Günlük arşivler: Eylül 29, 2012

SECRET – Criminal Bombers Use Curiosity and Greed to Lure Victims


SECRET – Criminal Bombers Use Curiosity and Greed to Lure Victims.pdf

Secrecy News – SENATE JUDICIARY COMMITTEE MOVES TO AMEND FISA AMENDMENTS ACT


The Obama Administration proposal to renew the Foreign Intelligence

Surveillance Act (FISA) Amendments Act for another five years would be

amended to a three year extension, if the Senate Judiciary Committee has

its way.

Last June, the Senate Intelligence Committee approved — without amendment

Suriye sahnesinden çekilmek /// CC : @MaliGuller


Türkiye, İran, Mısır ve Suudi Arabistan’dan oluşan “Dörtlü Komisyon”un, Ankara’nın Suriye sahnesinden “onurlu” çekilebilmesi için bir fırsat olduğunu dile getirmiştik geçen hafta… “Suriye sorunu yerelleşiyor” ve “Erdoğan tuzaktan çıkabilir mi?” başlıklı iki yazımıza, hem olumlu hem de olumsuz eleştiriler gelmişti…

Aradan geçen bir haftada durum ne peki?

ÖSO komutanı: Ankara bizi kovdu

1. Özgür Suriye Ordusu ÖSO Askeri Konsey Başkanı Tuğg. Mustafa el Şeyh, hafta sonu AP ajansına yaptığı açıklamayla, komuta merkezini Türkiye topraklarından taşıdıklarını açıkladı.

Oysa AKP Hükümeti’nin açık desteğiyle kurulan ve faaliyet gösteren ÖSO, resmi internet sitesinde komuta merkezinin adresini Hatay diye ilan edecek kadar pervasızca hareket ediyordu…

Denilebilir ki, bu karar göstermeliktir ve sadece AKP Hükümeti’ni kamuoyu nezdinde rahatlatmak için alınmıştır. Böyle bile olsa, ÖSO’nun komuta merkezini Türkiye toprakları dışına taşıdığını açıklaması, Esad karşıtı cephe açısından bir olumsuzluğa işaret etmektedir.

Nitekim mesele çok daha özel anlamlar içermektedir. ÖSO bu kararı her ne kadar “isyancı gruplar arasında daha fazla bölünme oluşmasını önlemek üzere” aldıklarını açıklasa da, kararın ana nedeninin, Ankara’nın “Suriye sahnesinden çekilme” adımlarıyla ilgili olduğu anlaşılmaktadır.

Örneğin ÖSO’nun üst düzey komutanlarından Ahmet Hicazi, “Ankara’nın kendilerine Türk topraklarını terk etmek ve komuta merkezini Suriye’ye taşımak için belli bir süre vermesi“ nedeniyle bu kararı aldıklarını açıklamaktadır.

Davutoğlu: Suriye sınavını kaybediyoruz

2. Başbakan Tayyip Erdoğan‘ın “AKP Kongre hazırlıkları” gerekçesiyle katılmadığı BM toplantılarında Türkiye’yi temsil eden Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu‘nun konuşmasını nasıl buldunuz? Esad‘a 15 gün süre tanıyan, “bölgeyi dizayn ediyoruz” diyen, kendisini “düzen kurucu” olarak niteleyen Davutoğlu, artık şöyle diyordu: “BM ve uluslararası sistem Suriye’de sınavı kaybetmek üzere.“

3. Aydınlık‘tan Rafet Ballı, İran dini lideri Ayetullah Hamaney‘in temsilcisi Hüseyin Şeriatmedari‘yle röportaj yaptı. İran’a göre Başbakan Tayyip Erdoğan, Suriye politikasından dolayı pişmanlık işaretleri vermeye başladı.

4. Suriye krizi üzerinden yaşanan cepheleşmede, Irak merkezi yönetimi İran’la yan yana durmuştu. AKP Hükümeti ise Bağdat’a karşı Erbil’le birleşiyordu. Dahası Erdoğan, Maliki‘ye karşı İyad Allavi ve Tarık Haşimi‘yi destekliyor, hatta yargılanan Haşimi‘yi Türkiye’de saklıyordu. Erdoğan-Davutoğlu ikilisinin, Irak merkezi yönetimini devre dışı bırakan bu yaklaşımı, Ankara-Bağdat ilişkilerini neredeyse kopma noktasına getirdi.

Ancak yukarıda sıraladığımız gelişmelerle eş zamanlı olarak, Ankara Bağdat’a da iyi niyet gösterisi yaptı. “Erdoğan‘ın Maliki‘ye sürpriz bir davet yaptığı” haberlerinin basına servis edilmesi, yeni bir yönelime işaret olarak algılandı.

Erdoğan’a kaçış yolu

Türkiye, İran, Mısır ve Suudi Arabistan’dan oluşan Suriye Temas Grubu’nun ya da diğer ismiyle Dörtlü Komisyon’un Ankara’ya Suriye sahnesinden çekilme fırsatı sunduğu görüşü, önemli analistlerce de dile getirilmeye başlandı. Örneğin üçüncü dünya konulu kitaplarıyla tanınan Prof. Vijay Prashad…

Prashad Asya Times için yazdığı 22 Eylül tarihli uzun analizinde, bizim 20 Eylül tarihli “Suriye sorunu yerelleşiyor” başlıklı yazımızda dile getirdiğimiz görüşlere yakın şeyler söylüyordu: “Suriye’nin sarp bir şekilde Balkanlaşması, Irak Kürdistan’ının yanı başında bir Suriye Kürdistan’ı üretebilir. Şemdinli’deki yeni cephe, Erdoğan‘ın Suriye’deki ayaklanmaya verdiği desteğin bedelini gösterdi. Erdoğan siyasetinin neticeleri, ordudaki düzensizlik, ABD başkanı Obama‘nın Türkiye’den ‘daha fazlasını’ istemesi eşliğinde Türkiye’nin omuzlarına bindi. Mursi’nin Temas Grubu, Erdoğan hükümetine aşırı taahhütlerinden bir kaçış yolu sunmaktadır.“ (Dünya Bülteni, 22 Eylül 2012, Çev. Alpaslan Balcı)

Mehmet Ali Güller

Aydınlık

PKK’nın kaynağı Kuzey Irak’tır!


Onur ÖYMEN PKK saldırılarını ve terörün kaynağını Aydınlık’a değerlendirdi : PKK’nın kaynağı Kuzey Irak’tır!

Emekli Diplomat Onur Öymen, PKK saldırılarının Irak’ın kuzeyinden gerçekleştiğini belirterek, AKP’nin bu saldırıları önlemek için Barzani’yle değil, Irak hükümetiyle diplomasi yürütmesi gerektiğini söyledi

Eski CHP Genel Başkan Yardımcısı ve emekli diplomat Onur Öymen, Türkiye’nin terörle mücadelesini Aydınlık’a değerlendirdi. Türkiye’nin Irak hükümetiyle Irak’ın içişlerine ilişkin konuşmasına rağmen, terör örgütü PKK’yı konuşmadığını belirten Öymen, “Türkiye Irak’la PKK’yı konuşmalı” dedi. Öymen’in gündeme ilişkin açıklamaları şöyle:

Ceyhun BOZKURT >>> Son olarak Bingöl ve Tunceli’de terör saldırıları oldu. Sürekli artan bir terör eylemleri var. Çok sayıda operasyona rağmen, terör saldırıları durmuyor. Neden bu saldırılar gerçekleşiyor?

Onur ÖYMEN >>> Bu kadar üst üste şehit veriyorsak demekki izlenen politikalarda bir yanlışlık var. Hükümetin ilk yapması gereken şey “Nerede hata yaptığını” araştırması lazım. Gördüğüm kadarıyla sadece Türkiye’de bu terörle terörle mücadele etmek eksik bir politikadır, terörün merkezi, beyni, karargahı,cephaneliği, eğitim alanlarının hepsi Kuzey Irak’ta.Türkiye maalesef yıllardan beri PKK’nın Kuzey Irak’taki merkezini tasfiye etmeyi başaramamıştır.

Daha önceki hükümetler zamanında 32 kere Kuzey Irak’a harekatlar yapılmıştır, terör bitme noktasına getirilmiştir. Ama bu hükümet zamanında sadece bir kere sınır ötesi harekat gerçekleşmiştir, o da sadece 7 gün sürmüştür. O bakımdan siz terörün merkezine yönelik hiçbir operasyon yapamazsanız, sadece Türkiye’deki mücadeleyle sonuç almak çok zordur.

Ceyhun BOZKURT >>> Nasıl sonuç alınabilir peki?

Onur ÖYMEN >>> Burada ilk yapılacak iş diplomasiyi çalıştırmaktır. Mademki bunların merkezi bir başka ülkedir, madem ki oradan geliyor Türkiye’ye saldırılar, o zaman terör örgütünün saldırılarında o ülkenin de sorumluluğu vardır. Son zamanlarda dikkat edilirse Bağdat Hükümetiyle ciddi tartışmalara girildiğini görürüz. Sünnilerle Şiiler arasındaki mücadele, Haşimi vs. konuları gündeme getiriliyor ama PKK hiçbir şekilde gündeme getirilmiyor. Oysa hem Irak hükümetini hem de uluslararası kamuoyunu PKK konusunda sıkıştırmak gerekir. Bizim muhatabamız Bağdat hükümeti olmalı ve Bağdat hükümetinden PKK’yı tasfiye etmesini, PKK’ya terörist yetiştiren Mahmur Kampı’nın kapatılmasını istememiz gerekiyor.

Ayrıca bunu uluslararası topluma götürüp Irak’ın bunu yapmadığını her yerde söylemelisiniz. İkinci unsur şu: Irak’ta 150 bin kişilik Amerikan askeri gücü vardı. Maalesef ABD Irak’taki bütün terör örgütleriyle mücadele ederken bir tek PKK ile mücadele etmedi. ABD’lilere bunu sormak lazım. İşin can alıcı noktası budur. Bunu yapmadığınız takdirde teker teker sinekleri öldürerek bataklığı kurutmaya çalışmak gibi sonu olmayan bir yola girersiniz. Esas olarak işin merkezine gitmek lazım.

Bizim muhatabımız Barzani değil Bağdat!

Ceyhun BOZKURT >>> Kuzey Irak’ta Barzani, AKP hükümetiyle işbirliği içinde. Barzani yönetiminden terörü bitirmek için destek istiyorlar. Barzani’yle beraber PKK’ya karşı mücadele olur mu?

Onur ÖYMEN >>> Türkiye’nin muhatabı Bağdat hükümetidir. Biz bir yabancı ülkede yerel yönetimleri dış politikada muhatap almayız. Irak’ta bir merkezin bir ordusu var, bir Barzani’nin, bir Talabani’nin, bir Şiilerin ordusu var. Böyle bir örnek dünyada var mı? Devlet ister federal, ister üniter olsun bir devletin bir ordusu olur. Ama Irak’ta birkaç ordunun olmasını herkes içine sindiriyor. Gücünüze dayanarak merkezi hükümet üzerinde etkili olmaya çalışırsınız. Bu Irak’ın istikrarını, yapısını bozar, merkezi hükümetin otoritesini zayıflatır. Irak’ta olan budur.

Ceyhun BOZKURT >>> Türkiye’de hükümetler geçmişte de Barzani ile temas kurdular. O dönem ile bu dönem arasındaki fark ne?

PKK’nın Kuzey Irak’tan tasfiyesi istenmiyor!

Onur ÖYMEN >>> Barzani’ye,Talabani’ye gelince Birinci Körfez Savaşı’ndan sonra Irak 36. paralelinin kuzeyine geçemezken, onlar fiilen bir otorite oluşturdular. Biz de mecburen temas ediyorduk.Çünkü başka muhatap olacak otorite yoktu.O temaslar sırasında hem Barzani hem Talabani PKK’ya savaş açtı, PKK’yla askeri, silahlı mücadele yapıyorlardı. Bugün neden yapmıyorlar?

Ceyhun BOZKURT >>> Sizce son terör saldırıları sonrasında Türkiye’nin Kuzey Irak’la ilgili sözü bitmedi mi?

Onur ÖYMEN >>> Diplomasiyi ne kadar kullandılar bizimkiler bilmek lazım. Vaktiyle çeşitli yöntemleri denediler. İki tane koordinatör seçildi. Biri Türk diğeri Amerikalı iki emekli orgeneral… Onlar 14 ay çalıştılar, bir sonuç çıkmadı ve Başbakan “Bize zaman kaybettirdi” dedi. Üçlü komite kuruldu, yine bir sonuç çıkmadı. Burada yapılacak iş, ABD çekildiğine, bizim muhatabımız Irak olduğuna göre Irak hükümeti nezdinde çok ciddi diplomatik baskı yapmaktır. Bir ülkeye yönelik terörist saldırılar bir komşu ülkeden geliyorsa, o komşu ülkeye sorumluluklarını hatırlatmak gerekir.
PKK’nın merkezi Suriye’deyken biz bunu yaptık ve Suriye birkaç günde çözüldü. Bir tek şehit vermeden yaptık bunu. Şimdi de yapılabilir. Maliki’yle Haşimi yüzünden kavga edeceğinize bunun için mücadele etmeniz gerekir.

Ceyhun BOZKURT >>> Gücümüz mü yetmiyor Irak’ın kuzeyine bir sınır ötesi operasyona?

Onur ÖYMEN >>> Madem yetmiyorsa TBMM’den yetki almanın bir anlamı yok. Türk ordusu güçlü bir ordu. O zaman bunu yapacaksınız.

Ceyhun BOZKURT >>> ABD engel oldu diye biliyoruz bu sınır ötesi operasyona.

Onur ÖYMEN >>> ABD Türkiye’nin PKK’yı Kuzey Irak’tan tasfiyesini istemiyor mu diye ABD’ye soracaksınız o zaman. Obama’yla konuyorsanız bunu da soracaksınız. “Dünyanın hangi ülkesinin terörle mücadelesine engel oluyorsunuz? Var mı bizden başka ülke? Niçin bunu yapıyorsunuz?” sorularını yöneltmeniz gerekir. İran’a karşı PJAK’ı kullanıyorlar

Ceyhun BOZKURT >>> ABD neden engel oluyor?

Onur ÖYMEN >>> ABD’nin kendi menfaatleri olabilir. Kuzey Irak öyle bir yer ki, yalnız Türkiye’yle değil İran’la da sınırı var. PKK’nın PJAK kolu İran’a saldırıyor. Bu konuda menfaatleri olabilir. Ayrıca bölgede petrol ve diğer kaynaklar var. Çıkarları olabilir, bilemeyiz. Ancak ABD başka nedenlerden dolayı Türkiye’nin terörle mücadelesine engel oluyorsa bu ciddi bir ihtilaf konusudur. ABD ile müttefik olmamıza rağmen geçmişteki devlet adamlarımız bu tür durumlarda ABD’ye itirazları iletti. İnönü, Ecevit, Demirel örnekleri var.

Ceyhun BOZKURT >>> “Hava istihbaratı veriyoruz” diyorlar.

Onur ÖYMEN >>> Bu istihbaret bir sonuç vermiyor ama. Birçok operasyon yaptık. Buna rağmen PKK’nın operasyonları bitmedi. Hangi ülke sadece hava istihbaratıyla terörü bitirmiş ki? Kara operasyonu gerekir.

Ceyhun BOZKURT >>> ABD neden Irak’a bir kara operasyonuna karşı çıkıyor?

Onur ÖYMEN >>> Bunun N ATO’da gündeme gelmesi gerekir. 4’üncü madde var. Orada herkesin önünde ABD’li muhataba “Niçin bizim bir kara operasyonumuza karşı çıkıyorsunuz? PKK’yı Kuzey Irak’tan tasfiye etmemizi istemiyor musunuz?” diye sorulmalı. Obama geldi TBMM’de “Bizim iki düşmanımız var. Biri El Kaide diğeri PKK. Biz El Kaide’yi yerinden sökeceğiz, tahrip edeceğiz, yeneceğiz” dedi. Öyle de yaptılar. PKK’ya gelince ise Türkiye’ye “Bağdat’la konuşun, Barzani’yle konuşun, içeride reform yapın” diyor. Yani kendisinin terörle mücadele yöntemi farklı, bize önerdiği farklı. Sürekli olarak Türkiye’ye siyaseten çözün, masaya oturun diyorlar. Avrupalılar da öyle. Sürekli bir siyasi çözüm lafı var. Bu ne demektir? Elinde silah olan bir örgütle masaya oturursanız, ancak dediklerini kabul edersiniz.

Akil adamlar önerisi Türkiye’ye uymaz!

Ceyhun BOZKURT >>> CHP’nin gündeme getirdiği bir Akil Adamlar önerisi var?

Onur ÖYMEN >>> Bakın bu konuda çok sayıda rapor var. David Philips’in, Ahtisari’nin raporları var. Lipponen’in raporu var. Hepsi Türkiye’nin terörü bitirmesi için siyasi taviz vermesini istiyor. Af çıkarın diyorlar, Anayasa’nızı değiştirin diyorlar. Yani yeni Anayasa yapma önerileri yurtdışından geliyor. Bütün raporlarda hep Türkiye haklıdır deniyor. Ancak çözüm önerilerine gelince, nedense Türkiye’nin hep taviz vermesini istiyorlar. Irak topraklarında bir terör örgütü var. Irak’ı kınayan bir tek devlet var mı? Ahtisari ismi gündemde. Ahtisari’ye açın bakın, Kosova’da ne yapmış? Ahtisari’nin önerileri nedeniyle Kosova adım adım bağımsızlığa gitti.

Ceyhun BOZKURT >>> Son olarak CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun katıldığı Sosyalist Enternasyonal toplantısından çıkan kararda da meselenin uluslararası platforma taşınması istendi.

Onur ÖYMEN >>> O kararda “Irak hükümeti niçin PKK’yı topraklarında muhafaza ediyor, niçin mücadele etmiyor, niçin topraklarından bertaraf etmiyor” diye bir cümle yok ama.

Ceyhun BOZKURT >>> Irak yönetimi çıksa dese “Siz bizimle değil Barzani ile çalışıyorsunuz ve PKK’da Barzani bölgesinde. Ben Barzani’ye müdahale etsem Türkiye’deki hükümet beni engeller” dese haksız mı?

Onur ÖYMEN >>> Bizim muhatabımız, Barzani değil, Irak hükümeti olmalıdır. Meseleye bütün olarak bakmak lazım. Geçmişte de karşı çıkmışlardı. Ama biz geçmiş hükümetler zamanında 32 sınır ötesi harekat yaptık. Biz “Bizi istemiyorsanız siz operasyonları yapın, yapamıyorsanız biz yapalım” dedik. Bu kadar sorun varken biz Irak’la bunu konuşmayacaksak, neyi konuşacağız. Ayrıca TBMM’yi toplayalım, orada konuşalım deniyor. Çözüm makamı muhalefet değil, hükümettir. Muhalefet önerilerini yapar, eleştirir. Ama icra makamı hükümet. Muhalefetin elinde ordu, polis, istihbaratı yok. Olamaz da. Bugün terör devam ediyorsa sorumlusu siyasettir.

Ceyhun BOZKURT

Aydınlık

Erdoğan ve Öcalan’ın kaderleri, neden birbirlerine bağlı?


Kader sözcüğü; oldukça öte dünyayı anıştıran, dünyevi olmayan bir içerik taşıyor. Siyasi olarak akıbetleri birbirlerine bağlı desek, diyeceksiniz ki, bu sözcük de pek dünyevi değil.

Dikkatinizi çekmiştir. Birkaç gündür, Öcalan reklamları ile karşı karşıyayız. Kandil ve BDP, tu kaka, Öcalan şahane gibisinden. Başta Hürriyet bu yağcılığı yapıyor.

Yıllarca, PKK’nın düz ovada siyaset yapması söylendi. Sonra, Amerika ile Amerikancı hükümetler döneminde, PKK’nın uzantıları ile mecliste siyaset yapıldı.

Bu aşama geride kaldı.

Amerika ve AKP şimdilerde diyor ki, siyasi uzantıları ile görüşmem. APO’nun kendisi ile görüşürüm. (Görüşmeler Çin’de olacak değil ya, Amerika’da veya İngiltere’de olur)

Daha önceki aşamalar bu aşamaya gelmek için kullanıldı.

Habur Kapısında PKK’lıları karşıladıklarında, sandılar ki, PKK’nın kendisi ile görüşüp anlaşma aşamasındadırlar. Bir de baktılar ki, içeride bazı paşalar ve subayların ve de, büyük bir kitlenin itirazı var.

Ha dediler. Bu paşaları ve itiraz edenleri esir alıp fiziki ve fikren mahkûm etmezsek, biz Öcalan ile görüşüp, onlara toprak ve devlet veremeyiz.

Peki, kaderleri, niçin birbirine böyle sıkı sıkıya bağlı? Çünkü ikisinin de varlığı Amerika’ya bağlı.

Kaderleri Amerika’ya bağlı olanların, zorunlu olarak varlıkları da birbirlerine bağlıdır.

Diyelim ki, bölünme konusunda, Amerika ile beraber orduyu bertaraf ettiniz.

Peki, Türk halkı ülkesinin bölünmesine hazır mı?

Ülke aleyhine sürdürülen, iç ve dış politika, yani PKK ve Suriye, AKP’yi tasfiye etme aşamasına geldi.

Onun için siyasi iktidarın başındakiler, ya herrü, ya merrü noktasındadırlar. Ya kaos ya iktidar.

Öcalan ile yapılacak görüşmeler artık, secim kazandırmaya yönelik geçici ateşkesler ile olabilecek gibi görünmüyor.

AKP Amerika’nın talimatları gereğince, bölünme işini nasıl gerçekleştirecek?

Anayasa değişmeden nasıl olacak?

Kafalarında ki şu; Başkalık sistemini nasıl Anayasa falan dinlemeden yürütüyorsak, bölünme işini de öyle yürütürüz. Zaten yasalara uygun bölüme mi olur? Olursa, yasalara rağmen olur.

Türkiye’nin yarısını öteki yarısına ve medya baskısını kullanırım ve bu Büyük Orta Doğu Projesinin bize verdiği görevi yerine getiririm.

Şimdi bu süreci yaşıyoruz.

Esas olan halkımızın bu plana evet dememesidir.

Başaramayacaklar.

Bülent Esinoğlu
bulentesinoglu

ulusalbakis.com

Doğu Perinçek: Kanlı Tuzak


Tayyip Erdoğan‘ı başbakan kol­tuğuna oturtan sürecin mimarı, ABD’nin eski Ankara Büyükel­çisi Abramowitz’in yazısını Ha­san Cemal çok iyi özetledi:

Abramowitz’in The National Interest dergisinde çıkan bu ya­zısını kamuoyu ilkönce Aydın­lıktan öğrendi (24 Eylül 2012).

Hasan Cemal, Türkiye’nin hangi tehditlerle ABD çözü­müne zorlandığını özetliyor. At­lantik medyasının görevi bu…

Aysel Tuğluk Abramowitz mevzisinde

Hasan Cemal, aynı yazıda BDP Milletvekili Aysel Tuğluk‘un 23 Eylül 2012 günü Ra­dikal 2de çıkan görüşlerini de uzun uzun aktarıyor ve Aysel Tuğluk’un Abramowitz ile aynı bakış açısına sahip olduğuna ıs­rarla dikkat çekiyor. Tuğluk, “Washington koridorlarında” tartışılan planı, “Basra’dan Ak­deniz’e uzanan Kürt koridoru” diye özetliyor. Kürtler, Sünni ve Şiiler arasında “tampon bölge” olacakmış. Başka deyişle, Kürdistan bir “barış tamponu” ola­rak sunuluyor.

Akdeniz’de kıyısı olan Kukla Devlet planı

Abramowitz‘in ve Aysel Tuğluk‘un örtüşen açıklamala­rı, ABD’nin Akdeniz’de kıyısı olan bir “Kürdistan” planı izle­diğini bir kez daha ortaya ko­yuyor. işçi Partisi, bunu yıllardır anlatıyor. ABD’nin Kuzey Irak’ta kurduğu Barzanistan, ancak Diyarbakır ve Akdeniz’e uzanırsa yaşayabilir.

Akdeniz’e açılan kukla Kür­distan planı, aynı zamanda ABD’nin Türkiye üzerindeki de­netimini sürdürme planıdır. Was­hington, ancak komşularıyla kavgalı ve içerde dağılan bir Türkiye’yi avucunda tutabilir.

PKK hükümetçikleri nasıl kurulur?

Burada ABD açısından kri­tik sorun, Türkiye’nin yürütülen plana isyan etmesinin önlen­mesidir. Bunun için, Türki­ye’nin önüne “barış” diye rek­lam edilen çözüm konuyor. O çözümün içeriği de artık apaçık ortadadır.

Özerklik veya yerel yöne­timlerin güçlendirilmesi perde­si altında Güneydoğu’da PKK hükümetçiklerinin kurulması ve bunların bir Eyalet Yönetimiy­le adım adım Kuzey Irak ile bü­tünleştirilmesi.

Güneydoğu’da PKK yöneti­minin kurulması süreci iki ka­naldan yürütülüyor.

Birincisi, PKK, terörüyle Türkiye halkının ite kaka “barış” çözümüne getirilmesi!

İkincisi, Yeni Anayasa da­yatması!

Tayyip Erdoğan- Abdullah Gül yönetimi, ABD’nin Akde­niz’e uzanan Kukla Kürdistan planının 10 yıldır bir numaralı aletidir. Kürt Açılımı, Habur Açılımı, İmralı ve Oslo görüş­meleri bu amaçla yapıldı.

PKK terörü AKP’ye niçin lazım

Ancak AKP, bu süreci PKK’nın terör eylemleri olma­dan ilerletemez. Sıra sıra dizilen al bayraklı tabutlar, Türkiye’ye

“barış” denen çözümü dayatan en güçlü etkendir. Şehit sayısı arttıkça, Atlantik’in barış koro­su o kadar yüksek sesle bağırı­yor: “Analar ağlamasın”

Nitekim AKP, 10′ar 10′ar şehit verilmesinden sonra kol­tuğunun altında sakladığı Haçı çıkarttı:

Bir: Abdullah Öcalan’ın gö­rüşme sürecine katılacağını açık­ladı.

İki: PKK’ye Oslo görüşme­lerinin yeniden başlayacağı muştusunu verdi.

Böylece ABD-AKP-PKK üç­lüsü, PKK’yi yasallaştırma pla­nında en büyük atılımı gerçek­leştiriyorlar. PKK artık gizli de­ğil, açık ve resmi muhataptır.

“Barış” tuzağı

Türkiye, kanlı “barış” tuza­ğına itilmektedir. Ne yazık ki, CHP ve MHP de, Anayasa ter­tibinde AKP ve PKK’ye ortak olarak, bu sürecin aletleri du­rumuna düşürülmüşlerdir.

“Barış” diye takdim edilen aşama, PKK’yi vatanımızın ba­zı bölgelerinde hükümet haline getirecek ve asıl savaş ondan sonra başlayacaktır.

Elbette plan yürürse!

Çünkü ABD planı, Abramowitz ve Aysel Tuğluk’un da açıkça yazdıkları gibi, Türki­ye’de özerklik hedefine ulaşı­lınca sona ermiyor.

Özerklik, yalnızca bir aşa­madır. Hedef, “Basra’dan Ak­deniz’e uzanan Kürt koridoru” diye özetleniyor. Bu “koridor”, Irak, Türkiye ve Suriye toprak­ları üzerinde kurulacak imiş!

Bunun için bugün dökülen kan az gelir. Bütün milletin anasının ağlaması gerekir.

Özerklik, bir birlik ve barış planı değil, kanlı bir tuzaktır. Ne var ki bu kanlı tuzağı, o tuzağı hazırlayanlar düşecektir. Çün­kü Suriye tecrübesinde de gö­rüldüğü gibi, bölge ve Asya güçlerinin elleri armut topla­mıyor.

Asya kayası

ABD’nin “Basra’dan Akde­niz’e Kürdistan” tasarımının karşısındaki güçler hafife alına­maz:

– Irak

– Suriye

– Türkiye (Milli Güçler)

– İran

– Rusya

– Çin Halk Cumhuriyeti vb.

Bu büyük güç karşısında,

Abramowitz’in ve Aysel Tuğ­luk’un dillendirdikleri hayaller nasıl hayata geçecek?

– Irak’ı hangi güçle bölecek­ler?

– Suriye’de Kürt özerk böl­gesini hangi güçle kuracaklar?

– Türkiye’yi hangi güçle “kö­şeye sıkıştmp” dize getirecekler?

– İran’ı hangi güçle hizaya getirecekler?

– Rusya ve Çin’e hangi güç bu Kürdistan’ı dayatabilecek?

Bir vuruşluk canı var

Bu planın bir vuruşluk canı var. Türkiye, Irak, Suriye ve Iran el ele verdiği an:

– Irak bölünemez.

– Suriye bölünemez.

– İran’a yönelik ABD ve İs­rail tehdidi biter.

– Türkiye bölünemez. PKK çıkmaza girer, silah bırakır. Si­lah bırakmayanlar kısa sürede etkisiz hale gelir.

Bölgeye barış gelir.

Vatan bütünlüğü ve barış için yeniden Kemalist Devrim

Türkiye’nin Atlantik kam­pından Asya cephesine geç­mesi, kuşkusuz basit bir dış si­yaset değişikliği değildir; Aynı zamanda tepesindeki Sıcak Pa­ra Diktasından kurtulması ve ye­niden Kemalist Devrim rotasına girmesi anlamına gelir. Türkiye toprak bütünlüğünü kurtarabil­mek için, düzen değişikliğine mecburdur

AKP’nin arka bahçesi taşeronlar.


Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı, “kamu­daki taşeron sayısının 650 bin” olduğunu söy­lüyor.

Oysa sadece belediyelerdeki taşeron işçisi, bizzat kendi ifadesiyle 2 milyona yakındır. Tam bir taşeron cehennemidir belediyeler.

Sağlık alanında 400 bine yakın taşeron iş­çi var. Güvenlik, bina ve çevre düzenlemede 634 bin kişi… İnşaatta 1,5 milyon, gemi in­şaatında 30 bin taşeron işçi çalışır.

Sendikalı işçi 914 bin.

İşçi sayısı 15 milyona yakın.

İşsiz sayısı 6 milyon.

Türkiye ise, taşeron cehennemi…

Girmedikleri kurum kalmadı. Sağlık, eğitim, karayolları, DSİ, enerji ve maden üretimi, bil­gi işlem, ARGE, üniversiteler, inşaat, vs vs.

Genelkurmay Başkanlığı, Başbakanlık bile taşeron işgali altında.

Satılan ya da satılmayan bütün kamu ku­rumları…

30 yıl önce taşeronu keşfeden özel sektör, daha 10 yıl geçmeden bütün işyerlerini onlarca parçaya böldü, taşerona verdi.

2300 kişinin çalıştığı bir yerde tam 68 ta­şeron vardı.

Sendikalaşmayı önlemenin, kıdem tazminat ödemekten kurtulmanın ve işçiyi azgınca sö­mürmenin yolu…

Taşeron işçisi asgari ücret alır. Dünyanın en ağır işini yapsa, kimselerin sahip olmadığı ye­tenekleri de olsa, durum değişmez, asgari üc­ret…

Yıllık sözleşme yapar. Yılsonu sözleşme ye­nilenmezse, işi bitmiştir. Hiçbir hak iddia ede­mez.

Sözleşmede ne yazdığından haberi olmaz. Okutturulmaz, örneği verilmez.

10 yıl üst üste çalışsa dahi, kıdem tazmi­natı alamaz.

İstanbul’da işe başlasa, işverenin Ankara ya da Erzurum’daki işyerinde çalışmaya gönde­rilmeye itiraz edemez.

Her işe koşturulur. Muhasebeden tuvalet te­mizlemeye, bahçıvanlığa kadar, anlamak yap­mak zorundadır. “Bilmem, anlamam, uz­manlık alanım değil, eğitimini almadım” de­me hakkı yoktur.

Aşağılanır, horlanır.

Çoğu, asıl işverenin asıl işini yapar. Ope­ratör, dozerci, şoför, plan çizici, muhasebeci, bilgi işlem, yardımcı sağlık, hemşire, radyoloji teknisyeni, laborant, tıbbi sekreter, hasta ba­kıcı, ebe, hemşire, laborant, tekniker, çaycı, bahçıvan, güvenlikçi, sekreter, 112 acil, çöp işçisi, kanal işçisi, kaynakçı, dalgıç ve aklını­za gelmeyen her iş…

Hayatın her alanındadır taşeronlar işçileri.

Bir alt işverenin işçisi olarak işe başlarlar, ama sözleşme yaptıkları işverenin orada yap­tığı bir iş yoktur, hayali şirkettir. Çalıştıkları, emrinde oldukları işverenin ise, asıl işverenle sözleşmesi yoktur.

“Nasıl olur” demeyin, oluyor.

Hayali şirket, hayali çalışma…

Başına bir şey gelse, iş kazası geçirse ör­neğin, orada çalıştığını ispatlaması bile müm­kün değil.

Sendikanın “s” sini ağzına alması, işten atıl­ma sebebidir. Ayrı işyeri numarası almış ya da almamış, kırk taşerona parçalanmış yerde, sen­dikalaşmak mümkün değildir.

Anlayacağınız boğaz tokluğuna kölelik…

İşte bu köleler, aynı zamanda AKP’nin ar­ka bahçesidir.

Kamudaki bütün taşeronlar AKP referanslıdır. İl Başkanlıkları, o ildeki “taşeronlardan sorumlu müdür” gibidir. Çoğu özel işletme bi­le, İl Başkanı bağlantılı çalışır. Hangi kurum­da, hangi işyerinde, hangi taşeronun işi ala­cağı, o taşeronda hangi işçinin çalışacağı il baş­kanından sorulur. Rızası dışında işçi alan ta­şeronun sözleşmesi biter, kendisinin gönder­mediği işçi ise, işe giremez.

AKP’li olmayan taşeron AKP’li görün­mek, üye olmak, il başkanını memnun etmek zorundadır.

Kölelik işine talip olan işçinin geçeceği yol da aynı yoldur. “Memnun” etmek…

Kölece de olsa, her işe koşturulsa da, her an işte atılma korkusu yaşasa da, 6 milyon iş­siz arasında boğaz tokluğuna iş bulmak, seçim zamanında açlıktan kıvranan ailenin makar­naya kavuşması gibidir.

Seçimler geldiğinde de o köle, gidip ampule oyunu basar.

İşsiz sayısı 6 milyon.

Sistem budur.

Mehmet Akkaya

Aydınlık

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: