KAPSAMLI BİR YAZI DİZİSİ : EN YAKIN AKRABA DÜŞMAN : IRAK SAVAŞI SONRASINDA İRAN


İRAN ANALİZ / Dr. Abbas Willeam Sami adlı yazarın yazdığı çok uzun ve içinde Türkçe okurları son derece şaşırtacak bilgileri, belgeleri, tarihi hadiseleri, analiz ve değerlendirmeleri, günümüz İran’ını, Amerika ile ilişkilerini, uluslararası ilişkiler bağlamında diplomatik, askeri, iktisadi, dini ve sosyal ilişkilerin nasıl bir evrilme yaşadığının ipuçlarını taşıyan “En Yakın Akraba Düşman: Irak Savaşı Sonrasında İran” önemli makaleyi bölümler halinde değerli okurlarımızla paylaşıyoruz. İlk bölümde yazar hakkında bilgiler ve İran’ın Irak’ta aldığı pozisyon alışı, bunun üç ayrı belirgin aşamada olmasına dair bilgiler yer almaktadır…

EN YAKIN AKRABA DÜŞMAN: IRAK SAVAŞI SONRASINDA İRAN

Dr. Abbas William Sami, Free Europe / Liberty Radyosunda Ortadoğu ve Güneybatı Asya bölgesel analizler koordinatörüdür. Dr. Sami’nin makaleleri daha öncesinde MERIA, Ortadoğu Dergisi, Ortadoğu Politikası, Ortadoğu Çalışmaları, Hoover Özet, Brown Küresel İlişkiler Dergisi, Uluslararası Organize Suçlar, Hazar Kavşakları ile Güney Asya, Afrika ve Ortadoğu Mukayeseli Çalışmalar gibi yerlerde yayımlandı. Yine kendisi çeşitli kitaplara bölümler yazdı. Örneğin Dünyanın Merkezindeki Bölge: Muasır Fars Körfezinde Krizler ve Tereddütler (Barry Rubin, Londra, Frank Cass, 2002) ve Nükleer İran: İnkarın Ötesinde bir Strateji İnşası (Henry Sokolski ve Patrick Clawson, Amerika Ordu Savaş Koleji, 2004)

Tahran’ın Irak’taki hadiselere karşı duruşu kronolojik olarak gelişmiş ve Amerika Birleşik Devletleriyle daimi düşmanlığına uygun bir zemine karşı olmuştur. 2001’den Mart 2003’teki Özgür Irak Operasyonun başlangıcına değin, İran uluslararası örgütler aracılığıyla meselenin çözümü çağrısında bulunurken aynı esnada Washington, Bağdat ve Irak muhalefeti ile de irtibat halindeydi. Diğer aşama İran’ın Irak direnişine destek iddialarıyla işaretlendi. Bu iddialar Temmuz 2003’ten şimdiye kadar üçüncü aşamada devam etti ve Tahran-Bağdat ilişkileri de samimileşti. Irak’ta savaşın sona ermesiyle birlikte İran kendisini en büyük düşmanı olarak addettiği Amerika ile her taraftan kuşatılmış şekilde buldu. Yine muhtemel bir Kürt özerkliği ve Şii İslam’ın merkezi olarak Irak tarafından baskın çıkılmasıyla karşı karşıya kaldı.

Bu makele aslen İtalya’daki GLORIA Merkezi ve Stratejik Çalışmalar Askeri Merkezi’nin sponsorluğunda gerçekleştirilen “Irak Savaşı Sonrası: Avrupa ve Ortadoğu’da Strateji ve Siyasi Değişimler” başlıklı bir proje ve konferans için yazıldı.

Herhangi bir insan Irak Cumhurbaşkanı Saddam Hüseyin’in ekarte edilmesine Tahran’ın hoş karşılayacağını bekleyebilir. Çünkü Saddam İran’a karşı sekiz yıl süren (1980-1988) yüzbinlerce hayata mal olan, binlerce Iraklı’nın İran’da mülteci duruma düşmesine sebep olan, İranlı Şii Müslümanların Irak’taki mezhepdaşlarına karşı kimyasal silah kullanan, yaklaşık yirmi yıl şiddetli İranlı muhalif grubu desteklemekle sorumlu bir şahıstı. Aslında Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin 1988 Temmuzundaki 598 sayılı kararı İran ile Irak arasında bir ateşkese neden olmuştu; ancak resmi bir anlaşma hiçbir zaman imzalanmadı. Yine de Özgür Irak Operasyonun sonucu İran’ı Saddam Hüseyin’den daha büyük düşman olarak addettiği ABD tarafından her yönden kuşatılıldığı siyasi ve stratejik olarak rahatsız bir duruma yerleştirdi. Dahası Tahran Bağdat’taki yeni hükümet ile nerede duracağından da emin değildi. Kürt azınlığın daha büyük bir otonomi için ağır basmaları ihtimali ve Şii İslam’ın bir merkezi olarak Irak’ın yeniden canlanmasına ilaveten bu faktörler İran’ın mevcut konumunu büyük şekilde etkiledi.

İran’ın Irak’taki hadiselere karşı yaklaşımı açıkça üç belirgin aşamada gelişmiştir. İlk aşama 11 Eylül 2011 – el Kaide’nin ABD’ye saldırı tarihi – tarihinden 20 Mart 2003 tarihine kadar olan süredir. Bu aşamada Tahran aktif tarafsızlık diye adlandırdığı bir siyaset takip etti. Taraf tutmayı reddetti ve Bağdat, Londra ve Washington ile temaslarını sürdürdü. Ancak aynı esnada Iraklı muhalif grupları da destekledi. Bu süreçte, ayrıca İranlı liderler ABD’ye karşı büyük düşmanlıklarını ifade ettiler ve Amerika’nın niyetleri hakkındaki şüphelerini dile getirdiler.

İkinci aşama Özgür Irak Operasyonu’nun başlangıcı olan 20 Mart 2003 tarihinden yaklaşık olarak Irak Yönetim Konseyi’nin oluşturulduğu Temmuz 2003 tarihine kadar sürmektedir. Bu süreçte Amerika’nın İran’ın Irak işlerine müdahale ettiği iddiaları, daha öncesinde bilinmeyen Mukteda el Sadr adlı Şii din adamının ortaya çıkışı ve onun İran ile ilişkilerine dair sorular yer aldı.

Üçüncü aşama ise Temmuz 2003’ten makalenin yazıldığı Haziran 2005 tarihine kadar olan aşama olup, burada daha önce yer alan faktörler yer almaktadır. Sonuç halihazırda İran’ın algıladığı tehditlerin tanıı, Tahran’ın bunları nasıl söylemeye çalıştığı yolları tartışmak ve çelişen amaçlardaymış zıtlıklar / karşıt maksatlarmış gibi görünen İran’ın davranışını açıklamaya çalışmaktadır.

İRAN ANALİZ / Dr. Abbas Willeam Sami’nin kaleme aldığı “En Yakın Akraba Düşman: Irak Savaşı Sonrasında İran” başlıklı uzun makalenin ikinci bölümü ile karşınızdayız. Bugünkü İran’a dair bakış açısını terz yüz edecek önemli bilgileri, belgeleri, tarihi hadiseleri, analiz ve değerlendirmeleri, Amerika ve Batı ile ilişkilerini, uluslararası ilişkiler bağlamında diplomatik, askeri, iktisadi, dini ve sosyal ilişkilerine değinilmektedir. Bu bölümde pragmatist bir politika güden İran rejiminin ABD’ye göz kırpması ve Balkanlardan Afganistan ve Irak’a doğru yaşanan gelişmelerde İran’ın ikircikli tavrının belirtilerine yer verilmektedir.

BELİRTİLER: BALKANLARDAN AFGANİSTAN VE IRAK’A

Uluslararası aktörler farklı faktörlerin etkisinin zaman geçtikçe inip çıktığı çok dinamik bir ortamda çalışırlar. Çatışma zamanları özellikle daha hızlı volta atabilir. Üstelik, gayri resmi aktörler ve ağların resmileri kadar etkiye sahip olduğu İran karar alma mekanizmasının bilinmezliği kavrayışı ve tahmini aşırı şekilde zorlaştırmaktadır. İran’ın Irak’la yeni ilişkilerindeki model 1990’ların ortalarında Balkanlar’daki ilişkileri ve Eylül 2011’den beri Afganistan’daki ilişkilerinin bir modelidir.

Balkanlarda Tahran insani yardım hizmetleri sağladı, radyo kanalları kurdu ve misyonerlerini (Mollaları) gönderdi. Tahran yine uluslararası silah ambargosuna son verilmesi yönündeki İslam Konferansı Teşkilatının Aralık 1992 tarihli deklarasyonun sağlama alınmasına yol verdi. Böylece bölgeye gizlice silah ve mühimmat soktu. İranlı ajanlar ve İran Devrim Muhafızları (İDM) bazen kimliklerini yardım görevlileri şeklinde gizleyerek sahada aktif idiler.

Bilhassa 1994-1998 yılları arasında İran’ın Sareyova Büyükelçisi olan Muhammed İbrahim Tahiriyan sonrasında Taliban’ın düşürülmesinden sonra Kabil’de hizmet eden ilk büyükelçi oldu. Bundan önce Tahiriyan Afganistan’da çalışmış İran yardımlarının Şii mücahit gruplara yönlendirilmesine yardım etmiş ve ardından Tacikistan’da hizmet vermişti. [2] Aralık 2004 tarihinde güney Afganistan şehri olan Kandahar’a konsolos olarak atanan Hüseyin Şeyh Zeyneddin de benzer geçmişe sahip. 1999 yılında kendisi Kolombiya’da büyükelçi olarak bulunmuş, Kolombiyalı yetkililer silahsızlandırılmış bölgede İran faaliyetleri hakkında endişelenmiş, Kolombiya Devrici Silahlı Güçleri (FARC) gerillalarınca kontrol edilen sadece birkaç hayvanın bulunduğu bir bölgedeki mezhabada çalışan İranlı askeri danışmanlarla ilgili olarak kuşkulara neden olmuştu.

1990’ların başında, devrimci güdü halen İran’da önemliydi ve Balkanlardaki faaliyetler nisbeten kendisine daha az maliyette meydana gelmekteydi. Irak Özgürlük Operasyonuna İran’ın tepkisine dair en son bir klavuzda ABD’ye karşı 11 Eylül 2001 tarihli terörist saldırıların ardından ülke liderlerinin davranış yoludur. Tahran ilk olarak fiili saldırıları kınadı ve İran kamuoyu kurbanların ve ailelerinin acılarını paylaştı. Saldırıların olduğu gün, Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi devlet televizyonda okuduğu mesajında şunları söyledi: “Çok sayıda savunmasız Amerikan halkının ölümüyle sonuçlanan Amerikan şehirlerindeki umumi yerlere saldırıları ve uçak kaçıran terörist eylemleri kınıyorum.” [3]

Tahran’da gece mum ışıkları yakıldı ve bir dünya kupası hazırlık maçı öncesinde bir dakika saygı duruşuna duruldu. İranlı yetkililer ülkede ABD’yi temsil eden İsviçre Elçiliği önündeki taziye defterini imzaladı.

Yine de Tahran eğer Amerika Afganistan’da el Kaide’ye ve onu barındıran Taliban’a karşı bir eyleme girişirse kendisine yardımcı olamayacağını iddia etti. “Amerikanın yayılmacı politikaları son gelişmelerin sebebidir.” dedi Dini Lider Ayetullah Ali Hamaney. [4] Hameneye “Delillerin çoğu şüpheli parmağı Amerika’da son gelişelerin planlayıcısının Siyonistler olduğunu işaret etmektedir.” Söyledi ve İsrail’in Müslüman Filistinlilere zulmetmek için durumu istismar ettiğini söylemeye devam etti. Hamaney uyarıda bulunarak: “Eğer Amerika bölgede gücünü genişletmek için Pakistan’a girmek ve Afganistan’a askerlerini sevkederse problemler günlük olarak çoğalacaktır.

İRAN ANALİZ / ”En Yakın Akraba Düşman: Irak Savaşı Sonrasında İran” başlıklı Dr. Abbas Willeam Sami’nin kaleme aldığı uzun makalenin üçüncü bölümünde Afganistan işgaline yönelik olarak Ali Hamaney’in açıklamaları yer alıyor. Ön planda klişe cümleler, ithamlar ve “Amerika’ya ölüm” sloganları atılırken, arka planda İran’ın pragmatist ve makyavalist yönü ortaya çıkmaktaydı. 2001 Afganistan işgaline örtülü veya kısmen açık destek veren Şii İran İslam Cumhuriyeti!

Bir haftadan kısa bir süre sonra, Hamaney şunları söyledi: “Bizler Afganistan’a saldırılarında Amerika’ya ve müttefiklerine hiçbir yardım sunmayacağız. [5]” Kalabalıklar “Amerika’ya Ölüm” diye bağırırken Hamaney “İran’ın çıkarlarına karşı her zaman darbe vurmaya çalışan sizler iken”, Amerika Birleşik Devletlerinin Afganistan’a saldırısında nasıl olur İran’ın desteğini almaya çalışırsınız diye soruyordu. Hamaney’e göre ABD kendisini güvenliği tesis etme bahanesiyle Orta Asya’da, Afganistan, Pakistan ve alt kıtada yerleştirmek istiyordu. Yine Amerika mazlum Filistin halkını savunmak isteyen herkesin hesabını dürmek niyetindeydi. Hamaney Amerika hükümetinin terörist saldırılar hakkındaki yorumlarının “son derece kibirli ve gösterişçi” olduğunu belirtti. Amerika ile beraber olanların birçoğu “dünyanın kalan diğer tüm teröristlerinden faha tehlikelidir” diyen Hamaney sözlerine şunları ekliyordu: “En inatçı ve en şerir teröristler şu an sizin yanınızda olanlardır.”

Baki Özgürlük Operasyonunun hemen öncesindeki dönem boyunca İranlı yetkililer sürekli bir şekilde meseleyi çokuluslu bir forumda, tercihen Birleşmiş Milletler tarafından çözüme kavuşturma yönündeki isteklerini vurguladılar. Bu yaklaşım için üç sebep vardı. Evveli ve en mühim olanı Tahran’ın batı sınırında Amerikan askeri güçlerinin olmasına dair isteksizliği idi. İkincisi ve neredeyse aynı derece mühim olanı eğer isterse Amerika’nın tek taraflı bir eyleme girişebilme iktidarı, askeri eylemlerini desteklemede uluslararası bir koalisyonu teşkil edebilmesi yönündeki Tahran’ın hoşnutsuzluğu ile ilgiliydi. Üçüncü sebep ise İran’ın kendi kendisine Üçüncü Dünya ve İslam dünyasının bir lideri olarak biçtiği rol ile ilgiliydi. Eğer Amerika Afganistan gibi küçük ve gelişmemiş bir ülkeye karşı bir eyleme girişebilirse o zaman diğer gelişen ülkeler, İran da dahil risk içinde olabilirlerdi.

Bu sebepler İran dış ve güvenlik politikasındaki, etnisite, jeopolitik, İslami radikalizm, üçüncü dünyacılık ve milliyetçilik gibi bazı geleneksel etkileri yansıtmaktadır. [6] Buna ilaveten, bir Müslüman devlete karşı Amerika ile işbirliğinin yan etkileri olabilirdi. Paris’teki Rene Descartes Üniversitesinden Prof. Dr. Feridun (Fereidun) Khavand şöyle açıklıyor: “Her rejim için bir kurucu efsanesi vardır. İran İslam Cumhuriyeti’nin kurucu efsanesi de anti-Amerikancılıktır (Amerikan karşıtlığıdır). [7] “Bir Müslüman ülkeye karşı bir Amerikan veyahut Batı ittifakına katılarak bu efsanenin çökmesine izin vermek” diyor Havand: “İslam Cumhuriyeti’nin meşruiyetini riske atardı.

Bir kere Afganistan’da savaş başlayınca Hamaney olayları şunları söyleyerek açıkladı: Amerika’nın “gerçek hareket sebebi”; güç elde etmek” ve “hegemonya peşinde koşturmaktı.” [8] Hamaney Amerika’nın küresel barışı tehdit ettiğini ve Afganistan’a saldırma mantığının son derece “zayıf olduğunu” söyledi. [9] Hamaney Amerika’yı İslam ümmetinin vücudunu yaralamakla da suçladı. Konuşmasında aynı zamanda Hamaney Amerika ve İngiltere’yi “savaş kışkırtıcılığı, zulüm, haksızlık, müstekbirlik, güçle sarhoşluk, mantıksız davranış, savaş ateşlerini tutuşturmak, dünya barışını tehlikeye atmak, masum insanları katletmek ve büyük miktarlarda paraları boşa harcamakla” itham etti.

Ancak Tahran’ın pragmatik tarafı da kendisini gösterdi. Savaş başlamazdan evvel İran, Amerikan havacılarının inmesine yardımcı olmayı kabul etti ve akabinde de Kasım-Aralık 2001 Bonn Anlaşmasında oldukça yardımcı bir rol ifa etti.[10] Tahran 1990-1991 Körfez Krizi boyunca sergilediği hareketsizliğin kendisine hiçbir faydası olmadığını anladı. Hatta, belki de Amerika Birleşik Devletleri ile işbirliği yaparak bir nebze de olsa fayda temin edebilmeyi umdu.

Yine de 2001-2001 kışında İranlı askeri ve siyasi liderlerin yaptığı açıklamalar Amerikan güçleri ile yakınlığın rahatsızlığa sebebiyet verebileceğini yansıttı. Örneğn, İran Devrim Muhafızları Komutan Yardımcısı açıklamasında Amerika’nın hedefinin “Orta Asya’da etkin olma ve yakıt kaynaklarına ulaşma ve bölgedeki jeolopolitik konum” olduğunu belirtti. [11]

29 Ocak 2002 tarihinde Birlik Devleti adlı başkan George W. Bush’un konuşması Tahran’ın bu endişeli hissiyatına katkıda bulundu. Şöyle ki konuşmasında o İran’ın, aynı zamanda Irak ve Kuzey Kore ile onların terörist müttefiklerinin dünya barışını tehdit ederek silahlanan şer eksenini teşkil ettiklerini belirtti. İran Devrim Muhafızları komutan yardımcısının Bush’un açıklamasına tepkisi Arap Körfezindeki petrol sahalarına karşı eylemde bulunma yönünde açıkça tehditte bulundu. İki hafta sonra İDM komutanı herhangi bir işgalcinin uzanacak elini kesmekle tehdit etti. [12]

İRAN ANALİZ / Dr. Abbas Willeam Sami’nin kaleme aldığı “En Yakın Akraba Düşman: Irak Savaşı Sonrasında İran” başlıklı uzun makalenin dördüncü bölümünde Şii İran İslam Cumhuriyeti’nin işgal öncesi Irak’a dair aktif tarafsızlık olarak isimlendirelen ama aslında işgale yol veren siyaset takip ettiğine yer veriliyor. Kar-Zarar hesabını gözönüne alarak hareket eden İran’ın güttüğü siyaset mezhep temelli ve propaganda esaslı tüm söylevlerin de geçersiz olduğunu ortaya koymaktaydı.

İran, Irak Özgürlük Operasyonuna (Irak işgali) giden yolda “aktif tarafsızlık” olarak isimlendirebilecek bir siyaseti benimsedi. Dışişleri Bakanlığı sözcüsü bu siyaseti 2003 Eylülünde tanımladı. [13] “İran İslam Cumhuriyeti’nin bölgesel konumu ve milli çıkarları bölgede patlak verecek bir savaşı engelleyecek tüm taraflar ile aktif görüşmeler gerçekleştirmesini elzem kılmaktadır.”

Zamanın sözcüsü : Hamit Rıza Asafi

“Irak krizini çözüme kavuşturmada” İran bu nedenle tüm ilgili taraflarla konuşacaktır şeklinde konuştu sözcü. İranlı yetkililer sürekli olarak tek taraflı bir Amerikan eylemine karşı çıkarak eğer herhangi bir eylemde bulunulacaksa bunun çok uluslu bir çerçevede yapılması yönündeki isteklerini vurguladılar. Bu esnada Tahran ve Washington gizli kapaklı toplantılar yapıyor, Iraklı yetkililer İran’ı ziyaret ediyor ve İran da Irak muhalefetinin toplantılarına ev sahipliği yapıyordu.

“Önleyici diplomasi” olarak da adlandırılan aktif tarafsızlık İran dış politikası müessesince bir kar-zarar analizi şeklinde yansıtıldı.[14] Bu politika aracılığıyla İran bir yandan Irak’ın barışçıl bir şekilde silahsızlanırılmasını ümit ederken öte yandan da Körfez’de Kuveyt’ten Afganistan boyunca Orta Asya’ya ve oradan da Azerbaycan ve Kafkasya’ya kadar uzayan bir “Amerikan yanlısı güvenlik kuşağınca” tam olarak kuşatılma olasılığından da kaçındı. Bu siyaset ve kuşatmadan kaçınma İran’ın ben-imajı ve prestij arzusuyla uyumlu olmaktaydı.

İRAN ANALİZ / Dr. Abbas Willeam Sami’nin kaleme aldığı “En Yakın Akraba Düşman: Irak Savaşı Sonrasında İran” başlıklı uzun makalenin beşinci bölümünde İran’ın Washington ile gerçekleştirdiği temaslara yer veriliyor. “Büyük Şeytan” diye isimlendirdiği Amerika ile çıkarlarının örtüştüğü her ortamda görüşen, anlaşan ve ortak alanlarda ittifak kuran İran İslam Cumhuriyeti’nin bu politikasının aslında çok daha eskiye dayandığını ve süreklilik arz ettiğini ortaya konuyor.

Washington ile Temaslar

Tahran ile Washington yirmi yıldan uzun süredir diplomatik ilişki içinde değillerdi. Amerika’nın İran’daki diplomatik çıkarları İsviçre tarafından temsil edilmekteyken, İran’ın maslahatgüzarlığı ise Washington’daki Pakistan Büyükelçiliği’nde bulunmaktaydı. İki ülke aynı zamanda birbirleriyle çok taraflı forumlar aracılığıyla da irtibat kurmaktaydılar. Irak’taki savaşın kaçınılmaz olduğu iyice belirginleşince görünen o ki çok büyük ihtimalle Tahran-Washington temasları artacaktı. Bu temasların nihayetinde bir diplomatik yumuşayla sonuçlanmasına yönelik biraz iyimserlik hakimdi.

2002 Temmuz ortalarında “Tahran merkezli isimsiz bir diplomat” mesajında Washington’un bugünlerde Tahran’a Saddam Hüseyin’in tard edilmesi ve Tahran’ın desteğinin kazanılması yönünde İran’ın Amerikan gayretlerine matuf bakış açısını ölçtüğü bir mesaj gönderdi. [15] Tahran bunu reddetti ve İranlı yetkililer Irak’a karşı Amerikan askeri eylemine karşı muhalefetlerini bir kez daha tekrar ettiler.

Milli Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Hasan Ruhani İran’ın Irak’a karşı bir saldırıya karşı olduğunu söyledi [16] ve ekledi: “Amerika bölgeye her zaman hegemonik bir gözle bakmıştır; stratejik ehemmiyeti haiz olması hasebiyle buranın enerji kaynaklarına ulaşabilmeyi istemiştir. [17]

Foto: Ruhani ve zamanın İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw

Cumhurbaşkanı Hatemi ise şunları söyledi: “Irak işlerine herhangi bir müdahale Irak halkının, bölge ülkelerinin çıkarlarına, dünyanın barış ve sükunetine karşı olacaktır.” [18]

Üzerinden çok geçmeden bir İran cumhurbaşkanı yardımcısı Özgür Irak Operasyonu boyunca Amerikan uçaklarının yolları üzerinde düşüşlerine Tahran’ın yardımcı olduğunu reddetti. [19] Onun deyişiyle: “Bizler Irak’a hava saldırısını onaylamış değiliz ki böylesi bir saldırı başlatmayı isteyenlere hizmet temin etmiş olalım.” Lakin İran dini liderinin bir temsilcisi Amerikalı yetkililer ile gizli kapaklı görüşmeleri kolaylaştırmak amacıyla Dubai’de bir ofis kurmuştu. [20]

Daha sonraki zamanlarda Amerika Savunma Bakanlığından ismini vermeyen bir yetkili Arap Körfez bölgesindeki askeri acil vakalarla ilgili olarak Tahran ile Washington arasında ön hazırlık duyargaları olduğunu, bunların da bir küçük Körfez ülkesindeki Arap arabulucular sayesinde gerçekleştiğini söyledi. [21] İsimsiz Amerikalı yetkililer Amerikan uçaklarının İran üzerinden kefalet ödenerek geçmesine dair tartışmaları tavsif ettiler. Onlar düşen Amerikalılara tıbbi yardım temin etmek, mümkün olduğunda kısa sürede evlerine dönmelerini sağlamak ve herhangi havalanabilir durumdaki bir uçağı teslim etmek noktasında Tahran’ın Amerikayla anlaştığını söylediler. [22]

İRAN ANALİZ / “En Yakın Akraba Düşman: Irak Savaşı Sonrasında İran” başlıklı Dr. Abbas Willeam Sami’nin kaleme aldığı makalenin altıncı bölümünde Irak işgali öncesinde İran ile Amerika arasındaki görüşmeler ve pazarlık konularına dair bilgiler yer alıyor. Bilgiler “Büyük Şeytan” diye isimlendirdiği Amerika ile İran’ın bugünün Şii hegemonyasındaki Irak kukla hükümetini nasıl oluşturduğunu, mezhep temelli bir yeni ülkenin nasıl ortaya çıktığını ortaya koyuyor.

Irak İşgali Öncesi İran-Amerika Görüşmeleri

İran-Amerikan buluşmalarına dair iddialar savaşın hemen öncesindeki aylarda da devam etti. “Bush yönetimindeki yetkililer geçen ay (Ocak 2002) Avrupa’daki İranlı delegeler ile nadir özel bir toplantı gerçekleştirdi ve eğer Amerika Birleşik Devletleri Irak’a karşı savaşa girişirse Tahran’ın askeri operasyonlara karışmayacağının garantisini kazanmaya çalıştı.” [23] Her zamanki gibi Tahran böylesi toplantıların olduğunu yine inkar etti. [24]

Son zamanlardaki raporlara göre Milli Güvenlik Kurulu yetkilisi Zalmay Halilzad ile Dışişleri Bakanlığı yetkilisi Ryan Crocker (2011 Ağustos ayı itibariyle Amerika’nın Afganistan büyükelçisi) İran’ın Birleşmiş Milletler Büyükelçisi Muhammed Cevat Zarif ve İran Devrim Muhafızları yetkilileri görüştü. [25] Amerikalılar İran’dan Iraklı yetkililerin kaçışı için sınırlarını kapatmasını istedi ve Birleşik Devletlerin Halkın Mücahitleri Örgütü’nün Irak’taki üslerini vurabileceğini teklif etti. [26] Tahran bu toplantıların yapıldığını inkar ederken iki ülke Irak üzerinde bir anlaşmaya varmadı. [27]

O yaz bir İngiliz Arapça yayım yapan gazete içlerinde bir Beyaz Sarayı elçisinin de yer aldığı Amerikalı bir heyetin İran Rejimin Maslahatını Teşhis Konseyi başkanı Ayetullah Ali Ekber Haşimi Rafsancani’nin temsilcisiyle Londra’da görüştüğünü yazdı. [28] Habere göre görüşmede İran’ın Irak’taki faaliyetleri, İran’ın nükleer çalışmaları ve İran’ın terörist grupları desteklemesi tartışıldı. İranlı temsilciler sadece Haşimi Rafsancani’nin Washington’un taleplerini sağlama alabileceği, bunun da 2005 cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Amerika’nın Rafsancani’yi desteklemesi karşısında olabileceği yönündeki bir izlenim bırakarak mesajını iletti. Amerikan tarafı teklif hakkında ve böylesi gizli buluşmalar hakkında pek hevesli değildi.

İRAN ANALİZ / “En Yakın Akraba Düşman: Irak Savaşı Sonrasında İran” başlıklı Dr. Abbas Willeam Sami’nin kaleme aldığı makalenin bu bölümünde Irak işgali öncesinde ülkenin işgaline ön ayak olan, işgal sonrası hükümet ve devlet kademeleriyle ödüllendirilen muhalif örgütlerin İran desteğine dair bilgiler yer alıyor. Görüşmelerde hazır bulunan ve 2003 sonrası iktidara getirilen Irak İslam Yüksek Konseyi, Dava Partisi vs diğer Şii partiler ülkede etnik temizlik operasyonları yaparak Irak’ı insan hakları ihlallerinde dünya sıralamaya çıkardı.

İran ve Irak Muhalefeti

Washintong 2002’in başlarında Irak stratejisini gözden geçirmeye başladı. Bu strateji, Irak içinde ve dışındaki muhalefeti araştırmayı, Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin’e karşı yapılacak savaş için ciddi bir planlamayı içermekteydi. [29] İran’ın Iraklı muhalif gruplarla uzun süredir devam eden ilişkisi bunun tıpkı Baki Özgürlük Operasyonu öncesinde olduğu gibi herhangi bir savaş öncesi hesaplamalarla yer alabileceğini açıkça ortaya koydu.

Afganistan meselesinde 1979-1988 arası Tahran-Mücahitler arasındaki bağlar çoğunlukla örneğin Şeyh Asıf Muhsini’nin Hareketi İslami (İslami Hareket) gibi Şii direniş hareketleriyle sınırlıydı. Taliban’ın yönetimi devralmasından sonra İran’ın Afgan muhalefeti ile irtibatı daha çeşitliydi. Kuzey İttifakına silahlar, geniş çaplı finans ve eğitim temin etti. İran, Afgan keşmekeşliğini çözmeyi hedefleyen Roma Süreci ve Kıbrıs Süreci gibi üç sürecin iki tanesine iştirak etti. Roma Süreci sürgündeki Afgan kralı Zahir Şah’ı merkezliyken Kıbrıs Süreci İran’da sürgünde olan Hizbi İslami’nin lideri Gulbettin Hikmetyar’ın damadı tarafından organize edildi. İran aynı zamanda Afganistan’ın şimdiki komşuları, Rusya ve Amerika Birleşik Devletlerinden oluşan 6+2 grubuna dahil oldu.

İran başlıca Iraklı muhalif grupların çoğu ile irtibat halindeydi. En yoğun bağları genelde Şii teşkilatlarla olup bunlar çoğunlukla İran’da konuşlanan Irak İslam Devrimi Yüksek Konseyi (IİDYK), Dava el İslamiyye ve İslami Hareket Örgütüydü. [30] Kürdistan Yurtseverler Birliği ve Kürdistan Demokratik Partisi adlı iki başlıca Kürt partisiyle de iyi ilişkileri mevcuttu. Çok az bilineni ise İran’ın Kürdistan İslami Hareketi, Ensarul İslam ve Kürdistan İslami Grubu adlı Kürt İslamcılarıyla olan ilişkileriydi. [31] Irak Milli Kongresi’nin (IMK) de İran’da eğitim kampları olduğu iddia edilmiş, daha sonraki raporlarda IMK lideri Ahmet Çelebi’nin Tahran’a Amerikanın istihbarat yetenekleri hakkında bilgiler temin ettiği söylenmiştir. [32]

Foto: Çelebi Cumhurbaşkanı Hatemi ile (2003)

IİDYK Irak’a yönelik bir saldırı karşısındaki Tahran’ın yaklaşımını dikkate almayacağını açıkça ilan etti. İİDYK liderliği, İran’ın açıkladığı aktif tarafsızlık altında İİDYK gerillalarının (teröristlerin) savaş halinde Irak’a giremeyebileceğini söyledi.[33]

“Tarafsızlık politikası iyi değil.” dedi ve ekledi: “İran, eğer Irak halkının yanında durursa iyi olacaktır.” Sözlerine devam ederek: “Taşlı ve zor bir bölge arasında Irak halkının sıkışıp kalması iyi değildir. Onlar kendilerini yalnız bırakanlara karşı tutacaktır.”

Bu sözde tarafsızlığa rağmen Tahran muhalefet ile sıkı fıkı olmaya devam etti. Kürdistan Demokrat Partisi, Kürdistan Yurtsever Birliği, Irak İslam Devrimi Yüksek Konseyi ve Irak Milli Konseyi 13-15 Aralık 2002 tarihinde Londra’daki Irak muhalefet konferansından önce Tahran’da bir araya geldi. Irak Milli İttifakı Londra’da bir araya gelen altı ana muhalif gruptan bir tanesi olmasına rağmen Tahran toplantılarına iştirak etmedi. Grubun Genel Sekreteri İyad Allavi teşkilatının İran ile münasebetini şöyle tavsif ediyordu: “İran’a saygı duyuyoruz ve onunla en iyi ilişkiler kurmayı ümit ediyoruz. Ancak üzülerek ifade etmeliyiz ki şimdiye kadar böylesi ilişkilerimiz olmadı. İran bölgede bizimle ilişki sürdürmeyen nerdeyse tek ülke.” [34]

Kürdistan Yurtseverler Birliği lideri Celal Talabani 2003 Ocak ayında Tahran’da Cumhurbaşkanı Hatemi ile görüştü. Hatemi şunları söyledi: “İran’ın politikası Irak muhalefetine destek vermek ve onu güçlendirmektir. İran, halkın kendisini yönettiği bir demokratik ve birleşik Irak’ın meydana getirilmesi bağlamında (muhalefete) her tür yardımı vermeye hazırdır.” [35] Talabani ise basına konuşmasında İran’ın vurulmayacağına dair Amerika’nın teminatını onlara ilettiğini belirtti. [36]

O ayın sonrasında Tahran’da daha büyük bir muhalefet toplantısı gerçekleştirildi. Katılımcılar arasında Irak Milli Konseyinden Ahmet Çelebi, Brandies Üniversitesi Profesörü Kenan Mekkiye, Irak Milli Hareketi lideri Muzar Şevket, Kürt (laik-milliyetçi) temsilcileri Latif Raşid ve Goran Talabani, 1994 yılında iltica eden Irak milli istihbarat dairesi eski başkanı Tümgeneral Vafık el Samarrai yer almaktaydı. [37] Mekkiye konuşmasında İranın Irak’ta kendilerini koruma önerisini muhaliflerin kabul etmediğini söyledi, Cumhurbaşkanı Hatemi’nin ofisinden veya Dışişleri Bakanlığından herhangi biriyle görüşmediklerini sözlerine ekleyerek şunu söyledi: “Bizler Hatemi grubuna bulaşmadık. Onların kesinlikle Irak meselesine söyleyecek şeyleri yok.”

Irak İslam Devrimi Yüksek Konseyi (IİDYK), Davet, İslami Emel Hareketi temsilcileri ve IMK’den Ahmet Çelebi Irak Özgürlük Operasyonu başlamadan çok kısa süre önce Tahran’da buluştu. [38] Buluşmanın hedefi grupları birleştirmek ve Şiilerin Irak’ın geleceğinde yer sahibi olmalarını temin etmekti. [39] Bunun da ötesinde aynı esnada IİDYK’nin Bedir Tugayları diye bilinen İran İslam Devrim Konseyiyle irtibatlı silahlı kanadı kendisini kuzey Irak’ta çoktan konuşlandırmıştı. [40]

İRAN ANALİZ / “En Yakın Akraba Düşman: Irak Savaşı Sonrasında İran” başlıklı Dr. Abbas Willeam Sami’nin kaleme aldığı makalenin sekizinci bölümünde Irak Dışişleri Bakanı’nın İran ziyareti ve buna ülke içinden gösterilen şiddetli tepkilere yer veriliyor. 2003 Irak işgali öncesine İran-Amerika ve Batı ilişkilerine dair enteresan ve şaşırtıcı bilgilerle dolu makalenin bu bölümünü okuyucularımızın dikkatine sunuyoruz.

Herkesle Oynamanın Yerel Yansımaları Olur

İran-Irak savaşının ağır kayıpları ve yirmi yıldan daha fazla kötü ilişkileri göz önüne alındığında Bağdat’ın İran’dan sempatik bir şey bekleme temennisi çok yanlıştı. İran hükümetinin bir nevi bölgesel barış yapıcı gibi çalışma gayretlerinin bundan başka yerel yansımaları da oldu. Parlamenterler hükümetin Saddam Hüseyin rejimiyle flört olarak görünen bu duruma içerdiler.

26 Mayıs 2002’de meclis oturumunda bir parlamenter Sabri’nin Tahran ziyaretinin zamanlamasını sordu: [48] “Bölgedeki hassas ve özel durum ışığında, Irak dışişleri bakanının son Behmen (2002 Ocak sonları) ayının ikinci haftasında Tahran’a ziyaretinin sebebi nedir? Amerikan başkanının İran, Irak ve Kuzey Kore’yi “Şer Ekseni” olarak ilan etmesinden iki gün önce hem de?

Yılın sonunda Milli Güvenlik ve Dışilişkiler Komitesi yasama üyeleri istihbarat ve güvenlikten sorumlu dışişleri bakan yardımcısı ile Irak meselesini ve bunun İranın çıkarlarına etkisini görüştüler. [49] Akabinde bir parlamenter şunu söyleyecektir: “Yetkililer bazı cevaplar verdi, bazıları kabul edilebilirdi. Ancak toplamda çoğu komisyon üyesi İranın bölgesel gelişmelere dair politikalarının halkımızın çıkarlarını koruyabileceğini düşünmemekteydi.”

Foto: 28 Eylül 2002 tarihinde İran’ı ziyaret eden Irak Dışişleri Bakanı Sabri, İranlı meslektaşı Harrazi ile

İran medyası 2003 Ocak ayında Irak Dışişleri Bakanının Tahran’ı yakında ziyaret edebileceğini yazdı. Bir parlamento üyesi kendisinin Sabri İran’a ayak basar basmaz Dışişleri Bakanı Harrazi hakkında gensoru için bir önerge teklifi hazırladığını duyurdu. [50] “Naci Sabri’nin neden İran’ı ziyaret ettiğine dair herhangi bir sebep görmekten çok uzakken, İran milleti en erken fırsatta Saddam Hüseyin rejiminin düşmesini görmek için dakikaları hesaplamaktadır.” İranlı milletvekili kendisinin ve arkadaşlarının Sabri’nin İran’ı ziyaretinden önce Irak’ın dört şartı yerine getirmesi gerektiğine inandığını söyledi. [51]

Bunlar:

1- Saddam Hüseyin Şattul Arap kanalıyla ilgili tartışmaları yok eden, kara hududunu onaylayan 1975 Cezayir Anlaşmasının geçerliliğini ilan etmelidir.

2- 1980 yılında İran’a saldırmasından ötürü özür dilemelidir.

3- Savaşı etkin bir şekilde sonlandıran BM Güvenlik Konseyi 598 sayılı kararını tamamıyla uygulamalı ve tazminatı ödemelidir.

4- Halen Irak’ta bulunan tüm İranlı esirleri serbest bırakmalıdır.

Bir diğer milletvekili ise Dışişleri Bakanının Irak ile ikili ilişkilerini eleştirmekteydi. [52] İran diplomasisi ülke için yeni bir düşman oluşturmamalıdır dedi vekil ve Sabri’nin İran’a davet edilmesinin faydalı olmadığını belirtti. Etkin tutucu bir gazetenin genel yayın yönetmeni ise İran’ın Amerika ile müzakereler yapmasını ama Sabri ile toplantı yapmamasını söyledi. [53] Bu tür toplantıların zamanlamasını sorguladı ve bugün (Saddam Hüseyinle) birlikte olmanın Irak halkını desteklemek olmadığı bilakis Saddam’ın bizzat kendisini destekleme anlamına geldiği yönünde uyardı.

Foto: Irak Dişişleri Bakanı Sabri, zamanın İran cumhurbaşkanı Hatemi ile

2003 Şubat başlarında Sabri’nin Tahran ziyaretinin ardından 100 milletvekili Dışişleri Bakanı Harrazi hakkında bir gensoru önergesi verdi ve Cumhurbaşkanı Hatemi onun adına açıkça konuşmaya zorlandı. [54] Hatemi şunu söyledi: “Arkadaşlarımız bilmelidir ki eğer bizim dışişleri bakanımız bir karar vermiş ise, bu kadar devlet tarafından alınmış bir karardır ve bunu bizler desteklemeliyiz.” Hatemi milletvekillerinin zamanlamasını da eleştirerek: “Onlardan beklentim böylesi hassas bir dönemde bu meseleleri çıkarlarımıza ters düşecek şekilde alenileştirmesinler.” şeklinde konuştu.

İRAN ANALİZ / “En Yakın Akraba Düşman: Irak Savaşı Sonrasında İran” başlıklı Dr. Abbas Willeam Sami’nin kaleme aldığı makalenin bu bölümünde açıkça Amerika’yı suçlamasına, sözde Irak’ın geleceğini düşündüğünü söylemesine rağmen İran’ın ne denli realist ve pragmatist bir politika yürüttüğüne yer veriliyor. 2003 Irak işgali öncesine İran-Amerika ve Batı ilişkilerine dair enteresan ve şaşırtıcı bilgilerle dolu makalenin bu bölümünda daha çok diplomatik temaslar ve görüşmeler yer alıyor.

Çok Yanlılık ve Anti-Amerikancılık

Tüm bunlar arka planda meydana gelirken Tahran yüksek şekilde Amerikan niyetlerini kınadı ve İranlı diplomatlar Irak’a ve bölgesel krizlere yönelik sayısız uluslararası toplantılara iştirak etti. Bu ikilik İran’ın Amerika’ya gerçek bir antipatisini, bölgede uzun süreli bir Amerikan varlığına yönelik korkusu ve Amerika’nın kontrol olmaksızın istediği gibi güç kullandığını görmedeki isteksizliğini yansıtmaktaydı.

2003 Ocak ayındaki konuşmasında dini lider Hamaney abartılı bir şekilde Amerika Birleşik Devletlerinin teröre karşı savaşın bir parçası olarak mı Irak’a saldırıp saldırmayacağına dair şunu söylüyordu: “Yoksa bu, Irak’ın sayısız petrol kuyuları için mi, bölgeye egemen olmak, İsrail’i savunmak ve İran İslam Cumhuriyeti üzerinde efendilik yapmak için mi? Bugün küresel istikbarın sırları olan bunlar ifşa olmuştur. Herkes bunları bilmektedir. [55] Aynı gün, Dışişleri Bakanı Harrazi İran’ın Irak’ta bir savaşı engellemek için Avrupa Birliği ile çalışmaya hazır olduğunu belirtti. [56]

“Irak’taki herhangi bir savaş İran’ı etkileyecektir.” diye açıkladı ve ekledi: “En basit etkisi, İran’ın başına gelecek olan mültecilerdir. Bununla birlikte diğer bazı hususlar da var: Irak’a sürgün, Irak’ın müstakbel hükümeti, kimyasal silah kullanımı, İran’ı ve diğer komşu ülkeleri ilgilendiren endişe teşkil eden hususlar.”

İran’ın ikinci en güçlü yetkilisi olan, Rejimin Çıkarını Teşhis Konseyi başkanı Ayetullah Ali Ekber Haşimi Rafsancani, Amerika Birleşik Devletlerini gizli âmillere sahip olmakla suçladı. [57] ABD’nin bir enerji kıtlığıyla karşılaştığını söyleyen Haşimi, bu sebeple: “Onlar bu bölgeden enerji elde etmenin askeri varlıklarını gerektirdiğini düşündüklerini” ifade etmekteydi. ABD’nin kitle imha silahları hakkındaki endişelerini de kabul etmeyerek: “ Eğer ABD, Irak’ı kontrol altına alır ve burada bir yönetici/idareci iktidarı kılarsa, o zaman Irak’ın komşularına karşı da aynı argümanları kullanacaktır. Saddam’ın böylesi silahlara sahip olmasından daha kötü olan şey bölgemizdeki Amerikan varlığıdır. Bu münasebetle bizler açık bir şekilde Amerika’nın buraya gelmesine karşı çıkmaktayız.” Demekteydi.

İki hafta sonrasında Harrazi Mısır, Suudi Arabistan, Suriye ve Türkiyeli mevkidaşlarıyla Irak’ı tartışmak için İstanbul’da bulunmaktaydı. [58] “Bizler çok yanlılıktan ayrılmamalı ve ABD’yi tek yanlılığa başvurmamalıdır.” demekteydi Harrazi. [59]

“Birleşmiş Milletler sistemi alınacak herhangi bir kararın merkezi olmalıdır.” diyen Harrazi Şubat başında İngiltere Başbakanı Tony Blair ve Dışişleri Bakanı Jack Straw ile Irak’ı tartışmak üzere Londra’ya gitti. Blair’in resmi sözcüsü hem ABD hem de Birleşik Krallığın Irak’ın toprak bütünlüğüne bağlı oldukları yönünde İran’ı ikna ettiğini söyledi. [60] Toplantının akabinde Harrazi şunları söyledi: “Elbette bu Irak’a komşu tüm ülkelerin endişe duyduğu konulardan bir tanesidir: yani Irak’ın bölünmesi endişesi. Kimse buna razı değil v eherkes Irak’ın toprak bütünlüğünün devam etmesinden yana.” Birleşmiş Milletler gözlemcilerine daha fazla zaman verilmesi gerekliliğine vurgu yapan Harrazi İran’ın muhtemel mülteci akışından endişeli olduğunu ifade etti. [61]

Foto: Soldaki Straw, sağdaki ise Blair

Akabinde Harrazi, Arap Körfezi ülkeleri turu esnasında Irak muhalefetinin ülkede BM denetiminde bir referandum olurken Saddam Hüseyin ile uzlaşması teklifini yaptı. [62] Bölgesel bir savaşın önüne geçebilecek Bağdat’taki barışçıl bir hükümet değişiminin tek yolunun bu olduğunu anlatmaktaydı Harrazi ve İran’ın Irak’ın toprak bütünlüğü noktasındaki endişelerini vurgulamaktaydı. Bir İran sözcüsü ise bunun Harrazi’nin şahsi inisiyatifi olduğunu resmi teklif olmadığını belirtti.[63]

Bu esnada Hamaney ABD’yi suçlamayı sürdürmekteydi. İDM deniz personeline şunları söylemekteydi: “21. Yüzyılın ekipmanı ve bugünün sloganlarıyla Amerikalılar demokrasi adı altında, insan hakları adı altında ve terörizme karşı mücadele adı altında tıpkı 18. Yy ve 19.yy sömürgecilerin yaptığını yapmaya niyetli.”[64] Hamaney uyarmaktaydı: “Bugün Siyonistlerin ayartması ile Amerikanın yayılmacı müstekbir siyasetinin sonu yok ve bu; insanlık için tüyler ürpertici bir hal alıyor.”

Düşmanlıkların başlamasından hemen önceki haftalarda Harrazi bölgesel gelişmeleri tartışmak için Cidde ile San’a’ya giderken Dışişleri Bakanı halefi Ali Ekber Velayeti ise cumhurbaşkanı temsilcisi olarak Cakarta ile İslamabad’a gitmekteydi. Burada Velayeti İran’ın çok yanlılığa verdiği ehemmiyeti vurgulamakta ve şunları söylemekteydi: “İran ve Pakistan Birleşmiş Milletler, İslam Konferansı Teşkilatı (İKT) ve Bağlantısızlar hareketi (NAM) gibi farklı bir dünya için istişare ve koordinasyonda bulunmaktadırlar.” [65]

Yine de Tahran bu diplomatik gayretlerin başarılı olup olmayacağı hususunda tam emin değildi. Dışişleri Bakanlığı 19 Mart tarihinde Bağdat’taki personelini geri çektiğini duyuracaktı. [66]

Gelecek Bölüm: Irak Özgürlük Operasyonu Başlıyor

Etiketlendi:, ,

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: