Günlük arşivler: Eylül 26, 2012

MK-ULTRA & MIND CONTROL & ZİHİN KONTROLÜ HAKKINDA HERŞEY …


MK-ULTRA (PDF DÖKÜMANLARI)

BURADAN İNDİRİN …

https://www.box.com/s/7ad31628292f70a8b87f

TAVISTOCK INSTITUTE MK-ULTRA FAALİYETLERİ

BURADAN İNDİRİN …

https://www.box.com/s/f117ccab9062e2580fd9

ZİHİN KONTROLÜ İLE İLGİLİ BELGELER

BURADAN İNDİRİN …

https://www.box.com/s/499e091d87f1bace7351

MK-ULTRA İLE İLGİLİ BELGELER

https://www.box.com/s/e223aac5a29964efcf49

Israel Lobbyist suggests False Flag attack to start war with Iran


Generaller Koğuşu ve DOLANDIRICI ERGENEKONUN SABIKALI TANIĞI TALİP DOĞAN KARLIBEL’İN YALANLARI /// CC : @vardiyabizde @BalyozGercekler @rodrikdani


Mehmet Ersöz 1967 yılında askeri liseye adımını attı. Türk Silahlı Kuvvetleri’nde 45 yıl hizmet ettikten sonra, “İnternet Andıcı” davasında tutuklandığında korgeneral rütbesinde ve 6. Kolordu Komutanı olarak görev yapıyordu. Şimdi hakkında “ağırlaştırılmış müebbet” isteniyor.

Geçen yıl Yüksek Askeri Şura(YAŞ) toplantısının hemen ardından tutuklanan ve son görevi 1. ordu Komutan Yardımcısı olan Korgenerak Ersöz‘ün dosyası bu yıl ilk kez YAş gündemine geldi ve Ersöz emekli edildi.

Sadece Korgeneral Ersöz değil, YAŞ kararıyla 30 Ağustos iribariyle emekli edilen general ve amiral sayısı 37. Bunlardan 30’u “Balyoz”, 3’ü “İnternet Andıcı”(şimdi Ergenekon oldu) ve 4’ü de Ankara’daki “28 Şubat” soruşturmasında tutuklu.

Eylül başında, Hasdal ve Hadımköy askeri cezaevlerinden 33 general ve amiral Silivri 4 ve 5 no’lu cezaevlerine gönderildi. Generaller, emekliliklerinin ilk günlerini yıllarca birlikte görev yaptıkları silah arkadaşlarıyla şimdi aynı koğuşta paylaşıyorlar.

B-11 Koğuşu

Bu koğuşlardan biri de Silivri 4 no’lu cezaevi B-11 koğuşunda kalan 9 emekli askeri tanıyalım.

Koğuşun en kıdemlisi emekli Korgeneral İsmail Hakkı Pekin. Genelkurmay İstihbarat Başkanı iken 13 ay önce “İnternet Andıcı” davasında tutuklanan Pekin, Kara Harp Okulu 1972 mezunu. Lise yıllarını da sayarsak yarım yüzyıla yaklaşan askerlik yaşamından sonra şimdi onun hakkında istenen ceza “ağırlaştırılmış müebbet.”
2008-2010 yılları arasında Genelkurmay Harekât Başkanlığı yapan emekli Korgeneral Mehmet Ersöz ise Kara Harp Okulu 1973 mezunu. B-11 koğuşunda, “İnternet Andıcı” (Ergenekon) davasında yargılanan bu iki korgeneral dışında kalanlar ise “Balyoz” sanıkları. Emekli Tümgeneral Ahmet Yavuz ile emekli Tümgeneral Abdullah Dalay 1975 mezunları. İhsan Balabanlı, Bekir Memiş ve Hasan Fehmi Canan koğuşun diğer “tüm”leri. B-11’de iki de emekli tuğgeneral bulunuyor: Kasım Erdem ile Gökhan Gökay.

Gururlu ve dimdikler

Silivri’nin yeni sakinleri emeklilik hayatlarına tutsak olarak fakat gururlu ve dimdik başladılar. Artık rütbe beklentileri yok ama Türkiye’nin geleceğine yönelik büyük umutları ve bu karanlık günlerin bir gün mutlaka biteceğine olan inançları var. Genelkurmay’ın, kendilerine çok gördüğü sade bir emeklilik töreni kırgın oldukları bir konu ama pek de umursadıkları yok, zaten o töreni askeri cezaevlerinden kendilerini uğurlayan arkadaşlarıyla birlikte yaptılar.

“Temizlik nöbet çizelgesi”

Meslekten gelen bir terbiye ile koğuşa ilk yapılan bir “nöbet çizelgesi” çıkarmak oldu. Yemek ve bulaşıkla o günün nöbetçisi meşgul oluyor. Haftada bir genel temizlik. Koğuşlar ve havalandırma pırıl pırıl yapılıyor. Koğuş düzeni “rütbeye göre” değil, eşitlik ve paylaşmak esas.

Elbette zamanlarının büyük bölümü okumak ve yazmakla geçiyor. Düzenli spor yapılıyor, hiç olmazsa sıkı yürüyüş.

Çok iyi İngilizce ve Fransızca bilen İsmail Hakkı Pekin şimdi Arapça öğreniyor. İyi Fransızca olan Ahmet Yavuz şimdi İngilizceye başladı.

Gökhan Gökay iyi ud çalıyor. Emekli tuğgeneralin ilk öğrencisi, emekli korgeneral Mehmet Ersöz oldu. Bazıları 40 yıldır yapamadıklarını yaptılar, bıyık bıraktılar!

Genelkurmay Başkanı ve YAŞ üyeleri, tutuklu silah arkadaşlarını haklarında kesinleşmiş bir yargı kararı olmamasına karşın emekli eden karara imza attılar. Tarihe böyle geçtiler. 33 general ve amiral şimdi Silivri’de haftada bir on dakika telefonlar konuşma ve gene haftada bir 45 dakika cam arkasında telefonla kapalı görüş “haklarını” kullanarak emekliliğin ilk günlerini yaşıyorlar. Hasretle, yakınlarıyla kucaklaşacakları ilk açık görüş için ise 3 Ekim’i bekliyorlar.

Paralar Ergenekon’a değil TESEV’e akmış!

Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı (TESEV), “Referandumdan sonra HSYK” başlıklı raporunu 19 Eylül günü açıkladı. HSYK Birinci Daire Başkanı İbrahim Okur, Mithat Sancar, Ahmet İnsel, Yücel Sayman gibi isimler tarafından hazırlanan raporun içeriğini tahmin etmek zor değil. Referandumdan sonra gerçekleştirilen seçimlerden sonra HSYK’nın “daha demokratik bir yapıya geçiş imkanı yaratıldığı” söylemi rapor hakkında yeterli bir fikir vermiyor. Cemaat hakimiyeti TESEV için “daha demokratik bir yapı” oluyor.

Neyse, konumuz son raporu değil fakat TESEV’in bir başka marifeti.

Ergenekon davasının (ve aynı zamanda Şike davasının) yalancı tanıklarından, dolandırıcılıktan sabıkalı Talip Doğan Karlıbel‘i hatırlarsınız. Karlıbel duruşmada Alman Heinrich Böll Vakfı’ndan, aralarında bazı Ergenekon sanıklarının da bulunduğu kişi ve kurumlara para yardımında bulunulduğunu iddia etmişti. Karlıbel‘e göre Alman vakfından Yeniçağ gazetesine 200 bin DM, Türk Ortodoks Patrikhanesi‘ne 100 bin DM, Kemal Kerinçsiz‘e 25 bin, Ümit Özdağ’a 20 bin, Veli Küçük‘e 10 bin, Sevgi Erenerol‘a 3 bin 500 DM parasal destek verilmişti.

Ergenekon tutuklusu avukat Kemal Kerinçsiz, Başbakanlık Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne başvurarak Karlıbel’in iddialarının araştırılmasını istedi. Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün yazısı, 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ne ulaştı. Genel Müdür Yardımcısı Burhan Ersoy imzalı yazıda, 2008-2012 yılları arasında Almanya’daki vakıflar tarafından Türkiye’deki çeşitli vakıf ve kuruluşlara yapılan nakdi yardımların elektronik ortamda takip edildiği belirtilerek, Türkiye’ye yapılan yardımların listesi gönderilmiş. Elbette Talip Doğan Karlıbel’in iddialarının tümü yalan. Listede İnsanı Yardım Vakfı(İHH), Mor Çatı, Türk Demokrasi Vakfı gibi kuruluşlar bulunuyor.

Vakıflar Genel Müdürlüğü’nden gelen yazı şöyle bitiyor:

“Ayrıca, ilgili yazınızda belirtilen ‘Heinrich Böll’ veya ‘Heinrich Böll Stiftung” isimi de sorgulanmış Heinrich Böll Stiftung Derneği – Türkiye Temsilciliği tarafından 23.11.2011 tarihinde İstanbul’da kurulan ve halen faaliyetine devam eden ‘Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı (TESEV)’na nakdi yardımda bulunduğu tespit edilmiştir.”

Hikmet Çiçek

Aydınlık

Doğu Perinçek: Darbeler dönemi kapandı mı? /// CC : @Ulusal_Kana l @halilnebiler @AydinlikGazete


Balyoz Mahkemesi kararından sonra, Eski CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen Ulusal Kanal da “darbe­ler döneminin çoktan kapanmış oldu­ğunu” söyledi (21 Eylül 2012).

Bu konu tartışılmalıdır. Önümüzdeki süreci anlamak ve doğru siyasetler oluşturmak için buna ihtiyaç var.

Onur Öymen dostumuzdan farklı olarak, askeri darbe olasılığının önü­müzdeki dönemde hem Türkiye’de hem de Batı sistemi içinde ciddiye alın­ması gerektiği kanısındayım.

Belirsizlik döneminin olasılıkları

ABD’nin AKP marifetiyle yürüttü­ğü Kemalist Devrimi ve Türk Ordusu­nu tasfiye harekâtı, amacına ulaşmış ve ülkemizi belirsiz bir dönemin içine it­miştir.

Türkiye’nin önünde, ekonomik çık­mazlar, bölünmeler, karışıklıklar görü­lüyor. Suriye, Irak, Iran ve hatta Rus­ya’ya karşı düşmanlık, ayrıca çok önemli tehlikeler içeriyor.

Bu durumda AKP iktidarının iflas edeceği bir sürece girilmektedir. Başka deyişle, ABD’nin Türkiye’yi AKP eliy­le yönetme olanağı da sona eriyor.

AKP’nin seçeneği Kılıçdaroğlu’nun CHP’si veya MHP değildir. Bu partiler AKP’yi iktidarda tutmak için kullanılı­yor, iktidar olma şansları yoktur. Önü­müzdeki süreçte halka dayanan bir Mil­lî Hükümet seçeneği hızla büyüyecek­tir. Bu seçeneğe ABD’nin seçim yoluyla cevap verme şansı olmayabilir. Kaldı ki, sistemin zaaflarının derinleşeceği önü­müzdeki dönemde, bugün Türkiye’ye hükmeden kuvvetlerin denetimlerini sürdürmek için, daha yoğun şiddet ve zorbalığa başvuracağını görmek duru­mundayız.

İktidarın tabanı daralınca

AKP’nin 10 yıl içinde yarattığı ye­ni para babalan zümresinin tabanı çok dardır. Üretim ekonomisinin yürütü­cüleri olan sanayiciler ve tüccarlar ke­nara itilmiştir; sıcak para komisyoncu­larından, borsa ve dolar vurguncula­rından, hortumculardan ve: tarikat rantıçılarından oluşan iktidar sahipleri, eko­nomik ve siyasal bunalım sürecinde, yö­netimlerini sürdürmek için, bugüne kadar iktidardan pay verdikleri kesim­leri aşağılara bastırmak durumunda­dırlar. Bu süreç de başlamıştır ve ikti­dar zemininin daralması, her zaman darbe ve faşizm etkenidir.

ABD’nin dayattığı bölgesel görevler

ABD’nin Türkiye’ye dayattığı böl­gesel görevler de, içerde baskı ve zor­balığı gerekli kılıyor. Hatay’daki uygu­lamalar, aslında bu yöndeki gelişmele­rin habercisidir.

Ergenekon-Balyoz Tertipleri faşist darbenin önünü açtı

Ergenekon – Balyoz uygulamala­rıyla, Türk Ordusundaki Atatürkçü kadrolar hızla tasfiye edilmektedir. Hem de “darbecileri” temizliyoruz ge­rekçesiyle. Oysa bu süreçte, Amerikancı darbeye geçit vermeyecek birikim te­mizlenmektedir. Kemal’in askerlerine indirilen balyoz, Türkiye’de darbenin önünü açmıştır.

Bu açıdan Ergenekon – Balyoz – Poyrazköy – 28 Şubat – Deniz Subayları ca­susluk ve Odatv gibi tertipler, aynı za­manda faşist bir rejimin hazırlık eylem­leridir. Dünyada bütün faşist yönetimler böyle kuruldu. Onur Öymen’in “De­mokrasiden Diktatörlüğe” başlığını ta­şıyan son kitabında o süreçler anlatılıyor.

Türkiye’nin darbe deneyimleri

Türkiye’de 12 Mart ve 12 Eylül sü­reçlerinde de gördük bunu. 12 Mart ön­cesinde baskılar, Demirel yönetimi ile başladı. Askeri müdahale o tırmanışın doruğunda geldi ve Demirel’i de kenara itti.

12 Eylül öncesinde ise MC hükü­metleri, şiddeti tırmandırdı, 24 Ocak 1980′de sopayla uygulanması gereken bir ekonomik program kabul etti ve ar­kasından 24 Ocak’ın sopası geldi.

Faşist tırmanışın mimarları ve destekçileri

Bugün Türkiye’yi “askeri vesayet­ten kurtardığını” söyleyen Tayyip Er­doğan ve Abdullah Güller, faşist tır­manışın mimarlarıdır. “Darbeciler Te­mizlensin” diye onlara Balyoz kararın­dan sonra bile tempo tutan Kılıçdaroğlu ve Bahçeli ikilisi de aslında Amerikan­cı bir darbenin yolunu açan bir misyo­na hizmet etmektedirler. Sorosçuluk darbeciliktir; turuncu darbeleri unut­mayalım. Kılıçdaroğlu’nun asla vaz geçmediği Soros kuruculuğu, aynı za­manda bir darbeci kimliğidir.

ABD’nin darbe seçeneği

İçine girdiğimiz süreç, 12 Mart ve 12 Eylül dönemiyle karşılaştırılamayacak kadar ciddi ölçülerde bir faşizm teh­didini barındırıyor.

ABD, AKP ile devam ettiremeye­ceği denetimini, bir askeri darbeyle sür­dürmeyi deneyebilir. Bu olasılık, hiç kuş­kunuz olmasın ABD’nin seçenekleri içindedir.

Devrim olmazsa darbe olur

Dahası darbe için toplumun rızası­nı oluşturacak etkenler de hızla güç­lenmektedir.

– Derinleşen bölünme ve artan şe­hitler, kentlerdeki karışıklıklar.

– Türkiye’nin güney cephesinin aşın ısınması.

– Ekonomide yaşanacak ani daral­malar.

Bu etkenlerin belirlediği zemin, hem devrim zemini, hem de Ameri­kancı darbe zeminidir.

Halkın otorite ve barış isteğini ya darbeciler kullanacaktır. Ya da halkın bu isteği, devrimin enerjisine dönüşecek­tir.

ABD’nin son çaresi ile Atlantikçi komutanlar buluşursa…

ABD’nin son çaresi ile TSK’nin ko­muta kademesindeki Atlantikçi eği­limler buluşursa, darbe tehdidi güncel olarak önümüze çıkar. ABD, kendi son çaresini, Atlantik güdümünde çaresiz ka­lan komutanlara dayatabilir. Bu nedenle Ordunun zayıflaması ve Mustafa Kemal geleneğinden uzaklaşması, darbe teh­likesini arttırır.

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin ve özel­likle komuta kademesinin kırılan itiba­rı ve ruh halindeki eziklik, olumsuz bir etkendir.

İtibarı sahte milli şahlanışlarla kur­tarma hevesleri, ABD’nin kışkırtmalarıyla uyum içine girdi mi, darbe tehlikesi güncelleşir.

Darbeyi önleyecek silahlı ve silahsız güç

İşte bu koşullarda faşist tırmanışı ön­leyecek iki önemli güç bulunuyor.

Birincisi, kısacası halk güçleridir; mil­li güçlerdir. Diğeri de Türk Ordusu için­deki Mustafa Kemal birikimidir.

Darbe silahla yapıldığı için, darbe­yi önleyecek gücün de mutlaka silahı ol­ması gerekir.

“Sivil darbe” olmaz. Bütün darbe­ler silahlıdır. Silahsız iktidar olmayaca­ğı için darbenin de “sivil’i olmaz!

Herhangi bir darbeyi önlemek için, halkın güçleri yetmez; mutlaka silahlı güç de gerekir. Hitler yönetimi, Alman Genel Kurmayı izin verdiği için kurul­muştur.

Darbeyi önleyecek siyaset

Türkiye’de darbeyi önlemek için ön­celikle örgütlü bir halk gücü oluşturmak gerekiyor. Cumhuriyet hareketi ile emekçi hareketini bir siyasal önderlik ek­seninde birleştirmek birinci siyasettir.

ikincisi, Türk Ordusu içinde Mustafa Kemal birikimini güçlendirmek, hem Ordunun güvencesidir; hem de mille­tin güvencesidir. “Kemal’in askeri”, ABD emperyalizmine ve darbeye kar­şı milletin silahlı sigortasıdır.

Solcu olduğunu söyleyen bir kısım şaşkınlar, bunu anlayamamışlardır: Ke­malist Devrimciliğin TSK içinden te­mizlenmesi, Amerikancı, aşın sağcı ve gerici, faşist bir yönetime giden sü­recin ön koşuludur. Bu durumda Or­dunun İstiklal Savaşı değerlerine bağlı­lığını pekiştirmek, bugün darbeye kar­şı ikinci önemli siyasettir.

Üçüncüsü, ABD emperyalizmine karşı milli cephe siyasetidir.

Darbenin uluslararası kaynağı ABD’dir. O nedenle faşizmi önlemek için, ABD emperyalizminin Türkiye üze­rindeki denetimine ve güneye (Suriye, Irak ve iran’a karşı) doğru müdahale yö­nündeki baskılama direnmek görevi önümüzdedir.

Batı sisteminde darbe tehlikesi

. Batı sisteminde darbe tehlikesine ge­lince, ABD merkezli kapitalist ülkeler, tarihlerindeki en dengesiz sürecin içine girdiler.

ABD, büyük iddialarını kaybetmiş­tir ve Dolar imparatorluğu çöküyor. Kriz, Güney Avrupa’nın kapitalist ül­kelerinden başlayarak emperyalist mer­kezlere kadar, daha otoriter, daha ırkçı ve daha şiddete yönelik rejimlerin ze­mini de oluşturuyor.

Bir süre sonra askeri darbeler, Ba­ti sisteminde çare olarak gündeme ge­lecektir.

“Türkiye Washington’dan yönetiliyor!”


İşçi Partisi İskenderun Öncü Gençlik Sekreteri Mehmet Albayrak, “Dünyanın hiçbir ülkesinde, hiçbir yerinde görülmemiş bir olayla karşılaştınız siz değerli milletimiz! Neydi bu görülmemiş olay? Hükümetimiz ve yargı organlarımız, Silahlı Kuvvetlerimizin General/Amirallerini, Albaylarını Astsubaylarını tutuklamaya başlamıştı. İnanılır şey değildi” dedi.

Münferit 3-5 kişi de değildi, kitleler halinde tutuklanan yüzlerce emekli ve muvazzaf askeri personel nasıl bir suç işlemiş olabilirlerdi diyen Albayrak; “2003 yılında, Birinci Ordu bölgesini kapsayan ve ilgili kademelerin onaylarını almış bir plan çalışması yapmışlar. Planın kod adı Balyoz! Aradan yıllar geçtikten sonra, Balyoz planı üzerinde çalışanlar tutuklanıyordu.
Neydi suçları, darbe planı hazırlamışlardı. Uygulama teşebbüsüne geçilmiş mi? Hayır. Çünkü bu plan Birinci Ordu bölgesinde olası bir geniş çaplı asayişsizliğe karşı hazırlanmış bir Emniyet Asayiş planı idi. Bu yıllar içerisinde söz konusu bölgede yani İstanbul ve çevresinde önemli addedilecek bir asayişsizlik olmamıştır.

Planın belli parçalarını veya tümünü ele geçiren hainler, planın üzerinde bir takım ilaveler yapılarak bir darbe planı şekline getirerek bir suç unsuru halinde ilgili makamlara ulaştırıyorlar. Uzun zamandan beri sürdürülen davanın kararı dün saat 17.30 açıkladı. 330 kişi cezalandırılıyor, 34 kişi berat ediyor ve 250 kişinin tutukluluğu devam ediyor.
Türk ordusu görevinin kapsamını çok iyi bilir ve ölünceye kadar sadık kalacağına yemin eder. Ülkemiz hemen hemen her yönüyle tehdide maruz kalabilecek konumda ve değerler taşıyan bir coğrafyadır. Bu nedenle güvenliğimizi sağlayacak güçlü bir orduya her zaman muhtacız ve bu amaçla da daha yüksek fatura ödemeye de hazır olmamız gerekir.
Bu güzel yurdumuz, bir iç hesaplaşma ortamına sürüklenmektedir. Önümüzdeki dönem muhtemeldir ki hesaplaşan tarafların anayasaları çarpışacaktır. Türkiye’miz her cepheden gelen o ‘hayâsız akın’la karşı karşıyadır.

Bölücü terörün arkasında ABD vardır. Çareyi ABD’de arayanlar, ABD’ye hizmet etmektedirler. Günün görevi vatan savunmasıdır. Geleceğimiz bu görevin başarıyla yerine getirilmesine bağlıdır. Türkiye, Türkiye’den yönetilmiyor. Türkiye Washington’dan, Brüksel’den yönetiliyor.

Devlet çaresizlikten kurtarılacak, Atatürk’ün Cumhuriyeti yeniden örgütlenecektir. Bir ülkede sorulması gereken en önemli soru: Ordu kimin ordusudur? Kime hizmet etmektedir? Kimlerden oluşmaktadır? Eğer bir ordunun gücü halka dayanmıyorsa ya da halk gücünü ordusundan almıyorsa her iki tarafında kaybedeceği çok şey vardır. Halkların ordusu yoksa hiçbir şeyleri yok demektir” dedi.

İşçi Partisi İskenderun Öncü Gençlik Sekreteri Mehmet Albayrak

Ulusal Bakış

Hatay-Vakıflı Köyü’nden Suriye Gözlemleri


Hatay’ın Samandağı ilçesinde bulunan Türkiye’nin son Ermeni köyü Vakıflı’dayım. Vakıflı, Musa Dağı’nın eteklerine kurulmuş. Zamanla, Samandağı’nın mahallesi gibi olmuş. İlçe merkezinden birkaç kilometre uzaktaki Vakıflı köyüne ulaşmak için yokuş yukarı tırmanıyoruz. Musa Dağı’na doğru çıkarken etrafınızı sazlıklar ve zeytin, dut, portakal, turunç, nar ağaçları kaplıyor.

Vakıflı köyünde dev çamların gölgesinde bulunan Garbis’in işlettiği kahvehanede portakal, limon, mandalina ve kara dut şurupları bulunuyor. Akdeniz’den esen tatlı serin rüzgarlar sohbete ayrı bir güzellik veriyor. İstanbul’dan emekli felsefe öğretmeni olan Bogos Silahlı Hoca, Mayıs 2013’de felesefe günlerinin dördüncüsünü düzenlemeye hazırlanıyor. Konuyu da belirlemiş: “Gıda ve besinde etik ve insan hakları”. Ortadoğu veya Suriye üzerine felsefe günleri yapmayı düşünüp düşünmediğini sordum, sakin bir şekilde, “siyasete karışmak istemediğini” söylüyor.

Vakıflı, azalan nüfusuna karşın Türkiye’deki tek Ermeni köyü olması nedeniyle her geçen gün daha çok önem kazanıyor. Vakıflı, eski mimarisini koruyarak restorasyona yönelmiş. 35 haneli, 135 Türk vatandaşı Ermeninin yaşadığı Vakıflı nüfusu erimeye devam ediyor. 1940’larda bölgenin en büyük köyü olan Vakıflı’nın nüfusu 1964’te 320’ye inmiş. Köyün gençleri okumak ve çalışmak için büyük şehirlere ve yurtdışına gitmişler. Köyün yaş ortalaması 60-70 civarı. Köyde çocuk sayısı azalınca okul kapanmış. Vakıflı’da sokakta, bahçede ve kapılarda yaşlı yüzlerle karşılaşıyorsunuz. Yollarda ise farklı il veya ülke plakalı lüks arabalı gençler var. Büyük şehirlere ve başka ülkelere yerleşen Vakıflılar tatillerde köylerine geliyor. Yazın köyün nüfusu iki bine kadar çıkıyor. Ermenistan’ın ilk Devlet Başkanı Levon Ter Petrosyan’ın ailesi de aslen Vakıflılı. Aile, Vakıflı’dan Suriye’ye ve Suriye’den de Ermenistan’a göçmüşler.

Hatay havaalanının açılması, Antakya’nın turizm şehri haline gelmesi, Türkiye-Ortadoğu ilişkilerinin düzelmesi, Suriye ve Lübnan ile Türkiye arasında vizenin kalkması Vakıflı köyüne turistik ilgiyi arttırmıştı. Bu nedenle, Vakıflı’da konaklama için birçok sosyal tesis ve pansiyon inşa edilmiş. Ancak, Suriye’deki savaş ortamı ve Türkiye-Suriye ilişkilerinin bozulması Vakıflı’ya olumsuz yansımış. Vakıflı’ya Türkiye içinden ve dışından turist akışı azalmış. Suriye’deki Ermenilerin huzurunun bozulması, Suriye’den Ermenistan’a göçün başlaması Vakıflı köylülerini endişelendiriyor. Suriye üzerine konuşmaktan çekiniyorlar. Genelde, ‘Suriye’yi karıştıran emperyalist güçler. Beşşar artık ne yaparsa yapsın gidecek ama yerine huzur gelmeyecek’ görüşündeler.

Vakıflı’da kilisenin toparlayıcı bir işlevi var. 1890’da ipek böcekçiliği için yapılan bina, 1924’de kiliseye çevriliyor ve 1996’da yıkılıp, orjinal malzeme ve el işçiliği ile yeniden yapılıyor. Kilise, taş işçiliği ile güzel bir mimari örnek. Paralel iki çan kulesi, kiliseyi benzerlerinden farklı kılıyor. Vakıflı’da Surp Asdvadzadzin (Meryem Ana Yortusu), her yıl ağustos ayının ikinci haftasının pazar gününde (bu yıl 12 Ağustos), bağ bozumu zamanında kilise de kutlanıyor. Kilisenin bahçesine yan yana 7 tane herise (keşkek) kazanı kuruluyor. 7 sayısının sembolik bir anlamı var. Her bir kazan daha önce bölgede bulunan 7 Ermeni köyünden (bugünkü isimleriyle Yoğunoluk, Bityas, Kebusiye, Hıdırbey, Hacıhabipli, Azir ve Vakıflı) birini temsil ediyor. Vakıflı köyü yortu zamanı Türkiye’nin diğer bölgelerinden, Ermenistan’dan, Suriye’den, Lübnan’dan, ABD’den ve birçok ülkeden gelen misafirler ağırlanıyor.

Suriye’deki çatışmalara rağmen bu yılda şenlikler huzur içinde kutlandı.

Hatay-Samandağı’ndan Suriye Gözlemleri


Hatay’ın Samandağı ilçesindeyim. Suriye olaylarından sonra Samandağı’nın önemi artıyor. F4 keşif uçağının Samandağı üzerinden alçak uçuş yaptıktan sonra düşmesi bu ilçeyi dünya gündemine taşıdı.

Samandağı, çeşitli etnisitelerin (Türk, Arap, Ermeni), dinlerin (Müslüman, Hıristiyan) ve mezheplerin (Alevi, Sünni) bir arada uyum ve barış içinde yaşadığı bir bölge. Suriye sınırında bulunan Samandağı’nda farklı etnisite, din ve mezheplere rağmen köyler ve mahalleler birbirinin içine öylesine iç içe geçmişki hangisinde bulunduğunuzu anlayamıyorsunuz. Samandağlılar yüzyıllardır dünyanın her tarafında iş kuran ve çalışan çalışkan insanlardır. Dedesi, uzun yıllar ABD’de çalışmış pek çok kişiye rastlayabilirsiniz. Yalnız Ortadoğu ülkeleri değil, Venezüella başta olmak üzere Latin Amerika ülkelerinde de Samandağlılar vardır. Samandağı, Türkiye’nin yaş sebze ve meyve ihracatında, otobüs ve nakliye piyasasında öncü yerlerden biridir. Ayrıca, Samandağı’nda solun her rengine ve fraksiyonuna da rastlayabilirsiniz. Son yerel seçimlerde ÖDP’nin (Özgürlük ve Dayanışma Partisi) kazanabildiği tek belediye Samandağı’dır. Samandağlılar son derece hoşgörülü ve kültürlü olmasına karşın belediyecilik ve şehircilik berbat bir durumda. Belediye, sivil toplum kuruluşları ve yerel gazeteler birbirleriyle sürekli kavgalılar. Fındık kabuğunu doldurmayan bu kavgalar tek bir konuda sona eriyor ve birlik sağlanıyor: Beşşar’ı desteklemek.

Suriye olaylarının Samandağı’na yansımalarının ve Samandağı’nın Suriye’ye bakışının Hatay’ın diğer ilçelerine göre oldukça farklı olması ilçenin önemini farklılaştırıyor. Suriye olayları, (sığınmacılar, Özgür Suriye Ordusu vb.) Hatay’ın Sünni ağırlıklı Amık ovasına (Antakya, Yayladağı, Altınözü, Reyhanlı, Kırıkhan) doğrudan yansıyor. Alevi (moda değimle ‘Nusayri’) ağırlıklı Samandağı’na Suriye’den gelen sığınmacı yok. İlçeye zaman zaman gelen Beşşar yanlısı aydınlar dışında Suriye’den gelen de yok.

Samandağı’nda her yıl 14 Temmuz’da (Rumi takvime göre 1 Temmuz) ‘Evvel Temmuz Bayramı’kutlanıyor. Aslında, bolluk, bereket ve hasat bayramı olan bu bayram 12 Eylül askeri darbesinden sonra “14 Temmuz, Fransızların milli günüdür” gerekçesiyle yasaklanmıştı. Son on üç yıldır ise yeniden kutlanmaya başlandı. 14 Temmuz’da uğur getirsin diye çeyizler havalandırılıyor, Çevlik plajına gidiliyor, sabaha kadar halay çekiliyor. Kazanlarda hirise (keşkek, döğme) pişiriliyor ve dağıtılıyor. Bayram sırasında bu yıl ‘Ortadoğu ve Suriye Paneli’ düzenlendi. Davet edilen konuşmacıların da, dinleyicilerin de Suriye’ye bakışı aynı. Samandağı, Beşşar’ı gönülden desteklemeye devam ediyor. Özgür Suriye Ordusu, ‘terörist bir örgüt’ olarak görülüyor. İlçede genelde “Ortadoğu’da çirkin bir oyun yaşanıyor. Suriye’de herşey sakin ve güzeldi. Amerika BOP’u (Büyük Ortadoğu Projesi) gerçekleştirmek için Suriye’yi karıştırdı. Amerika, Beşşar’ı devirebilirse sıra Türkiye’ye gelecek. Amerika’nın amacı Türkiye’yi bölmek” görüşü hakim.

Samandağı’nda Kurban Bayramı’ndan dokuz gün sonra Gadir-i Hum bayramı kutlanacak. Rivayete göre, Hz. Muhammed Mekke ile Medine arasında Cuhfe yakınlarındaki Gadir-i Hum’a gelir. İnananlarına Hz. Ali’nin vasisi ve halifesi, kendinden sonraki imam olduğunu açıklar. Bir günlük bir bayram olan Gadir Hum’da çalışmak günah sayılır. Evler süpürülmez. Kamu kurumları dahil olmak üzere iş yerleri kapanır. Cehennem ateşi bile durur ve cehennemdekiler dinlenir. Gadir-i Hum’a kadar Suriye’nin tekrar sükûnete ve barışa kavuşmasını dilerim.

Samandağı’na giderken St. Simon Manastırı’na uğrayınız. Geleneksel ilginç yaz şenlikleri ile tanınan Aknehir beldesinden dağa doğru sapınız. Doğu Akdeniz’e kuş bakışı bakan St. Simon Manastırı’na doğru çıkarken rüzgarı bol bu dağlarda yol boyu dev rüzgar türbinleri yükseliyor. St. Simon’dan Çevlik sahilini, Türkiye-Suriye sınırını çizen Kel Dağı’nı, tam karşısında Musa Dağı’nı ve radar üslerini görebiliyorsunuz. Karşı da ise Hz. Hızır’ın türbesi, Titus Tüneli, Kaya Mezarları ve Zeus adına yapılan Dor Mabedi bulunuyor. Türk F4 keşif uçağının seyir güzergahını ve nasıl düştüğünü anlayabilmek için St. Simon Manastırı’na çıkınız. St. Simon, size ip uçları verecektir.

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: