Günlük arşivler: Ekim 2, 2012

Zahide Uçar: Türkiye Kandil’e Giremedi Ama Barzani TBMM’ne Girmi ş /// CC : @E_Sarizeybek @erdalsarizeybek


AKP kongresinde Barzani kürsüye çıktığı sırada, tribünlerden uzun süre “Türkiye seninle gurur duyuyor” sloganları atıldı.

Barzani konuşmasını bitirdiğinde, Erdoğan Barzani’nin yanına giderek elini sıktı, kendisini tebrik etti(!)..

Barzani bir dönem AKP’yi tehdit ederek; “içinizde 40 vekilimiz var” demişti de, AKP’nin gıkı bile çıkmamıştı. Barzani tevazu gösterip; “şu kadar AKP’li seçmen de benimle gurur duyuyor dememiş(!)..”

PKK’lı teröristlerin hamisi, Mehmetçik katili, küresel fahişe Barzani ile ancak Barzani’ye benzeyen alçaklar gurur duyar.

Alçaklığın da bir sınırı vardır sanıyordum ama; Mehmetçiğin kanı ellerinden damlayan Yahudi Barzani ile gurur duyanlar bana alçalmanın da, alçaklığın da bir sınırı olmadığını açıkca gösterdi.

Gurur duydukları Barzani ile ilgili birkaç hatırlatma:

1-PKK’lı teröristleri Türkiye’ye teslim etmesi istendiğinde Barzani; “Türkiye’ye bir Kürt kedisi bile vermem” demişti.

2-AKP Hükümetinin Barzani’nin “kaçakçılığa da çanak tutan” mallarını Mersin Limanı’ndan ücretsiz olarak taşımasına, Irak’ın Kuzeyini imar etmesine rağmen Barzani 2003 yılından beri AKP hükümetini fırçalıyor. Akıl veriyor. Tehdit ediyor.

3-PKK’lılar Barzani bölgesinde korunuyor. Yani Mehmetçiklere kurşun sıkan narko terör örgütü elemanları Barzani tarafından korunuyor.

4-Barzani Büyük Kürdistan(Büyük İsrail) için Suriye, İran ve Türkiye’den toprak istedi. (Yeniçağ Gazetesi)

5- Irak Türkmen Cephesi Güvenlik Dairesi Başkanı Emir İzzettin 11 Şubat 2003 tarihinde Erbil’de kardeşi ve arkadaşlarıyla birlikte KDP’li peşmergelerin silahlı baskını sonucu halkın ve yabancı basın gazetecilerin gözü önünde, tüm insanlık ve kurallarına aykırı bir biçimde tutuklandı. 20 Ekim 2004′te hakim karşısına çıkarılan Emir İzzettin ortada suç delili olmadığı halde ‘hakim kanaati’ ile ömür boyu hapse mahkum edildi. (Ümit Özdağ’ın bir makalesinden)

6- Saddam yönetimi sona ererek düştükten buna yana Kürtler Amerika müttefik güçlerle birleşerek Irak Türklerine karşı baskıları artarak çok sayıda insanlarımızı arkadan kurşuna dizerek, çok sayıda insanlarımızda tutuk evlerinde kaybolarak, onlardan hiçbir haber alınmamaktadır. En acısı Emir İzzet’ten 2003 tarihinden bu yana hiçbir haber alınmamaktadır.(Sadun Köprülü-Türkmen yazar)

Barzani ile gurur duyanlar, Barzani’nin işlediği insanlık suçları ile de gurur duyuyorlar demektir. Mehmetçiğin katlinden memnun, Barzani’nin kanlı elleriyle el eleler demektir.

Güneydoğu’nun bir kısmı büyük Kürdistan toprağı olursa herhalde Barzani ile daha çok gurur duyarlar.
Bu alkış Türk Milleti’ne yapılan alçak ihanetin ne kadar cesaret kazandığını gösteriyor.

2006’dan beri diyoruz ki:

AKP siyasi bir parti değildir. A(merika) K(omplo kurma)P(artisi); siyasi görünümlü, büyük Kürdistan’ı, yani ikinci İsrail’i kurmakla görevli, Anadolu Türk Müslümanlığını dönüştürüp bitirme taşeronluğunu yüklenmiş bir truva atıdır.

Bir hükümetin göz yumduğu mafyaya bakarak izini sürebilirsiniz. AKP iktidara gelir gelmez Türk mafyasını içeri tıktı. Onlar hala içerideler. Nerede ise bütün ülkeye Kürt mafyası hakim kılındı. Mafya demek; gayrimeşru silah demektir, uyuşturucu demektir, kumar demektir, fuhuş demektir. Bunları elinde tutanlar o şehirlerin karanlık dünyasını yönetir. Yani AKP siyaseti karanlık yönetimi Kürt mafyasına teslim ederek aslında Kürt kartı üzerinden ülkeyi şekillendireceğini belli etmişti. O tarihlerde bu durumu yazmıştık.

9 Kasım 2005 tarihinde Şemdinli’de eski PKK’lı Seferi Yılmaz’ın sahibi olduğu umut kitapevinde bir bomba patladı. Düğmeye basılmışçasına halk sokaklara döküldü. Olayın faili olarak suçlanan 2 astsubay linç edilmekten zor kurtuldu.

Erdoğan Şemdinli’ye gitti. İlk ziyaret ettiği yer umut kitapevi, ilk sıktığı el Seferi Yılmaz’ın eli oldu. PKK’lıların isteği ile Vali görev yerinden alındı.

Haklarında hiçbir somut kanıt olmayan 2 istihbaratçı astsubay yıllar süren yargılama ve GÖREVLİ medya kampanyasıyla linç edilerek, medya yargıçlarınca yargıya defalarca müdahale edilerek mahkûm edildi.

Delil bütünlüğü yoktu. Olayları organize eden PKK’lının telefon dinlemelerine takılan konuşmaları her şeyi anlatıyordu ama görevli basının gayretleri ile üstü kapatıldı.

Şimdi geldiğimiz noktada; “Şemdinli’de yaşanan bombalama tezgahı aslında istihbaratın aldığı en büyük darbeydi” deniyor. Şemdinli tezgahından sonra Güneydoğu’da istihbaratın yok olduğu söyleniyor. Çünkü Şemdinli’de kurulan tuzaktan sonra asker sivil halkın arasına girerek istihbarat toplamaya cesaret edememiş.

Geldiğimiz noktada saha istihbaratı bütünüyle askerden alınmış durumdadır.

Ali Kaya ve Özcan İldeniz ile terör örgütü PKK itirafçısı Veysel Ateş’in yargılandığı ve Uyuşmazlık Mahkemesinin kararıyla ikinci kez Van 3. Ağır Ceza Mahkemesine görülen Şemdinli davasında Sanık avukatlarından Vedat Gülşen, müdahil avukatlarının sanıkların etkin pişmanlıktan yararlanmasını istediklerini anlatırken, “Habur sınır kapısında davul zurna ile girmedik. Etkin pişmanlıktan faydalanmak için suçlu olmak gerek. Habur’dan girmek gerek. Müvekillerimin ise bir suçu yok” diye konuştu.

Şemdinli komplosu ve Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Rektörü Yücel Aşkın’a yapılanları okuyamayanlar, Ergenekon ve balyoz tertibi ile ancak ayılabildi.

Orhan Pamuk 2005 yılında; “Türkler, bu topraklarda 30 bin Kürdü ve 1 milyon Ermeni’yi öldürdü” dediğinde AKP Orhan Pamuk’a sahip çıktı.
Elif Şafak Baba ve Piç adlı kitabında; “Türkler, Ermenilerin evlerini basıp yağmaladılar, sopalarla balta saplarıyla dövdüler, aç bırakıp öldürdüler, asimile ettiler, yetim bıraktılar, mallarını mülklerini ellerinden aldılar, soykırım uyguladılar; Türkler tam bir kasap!” diye yazıyordu. Elif Şafak mahkemeye verildi. Erdoğan davaya bizzat müdahil oldu. Mahkeme sonuçlandığında ise Şafak’a telefon ederek “geçmiş olsun” dileklerinde bulundu.

Erdoğan siyaseti daima tarafını belli etti. Her şey Türk Milleti’nin gözü önünde cereyan etti. Herkesin tarafı belliydi.

Erdoğan kin ve nefret ekiyor, ayrıştırıyor, milletin ve kurumların gözünün içine bakarak anayasal suç işliyordu.

“Kürtlerin Erdoğan’a heykeller dikmeleri lazım.. “başlıklı yazısıyla en gerçekçi yorumu Irak Türkmenlerinden Türkmenşanı Medya ve Araştırma Merkezi Genel Müdürü Ümit Köprülü koymuştu. Yazısına;

“ O Türkiyeli olmasına rağmen bebek katili Abdullah Öcalan ve çapulcular Mesut Barzani ve Celal Talabani’den daha Kürtçü ve daha çok Kürt geleceğini düşünen bir lideridir.”

Biz de Barzani ile gurur duyan bu alçaklar ile aynı havayı teneffüs etmek zorunda kaldığımız için UTANIYORUZ.

Not: Gazeteci Tuncer BAHÇIVAN hatırlatıyor ve soruyor:

“Tam 20 yıl önce bugün Muavenet Fırkateynimiz Amerika tarafından vurulmuş, 5 askerimiz şehit olmuştu.

Yine 2 Ekim ve ben bir daha soruyorum: 2 Ekim 1992′de, Muavenet Fırkateynimiz bir tatbikatta Amerika tarafından neden vuruldu? Ve asıl soru: Tatbikat neden kesilmedi? 5 şehite 20 yaralıya rağmen, hiç bir şey olmamış gibi oyuna devam etti? (Tuncer Bahçivan-gazeteci.tv)”

Sorsanız da cevap alamazsınız Tuncer Bey. O gün Türk Ordusu ABD’ne gerekli cevabı verebilseydi eğer, bugün BALYOZU yememiş olurdu. Sarı öküzü vererek düşmanı durduramazsınız. Hak ettiği cevabı vererek durdurabilirsiniz ancak.

Zahide UÇAR

İLK KURŞUN

Oktay Akbal: Örgüt Mörgüt Diye Diye!


Elit Kahvesi vardı. Nisuaz Kahvesi vardı. Beyoğlu’nda, Şişli’de, Beyazıt’ta, İstanbul’un her köşe bucağında kahveler vardı. Bugün de var. Ama bir de “örgüt” diye bir şey var son günlerde, yıllarda!..

Örgüt, örmekten gelir. Eşdeğerde olan nesnelerin bir araya gelmesi… İnsan toplulukları da bir çeşit örgütleşme yaşarlar. Meslek birliği, düşünce birliği, anlayış birliği birbirine bağlar kişileri. Orda burda toplanırlar. Konuşurlar, dertleşirler. En çok sözü edilen nedir? Politika, hükümetin yönetimi… Doğruları yanlışlarıyla!..

***

Derken birileri çıkar, “filanca yerde bir örgüt kurulmuş” dedi mi, hemen soruşturma başlar! Neden bir aradalar, bir terör örgütü kurmak, bir darbe planlamak için mi?

***

Şu anda tutuklu olarak hapislerde yatan nice kişiler hep bu örgüt üyeliği yüzünden acılar içindedir. Hiçbir suçu yok, ama örgüt üyesi!

Emekli olmuş generaller, amiraller, subaylar, valiler, kaymakamlar, yargıçlar, savcılar dost toplantılarına katımışlarsa er geç başları derde girer. Bir iki mektup, bir iki ihbar, istihbarat güçlerini yanıltıcı belgeler, yalancı tanıklar bir anda canavarlaşır.

Doğru dürüst bir araştırma yapılmadan savcı, yargıç önüne gönderilirler. Oradan da doğru Metris’e, Silivri’ye daha başka cezaevlerine… Bunlar örgüt kurmuşlar, toplanıp gizli hesaplar yapıyorlar, aralarında emekli paşalar da var, bugün yarın bir askeri darbe hazırlanıyor, hemen önlemini alalım! Tut hepsini… İstedikleri kadar “Ben ne yaptım!”diye bağırıp dursunlar.

***

Evet, birkaç yıldır güzel Türkiyemiz böyle bir perişanlık, şaşkınlık içinde! Ne istenir, ne aranır, niye, nereye varılmak istenir? Sizler bunu Atatürk Cumhuriyeti’nin devrimlerine bağlı olanları ortadan kaldırmak sayarsınız ki, doğrudur. Mustafa Kemal’in bir okuyun bildirisini. Cumhuriyeti, devrimleri kurtarmak için sonuna kadar direnin, sözlerini…

Direnenlerin hali ortada! Yüzlerce, binlerce, genç yaşlı, asker sivil “örgüt kurup darbe yapmak” şüphesiyle suçlanıyor! Şüphelenmek nasıl suç yaratır? Bu da bize has bir saçmalık! Ama binlerce insan çileler çekerken, mahkemelerde “Benim suçum ne!”diye bağırırken…

***

Şu “örgüt” sözcüğünü ortadan kaldıralım. Akla kötü şeyler getiriyor!

Saçmalık mı, şaşkınlık mı, yoksa kendiülkesinin insanlarını, aydınlıklardan koparıp kara cehaletin kucağına atmak mı?

Cumhuriyet

Alex de Souza


Çocukluğumun Türkiye’deki futbol idolü Lefter Küçükandonyadis’di. Babam ve kardeşimle birlikte gittiğim Fenerbahçe maçlarında tribünlerle birlikte avazım çıktığı kadar bağırırdım “Ver Leftere yaz deftere.” Babam, birinci sıraya Zeki Rıza Sporel’i koyar, Lefter’i ikinci, sıraya koyardı. Benim için birinci sırada Lefter vardı. Çünkü Zeki Rıza Sporel’i izlememiştim. O benden önceki kuşakların futbolcusuydu. İnsan gözüyle izlemediği bir futbolcuyu hayalinde canlandıramıyor.

Lefter futbolculuğunun dışında efendiliği ve örnek insanlığıyla Fenerbahçeliler kadar öteki kulüp taraftarlarının da kalbini kazanmış bir futbolcuydu. Amacım Lefter’i yazmak değil. Onu zaten yaptım. Merak edenler, okumamış olanlar o yazımı şu linke tıklayarak okuyabilir http://www.mahfiegilmez.com/2012/01/lefter.html. Amacım Alex de Souza’yı yazmak. Lefter’le bağlantı kurmamın nedeni ikisinin benzer yanlarını vurgulamak.

Alex buraya gelen birçok yabancının “Şiş kebap güzel, rakı güzel, Boğaz şahane” sahtekârlığını sergilemedi. O ve ailesi gerçek bir İstanbullu oldu. Türkiye’ye ve İstanbul’a olan sevgileri gerçeğin ta kendisiydi. Bir televizyon programında eşi Dianne beline yaptırdığı Türk bayrağı dövmesini göstermiş, Alex, üçbininci golünü attığında aldığı ödülü Mehmetçik Vakfına bağışlamıştı. Bunlar, de Souza ailesinin buraya nasıl bağlandığının göstergeleri. Ama asıl gösterge Alex’in, ayrılmasının kesinleşmesi üzerine evine gelen Fenerbahçe taraftarlarına söylediği sözdür. Diyor ki Alex: “Çocuklar için çok zor olacak. Brezilya’ya gittiğimizde ağlayıp evimize dönelim diyorlardı.” İşte bu söz ve eşi Dianne’nin penceredeki gözü yaşlı görüntüsü Fenerbahçe hakkında hatta futbol hakkında bir şey yazmama kararı verdiğim halde beni kararımdan vazgeçip bu yazıyı yazmaya getirdi.

Bir futbol kulübü, başka bir ülkeden geldiği halde burayı kendi ülkesi kadar benimsemiş, çocuklarını buraya göre yetiştirmiş, eşinin her maça gelip takımı desteklediği, taraftarlarının bu kadar çok sevgi ve saygısını kazanmış bir futbolcusunu kovar gibi niçin gönderir? Ben bunun yanıtını bilmiyorum, arasam da bulamıyorum.

Fenerbahçe yönetimi başkanın tutuksuz yargılanmaya başladığı andan itibaren saçma sapan işlere imza atıyor. Geçen yıl bütün sıkıntılara karşın Türkiye kupasını kazanmış, lig şampiyonluğunu yarım puanla kaçırmış bir takım vardı. Mantık, bu takımın korunmasını ve birkaç takviye yapılmasını gerektiriyordu. Yönetim ne yaptı? Takımın en önemli adamlarından olan Emre’yi zorla yolladı, kiralık oynayan Ziegler’i almadı. Yobo’yu da almayacaklardı, işler kötü gidince aldılar. Şimdi de Alex’i yolladılar.

Bir Fenerbahçeli olarak dışarıdan bakıyorum, rakip takımlardan birinin başkanı olsam Fenerbahçe’yi bozmak için ne yapmam gerekirdi diye düşündüğümde aklıma bu yapılanları yapmaktan başka bir şey gelmiyor.

Zeki Rıza Sporel’e yetişemesem de Fenerbahçe’nin iki efsanesini, Lefter ve Alex’i izleme fırsatı bulduğum için mutluyum. Mutsuzluğum Alex’e yapınla vefasızlıktan kaynaklanıyor. Üçü de yalnız iyi bir futbolcu değil iyi birer insandı, taraftar onları yalnızca futbollarıyla değil, örnek davranışlarıyla da sevdi.

Güle güle büyük kaptan Alex de Souza, güle güle de Souza ailesi. Umarım size yaşatılan bu vefasızlığı unutup yeni bir yaşama başlarsınız, umarım çocuklarınız bu travmayı çabuk atlatabilirler. İleride belki çocuklar büyüdüklerinde İstanbul’a tekrar gelir ve taraftarın parasıyla yapılmış olan babalarının heykelini ziyaret ederler.

Secrecy News – Supreme Court urged to grant standing in surveillance challenge




In its new term that began yesterday, the U.S. Supreme Court will hear
arguments over whether to affirm the right of journalists and human rights
organizations to challenge the constitutionality of the Foreign
Intelligence Surveillance Act (FISA) Amendments Act, or FAA.
The FISA Amendments Act authorizes the collection of a broad swath of
public communications without a warrant (though not the intentional
targeting of the communications of any particular U.S. person). As such,
critics say, it jeopardizes freedom of communication with individuals
abroad.
At issue is whether the plaintiffs, represented by the American Civil
Liberties Union, have the "standing" to bring the case. A lower court said
they did not, but an appeals court said they did. It will be up to the
Supreme Court to decide the case, which is captioned Amnesty et al v.
Clapper.
 http://www.aclu.org/national-security/amnesty-et-al-v-clapper
The Electronic Privacy Information Center filed an amicus brief (which I
co-signed) urging the Court to affirm standing on grounds that the
plaintiffs have established a reasonable concern about the security of
their communications, and that existing oversight mechanisms are
inadequate.
 http://epic.org/amicus/fisa/clapper/EPIC-Amicus-Brief.pdf
"This threat to privacy is especially acute given the capabilities of the
National Security Agency and the absence of meaningful oversight. Where
enormous surveillance capabilities and blanket secrecy coexist, the public
may reasonably fear the interception and collection of private
communications," the EPIC brief stated.
Furthermore, the current structure "lacks significant public oversight and
accountability."
"The public, the judiciary (but for the FISC [Foreign Intelligence
Surveillance Court]) and almost all Members of Congress are kept in the
dark as to the most extensive electronic surveillance program undertaken by
the US government. While the DNI and Attorney General provide internal
reporting requirements, none of this information is made available to the
whole Congress or the public broadly, and thus no meaningful public
oversight can occur."
"When the law gives new authority to conduct electronic surveillance,
there should also be new means of oversight and accountability. The FISA
Amendments Act fails this test," the brief said.
STATUS OF IRAN'S NUCLEAR PROGRAM, AND MORE FROM CRS
New and newly updated reports from the Congressional Research Service
which have not been made publicly available include the following.
Iran's Nuclear Program: Status, updated September 26, 2012:
 http://www.fas.org/sgp/crs/nuke/RL34544.pdf
Israel: Possible Military Strike Against Iran's Nuclear Facilities,
updated September 28, 2012:
 http://www.fas.org/sgp/crs/mideast/R42443.pdf
Senkaku (Diaoyu/Diaoyutai) Islands Dispute: U.S. Treaty Obligations,
September 25, 2012:
 http://www.fas.org/sgp/crs/row/R42761.pdf
Armenia, Azerbaijan, and Georgia: Political Developments and Implications
for U.S. Interests, updated September 27, 2012:
 http://www.fas.org/sgp/crs/row/RL33453.pdf
Military Medical Care: Questions and Answers, updated September 27, 2012:
 http://www.fas.org/sgp/crs/misc/RL33537.pdf
The Family and Medical Leave Act (FMLA): An Overview, September 28, 2012:
 http://www.fas.org/sgp/crs/misc/R42758.pdf
Fannie Mae's and Freddie Mac's Financial Status: Frequently Asked
Questions, September 27, 2012:
 http://www.fas.org/sgp/crs/misc/R42760.pdf
Surface Transportation Funding and Programs Under MAP-21: Moving Ahead for
Progress in the 21st Century Act (P.L. 112-141), September 27, 2012:
 http://www.fas.org/sgp/crs/misc/R42762.pdf
The Exon-Florio National Security Test for Foreign Investment, updated
October 1, 2012:
 http://www.fas.org/sgp/crs/natsec/RL33312.pdf

“THE CEMAAT” SÖZCÜSÜ GÜLERCE’DEN AÇIKLAMA : ”Yetkileri padişahtan daha fazla!”


Fethullah Gülen’e yakınlığıyla bilinen Zaman Gazetesi yazarı Hüseyin Gülerce, AK Parti’nin 4. Olağan Kongresi’ni ve Başbakan Erdoğan’ın konuşmalarını eleştirdi.

SKYTÜRK360’da Hilmi Hacaloğlu’nun programında Başbakan’ın kongredeki konuşmasının hamaset yüklü olduğunu söyleyen Gülerce, "Başbakan şu anda padişahlıktan daha büyük yetkilere sahip" dedi. Kongreye 6 gazetenin alınmamasını da eleştiren Gülerce, "Herkes kendine yakışanı yapar" ifadelerini kullandı.

İŞTE GÜLERCE’NİN O AÇIKLAMALARI:

"Yeni bir anayasa yapılıyor. Yeni anayasada cumhurbaşkanının durumunu netleştirmezseniz, diğer kurumların yetkilerini ona göre belirleyeceğiniz için sorun yaşanacaktır.

Başbakan padişahtan daha yetkili

Partili bir başkanlık sistemi olabilir. Ancak… Bu ancak çok önemli. Diktatörlüğe gider, krallığa döneriz gibi haklı da sayılabilecek eleştiriler var. Şöyle bir değişiklikle beraber yapmak lazım. Milletvekillerini de Erdoğan belirlerse olmaz. Türkiye’de yapılamayan meclis denetiminde şikayetçiyiz. İktidar partisi çoğunlukla Meclis’te olduğu zaman Meclis denetim görevini yapamıyor. Başbakan da şu an padişahlıktan daha büyük yetkilere, başkanlık sistemindekinden daha büyük yetkilere sahip.

Seçim sistemi değişmeli

Meclis ile ilgili de seçim sistemini değiştirmek lazım. Daraltılmış Bölge Seçim Sistemine geçmemiz lazım. Dar bölge seçim sistemine çok itirazlar var. Böyle olursa liderin iki dudağı arasında milletvekili seçilmez. Barajın indirilmesi de çok iyi olur.

Herkes kendine yakışanı yapar

Herkes kendine yakışanı yapar, kendi karakterini sergiler. Akreditasyon sınırlaması yanlıştır. O gazeteciler ne olursa olsun kapıda karşılanmalıydı Başbakan ”Bize hakaret eden gazetecileri içeri almayız” diyor. Başbakan’a yakışan bu değil.

Köşk için adaylığını ilan etti

Erdoğan cumhurbaşkanlığına aday olacağı için bundan sonraki üslubu da bu olacak. Kongrede Erdoğan 2014’teki cumhurbaşkanlığı seçimi için adaylığını ilan etti.”

PROF.DR.ÖZCAN YENİÇERİ : AKP’nin PKK’yla görüşme iradesi


Önce Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, ’Oslo türü görüşmeler şimdi de yapılabilir, belki de yapılıyordur’ diyerek kamuoyunun tepkisini test etti.

Ardından da Başbakan Erdoğan, elinde silahla kan dökerek, mayın döşeyerek devlete diz çöktürmeye çalışan kanlı terörist gruplarla görüşmeleri “Şu anda zaman meselesidir, yani her an olabilir. Oslo olmaz da başka bir yer olur. Eğer olması gerekiyorsa olur” diyerek teröristlere bir çeşit “silah başı yapma” emri vermiş olmaktadır.

Eli silahlı teröristler, Başbakan Erdoğan’ın kendileriyle görüşmek için fırsat aradığını duyunca yaptıkları eylemlerle gurur duyacaklardır. PKK katliam yaptıkça, insan katlettikçe, araçları yaktıkça, yol kesip mayın döşedikçe Erdoğan iktidarının kendilerine daha fazla muhatap alacağını fark etmişlerdir.

Terörle bir yerlere varılacağını fark eden teröristler, giderek eylemlerini artıracaklardır.

Bu durum onbir yıldır iktidarda olan AKP’nin PKK terörü konusunda ne kadar hazırlıksız, yetersiz ve vizyonsuz olduğunu da ortaya çıkarmıştır.

Bir defa PKK, hukuki, yasal ya da ahlaki bir kuruluş değil terör örgütüdür. Böyle bir terör şebekesinin vereceği söz ya da imzalayacağı bir belgenin bağlayıcılığı olmayacaktır. AKP ile PKK arasındaki Oslo görüşmelerinde varılan mutabakatlara rağmen yaşanan Reşadiye ve Silvan vb.. saldırılar bunun kanıtıdır.

PKK iradesi belirli bir kişi ya da grupta olan cinayet şebekesi de değildir. PKK, Türkiye’yi istikrarsızlaştırmakta kullanılan uluslararası bir enstrümandır. CIA’dan

MOSSAD’a, İran’dan Ermenistan’a, Irak’tan Almanya’ya kadar uzanan bağlantıları vardır. Başbakan Erdoğan, terör örgütünün iradesinin Kandil’in, İmralı’nın ya da AB’deki terör mahfillerinin elinde olduğunu sanmaktadır! AKP’nin en büyük yanılgısı da buradadır.

Türkiyeli terörist PKK’lılarla varılan bir mutabakatı Suriyeli, Ermenistanlı ya da İranlı PKK’lı teröristler kabul etmeyeceklerdir.

Suriye, Irak, İsrail, Kıbrıs Rum Kesimi ve İran’la konjonktürel olarak yaşanan gerilim dolayısıyla bu ülkelerin PKK’ya verdikleri Türkiye’yi istikrarsızlaştırma görevlerine terör örgütü karşı koyacak durumda değildir. Ortada Türkiye’ye karşı vekâleten beşinci kol savaşı yürüten, iradesi başkalarının elinde olan taşeron bir örgüt vardır.

Ayrıca Genelkurmay Başkanı Necdet Özel, PKK’nın “lider kadrosunun peşindeyiz” derken, devletin PKK’nın lider kadrosuyla müzakere için fırsat kollaması tam bir devlet krizidir. Bu durum terörle mücadele ya da müzakere konusunda kurumlar arasında bir koordinasyon, kararlılık ve anlayış birliğinin olmadığının da açık delilidir.

Genelkurmay, lider kadroya operasyon peşindeyken, Başbakan’a bağlı MİT’in PKK lider kadrosuyla masada görüşme peşinde olması açıklanabilir değildir.

Başbakan, bir yandan Öcalan’la da görüşülebileceğini, diğer yandan da Öcalan’ın hukuki durumunu değiştirmenin düşünülemeyeceğini söylüyor. Öcalan’ın ise bütün derdi kendini kurtarmaktır. Öcalan’ın kendisini kurtarmayacak bir görüşmeye katılması için hangi sebep bulunacaktır? Kaldı ki Öcalan’ın örgüt üzerindeki etkisi ve nüfuzunun ne olduğu da belli değildir. PKK homojen bir terör örgütü değildir. PKK terör örgütü hem “Öcalan’sız olmaz” diyor hem de Öcalan’a rağmen eylemlerini sürdürüyor. Öcalan’ın örgüt üzerindeki hâkimiyeti bizzat PKK eylemleriyle yalanlanıyor.

Bütün bu gerçeklere rağmen AKP’nin terör örgütüyle açıktan görüşme iradesi ortaya koyması ne anlama gelmektedir?

Böyle bir görüşme iradesi daha çok, yaklaşan seçimlerle ilgilidir. Erdoğan iktidarı için seçim terörden önceliklidir. Seçim dönemlerinde şehit sayısını azaltmak için teröristlerle karşılıklı oyalama görüşmeleri yapmak, AKP siyasetidir. AKP mahalli seçimler dolayısıyla terör örgütünün taleplerini karşılıyor gibi görüşmeler yapıp, AKP’nin seçim başarısını terör örgütünün engellenmesini önlemek istiyor. Yani ’annelerin ağlamaması’ için değil AKP’nin seçim kaybetmemesi için terör örgütüyle görüşmeler tasarlanıyor!

MHP, sinsi tezgahtaki imzalarını geri çekmeli


Ahmet Takan – Yeniçağ – “Büyük vizyon” adı altında sahnelenen tezgahı hep birlikte gördük ve de izlemeye devam edeceğiz.

Terör örgütü PKK’nın hamisi ve de abisi çapulcu başı Barzani’nin AKP kongre salonunda nasıl büyük iltifatla karşılandığına hep birlikte şahit olduk.
“Türkiye seninle gurur duyuyor” sloganları…

AKP’lilerin -en hafif deyimiyle- densizce, Barzani için attıkları bu slogan, artık kimi seversek sevelim Türk evladı için haramdır. Bu sloganın bundan sonra sevdiğimiz bir lider veya herhangi biri için tekrar kullanılması ona yapılabilecek en büyük hakarettir. Orayı-burayı bırakın!.. Şehit ailelerine küfreder gibi atılan bu slogan,

AKP’nin “yeni vizyonu” ve sözde kongresinin de gerçek yüzünü faş etmiştir.

Evet!..

30 Eylül Pazar günü yapılan AKP sözde kongresinin gerçek adı adeta; “Kürt Ulusal Konferansı”dır.

Kongre kamuflajlı konferansı yapan ve gerçekleştiren PKK’nın hamisi sözde Büyük Kürdistan’ın başı Barzani’dir.

Aynen öyle!..

Barzani, Erbil’deki Kürt Ulusal Konferansını Ankara’ya taşımayı becermiş ve bunu da büyük ustalıkla yapmıştır.

30 Eylül 2012’de “Büyük Kürdistan” Erbil’de değil başkent Ankara’nın göbeğinde, gözümüzün içine resmi olarak sokulmuştur.

Bakmayın siz, o ağlak fotoğraflara, helalleşme görüntülerine!..

Sahtekarlığın zirvesine çıktılar. Şehitler için ağlamayanlar, sahte gözyaşlarını iki dakikada elleri ile kurulayıp avuçları patlarcasına Barzani’ye alkış tuttular.

Sözde AKP kongresinin kirli kodlarını biraz daha açalım mı?..

Tayyip Erdoğan’ın konuşmasının en flaş cümlesi ne?

“Yeniden, Kürt kardeşlerimizle yol haritası çizmek istiyoruz.”

Kongre öncesinde yapılan İmralı övgülerini hatırlayın.

Neyin haritası çizilecek?

Yeni federe devletin.

Barzani ve yandaşlarının istediği ve okyanus ötesinden dayatılan projenin bir bölümü de bu değil mi?

Sözde kongrede dağıtılan ve kamuoyuna “AKP’nin yeni yol haritası” diye servis edilen okyanus ötesi kitapçıktan bazı başlıklara göz atalım;

* Şartlar ne olursa olsun mutlaka yeni bir anayasanın ülkeye kazandırılması.
* Anadilde savunmanın sorun olmaktan çıkarılması.
* Kürtçe tercümanlık(kamu hizmetlerinde).
* Kamu hizmetlerinden yararlanmada her türlü etnik ayrımcılığa son verilmesi.
* Mevzuatta etnik ayrımcılık algısı yaratan bütün hükümlerin ayıklanması.

Altında bir Obama ile Barzani’nin imzaları eksik kalmış!..

Bunların nereye dayandırıldığını ayrıntılı olarak izah etmeye gerek var mı?

Gördüğünüz gibi, Türklük yalnızca anayasadan silinmeyecek, nerede izi varsa oradan kazınacak.

Akredite yandaş medya sözde AKP kongresini nasıl servis etti?

“Milliyetçi-mukaddesatçı çizgi” ..

Vay… Vay… Vay!..

Eh biraz da hakları var!..

Tayyip Erdoğan’ın Kürdistan ağırlıklı sözde kongre ve vizyon konuşmasında CHP’yi eleştirirken MHP’ye hiç çatmaması, arkadaşları bu yönde düşünmeye sevk etmiş de olabilir.

Federe devletin altyapı taşlarını ustaca döşeyen ve kendi planını başarı ile devam ettiren Tayyip Erdoğan’ın final aşamasında yaptıklarından biri neydi?

Mahalli seçimlerin erkene alınıp, 27 Ekim 2013’de yapılması için Anayasa değişikliğinde MHP ile anlaştı. Değişiklik teklifi TBMM’ye AKP ve MHP milletvekillerinin imzaları ile verildi. 4 Ekim Perşembe günü de Anayasa Komisyonu’nda görüşülmesi bekleniyor. Fire vermezlerse değişiklik teklifi TBMM’den geçer.

Hatırlarsak; MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli de “neden destekledikleri” sorusuna pek de inandırıcı olmayan açıklamalar yaptı.

Bir de MHP’nin Barzani’yi gerekçe göstererek (haklı olarak) sözde AKP kongresini protestosu var.

Peki öyleyse!..

Barzani’nin sözde AKP kongresine davet edildiği ve geleceği haftalar öncesinden belli değil miydi?

Devlet Bahçeli, sözde kongreye temsilci göndermeme kararını neden Pazar sabahına kadar bekledi?..

Bu tepkisini daha önceden gösterip bunun şiddetini artıramaz mıydı?

En azından “Barzani’nin davet edildiği kongreye daveti ben kabul etmiyorum” diyerek Tayyip Erdoğan’ı elinin tersi ile itemez miydi?

Şimdi bu yazdıklarımı oraya-buraya sündürebilecekler olabilir.

Peki o zaman!..

MHP, erken seçim için verilen anayasa değişikliğinden imzalarını çekerek bu sinsi tezgahı bozsun. Böylece, AKP’nin yol haritasında belirttiği gibi, “Şartlar ne olursa olsun, mutlaka yeni bir anayasanın ülkeye kazandırılması” diye adlandırdıkları yeni anayasa için AKP’ye destek olup olmayacakları konusundaki soru işaretlerini de

ortadan kaldırsınlar.

(Çünkü; taraftar medyada, erken seçim için verilen desteği, Erdoğan’ın milliyetçi mukaddesatçı söylemi ile MHP’nin yeni anayasaya destek vereceğini iddia edenler var.)

Ben de o zaman “haksızmışım” deyip, özür dileyeceğim.

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: