Günlük arşivler: Eylül 24, 2012

MİT ajanları Suriye’de mi?


İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a, Suriye’de herhangi bir MİT mensubu ya da mensuplarının yakalanıp yakalanmadığını sordu.

Özgündüz, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın yanıtlaması istemiyle TBMM Başkanlığı’na verdiği soru önergesinde, “Suriye hükümeti tarafından ülkemizin Birleşmiş Milletlere şikayet edilerek Suriye’deki terör eylemlerine destek verdiği ve Suriye içinde birçok sivil insanında ölümüne neden olan terör eylemcilerini ülkemiz sınırından Suriye topraklarına sokulduğu iddia edilmiştir. Yine bir kısım Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) görevlisinin Suriye aleyhine faaliyet gösterirken Suriye güvenlik güçlerince yakalandığı ve bunların Türkiye’de bulunan ve hükümetiniz tarafından askeri eğitim ve silah da dahil her türlü desteği aldığı uluslararası basın yayın organlarında defalarca belirtilen, bizzat internet sitelerinde ana üslerinin Türkiye olduğu yazılan Özgür Suriye Ordusu denilen örgüt üyeleriyle takasının planlandığı iddia edilmektedir” dedi.

“İddia edildiği gibi, Suriye’de herhangi bir MİT mensubu ya da mensupları yakalanmış mıdır?” diyen Özgündüz, “Bahsi geçen iddialar doğru ise bu MİT görevlileri hangi amaçla kimin emriyle ve ne zaman Suriye’ye girmişleridir? Özgür Suriye Ordusu denilen örgüt üyeleriyle Suriye’de yakalandığı iddia edilen MİT görevlilerinin, takas edilmelerine ilişkin Suriye Hükümetiyle herhangi bir görüşme yapılmakta mıdır? Konuyla ilgili hükümetiniz adına herhangi bir açıklama yapılması düşünülmekte midir?” sorularını yöneltti.

abna.ir

Kamu Vicdanı’nı Kanatmayan Yargıç


2010 yılı Aralık ayında başlayan Balyoz davası tahmin ettiğim gibi sonuçlandı.

Bu kararın, birkaç rövanşist dışında, kamu vicdanını tatmin ettiğini düşünmüyorum.

Başından beri savunma haklarının kısıtlandığı, bu nedenle adil yargılanma hakkının çiğnendiği bir süreç sonunda bir hüküm verildi.

Yargılama, sav ve savunmanın yargılama usul hukuku düzeni içinde çatıştırılarak hukuki sonuçların çıkarıldığı bir çalışmadır.

Bu nedenle sav ve savunmanın yargıç gözünde ve indinde eşit olması gerekirken, savunmayı olabildiğince kısıtlayan, dışlayan bir yargılama yapılmışsa orada ne adalet tecelli eder, ne de verilen karar tarafları etmediği gibi kamu vicdanını da tatmin eder.

Kamu vicdanını tatmin etmeyen bir hüküm, inanıyorum ki, ne kadar şartlanmış olursa olsun, ne kadara yandaş olursa olsun, o hükmü veren hakimi de rahatsız edecektir.

Zira; “temiz bir vicdan kadar yumuşak bir yastık yoktur” diye bir Fransız atasözü vardır.

Eğer bir yargıç veya yargıçlar heyeti vicdan rahatlığı içinde bir karar veriyorsa, sanıklarla arasına barikat kurdurmaz, daha hükmü açıklamadan “bu nihai karar değil temyizi de var” demez ve eğer diyorsa o karara kendisi de inanmıyor demektir.

Böyle bir ortamda kararın verildiği günkü TV programlarını izlemeye çalıştım. Rövanş alma duygusu içinde olanlar bile yargılama aşamasında “bazı delillerin toplanmadığını, bazı usul uygulaması olumsuzluklarının yapıldığını” dile getirdiler. Hatta daha ileri gidip verilen cezaların çok ağır olduğunu bile söyleyenler oldu.

Uygar bir ülkede, bir delil grubu içinde bir tanesi bile “düzmece”, “kurmaca” ise o delillerin hepsi artık sahih olmaktan çıkar.

Verilen karar, kararı savunmaya çalışanlar tarafından bile eksikliklerle, hukuksuzluklarla dolu olduğu yönünde eleştiriliyorsa, o karar kimseyi tatmin etmemiş demektir.

Bu ve Silivri Mahkemelerinden çıkacak diğer böyle kamu vicdanını rahatsız edecek kararlar, ileri de hem de çok uzun olmayan bir süreçte, bir genel af beklentisi yaratacaktır.

Zira bu özel yetkili Mahkemelerden verilen kararlara karşı kamuoyunda bir inançsızlık söz konusu olacak, kamu vicdanı kanamaya başlayacaktır.

Eğer bir Mahkemenin tutum ve davranışları, tüm yargılama sürecinde ve gerekse kararı verdiği andan itibaren, bu ülkenin ciddi hukukçuları tarafından tartışılır hale geliyorsa, burada ciddi bir sorun var demektir.

Bütün bunların temelinde yatan hem cumhuriyetten ve cumhuriyeti kuran kurumlardan rövanş almak ve hem de Abdullah Öcalan’ı da kapsar şekilde bir genel affın yolunu açmaktır.

Yargının şuanda verdiği görüntü, Yürütmenin emri altına girdiğini gösteriyor. Aksi olsa, Başbakan’ın “Mahkemeye gerekeni söyledik” sözleri üstüne, hani o yansız ve tarafsız bir seçimle geldiği iddia edilen Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu Başkan Vekili, Başbakan’ın bu söylemi için “dil sürçmesidir” der miydi?.

Suçüstü yakalanmış Başbakanı kurtarmak, onu temize çıkartmak bu zat-ı muhteremin işimidir?

Ama Kamuoyundan da bu konuda hiçbir tepki gelmedi.Çağdaş bir ülkede bu özensizlik, yargının etkilendiği düşüncesi toplumsal tepkiyi doğururdu.

Silivri Mahkemelerinde tutuklu, yanlış anımsamıyorsam genç bir muvazzaf general bana “Bizi değil hukuku savunun” demişti.

Ne kadar da doğru söylemişti.

Evet, artık bugünden sonra yapmamız gereken, hiç ayırım yapmadan, bizden, karşı taraftan demeden, kime karşı yargıda bir haksızlık, hukuksuzluk yapılıyorsa onunla mücadele etmek zorundayız.

Yansız ve tarafsız bir yargı hepimizin güvencesidir. Böyle bir yargı düşünce ve ifade özgürlüğünün de, basın özgürlüğünün de, bireysel hak ve özgürlüklerinin de, DEMOKRASİNİN DE teminatıdır.

O nedenle tanrı hepimizi aklı ve vicdanı özgür, sağlam karakter sahibi, iyi eğitilmiş, verdiği kararlar KAMU VİCDANI’NI KANATMAYAN YARGIÇLARLA karşılaştırsın.

Şahin Mengü | Aydınlık

Aydınlık Başyazı: Sapı silik


En uygun zamanda Genelkurmay Başkanı oldu.

Buradaki “uygunluk” ABD açısından, Hatırlayın. 11 Eylül’ün hemen sonrası. Büyük emperyalist dün­ya çapında saldın hazırlığında.

“Kilit ülke” için ondan hazin bulunamazdı. Görev yaptığı 4 yıl boyunca her aşamada rolünü oynadı. Ha­berimizde okuyacaksınız.

Ama asıl rol, emekli olduktan sonrası için tasar­lanmış. Silah arkadaşlarını arkadan vurmak!

“Silah arkadaşlığı”… Kolay mı? Canını emanet edi­yorsun, gerektiğinde yanındakine ölmeyi emrediyorsun.

İşte Hilmi Özkök, o arkadaşları hakkında konuş­tu durdu.

En kritik anlarda, tam kamuoyu tersine kani ol­muşken çıktı ortaya.

Balyoz karan çıktıktan sonra “Şimdi değil daha son­ra değerlendireceğim” demişti.

“Daha sonra” tamı tamına bir günmüş!

Baktılar ki halkta infial var, bekletmeden piyasa­ya sürdüler.

İnsan kendini bu kadar da kullandırır mı?..

Ergenekon sürecinde en ağır görev ona verildi. Yap tığı işin ağırlığını bildiğinden olacak, her suçlamasının arkasına “amali cümleler eklemeyi ihmal etmedi…

Komutan dendiğinde aklıma ilk gelen sözcük ve- kardır.

İsmail Hakkı Karadayı, Hüseyin Kıvnkoğlu, Işık Koşaner… Hepsi öncelikle vakurdu. Mahkemelerde de hemen bütün subaylarda aynı özelliği gördük.

Bu mu?

Ustamız Hasan Yalçın böylelerine sapı silik derdi…

“Türkiye üzerinden muhaliflere para, silah ve medya desteği veriyoruz”


Kuveytli Selefi vekil Velid Tabatabai Suriye’deki muhaliflere para, silah ve medya olarak destek verdiğini itiraf etti.

Selefi milletvekili Al Kaide ile görüş yakınlığını şöyle ifade etti: Usame Bin Ladin’in iyi niyetliydi ama yanlış yoldan gitti.

Velid Tabatabai, daha önce Lübnan’da yayımlanan es-Sefir gazetesine verdiği demeçte” Türkiye’den giden silahların parasını biz ödedik” demişti.

Kuveyt parlamentosunun selefi milletvekillerinden Velid Tabatabai, Suriye’deki silahlı gruplara verilen uçaksavarların parasının Kuveyt tarafından ödendiğini açıkladı.

Kuveytli milletvekili Velid Tabatabai, “Türkiye’nin işbirliği ile Özgür Suriye Ordusuna verilen silahların parası Kuveyt’ten toplanan paralarla ödendi” dedi.

Kuveyt’teki Şiiler Ordu Kurdu

Kuveyt parlamentosunun selefi milletvekillerinden Velid Tabatabai, Şiaların Kuveyt’i savunmak için ordu kurduğunu da iddia etti.

abna.ir

İREM KUTLUK : ‘Vicdanlı hâkimlerin olduğuna inanıyoruz’


Balyoz soruşturması kapsamında 18 yıl hapis cezasına çarptırılan emekli Tümamiral Ali Deniz Kutluk’un eşi İrem Kutluk mahkemenin verdiği kararı “Savcılara, hâkimlere ve Adalet Bakanlığı’na hayırlı olsun” sözleriyle eleştirerek, “Bundan sonra Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi süreci var. Biz hâlâ vicdanlı hâkimlerin olduğuna inanmak istiyoruz” dedi.

Kutluk, mahkemenin tüm sanıklara aynı cezayı vereceğini beklemediklerini, cezaları farklı gruplara dağıtılacağı yönünde bir karar beklediklerini söyledi. Mahkemeden beklenilen kararın sanıkların suçlu olduğu anlamına gelmeyeceğini vurgulayan Kutluk,“Mahkemenin istediği ceza 15 ila 20 sene arasındaydı. Biz cezaların farklı gruplara dağıtılacağını düşünüyorduk. 250 kişinin haksız yere tutulduğunun üstünü örtmek için mahkemenin böyle bir karar vereceğini düşünüyorduk” dedi. Kutluk şunları söyledi; “İlk baştaki 3 komutandan başlayarak ağırlaştırılmış müebbet dedikleri zaman dondum kaldım ve hiçbir duygu yaşamadım. Sıra eşimin ismi okunduğunda ve aynı cezayı aldığında benim kocamın adı da geçmeye başladı. Terörle ilgili bir şey dediler ancak şoka girmiş bir vaziyette ne söylediklerini anlamadım. O an haykırmak istedim ancak onu bile yapacak gücü bulamadım.”

Cumhuriyet

Taraf’ın görüş talebine yanıtımız /// CC : @vardiyabizde @BalyozGercekler @rodrikdani


Pınar, geçtiğimiz Cuma günü Taraf gazetesinden (Gökhan Erkuş) şöyle bir mesaj aldı:

“Balyoz davasına ilişkin hazırladığımız haberlere sizin görüşlerinizi de eklemek istiyoruz. Eğer görüşlerinizi bizimle paylaşırsanız memnun oluruz. Hiçbir sözcüğe müdahale etmeme adına 3500 vuruşluk yerimiz olduğunu ve her görüşün sayfalarımızda gönderildiği gibi yayınlanacağını belirtmek isterim.”

Burada yanıtlıyoruz.

***

Sahte dijital belgeler üzerinden “Fatih Camii bombalanacaktı” başlıklarıyla haberler yapan, insanları canice planlar yapmakla suçlayıp hedef gösteren Taraf gazetesi, ellerine gecen belgelerin gerçekliğini araştırmadan günlerce çarşaf çarşaf – üstelik suçladıkları kişilerin görüşlerini aktarmadan – yayımladı.

Ahmet Altan’a göre, CD’lerin üzerinden belgeleri kimin, ne zaman, nerede yazdığı açıkça görülüyordu ve CD’lerin üstündeki kayıtlar bütün belgelerin Birinci Ordu’da hazırlandığını kanıtlıyordu. Yasemin Çongar ise işi bir mertebe daha ileri götürüp, belgelerdeki dijital parmak izlerini gördüğünü, belgelerin kimler tarafından kaydedildiğini elektronik olarak tespit ettiğini yazdı.

Üstelik Taraf, sahte planları olduğu gibi yayımlamakla kalmadı, belgelere gerçeklik katmak için içeriğini de yanlış aktardı. Bir defa değil, iki defa değil, defalarca bu dijital belgelerin altında Çetin Doğan’ın, İbrahim Fırtına’nın imzaları olduğunu yazdı. CD’den çıkan imzasız dijital belgeleri okuyucularına hep “altında Çetin Doğan’ın imzası olan Balyoz Planı” şeklinde sundu. Bu linç yayını yaptıkları dönemde bu belgeler sadece Taraf gazetesinde olduğu için Doğan ve diğer suçlananlar haricinde kimsenin “bu doğru değil, bunlar imzasız, dijital belgeler” diyecek hali yoktu.

Gazetedeki köşe yazarları (örneğin Alper Görmüş) önce ‘belgelerde zaman çelişkisi yoktur’ diye yazdılar. Belgeler savunmaya verildikten sonra saptanan zaman çelişkileri ayyuka çıkınca, bu defa belgeler güncellenmiştir diye direndiler. (Oysa tek bir kerede oluşturulan CD’de her şeyin son kayıt tarihi 2003 gibi görünüyordu; yani güncelleme filan yoktu. Ayrıca belgelerde hep 2003’de görevde olan kişilerin isimleri—o dönemki görev ve rütbeleriyle—vardı.) Alper Görmüş bu çelişkilerin, ‘belgelere sonradan sahte diyebilmek için’ kasten yaratıldığını söylemeye kadar vardırdı işi. Ahmet Altan’ın kendisi sahtecilik kanıtlarıyla yüzleşeceğine Pınar’ın “darbeci” babası ile ilişkisi üzerine roman senaryoları hayal etmeyi tercih etti.

Taraf, sistematik olarak dezenformasyon üretti. Örneğin, Sivil sekreterlerin ifadelerini tamamen çarpıtarak “Balyoz CD’lerini Çetin Paşa için hazırladık” manşetiyle haber yaptı (başka örnekleri “Medya Yalanları” bölümünden okunabilir). Gazetenin yazarı Emre Uslu CD’lerin üzerindeki el yazılarının sanıklardan birine ait olduğunu, bunun (ismini vermediği) bir uzmanı tarafından tespit edildiğini yazdı. Oysa fotoğraflar savunmaya verildikten sonra yapılan incelemelerde o el yazlarının CD’lerin yüzeyine makina ile aktarıldığı ortaya çıktı (harfler Baransu’nun bavulundan çıkan el yazısı not defterinden tek tek kopyalanmış). Son kaydı 2003’de yapılmış gibi görünen belgelerde Microsoft Office 2007 yazı karakterleri, cami bombalama krokilerinde Office 2007’ye ait XML şemaları tespit edildi. Baransu ‘Microsoft’u aradım, CD’yi bilgisayara takınca fontlar güncelleniyormuş’ gibi akıllara ziyan bir açıklama yaptı.

Taraf, Balyoz sürecinde gazetecilik yapmadı; savunmanın ortaya koyduğu sahtecilik kanıtlarına hiç yer vermediği gibi, el birliği ile bu sahteciliklere kılıf uydurmaya çalıştı. Balyoz davası ile ilgili haberleri çarpıtmakta ve dezenformasyon üretmekte cemaatin yayın organı Zaman ile başa baş yarıştı.

Kısacası Taraf, sahte belge üreten çetenin emellerine, çetenin hayal edebileceğinden de öte bir şekilde hizmet etmiş oldu. Üstelik bütün bunları liberal değerlere ve medya etiğine sadık olduğunu iddia eden bir gazete kisvesi altında yaptı. Balyoz yayınlarında Gazeteciliğin temel prensiplerinden, etik kurallarından çiğnemediği kalmadı.

Eğer Taraf gazetesi şimdi gerçekten gazetecilik yapmaya karar verdiyse, dava ile ilgili olgular belgeleriyle birlikte bu blogda yer alıyor. İstedikleri gibi değerlendirebilirler. Kendimize duyduğumuz saygı, kendi imzamızla bu gazeteye herhangi bir katkı sunmaya elvermiyor.

BALYOZ DAVASI KARARI EK’TEDİR ….


BALYOZ DAVASI KARAR.pdf

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: