşturucu suçlarına rağmen Nakoula’nın hapiste çok kısa bir süre kalmasına ve dosyasının da hâlâ gizli tutulmasına dikkat çekerek, “Bir polis muhbiri gibi görünüyor” demiştir. Filmin üretiminde sadece aracı olduğunu öne süren Nakoula’nın, Ortadoğu’daki aşırı dincilerin finansman kanalları konusunda polise yardım ettiği öne sürülmektedir.[2] Yüzü kapatılan Nakoula’nın fotoğrafı ise daha sonra İngiliz Daily Mail gazetesi tarafından ifşa edilmiştir.

Söz konusu film en başta video paylaşım sitelerinden paylaşılmış daha sonra Mısır’da yayın yapmakta olan Al Nas isimli televizyon tarafından 8 Eylül tarihinde yayınlanması ve kınanmasıyla tepkileri iyiden iyiye üzerine çekmiştir. Müslümanların Masumiyeti filminin birkaç karesi görüldüğü zaman zaten herhangi bir sanatsal kaygı taşımadığı ve tek amacının provokasyon olduğunu anlamak için bir film eleştirmeni olmaya gerek yoktur. Bunun yanında, filmde oynayan oyuncular da kandırıldıklarını ve dublajla seslerinin değiştirildiğini belirtmiştir. Kuran yakma eylemiyle gündeme gelen ABD’li rahip Terry Jones’un bu filmin arkasında olan isimlerden biri olması, provokasyonun bir başka ayağını oluşturmaktadır.

Filmin finansal olarak kim tarafından desteklediğine bakıldığında da karşımıza Joseph Nassrallah Abdelmasih isimli bir kişinin 2005 yılında 30 bin dolarlık bir bütçeyle kurduğu “Media For Christ” isimli bir sivil toplum kuruluşu (STK) çıkmaktadır. Söz konusu STK’nın, topladığı bağışlarla vergi kayıtlarında 1 milyon dolarlık bir yapı haline geldiği görülmektedir.[3] Bağışçıların isimleri tam olarak belli olmasa da milyon dolarlık bir bütçenin oluşması da dikkat çekicidir.

Filmin prodüksiyon aşamasında elektrik şefi olarak çalışan Eric Moers, çekimi 15-16 gün süren filmin yüzde 90’ının Media For Christ stüdyolarında yapıldığını belirterek bir gün Santa Clarita’da bir film stüdyosunda ve bir günün de “Bacile” olarak bilinen kişinin evinde çekildiğini söylemiştir.[4] Söz konusu ev, ABD’nin Kaliforniya eyaletinde Los Cerritos isimli küçük bir şehirde bulunmaktadır.

Amerikan İç ve Dış Politikasında “Film Krizi”

Afganistan’da yaşanan sosyalist devrim sonrası ülkeye atanan Amerikan Büyükelçisi Adolph Dubs’ın 1979’da öldürülmesinden sonra ABD’nin 2001 yılında Afganistan işgalinin ve 2003 yılında Irak işgalinin yarattığı savaş durumunda bile yaşanmayan Amerikan büyükelçisinin öldürülmesi gibi bir hadisenin Libya’da yaşanması ülkedeki güvenlik zafiyetlerini de anlatmaktadır. Bunun yanında, Orta Doğu’ya ABD’nin demokrasi götürme projesinin şu anda önceki deneyimlerdeki gibi kaostan başka bir şey yaratmadığı görülmüştür. Bu durumun yaklaşılan seçimlerin propaganda bağlamında da önemli sonuçları olacaktır. Seçimlere yaklaşılan dönemde Cumhuriyetçi Parti adayı Mitt Romney ve Demokratların adayı Obama arasındaki yarış daha da çetin hale gelmektedir. Bu olay, seçim sürecinde şu ana kadar ekonomik konuların hep arkasında kalan dış politika konularını da artık seçim gündemine yerleşecektir. Bu saldırılar üzerinden, son anketlerde geride olan Romney de Obama üzerinde baskı kurma çalışmalarına devam edecektir.

Amerika’dan gelen açıklamalara bakıldığından, ABD Dışişleri Bakanı Hillary Rodham Clinton, “ABD yönetiminin bu filmle hiçbir bağlantısı yok. Bu filmdeki içeriği ve verdiği mesajı kesinlikle reddediyoruz”[5] diyerek filmi iğrenç olarak nitelemiştir. Bunun yanında, açıklama ile yetinmeyen ABD yönetimi, ABD , Libya ’ya 2 savaş gemisi ve 50 eğitimli deniz piyadesi göndermiştir. ABD’li yetkililere göre, Tomahawk füzeleri taşıyan USS Laboon gemisi Libya açıklarında konuşlandırılmıştır.[6] Söz konusu kuvvetlerin yollanmasının nedeni operasyonel herhangi bir hedef değil, Obama yönetiminin ABD içerisine kendilerine yönelik gelecek eleştirileri biraz olsun bertaraf etmek için aktif bir duruş sergileme gayretidir. Bu süreçte zaten ABD’nin Libya’ya direk müdahale edeceği yönünde bir görüntü izlemesi ihtimaller arasında değildir.

Amerika’nın yakından izlediği Suriye’de filmle ilgili çeşitli tepkiler dile getirilmiştir. Bunun yanında, uluslararası kamuoyunun dikkatinin siyasi ve toplumsal krizin devam ettiği Suriye’den, “film krizine” Suriyeli muhalifler açısından da şüphe doğurmuştur. Birçok Suriyeli muhalif, söz konusu ayaklanmaları Batılı ülkelerin Esad rejimi karşıtlarının desteklemeyeceğine ilişkin bir bahane olarak kullanılması noktasında şüphelenmektedir.[7] Bunun yanında isyancılar, bu filme verilen tepkinin neden Esad tarafından öldürülen siviller konusunda verilmediği hakkındaki soruyu dile getirmişlerdir. Son zamanlarda çatışmaların Esad’ın kuvvetlerinin üstünlüğüyle sonuçlanmasından dolayı, isyancılar telaşlı bir sürece girmiştir. Tüm bunlara rağmen, artık Esad’ın gidişinin kesinleştiği bilinmelidir ve artık sadece bir zamanlama probleminden başka bir şey değildir. Batı, sadece şu an için direk müdahaleye kendini hazır hissetmemektedir.

Olayların Sakinleştiricisi Olarak Türkiye

Bu yaşananlar konusunda Türkiye’nin tavrına bakıldığında ise bir “sakinleştirici” olarak hareket edildiği görülmektedir. Nitekim, Beyaz Saray Sözcüsü Jay Carney’in açıklamasına göre ABD Başkanı Barack Hussein Obama, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a kişisel bir mesaj göndererek meydana gelen şiddet olaylarına ilişkin bir açıklama yapmasını rica etmiştir.[8] Bunun üzerine, Ukrayna ziyareti sırasında Yalta’da bir açıklama yapan Erdoğan bir yandan film “düşmanca” bir hareket olarak nitelemiş diğer yandan da Müslümanlara provokasyonlara gelmemeleri için bir çağrıda bulunmuştur.

Müslümanların Amerika Birleşik Devletleri’ne öfkesinin arttığı bir zamanda Obama, burada Erdoğan’dan olaylara ilişkin açıklama yapmasını isteyerek bir Müslüman ülkenin başbakanının mesajının daha samimi olacağını ve daha iyi bir şekilde anlaşılacağını düşünmüştür. Şu anda Amerika’dan gelen açıklamalar bölge halklarından büyük antipati toplamaktadır. Sinirleri gergin Orta Doğu’daki olaylara ilişkin Türkiye tarafından yapılacak bir açıklamayla ortam az da olsa soğutulmak istenmektedir. Özellikle Arap Baharı’nda Kuzey Afrika ve Orta Doğu’ya “model” olarak sunulan Türkiye, olaya ABD’nin istediği şekilde müdahil olmuştur.

Değerlendirme

Müslümanların Masumiyeti isimli film, 2 haftalık bir süre içerisinde çekilmesine rağmen yarattığı sonuçlar uzun bir sürecin getirdikleri olarak algılanmalıdır. Protestolar, 11 Eylül’den sonra artan İslam düşmanlığı ve Kuzey Afrika ile Orta Doğu’da değişen rejimlerden sonra artan karmaşanın ortak bir sonucudur. Seçimlerin yapılacağı Kasım ayına yaklaştıkça, söz konusu filmin Mitt Romney’in sıkıca irtibatta olduğu Neo-Con ekibin Obama’nın oylarını aşağı çekmek adına tasarlandığı iddialarını da göz ardı etmemek gerekir.

Bölge açısından değerlendirildiğinde, film Orta Doğu’da Batı karşıtlığı yanı sıra başka dinler arası bir gerginliğe davetiye çıkartmaktadır. Örneğin, Nakoula’nın Kıpti olmamsı ve filmde oynayanların arasında Mısırlıların olması Mısır’da Hıristiyan nüfus ve Müslümanlar arasındaki gerginliği tırmandırması açısından dikkatle incelenmelidir. Filmden sonraki gelişmeler, ayrıca bölgede Batı ile karşı karşıya bulunan İran’a desteği artıracaktır. Böylece, domino etkisi gösteren Arap Baharı sürecinde Kuzey Afrika’nın Tunus ve Mısır’dan sonra devrilen taşı olan Libya’da hala taşların yerine tam olarak oturmadığı bir kez daha anlaşılmıştır.

Öte yanda, ABD’nin imajının bu kadar sarsıldığı günlerde Türkiye’nin ABD’nin yanında açıkça yer aldığını göstermesi ise Türkiye’nin son dönemlerde abartılarak sunulan Orta Doğu’daki yükselen imajını azaltmaktadır. Arap dünyasının bölgedeki liderlik için Amerikan güdümlü bir Türkiye’ye sıcak bakmamaktadır. Zaten, tarihsel olarak da incelendiğinde Arap dünyası içerisinde Arap olmayan Türkiye’nin kabul görmesi olası ihtimaller arasında değildir. Bu olaylarla, kökten dinci akımların artık Adalet ve Kalkınma Partisi modeli benimsenerek kurulan yeni yapılanmalarla arasında bir rekabete yol açacağını bu olaylar iyiden iyiye görünür kılmıştır. Son durumda, Libya’da NATO’ya hoşgeldin diyenlerin yerini, Fas’ta hepimiz Usame’yiz diyenler almıştır. Rejim değişiklikleri sonrası iktidara gelen ve bu konjonktürün devamı isteyen “Ilımlı İslamcılar” ve şu anki mevcut rejimden hala istediğini alamayan “koyu İslamcılar” arasındaki mücadele, ilerleyen günlerde artacağa benzemektedir.

[1] U.S. Embassy Attacks: Embassies Step Up Security After Libya Attack, http://www.huffingtonpost.com/2012/09/13/us-embassy-attacks_n_1880747.html, Erişim Tarihi: 13 Ocak 2012.

[2] Provokatör Muhbir Mi?, http://www.hurriyet.com.tr/planet/21477001.asp?top=1, http://www.hurriyet.com.tr/planet/21477001.asp?top=1, Erişim Tarihi: 16 Eylül 2012.

[3] Christian Charity, Ex-Con Linked To Film On Islam, http://articles.latimes.com/2012/sep/13/local/la-me-filmmaker-20120914, Erişim Tarihi: 15 Eylül 2012.

[4] Anger for Islam Ties Players Behind Prophet Film, http://abcnews.go.com/US/wireStory/anger-islam-ties-players-prophet-film-17240728#.UFRh-LIaO8A, Erişim Tarihi: 15 Eylül 2012.

[5] Clinton: O Filmin İçeriği ‘İğrenç’, http://www.ntvmsnbc.com/id/25381866/, Erişim Tarihi: 14 Eylül 2012.

[6] ABD’nin Tepkisi Askeri Çıkarma Oldu, http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&ArticleID=1100264&CategoryID=81, Erişim Tarihi: 15Eylül 2012.

[7] For Syrians, Frustration Over Outrage About Film, Not Assad’s Horrors, http://www.thedailybeast.com/articles/2012/09/15/for-syrians-frustration-over-outrage-about-film-not-assad-s-horrors.html, Erişim Tarihi: 16 Eylül 2012.

[8] Obama Asks Erdogan To Speak Against Arab World Violence, http://www.dailystar.com.lb/News/Middle-East/2012/Sep-14/187964-obama-asks-erdogan-to-speak-against-arab-world-violence.ashx#ixzz26X6xPQMa, Erişim Tarihi: 15 Eylül 2012.

http://www.turksam.org/tr/a2762.html

CIA Başkanından Sonra Şimdi de ABD Genelkurmay Başkanı Dempsey Ankara’da!


CIA Başkanı Orgeneral Petraeus daha 2 hafta önce Türkiye’de idi. Hatta bu ziyareti, 30-31 Ağustos 2012 tarihlerinde Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’nda Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun isteklerine Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) pozitif yaklaşmaması üzerine, Türkiye’ye “değer verildiğini” göstermek olarak değerlendirenler oldu. Petraeus’la neler konuşuldu bilmiyoruz; ama muhtemelen benzer şeyler ABD Genelkurmay Başkanı Martin Dempsey’le de masaya yatırılabilir.

Türkiye, Eylül 2012 ortalarında 3-4 gün arayla 2 önemli Amerikalıyı daha misafir ediyor. İlki dünya yıldızı ve BM Barış Elçisi Angelina Jolie idi. Jolie’nin ziyareti sığınmacılara neler kazandırdı bilinmiyor; ama basındaki resimlere bakılırsa, son günlerde dur durak bilmeyen şehit haberlerine rağmen, İçişleri Bakanı Şahin’e moral vermişe benziyor… Türkiye’yi ziyaret eden ikinci önemli Amerikalı ise Genelkurmay Başkanı Orgeneral Dempsey 16 Eylül 2012’de Ankara’da.

Orgeneral Dempsey, 1974 West Point mezunu. Amerikan çıkarları için pek çok yerde çatışmalara katılmış. Bunlardan biri da 2003-2004 döneminde Irak’ta Tümen Komutanı olarak. Daha sonra Irak’ın yeni silahlı kuvvetlerini yetiştirmek için eğitimcilik de yapmış. Yani İslamiyeti ve Orta Doğu’yu “bilmesi gerekenlerden” biri.

Dempsey Neden Ankara’da?

Dempsey’in Ankara ziyaretinin sebebi şöyle sıralanabilir:

Suriye Meselesi: Suriye’de Esad rejimi ile muhalefet arasındaki çatışma “Denge” halini aldı. Buna karşılık BM İnsan Hakları Komisyonu’na göre Ağustos 2012 içerisinde 100 bin olmak üzere, 250 bin civarında Suriyeli komşu ülkelere sığındı. Öte yandan Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun 30-31 Ağustos 2012’de BM Genel Kurulu’ndan “sığınmacılar için yardım” isteği kulak arkası edildi. Suriye tarafında “Tampon bölge” ve gene “Uçuşa yasak saha” tesisi istekleri de kabul görmedi.

14 Eylül 2012’de Şam’da Esad ile görüşen Arap İşbirliği Teşkilatı Suriye Özel Temsilcisi İbrahimi de, “ülkenin stratejik konumu, demografik zenginliği ve krizin tüm bölgeye etkisi bakımından en kısa zamanda çözüm bulmak için tüm tarafların çabalarını birleştirmeleri gerektiğine vurgu yaparak, çözümün sadece ve sadece Suriyelilerden geleceğine” vurgu yaptı.

Yani Suriye’de “Esad’la devam” konusunu ABD, AB ülkeleri ve hatta Arap ülkeleri de uygulanabilir “B Planı” gibi kabullenmeye başladılar. Ancak AKP hükümetinin Esad karşıtlığı hız kesmeden devam etmektedir. Zira daha birkaç gün önce Ukrayna’da Başbakan Erdoğan, doğrudan Esad’ı hedef alan bir konuşma yaptı.

ABD’li General Dempsey, Türkiye’nin yana yakıla istediği tampon bölge ve uçuşa yasak saha ilanına karşı çıkanların başında gelmektedir. Zira her ikisinin tesisinde de çatışma kaçınılmaz gibidir. ABD Başkan adaylarından ne Obama, ne de Cumhuriyetçi Romney Suriye konusunu ağızlarına almamaktadırlar. Libya’da ABD Büyükelçisinin öldürülmesiyle anlaşılan “Amerikan düşmanlığı”nı dikkate alan ABD’nin, Suriye’ye müdahale konusundaki tereddüdünü daha da yoğunlaştıracağı açıktır. Yani Suriye müdahalesi halının altına itilecektir. Üstelik Suriye’nin elindeki “kimyasal silah” tehdidi devam ederken…

İran Meselesi: Orgeneral Dempsey’in ziyaretinde ABD açısından en önemlisi İran olabilir. Zira son haftalarda İsrail’in ABD ile ya da ABD’siz İran’a hava harekâtı yapılacağı haberleri sıklaştı. İsrail’in İran’a olası harekâtı için kullanılabilecek en kısa ve güvenli hava koridoru Türkiye veya Türkiye-Suriye sınırı üzerinden olabilir. Suriye’yi kullanmaması, etkili Rus hava savunma füzelerinin mevcudiyetidir. Türkiye ise, daha birkaç gün önce “İsrail Mavi Marmara krizi sebebiyle özür dilemedikçe” İsrail’le “barışmayı” kabul etmemektedir.

Dempsey’in İran konusunda neler teklif edeceği bir süre sonra belli olacaktır.

PKK Terörü Meselesi: 2009’dan itibaren Türkiye-Irak-ABD arasında her ay “Terör Toplantıları” yapılıyordu. Aralık 2011’den itibaren “uzaklaştırılan” Irak, bu toplantılara katılmamaktadır. Türkiye, özellikle Suriye’nin kuzeyi-doğusunda PYD-PKK ağırlıklı bir “Kürt Özerkliği” konusunu gündeme getirebilir.

Daha önce istendiği halde verilmeyen ateş de edebilen insansız hava aracı “Predetor isteği tekrarlanabilir.

Diğer Muhtemel Meseleler: Kuşkusuz ki haftalar önce planlanan ABD Genelkurmay Başkanı Dempsey’in ziyaretinin ajandasını tam olarak tahmin edebilmek kolay değildir. Yukarıdaki ana konulara ilaveten şu hususlar da taraflarca masaya getirilebilir:

a. “Arap Baharı”nın yaşandığı, ya da “BOP” ülkelerinde ABD’nin “düzen koyuculuğuna” karşı oluşan tepkinin nasıl önlenebileceği. Bu konularda Türkiye’den istenebilecek yardımlar.

b. Irak’ta Sünni Lider ve Cumhurbaşkanı Yardımcısı Tarık el-Haşimi’nin idam cezasına çarptırılması üzerine giderek kızışan Sünni-Şii çatışmasının bölge istikrarına tehdidi. Bu bağlamda Şii toplumlar üzerindeki İran etkisinin nasıl azaltılabileceği.

c. NATO’nun geleceği, Afganistan’dan çekilme vb standart konular.

Sonuç

ABD Genelkurmay Başkanı Dempsey de, muhtemelen ABD Başkanı Obama ve Dışişleri Bakanı Clinton gibi, “Vermeden İsteyecek!”tir. Bakalım biz gene neler verecek, neler vaat edeceğiz?

Oysa ABD, istesek de bir şey vermiyor. Örneğin Irak kuzeyine kara harekatı gibi. Ya da silahlı insansız hava araçları gibi…

http://www.turksam.org/tr/a2761.html

Tarihsel Perspektif Işığında Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun Kerkük Ziyareti ve Yansı maları


Tarihsel Perspektif Inda Dileri Bakan Ahmet Davutolu’nun Kerkk Ziyareti ve Yans malar.pdf

Türkiye-Çin İlişkileri: Tek Taraflı Aşk mı?


TRKYE-N LKLER – TEK TARAFLI AK MI.pdf

Can Dündar’dan ‘Eee-devlet fazla oldun’ yazısı


Dündar, bugünkü köşesinde bir gazeteci arkadaşının başına gelenlerden yola çıkarak ODA TV davasını yazdı.

Can Dündar, "Büyük Birader" hikayesini köşesine taşıdı. "Hikayeye inanmamakta serbestsiniz" diyen Dündar’ın e-devlet hikayesi ise oldukça çarpıcı…

"Eee-devlet fazla oldun" başlıklı yazısıyla günün en çok konuşulan adamı olan Dündar, gazeteci arkadaşının başına gelenlerden yola çıkarak yazdığı yazısında ODA TV davasının komplo olduğunu ima ediyor.

İşte Dündar’ın o yazısı:

Dikkat! Bu yöntemle ingilizceyi ana diliniz gibi konuşabileceğiniz aklınıza gelir mi?
Konut kredisi almak hiç bu kadar kolay olmamıştı!

EEE-DEVLET FAZLA OLDUN

Bir gazeteci arkadaşım, yeni bir “e-devlet uygulaması”nı anlattı: Polisteki cemaat yapılanmasına dair bir kitap yazıyormuş. Konu hassas olduğu için içeriğinden kimseye söz etmiyormuş. Bir gün polisteki bir tanıdığı arayıp “Sakıncalı şeyler yazıyorsun” demiş.

DİKKATLİ OL SENİ ALACAKLAR

Dehşete kapılmış gazeteci… “Ne yazıyormuşum” diye sormuş. Telefondaki kitabı anlatmaya başlamış. “Ama… Nereden biliyorsunuz” diye kekelemiş bizimki… “İnternete bağlı olduğun sürece bilgisayarına girip yazdıklarını görebiliyorlar” diye izah etmiş arayan. Sonra da “Dikkatli ol, seni alacaklar” diye fısıldamış.

Gazeteci hemen pılı pırtıyı toplayıp yurtdışına çıkmış. Kitaba orada devam etmiş. Bir süre sonra aynı kişi yine aramış: “Ben sana sakıncalı şeyler yazıyorsun demedim mi?” Arkadaşım “Yok artık” demiş, ama karşısındakinin izahatı basitmiş: “Hala internete bağlı bir bilgisayardan yazıyorsun. Yurtiçi, yurtdışı ne fark eder?”

NE TÜR KORKULARLA YAZI YAZDIĞIMIZI HESAP EDİN

Bu “Büyük Birader” öyküsüne inanıp inanmamakta serbestsiniz, ama inanmıyorsanız bile, Türkiye’de hangi koşullarda, ne tür korkularla yazı yazıldığını varın hesap edin. Lafı, Oda TV davasına getireceğim: Orada da bilgisayarınıza yerleştirilen bir virüsün, sizi terörist ilan etmeye yeteceği kanıtlanıyor. Biliyorsunuz, iddianameye göre Oda TV, “Ergenekon örgütünün medya yapılanması”…

Bu iddiayla da hemen hepsi gazeteci olan 13 sanık, 1, 5 yıldır yargılanıyor. 8’i hala tutuklu… Suçlama, Oda TV’cilerin bilgisayarlarında bulunan “örgüt dokümanları”na dayanıyor. Bu dosyalarda “Örgüt üyelerine, Ergenekon davasını yıpratma talimatı veriliyor.” Sanıklar ise bunlardan hiç haberdar olmadıklarını söylüyor. Bu durumda mahkeme hemen, bu dijital verileri bilirkişiye yollamalıydı, yapmadı. Mahkeme yerine sanıklar 4 üniversiteye başvurdu. “Bu dosyalar, kaydı belirsiz sahte bir adresten virüs yoluyla bilgisayarlara gönderilmiş” diye raporlar geldi. Mahkeme, “Üniversite resmi bilirkişi sayılmaz” gerekçesiyle TÜBİTAK’ı görevlendirdi.

TÜBİTAK’TAN HARİKA FORMÜL

TÜBİTAK, “Virüs var” dese dava çökecekti. “Virüs yok” dese üniversitelerle ters düşecekti. 7 ay debelendikten sonra harika bir formül buldular: “Ne var, ne yok” dediler. Ama sanık avukatlarına göre, bunu derken bile, “Bilgisayarlarda uzaktan dosya yükleme özelliğine sahip zararlı yazılımlar tespit edildiğini”, “tutuklu gazetecilerin söz konusu dokümanları oluşturmadığını, değiştirmediğini, açıp okumadan sildiğini” belirttiler. Bunları söyleyen TÜBİTAK, “ancaaak… ” diye ekliyor:

“Bu dosyaların zararlı yazılımlar vasıtasıyla gelip gelmediğine dair kesin bir yargıya varılamamıştır.” Yani? Yani artık davaya konu dosyalar şaibelidir; delil sayılamaz. Gazeteciler suçsuzluğunu ispatlamayacaktır, mahkeme suçları varsa ispatlayacak; yoksa, dosyaları dışarıdan kimin yolladığını bulacaktır. Bulana kadar da sanıkları tahliye edecektir.

Geçen haftaki duruşmada rapora rağmen “Kuvvetli suç şüphesi devam ediyor” denilerek tahliye talepleri reddedildi. Yarın sabah yeni bir duruşma var. Gazeteciler bu gece sabaha kadar adliye önünde olacak. Bu kez meslektaşlarını alıp dönmek için…

(Not: Bir yazıyı daha telefon almadan bitirdik şükür… İnşallah önden okuyanlar beğenmiştir.)

Şahin Ateşoğlu : Kim Yaptı Bunları? Ergenekon mu? /// CC : @sahinatesoglu


Ulusal Post yazarı Şahin Ateşoğlu’ndan Menderes’in ölüm yıldönümünde çok konuşulacak bir yazı; İşte o yazı

Şahin Ateşoğlu

Yurtseverlerin Sesi Muhalif Sitemize destek için sayfamızı beğeniniz –

Emperyalizme tam anlamıyla teslim olduğumuz dönem hangisiydi?
Ne zaman terk edilmişti Atatürk ilkeleri?
Ne zaman halkın kendi dilinde ibadeti bile sorun haline gelmişti?
Ne zaman başlamıştı dinci sömürü?

Halkevleri, köy enstitüleri ne zaman kapatılmıştı?
Ne zaman peş peşe kapatılmaya, toplatılmaya başlanmıştı muhalif gazeteler?
Ne zaman gazeteciler tutuklanmaya, sansür olağanlaştırılmaya başlanmıştı?

Kim kapatmıştı kendisini eleştiren sendikaları?
CHP’ye karşı ”Vatan Cephesi”ni kurup, bu cepheye katılanların adlarını devlet radyosundan yayınlatarak kim bölmüştü bu halkı ikiye?
Kim fişlemişti yandaş olmayanları?

Kim emekli etmişti fikirlerini paylaşmayan, bürokrat ve hakimleri?
Daha sayayım mı?
Yoksa en önemli soruyu mu sorayım?

Kim hukuku hiçe sayıp, tahkikat komisyonu kurmuştu bu ülkede?
Kimin partisinin 15 milletvekili vardı bu komisyonda?

Kimin döneminde muhalefet ve basının faaliyetlerini izlemek üzere, iktidar kendi milletvekillerinden oluşan bir komisyonu cezalandırıcı yetkilerle donatmaya cüret etmiişti?

Kimler kendi kurdukları komisyonlarla muhalefet partisini kapatmak istemişti?
Kimler halkın seçtiği insanlara halkın meclisine girmeyi yasaklamıştı?

Kim verdi, İnönü’ye on iki oturum TBMM toplantılarına katılmama cezasını?

Bu baskılar, bu faşizm, bu demokrasi katliamı, bu gericilik kimin zamanında kimin iktidarında yapılmıştı?
Ulusalcılar mı yaptı bunları?

Ergenekoncular mı?

Kim yaptı?

Yoksa demokrasi abidesi ilan edilen Adnan Menderes ve onun Demokrat Parti’si mi?
Adnan Menderes’in Demokrat Partisi ve onun Türkiye’ye yaptıkları, bu ülke tarihinin en utanç verici, en karanlık sayfasıdır.
Demokrasiyi henüz bir bebekken boğazlamaya kalkmış bir zihniyetin özetidir…

Sonuç olarak; Tabii ki Adnan Menderes’in idam edilmesi kabul edilemez, ancak yukarıda anlattıklarımız da inkar edilemez!

https://twitter.com/sahinatesoglu

Ergenekon davasında savunma tanıkları dinleniyor


Ergenekon davasında savunma tanıklarının dinlenmesine devam ediliyor.

Ergenekon davasında savunma tanıklarının dinlenmesine devam ediliyor. 65’i tutuklu 274 sanıklı Ergenekon davasının sanıkları arasında eski Genelkurmay Başkanı Başbuğ, Mehmet Haberal, Mustafa Balbay ve Sinan Aygün de yer alıyor.

İstanbul 13.Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen Ergenekon davasının 231. duruşmasına Mustafa Balbay, Veli Küçük, İbrahim Şahin ve Tuncay Özkan’ın da aralarında bulunduğu 38 tutuklu sanık ile tutuksuz sanıklardan Mahir Akkar katıldı. Eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ, Mehmet Haberal, Levent Ersöz, Hurşit Tolon, Doğu Perinçek ve Danıştay saldırısının tetikçisi Alparslan Arslan’ın da aralarında bulunduğu 27 tutuklu sanık ise duruşmaya katılmadı.

Mahkeme Başkanı Hasan Hüseyin Özese, tutuklu sanıklardan emekli Tuğamiral Alaettin Sevim’in talebi üzerine, emekli Albay Salih Taşdelen’in savunma tanığı olarak dinleneceğini açıkladı. Taşdelen, Alaettin Sevim 2007-2009 yılları arasında Genelkurmay İstahbarat Daire Başkanı olarak görev yaparken kendisinin de, Sevim’im emrinde 2. Şube Müdürü olarak çalıştığını söyledi.

Albay Dursun Çiçek’i tanıdığını ancak merhabası bile olmadığını belirten Taşdelen, Çiçek’e ait olduğu iddia edilen İrtica İle Mücadele Eylem Planı isimli belgeyi de ilk kez basından duyduğunu belirtti. Karargahta bu ve buna benzer çalışmalara tanık olmadığını anlatan Taşdelen, böyle bir çalışma yapıldığına dair bilgisi olmadığını savundu.

Kasım ayında Amerika ile yapılan anlaşma gereği, istihbarat paylaşımıyla ilgili birimde (Amerikan Savunma İşbirliği Ofisi) ikiz görev ile görevlendirildiğini anlatan Taşdelen, asli görevli olduğu dairede ise sadece 2 – 2,5 ay kadar kaldığını kaydetti. Gerçek zamanlı istihbarat paylaşımıyla ilgili görev yaptığı bu birimde de de Sevim ile çalıştıklarını belirten Taşdelen, Sevim’in zamanının büyük bir bölümünü burada geçirdiği bilgisini verdi.

Önce Başkan Özese, ardından da savcı Mehmet Ali Pekgüzel, sanık Sevim’in hazırladığı veya son kullanıcı olarak isminin geçtiği iddia edilen ‘Kitleşim’ ve ‘Proje’ isimli belgeleri duyup duymadığını sordu. Bu belgeleri hiç duymadığını belirten Taşdelen, "Biz istihbarat işlerininin yürütülmesini yapıyorduk. Yoğun çalışıyorduk. Bu tür şeylere zaman ayıracak vakti yoktu" dedi.

Daha sonra da sanık Alaetttin Sevim tanık Taşdelen’e bazı sorular yöneltti. Görevi süresince en fazla zaman geçirdiği şube müdürü olduğu için Taşdelen’i tanık olarak çağırdığını belirten Sevim, Taşdelen’in istihbarat konusunda Avrasya bölgesinden sorumlu olduğunu anlattı.

Sanık Sevim, Ekim 2007 Dağlıca baskınından sonra, Kasım ayında Başbakan ve beraberindeki heyetin ABD ile görüşmeler yaptığını söyledi. Bu görüşmelerde politikalar belirlendiğini, istihbarat paylaşımının yapıldığını belirten Sevim, kendilerinin protokollere hiç katılmadıkları bilgisini aktardı.

İNternet Andıcı dava dosyası sanıklarının fotoğrafları gösterilen ve tanıdıklarını söylemesi istenen Taldelen, gerçek zamanlı istihbaratla ilgili ABD ile paylaşım yaparken, yurt dışına ait istihbarat konusundaki görüntülerin dışarıya sızdığını belirtti. Taşdelen bu konuda dava sanıklarından dönemin Genelkumay Adli Müşaviri Hıfzı Çubuklu’ya bir rapor sunduğu bilgisini verdi. GENÇBİLİM

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: