Günlük arşivler: Eylül 27, 2012

AMERIKA – SON BAHAR


IMG_5323.jpg

The Law Quad as seen from the Ross School of Business.

IMG_5519.jpg

Church steeples downtown.

IMG_5193.jpg

The Diag from above.

IMG_5326.jpg

Looking towards town from the Ross School of Business.

IMG_5316.jpg

From any tall spot downtown you’ll see a distant ring of trees surrounding the city.

IMG_5315.jpg

School of Public Policy from the Ross School of Business.

IMG_5654.jpg

The Huron River as seen from Huron Towers (Thanks Kai).

IMG_5189.jpg

Tappan Street from the Grad Library.

IMG_5324.jpg

Part of the Law Quad.

IMG_5675.jpg

The Law Quad as seen from the Ross School of Business.

IMG_5515.jpg

A church steeple downtown.

IMG_5504.jpg

Washington Street .

IMG_5491.jpg

Distant houses as seen from the top of the Washington Street parking structure.

IMG_5191.jpg

Tappan Street from the Grad Library.

IMG_5474.jpg

The Cube.

IMG_5548.jpg

Fall leaves.

IMG_5414.jpg

Golden street near Burns Park .

IMG_5175.jpg

The Law Quad.

IMG_5444.jpg

Colorful walkway.

IMG_5469.jpg

A bright tree near the Law Quad.

IMG_5625.jpg

Trees along the river near Dexter.

IMG_5542.jpg

Leaves floating in the river.

IMG_5652.jpg

The Huron River as seen from Huron Towers (Thanks Kai).

IMG_5664.jpg

A tree and it’s leaves.

IMG_6081.jpg

__._,_.___

Echelon


Televizyonlarda bir reklam vardı: “Ben erkeği sesinden tanırım” diye… Echelon da sizi sesinizden tanıyor. “Tehlikeli” şeyler konuşuyorsanız, ses kaydınızı alıp, otomatik olarak metne dönüştürüyor ve gerekli birimlere sunuyor.

Dünyanın en büyük izleme sistemi Echelon’un merkezi konumunda NSA var. NSA, Kasım 1952’de dönemin ABD Başkanı Harry S. Truman’ın bir genelgesiyle kurulmuş ve dünya çapında iletişim istihbaratı görevi verilen kurumun varlığı uzun bir süre gizli tutulmuştur.

Bu kuruluş, görevi gereği iç ve dış iletişimi denetim altında tutarak ülke güvenliği açısından gerekli olanları ayırmakta ve tasnif edip ilgili birimlere sunmaktadır. Sinyal istihbaratı yapan en güçlü servis CIA adı daha çok öne çıksa da, aslında NSA, ABD’nin gerçek gizli servisi ve elektronik istihbarat örgütü durumundadır.

Önceleri varlığı bile doğrulanmaktan kaçınılan NSA şu anda istihbarat örgütlerinin kapıldığı şeffaflık politikaları (modası mı demek gerekir yoksa?) uyarınca ne gibi faaliyetlerde bulunduğunu tam olmasa da web sitesinde anlatmaktadır. Örneğin NSA sitesinde kurumun, Sinyal İstihbaratı (Sigint: Signals Intelligence) faaliyeti yaptığı açıkça yazılı. Hatta şeffaflık o kadar almış başını gitmiş ki, elde edilen bilgilerin nasıl değerlendirildiğinin bile izahatı yapılıyor.

Şu anda NSA 1972 yılında kurulan Merkezi Güvenlik Birimi’yle (Central Security Service) birlikte çalışmaya başlamıştır. Modern, teknolojik ya da siber istihbarat Sinyal istihbaratını genel olarak uzayda dolaşan telsiz, kablosuz telefon, radar, uydu sinyalleri ve buna bağlı internet trafiğinin toplanması olarak izah edebiliriz.

Buna modern, teknolojik ya da siber istihbarat demek de mümkün. NSA, ilk başlarda yer istasyonlarıyla iletişimi denetlerken ilerleyen yıllarda ortaya çıkan uydu teknolojisi ve kablosuz haberleşme imkanları kurumun işini daha da kolaylaştırmış, uydular aracılığıyla iletişim sinyallerini yakalamak ve NSA merkezine aktarmak neredeyse çocuk oyuncağı olmuştur. NSA’nın Ankara’da da ofisi varmış! NSA’nın çeşitli ülkelerde “özel şirket” görüntüsü altında veya bazı askeri üslerde merkezleri var.

Bu merkezler ve ABD’deki NSA merkezinde görevli yaklaşık 50 bin personelin bulunduğu çeşitli kaynaklarda yer alıyor. NSA, Türkiye’de de ABD üsleri ve büyükelçilik dışında Ankara’da da özel bir “mühendislik” şirketi görünümünde faaliyet gösteriyor.

NSA şirketinin varlığı, Ankara’daki büroda 19 yıl görev yapan emekli Deniz Astsubayı Mehmet Özkan Birben’in, ‘izin paralarını alamadığı’ gerekçesiyle açtığı dava ile ortaya çıkmıştı. NSA rozetli Türk’ten ilginç açıklamalar Birben, mahkemeye sağlam deliller sunmuştu. Bu deliller arasında NSA’da çalıştığı süre içinde kendisine verilen başarı belgeleri, sadece NSA görevlilerinde bulunan özel rozeti ve 19 yıllık görev süresinde gizli örgütün Türkiye bürosunda çalışan Amerikalılar ile çektirdiği fotoğraflar vardı.

Birben, dava süreciyle ilgili bir gazeteye yaptığı açıklamada şunları söyleyecekti: “Türk Silahlı Kuvvetleri’nde Deniz Astsubayı olarak görev yaptığım 1979 yılında NSA’dan gelen teklif üzerine görevimden ayrılarak NSA’nın Ankara’daki Teknik İrtibat Bürosu’nda çalışmaya başladım. 1998 yılına kadar bu büroda görev yaptım.

Açık adresini mahkemeye de sunduğum NSA’nın Ankara Bürosu’nun hukuki alt yapısı yoktur. Bu nedenle bana ve NSA’da çalışan diğer Türk personele yapılan ödemeler, paravan şirketler kanalıyla gerçekleştirildi.” İzin parasını alamayınca NSA’yı ifşa etti NSA’nın, Türkiye’de faaliyet gösterdiği yönündeki iddiaları reddetti ancak, 22 bin dolarlık izin paraları Birben’e paravan şirket tarafından olay büyümesin diye hemen ödendi.

Ödeme yapıldıktan sonra NSA, Birben’i zorla para sızdırmaktan Türk askeri makamlarına şikayet etti. Ankara Merkez Komutanlığı da NSA’nın şikayeti üzerine Birben’i gözaltına aldı. Bu gelişme üzerine Birben de, NSA’nın asılsız ihbarı nedeniyle gözaltına alındığını ileri sürerek örgüt aleyhine 25 milyar liralık manevi tazminat davası açtı ve davayı kazandı.

Bu dava, NSA’nın Türkiye’deki varlığını resmi olarak kabul etmesi açısından büyük önem taşıyor. NSA, ABD şirketleri lehine ekonomik casusluk yapıyor NSA, bir istihbarat örgütü olması hasebiyle sadece ulusal güvenlikle ilgili faaliyetlerde bulunduğu düşünülebilir. Ancak NSA, ülke çıkarları için ihtiyaç duyulan her alanda devreye girip hizmet verebiliyor.

Bunu ilerleyen yıllarda teknolojik casusluk da yapmaya başlaması ve ABD şirketlerine de hizmet verir hale gelmesi net bir şekilde gösteriyor. NSA, ABD firmalarına girecekleri ihalelerde üstünlük sağlamak için rakip firmaların iletişimine kulak kabartmış ve AB’nin büyük tepkisini çekmiştir. TÜSİAD, MİT’ten ekonomik casusluk hizmeti istedi Teknolojik casusluğun getirileri, Türkiye’de TÜSİAD’ın da gözünü açmıştır.

TÜSİAD, 1988’de MİT’in ekonomik istihbarat biriminin kurulması için MGK’ya bir rapor sunmuştur. TÜSİAD’ın raporundaki şu cümleler bu anlamda dikkat çekicidir: “Gençleşen ve iyi eğitimli MİT kadrolarında ekonomik istihbaratı hak ettiği konuma yükseltecek güçlü bir birim oluşturulması düşünülmelidir.

Özel sektörümüz belli ölçülerde MİT’in bazı siyasi risk değerlendirmelerinden yararlanmalı. Bu arada tıpkı birçok Batılı ülkede olduğu gibi, yurtdışındaki faaliyetleri sırasında edindiği ekonomik ve ticari (hatta siyasi) istihbaratı uygun gördüğü şekilde ilgili devlet birimleri ile paylaşabilmelidir.” İzleme faaliyeti nasıl yürütülüyor? Gelelim, NSA tarafında çeşitli yollarla elde edilen verilerin nasıl değerlendirildiğine.

Sinyal istihbaratı yöntemiyle toplanan tüm veriler, öncelikle NSA merkezine aktarılıyor. Bu veriler, dünyanın çeşitli yerlerindeki üsler, uydu yer istasyonları, dünya yörüngesindeki uydular, casus uçaklar, gemiler ve denizaltılar tarafından elde edilmektedir. Veriler bir telefon konuşması kaydı, internette dolaşan veri trafiği, radar imajları, telsiz sinyalleri olabilir. Bu veriler tahmin edilebileceği gibi yasal olmayan yöntemlerle elde edilmektedir.

ABD, bireylere ve kurumlara ait iletişimi dinleyerek suç işlemektedir. Echelon sistemi, topladığı istihbarat bilgilerini "Intelink" adlı bir bilişim ağıyla kullanıcılara paylaştırıyor. Intelink, ABD’nin 13 ayrı istihbarat örgütüyle bazı dost istihbarat örgütlerini birbirine bağlıyor. Yetkili kullanıcılar bir "ana sayfa" üzerindeki haritanın çeşitli yerlerine tıklayarak istedikleri ülke hakkındaki istihbarat bilgilerine ulaşabiliyorlar.

Yarım saatte 1 milyondan fazla bilgi inceliyor Elde edilen bu veriler, Sözlük (Dictionary) adı verilen bir filtreleme sisteminden geçiriliyor. 1982 yılında eski NSA direktörü William Studeman’ın verdiği bilgiye göre tek bir istihbarat toplama sistemi, yarım saat içinde 1 milyondan fazla girdi sağlayabiliyor. Filtreler, bunların 6500’ü dışındakileri atıyor. Bunlardan 1000 kadarı, bir sonraki kademeye iletilmeye değer bulunuyor. Analistler bunların içinden normal olarak 10 tanesini seçiyor ve bunlardan yalnızca bir tanesi sonunda bir rapor haline geliyor.

Telefon görüşmeleri nasıl takip ediliyor? Echelon sistemi ile takip edilen telefon görüşmeleri, ses tanıma özelliğine sahip bilgisayarlar tarafından analiz edilir. Takip edilmesi istenen kişinin ses örneği sistemde kayıtlı olduğu için, kişi telefon görüşmesi yaptığında sesinden tanınarak takibe alınabilir. Konuşmalar ses kaydı olarak elde edildikten sonra, otomatik olarak metne dönüştürülür.

Oluşturulan metinler, sözcük sözcük taranarak içlerinde "anahtar sözcük" olup olmadığı da sınanır. Eğer görüşme anahtar kelime içeriyorsa, bilgisayarlar o görüşmeyi hem ses hem de metin dosyası olarak arşivler. Daha sonra görüşmeyi kimin yaptığının tespitine gelir sıra. Uydularla birbirine bağlı Echelon ağı, görüşmenin yapıldığı ülkenin kayıtlarına ulaşarak o insanların kimliklerini belirler.

Duruma göre, ilgili kişinin bulunduğu ülkeyle güvenlik anlaşması varsa, konuyu o ülkenin güvenlik servislerine bildirir. Echelon sisteminin kullanılmasıyla yeri tespit edilen kişilerden bir de bir operasyonla Türkiye’ye teslim edilen Abdullah Öcalan’dır.Çecenistan eski lideride bu şekilde öldürülmüştür.

Peki nedir bu ECHELON ?

ECHELON nedir?

ECHELON, 5 devletin (ABD, Ingiltere, Kanada, Avustralya, Yeni Zellanda) istihbarat örgütlerinin dünya üzerindeki iletisim sistemlerini denetlemekiçin kurdukları ortak projenin kod adidir. ECHELON projesinin temelleri 1947’deki UKUSA anlasmasıyla atılmıs, ve 1971’de hayata geçmesinden günümüze dek kapsamını ve kullandıgı teknolojileri sürekli genisletmistir.

Liderligini ABD Milli Güvenlik Dairesi NSA’in yaptıgı ECHELON’un bugün telefon görüsmeleri, emailler, internet baglantilari, uydu haberlesmeleri gibi akla gelebilecek tüm modern iletisim sistemlerini büyük oranda denetledigine inanılmaktadır.

ECHELON nasıl çalısır?

ECHELON sisteminin veri toplamak için kullandigi çesitli yollar vardir. Gelismis anten sistemleriyle uydu haberlesmelerini dinlemek (ki çesitli raporlara göre bu antenler ABD, Italya, Ingiltere, Türkiye, Yeni Zellanda, Kanada, Avustralya, Pakistan, Kenya topraklarinda ve muhtemelen diger bazi ülkelerde de faaliyettedir), yeryüzündeki telefon hatlarini dinlemek,internet baglantilarini dinlemek (internet aginin anahtar baglanti-router noktalarinda ECHELON’un veri iletisimini filtreden geçiren sniffer sistemlerinin bulunduguna inanilmaktadir), kitalararasi iletisim hatlarini dinlemek (ABD’nin okyanus tabanindaki telefon hatlarini kontrol altinda tutabilmek için bu kablolara dinleme cihazlari yerlestirdigi bilinmektedir, bu cihazlardan biri 1982’de kablolarin bakimini yapan bir Fransiz sualti ekibi tarafindan bulunmustur) gibi çesitli yöntemlerle, dünya üzerindeki iletisim sistemlerinden geçen veri paketleri ECHELON tarafindan düzenli olarak toplanmaktadir. Elde edilen bu veriler, DICTIONARY (sözlük) adi verilen bir filtreleme sisteminden geçirilir. DICTIONARY, dinlenen veriler içinde ECHELON projesinin 5 ortak devletince belirlenen anahtar kelimeler, isimler, adresler, vs. gibi bilgileri tarayan bir bilgisayarlar agidir. Ayiklanan bu "tehlikeli" iletisim unsurlari uzmanlarca incelenmek üzere takibe alinir.

ECHELON bu kadar güçlüyse neden daha önce duymadım? ABD hükümeti ECHELON’un varligiyla ilgili tüm iddialari reddetmektedir. Ama bu yeterli olmamali. Avustralya ve Yeni Zellanda hükümetleri ECHELON’un varligini kabul ettiler. ECHELON hakkinda Avrupa Parlementosu’ndaki ilk rapor 1988’de yayinlandi.

1997’de Steve Wright tarafindan hazirlanan politik kontrol teknolojileri konulu ikinci bir Avrupa Parlementosu raporu (raporun ingilizce orijinali http://cryptome.org/echelon-ep.htm) ECHELON hakkinda daha detayli bilgiler içeriyordu. Bu rapora göre ABD, Avrupa’daki telefon, faks, ve email haberlesmelerinin %90’ini ECHELON sistemiyle denetliyordu.

Projeye ortak 5 devletin DICTIONARY’ye girdigi anahtar kelimeleri içeren bir veri elde edildiginde, o anahtari içeren iletisim paketi otomatik olarak istegi yapan ülkenin istihbarat örgütüne gönderiliyordu. Avrupa Parlementosu’nu rahatsiz eden nokta, bu sistemin potansiyel terör eylemleriyle ilgili bilgilerin ele geçirilmesinin yaninda, çesitli ülkelerle ilgili ekonomik istihbaratin da ele geçirilmesine olanak vermesiydi.

Gerçektende, soguk savas dönemi sirasinda gelistirilen ve askeri bilgileri filtreleyen çesitli elektronik istihbarat sistemlerinin aksine ECHELON, resmi daireler, sirketler, organizasyonlar ve bireyler gibi kaynaklari dinlemektedir. Avrupa Parlementosu bu kaygilarin sonucu olarak kisisel mahremiyetin korunmasina yönelik bir arastirma komitesi görevlendirdi

http://www.heise.de/tp/english/inhalt/co/6724/1.html

Italyan hükümeti ECHELON’un bilgi toplama yöntemlerinin Italyan kanunlarina aykiriliginin incelenmesi için bir komisyon kurdu

http://www.sunday-times.co.uk/news/pages/sti/98/05/31/stifocnws01003.html?999

Danimarka Parlementosu da benzer bir arastirma baslatti. Ve 1999’da, ABD’deki elektronik mahremiyet örgütü EPIC, ECHELON ‘un faaliyetleriyle ilgili olarak ABD hükümetini mahkemeye verdi (http://www.epic.org/open_gov/foia/nsa_suit_12_99.html).

ECHELON’un topladığı veriler ne ise yarıyor?

ECHELON’un 1947 UKUSA anlasmasinda karara baglanan temel görevi ulusal güvenligin korunmasiydi. Projenin bugün de bu amaca hizmet ettigi biliniyor. Ama bunun yaninda, endüstriyel casusluk, sivil olusumlarin denetlenmesi (Amnesty International, Greenpeace, vs.), ve kisisel iletisimin kontrol altinda tutulmasi gibi otoriter amaçlarla da kullanildigi konusunda kanitlar var. ECHELON türünün tek örnegi degil, Rusya, Fransa, Israil gibi devletlerin de benzer sistemler kullandigi biliniyor, ama ECHELON benzerlerinin en gelismisi ve en utanmazi.

Tum bunlar bir yana ECHELON vasitasi ile tum avrupadaki her turlu haberlesme dinlenip Avrupa’li sirketlerin ticari sirlari Amerika’li rakiplerine aktarilirken, AB’den bir kac kem-kum ses disinda ne gibi diplomatik tepkiler verilmistir, daha dogrusu her hangi bir itiraz edilmismidir, veya itiraz edebilme cesaretini kendisinde bulabilmismidir?

Ne yazikki Turkiye’de her turlu kavram altust olmustur. Insanlar en basit gercekleri bile anlamakta zorlaniyorlar. Turk Diplomasi tarihinin en buyuk skandali ortaya cikmistir. Baska bir ulkenin temsilcisi kollari bir yandan medyaya ve diger yandanda devlete uzanan gizli bir orgut kurmus, adim adim ajandasindaki planlari uygularken suc ustu yakalanmistir. Acik acik ne yaptiklari belli oldugu halde, bu kisiler utanmadan, buyuk bir piskinlikle kendilerini yakalayanlari suclamakta, hatta dahada ileri gidip diplomatik yolla Turkiye aleyhine ileri geri cikislar yapmaktadirlar.

İngiliz gazeteci Duncan Campbell resmi olmayan bir toplantıda Alman Parlementosuna Amerikan Echelon-casusluk sistemi hakkında bilgi verdi. Campbell, 120 uydu sistemi ile, milyarlarca e-mail, telefon konuşması ve faksları tarayan Echelon’un yaratacağı tehlikeleri anlattı.

Bu konuşma sonrası de.internet.com Alman Federal Bilişim Ekonomisi, Telekomünikasyon ve Yeni Medya Kuruluşu (BITKOM) Genel Müdürü Dr. Bernd Rohleder, ile Echelon konusunda bir röportaj yaptı.

de.internet.com: BITKOM, Echelon nedeniyle, Alman ekonomisinin rekabet dezavantajı ile karşı karşı olduğunu düşünüyor mu?

Rohleder: Bu sorunuza ancak "genel ekonomik casusluk" anlamında cevap verebilirim. Şüphesiz bu konudan rahatsızız. Bilidiğiniz gibi, bu konuda kendisini dizginlemeyen başka Avrupa Ülkeleri de var. Bu açıdan özellikle ALman Ekonomisi açısından bu tür bir sorun mevcut. Alman ekonomisi yüksek teknik performansa sahip. Ancak pazarlamada daha az güçlüyüz. Bu da ekonomik casusluk açısından bizi ideal bir casusluk hedefi haline getiriyor. Pazara çıkma süresi daha uzun. Bu nedenle de yabancı casusluk servisleri için çok çekici bir hedefiz.

de.internet.com: Alman şirketleri kendilerini Echelon’un dinlemesinden nasıl koruyabilirler?

Rohleder: Kendilerini korumaları mümkün. Ancak standart bir proses yok. steganografi gibi teknolojiler mümkün. En meşhur örnek; Mona Lisa’nin imaj dosyası. Kirpiklerinin arasında encrypted bir mesaj gizlenmişti. Amerikalılar farkedemediler. Yine de tüm mekanizmalara rağmen, kendilerini korumak isteyenlere özgü standart bir e-mail steganografi programı yok.

de.internet.com: Alman ekonomisinin ne kadarı, bilgilerini gizlemek için bu steganografi sistemi ile birlikte PGP encryption kullanıyor?

Rohleder: Maalesef, sistemin standartlaşmamasının tek bir nedeni yok. Şirketler, Bugüne kadar Alman ekonomisi kendisini kormadı. Şirketlerde ve devlet binalarında dışarıdan sızmalara karşı bir güvenlik bölümü yok. Ekrandaki yazı ve mektupları, uzak mesafelerden okumak mümkün. Almanya’da bu tür tehditlere karşı hassaslık henüz gelişmedi.

de.internet.com: Amerika’da encryption ürünleri satan tüm firmalar gizli servislerle ilişkide olmak zorunda. Aksi takdirde pazarda çalışmalarına izin verilmez. Bu tür ürünler kendi donanım ve yazılımlarını geliştrimeyen ve Amerikalı olmayan firmalar tarafından güvenlik sağlamak için kullanılabilir mi?

Rohleder: Alman güvenlik teknoloji sağlayıcıları dünya çapında firmalar. Ama ABD’ye ihracat yaparken çok sıkı kısıtlamalar var. Amerika orijinli teknolojiye ihtiyacımız yok. Ancak, ABD orijinli standart programların içine "gömülü güvenlik – embedded security" konusu var. Yapmak zorunda olduğumuz şey, ABD ürünleri içine Alman menşeli güvenlik teknolojilerini koymak.

de.internet.com: Yani Alman şirketleri yabancı gizli servisleri tolere etmek zorunda mı ? Bu kadar güçsüzler mi?

Rohleder: Güçsüzler demek istemedim. Kendilerini koruyabilirler ama çok pahalıya mal oluyor. Tabi doğal olarak casusluk sisteminin yabancı şirketlere açık olması beklenemez değil mi?

de.internet.com: ABD dost ülke kapsamında görülerek, Echelon sistemi Bavyera’nın Bad Aibling Şehrinde yer alıyor. Bu nasıl olabilir?

Rohleder: Öncelikle, e-maillerin Bad Aİbling ya da başka bir yerden scan edilmesi neyi değiştirir? Soru şöyle olmalıydı "Bir ülkenin ulusal güvenliği nasıl tanımlanabilir?" Ulusal güvenlik ABD tarafından küresel tanımlandı. Almanya’nın tanımı farklı. ABD tek bir ülke ama dünyadaki tüm problemlere ve tabi Alman endüstrisinin sorunlarına da karışabiliyor. Ancak bu Amerikan olmayan endüstrinin zarar görmesine neden oluyor.

de.internet.com: BITKOM, Echelon ile ilgili ne yapıyor? Yoğun bir lobby çalışması var mı?

Rohleder: Doğal olarak Alman Hükümetinin Bakanlıklarındaki yetkililerle birlikte çalışıyoruz. Yani bu çalışmanın bir parçası Hükümet. Bu konuda söylenecek bir şey yok. İkinci olarak üyelerimizi aydınlatıyoruz. Bu tür sorulara karşı bir haberleşme sistemimiz var. Bu dışarıya açılmayan kendi içimizde bir bilgilenme sistemi olarak yürüyor.

‘Global bir network sistemi olarak tanımlanan ‘ECHELON’, telefonların yanısıra teleks, faks ve internette ‘hedef sözcükleri’ tarayabiliyor. Milyonlarca mesaj arasında aranan sözcüklerin kullanıldığı elektronik mesajları tesbit ediyor. ECHELON sözlüğünde bulunan hedef sözcükleri tarayan bilgisayarlar, aynı anda gelen mesajları sıraya koyarak taramayı sürdürebiliyor." (8)

Entegre olarak NSA koordinasyonunda birbirine bağlanan bilgisayarlar, ajansın her bir kategori için belirlediği 10-50 arasında anahtar sözcüğü tarıyor. Bunlar arasında kişi, örgüt ülke isimleri konu başlıkları ve ayrıca, ilgilenilen kişi veya kurumların bilinen teleks, faks numaraları ve internet adresleri de yer alabiliyor.

Elektronik tarama faaliyetlerinin engellenmemesi için ABD, kendi ülkesinde şifreleme tekniklerini denetim altına almış, bu tür ürünlerin ülke dışına çıkarılmasını ve kendine rağmen geliştirilmesini yasaklamıştır. Çünkü bu teknikler yapılan iletişim istihbaratını engellemektedir.

Ancak her ne kadar ABD bunları denetim altına almaya çalışsa bile emperyalist güçler arası çelişkiler nedeniyle şifreleme tekniklerinin gelişimini engelleyememektedir. Zira hiç bir tekel, kendi çıkar amaçlı faaliyetlerinin bir başka tekel tarafından öğrenilmesini istememekte bunun içinde elektronik haberleşmesini gizli-şifreli yapmaktadır. Kısaca ABD tüm arzusuna rağmen bu alanda da giderek denetimi yitirmektedir denilebilir.

Yine Haftalık Fransız Le Nouvel Observatuer dergisinde yeralan bir habere göre CIA, Amerika’nın 50 uydusu ve 20 kadar da gizli üssünden yararlanarak dünya genelinde geniş bir istihbarat çalışması yürütüyor. CIA’nin 100 bin ajanı sadece telefon dinliyor ve teşkilat bu iş için 16 milyar dolar harcıyor.

Emperyalizmin özellikle Küba’nın yanıbaşındaki Quantanamo Adası’nda, Avrupa, Avustralya, Çin ve Kuzey Kore’nin burnunun dibindeki Güney Kore’de bulunan üsleriyle sosyalist ülkelere, devrimci mücadelenin geliştiği ya da gelişme zemininin çok güçlü olduğu yeni-sömürge ülkelere karşı istihbarat faaliyeti olduğu ortaya çıkmıştır.

CIA’nın örgütlediği, yetiştirdiği yeni-sömürge ülkelerin işbirlikçi istihbarat teşkilatlarının da bilim ve teknolojinin tüm olanaklarını kullanarak benzer faaliyetleri devrimci örgütlere karşı yürüttükleri sır değildir. Örneğin MİT, 1990’da Amerikan Ulusal Güvenlik Ajansı’ndan (NSA) her biri 10 ayrı faksı kontrol edebilen 50’den fazla "Faks İzleme Cihazı" almıştır. Mehmet AĞAR’ın açıklamalarına göre 20 bin telefon aynı anda dinlenebilmektedir. Ve ANAP milletvekili Eyüp AŞIK’ın açıklamalarına göre sadece Mehmet AĞAR’ın isteğiyle dinlenen telefon sayısı 2700’e ulaşmıştır.

Yine CIA’nın işbirlikçi ülkelerin gizli servisleri aracılığıyla, dünyanın birçok bölgesinde sabotaj, suikast, adam kaçırma, provokasyonlar, komplolar ve hatta darbeler tezgahlamak gibi birçok operasyonu gerçekleştirebilecek ajan-muhbir-işbirlikçi örgütlenmeleri oluşturduğu, hatta Amerikan Senatosu’nun bütçeden ayırdığı paralarla kontra örgütler yarattığı, çeşitli örgütleri satın alarak işbirlikçi hale getirdiği vb. artık tüm dünyanın bildiği gerçeklerdir.

Örneğin, 1996 Eylül’ünde SADDAM ve BARZANİ’nin Kuzey Irak’a girmesiyle birlikte CIA’nın bölgede profesyonel ajanları da dahil 2500 işbirlikçi ajanı olduğu açığa çıkmıştır. Maalesef "herşeye kadir" görülen CIA her nasılsa operasyonu önceden haber alamamış ve 2500 ajanı SADDAM’ın eline geçmiştir!..

BASINDAN SEÇMELER :

Echelon Japonya’ya karşı

ABD tarafından yönetilen uluslararası casusluk ağı Echelon’un gizli faaliyetlerine dair yeni bilgiler ortaya çıkarıldı. Japon Mainichi gazetesinde yayınlanan manşet haberine göre Echelon, 20 yıldır Okyanusya’daki Japon elçilik ve konsolosluklarının iletişimini dinliyor.

Bu bilgi, ABD’nin “Asya’daki stratejik müttefiki” Japonya ile ilişkilerini gerginleştirebilecek nitelikte. Mainichi gazetesi, casusluk skandalı ile ilgili bilgileri, Echelon ağını dünya kamuoyuna tanıtan Yeni Zelandalı Gazeteci Nicky Hager’den edindi. Hager, gazeteye yaptığı açıklamada, 20 yıldır süren elçilik ve konsolosluk dinleme faaliyetinin temel amacının “ticari” olduğunu vurguladı. Bu açıklama, ABD’nin Japon şirketlerinin ticari sırlarını elde ederek, uluslararası pazarlarda avantaj sağladığını gösteriyor.

UYDUYLA RÜŞVET TAKİBİ

Amerika, casus uydu sistemi Echelon sayesinde elde ettiği en gizli rüşvet skandallarını bir raporla açıkladı. Rapora göre uluslararası şirketler hükümetlere milyarca dolar yedirdi

Çok eleştirilen Echelon casus uydu sistemi bu kez uluslararası ticarette dönen rüşvet dolaplarını ortaya çıkardı.

ABD öncülüğünde İngiltere,Yeni Zelanda, Avustralya ve Kanada istihbarat servislerinin birlikte yarattığı Echelon sistemi, dünyanın her yerindeki e-posta, telefon ve faks gibi her türlü iletişimi dinleyip kaydedebiliyor. Varlığı 1999 yılında Avrupa Birliği’nin gizli bir raporuyla ortaya çıkarılan Echelon, sanayi casusluğunda kullanıldığı gerekçesiyle Avrupa ülkeleri tarafından sert bir dille eleştiriliyordu. Fakat bu defa Echelon’un geniş bilgi ağına rüşvet skandalları takıldı.

AVRUPA ÇOK TEDİRGİN

Masum görünen ve rüşvetle mücadele olarak değerlendirilebilecek bu faaliyetler Avrupa ülkelerinin tepkisini çekiyor. Bu ülkeler, ABD’nin müttefiklerinin ticari faaliyetleri hakkında topladıkları bilgileri Amerikan şirketlerine verdiğini ve bu sayede Amerikan şirketlerinin haksız kazançlar elde ettiklerini iddia ediyor. Avrupa Parlamentosu Amerikan casusluk faaliyetlerini kınayan bir bildiri yayınladı. Bildiride şu ifadelere yer verildi: "Amerikan istihbarat örgütleri sadece genel ekonomik göstergeleri değil, her konudaki ayrıntılı iletişimleri de dinliyorlar. Bu casusluk yolsuzlukla mücadele yerine Amerikan şirketlerine çıkar sağlama amaçlı olarak kullanılma riskini de taşıyor."

BU DÜPEDÜZ CASUSLUK

Amerikan yetkilileri ise bu iddiaları yalanlıyor. Fakat 1994 yılında CIA’nın Amerikan Senatosu İstihbarat Komitesi’ne gönderdiği bir mektup, Avrupalılar’ın korkularında haklı olduğunu gösteriyor. Mektuba göre istihbarat örgütleri sadece rüşveti değil, Amerikan şirketlerinin uluslararası ihalelerde rekabet etmelerini engelleyebilecek bilgileri de takip ediyor.

Kandil’e operasyon yapılabilir mi?


Org. Özel, PKK’nın lider kadrosuna operasyon için "Çok iyi korunuyorlar ve çok sık yer değiştiriyorlar. Etkisiz hâle getirmek için çalışıyoruz" dedi.

SORU: Türk Silahlı Kuvvetlerinin, PKK’nın ana üstlenmesinin bulunduğu Kandil’e kalıcı bir operasyon gerçekleştirmesi teknik anlamda mümkün mü?

CEVAP: Teknik anlamda mümkündür.

İSTİHBARAT DESTEĞİ

SORU: Türk Silahlı Kuvvetleri PKK ile mücadelede ABD’den istihbarat desteği alıyor mu?

CEVAP: Sınırlı ölçüde alıyoruz.

TUTUKLU KOMUTANLAR

SORU: Çeşitli dava ve soruşturmalarda çok sayıda muvazzaf ve emekli TSK personeli tutuklu yargılanmakta. Bazı çevreler bu durumu PKK terör örgütü ile mücadelede zaaf kaynağı olarak göstermektedir. Bu yorumlara ilişkin düşünceleriniz nedir?

CEVAP: Söz konusu personelin durumu mutlaka sistemi etkilemektedir. Teröristle yürütülen mücadelede askerî faktörlerin yanı sıra, psikolojik faktörler de önemli rol oynar. Yargı sürecindeki personelimizin durumu bizleri derinden üzmektedir. Ancak, bu üzüntümüzün terörle mücadeledeki kararlılığımızı zaafa düşürmesi söz konusu değildir.

KONVOYA SALDIRI

SORU: 18 Eylül’de Bingöl’de meydana gelen olayda bir istihbarat zaafı var mı? Örgütün asker sevkiyatı hakkındaki istihbaratı nasıl elde ettiği hakkında bilgi söz konusu mu?

CEVAP: Olay öncesinde, teröristler tarafından bu olaya yönelik somut herhangi bir duyum veya bilgi alınmamıştır. Konvoy bilgisinin sızmasını önlemek için intikal günü, zamanca aldatma tedbiri uygulanarak değiştirilmektedir. Bu olay öncesinde de aldatma uygulanmıştır.

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel, Türkiye gazetesine açıklamalarda bulundu. Sorulara yazılı cevap veren Özel, çok tartışılan Bingöl’deki saldırıdan önce tedbir amaçlı olarak “zaman aldatma” taktiğini uyguladıklarını kaydetti. KCK operasyonlarının PKK ile mücadelede hayati öneme sahip olduğunu kaydeden Özel, ABD’den alınan istihbarat desteğinin de sınırlı olduğunu ifade etti. Kandil’e kalıcı bir operasyonun teknik anlamda mümkün olduğunu, örgütün İran ve Suriye’de de kampları bulunduğunu ifade eden Özel, üst düzey yöneticilerinin ise çok sık yer değiştirdiğini ve iyi korunduğunu belirtti. Genelkurmay Başkanı Necdet Özel’in sorulara verdiği cevaplar şöyle:

SORU: 2012 yılında terörle mücadelede verilen şehit sayısı ne kadardır? Aynı dönemde kaç örgüt elemanı etkisiz hale getirilmiştir?

CEVAP: TSK olarak 1 Ocak 2012’den 24 Eylül 2012’ye kadar terörle mücadele kapsamında verdiğimiz şehit sayısı 110’dur. Aynı dönemde 427 terörist ölü, 54 terörist yaralı/sağ olarak ele geçirilmiş, 117 terörist kendiliğinden teslim olmuştur. Etkisiz hale getirilen terörist toplamı 598 olmuştur.

SORU: Terörle mücadelede görev alan sınır birliklerinde sözleşmeli asker sayısı ne kadardır?

CEVAP: Şu anda sınır birliklerinde görev yapan sözleşmeli er sayısı 929’dur. Halen eğitimi devam etmekte olan 316 sözleşmeli er, eğitimlerini tamamlamalarını müteakip birliklerine katılacaktır.

SORU: Dönem dönem çeşitli çevrelerce Olağanüstü Hal’in yeniden uygulamaya konulması gündeme getiriliyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz; sizce OHAL gerekli mi?

CEVAP: Siyasi bir karardır.

SORU: Yürürlükte olan yasalar terörle mücadele için yeterli mi? TSK, terörle daha etkin bir mücadele için yeni yasal düzenlemelere ihtiyaç duymakta mıdır?

CEVAP: İhtiyaç olduğu düşünülmektedir. Konu ile ilgili düşünce ve teklifler yetkili makamlara sunulmuştur.

SORU: Türkiye 30 yıldır terörle mücadele ediyor. Sadece askeri yöntemlerle terörün bitirilmesi mümkün mü?

CEVAP: Terörün; siyasi, sosyal, ekonomik yönlerinin olduğu da bilinmektedir. Silahlı örgüt mensuplarıyla (teröristle) mücadele askeri yöntemlerle yapılmalıdır ki, öyle de oluyor.

SORU: KCK operasyonları PKK ile mücadelede etkin rol oynamakta mıdır?

CEVAP: Terör örgütünün işbirlikçileriyle mücadele, teröristlerle mücadele kadar önemlidir. Bölgede korku ve şiddet uygulayan, örgüte zorla eleman kazandıran, özellikle silahlı terör eylemlerini ve sivil itaatsizlik türü eylemleri organize eden, halk üzerinde oluşturduğu baskı ile terör örgütüne zorla para temin eden ve halkımızı devlete karşı provoke edenlerin yakalanması; devletimizin bekasının sağlanması, yasaların hâkim kılınması ve halkın can ve mal güvenliğinin sağlanması için hayati önemi haizdir.

SORU: Örgütün son dönemde özellikle Suriye ve İran tarafından yoğun destek gördüğü sıkça dile getirilmektedir. PKK terör örgütünün söz konusu iki ülkede kampları veya üslenme bölgeleri var mı? Örgütün son dönemde artan saldırılarının iddia edilen bu destekle bağlantısı söz konusu mu?

CEVAP: Terör örgütünün bahse konu ülkelerde terörist kampları vardır. Bu kamplarda teröristler eğitilmektedir. Hiçbir terör örgütü; siyasi, askeri, mali ve psikolojik destek almadan yaşayamaz.

SORU: MİT ve Emniyet ile istihbarat paylaşımı konusunda herhangi bir zafiyet var mı?

CEVAP: Böyle bir zaaf yoktur.

SORU : Türk Silahlı Kuvvetleri PKK ile mücadelede ABD’den istihbarat desteği alıyor mu?

CEVAP: Sınırlı ölçüde alıyoruz.

SORU: PKK terör örgütünün 2012 yılı eylemlerinin önceki dönemlere göre farklılıkları söz konusu mu? Örgütün alan hâkimiyeti kurmak istediğine dair yapılan yorumları nasıl karşılıyorsunuz?

CEVAP: Örgüt 2012 yılını “Final Yılı” olarak ilan etmiştir. Kendine göre son hamlelerini yapmaktadır, ancak başaramayacaktır. Örgütün “alan hâkimiyeti kurmak istediğine dair” verilen demeçler; yersiz, mesnetsiz, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşına yakışmayan yorumlardır.

SORU: Türk Silahlı Kuvvetlerinin PKK’nın ana üstlenmesinin bulunduğu Kandil’e kalıcı bir operasyon gerçekleştirmesi sıkça tartışılan bir konu. Böyle bir operasyon teknik anlamda mümkün mü?

CEVAP: Teknik anlamda mümkündür.

SORU: Örgütün üst düzey yöneticilerinin nokta operasyonlarla etkisiz hale getirilmesi imkânsız mı?

CEVAP: Çok iyi korunuyorlar ve çok sık yer değiştiriyorlar. Etkisiz hale getirmek için çalışıyoruz.

SORU: PKK terör örgütünün elinde füze ve gelişmiş silahların olduğu iddiası doğru mudur?

CEVAP: Teyide muhtaç bilgiler alıyoruz.

SORU: Daha önceki açıklamalarınızda Dersim arşivlerinin tasnif edilmeye başlandığını belirtmiştiniz. Arşivlerin açılma tarihi belli mi?

CEVAP: Çalışma devam ediyor.

SORU : 35 yılı aşkın askerlik hayatınızda canınızı en çok yakan anınızı bizimle paylaşır mısınız?

CEVAP: Bu soruya cevap verilmeyecektir.

SORU: Her şehit haberinden sonra birileri çıkıp “Neden hiç zenginlerin çocukları şehit düşmüyor?” sorusunu yöneltiyor. Bu tür tepkileri nasıl karşılıyorsunuz?

CEVAP: Askerlik hizmeti Vatan hizmetidir. Zengin fakir ayırımı yapılmaz.

SORU: Şimdiye kadar çok kez silah arkadaşlarınızın cenazesine katıldınız. Her seferinde bu acıyı tekrar tatmak duygu dünyanızda ne tür değişikliklere neden oluyor?

CEVAP: Tarifi mümkün olmayan çok acı bir durum. Allah kimseye göstermesin

Yargılamalar teröre karşı mücadelemizi etkilemezYargı sürecindeki personelimizin durumu bizleri derinden üzmektedir. Ancak, bu üzüntümüzün terörle mücadeledeki kararlılığımızı zaafa düşürmesi söz konusu değildir.

SORU: Çeşitli dava ve soruşturmalarda çok sayıda muvazzaf ve emekli TSK personeli tutuklu yargılanmaktadır. Bazı çevreler bu durumu PKK terör örgütü ile mücadelede zaaf kaynağı olarak göstermektedir. Bu yorumlara ilişkin düşünceleriniz nedir?

CEVAP: Söz konusu personelin durumu mutlaka sistemi etkilemektedir. Daha önce de ifade edildiği gibi, tecrübeli personelin tutuklanmaları sebebiyle kadro görevlerinden uzak kalmalarının Türk Silahlı Kuvvetlerinin anayasa ve kanunlar ile üstlenmiş olduğu görevlerin ifasına olumsuz yansımaları olmaması için, imkanlar ölçüsünde gerekli tedbirler alınmıştır. Teröristle yürütülen mücadelede askeri faktörlerin yanı sıra, psikolojik faktörler de önemli rol oynar. Yargı sürecindeki personelimizin durumu bizleri derinden üzmektedir. Ancak, bu üzüntümüzün terörle mücadeledeki kararlılığımızı zaafa düşürmesi söz konusu değildir.

Sevkiyatlarda güvenlik tedbirleri tam alınıyor

SORU: 18 Eylül’de Bingöl’de meydana gelen saldırıda askerlerin toplu halde ve silahsız olarak sevk edildikleri iddia edildi ve bu durum eleştirildi. Söz konusu eleştirileri nasıl yorumluyorsunuz? Personelin izne gidiş dönüşlerinde veya terhislerinde havayolu ile sevkiyat yapılamaz mı?

CEVAP: Öncelikle eleştiriler, doğru bilgiye dayanıyorsa, yıkıcı değil yapıcı ise değer ifade eder. Bingöl’deki terörist saldırıda intikal esnasında alınan emniyet tedbirlerinin neler olduğu, Bingöl Valiliği’nin 18 Eylül 2012 tarihli açıklamasında da ifade edilmiştir. Sorun, bu alınan tedbirlerin etkinliği ve yeterliliği ile ilgilidir. Olayla ilgili olarak 8’inci Kolordu Komutanlığı Askeri Savcılığı tarafından adli soruşturma başlatılmıştır.
Olayda, Elazığ-Bingöl-Muş karayolu güzergâhında konvoy öncesi menfezler dâhil yolun kontrolü yapılmış, 25 ayrı kontrol noktasında yolun emniyeti timlerce alınmış, ayrıca güzergâhta 6 BTR ve 4 shorland zırhlı aracı ile yol emniyet ve kontrol devriyesi icra edilmiştir. Konvoyun önüne ve arkasına zırhlı Kobra araçları, ortasına jammer konularak emniyet artırılmıştır. Olası herhangi bir gelişmeye müdahale etmek üzere silahlı helikopterler Bingöl merkezde hazır bekletilmiştir. Personelin hava yolu ile intikal ettirilmesi kapsamında; mevcut yönetmelik, personel intikallerinin yoğunluk arz ettiği dönemlerde, hava yolundan da istifadeyi mümkün kılmaktadır. Kasım 2011’den itibaren askeri personelimizi, imkanlar ölçüsünde, Hava Kuvvetleri Komutanlığı’nın uçaklarından ve bölgedeki helikopterlerden istifade ederek hava yoluyla taşıyoruz. Bu kapsamda bugüne kadar toplam 10.352 personelin havadan intikali sağlanmıştır. Ayrıca konuyla ilgili olarak, Milli Savunma Bakanlığı ile havayolu şirketleri arasındaki görüşmeler devam etmektedir. Ancak her halükârda, uygulamada bütün intikallerin havayolu ile yapılması mümkün olmayabilecektir.

BİNGÖL’DE İSTİHBARAT ZAAFI YOK

SORU: 18 Eylül’de Bingöl’de meydana gelen olayda bir istihbarat zaafı var mı? Örgütün asker sevkiyatı hakkındaki istihbaratı nasıl elde ettiği hakkında bilgi söz konusu mu?

CEVAP: Olay öncesinde, teröristler tarafından bu olaya yönelik somut herhangi bir duyum veya bilgi alınmamıştır. Konvoy bilgisinin sızmasını önlemek için intikal günü, zamanca aldatma tedbiri uygulanarak değiştirilmektedir. Bu olay öncesinde de aldatma uygulanmıştır.

SORU: Afyon’da meydana gelen patlama ile ilgili sabotaj iddiaları konusunda ne düşünüyorsunuz?

CEVAP: Konuyla ilgili olarak Askerî Savcılık açıklamasını yapmıştır.

Başbakan Yardımcısı Bozdağ’dan ‘Balyoz’ Yorumu /// CC : @vardiyabizde @BalyozGercekler @rodrikdani


Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, “Balyoz” davasında verilen kararlarla ilgili değerlendirmelerde bulunarak, “Bugün karar çıktı ortaya. Bu kararın bir anlamı da şudur esasında. İddia olunan şeyler iddiadan öte bir kararla teyit edilmiş oldu, bir karara dönüştürüldü. Sonuçta bu kararı biz beğenelim, beğenmeyelim, bu kararı bir heyet verdi, bir mahkeme verdi ve bu şüpheden öte mahkemede kabul edilmiş bir kanaate döndü" dedi.

–Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, “Balyoz” davasında verilen kararlarla ilgili değerlendirmelerde bulunarak, “Bugün karar çıktı ortaya. Bu kararın bir anlamı da şudur esasında. İddia olunan şeyler iddiadan öte bir kararla teyit edilmiş oldu, bir karara dönüştürüldü. Sonuçta bu kararı biz beğenelim, beğenmeyelim, bu kararı bir heyet verdi, bir mahkeme verdi ve bu şüpheden öte mahkemede kabul edilmiş bir kanaate döndü" dedi.

Başbakan Yardımcısı Bozdağ, Tvnet’te katıldığı bir programda gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nin kamuoyunda ‘Balyoz’ davası olarak bilinen davayla ilgili verdiği karar hakkındaki soruları cevaplayan Bozdağ, yargılamaların Yassıada’daki yargılamalar ile kıyaslanmasına tepki göstererek, “O dönemde hakime kalkıp Menderes’in veya savcıya kalkıp bugün devam eden Silivri’deki davalardaki örneklerde olduğu gibi bir laf etme, bırak öyle bir lafı, öyle bir cüret yapma imkanı var mı? Orada bir müthiş bir şey var. Ama baktığınızda Silivri sürecinde devam eden, işte Balyoz davası bitti, şimdi hakimine yapılmadık hakaret, savcısına yapılmadık hakaret; yani sanki davanın sürecine baktığınızda yargılananlar şüpheliler değil de hakimler yargılanıyor. Acaba Yassıada yargılamaları yaparken bugün bu yargılamaları yapan hakim ve savcılara söylenen sözlerin, bırakın milyonda birini, trilyonda, katrilyonda birini o dönemdeki yargılananlar söylemiş miydi? Yani böyle bir hadise ama, baktığınızda bütün Türkiye’ni gözü önünde devam eden bir yargılama var, yani çok yan yana koyup kıyaslamak bilmiyorum çok büyük bir haksızlık olarak kabul ediyorum" diye konuştu.

"ŞÜPHEDEN ÖTE KANAATE DÖNÜŞTÜ"

Balyoz davasında mahkemenin verdiği kararları değerlendiren Bozdağ şunları söyledi:

“Bugün karar çıktı ortaya, bu kararın bir anlamı da şudur esasında: İddia olunan şeyler iddiadan öte bir kararla teyit edilmiş oldu, bir karara dönüştürüldü. Sonuçta bu kararı biz beğenelim, beğenmeyelim, bu kararı bir heyet verdi, bir mahkeme verdi ve bu şüpheden öte mahkemede kabul edilmiş bir kanaate döndü. Yargıtay aşaması ayrıca var. Öyleyse, bizim burada herkesin oturup şunu düşünmesi lazım. Bu olayda mahkeme neye göre karar verdi? Tarafların görüşlerine göre değil, mahkeme dosyadaki delillere göre karar verir. Şimdi kamuoyunda bakıyorum işte bu Balyoz’daki yargılanan kişilerin avukatları daha ziyade kamuoyunu ikna etmeye, kamuoyunu inandırmak için uğraştılar televizyonlarda, gazetelerde. Yani aynı uğraşı mahkemelerde yapmış olsalar, belki kendi savundukları kişilerin lehine daha olumlu şeyler yapmış olurlardı. Ama böyle bir yaklaşımı da orada göremedik. Ben bu davanın sonucuna ilişkin bütün değerlendirmeleri işin doğrusu tarafçılıkla, yani herkes tuttuğu tarafa göre bir değerlendirme yapıyor.”

"SİYASİ İKLİMİN DOĞURDUĞU CESARETLE AÇILAN SORUŞTURMALAR"

AK Parti iktidarları döneminde Türkiye’de büyük bir değişim yaşandığına dikkat çeken Bozdağ, “2010’da Anayasa değişikliği yapıldığı zaman, kimse 12 Eylül’ü yapanların yargı önüne çıkacağına inanmıyordu, hatta bu değişikliğe evet verenlerin bile kafasında şüphe vardı. Ama şu anda Kenan Paşa da, Şahinkaya da, hayatta olanlar sanık durumunda ve yargılanıyorlar. 28 Şubat olmuş 97’de, o günden beri 28 Şubat konuşuluyor fakat 28 Şubat yargının önünde değil. Şimdi Türkiye’nin savcıları yine vardı, yargı yine aynıydı, yasalar yine aynıydı, Anayasa yine aynıydı. Neden böyle bir soruşturma açılmadı, bir süreç başlamadı. Bunun bir siyasi iklimle, Türkiye’nin iklimiyle doğrudan bir alakası var. Bütün bu soruşturmalar baktığınızda bu iklimin doğurduğu cesaretle açılan soruşturmalardır. Türkiye’de demokrasi adına, hukuk devleti adına iklimlerin değiştiği bir dönem oldu demokrasiden yana ve hukuk devletinden yana" diye konuştu.

"MAHKEMENİN VERDİĞİ KARARDAN NİYE RAHATSIZ OLAYIM?"

Bozdağ, ‘Açıklanan karardan rahatsız mısınız?’ şeklindeki soru üzerine, "Çıkan karar mahkemenin kararı, ben mahkemenin verdiği karardan niye rahatsız olayım. Mahkeme sonuç itibariyle dosyaya göre bir karar veriyor, bu kararı beğenen olacak, beğenmeyen olacak. Ama bu karar sonuçta Yargıtay’a gidecek, beğenen de Yargıtay’a götürebilir, beğenmeyen de götürebilir, herkesin yetkisindedir, süreç devam ediyor. O bir renksizlik olarak değerlendirmektense, ilkeli bir duruş olarak değerlendirilmesi daha doğrudur. Şu anda bütün darbeciler, darbe teşebbüsünde bulunanlar ve darbe yapanlar bu iktidar döneminde yargılanırken böyle bir iddiayla açılmış bir davada mahkumiyet kararı oldu veya başka bir karar oldu, bununla ilgili Hükümeti renksizlikle suçlamak çok büyük bir haksızlık olur. Bütün bunlar bizim doğurduğumuz iklim sonucudur" şeklinde konuştu.

Özel yetkili mahkemelerin kaldırılması sürecinde darbe davalarının olumsuz etkileneceğine yönelik eleştirilerin hatırlatılması üzerine Bozdağ, “O zaman da maalesef bir kara propaganda yapıldı. Şimdi biz o dönemde açıklamalarda bulunduk, devam eden davaları etkileyecek bir yasal veya anayasal değişikliğe biz gitmeyiz. Çünkü yasal da böyle bir şey yapmak davalara müdahale etmek anlamına gelir, hukuka müdahale etmek anlamına gelir. Biz bunu yapmayacağımızı o zamanki dönemde de açıklamalarda bulunduk. Ama maalesef bunu açıklamamıza rağmen, bunun böyle olmayacağını ifade etmemize rağmen bazı çevreler o günün şartlarında bunun aksini söylediler. Çıkan yasadan sonra ve hatta benim bir açıklamam olmuştu, yasa çıktıktan sonra hepsi mahcup olacak demiştim. Yasa çıktı, ondan sonraki süreçte de onların söylediğine göre her gün yasa çıktığı günün ertesi tahliyeler olacaktı, ama öyle bir şey olmadı. O bir karartma kampanyasıydı, öyle düşünüyorum" dedi.

"PKK TAŞERON BİR TERÖR ÖRGÜTÜ"

Terörle mücadele konusunda da değerlendirmelerde bulunan Bozdağ, PKK’nın sadece bir ‘terör örgütü’ olmadığına dikkat çekti. Bozdağ şunları söyledi:

"PKK terör örgütü esasında sadece bir terör örgütü değil, terör örgütünün ötesinde de bir yapısı var. Şimdi siz bir terör örgütüyle mücadele ederken onunla mücadelenin usulleri var, o çerçevede yaparsın. Türkiye’de onu yapıyorlar, yapmaya da devam ediyor. PKK terör örgütü bir yönüyle de taşeron bir terör örgütü. Başkalarının da kullandığı, kendisini de kullandırdığı bir örgüt, herkes biliyor. Sipariş pek çok eylemleri yaptığı da herkesin malumu. Öte yandan PKK terör örgütünün kaybettiği zemin var. O da bölgeye bizim yaptığımız hizmetler ve attığımız adımlar nedeniyle pek çok seçim sonucu gösteriyor ki orada kaybedilen bir zemin var ve güçlenen bir aidiyet duygusu var, devletle büyük bir kucaklaşma var. Bundan da terör örgütünün fevkalade bir rahatsızlığı var. Öte yandan da terör örgütünün kendi içinde bu olup bitenlerden sonra bir dağılma var, bir sıkıntı var, motivasyon eksikliği var. Tabii bütün bunlar bir araya geldiği zaman hem dışarıdan, hem terör örgütünün kendi içinden, teröristlere bir moral motivasyon vermek, hem kaybettiği zemini geri kazanabilmek, hem AK Parti’yle yükselen bir Türkiye’nin tekrar bu yükselişine zarar vermek ve Türkiye’nin gündemini başka konularla meşgul edebilmek. Ve hem de bu bölgede yaşanan hadiselerden kendi lehine sonuçlar çıkararak buradan farklı kapılar açabilir miyim düşüncesiyle 2012 yılını esasında PKK terör örgütü kendi açısından bir final yılı olarak değerlendirdi ve o çerçevede adımlar attığını görüyoruz."

Son aylarda 500’ün üzerinde teröristin etkisiz hale getirildiğine dikkat çeken Bozdağ, “Ve bu terör örgütü içerisinde büyük bir psikolojik motivasyon bozukluğuna yol açtı ve bunu telafi etmek için de uğraşıyor. Tabii başka şeyler de var. Ama bütün bunlar şunu gösteriyor: Terör örgütü bir kez daha şunu görmüş oldu: Dışarıdan aldığı destek, içeriden aldığı destek, başka yerden aldığı destek ne olursa olsun Türkiye’de yaptığı hesapların hiçbirisinin tutma imkanı yoktur, tutması da mümkün değildir. Zannederim bu dersi almıştır” dedi.

"ŞU ANDA BÖYLE BİR GÖRÜŞME YOK"

Oslo görüşmeleri ile ilgili muhalefetten yöneltilen eleştirilerin hatırlatılması üzerine Bozdağ, “Siz terör örgütünü bitirmek istiyorsanız nasıl olacak? Terör örgütüyle görüşmeden nasıl olacak? Yok efendim, onunla görüşmeyelim de arada biri olsun. Sonuçta o gidip onlarla konuşmuyor mu? Ne söylüyor sen bilmiyorsun, o ne söylüyor bilmiyorsun. Devletin Milli İstihbarat Örgütü niye vardır? Devletlerin milli istihbarat örgütlerinin vazifesi budur. Terör örgütlerinin içerisine girmek, sızmak, bilgi toplamak, derlemek, gerektiği zaman terör örgütleriyle gereken temasları kurup görüşmeleri yapmak, bunlarla ülkesinin lehine faydalar çıkarmak ve terörü bitirmek için birtakım şeyler yapmak. Yani bugün bu görüşmeler niye yapılıyor diye değil. Esasında şimdiye kadar terörü bitirmek için bu görüşmeler niye yapılmadı diye bence birilerinin eleştirmesi lazım. Yoksa şimdi eğer bu adımlar atılmamış olsa o zaman Hükümeti suçlamak lazım. Kardeşim, terörü bitirmek için neden bu adımları da atmıyorsunuz diye eleştirilmeleri lazım. Bu Hükümet şimdi adımlar atmış, bu noktada işte Milli İstihbarat Teşkilatı’ndan bazı görevliler bu noktada birtakım görüşmeler yapmış” diye konuştu.

CHP’li Haluk Koç tarafından açıklanan ve Oslo Mutabakatı olduğu iddia edilen metinle ilgili soru üzerine Bozdağ, "Şimdi Sayın Başbakan da açıkladı, hep söyledi. ‘Böyle bir belge yok’ dedik. Yani Oslo belgesi diye açıkladıkları şey de bir belge değil, böyle bir mutabakat yok ve böyle bir hadise yok. Görüşme var, fakat böyle bir şey yok. Ama şimdi onlar sanki üzerinde mutabakata varılmış. Efendim, anlaşılmış bir metin var da bu metni biz Türkiye kamuoyundan gizliyoruz da bunlar bu metni açıklıyormuş, yok öyle bir şey. Böyle bir şey yok, sadece görüşmeler var. Görüşmeleri, bir yandan Sayın Kılıçdaroğlu diyor ki, ‘Biz olsak görüşmelere izin vermeyiz’ diyor. Öte yandan diyor ki, biz görüşmelere karşı değiliz ama içini niye açıklamıyorlar biz ona karşıyız diyor. Öte yandan kalkıyor Genel Başkan Yardımcısı, işte görüşmeler olmuştur, işte bakın şöyle şöyle belgeler var diye hükümeti bunları niye yaptırtıyorsunuz diye itham ediyor. Şu anda böyle bir görüşme yok. Ama demin de söyledim, terörün sonlandırılması konusunda halkımızın bizden bir talebi var, terör bitsin, terör sona ersin, ama nasıl bitirse bitsin, nasıl sona erdirilse erdirilsin; yani vatandaşımızın yönteme dair bir tercihi yok. Yani, terörün bitmesine ilişkin neticeye dair bir tercihi ve bir talebi var. Onun için, terörün bitirilmesi için, sonlandırılması lazımsa hükümetimiz döneminde bunlar yapılmıştır, bundan sonra da yapılmaya devam edecektir" değerlendirmesinde bulundu.

"SUÇÜSTÜ HALİ VAR"

BDP milletvekillerinin teröristlerle kucaklaşma görüntülerini de yorumlayan Bozdağ, “Mecliste dokunulmazlık fezlekesi olan pek çok milletvekili var, bunların neredeyse 3’te 2’si, belki daha fazla bir kısmı BDP’li milletvekillerine ait. Tabii bunların içerisinde olanlar bir yerdeki konuşmalar, bir yerdeki sözlerle ilgili şeyler. Ama son görüntülere baktığınız zaman, burada konuşmaktan öte bir eylem var. Yani tabi teröristle bir kucaklaşma var, yani adeta bir suçüstü hali gibi bir görüntü. Yani bu görüntüden rahatsız olmayan ülkede kimse de yok, hatta PKK ve yandaşları dahi zaman zaman basından takip ettiğimizde rahatsızlığını dile getirdiler. Ama baktığınız zaman, bunun tesadüfi bir iş olmadığı da ortaya çıkıyor, yani kasti bir. Öyle gözüküyor, şeyden gözüküyor, benim buna dair bir bilgim yok ama fotoğrafa baktığınızda, kameranın orada olması, baktığınızda bunlar tesadüfen yola giderken hemen olacak bir iş değil” dedi.

BDP milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılmasının sorulması üzerine Bozdağ, "Mecliste bulunan milletvekili milletinin sadece bir kısmını değil tamamını temsil eder. Bizim anayasamız öyle, biz öyle görüyoruz, milletimiz de öyle görüyor. Türkiye terörle mücadele ederken, milletin kalbi Mecliste bir milletvekilinin veya bazı milletvekillerinin o ülkenin birliğine, dirliğine kurşun sıkan, askerini, polisini, vatandaşını şehit eden teröristlerle sarmaş dolaş olması, kucaklaşması, büyük bir sevinç gösterisiyle bunu Türkiye ve dünya kamuoyuna yansıtması kabul edilebilir bir durum değil, milletvekilliyle bağdaşır bir husus da değil. Yani benim gördüğüm öylesi çirkin bir durum ve adeta bir suçüstü hali var. Tabi bunlarla ilgili fezlekeler henüz Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne ulaşmadı. Önce Cumhuriyet savcılıkları bunlarla ilgili bir süreç başlatacak, dokunulmazlığı olduğu için de bunlarla bir fezleke düzenleyip Meclise gönderecektir. Meclis de anayasa ve adalet komisyonundan oluşan karma komisyon bir rapor hazırlayacak, eğer raporda dokunulmazlığın kaldırılması yönünde bir görüş izhar eder, bunu da Genel Kurulu onaylarsa, o zaman dokunulmazlığı kalkacaktır. Dokunulmazlığı kalkması milletvekilliğinin düşmesi anlamına gelmez, sadece soruşturma ve kovuşturmanın yapılmasına milletvekilliğinin engel olma hususu ortadan kaldırılmış olur, yani yargılama devam edecektir" dedi.

(ZÇ-ÖZ-Y)

BALYOZDA GÜNCELLEME MUHABBETLERİ NEDİR ? NE DEĞİLDİR ?


Suriye’den Hatay’ın Reyhanlı ilçesine gelen Mustafa Ziyad El Nasiri ile söyleşi


Mustafa Ziyad El Nasiri: Suriye’nin Halep İli’ne bağlı El Safa Mahallesi’nde yaşıyorum. 53 yaşındayım. Bankacıyım.

ORSAM: Suriye’de yaşadıklarınızı ve sizi Türkiye’ye geliş nedenlerinizi anlatır mısınız?

Mustafa Ziyad El Nasiri: Mahallemiz sürekli bombalanıyordu. Sığınakta yaşamaya başlamıştık. Elektrik kesildi, su kesildi, günlük gıda ihtiyaçlarımızı karşılayamaz hale geldik. Zemin ve bodrum katı sığınak’a dahil etmiş hem Esad’ın askerlerinden hem de bombalardan korunmaya çalışıyorduk. Ancak bu çok mümkün değildi. Uçaklardan mahallemize fıçılar yapmaya başladı. Fıçılar yere düşünce patlıyor ve içlerinden demir çubuklar ve çiviler etrafa yayılıyordu. En az 50 metrelik alanda tahribat yaratıyordu. Bunu ne İsrail Gazze’de yaptı ne de başka bir devlet işgal ettiği bir ülkeye. Tüm bunlara rağmen evimde kalmaya ç.alıştım. Birikmiş biraz param vardı. Zorda olsa gıda bulmaya çalışıyordum. Ancak gençleri toplamaya ve zorla orduya almaya başladılar. Gitmek istemeyeni anında vuruyorlardı. Gidenleri ise hiçbir silah ve savaş bilgisi olmadığı halde silahlandırıp Ceyş El-Hür’ün karşısına koyuyorlardı. Kısaca çocuklarımız ölüme sürükleniyordu. Oğullarımı, kızlarımı ve eşimi alarak Türkiye’ye gelmeye mecbur kaldım. Belki aradığım huzuru burada da bulamadım. Ancak yavaş yavaş çevreme uyum sağlıyorum.

ORSAM: Halep’ten Türkiye sınırına gelene kadar neler görüp neler yaşadınız?

Mustafa Ziyad El Nasiri: Halep’in belli bir kesimi yıkılmış durumda. Diğer kısmı ise halka kapalı. Orada neler olup bittiğini kimse bilmiyor. Halep’in çevresindeki köy ve beldelerle birlikte oturum alanı yaklaşık 80-100 km. Telefonlar çalışmıyor. Birbirimizle irtibatımız kesilmiş durumda. Halep’ten çıkmada zorluk yaşadık ancak devamı kolaydı. İdlib ve çevresindeki köyler muhaliflerin elinde. O bölgede herhangi bir sıkıntıyla karşılaşmadım. Sadece tüm yol boyunca yıkılmış köyler, yollarda bekleyen insanlar ve göçe hazırlanan aileler vardı.

* Bu söyleşi, 15 Eylül 2012 tarihinde Feyyat Özyazar tarafından Hatay’ın Reyhanlı ilçesinde gerçekleştirilmiştir.

Mahmoud Ahmadinejad Speech to UN General Assembly Transcript September 26, 2012


Mahmoud Ahmadinejad Speech to UN General Assembly Transcript September 26, 2012.pdf

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: