Günlük arşivler: Ekim 3, 2012

YORUMSUZ !!!


ALLAH’TAN KORK RECEP :))


ZAHİDE UÇAR : Türk Soykırımı Planlanıyor, Uyanın!!. /// CC : @MahirKaynak @MKayna kf @MahirKaynakStar


AKP çakalların yanında AKBABA olmayı kabullenmiş, Türk Milletini ateşten bir kıyamete sürmeye hazırlanıyor.

MGK’da Suriye ile savaş şartları değerlendirilmiştir(!)

Hiç düşündünüz mü, o kirli savaşa kim sürülecek?

Türkiye’yi Küresel elit’in çıkarlarına fedai yapmayı mecburiyetleri nedeniyle kabul eden hükümet, kimleri ateşe sürecek?

Osmanlı döneminde azınlıklar, tarikat müritleri semirirken, Anadolu’nun fakir Türk çocukları savaş meydanlarına sürüldü. Saltanatın bütün nimetlerinden faydalanan kesimin çıkarlarına bekçi yapılan Türk gençleri; Afrika’dan Balkanlar’a, Kafkaslardan Arap çöllerine sürülerek adeta Türk soykırımına uğratıldı.

Saray efradı tarafından “Fehimsiz Türk” diyerek horlanan Türkler, fakir ve cahil bırakılmıştı. Bu küçümsemeyi Vahdettin’in Amerika’ya yazdığı utanç verici mektubunun içinde de bulabilirsiniz. Mektubunda ki o paragrafa bir bakalım:

“İslam Hilafetinin Osmanlı Saltanatı’ndan soyutlanması ve ayrılması ve Hilafetin tümüyle kaldırılması dini, kavmiyeti, vatanı belirsiz ve karışık askerlerden ve öteki sınıflardan oluşan küçük bir şer zümresinin kısmen zorla ve kısmen bilgisizlik ve gafletle yönlendirdiği beş-altı milyonluk Türk kavminin yetki alanı içinde değildir.”( 1*)

Bu zulüm ve haksızlığı iyi bilen Atatürk, çileli ve mazlum Türk Milletini ayağa kaldırarak, özgüvenini geri kazandırmıştır.

Şimdi Türk Milleti üzerinde çok büyük bir oyun daha oynanıyor.

Diliyle oynandı, diniyle oynandı, ekmeğiyle oynandı. Yetmedi!!. Şimdi yeni bir “Türk Soykırımı” planlanıyor ve bu sinsi planı maalesef kimse fark etmiyor, edemiyor.

BEDELLİ ASKERLİK BİR TUZAKTIR!!. UYANIN!!. UYANDIRIN!!.

MÜSİAD, TÜSİAD, vekil çocukları, yeşil sermaye, tarikat-cemaat mensupları, Güneydoğu ağaları, şeyh, şıh çocukları, aşiret mensuplarının çocukları askere gitmeyecektir. Kim gidecek peki? Anadolu’nun fakir bırakılmış Türk Çocukları.

Ortadoğu kaynarken, Türkiye’yi savaşa sürme planı yapan AKP, böylesine kritik bir dönemde “bedelli askerlik” yasasını niye çıkardı sizce? Böylesine kritik bir süreçte bedelli askerlik çıkarılarak kimler kurtarıldı, kimler ateşe sürülüyor?

Osmanlının son yüzyılını hatırlayalım.

Ticaret, dolayısı ile para azınlıkların elindedir. Sanat ve zanaat da azınlıkların tekelindedir. Türkler ise savaştan savaşa sürülmektedir. İşte o süreçte Rusya, Fransa gibi ülkeler Ermenileri “Büyük Ermenistan” vaadi ile ayaklandırdı. Erkekleri savaş meydanlarına sürülmüş Türkler, Ermeni çapulcuların saldırısına uğradı. Toplu kıyımlar, tecavüzler yaşandı. Korunmasız, silahsız Türkler damlara, samanlıklara doldurulup yakıldı. Kuyulara atıldı.

Gelelim bu güne:

Anadolu gene fakir, gene savunmasızdır. Türk Halkı gene horlanıyor. Türk olmak suç haline geldi. Kanıyla, canıyla kurduğu, anasının ak sütü gibi helal olan vatanında ötekileştiriliyor. Devletinden adı bile çıkarılmaya çalışılıyor. Ülkeyi yönetenlerce katil, soykırımcı ilan ediliyor. Kurtuluşu için yaptığı savaş bile inkar ediliyor.

Bu kadar horlanan, inkar edilen, zulmedilen, iftira edilen Türk Halkı emperyalizme yem edilecek.

Bu rezil plan “bedelli askerlik” yasasının içine gizlenmiştir.

Yasayı çıkaran ve destekleyenlerin çoğunun bu planı bildiğini sanmıyorum. Ülkemizde küresel çeteler adına toplum mühendisliği yapanlar ve yasayı telkin edenler kesinlikle bu planı biliyordur.

2006’dan beri PKK iç savaşa hazırlanıyor, büyük şehirlerde silahlanarak iç savaşa hazırlık yapıyor diye yazmıştım. O dönem paranoyak olmakla suçlandım. PKK-MİT görüşmesinde MİT Müsteşarı Hanım bu iddiamı doğruluyor, görüştükleri PKK’lıya; “şehirleri silahla doldurdunuz” diyordu.

Türk Ordusu Suriye’ye girerse ne olur?

Dün Ermenileri kışkırtan emperyalist devletler bu sefer PKK’yı bütün ülkede harekete geçirerek kan döktürecektir. Savaşa sürülen Türk çocukları soykırıma uğrayacak, işbirlikçi ve mandacıların çocukları AB-D ve sayfiyelerde ceplerini şişirmeye devam edecektir.

Hesaplanan iç ve dış savaş sonucunda Türk nüfusu kırılacak, Anadolu boşaltılacaktır. Böylece Haçlı güruhun bin yıllık Anadolu’yu Türklerden geri alma planı gerçekleşecektir.

Bu plan onların planıdır. Bizler kendi planımızı henüz söylemedik.

Dün işbirlikçilerini ellerine verip geldikleri yere yolladıklarımız akıllanmamış olmalı ki, aynı oyunu gene sahneye koyuyor.

Biz gene işbirlikçilerini de ellerine verip, geldikleri yere geri yollayacağız.

Biz bu vatana canımızla, kanımızla bedel ödeyerek sahip olduk.

2. Türk soykırımına müsaade etmeyeceğiz.

Küresel elit’in Boğaz müdavimleri, mütareke basınının Ali Kemalleri istedi diye Suriye ile savaşmayacağız!..

Kendilerini “bedelli askerlik” tezgahıyla sağlama aldığını düşünen işbirlikçiler Türkleri Müslümanlar üzerine sürerek Türk soykırımı yapamayacaktır.

UYANIN ve bu aşağılık planı Haçlı ittifak’ın suratında parçalayın!!..

Uyanın, uyandırın!!

Akçakale’ye Düşen Bombalar Türkiye-Suriye Çatışmasını Çıkartır mı? /// CC : @MahirKaynak @MKaynakf @MahirKaynakStar


Prof. Dr. Celalettin Yavuz

Ve beklenen olaylardan biri daha gerçekleşti. Suriye’deki “iç savaş” manzaralı çatışma, 3 Ekim 2012 tarihi itibariyle Türkiye’ye fiilen sıçradı. Urfa’nın Suriye sınırı ile bitişik Akçakale ilçesine 3 Ekim öğleden sonrası üç ayrı zamanda top mermileri düştü. Bunlardan birinin patlaması sonucu, ilk belirlemelere göre 5 kişi öldü, 12 yaralı var.[1] Daha sonra tv haberlerinden yaralılardan 2’sinin polis memuru olduğu bildirildi.

Eylül 2012’nin ikinci yarısında Suriye tarafında pek yakında gerçekleşen çatışmalar ve bu çatışmalar sebebiyle duyulan çatışma sesleri, hatta bazı ev ve işyerlerine ufak tefek zararlar veren mermiler, Akçakalelileri Kaymakamlığa yürüyüş yaptıracak derecede endişelendirmişti.

27 Eylül’de, Suriye-Türkiye sınırına yakın Telebyat bölgesindeki çatışmalar kaymakamlığa yürüyen Akçakaleliler protesto gösterisinde bulunmuş, ancak kalabalık grup polis tarafından uzaklaştırılmıştı. Aynı gün ilçeye gelen Urfa Vali Celalettin Güvenç, “Karşıdaki sorunları herkes biliyor dikkatle takip ediyoruz. Askerimiz belediyemiz kaymakamlığımız takip ediyor ama zaman zaman birkaç tane bomba düşüyor bugünde demir yoluna düştü. Gerekli uyarıları yaptık şu anda kaideye değer herhangi bir husus yok. Yaşanan olayları izlemeye devam edeceğiz. Mültecilere yönelik her türlü tedbiri aldık ve almaya devam ediyoruz. Mevcut kampımız var ve iyileştirme yapıyoruz. Her hangi bir sıkıntı yok!” ifadesiyle sükunet vaat etmişti.

Ancak Vali Gönenç’in “sorun yokmuş”çasına açıklaması ilçe halkı tarafından “Geceleri top atışları yüzünden yatamıyoruz. Çocuklarımızı okula gönderemiyoruz. Her gün sokaklarda şarapnel parçalarını topluyoruz!” şeklinde ve tepkiyle karşılanmıştı.[2]

Akçakale’deki bu ilk “taciz atışları”ndan 2 gün sonra bizzat Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu tarafından, “Şanlıurfa’nın Akçakale ilçesine düşen havan mermisi nedeniyle Türkiye’nin Suriye’ye ‘nota’ verildiğini açıklamıştı.[3]

3 Eylül 2012’de Suriye’de sadece Akçakale’ye yakın Telebyat bölgesinde değil, birçok yerde çatışmalar yaşandı. Bunlardan en şiddetlisi ise Halep’tekiydi. Patlayıcı yüklü 4 aracın birbiri peşi sıra patlatılmasından sonra 40 kişi hayatını kaybederken, 70’in üzerinde yaralanma oldu. Muhaliflerin ve Baas rejimi resmi ajanslarının örtüşen bildirilerine göre, bu patlamalardan ilk 3’ü Saadallah-el-Cabiri Meydanı’ndaki subay klübünün (ordu evi) önünde, diğeri de gene şehrin merkezindeki bu yerin 100 m ilerisinde patlatıldı. Keza Irak sınırına yakın Deyri Zor’da da çatışmalar çıktı. Suriye resmi açıklamalarında çok sayıda askerin öldüğü bildirildi.[4]

Suriye İle Çatışma Olabilir mi?

15 Mart 2011’de Kuzey Afrika ülkelerindeki “Arap Baharı”ndan esinlenerek masumca ve “barış maksatlı” olarak başlayan gösteriler, 2012 yılı yaz aylarında Türkiye’yi de iyice rahatsız edecek şekilde gelişti. Öyle ki, iki ülke 22 Haziran 2012’de Suriye hava savunma birlikleri tarafından Hatay’ın güneybatısında düşürülen Türk RF-4E uçağı üzerine çatışmanın eşiğine sürüklendi.[5] Bu maksatla Türkiye, 23 Haziran’da Suriye’ye nota verdiği gibi, NATO’yu da 4. Madde uyarınca olağanüstü toplantıya bile çağırmıştı.[6]

Türkiye bu olay üzerine hiddetlenmiş ve bizzat Başbakan Erdoğan’ın “TSK’nin angajman kuralları artık bu yeni aşamaya göre değiştirilmiştir. Suriye’den Türkiye sınırına güvenlik riski ve tehlikesi oluşturacak şekilde yaklaşan her askeri unsur bir tehdit olarak değerlendirilecek, askeri hedef olarak muamele görecektir. Buradan Suriye rejimini bir hata yapmaması, Türkiye’nin kararlılığını ve dirayetini sınanmaması yönünde uyarıyoruz”[7] şeklindeki tehdit yüklü ifadeleriyle kükremişti.

Uçak krizinin ardından, Suriye’nin sınır ve hava sahası ihlali yapabilecek askeri hava ve kara vasıtalarına karşı yeni angajman kurallarının uygulanacağı, bu maksatla da Suriye sınırında gerekli tertiplenmelerin alındığı öğrenilmişti.

Türkiye’nin bu çıkışına karşılık Suriye’de Esad rejimi “akıllı” davranarak, Türkiye gibi kendisine göre “dev gibi” bir askeri-ekonomik ve siyasi gücü mevcut bir ülkeye karşı hava ve sınır ihlali yapmadı. Ama ihlalin provokasyonla gerçekleşmeyeceği konusunda garanti de verilemezdi.

3 Ekim’de Akçakale’ye düşen ve ölü-yaralı olayına sebebiyet veren gelişme, kuşkusuz ki iki ülke ilişkilerini biraz daha gerecektir. Zaten son zamanlarda Suriye’nin yönelttiği PKK teröristlerinin Türkiye’ye verdiği zararlar bilinirken… Ama gene de savaş çıkartmayı gerektirecek bir “kasıt” konusunda kanıt bulunmamaktadır.

Bu arada Türk topçusunun 3 Ekim akşamı radarla tespit ettiği hedefler muhtemelen askeri mevziler olmalıdır.[8] Aksi halde misilleme diye sivil Suriyeliler mi hedef alındı?

Her ne kadar Akçakale’ye düşen top mermileri üstü örtülebilecek gibi basit bir gelişme değilse de, “bir kaşık suda fırtına çıkaracak”, ya da savaşı başlatacak kadar da fevkalade bir olay gibi de görülmemelidir. Halen Afganistan’a yardım için giden ABD ile Afgan askerleri arasındaki çatışmalarda bile ölümler gerçekleşirken, bırakın savaş çıkmasını, ABD’nin Afganistan’ın iç istikrarı için yardımları kesilmeksizin devam etmektedir.

Sonuç

Kuşkusuz ki bu olayın ardından yeni “misilleme” sesleri duyulmaya devam edecektir. Türk tarafı ateş açtığına göre mermilerin Esad kuvvetlerine ait olduğu kesin olmalı. Aksi halde Türkiye’den “kovulan” Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) da, Türkiye’yi provokasyonla Suriye’ye çekmek isteyebilirdi…

Aslında Türkiye’den “kovulan”[9] Özgür Suriye Ordusu (ÖSO), Esad üzerine Türkiye’yi saldırtmak için provokasyon yapabilecek durumdadır. Biraz sükunet ve sağduyu ile hareket etmekte yarar vardır. Türkiye’nin artık Suriye politikasının yanlış gidişatında yeni bir “Rüzgar ekerken fırtına biçme” lüksü yoktur.

Dr. Sinan OĞAN’ın Ağustos 2011’de The Diplomat Dergisi’ne Verdiği Arap Baharı ve Asya-Pasifik İlişkile ri Konulu Röportaj


The Diplomat: Türkiye Devlet Başkanının Şam’a, protesto karşıtlarına uygulanan şiddetin sona ermesi için ültimatom verdiği bildirilmiştir. Bazı uzmanlar, Suriye’nin uyarıya uymaması durumunda uluslar arası müdahalenin Türkiye tarafından masada bırakılacağına inanıyor.

Sinan OĞAN*: Türkiye’nin Suriye’ye her türlü baskıyı yapmasına rağmen uluslararası bir müdahaleye Ankara’nın öncülük etmesi mümkün değildir. Zira öncelikle Türkiye hükümeti bunu kendi iç kamuoyuna anlatamaz. Ayrıca Suriye’ye yapılacak bir müdahale bu ülkeden Türkiye’ye yönelik göçleri artırır. Yine PKK ve Suriye’deki Kürt nüfus dolayısıyla Suriye’ye yapılacak müdahale Türkiye açısından güvenlik sorunları doğurur. Ayrıca bu müdahale Türkiye-İran ilişkilerini olumsuz etkiler. Suriye’ye yapılacak bir müdahale Türkiye’nin çıkarlarına terstir.

The Diplomat: Suriye’deki kriz, Türkiye’nin ulusal çıkarlarına nasıl hizmet eder, ya da çıkarlarını nasıl zayıflatır?

Sinan OĞAN: Bu sorunun cevabı yukarıda verilmiştir.

The Diplomat: Mısır, Suriye ve Libya’daki krizlerin, Türkiye’nin uluslararası sistemdeki siyasi ve askeri önemi arttırdığını düşünüyor musunuz? Bu olaylar, ABD’nin stratejik partneri olarak Ankara’nın önemini arttırmış mıdır?

Sinan OĞAN: Elbette ki, Türkiye’nin temel çıkar alanlarından birisi olan Ortadoğu’daki başat ülkelerin krize girmesi ve Türkiye’nin de bu krizlerde aktif rol oynaması Türkiye’nin bölgedeki önemini artırmıştır. Ancak bu ülkelerde orta ve uzun vadede demokratik rejimlerin kurulması Mısır gibi ülkelerin yeniden bölgede Türkiye’ye rakip olarak çıkmasına sebep olabilir.

The Diplomat: Mısır’daki Arap baharı sonrası bölgesel gücün düşüşünün kötü sonucu olarak, bölgedeki güvenlik aktörleri olan Türkiye ve Suudi Arabistan nasıl etkilenir? Uzun dönemde düşünüldüğünde, Suudi Arabistan’ın ekonomik ve sosyal mücadelesi, Türkiye’nin bölgedeki üstünlüğünü arttırır mı?

Sinan OĞAN: Suudi Arabistan’ın orta ve uzun vadede bu değişimden olumsuz etkileneceği düşünülmektedir. Zira bölgedeki değişimler tamamlandığında sıra Suudi Arabistan’a gelecektir. Ancak kısa vadede Suudi Arabistan’ın ekonomik ve sosyal mücadelesi Türkiye açısından özellikle sıcak para girişi açısından ve diğer ekonomik, ticari alanlarda Türkiye’nin yararına bir sonuç ortaya çıkaracaktır.

The Diplomat: Türkiye’nin Irak’a askeri müdahalesi, bölgedeki uluslar arası güvenlik rolünde nasıl bir algı yaratır?

Sinan OĞAN: Türkiye’nin Irak’a askeri müdahalesi ancak Irak’ta yerleşik olan PKK terör örgütünün kamplarına yönelik olabilir. Bu müdahale teröre karşı olduğundan ve bu durum da bölgede iyi bilindiğinden olumsuz bir durum ortaya çıkarmayacaktır. Tam tersine bölgede Türkiye’nin imajını olumlu etkileyecektir.

The Diplomat: Hangi koşullarda Türkiye’nin Suriye’ye askeri müdahalesi olabileceğine inanıyorsunuz? Türkiye böyle bir müdahalede rehberlik eder mi, yoksa diğer devletleri mi bekler? NATO’nun dahil olması gerekli midir?

Sinan OĞAN: Türkiye’nin hiçbir şart altında doğrudan Suriye’ye müdahil olabileceğine inanmıyorum. Bunun en büyük gerekçesi de Türk kamuoyunun buna karşı çıkmasıdır. Türkiye olası bir operasyona rehberlik etmez, edemez… NATO’nun müdahalesine lojistik destek olabilir. Bu bile çok kolay değildir.

The Diplomat: Türkiye’nin Suriye’ye müdahalesi, Rusya, İran, Irak, Suudi Arabistan, İsrail ve NATO’nun bölgedeki çıkarlarını nasıl etkileyecektir?

Sinan OĞAN: Türkiye’nin Suriye’ye bir müdahalesi söz konusu olamayacağı için bu soruya verilecek cevap da faraziyeden öteye geçmeyecektir. Ancak olası bir müdahale Rusya ve İran’ın çıkarlarını olumsuz etkiler. Ama diğer saydığınız ülkelerin çıkarları olumlu etkilenir.

The Diplomat: Pek çok uzmana göre, Libya açısından Avrupa liderliğindeki müdahale, kendi komşularını yönetme sorumluluğunun bir parçasıdır (örnek: Akdeniz). Türkiye’nin yükselen bir güç olarak, komşularını yönetme sorumluluğu ile Suriye ile diplomatik ve muhtemelen askeri çatışma/nişan yaşayacağına inanıyor musunuz?

Sinan OĞAN: Türkiye’nin Suriye ile askeri bir çatışma ihtimali yukarıda da belirttiğim gibi zayıftır. Zira Suriye’de bunu istemeyecek ve bunun olmaması için Türkiye ile olabildiğince iyi geçinmeye çalışacaktır. Ancak ilerleyen aşamalarda Ankara’nın Suriye ile diplomatik ilişkilerini minimum düzeye indirmesi ihtimali yüksektir.

The Diplomat: Türkiye’nin Suriye’ye müdahalesinde mevcut siyasi ve askeri liderler açısından Türkiye’ye iç etkisi ne olurdu? Son dönemdeki siyasi ve askeri değişiklikler, bu tür siyasi kararlara verilen askeri ve sivil desteği nasıl etkiler?

Sinan OĞAN: Türkiye’nin yeni askeri yönetim kademesi AKP hükümeti ile uyumludur. Dolayısıyla hükümetin vereceği bir karara askeri yönetimin ciddi bir karşı çıkması söz konusu olmaz. Ama kamuoyunun baskısı daha büyük olur. Bu karara sivil destek bulunması kolay değildir, hatta imkansıza yakındır. Hele ki, Türkiye’de teröre karşı her gün şehit verilirken askerin Suriye’ye sokulması kolay değildir. Halk bunu kabul etmez.

The Diplomat: Suriye’ye başarılı ya da başarısız bir askeri müdahalenin uluslar arası etkisi ne olurdu?

Sinan OĞAN: Müdahaleyi kimin/kimlerin yapacağı önemli. NATO’nun yapacağı bir müdahaleye uluslar arası alanda çok büyük bir direniş olmaz. Ancak tek tek ülkelerin operasyonlarına uluslar arası camiadan tepki büyük olur. Bu Türkiye bile olsa.

The Diplomat: Türkiye Suriye’ye müdahale yapmayı seçerse, Avrupa’nın Libya’ya olan tutumundan daha başarılı olur mu? Neden?

Sinan OĞAN: Türkiye eğer müdahale yapmayı seçerse Avrupa’dan daha başarılı olur. Zira Türkiye Suriye sınırında bir ülkedir. Suriye şartlarını çok daha iyi bilmektedir. Yerel destek şansı yüksektir. Ancak Türkiye’nin müdahalesinde PKK terör örgütü unsurlarının da Türkiye’ye yönelik saldırıları artar. Ama Türkiye’nin müdahale seçeneği zayıftır.

The Diplomat: Suriye’ye Türkiye’nin askeri müdahalesini en çok destekleyen askeri ve siyasi liderler kimlerdir?

Sinan OĞAN: Türkiye’de Suriye’ye yönelik bir askeri müdahaleyi destekleyecek ne askeri ne de siyasi bir lider olduğunu düşünmüyorum. Eğer varsa da kamuoyu tepkisi nedeniyle bunu açıklayabileceğini düşünmüyorum. Müdahale seçeneği karşısında sorulacak tek bir soru vardır. Neden? Türkiye neden böyle bir müdahalenin içerisinde yer alsın.

The Diplomat: Bazı uzmanlar, Libya’da barışın brokerlığında/komisyonculuğunda Türkiye’nin ana unsur olabileceğini önermektedir. Libya’daki kriz, Türkiye’nin ulusal çıkarlarına nasıl destek verir, ya da nasıl çıkarlarını zayıflatır?

Sinan OĞAN: Libya’daki veya herhangi bir Arap ülkesinde krizin devam etmesi Türkiye’nin çıkarına değildir. Türkiye bir an önce bu krizlerin bitmesini istemektedir. Zira bu krizler ve özellikle de Libya’daki kriz öncelikle bu ülkedeki en büyük yatırımcı olan Türk işadamlarının ciddi ekonomik kayıplar yaşamasına sebep olmaktadır. Ayrıca Libya’daki krizin devam etmesi bölgedeki istikrarsızlık ve teröre altyapı hazırlar. Bu da Türkiye açısından sıkıntı yaşatır.

The Diplomat: Türkiye, bu krizde neden güçlü bir arabulucu rolünü oynamak istemektedir? Türkiye bu arabuluculuk rolünü kabul etmekle ne kazanacaktır?

Sinan OĞAN: Türkiye Ortadoğu’da başat rol oynamaktadır. Bu krizler ise Türkiye’ye bu imkanı vermektedir. Ayrıca Türkiye bölgedeki istikrarsızlığı bir an önce bitmesi için elinden geleni yapmakta, çeşitli araçları kullanmaktadır. Arabuluculuk da bun araçlardan birisidir.

The Diplomat: Hangi koşullarda ABD, Türkiye’nin brokerliği/komisyonculuğu için böyle bir anlaşmaya dönecek? Türkiye hangi koşullarda bu anlaşmayı kabul edecek?

Sinan OĞAN: ABD Türkiye’nin arabuluculuğuna her zaman sıcak bakmaktadır. Bunun için herhangi bir özel şart oluşturmaya gerek olacağını düşünmüyorum. Bir tek terörle mücadele konusunda eğer ABD Türkiye’ye ciddi destek verirse bunun karşılığında Türkiye’nin Suriye politikasında operasyonel bir değişiklik olabilir.

Bölüm 2

The Diplomat: Suriye krizinde İran’ın önemli bir rol oynamaya devam ettiği tartışılmaktadır. Esad’ın güçlerine destek vermek amacıyla olayların geçtiği yerlerde İran askeri birliklerinin olduğuna dair bile rivayetler bulunmaktadır. İran’ın Suriye’deki krizi nasıl etkileyeceğini ve daha da önemlisi Suriye-İran dinamiğinin ABD ve AB liderliğindeki rejim değişikliği ve cezai önlem çağrıları için özellikle Çin, Hindistan ve Rusya’dan gelen uluslararası çağrıyı nasıl etkileyeceğini kısaca yorumlar mısınız?

Sinan OĞAN: Arap Baharı olarak adlandırılan Kuzey Afrika ve Ortadoğu’daki rejim değişikliklerinde sıranın İran’a getirilmek istendiği aşikardır. Dolayısıyla da İran bu durumun farkındadır ve önlemeye çalışmaktadır. Bu sebeple de İran için Suriye adeta kendisinin önündeki bir kale gibidir. Suriye yıkılırda İran’ın eli zayıflayacağından İran Suriye’deki rejimin düşmemesi için elinden geleni yapacaktır. İran hatta cepheyi Suriye’de kuracak ve burada sonuna kadar savaşacaktır. Ancak bunda başarılı olup olmayacağı hususu şüphelidir. Kanaatimce İran’ın bütün çabalarına rağmen Suriye rejimi yıkılmaktan kurtulamayacaktır. Rusya, Çin ve Hindistan gibi ülkelerin Suriye konusunda çok ısrarcı olmayacağı ve son tahlilde batı ile birlikte hareket edeceği düşünülmektedir.

The Diplomat: Asya-Pasifik güçleri (özellikle Çin, Hindistan ve Rusya), Türkiye’nin Suriye üzerinde diplomatik ve askeri karar verme sürecinde ne kadar etkili olacaklardır? Bu güçlerden herhangi birisi, Türkiye’nin Suriye’deki rejim değişikliği çağrısını geri almamasını garantiye almak için, aktif olarak etkisini güçlendirmek ister mi?

Sinan OĞAN: Asya Pasifik güçleri Suriye’deki rejimin değişmesini istemeyecekleridir. Zira bu değişiklikler bölgede batıyı güçlendirmektedir. Ancak bu güçlerin Suriye’deki rejim değişikliği konusunda batı ile bir çatışmaya girecekleri düşünülmemektedir. Diğer taraftan bu güçlerin Türkiye üzerinde Suriye siyasetini değiştirmeye yönelik bir baskı araçları olduğu da düşünülmemektedir. Dolayısıyla da bu güçler elbette ki, Türkiye’yi kendi siyasi düşünce çizgisine çekmek isteyeceklerdir. Ancak bunda ısrarcı olmayacak ve hatta olamayacaklardır.

The Diplomat: Son birkaç yıldır, Türkiye’nin artan bir ekonomik güç olarak ortaya çıkmasıyla, başlıca Asya-Pasifik güçleriyle güçlü ekonomik ve politik bağ kuran Anadolu Kaplanları ortaya çıkmıştır. Bu ilişkiler Arap Baharı’ndan ve devam eden Libya ve Suriye krizlerinden etkilenmiş midir ( zayıflamış ya da güçlenmiş midir?) ?

Sinan OĞAN: Çok ciddi bir şekilde etkilendikleri düşünülmemektedir. Zira ilişkiler dinamiği farklıdır. Bu ilişkiler piyasa şartlarına göre oluştuğundan Anadolu Kaplanları’nın Asya Pasifik ülkeleri ile ilişkileri Arap baharı ülkeleri ile ilişkilerine endeksli değildir. Bu sebeple de olumsuz bir etkilenme olduğu düşünülmemektedir.

The Diplomat: Sovyet Birliği’nin çöküşü sonrasında, Orta Asya üzerinde stratejik bir etki kurmak için Türkiye ve diğer güçler arasında bariz bir yarış görülmüştür. Şu anda Türkiye, kendini yeniden kanıtlayarak Orta Doğu’da temel güç olmaya çalıştığına göre, Türkiye, bu etki alanını Orta Asya’ya genişletmek isteyecektir. Eğer böyle olursa, bu hareketten Suriye krizi nasıl etkilenecektir ve bu durum Çin-Türkiye ilişkilerini etkileyecek midir?

Sinan OĞAN: Türkiye’deki mevcut hükümetin dış politika algısında Orta Asya’da etkin bir Türkiye oluşturmak fikri olduğu düşünülmemektedir. Bu sebeple de AKP hükümeti için öncelikli alan Ortadoğu’dur. Bu bölgedeki etkinlik önceliklidir ve bu etkinliğin diğer bölgelere de yansıtılacağı düşünülmemektedir. Orta Asya AKP hükümeti için stratejik bir tercih sahası değildir.

The Diplomat: Bölgesel uzmanlar, Çin’in, jeopolitik konumundan dolayı Libya’dan ziyade Suriye ile daha çok ilgilendiğini düşünmekteler. Bazı uzmanlar, Batı’nın Çin’in kapısına istikrarsızlık getirerek dikkatli olmaması durumunda, Çin’in, ‘Arap Baharı’nın ‘Arap Güzü’ne dönüşmesinden korktuğunu tartışmaktadır. Suriye krizi uygun bir şekilde idare edilemediği takdirde, Arap Baharının Orta Asya’ya yayılabileceğini düşünüyor musunuz? Türk hükümetinin bu konudaki tutumu ne olur?

Sinan OĞAN: Çin’in Arap baharı konusundaki tutumunda elbette ki, Suriye Libya’dan daha önemlidir. Zira Suriye Çin’e çok daha yakındır. Suriye’den sonra benzer ayaklanmaların İran’a yansıtılmak istendiği anlaşılmaktadır. Orta Asya ülkelerine sıranın gelmesi çok yakın değildir. Önce Ortadoğu’nun devrimler ile yeniden dizayn edilmesi planlanmaktadır. Eğer bu bölgede devrimler sorunsuz bir şekilde yapılır ve belirli bir düzen sağlanırsa orta vadede sıra Ermenistan’a getirilmek istenecektir. Orta Asya’da kısa vadede herhangi bir hareketlenme beklenmemektedir. Dolayısıyla da Türk hükümetinin herhangi bir tavrı söz konusu olmayacaktır.

* Sinan OĞAN: Uluslararası İlişkiler ve Stratejik Analizler Merkezi – TÜRKSAM Başkanı ve Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Iğdır Milletvekilidir.

(Dr. Sinan OĞAN’ın 2011 yılının Ağustos ayında The Diplomat isimli dergiye verdiği röportaj konunun güncel olması sebebiyle tekrar yayınlanmaktadır.)

http://www.turksam.org/tr/a2530.html

BAŞBAKANLIK: ‘SURİYE TOPÇU ATIŞI İLE VURULDU’


Başbakanlık, Akçakale’deki patlamadan sonra Suriye’de radarla tespit edilen bazı noktaların vurulduğunu bildirdi

Başbakanlıktan yapılan açıklama şöyle:

"Bugün saat 16.30 sularında Suriye rejim güçlerince açılan top ateşi sonucunda, Şanlıurfa’ya bağlı Akçakale ilçemizde 5 vatandaşımız hayatını kaybetmiş, 9 vatandaşımız da yaralanmıştır.

Bu menfur saldırıya, sınır bölgesindeki silahlı kuvvetlerimiz tarafından angajman kuralları doğrultusunda anında gereken karşılık verilmiş; radarla tespit edilen Suriye’deki noktalara top atışı yapılarak hedefler vurulmuştur.

Olayla ilgili olarak Başbakanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatlarıyla Dışişleri Bakanlığımız tarafından gerekli diplomatik girişimler derhal başlatılarak, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki Moon ve Birleşmiş Milletler Konseyi üyesi bazı ülkelerin dışişleri bakanları ile telefon görüşmeleri yapılmıştır.

Bu çerçevede NATO Genel Sekreteri Anders Fogh Rasmussen ile de bir telefon görüşmesi yapılmış; NATO Konseyi’nin acil olarak toplanması kararlaştırılmıştır.

Türkiye, angajman kuralları ve uluslararası hukuk çerçevesinde, Suriye rejiminin ulusal güvenliğimize yönelik bu tür provokasyonlarını asla karşılıksız bırakmayacaktır.

Olayda hayatlarını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, ailelerine ve yakınlarına sabır ve metanet; yaralı vatandaşlarımıza da acil şifalar diliyoruz.

Kamuoyuna duyurulur"

Ümit Özdağ: Devlet unutmaz. /// CC : @umitozdag @Umit_Ozdag


Güneydoğu Anadolu, coğrafi koşullarından dolayı bazı temel devlet hizmetlerini en geç alan bölgelerimizden birisidir.Ancak zannedilmesin ki tek bölgemizdir. Bazı yerleri Güneydoğu Anadolu’dan da sarp bir coğrafyaya sahip olan Karadeniz ve Akdeniz bölgesinde yerleşim yerleri Güneydoğu Anadolu’dan sonra devletin temel alt yapı yatırımları ile karşılaşmışlardır. Devletin temel alt yapı yatırımları nedir ki? Yol, elektrik, su, eğitim.

Diyarbakır’ın Çermik ilçesine de bu hizmetler geç gelmiştir. Hele köylerine daha da geç. Ne zaman Çermik’in köylerine elektrik dağıtımı sırası gelir, Ankara’dan Diyarbakır’da yetkililere bir haber ulaşır. İlk elektrik bağlanacak köy, Artuk (eski adı Kilan) Köyü’dür. Evet, neden Ankara, Çermik ilçesinde ilk elektrik bağlanacak köyün Artuk Köyü olması talimatını vermiştir.

Şimdi biraz geriye, gidelim. 1915’e ve Çanakkale’ye. Çanakkale muharebeleri devam etmektedir. Mustafa Kemal, 8/9 Ağustos 1915’te Anafartalar Grup Komutanlığı’na tayin edilmiştir. 10 Ağustos 1915’te savaş bütün hızıyla devam ederken bir şarapnel parçası Mustafa Kemal’i göğsünden vuruyor. Ancak göğsündeki saat, şarapnelin derine batmasını engelliyor.

Darbenin sertliği ile Mustafa Kemal sendeliyor. Göğsünde hafif kan birikintisi iç kanama şeklinde gerçekleşiyor. Nuri Conker, “Eyvah vuruldunuz” diye bağırıyor. Mustafa Kemal, Nuri Conker’i susturuyor. Bir süre sonra iki asker Mustafa Kemal’in revire gitmesine yardımcı oluyorlar. Mustafa Kemal bu askerlere daha sonra teşekkür mektubu veriyor.

Bu askerlerden birisi de Zülfükar Ersöz. Zülfükar Ağa, Diyarbakır’ın Çermik ilçesi Artuk Köyü’nden. Askerlik bitiyor, Zülfükar Ağa köyüne dönüyor. Aradan yıllar geçiyor. Atatürk vefat ediyor. Devlet, Çermik’in köylerine elektrik dağıtımı sırası geldiğinde elektriği ilk önce Zülfükar Ersöz’ün köyüne bağlatıyor. Devlet unutmuyor.

Biz de bu hikayeyi hayatını Diyarbakır tarihi, kültürü, sosyal yapısı, kısaca Diyarbakır ile ilgili her şeye vakfetmiş olan 1960 ve 1970’ler Diyarbakır Ülkü Ocakları’nın kurucusu ve başkanlığı görevlerini yerine getiren Vedat Güldoğan’dan öğreniyoruz. Güldoğan, 12 Eylül öncesinde Güneydoğu Anadolu’da ülkücülerin çıkarmış olduğu “Kon” dergisi ekibinden. Kon, Kırmanç lehçesinde ‘çadır’ anlamına geliyor. Türkçe “konmak” tan geliyor.

Vedat Güldoğan’ın kısa bir süre önce Kripto yayınlarından Diyarbakır ile ilgili üç cilt kitabı çıktı. ‘Diyarbakır Tarihi’nin her bir cildi 600 sayfa. Belgeler, resimler, müzik notaları ile yüzlerce ve ancak seneler içinde toplanabilecek belge sonucunda ortaya çıkan bir kitaptan bahsediyoruz. Diyarbakır ile ilgili hiç bu kadar kapsamlı, bilimsel ve etkili bir çalışma ortaya konulmadı şimdiye değin.

Özetle, Diyarbakır’ın tarihi, kültürü ve her şeyini yazmak yine bir Türk milliyetçisine nasip oldu. Ne yazık ki, Kültür Bakanlığı bu esere hak ettiği ilgiyi göstermedi. Oysa Türkiye’de her il ve üniversite kütüphanesinde olması zorunlu olan bir başyapıttan bahsediyoruz.

Vedat Bey ve arkadaşları iki seneden bu yana yeni bir proje üzerinde çalışıyorlar. Vedat Bey’in arkadaşlarının hepsi Türk milliyetçisi aydın, camiada tanımış, saygın isimler. Hepsi büyük bir fikrî mücadelenin içinden geliyorlar. Bu proje ile bir araştırma merkezi, düşünce kuruluşu kurmayı hedefliyorlar. Merkezin adı Doğu Araştırmaları Merkezi. Doğu Araştırmaları Merkezi kısa bir süre içinde faaliyetlerine Ankara’da başlayacak. Doğu Araştırmaları Merkezi, internet sitesi dışında, üç aylık dergi ve kitap yayını da yapacak. Ayrıca, konferanslar, paneller, toplantılar Doğu Araştırmaları Merkezi’nin gündeminde.

Bundan sonra Türk milleti Güneydoğu Anadolu ile ilgili sadece PKK endeksli, yorumlu, imajlı açıklama ve yorumlar duymaktan kurtulacak. Doğu Araştırmaları Merkezi, Güneydoğu Anadolu’nun gerçek, bilimsel araştırmalara dayanan sesi olacak.

Yeniçağ

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: