Günlük arşivler: Ekim 5, 2012

Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) – Aytunç Altındal – Yonca Bayrak


http://www.youtube.com/watch?feature=youtu.be&v=ZtGiIV85TwY&gl=TR

ORTADOĞU ANALİZ Ekim 2012


ORTADOU ANALZ Ekim 2012.pdf

Suriye’den Türkiye’ye gelen Nureddin Abdo Hacı Osman-Abu Kamil ile söyleşi


Nureddin Abdo Hacı Osman-Abu Kamil: Suriye’nin Lazkiye İli Cebil Elkirad Köyü’ndenim. 41 yaşındayım. 3 çocuğum var. Briket ve inşaat malzemeleri üretiyorum. Lazkiye bölgesinde ve kendi çevremde işten çıktıktan sonra dini bilgim doğrultusunda sohbetlere katılır, konuşmalar yapardım. Her zaman cemaatle birlikte namaz kılmayı tercih ederim. Baas Partisi ve parti mensuplara bana sıcak bakmazlar, bende onlara.

ORSAM: Suriye’de yaşadıklarınızı ve sizi Türkiye’ye geliş nedenlerinizi anlatır mısınız?

Nureddin Abdo Hacı Osman-Abu Kamil: Çocuklarımdan biri zihinsel engelli olduğu için tedavi ettirmem gerekiyordu. Hiçbir sosyal güvencem olmadığından devlet hastanesinde tedavi ettirmek zorundaydım. Ben küçük yaştayken sorunun çözülmesini ve çocuğumun hayata kazandırılmasını istiyordum. Ancak hiçbir hastanede gerektiği ölçüde tedavi yapılmadı. Özel bir hastane benden tedavi için 30 bin dolar istedi. Ancak Suriye’de yaptığım işle bu kadar büyük bir parayı kazanmama/ biriktirmeme imkan yoktu. Bende bu parayı biriktirebilmek için ailemi köyde bıraktım ve Lübnan’a giderek 2 yıl orada çalıştım. 2 yılın sonunda yaklaşık 15 bin dolar biriktirebildim.

Kalan miktarı toparlayabilmek için cami cemaatinden ve hayırseverlerden yardım istedim. Sağır-dilsiz ve zihinsel engelli çocuğumu tedavi edecek hastaneye 20 bin dolar verdim. Ancak onlar illa 30 bin dolar istiyorlardı. Yetkililere müracaat ettim, derdimi anlattım. Ama hiç kimse bana yardım etmedi; çünkü ben Baas Partili değildim. Bu sıralarda Suriye’de rejime karşı, Esad ailesine karşı bir ayaklanma başladı. Bende muhaliflerin safına katıldım. Ceyş El-Hür (Özgür Suriye Ordusu) mensupları bölgemizde karargah kurdu. Bende onlara manevi destek sağlıyordum, toplantılar düzenleyip, dini vaazlar veriyordum. Bir gece tanklarla köyümüz ve çevre köyler bombalanmaya başlandı. Evler yıkıldı, insanlar öldü. Bağ-bahçe, yeşillik adına ne varsa yok edildi. Hem maddi hem de manevi açıdan büyük zarar gördük. Kardeşim ve akrabalarım Ceyş El-Hür’e katıldı. Savaştık. Ancak bir süre sonra dayanacak gücümüz kalmadı. Kadınlarımız, çocuklarımız perişan oldu. Onları alıp Türkiye’ye gelmek zorunda kaldım. Ben ve arkadaşlarım fırsat buldukça Suriye’ye gidip oradaki arkadaşlarımıza yardım ediyoruz. Çocuğum ise artık nefes alan bir ölü. Onun bu hale gelmesinin, tedavi edilmemesinin tek sebebi benim Baas Partili olmamam.

* Bu söyleşi, 15 Eylül 2012 tarihinde Feyyat Özyazar tarafından Hatay’ın Reyhanlı ilçesinde gerçekleştirilmiştir.

Los Angeles Fusion Center: Liquid Carbon Dioxide Leaks Pose Risks to Public


Los Angeles Fusion Center… Liquid Carbon Dioxide Leaks Pose Risks to Public.pdf

U.S. Army Regulation 190-13 Physical Security Program


U.S. Army Regulation 190-13 Physical Security Program.pdf

Afganistan Petrol Üretiminine Hazırlanıyor


Yaşadığı sorunlarla sürekli gündemde olan Afganistan, son dönemlerde barındırdığı enerji kaynaklarıyla da gündeme gelmeye başlamıştır. Daha önceleri Orta Asya’daki enerji kaynaklarının Hint Okyanusu yolu ile dünyaya pazarlanması konusunda oluşturduğu transit geçit yolu potansiyeli ile zaman zaman gündeme gelen bu ülke, son dönemlerde kömür, bakır, altın ve uranyum rezervleri ile dünyadaki birçok şirketin dikkatini çekmiştir. Özellikle bakır ve altın madenleri ihalesinde ciddi işler elde eden Çin şirketlerinin yaptığı bir takım çalışmalar sonucunda ülkenin birçok bölgesinde petrol yataklarının bulunduğu da tespit edilmiştir. Bu yataklardan en önemlisi “Amu Derya Petrol Havzası” adı ile bilinen bölgedir.

Kuzeydeki Şibirgan, Faryab ve Serpol vilayetlerini içine alan bu bölgede yoğun olarak Türkler yaşamaktadır. Afganistan maden bakanlığının raporuna göre bu bölgede ciddi miktarda petrol rezervi bulunduğu tahmin edilmektedir. Çok tartışmalara sebep olan “Amu Derya Petrol Havzası” ihalesini Çin Ulusal Petrol Şirketi (CNPC) ile Vatan Groop isminde Afganistanlı Petrol şirketi (Devlet Başkanı akrabalarından birine ait) 25 yıllığına elde etmişlerdir. Fakat, Vatan Groop isimli şirketin bu ihalede yer alması ve bu şirketin de devlet başkanı Hamid Karzai ile yakınlığı ülkede bir takım tartışmalara sebep olmuştur. Ayrıca, Afganistan’ın tamamında olduğu gibi, sondaj çalışmalarının yapıldığı kuzeydeki vilayetlerde işsizlik sorunu fazlası ile hissedilirken, söz konusu şirketin Pakistan – Afganistan sınırındaki kabile bölgelerinden ucuz işçi getirerek çalıştırması da bir çok tartışmaya sebep olmuştu. Nitekim bu hususta bir süre önce General Dostum ile Afganistan Devleti arasında da ciddi tartışmalar yaşanmıştı. Vatan Groop’un ortağı CNPC şirketinin iddiasına göre, “Amu Derya Petrol Havzası” çalışmaları için General Dostum kendilerinden üç milyon dolar talep etmişti. Bunun üzerine Afganistan Devleti General Dostum’u “ulusal ihanet” ile suçlamıştı.

Fakat General Dostum’un sözcüsü söz konusu iddiaların asılsız olduğunu ileri sürerken, ucuz işçi olarak Pakistan’dan getirilen kaçak işçiler yerine kuzeydeki insanları ağır işlere istihdam edilmesi gerektiğini öne sürdüğünü söylemişti. Bu önerinin söz konusu şirketlerin siyasi amaçları ve ekonomik çıkarlarına aykırı olduğu için reddedildiğini ifade etmişti General Dostum’un sözcüsü. Diğer taraftan Afganistan parlamentosu üyelerinden bazıları da söz konusu ihalenin perde arkasında gerçekleşmiş olduğunu öne sürerek şiddetle karşı çıkmışlardı. Ayrıca, ülkedeki bir takım siyasi muhalif gruplar da söz konusu ihalenin Karzai’nin akrabalarına verilmesine karşı çıkmaktaydılar. Böylece Afganistan’daki petrol arama çalışmaları ciddi tartışmalara yol açmıştı. Yapılan açıklamalara göre ülke genelinde bir çok bölhgede petrol olduğu tespit edilmiştir.

Ülkede bir yandan tartışmalar devam ederken, diğer taraftan da Çin Ulusal Şirketi CNPC ile ortağı Vatan Groop kendi çalışmalarını sürdürmektedir. Bu doğrultuda Afganistan Maden Bakanlığının açıklamasına göre “Amu Derya Petrol Havzasının” bazı bölgelerindeki ön çalışmalar tamamlanmış ve en yakın zamanda petrol üretimine başlayacaktır. Faryab, Serpol ve Şibirgan bölgelerini kapsayan bu petrol havzasında şimdiye kadar sadece Serpol ve Şibirgan’ın bazı bölgelerinde çalışmaların yapıldığı bilinmektedir. Öte yandan yapılan açıklamaya göre arıtma tesisleri için şimdiye kadar yapılan masraf 300 milyon dolara ulaşmıştır. Ancak bu tesislerde ne kadar petrol üretileceği şimdilik belli olmadığı gibi, tüm Amu Derya Petrol Havzasının çalışmalarının ne zaman biteceği de şimdilik bir muamma olmaya devam etmektedir.

Afganistan Maden Bakanlığının açıklamasına göre şimdiye kadar çalışması bitmiş olan sahada 87 milyon varil petrol bulunmaktadır. Bu rakam tüm Amu Derya Petro Havzasının yüzde 20’sini oluşturmaktadır. Yine söz konusu bakanlığın açıklamasına söre, yapılan sözleşme gereği 2012 sonuna kadar bu bölgelerde 160 bin varil petrol üretilmesi gerekmektedir.

Yıllardan beri hep yaşadığı sorunlarla gündemdeki yerini koruyan Afganistan, aynı zamanda önemli bir Pazar niteliğindedir. Bu ülkede, bakır ve altın madenleri ihalelerini elde eden Çin şirketleri enerji alanında da çalışmalarına başlamıştır. Dolayısı ile sadece inşaat sektöründe bir takım ihalalere katılıp kazanan Türk şirketlerinin de daha çok yatırıma yönelik bir takım çalışmalara başlaması ve maden çalışmalarına da ihalelere katılması gerekmektedir. Çünkü Türkiye, gerek tarihi ve kültürel yakınlığı, gerekse son 11 yıl içerisinde Afganistan’daki faaliyetleri ile diğer ülkelerden bir adım önde gözükmektedir. Dolayısı ile Türkiye sahip olduğu bu potansiyelden yararlanarak daha ciddi işler yapabilir.

http://www.turksam.org/tr/a2769.html

Rifat SERDAROĞLU: MAĞDURE /// CC : @rifatserdaroglu


Başbakan Erbakan’ın yardımcısı Tansu Çiller, Salı günü ifade vermek üzere Savcılığa gitti. Ankara Başsavcı Vekili onu Adliyenin kapısında;

“Hoşgeldiniz Sayın Başbakanım” diye karşıladı. Tıpkı Genelkurmay Başkanını ve Orgenerallerini; “Hoşgeldiniz Sayın Komutanım” diyerek karşıladıkları gibi !…

Çiller; “Geldim, belgelerin tümünü gördüm. Açıklamamı TBMM Komisyonunda yapacağım” diyerek, ifade vermeye değil, savcının ifadesini almaya geldiği havasını verdi…

Özel Yetkili Savcı Mustafa Bilgili’ye yardımcı olmak üzere düşüncelerimi sizlerle de paylaşmak isterim. Tansu Çiller açıklamasını 7 Kasım’da TBMM Darbeleri İnceleme Komisyonunda yapsın, ben de o zamanki DYP Genel İdare Kurulunda ve DYP Meclis Grubunda yapılan konuşmaları ve bildiklerimi sizlere anlatacağım.

Sayın Savcı;

*Devleti yöneten Başbakan-Başbakan Yardımcısı gibiler “Dürüst, namuslu ve Şeffaf” olmadırlar.

*Servetlerinin hesabını Yargıya ve Kamuoyuna açık-net-doğru olarak vermelidirler.

*Servetlerini, “Çıkına-Annesinin yastığının altına- Çocuklarının pipisine” bağlamamalıdırlar.

*Hizmetçilerinin üzerine çiftlik alıp, önce inkar edip sonra kabul etmemelidirler.

*Başka ülkenin vatandaşı olmamalıdırlar. Yabancı ülkeye vatandaş olurken,
öncelikle “o ülkenin menfaatlerini koruyacakları” yeminini etmemelidirler.

*Servetleriyle ülkelerine yatırım yapmalıdırlar. Başka ülkelere yatırım yapmaları, ülkelerine güvenmedikleri anlamına gelir.

*Birbirlerini “Hırsızlıkla-Mürteci olmakla” suçladıktan sonra,

“TBMM Komisyonlarında aklanmayı” hükümet kurmanın öncelikli şartı yapmamalıdırlar.

*Genel Seçim öncesi vatandaşa verdikleri sözlerin aksine, kendilerine oy verenlerin iradelerini yani “Milli İradeyi” satmamalıdırlar.

*Uluslararası Bankerlerin oyununa gelip, ülkeyi ekonomik krize sokarak, kendi servetleri kat-kat arttırırken, milletin servetini bir gecede yarı yarıya azaltmamalıdırlar.

*Cesur olmalıdırlar. Milli irade yara aldığında susup, koltuklarına yapışmadan konuşmalılar, tavır almalıdırlar. Aradan 15(ONBEŞ) yıl geçtikten sonra konuşmamalıdırlar. Kendi ayıplarını ve yüreksizliklerini bilip, susmalıdırlar.

*Bu kişiler kooperatif ve imar planlarında yapılan yasa dışı oynamalarla bir günde 500 Milyon Dolar rant sağlamamalı ve sağlatmamalıdırlar.

*Bu kişiler, “Milletvekilleri ikna odası” , “Milletvekilleri Borsası” konusunda ne biliyorlarsa isim-isim konuşmalıdırlar. Herkesin haysiyet ve namus anlayışının kendilerinki gibi olmadığını anlamalıdırlar.

*TBMM’de ettikleri yemine (Devletin varlığı ve bağımsızlığı+Atatürk İlke ve Devrimleri+ Lâik Cumhuriyet ilkesine uymak) sadık olmalılar ve ettikleri yemini, siyasi çıkarları uğruna çiğnememelidirler…

Sayın Savcı;

Şevket Kazan’ı da dinleyecekmişsiniz. Ona, Çiller hakkındaki söylediklerini ve elindeki Çiller dosyalarını sorunuz. Bu belgeler gazetelerde ve televizyonların arşivlerinde de mevcuttur.

Ayrıca Anayasamızın 174. Maddesi ve bu madde ile ilgili kanunlar yürürlükte iken, Başbakanlık Konutundaki Tarikat-Cemaat önderlerinin davetini ve Erbakan-Çiller Hükümeti zamanındaki “Lâiklik İlkesi” aleyhine verilen beyanatların da sorulması, Anayasa Mahkemesi kararlarının incelenmesi
sizlerin yolunuzu açacak ve adaletin tecellisi sağlanmış olacaktır…

Sayın Savcı;

Türkiye Cumhuriyeti Devletinin temelini oluşturan Anayasamızın ilk üç maddesine gönülden bağlı(!) “Erbakan-Çiller” Refahyol Hükümetinin gerçek yüzü, Savcılığınızın yapacağı titiz araştırma sonucu mutlaka ortaya çıkacaktır. Aylardır tutuklu olarak yargılanmayı bekleyen Profesör Kemal Gürüz ve diğer Askerler de suçlarını öğrenmiş olacaklardır. Çalışmalarınızda başarılar dilerim.

Sağlık ve başarı dileklerimle 05 Ekim 2012

İLK KURŞUN

Emin Çölaşan: Suriye rezaleti /// CC : @ecolasan


Yıl 1914. Birinci Dünya Savaşı başlamış. Türkiye ile Almanya müttefik. Almanya bizi savaşa sokmak istiyor. Osmanlı’nın başında Sadrazam Sait Halim Paşa var ama en güçlü adam Harbiye Nazırı ve Başkomutan vekili Enver Paşa.

İki yıl önceki Balkan Savaşı’ndan yenik çıkmışız. Ordu güçsüz. Osmanlı’nın savaşta tarafsız kalmasını isteyenler çoğunlukta.

Günün birinde, İngiliz Donanması tarafından kovalanan dönemin en güçlü iki Alman zırhlısı (isimleri sonradan Yavuz ve Midilli olarak değiştirilen) Goben ve Breslau Çanakkale Boğazı’ndan girip bize sığınıyor. Almanya’nın savaştığı İngiltere, Fransa ve Rusya bu zırhlıların geri çevrilmesini, mürettebatın derhal Almanya’ya gönderilmesini istiyor. Bunun üzerine güya bir çözüm bulunuyor!

Osmanlı’nın bu iki gemiyi satın aldığı açıklanıyor! Oysa gemiler yine Alman Amirali Suchon ’un komutasında. Yapılan tek şey bunlara Türk Bayrağı çekmek ve Alman mürettebata fes giydirmek!

Günün birinde bu iki gemi “Manevra yapmak” için Karadeniz’e açılıyor ve iki Rus limanını, Sivastopol ve Odesa’yı bombardıman ediyor. Bu arada birkaç küçük Rus gemisini batırıyor.

Manevra emri kendilerine Enver Paşa tarafından veriliyor da, bombardıman emrini kimin verdiği bugün bile belli değil. Çok büyük olasılıkla, Alman amiral Suchon bu işi kendiliğinden yapıyor. Amacı Osmanlı’yı Almanya yanında savaşa sokmak.

Enver Paşa bu bombardıman haberini Bakanlar Kurulu üyelerine “Bir oğlumuz oldu” diye duyuruyor ve felaket başlıyor.

Savaşa giren Osmanlı, Anadolu dışındaki bütün topraklarını yitiriyor. Rus Ordusu Erzurum’a kadar giriyor, Suriye, Irak, Filistin, her yer elimizden çıkıyor.

Sonuç acıklı! 1918 yılında savaş bittiğinde mağlubuz. Önce Mondros teslim anlaşması, sonra Sevr imzalanıyor ve anavatan bile elimizden çıkıyor.

Neyse ki Mustafa Kemal isimli bir kahraman çıkıyor da bu ülkeyi küllerinden diriltiyor, yoktan var etmeyi başarıyor.

Bu olayı niçin yazdım? Osmanlı, emperyalizmin her türlü oyununa açıktı. O yıllarda Almanya’nın hatırına ve belki farkına bile varmadan savaşa girip mahvolmuştu.

Emperyalizm yine karşımızda, Ama şimdi başrolde Almanya yok.

Enver Paşa’nın yerini Tayyip, Almanya’nın yerini ABD aldı.

Enver, Almanya’nın taşeronluğunu yapardı, Tayyip, ABD’nin taşeronu oldu.

Şimdi olaylar değişik bir biçimde alevlendi.

Akçakale’ye düşen top mermisiyle beş vatandaşımız öldü. Bunun affedilir bir yanı yoktur.

Ancak şimdi kafalarda sorular oluşuyor: Bu bombayı Türkiye tarafına kim salladı? Suriye Ordusu mu, yoksa orada orduyu uzun süredir uğraştıran terörist muhalifler mi?

Ben Suriye muhalefetinden biri olsaydım, yapacağım en önemli işlerden biri, Türkiye’yi Suriye ve Esad rejimine karşı daha beter kışkırtmak amacıyla böyle bir olay kurgulamak olurdu.

Elimde toplarım, tüfeklerim, füzelerim, ağır silahlarım var. Salla mermileri ve bombaları Türkiye sınırından içeri, öldür birkaç kişiyi, ver bütün bahaneleri eline ve hazır asker gibi bekleyen Tayyip’i kızıştır!

Onun istediği de zaten buydu. Bu fırsat şimdi eline altın tepsi içinde sunuldu.

Sevgili okuyucularım, Tayyip bundan kısa süre öncesine kadar Esad’la al gülüm ver gülüm ilişkisi içindeydi. Karılı kocalı görüşürler, öpüşüp koklaşırlar, birbirlerine övgü düzerlerdi.

Günün birinde ABD devreye girip bizimkine haber uçurdu:

“Bak Tayyip, biz bu Esad rejimini devirmeye karar verdik. Bundan sonra sen de Esad’ın düşmanı olacaksın. Ona göre davran!..”

Ve bizimki, Suriye’yi düşman ilan etti.

Kimin çıkarları uğruna?

Türkiye’nin değil ABD ve Batı dünyasının çıkarları uğruna!.. Çünkü Esad rejimi Türkiye’ye hiçbir düşmanlık sergilememişti.

Bize bu onursuzluğu yaşattılar ve yaşatmaya devam ediyorlar.

Hemen burnumuzun dibinde Kuzey Irak Kürt Devleti var. Başında iki paralık, Barzani isimli bir sahtekâr var. Türkiye’nin en büyük düşmanı, Ama neylersiniz ki, Barzani özellikle ABD’nin adamı.

PKK terör örgütünün ana üsleri o herifin topraklarında. PKK’yı koruyup barındıran da o herif. Fakat gelin görün ki, Tayyip Barzani’nin topraklarına askeri harekât düzenlemek bir yana, onun en büyük dostu!

Düşmanımızın dostu!.. Binlerce şehidimizin sorumlusu olan o aşağılık yaratığın dostu!..

Bu herif son olarak birkaç gün önce AKP kongresinde Tayyip’in özel konuğu olarak boy gösterdi, sırıtarak çıktığı kürsüde Kürtçe nutuk verdi…

Ve salondaki o bilinçsiz, lümpen güruhlar ona çılgınca sloganlar attı: “Türkiye seninle gurur duyuyor!” Utanmazlığın, onursuzluğun, sorumsuzluğun, ihanetin ve rezilliğin bu kadarını hiç görmemiştik.

Türk Ordusu, Suriye’ye girer mi? Hiç sanmıyorum ama girerse hiç şaşırmayın. Eğer ABD emir verirse girer, vermezse girmez. Girmeye “Bütçe” uygun değil. Savaş demek para demek. Sonra akaryakıta, doğalgaz ve elektriğe, vergilere falan yeniden zam yapmaları gerekir.

Dün Meclis’ten Suriye’ye sınır ötesi operasyon için tezkere çıkardılar…

Ve önündeki en basit siyasi gerçekleri bile görme yeteneğinden yoksun olan Devlet Bahçeli, partisine yine “Evet” oyu verdirdi.

Seçim öncesinde burada defalarca yazdım, MHP’ye oy vermeyi düşünen seçmenleri uyardım:

“Verin oylarınızı, yüzde 10 barajını aşırın ve MHP’yi Meclis’e sokun. MHP mutlaka Meclis’te olmalıdır. Aksi takdirde AKP daha da güçlenecektir.”

Ama açıkça söylüyorum, itiraf ediyorum ve şimdi özür diliyorum… Bay Devlet Bahçeli’nin AKP iktidarına böyle baston, stepne, koltuk değneği olacağını aklıma bile getirmemiştim. Bu ilk değil, kaçıncı destek!..

Böyle muhalefet partisi olur mu? Olursa işte böyle olur.

Burada tarafsız-dürüst olmak zorundayız. Türkiye, Suriye’deki Esad yönetiminden bugüne kadar herhangi bir düşmanlık görmedi. Sadece Suriye karasularına giren bir uçağımız düştü. O olayın aslını da bugüne kadar öğrenme olanağımız ne yazık ki olmadı.

Ama Türkiye, komşu ülkelerine aylardan beri açıkça düşmanlık sergiliyor. Esad ’a karşı savaşan Özgür Suriye Ordusu’nun ana karargâhı İstanbul’da. Bunları Türk Devleti’nin ve milletinin parasıyla Tayyip vesaire destekliyor.

Bu ordunun komutanı olan Abdülhamit Ömer Zekeriya kod isimli şahıs önceki gece İstanbul’dan bir Arap televizyonuna canlı yayında bağlandığında, üzerinde general üniforması ile konuşuyordu.

Komşu bir ülkenin yönetimini devirmeye kalkışan üniformalı bir adam İstanbul’daki karargâhta! İnanılır şey değil.

Irak’ta işlediği cinayetler nedeniyle idama mahkûm edilen Haşimi isimli firari, şimdi İstanbul’da hükümet tarafında korunup besleniyor. Kendisine lojman verildi, devlet parasından maaş bağlandı, korumalar tahsis edildi.

Bütün bu utanç tabloları Tayyip’le birlikte onun Hariciye Nazırı Davutoğlu Ahmet’in eseridir. Bu şahıs Osmanlı’dan bu yana gelmiş geçmiş en çapsız Hariciye Nazırıdır.

Şimdi bir sürü afra tafra yapıp hava basacaklar. Yalan üretim makineleri yine devreye sokulacak, Türk milletini kandırmak için ortalığa yüzlerce yalan, propaganda amacıyla yayılacak.

Suriye olayı Türkiye’ye durup dururken yeni düşmanlar kazandırdı.

Hezimetle demeye dilim varmıyor ama, korkarım ki bu olay Türkiye’nin dünyaya daha da beter mahcup olmasıyla sonuçlanacak.

SÖZCÜ

SABAHATTİN ÖNKİBAR: Akçakale Soruları /// CC : @sonkibar


Söyleyin, El Arabiya 4 gün önce o yalan ve rezil haberi niye yaptı?

Neden, “Türk pilotlar sağdı ve sonradan öldürüldü” dedi?

AKP’nin Suriye politikasına isyan eden Türk halkını manipüle etmek için mi?

Her şey ortada, adına Özgür Suriye Ordusu denen teröristler, hüsrana uğradı yani geri püskürtülüyor.

Bunun anlamı sadece AKP iktidarının değil aynı zamanda Katar-Suudi Arabistan ve ABD’nin mağlup olması değil mi?

Soruyorum, Akçakale’ye düşen o top mermisinin, bu yenilgi tablosunun netleşmesi ve de El Arabiya tezgahının hemen sonrasında olması tesadüf mü?

Sadece El Arabiya yayını değil, sınır boylarında yaşanan hadiseler ortada.

Keza, Türkiye’nin angajman kurallarını değiştirmesi de vakıa!

Buna bir de Putin’in 15 Ekim’de Ankara’ya yapacağı çok önemli ziyareti ilave edin ve sorgulayın, kafanız karışmıyor mu?

Diyeceksiniz ki Suriye tarafı attığı topu reddetmiyor!

Doğrudur, reddetmiyor ama “araştırıyoruz” açıklaması yapıyor! Dahası eğer böyle bir şey olduysa “üzgünüz ve bir daha olmayacak” deyip özür diliyor.

Eğer hadise gerçekten kaza ise bunun karşılığı savaş ilanı mı olmalı ?

Söyler misiniz zaten zorda olan Beşar Esad , durduk yerde Türkiye’ye kasten niye saldırsın?

Hem Akçakale’deki müessif olaya çanak tutan AKP hükümet degil mi?

Adına isyancı denen o teroristlere silah ve iaşe nereden gidiyor, yaralarını kim tedavi ediyor?

İsyancılar , saldırmak için Tel Abyad gibi Akçakale ile iç içe olan başka bir yer bulamadılar mı? Yoksa amaç buradan saldırıp bir tezgahla Türkiye’yi savaşa sokmak mıdır?

Ayrıca Akçakale’nin bitişiğinde haftalardır İsyancılarla Esad yanlıları savaşı varken AKP iktidarının hiç bir önem almaması manidar degil mi?

Sürekli şarapnel parçalarının düştüğü bir yere bomba düşmez mi , bunu nasıl öngörüp Akçakale’yi boşaltmadılar.

Suriye’den gelenlere yüzlerce milyon dolar harcanıp konteyner kentler kuracaksın ama kendi vatandaşın için zerre bir tebdir almayacaksın.
Bu kabul edilebilir mi?

Tekrar ediyorum , amaç”böyle bir bomba gelsin de Türk Ordusunu Suriye’ye sokalım mıdır?

Değilse özüre rağmen o tezkere niye?

Bahçeli görevini yapıyor ,

MHP yine AKP’ye kuyruk!

Bu adam ”müdür” dedik , bazıları inanmadı.

inanmayanlara soruyorum : Bahçeli , müdür değilse nedir dün yaptığı?

Tayyip ”tak” diyor , Bahçeli’den anında ” şak” yani hazır-ol vaziyeti.

Hatırlayın, 2002′de genel seçime bir buçuk yıl varken partisi MHP’yi baraja gömüp ülkeyi AKP’ye teslim eden o!

Abdullah Gül’ü Çankaya’ya taşıyan o!

Erdoğan’ın ”mahalli genel seçimi öne alalım” teklifine ‘‘emredersiniz” diyen o!
Ve şimdi Suriye tezkeresi olayında MHP’yi, AKP’nin ardına takan yine o!

Yahu bu MHP , pardon Bahçeli, AKP’nin stepnesi mi?

Değilse en hayati konularda onu dolgu malzemesi olması niçin?

Suriye tezkeresinde onay vermek 2003′teki Irak tezkeresine onay gibidir!

Başka bir ifade ile bu tezkere oy vermek, ABD yani Emperyalizme uşaklığın ta kendisidir.

Dahası , mezhepçiliğin onaylanması ve Türkiye’nin sabote edilmesidir.

Ey Bahçeli! Türkiye’nin yıkımında AKP ile beraber misin?

Çiller , Rasim Ozan’ı
yalısında niye ağırlar?

Rasim Ozan Kütahyalı’ı biliyorsunuz , AKP iktidarı ile beraber tedavüle sokulan yeni gazeteci tipidir.

İşi, gazetecilik ambalajı ile , hadi tetikçilik demiyeyim.AKP amigoluğudur.

Bu işi yapıyor olsa gerek ki AKP yandasşı kanallar büyük paralarla ona sürekli ekran açıyor.

Böylesine AKP’ye angaje olan ve AKP karşıtlarınca zerre sevilmeyen biri söyler misiniz?Tansu Çiller’in yalısında ne arar?

Dün sanal medya’da Tansu Hanım’ın , Rasim’i saatlerce evinde ağırladığı haberleri vardı ki yalanlama olmadı .

Altı çizilmesi gereken husus, Kütahyalı , Çiller’in yanına röportaj yapmak için gitmemiş ki onu bile bir yerde normal karşılarız

beraber siyaset planlaması yapmaya gitmiş!

Evet , manzara aynen budur , Tansu Hanım’ın siyasetteki yeni yoldaşı Rasim Ozan Kütahyalı’dır.

İşte ben bu Tansu çiller’i , 1980′li yıllardan beri tanıdığım ve de Tayyip Erdoğan karakterinin karşı cinsi olduğuna

inandığım içindir ki ona hep karşı oldum!

Söyleyin , bu Tansu’ya güvenilir mi?

Kuzey Suriye’den 15

bin Kürt askeri neden?

Malum Türk medyasında karartma var ve haberler dış basından geliyor.

Financial Times’in bölge muhabiri kaynaklı dünkü haberi şuydu:

-Öcalan’dan talimat : ”Derhal 15 bin kişilik Kürt Ordusunu hazırlayın”

Avukatları aracılığı ile iletilen , Öcalan’ın bu mesajı nerede mi okundu?

Suriye’nin PKK’sı olan PYD’nin gençlik kongresinde!

Tablo buysa soralım:

”Abdullah Öcalan ne yapacak bu 15 bin kişilik orduyu kurun ” diye talimat verir mi?

Son günlerde Öcalan’ı , Mandela imajına sokmak isteyen malum çevreler , bakalım bu tablodan sonra ne diyecek?

Aydınlık

Otomatik Stabilizatörler ve Türkiye’deki Durum


Başlıktaki otomatik sözcüğünü Türkçe’de “kendiliğinden, kendi başına”, stabilizatör sözcüğünü “dengeleyici” olarak karşılamak mümkün. Buna göre otomatik stabilizatörün anlamı "kendiliğinden denge sağlayıcı (mekanizma)” oluyor.

Bu deyim daha çok kamu maliyesi ve maliye politikasında geçiyor. Enflasyon, deflasyon, durgunluk, daralma gibi ekonomik sıkıntı ya da krizlerde bunalımın daha da büyümemesi için kendiliğinde devreye giren bazı düzeltici mekanizmaları anlatmak amacıyla kullanılıyor.

Otomatik stabilizatör olarak kullanılan uygulamalara biri kamu harcamaları yönünden öteki de kamu gelirleri yönünden iki örnek vereyim. Ekonomide durgunluk ya da daralma başladığında kârlar düşmeye ve dolayısıyla maliyet denetimi nedeniyle işten çıkarmalar da artmaya başlar. Ekonomide başlayan talep düşüşü işten çıkarmaların artmaya başlamasıyla hızlanır. Çünkü işsiz kalanlar gelirden mahrum kalınca harcama da yapamazlar ve talep daha da düşer. Bu durumda ekonomideki daralma daha da hızlanır. İşsizlik sigortası bu bozulmayı frenleyecek bir düzenlemedir. Eğer ülkede işsizlik sigortası uygulaması varsa işsiz kalan insanlar bu imkândan yararlanmaya ve çalıştıkları dönemdeki kadar olmasa da belirli düzeyde harcama yapacak bir işsizlik sigortası ödemesi alırlar. Bu paraları harcadıkları için de talep daralmasındaki hızlanmayı frenlemiş olurlar. İşsizlik sigortası kimsenin ek bir karar almasına gerek kalmadan devreye girer ve ekonomideki daralmayı frenleyici biçimde otomatik stabilizatör görevi yapar.

Vergide uygulanan oranlar yani vergi tarifesi başlıca iki biçimde olabiliyor: Düz tarife, artan oranlı tarife (müterakki tarife.) Eğer gelirin tutarına bakılmaksızın aynı tarife uygulanıyorsa buna düz tarife deniyor. Düz tarife yönteminde vergi oranı örneğin yüzde 20 ise geliri 100 TL olan da 50.000 TL olan yüzde 20 oranında gelir vergisi öder. Gelirin tutarı arttıkça vergi oranı artıyorsa buna da artan oranlı tarife deniyor. Örneğin 10.000 TL gelire yüzde 10, sonraki 10.000 TL’lik gelire yüzde 15, sonraki 10.000 TL gelire yüzde 20 ve sonraki bölümlerin tamamına yüzde 30 vergi oranı uygulanıyorsa artan oranlı tarife söz konusu demektir. Dünya uygulamasında genellikle artan oranlı (müterakki) tarife uygulanır. 50.000 TL yıllık geliri olan bir kişi düşünelim. Vergi tarifesi düz oranlı ve yüzde 20 olsun. Bu durumda bu kişinin yıllık belir vergisi 10.000 TL olacaktır. Ekonomide daralma olduğunu ve bu kişinin gelirinin 30.000 TL’ye düştüğünü varsayalım. Bu durumda yıllık vergisi 6.000 TL’ye düşecektir. Aynı ekonomide yukarıda verdiğimiz örnekteki gibi artan oranlı tarife uygulanıyorsa 50.000 TL gelirden toplam 10.500 TL gelir vergisi alınacak demektir (İlk 10.000 TL’den 1000 T, ikinci 10.000 TL’den 1500 TL, üçüncü 10.000 TL’den 2000 TL ve geri kalan 20.000 TL’den 6000 TL olmak üzere toplam 10.500 TL.) Kişinin geliri 30.000 TL’ ye düştüğünde artan oranlı tarife geri çalışır ve ödeyeceği vergi tutarı 4.500 TL’ye düşer. Oysa düz oranlı tarifede bu miktar 6.000 TL oluyordu. Artan oranlı tarifede gelirdeki düşüşe paralel olarak kişi daha az vergi ödeyeceği için harcamalarında düşüş olsa da düz oranlı tarifedeki kadar olmaz. Bu, vergi tarifesinin getirdiği bir otomatik stabilizatördür, kimsenin ek bir karar almasına gerek kalmadan uygulamaya geçer ve sistemdeki bozulmanın daha ileri gitmesinde fren görevi görür.

Türkiye 2012 yılında daralan bir ekonomik görünüm içinde bulunuyor. Talep düşüyor, ekonomi küçülüyor. Buna karşılık işsizlik oranı artmak bir yana azalıyor, yani işsizlik sigortasının bir otomatik stabilizatör olarak devreye girmesine gerek bulunmuyor. Gelir vergisine baktığımızda orada da artış görülüyor. Yani orada da otomatik stabilizatöre gerek bulunmuyor. Türk vergi sisteminin ağırlığı KDV ve ÖTV gibi düz tarifeli dolaylı vergilere dayanıyor. Talep düştüğünde düşen harcama miktarına paralel olarak bu vergilerin oranı da düşmediği için bu vergilerin otomatik stabilizatör olarak çalışması söz konusu değil. Eğer ileriki aylarda işsizlik oranı artarsa o zaman işsizlik sigortası devreye girerek otomatik stabilizatör görevi görmeye başlayabilir. Buna karşılık Türkiye’de gelir vergisinin genel vergi toplamı içinde payı oldukça düşük olduğu ve dolaylı vergilerin böyle bir işlev görmesi söz konusu olmadığı için vergi tarafının otomatik stabilizatör işlevi yapması zor görünüyor.

Büyümenin düştüğü bir ortamda otomatik stabilizatörlere ihtiyaç olmayacak bir görünümün varlığı önemli bir şanstır. Buna karşılık böyle bir ortamda bütçe açığını düşürmek için vergilerin artırılması doğru bir yaklaşım gibi durmamaktadır.

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: