Günlük arşivler: Eylül 22, 2012

Money As A Weapon System-Afghanistan (MAAWS-A)


Money As A Weapon System-Afghanistan (MAAWS-A).pdf

Mahkemeler Hükümetin Emrinde


CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, ’’Balyoz Planı’’ davasında verilen karara ilişkin, ’’Silivri yargılamaları artık tarihe mal olan yargılamalardır.

Orada adalet beklemek söz konusu değil, mahkemeler siyasal mahkemelerdir, özel mahkemelerdir, özel görevli mahkemelerdir, siyasi otoritenin emrinde olan mahkemelerdir. Oralarda adalet olmaz” dedi.

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, çeşitli temaslarda bulunmak üzere Gaziantep’e geldi. Partililer tarafından Gaziantep Havalimanı’nda karşılanan Kılıçdaroğlu, havalimanı çıkışında gazetecilerin sorularını cevapladı.

Bir gazetecinin, ”Balyoz Davası’nda 21 ay sonra karar çıktı, o kararı nasıl değerlendiriyorsunuz-” şeklindeki sorusu üzerine, Kılıçdaroğlu, şunları kaydetti:

”Silivri yargılamaları artık tarihe mal olan yargılamalardır. Orada adalet beklemek söz konusu değil, mahkemeler siyasal mahkemelerdir, özel mahkemelerdir. Özel görevli mahkemelerdir. Siyasi otoritenin emrinde olan mahkemelerdir. Oralarda adalet olmaz. Delillerin değerlendirilmediği, bilirkişi raporlarının gözardı edildiği yargılama sürecinde adalet beklemek doğru değildir. Onlar siyasi mahkemelerdir, dolayısıyla kararlarının da siyasi olduğunu düşünmemiz gerekiyor. Adaletin olmadığı yerde, siz hukukun üstünlüğünden söz edemezsiniz. Dolayısıyla Silivri yargılamaları, adaletin dağıtıldığı, kamu vicdanının tatmin olduğu mahkemeler değildir. Vicdanın, siyasi otoritenin eline verildiği mahkemelerdir, o mahkemeler, dolayısıyla buralarda adalet söz konusu değildir.”

Zorunlu eğitimi 12 yıla çıkaran ve kamuoyunda 4+4+4 olarak bilinen kanunun iptali istemiyle açılan davanın reddiyle ilgili de konuşan Kılıçdaroğlu, 4+4+4 ile ilgili Anayasa Mahkemesi’nin gerekçeli kararını görmeleri gerektiğini, o kararı görmeden yorum yapmanın doğru olmadığını düşündüğünü ifade etti.

Kılıçdaroğlu, bölgede bulunduğu süre içerisinde sivil toplum kuruluşlarını ziyaret edeceğini, fırsat bulursa da halkla beraber olmaya özen göstereceğini dile getirdi. Bir gazetecinin konuya ilişkin sorusu üzerine Kılıçdaroğlu, programlarında çadır kent ziyaretlerinin görünmediğini kaydetti.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, ”Ulusal Kurtuluş Savaşı’nı hiçbir ayrım yapmaksızın verdik. Büyük mücadeleler sonucu bu ülkede bağımsızlığı, özgürlüğü getirdik. Hiç kimse altın tabak içerisinde Türkiye Cumhuriyeti’ni bize sunmadı” dedi.

Kılıçdaroğlu, geldiği Gaziantep’te Kurtuluş Savaşı’nda ”Antep Savunması”nın sembol isimlerinden Karayılan’ın mezarını ziyaret etti.

Şehreküstü Semti’ndeki Şeyh Fethullah Camisi’nin avlusundaki Karayılan’ın mezarı başında dua eden Kılıçdaroğlu, Karayılan’ın aşiretinden olan, Gaziantep Kuvayı Milliye Derneği Başkanı Mehmet Demir Atmalı’dan bilgi aldı. Atmalı, Kılıçdaroğlu’na ”Tarih, Kültür ve Folklor ile Atmalı Aşireti” adlı bir kitap da hediye etti.

Kılıçdaroğlu, daha sonra yaptığı konuşmada, ”Antep Savunması” kahramanlarından Karayılan ve arkadaşlarının verdiği mücadeleye değindi.

”Eğer bugün çocuklarımız okullarına gidebiliyorsa, eğer bugün bizde demokrasi, kör topal da olsa yürüyorsa Molla Mehmet dediğimiz Karayılan’ın, arkadaşlarının verdiği mücadelelerin sonucudur” diyen Kılıçdaroğlu, Karayılan ve arkadaşları gibi kahramanların mücadelelerini anmanın, kavgalarını anlatmanın yetmeyeceğini, onları anmak, onlara saygı duymak da gerektiğini vurguladı.

Kılıçdaroğlu, Gazianteplilerin bu kahramanlara saygı duyduğunu, bu konuda bir araya geldiğini ve kitaplar yazdığını belirterek, Karayılan’ı çocukluğundan beri bildiğini, onun destanını ve öykülerini de dinlediğini aktardı.

Karayılan’ın mezarına ilk kez geldiğini ve ilk kez dua ettiğini anlatan Kılıçdaroğlu, şunları kaydetti:

”Onun ailesine elbette saygılarımızı sunacağız. Sizler, Mustafa Kemal ve arkadaşlarının verdiği mücadelenin hangi koşullarda verildiğini çok iyi biliyorsunuz, çünkü o aileden geliyorsunuz. Bugün bu isimsiz kahramanlar unutulmak isteniyor. Eğer kurtuluş törenlerinde kendi ulusal giysisiyle yürüyüş yapmak isteyen bir vatandaşı, bir siyasal iktidar engellemek istiyorsa, o biraz da korkusundandır. Neden engellemek ister. Bu insanlar, o mücadeleye bağlı insandır. O mücadelenin genç kuşaklar tarafından da bilinmesini istiyorlar.”

Gaziantep’in hangi koşullarda kurtulduğunu, bu konuda nasıl mücadele verildiğinin çocuklara anlatılması, çocukların tarihi bilerek köklerinin ne olduğu öğrenmesi gerektiğini ifade eden Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:

”Tarihi olmayan devlet olmaz, tarihi olmayan ülke, millet olmaz. Biz tarihin derinliklerinden gelen köklü bir ulusuz. Ulusal Kurtuluş Savaşı’nı hiçbir ayrım yapmaksızın verdik. Büyük mücadeleler sonucu, bu ülkede bağımsızlığı, özgürlüğü getirdik. Hiç kimse altın tabak içerisinde Türkiye Cumhuriyeti’ni bize sunmadı. Bu ülkenin her karış toprağında Karayılan gibi kahramanların kanları ve canları vardır. Onları şükranla, minnetle, rahmetle anmak da hepimizin ortak görevidir. O görevimin bir parçasını yapmak için bugün buradayım. Onun huzurunda olmaktan da son derece memnunum.”

Karayılan’ın mezarının bulunduğu caminin bahçesinde bir süre vatandaşlarla da görüşen Kılıçdaroğlu, buradakilerin sorun ve taleplerini dinledikten sonra konaklayacağı otele geçti.

Ahmet Takan : Sakarya’dan Silivri’ye…


Ahmet Takan – Yeniçağ –

Dosya Tasnifi

Harbiye-Divan-ı Harp
DOSYA No: 70
Harbiye Nezareti
Adliye-i Askeriye Dairesi

PADİŞAH BUYRUĞU

Mehmet Vahidüddin

“Kuvayı Milliye adı altında çıkardıkları fitne ve fesatla, anayasaya aykırı olarak halktan zorla para toplamak, asker almak, bunun aksine hareket edenlere işkence ve eziyet ederek şehirleri yakıp yıkmaya kalkışmak suretiyle iç güvenliği bozanların tertipçisi oldukları iddiasıyla haklarında dava açılan, Üçüncü Ordu Müfettişliğinden alınarak askerlik mesleğinden çıkartılmış bulunan Selanikli Mustafa Kemal Efendi, Eski yirmi yedinci fırka kumandanı miralaylıktan emekli İstanbullu Kara Vasıf Bey, Eski yirminci kolordu kumandanı Mirliva Salacaklı Fuat Paşa ile Eski Vaşington elçisi ve Ankara milletvekili Midillili Alfred Rüstem ve sıhhiye eski müdürü İstanbullu Doktor Adnan Bey ile Üniversite Batı Edebiyatı eski öğretmeni Halide Edip Hanımın, ayrıntıları 11 Mayıs 1336 (1920) tarihli ve 20 numaralı karar tutanağında yazılı olduğu üzre, Mülkiye Ceza Kanunu’nun kırk beşinci maddesinin birinci fıkrası delaletiyle elli beşinci maddesinin dördüncü fıkrası ve elli altıncı maddesi uyarınca, sahip oldukları askeri ve mülki rütbe ve nişanlarla, her türlü resmi unvanlarının kaldırılmasına ve idamlarına, halen firarda bulunmaları dolayısıyla kanun hükümleri gereğince mallarının haczedilerek, usulüne göre idare ettirilmesine dair İstanbul bir numaralı sıkıyönetim mahkemesi tarafından gıyaben verilen hüküm ve karar, ele geçirildiklerinde tekrar yargılanmak üzere tasdik edilmiştir.”

Bu Padişah Buyruğu’nu yürütmeye Harbiye Nazırı görevlidir.

24 Mayıs 1336 (1920)

Sadrazam ve Harbiye Nazırı Vekili
DAMAT FERİD

Belki biraz garipseyeceksiniz; Balyoz davasında alınan kararı görünce “bu Kurtuluş savaşını da kazandık” dedim.

Mustafa Kemal, Kurtuluş savaşında unvanları sökülmüş askerdi.

Bir de Kurtuluş savaşını kazandığımız Sakarya’yı tekrar hatırlayın. Subay kaybını en çok verdiğimiz cephe. Metehan’ın şerefli büyük ordusunun subaylarının mangalar halinde erleri ile birlikte göğüs göğüse çarpıştığı o mübarek topraklar. Evet!.. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin tarihinde Sakarya en çok subay kaybı verdiğimiz yerlerden biri olarak geçer ama o Sakarya aynı zamanda Kurtuluş savaşının kazanıldığı yerdir.

Arif olan anladı bile!..

Gelelim bugüne..

Amerikan Genelkurmay Başkanı Türk Silahlı Kuvvetleri’nden istediklerini kopartamayınca arkasına baka baka gitti ya!.. Akılları sıra askerimize bir acı fatura daha kestiler. Sinyalci Tayyip Erdoğan da Yargıtay safhasına işaret ediyor. Bu işaretin ardındaki mesaj, yalnızca hüküm giyenlere değil, ABD ’ye karşı direnen Türk Silahlı Kuvvetlerinin tüm muvazzaflarına;

“Yargıtay’dan dönebilir ammaaa…”

Akıl fukaraları bir şeyi ya hiç bilmiyorlar ya da bilmezden geliyorlar. Metehan’ın ordusunda emir-komuta sistemi son iki kişiye kadar devam eder. Savaş ise en son nefer ölene kadar bitmez.

Emekli orgeneral ve MHP milletvekili Engin Alan’ın karardan bir gün önce Devlet Bahçeli’ye gönderdiği mesajı bir kez daha hatırlayalım:

“Sakın bir siyasi, genel af, bizi kullanarak bir af teklifiyle karşı karşıya gelirseniz böyle bir şeyi kabul etmeyin. Biz aslanlar gibi yatar çıkarız. Vatan sağ olsun.”

Oslo’yu Balyoz’la örtmeye çalışanlar veya örteceklerini zannedenlere şamar niteliğindeki bu sözleri biraz daha açayım.

Farklı bir pencereden düşünün!..

İsterseniz, İktidar, terör örgütü ile değil de Kürdistan İşçi Partisi (PKK) ile görüşüyor diyelim.

Niye?

Çünkü artık PKK legal!..

Eee!.. Öcalan da tutuklu değil mi?..

Kürdistan İşçi Partisi’nin lideri ne diyor?

“Benimle savaşanları içeri tıkın. Sonra onları da beni de serbest bırakın” ..

Oslo’yu Balyoz’la örtemeyeceklerinin net mesajını Engin Alan o kadar güzel vermiş ki… Aynı gün mahkeme heyetine emekli orgeneral Çetin Doğan da “alacağınız karar hakkınızda hayırlı olsun” demişti.

Rövanşı alacaklarını zannedenler çok ama çok yanılıyorlar.

Padişah buyruğu… Sakarya… Silivri…

Sakarya’dan sonra Silivri’de de çok subay kaybettik!..

O zaman!

Tarih kitaplarının sayfalarını tekrar karıştırın. Kurtuluş savaşını kimin kazandığına iyice bakın…

SİLİVRİ TİYATROSU’NDA SON PERDE, REZALET


“Rezaletin son perdesi” çok kullanılan bir deyimdir.

SİLİVRİ Mahkemeleri’nde süren davaların hukukla ilgisi olmadığı ve YARGILAMA YAPILIYORMUŞ GİBİ görüntü verilmeye çalışıldığı için yapılan işi TİYATRO ‘ya benzetmek kamuoyunda kabul görmüştü.

İşte o tiyatroda 22 Eylül günü oyununun son perdesi sergilendi.

Tek kelime ile REZALETTİ.

Ne oyunun senaryosunu yazanlar, ne oynanmasını emredenler, ne oyunu yönetenler ne de oynayanlar tek olumlu not alamadılar.

Bir gün önce sanıkları ve yakınlarını gece yarısına kadar bekleten mahkeme heyeti, saat 1410′da duruşmayı başlattıktan 10 dakika sonra kısa bir ara vereceğini açıklayarak salondakileri şaşkınlıkları ile baş başa bıraktı.

Oturma olanağı bile bulamayan ve adeta üst üste duran insanlara, saatlerce bunaltıcı salonda tutma cezası uyguladıktan sonra 17 20′de (üç saat kısa aradan sora) tekrar teşrif ettiler (şereflendirdiler!).

Sayın Heyet, AKP’li büyüklerinden örnek almış olacaklar ki, girişlerinden önce, salondan gelecek saldırılara karşı kendilerini korumak üzere önlerine iki sıra kalkanlı jandarma askeri dizdirdiler.

Heyet içeri girince sanıklar bu duruma büyük tepki gösterdi ve başkan Ömer Diken askerleri yana çekmek zorunda kaldı.

Kararın ayakta dinlenmesi duyurusuna tüm salon katılırken savcı oturmaya devam edince sanıklar yine itiraz ettiler. Savcı da basenini ağır ağır kaldırarak kurala uydu.

Karar büyük bir sessizlik içinde dinlendi.

Sessizliği bozan sadece birkaç tutuklu yakınının baygınlık geçirmesi oldu.
Kararın okunmasının bitimiyle bütün izleyiciler, heyeti ve kararını YUHALADI.

Sayın heyet arkasına bakamadan dışarı çıktı, kaçtı da denebilir.

Karar çok önceden belli olduğu için çoğunluk şaşırmadı.
Bütün subaylar; güzel bir tiyatro izliyormuşçasına keyifli, gülümser halde, karar lehlerine imişçesine mutlu görüntüler verdiler.
İzleyen yakınlarına ve biz meslektaşlarına morallerinin ve güçlerinin yerinde olduğunu vurgulamak için elleriyle zafer işaretleri yaptılar, yumruklarını sıktılar havaya.

Aileler elbette umutla gelmişlerdi.

Eşini, babasını, arkadaşını alıp evine götürme hazırlığı yapanlar vardı.
Hayal kırıklığı ile göz yaşlarını tutamayanlar oldu ama çoğu bu insancıl tepkiyi bile dışarıya taşıyacak sabrı da gösterdi.

Tutuklular etkilenmesin diye.

Oysa onlar kaya gibi, çelik gibiydiler. Sanki dağlarda teröristlerle mücadele içindeydiler. Cesaret ve huzur doluydular.
İlk günkü gibi dimdiktiler.
Eğilmediler, bükülmediler.

Mahkemenin de, kararının da siyasi olacağı ilk günden son güne belli idi.

Yargılama usullerini alt üst ettiler.
Sanıkların lehine olan kanıtları ya hiç dosyaya koymadılar, ya da uzun süre sonra koydular.
Davanın seyrini değiştirecek tanıkları dinlemediler.
Sanıkları da lehlerine konuşan tanıkları da duvar gibi dinlediler.
Sahteliği iki bine yakın kez kanıtlanan ve çürütülen sahte dijital verileri ESAS KANIT diye kullanmaktan sıkılmadılar, vazgeçmediler.

Sanık avukatlarını defalarca salondan çıkardılar.
Son beş ayda duruşmaları ve son savunmaları AVUKATSIZ yürüttüler.

Sahtelikleri aydınlatacağı kesin olan bilirkişileri dinlemediler, raporlarını kabul etmediler.
Böyle bir mahkemenin verdiği karar ne kadar hukuka uygun, adil, bağımsız ve tarafsız olabilirdi ki?

Olamazdı.
Olmadı da.

Kararı verenlerin bile yaptıklarından memnun olduklarını sanmıyorum.

Kararı verdirenler, davayı açtıranlar, kurum içinden hainlikle bilgi ve belge sızdıranlar, bu belelerden yararlanarak sahte kanıtlar üretenler, insanların masumiyet karinesine aldırmadan kamuoyunu yalan yanlış bilgilendirenler mutlu olmuştur herhalde.

Kutlarım zaferlerini.

Onlar da topu topu kaç kişidir ki? Kasımpaşalı deyişi ile gramları ne eder ki?

Kararın esas bölümü ise ayrı bir komedidir.

Ülkeyi 30 yıldır kana bulayan, bölünme aşamasına getiren terör örgütü başı ile ona karşı hayatını ortaya koyanlar aynı cezaya mahkum edilmiştir.

Ağırlaştırılmış müebbet.

Sayın Heyet, “darbeyi elde olmayan sebeplerle gerçekleştiremedikleri” için cezaları 20,18 ve 16 yıl olarak gruplandırmıştır.

İyi ki askerlerin kulakları ağrımış da yataklarından kalkamamışlar, iyi ki son zamlardan dolayı tanklar yakıtsız kalmış da sokağa çıkamamış.

Yoksa hepsi ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkum olmuştu.

Ucuz kurtuldular.

Bundan sonrakiler de aklını başına toplar artık.

Yargılamada bir bölüm bitmiştir.

Yeni bölüm bugün başlamıştır.

Temyiz ve yüksek yargı safhası ile Türk yargısının beyin ölümünün gerçekleşip gerçekleşmediği denenecektir.

22 Eylül’de Türk ulusuna ve Türk yargısına indirilen darbe, eğer yargıçlar varsa, YARGITAY‘dan dönecektir.

O güne kadar masum insanların ve yakınlarının çektiği eziyetler ve sıkıntıların hesabını da elbette birileri verecektir.

Belki o gün, belki ertesi gün.

Karar, TSK görüntüsü altında Türk ulusuna, Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceğine ve bekasına vurulan bir balyoz darbesidir.

Ulusun birliği ve ülkenin bölünmezliği artık çok daha büyük risk altındadır.

Çünkü GÜÇLÜ ORDU yok edilmektedir.

Kararda, herkes kadar yargılanma aşamasındaki meslektaşlarını, mensuplarını peşinen suçlu kabul ederek emekli eden TSK Komuta Kademesi’nin de payı olduğunu söylemek bilmem yanlış olur mu?

Karar; alanlara, aldıranlara, payı olanlara ve mutlu olanlara hayırlı olsun…

Naci BEŞTEPE

İLK KURŞUN

Nilgün Doğan: Bizi yıkamayacaklar /// CC : @vardiyabizde @BalyozGercekler @rodrikdani


Kararın açıklanmasının ardından izleyiciler kararı karşılıklı alkışlarla protesto ettileri. İzleyiciler ve sanıklar İstiklal Marşı’nı okudu. İzleyiciler gözyaşlarına boğuldu. Engin Alan’ın eşi ağlayarak duruşma salonunu terk etti.

NİLGÜN DOĞAN’DAN MAHKEME HEYETİNE TEŞEKKÜR

Kararın ardından bir açıklama yapan Çetin Doğan’ın eşi Nilgün Doğan, “Elimde bugün eşlerimize verilen gerekçeli karar var. Bu gerekçeli karar bana göre, sadece Türkiye’de değil dünyada hukuk tarihine bir kara leke gibi düşecek. Bizim eşlerimiz müebbet hapis cezasını hakedecek ne yaptılar? Senelerce dağda taşta, eşlerini, çocuklarını ihmal ederek en zor görevleri hiç yüksünmeden küçücük maaşlarla yaptılar. Biz onların yarısı kadar sıkıntı çektik. Asker eşleri ve çocukları yarı asker sayılır. Gerçekten yıkılmadık bu karardan. Çünkü böyle bir komik karar özel yetkili mahkemelere yakışırdı. Bizi mahçup etmediler. Onun için mahkeme heyetine teşekkür ediyorum. Ama unutmasınlar, şunu bilsinler ki, hukuk herkese lazım. Yarın bütün dengeler değişir. Yarın başka yerlere gelirsek ne olacak? Onu düşünsünler. Bakın karşıya, bir sürü mahkeme salonları yapıyorlar toplu yargılama yapabilmek için. Birgün oraya kendilerinin düşmeme garantisi var mı?

Silivri’de, bu karanlık köşelerde ömür çürütüyorlar. Onlar bu ülkenin en iyi yetiştirilmiş, en düzgün insanları. Türkiye’yi dünyanın gözünde ne duruma düşürdüklerinin farkındalar mı? Bu karardan sonra herkesin ailelerinden yakınlarından aynı duaları alacaklar. Eğer bu gece bu kararı verenler başlarını rahat şekilde yastığa koyacaklarsa, onlara bir kez daha tebrikler. Eşim ve silah arkadaşları haklarını helal etseler de, biz hakkımızı helal etmiyoruz. ” dedi.

BİZİ YIKAMAYACAKLAR

Nilgün Doğan, “Şunu da söyleyeyim, asker eşi olarak bizi hiçbir şekilde yıkamazlar yıkamadılar. Eşlerimizi de yıkamayacaklar. Onların bedenlerini hapsettiler ama, Atatürk’e, bu ülkeye, özgürlüğe ve aydınlığa ait olan düşüncelerini ve fikirlerini asla hapsedemeyecekler” şeklinde konuştu.

ulusalkanal

“Türk Ordusu’na değil Türk Ulusu’na ve Türk yargısına balyoz indirilmiştir.” /// @vardiyabizde @BalyozGercekler @rodrikdani


BALYOZ DAVASI KARARI İLE İLGİLİ VARDİYA BİZDE PLATFORMU GRUBU’NUN AÇIKLAMASI

21 EYLÜL 2012’de, Türk Hukuk ve Siyasi tarihine kara bir leke sürülmüştür.

BALYOZ uydurma isimli dava kararı ile Türk Ordusu’na değil Türk Ulusu’na ve Türk yargısına balyoz indirilmiştir.

Hukuken hiçbir geçerliliği olmayan, sahteliği 2 bine yakın kez kanıtlanmış dijital verilere dayanarak verilen karar hukukun değil siyasetin sonucudur.

Bütün sanıkların ve avukatlarının ısrarlarına karşın davanın en önemli tanıkları dinlenmemiş, sanıklar lehine olan kanıtlar görmezden gelinmiş ve işleme konmamış, sahtelikleri çürütecek bilirkişilerin ifadesine başvurulmamış, ulusal ve uluslar arası bireysel ve kurumsal raporlar kabul edilmemiş veya yok sayılmış, avukatsız duruşmalarla dava sürdürülmüştür.

Bu koşullarda karar veren mahkemeyi de kararını da; yasal, adil, bağımsız ve tarafsız kabul etmemiz olanaksızdır.

Bu mahkemenin verdiği karar Türk Askeri için göğsünde onurla taşıyacağı yeni bir madalya; biz aileleri, yakınları ve yurtsever halkımız için de gurur vesilesi olmuştur.

MAGOSA zindanlarını, MALTA duvarlarını yaşamış Türk aydın ve yurtseveri için SİLİVRİ ESİR KAMPI da hafif kalacaktır.

GÜÇLÜ ORDU’su olmayan ülkelerin güçlü olma olanağı yoktur.

Türk ordusunun iyi yetişmiş, bilgili, birikimli ve deneyimli kadrolarını uydurma davalarla tutuklayan, mahkum eden irade; Türk Ulusunun geleceğini, birliğini ve yeniden şekillendirilen dünya içinde bölünmesi ve parçalanması tehlikelerini görmezden gelmekte ve hatta destek olmaktadır.

Davadan çıkan en önemli sonuç budur.

Türk ulusunun ve Türkiye Cumhuriyeti’nin bekası ile oynanmaktadır.

Bu karar ile her şey bitmiş değildir.

Yasal mücadelemiz yılmadan sürecektir.

İnanıyoruz ki, YARGITAY özel yetkili ve görevli bir mahkeme değildir. Yargıtay’da hala yasalara ve vicdanına bağlı yargıçlarımız vardır.

Esastan da usulden de baştan sona hatalarla dolu kovuşturma safhası ve kararı Yüksek Türk Yargı organlarınca yok sayılacak ve siyasete alet olan yargı mensuplarını utandıracaktır.

Türk Silahlı Kuvvetleri; her koşulda, vatan ve ulus sevgisi ile yoğrulmuş son bireyi kalıncaya kadar GÜÇLÜ ORDU- GÜÇLÜ TÜRKİYE inancını sürdürecek bu uğurda maddi manevi tüm varlığını ortaya koyacaktır.

VARDİYA BİZDE PLATFORMU ANKARA GRUBU olarak Ordusunu yalnız bırakmayan ve ona inanan yüce Türk Ulusu’na saygılarımızı sunuyoruz.

VARDİYA BİZDE PLATFORMU ANKARA GRUBU

BALYOZ DAVASI KARARLARI İZMİR’DE BİNLERCE KİŞİ TARAFINDAN PROTESTO EDİLDİ


Balyoz kararlarını protesto etmek için İzmir Alsancak- Tansaş önünde toplanan 2000 kişilik yurtsever kitle, 5 km yürüyerek AKP İzmir il binasına kadar geldiler. AKP önündeki barikatlarda İP Genel Başkan Yrd. ve İzmir il başkanının yaptığı açıklama ile eylem sona erdi. Yürüyüş boyunca binlerce yurtsever eşliğinde Harbiye Marşı, İzmir Marşı, Onuncu yıl marşını söylendi. “Kahrolsun AKP diktatörlüğü”, “Hükümet istifa” “Balyoz yalanı Amerikan planı” sloganlarını attı.l. Kordondaki Konak Ordu evi önün de ise yapılan konuşmalar sırasında “Necdet özel İstifa” ,”İzmir Uyuma Askerine sahip çık” sloganı sık sık atıldı. Yüzlerce Emekli subayın katıldığı yürüyüşte kadınların ağlayarak haykırdığı görüldü. Kitlenin heyecanı çevre den izleyenlerin de yürüyüşe katılmasını sağladı. Yürüyüş boyunca Silivri-Hasdal da yatan tutuklularının resimleri taşındı.

Yürüyüşe İşçi partisi, Tabip odası, Eğitim-İş, ADD örgütleri, DSP, HEPAR, CKD örgütleri katıldılar. Yürüyüş kolu Konak ordu evi önünde kitle örgütleri ve parti temsilcilerinin konuşması ile soluk aldı. Burada Tabip odası Başkanı Dr. Suat Kaptaner “Biz bu kararları biliyoruz, Taif’te Mithat paşayı da bu kararlarla boğdular, Namık kemalleri zindanlara attılar. Mustafa Kemal’in boynuna idam fermanı takmaya çalıştılar. Ama tarih göstermiştir ki bu kararlar bize vız gelir vız, o duvar o duvarlarınız da bize vız gelecektir. Yepyeni bir dünya doğuyor” dedi. ADD adına genel merkezin hazırladığı bildiriyi ADD Urla Şube Başkanı Ali Yanar okudu, Yanar şunları kaydetti:

“Bu kararlar ihanet belgesidir”. Bu davanın tüm sanıkları bizim onurumuzdur, bu yargı Türkiye cumhuriyetinin yargısı değil, iktidarın yargısıdır. Yargıçlar kendilerine verilen görevleri yerine getirmiştir”

İŞÇİ PARTİSİ: İşçi partisi genel Başkan Yardımcısı ve İzmir İl başkanı Tugay Şen yaptığı konuşmada şöyle dedi: Atatürk’ün köşkünde oturan iki sayfa 9 maddeyi imzalayanları kollarından tutacağız, Silivri’ye tıkacağız. Devrimin yargısı bunu yapacak

SİZ İKTİDARDA KALDIĞINIZDA ONLAR MAHKUM KALACAK MI SANIYORSUNUZ?

Şen konuşmasını şöyle sürdürdü: İktidarınız çöküyor, siz iktidarda kaldığınızda onlar mahkum kalacak mı sanıyorsunuz? Telaş içindesiniz. Türkiye’nin en güçlü ihtiyacı Güçlü Ordudur. Çetin Doğan komutanımız çok doğru söylüyor, aldığımız en yüksek madalyadır diyor.Biz de Tayyip Erdoğan’a geçmiş olsun diyoruz.Yıkılacaksınız, yurtseverler çıkacak hainler oraya girecek”

Emekli subay Eşleri Derneği Başkanı Nevin Yenilmez de” Onların hapiste olmalarına üzülmüyoruz, ordumuzu karalayan propaganda bizi üzüyor, kazanacağız. Buna inanıyoruz” dedi. DSP, HEPAR parti temsilcilerinin de yaptıkları konuşmaların ardından yürüyüş kitlesi barikatların önünde AKP il binasına gelerek sloganlarını haykırdılar.

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: