Günlük arşivler: Ekim 5, 2012

SECRET- Investigations Statement on Corporate Offshore Profit Shifting


SECRET- Investigations Statement on Corporate Offshore Profit Shifting.pdf

Cryptome unveils the US Army Operational Law Handbook 2012


Cryptome unveils the US Army Operational Law Handbook 2012.pdf

JFK-Assasination Records – JFK killed by conspiracy – the docume ntation


Report of the Select Committee on Assassinations of the U.S. House of Representatives

C. The Committee believes, on the basis of the evidence available to it, that President John F. Kennedy was probably assassinated as a result of a conspiracy. The Committee is unable to identify the other gunman or the extent of the conspiracy.

O MERMİLERİ ÜSTEĞMEN’İN BÜROSUNA KİM KOYDU? /// CC : @odatv @vardiyabizde @BalyozGercekl er @rodrikdani


Gümrük Müsteşarlığı neyi gizliyor

(SÖZDE) Ümraniye Davası tutuklu sanığı Gazi Üsteğmen ve Avukat Serdar Öztürk’ün bürosunda bulunduğu iddia edilen 250 adet merminin NORMA isimli şirket tarafından NATO aracılığıyla Jandarma Genel Komutanlığı’na gönderilen mermiler olduğu ortaya çıktı.

Serdar Öztürk’ün avukatı Demet Reçber, 3 Haziran 2009’da Öztürk’ün iş seyahati sırada ofisine yapılan baskında elde edildiği öne sürülen 32 kalibrelik ve plastik bir kutu içinde yer alan S&W mermilerinin barkod numaralarından üretici firma olan NORMA’ya ulaştı. NORMA şirketinden Lennart Falk’ın yaptığı açıklamada, imalat zamanının 2007 ve teslimat tarihinin 2008 olduğu belirtilen mermilerin alıcısının Türkiye Cumhuriyeti İçişleri Bakanlığı Jandarma Genel Komutanlığı olduğu ve Lüksemburg’daki NAMSA Operasyonel Lojistik’e teslim edildiği belirtiliyor.

Avukat Demet Reçber, NAMSA aracılığı ile Jandarma Genel Komutanlığı’na teslim edilmek üzere NATO’ya iletilen mermilerle ilgili olarak mahkemeden gümrük kayıtlarını talep etti. Ancak Gümrükler Genel Müdürlüğü yargılama konusu ile ilgili olmayan bazı ithalat belgelerini göndermesine rağmen, 2008 Nisan belgelerinde olması gereken söz konusu mermi kayıtları gönderilmedi. Bunun üzerine Yargıtay’a suç duyurusunda bulunuldu ve gümrük müsteşarlığı hakkında soruşturma açıldı.

Avukat Reçber yaptığı açıklamada, “NATO’ya, NAMSA aracılığı ile Jandarma Genel Komutanlığı için teslim edilmiş mermilerin silahı bile olmayan müvekkilimin ofisinde ne aradığının cevabı yok” dedi.

Öztürk, 1994’te bir operasyonda pkklılar tarafından döşenen mayına basıp ağır yaralanarak sol gözünü kaybetmiş ve Cumhurbaşkanı tarafından Devlet Övünç Madalyası ile ödüllendirilmişti. Gözaltına alındığı 5 Haziran 2009 tarihine kadar Ergenekon davası sanığı Albay Levent Göktaş’ın avukatlığını yapan Öztürk’ün ofisinde bulunduğu iddia edilen mermilerin üzerinde kendisine ait parmak izi yer almıyor.

Şimdi şu sorular cevap bekliyor:

NATO’nun Jandarma Genel Komutanlığı’na iletilmek üzere teslim aldığı mermiler Serdar Öztürk’ün ofisine nasıl geldi? Kimler tarafından bırakıldı?

Bir gözü görmeyen, diğerinde de ileri derecede görme kaybı olan, silahı ve mermilerin üzerinde parmak izi olmayan Serdar Öztürk bu mermilerle nasıl suçlanmaktadır?

Gümrük Müsteşarlığı 2008 Nisan ayına ait kayıtları neden vermemektedir? Mahkemeden gizlenen nedir?

Görünen o ki, tüm gerçeklerin ortaya çıkmasının önünde ciddi engellemeler var ve bırakın “Şüphe sanığın lehine yorumlanır” ilkesini, sanığın suçsuz olduğunu ispatlama çabalarına bile ket vurulabiliyor. Sözde delillerin arkasındaki gerçeğe ulaşma görevi ise ancak sanık ve müdafilerinin çabasına kalıyor.

KAYNAK: ODA TV

HİLMİ ÖZKÖK: ‘BALYOZ DARBE PLANI DİYE BİRŞEY YOK’


Suriye vs. derken arada kaynamasın istedik

Genelkurmay eski Başkanı emekli Orgeneral Hilmi Özkök, TBMM Darbe ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu‘nun SORULARINI CEVAPLADI.

Görüşmede konu bir ara (SÖZDE) Balyoz davasına geldi.

Özkök, CHP ve MHP‘li komisyon üyelerinin (SÖZDE) “Balyoz Planı” ve (SÖZDE) “Ümraniye” davalarıyla ilgili sorularını, yargılama devam ettiği için genel çerçeve dışında cevaplamak istemedi. Komisyon Başkanı Baş da, Özkök’e bu konuda yöneltilecek soruların yargı yetkisinin yerine geçme riski oluşturacağından titizlik gösterilmesini istedi.

(SÖZDE) Ümraniye davasında mahkemeye tanık olarak ifade verdiğini anlatan Özkök, yine de yöneltilen sorular üzerine, “Balyoz Planı” diye bir darbe hazırlığını duymadığını, bu konuda düzenlenen seminerde “ileri giden” ifadelerin kullanıldığını duyması üzerine konuyu, dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Aytaç Yalman’a incelemesi için ilettiğini söyledi. Özkök, bir soru üzerine, Yalman’ın daha sonra kendisine konuyla ilgili cevap vermediğini ifade etti.

Özkök (SÖZDE) Ümraniye davasında da tanık olarak dinlenmiş ve MİT tarafından kendisine Ergenekon diye bir İMZASIZ, DAMGASIZ BİR KAĞIT GETİRİLDİĞİNİ, bu nedenle dikkate almadığını söylemişti.

Konu iki komutan üzerinden dönmesine ve sanık ile avukatlarının tüm ısrarlarına rağmen, Özkök ve Yalman’a (SÖZDE) Balyoz’da tanıklık yapmaları için mahkeme tarafından çağrılmamışlardı.

ASKERHABER / HABER MERKEZİ

Türker ERTÜRK : MUAVENET-İ MİLLİYE /// CC : @orsatramola @turkererturk


Muavenet-i Milliye Osmanlı Donanması’nda 1910-1923 yılları arasında hizmet etmiş olan 74 metre boyunda ve 765 ton ağırlığında bir torpidobottur.

Çanakkale Savaşı esnasında 13 Mayıs 1915’de İngiliz Kraliyet Donanması’nın 120 metre boyunda ve 13.160 ton ağırlığında olan HMS Goliath’ı Morto koyunda torpilleyerek batırması ile ünlüdür.

Muavenet yardım, Muavenet-i Milliye ise Milli veya Ulusal yardım anlamına gelmektedir.

Osmanlı Donanması
’nın güçlendirilmesi için parasal destek sağlanması amacıyla İstanbullu 28 işadamının öncülüğünde kurulan ve faaliyetlerini tüm yurda yayan “Donanma-i Osmani Muavenet-i Milliye cemiyeti“ halktan topladığı yardım paraları ile aldığı ilk gemiye Muavenet-i Milliye ismi vermiştir.

Türk Deniz Kuvvetleri’nde daha sonra envantere giren üç gemiye daha bu ilk geminin yarattığı ün nedeniyle Muavenet ismi verilmiştir. İkinci Muavenet 1939’da İngiltere’de yaptırılır fakat II. Dünya Savaşı’nın başlaması nedeniyle İngiltere gemiyi alıkoyar ve savaşta HMS Inconstant adıyla kullanır ve savaş sonrasında Türkiye’ye verir. İkinci Muavenet 1946-1960 arasında Türk Deniz Kuvvetleri’nde hizmet verir ve sonrasında hurdaya ayrılır.

Üçüncü Muavenet 1942’de Amerika’da inşa edilir, USS Gwin adıyla ABD Deniz Kuvvetleri’nde görev yapar ve 15 Ağustos 1971’de Türkiye tarafından satın alınır. Üçüncü Muavenet 1992’de ABD uçak gemisi Saratoga tarafından vurulur aynı yıl hurdaya ayrılır.

Dördüncü Muavenet 1972’de Amerika’da inşa edilerek denize indirilir, USS Capodanno adıyla ABD Deniz Kuvvetleri’nde görev yapar ve 1993’de Türkiye’ye verilir. Bu gemide geçtiğimiz ay, yaklaşık 20 yıl görevden sonra hurdaya ayrılır.

Bugünkü yazımızda size 2 Ekim 1992’de Display Determination-92 ( Kararlılık Gösterisi-92 ) adlı NATO tatbikatı sırasında Ege’de ABD uçak gemisi Saratoga’nın ateşlediği 2 adet Sea Sparrow hava savunma füzesiyle kahpece vurulan üçüncü Muavenet’ten bahsedeceğiz.

Olay gece yarısı yeşil periyot olarak adlandırılan tatbikat dışı dinlenme bölümünde meydana geldi. Her iki füze de geminin kalbi sayılabilecek köprüüstü ve SHM ( Savaş harekat Merkezi ) gibi yerlerin yakınına isabet sağladı. Saldırı sonucunda 5 şehit ve 22 yaralı verdik.

Olay anında Saratoga ve Muavenet Ege’de Saroz Körfezi yaklaşma sularındaydılar. Bildiğiniz gibi Ege’nin her iki tarafı NATO müttefikleriyle ( Türkiye ve Yunanistan ) çevrilidir. Ayrıca civarda tatbikatı veya ABD gemilerini yakından izleyen Rus ve Çin gemileri mevcut değildir. Bunun anlamı Saratoga dahil ABD gemilerinin yüksek hazırlık durumunda ve tetikte olmasını gerektiren herhangi bir durum yoktur.

Sea Sparrow satıhtan havaya atılan 19 km. menzile sahip, 231 kg ağırlığında, 3,6 metre boyunda ve yaklaşık 170 bin ABD doları maliyete sahip yarı aktif radar güdümlü bir füzedir. Sea Sparrow bir hava savunma füzesi olmasına rağmen satıhtan satıha yani suüstü hedeflerine de atılabilme özelliğine sahiptir.

Sea Sparrow füzesi atabilmek tek bir kişinin tabancayı eline alıp ateşlemesi gibi kolay bir şey değildir. Yine bu füzenin fırlatılabilmesi SHM’de vardiya tutan bir subayın kolunu ateşleme düğmesine yanlışlıkla çarpması açıklaması ile de izah edilemez. Füzenin kazaen ateşlenebilmesinin önüne geçebilmek için sistem çok sayıda emniyet tedbirini içermektedir. Füzeyi başarı ile ateşleyebilmek için 6 aşamadan geçilmesi ve gemi komutanın onayının alınması gereklidir. Ayrıca füze at ve unut ( fire and forget ) türü bir güdümlü mermi değildir. Füze ateşlendikten sonra hedefini vurabilmesi için bilgiye ihtiyacı vardır. Bu nedenle atan geminin hedef gemisini ( Muavenet ) radarla aydınlatması gereklidir.

Sonuç olarak olayın kaza olmasının imkan ve ihtimali yoktur. Kaza olma şansı bir milyonda bir dahi değildir. Ama ABD bu bir kazadır dedi! Muavenet kasten, isteyerek, bilerek ve planlanarak vurulmuştur.

ABD bu olay ile Türkiye’ye mesaj vermek istedi.

Birincisi stratejik olanı; “soğuk savaş dönemi sonrası liderliğimde yenidünya düzeni kurulmaktadır. Farklı yol arama kıpırdanmalarının farkındayım. Kayıtsız ve şartsız izlemen gereken yol benim gösterdiğimdir

İkincisi ise güncel bir sorunla ilgiliydi ama sonuçları itibarıyla bu da stratejikti. “Çekiç gücün Türkiye’deki varlığı ve yapacağı görevler benim için hayati öneme haizdir. Engellenmesi kabul edilemez

ABD Muavenet’i vurarak yakıcı ve yıkıcı gücünün küçük bir örneğini vermişti. Sonrasında da Muavenet’e karşılık 8 Knox sınıfı firkateyni Türkiye’ye çok ucuza vererek havucu da göstermişti.

ABD, kurguladığı yenidünya düzeni içinde Ortadoğu’yu yeniden şekillendirecekti.

Bunun için Türkiye’yi kaybetmemek ve iliklerine kadar kullanmak yaşamsal öneme haizdi. Bölgede ikinci bir İsrail olması planlanan kukla Kürt Devleti’nin oluşumu için “ Çekiç güç “ çok önemliydi. Temmuz 1991’de göreve başlayan İncirlik ve Pirinçlik’te konuşlanmış 77 uçak ve helikopter ile Amerikan, İngiliz, Fransız 1862 kişiden oluşan “ Çekiç güç “ ün Türkiye’den çıkarılması asla ve asla kabul edilemezdi.

Görünürdeki amacı Saddam Hüseyin’in olası saldırılarına karşı Irak’ın kuzeyinde bulunan Kürtleri korumak olan ama esas amacı Irak’ı bölmek ve bölgede Kürt Devleti kurmak olan “ Çekiç güç “ ün görev süresi TBMM’de uzun ve sert tartışmalardan sonra 24 Aralık 1992’de 6 ay uzatıldı. Bu uzatmalar 2003’e kadar devam etti.

Türkiye’de ABD’nin “Sopa ve havuç“ mesajlarını alanlar alamayanları bugüne kadar ikna etti ve ülkemizin çıkarına olarak farklı bir yol izlemek isteyenleri bastırdı, ezdi ve zindanlara attı. İşte geldiğimiz yer burasıdır.

Ne yazık ki bu toprakların siyasetçisi ve bu toprakların komutanları olmak zor zanaattır.

BEKİR COŞKUN : Oyun…


Şöyle oldu:

Türk tarafına düşen bomba patladı…

Ölenler oldu…

Halkta panik başladı…

Bunun üzerine Türkiye’de yönetim olağanüstü toplantılarla tepki gösterdi… Televizyonlar sabaha kadar yayınlarını sürdürdüler… Askeri birlikler sınıra gönderildi… İktidar TBMM’den tezkere geçirerek Suriye sınırından girdi…

(……….)

Bunun üzerine salondakiler alkışladılar…

Herkes birbirini kutladı…

“Çok iyi oldu yani” dediler…

Kırmızı suratlı sivil generaller, yapanların elini sıkarak “Hakikaten bu kadar mı güzel olur” diyerek kutladılar…

(……….)

Çünkü bu okuduğunuz önceki gün Akçakale’de olan değil…

27 Haziran’da Brookings’te üç düşünce kuruluşunun Pentagon öncülüğünde tasarladıkları savaş oyunu idi…

Aynısı oldu yani…

Demek ki bildiler olacakları!..

*

Bir de utanmadan “Türkiye’nin egemenlik hakkı” diyorsun…

Dün TBMM’den geçen tezkere, çok önceden ABD’de yazıldı ya…

Hangi egemenlik?..

*

Tetikçi olarak kullanıldığını bilmeyen var mı?..

*

Diyelim ki Özgür Suriye Ordusu’nun komutanı nerede?..

İstanbul’da…

Ellerine bomba, silah, havan, kurşun veren kim?..

Sen…

Suriyeli isyancılara eğitim kampları açan, donatan, yaralananları getirip düzelten, yediren, giydiren, sırtlarını okşayan, geri gönderen?..

Türkiye…

Öbür yerler gibi, Akçakale’nin öte yanındaki bölgeyi isyancılar ele geçirince zil takıp oynayan kimdi?..

Senin bakanın…

Böylece Suriye’nin kendi iç meselesinde sokak çatışmalarının içine kadar sızıp savaşın tarafı olan kim peki?..

*

Eee…

Top mermisi düşünce niye kızacaksın?..

Oyun öyle…

*

Ama ne yapabiliriz?..

Bu topraklardaki gelişmemiş halkların ortak yazgısıdır bu…

Yaşamları ile oyun oynanır…

Dünyaları oyuncaktır…

Canları alınır…

Çocukları çalınır…

Kanları pazarlanır…

Bir oyunun önemsiz sıradan parçalarıdır onlar…

*

İşte, izliyorsunuz oyunu…

Burası tam da orta yeri…

Camilere 3 katrilyon harcanmış!


Arınç’tan itiraf: 10 yıldan beri 4 bine yakın camiyi ihya ettik. 3 katrilyondan fazla para harcadık.

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, ”10 yıldan beri 4 bine yakın cami bakım ve eserini ihya ettik. 3 katrilyondan fazla para harcadık. 70 binden fazla istihdam sağladık” dedi.

Başbakan Yardımcısı Arınç, restorasyon çalışmalarının bir kısmı tamamlanan tarihi Ulucami’de düzenlenen törende, Diyarbakırlıları hürmetle selamladığını, çok hayırlı bir işin başında olduklarını, bu vesile ile hem Diyarbakır’ı ziyaret etmek hem de Diyarbakırlılarla kucaklaşmak istediğini söyledi.

Diyarbakır’a hayırlı bir vesileyle geldiği için Allah’a hamdettiğini ifade eden Arınç, çok sevdikleri Diyarbakır’a hizmet etmeyi görev bildiklerini belirtti.

Başta Diyarbakır olmak üzere Mardin, Batman gibi illerde ne kadar cami, türbe, medrese, han, hamam, köprü varsa onları ihya edeceklerini kaydeden Arınç, bunun için kaynak ve imkanın bulunduğunu dile getirdi.

-Camilerin çevresi güzel olmalı-

Diyarbakır’da 3-4 ay önce Hazreti Süleyman Camisi’ni açtıklarını, Büyükşehir Belediyesi ve TOKİ işbirliğiyle çok güzel bir alanın meydana getirildiğini, kentsel dönüşüm çalışmasının uygulandığını bildiren Arınç, camilerin çevresinin de o camiyi ortaya çıkaracak kadar güzel olması gerektiğini vurguladı.

Ulucami’nin Diyarbakır’ın İslam orduları tarafından fethinden bu yana ayakta kalan en güzide eserlerden biri olduğunu anlatan Arınç, sadece Diyarbakır ve Türkiye’nin değil, bütün İslam dünyasının göz bebeği olduğunu, İslam’ın 5 Haremi Şerifi içerisinden biri olarak kabul edilen caminin çok büyük bir öneminin bulunduğunu dile getirdi.

Diyarbakır’ın 1300 küsur yıldan bu yana Müslümanlığı ile iftihar ettiğini bildiren Arınç, ”Hamdolsun inancımızın tapusu hükmünde olan camilerimiz ayakta duruyor. Ulucami tarihinde ilk defa kapsamlı bir restorasyon gördü, bizim zamanımızda. Allah’a şükrediyoruz. Şimdilik sadece Hanefiler bölümü Ramazan ayı içerisinde bitirildi, ibadete açıldı. Şimdi Şafiler bölümüne başlıyoruz. Zinciriye Medresesi ve Mesudiye Medresesi’ni de o büyük yeri tamamlamış olacağız” diye konuştu.
Eğil ilçesinde bilinen pek çok nebinin kabirlerinin olduğunu, bu kabirleri de ihya ettiklerini, türbeleri onardıklarını söyleyen Arınç, çok güzel bir şekilde onların şefaatlerine, hikmetlerine layık olacağını, hayırlı bir hizmet yaptıklarını bildirdi.

-4 bine yakın camiye bakım-

Ulucami’nin birçok özelliğe sahip olduğunu ama hem Diyarbakır’ın hem Ulucami’nin tek özelliğinin bulunduğuna dikkati çeken Arınç, konuşmasını şöyle sürdürdü:

”Çok şükür bizim mayamızın, inancımızın, ahlakımızın her şeyimizin İslamla yoğrulmuş olması. Çok şükür biz bu şerefe nail olmuş insanlarız. Şu kadar yüzyıldan bu yana yapımız, hamurumuz değişmemiş. Bizi kardeş yapan da Müslümanlığımızdır. Dolayısıyla bu camileri bizim inşa etmemize ve bizden sonraki nesillere daha güzel bir şekilde aktarmamızda elbette büyük sorumluluğumuz var. 9-10 trilyon civarında bir masrafımız oldu, helal olsun. Daha fazlasını da harcıyoruz. Hükümetimiz 10 yıldan bu yana iktidarda. 10 yıldan beri 4 bine yakın cami bakım ve eserini ihya ettik. 3 katrilyondan fazla para harcadık. 70 binden fazla istihdam sağladık. Vakıflar Genel Müdürlüğü çok büyük bir gayretle yoluna devam ediyor. Bugün de sizleri görmek için genel müdürümüz, genel müdür yardımcılarımız, mühendis ve mimarlarımız koşarak Diyarbakır’a geldi.”

Diyarbakır’a daha çok geleceklerini ve daha çok hizmetler yapacaklarını anlatan Arınç, tarımda, sanayide, hayvancılıkta, enerjide, eğitimde bütün sektörlerde en büyük yatırımları yapmanın boyunlarının borcu olduğunu kaydetti.

Bu toprakların hakkını vermek zorunda olduklarını, insanların refah ve yaşam düzeyini daha da güçlendirmek mecburiyetinde olduklarına dile getiren Arınç, barajlar, sulama kanalları inşaatlarının fevkalade büyük bir hızla devam ettiğini söyledi.

1,5 milyon dönüm arazinin sulanacağı bir büyük arazi sulama projesinin yıllardır GAP kapsamında devam ettiğini, projenin bitme noktasına geldiğini bildiren Arınç, surlarıyla bilinen Diyarbakır’da surların çok önemli olduğunu, surların yeniden kalkınabilmesi, düzenlenebilmesi için Kalkınma Bakanlığı’na büyük ödenekler tahsis edildiğini aktardı.

-”İnşallah kucaklaşacağız”-

Valilik ve ilgili bakanlıkların surlar konusunda Cumhurbaşkanının talimatları ile hükümetin büyük kaynaklar ayırdığını belirten Arınç, şöyle konuştu:

”Biz Diyarbakır’ı Türkiye’nin çok önemli bir noktası olarak görüyoruz. Sadece coğrafi bakımdan sadece kültürü ile kadim bir medeniyetin baş şehri olmasından dolayı değil, siyasal bakımdan da her konuda da Diyarbakır Türkiye için de bölgemiz için de çok önemlidir. Sayın Eker İslam’ın anlamından bahsetti. İslam’ın kökünde sulh ve selamet vardır. İslam’a giren kurtulur. Sulhlarla selamete kavuşur. Diyarbakır’ın manası da sulh ve selamettir. Yani barış, huzur ve esenliktir. Tarihte hep böyle olmuştur. Buraya gelenler büyük bir konukseverlikle karşılanmış, insanlara evlerini açmış, bağırlarına basmış, onlarla kardeş olduğunu göstermiştir. Bugün yine Diyarbakır’ın bu özelliklerinin ne kadar güçlü olduğunu biliyoruz. Evet bizi üzen hadiseler var. Hala da zaman zaman devam ediyor. Dün bile patlayıcı maddenin yakalanmış, uzun namlulu silahların ele geçirilmiş olması bizi üzüyor ve kahrediyor. Korktuğumuzdan değil, biz kendimizi Diyarbakır halkına emanet ediyoruz. Diyarbakır halkını da Allah’a emanet ediyoruz. Allah’ın izni ile bunlar bizi korkutacak şeyler değil. Ama huzursuzluk meydana getiriyor. İnsanları tedirgin ediyor. Birilerinin ağzına bir şeyler vermeye vesile oluyor. Ama biz bunlardan kurtulacağız. Artık bu ülkede barış ve huzurla yaşamanın yolunu bir şekilde bulduk, buluyoruz ve inşallah kucaklaşacağız.”

”Bize güvenin kardeşlerim. Biz sizi seviyor ve size güveniyoruz. Lütfen ne olur, bu ülkenin hatırına, geçmişimizin hatırına şu güzel camiler, minareler hatırına bize güvenin ki; biz yoldan çıkmayalım, size hizmet edelim” diyen Arınç, güvenle Diyarbakır’a, ülkeye hayırlı hizmetler etmek istediklerini anlattı.

Arınç, şöyle dedi:
”Allah bu yaptığımız eserden dolayı hepinizden razı olsun. Siz varsınız diye, bunları yapıyoruz. İnşallah 1300 yıldan beri ezanların hiç susmadığı, ibadetlerin her zaman huzur içinde yapıldığı, dualarımızı birbirimize kattığımız bu mekanlarda Allah’ın izni ile her zaman bir ve beraber eylesin. Ecdadımızdan Allah rahmet eylesin. Şefaatleri üzerimizde olsun. Bu camiden gelmiş geçmiş ne kadar imam ve müezzin varsa, ne kadar cemaatinden kimler rahmete kavuşmuşsa Allah rahmet eylesin. Kalanlara da sağlık afiyet versin. Daha yüzlerce Ulucami İslam aleminin göz bebeği olarak her zaman Diyarbakır’ın en güzel eseri olarak var olsun.

ARSLAN BULUT : İşte Büyük Millet! /// CC : @ArslanBulut1


Türk kimliğinin yerine Büyük Millet kimliği tasarlayan Tayyip Erdoğan, 1071’ in yıldönümü olan 2071 ’i hedef gösterirken ne yapmak istiyor..

1071 Malazgirt Savaşı ile Alparslan’ın Anadolu kapılarını Türkler’e açtığı söylenir. Bu tarihi yorum eksiktir.
Bugünkü bilgilerimiz, Anadolu’nun ezelden Türk vatanı olduğunu göstermektedir. Fred Hamory gibi Macar, Kazım Mirşan, Selahi Diker ve Haluk Tarcan gibi Türk araştırmacılar, özellikle Sümerce ile bugünkü Türkçe arasında tıpatıp benzerlikler bulunduğunu ortaya koymakta, Anadolu’da bulunan eski yazıtların öntürkçe olduğunu ispatlamaktadır. Yine Frikler, Likyalılar ve Hattiler’den kalan yazıtların öntürkçe olduğu tespit edilmektedir.

***

Oğuzname ya da Oğuz Kağan Destanı’nın beş ayrı yazması vardır. Yazmalardan çıkarılan ortak bilgilere göre Oğuz Kağan, başkent Karakurum’dan ordusuyla yola çıkarak, Batı’ya yürüdü, İtil ırmağını geçtikten sonra Kafkasları denetim altına alarak bugün Ağrı denilen Alatağ’da ve ayrıca Karabağ’da yayladı. Daha sonra Anadolu’ya ve Irak’a hakim oldu, Şam üzerine yürüdü, Suriye teslim olduktan sonra dönerek Antakya’yı kuşattı, bir yıllık kuşatmadan sonra 90 bin askerini yerleştirerek tahtını burada kurdu. Oğuz Kağan üç yıl Antakya’da kaldıktan sonra Bağdat, Isfahan ve Herat üzerinden memleketine dönmeye karar verdi, Semerkant ve Buhara’ya da uğrayıp 50 yılda dünyayı fethederek memleketine döndü.

***

Heredot da İskitlerin, Kafkasya üzerinden Kimmerler’i kovalayarak Anadolu’ya hakim olduğunu, Mısır üzerine de yürüdüğünü, Filistin’deyken Mısır Kralı Psammetikos’un armağanlar sunup yalvarması üzerine daha ileri gitmediğini, Anadolu’nun 28 yıl İskit hakimiyetinde kaldığını, fakat büyük çoğunluğunun Medlere ve Perslere konuk olduğu bir gece sarhoş edilerek boğazlandığını anlatır.

Heredot’un bu olaylarla ilgili gösterdiği tarih, M.Ö. 7’nci yüzyıldır.

Reşideddin de Oğuz’un Diyarbakır, Erbil, Musul, Bağdat ve Şam’ı nasıl kendisine bağladığını, Antakya’nın nasıl direndiğini ve şehir teslim alındıktan sonra Tekür ordusunu da mağlup ettiğini anlatır.

Dolayısıyla, Alparslan’ın, Malazgirt Savaşı ile tapusu ezelden beri Türkler’e ait olan Anadolu’yu asli sahibine iade sürecini başlattığı söylenebilir. Alparslan, bir yandan da denize ulaşmak ve Anadolu coğrafyasına tamamen hakim olarak Avrasya merkezli yeni bir medeniyetin öncülüğünü yapmak istiyordu. Nitekim, Büyük Selçuklu, Anadolu Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde Türkler, Anadolu’da yeni bir medeniyet kurdu.

***

Osmanlı’nın son döneminde, Türkçe’nin, buna bağlı olarak Türk düşüncesinin ve bilimsel gelişmenin duraklaması ve hatta gerilemesi sonucunda, İngiltere, Fransa ve Rusya, Kızılırmak’ın batısını Rumlar’a, doğusunu Ermeniler’e teslim ederek bu topraklardaki Türk varlığını tamamen yok etmeyi planladı. Bu plan, Ermenilere ve Kürtlere ayrı devlet kurmayı öngören Wilson Prensipleri ile desteklendi. Ermeni istilası, İttihat ve Terakki tarafından tehcir ile önlendi. Kürtler, Türk varlığının bir parçası olduklarını ilan etti ve bu savaşta düşman oyununa gelmedi.

Karadeniz’deki Rum çeteleri, Mustafa Kemal Paşa’nın da desteğiyle Osman Ağa tarafından mağlup edildi. Ege’de devlete isyan etmiş efelerin bir kısmı Rum çetelerine karşı milli mücadeleye katıldı. İç isyanlar bastırıldı. Mustafa Kemal Paşa’nın başkomutanlığında sürdürülen milli mücadelede, Kazım Karabekir Paşa, Şark cephesini düşmandan temizledi. Garp cephesinde İsmet Paşa, Türk’ün makus talihini yendi. Sakarya’da düşman tuzağa düşürüldü ve son olarak Dumlupınar’da Fevzi Çakmak Paşa’nın ve bütün komutanların da katılımıyla Büyük Taarruz gerçekleşti. Ancak, Anadolu’nun yeniden Türkleşmesi bitmemişti.

Halka, “Ne mutlu Türk’üm diyene” politikası ile ulus bilinci vermeye çalışan Atatürk, İngilizlerin önerisini kabul ederek Balkanlar’da kalan Türk varlığı ile Anadolu’daki Rumların mübadelesini sağladı. Sonuç olarak, Anadolu’nun yeniden Türkleşmesi mübadele ile tamamlandı. İşte Ahmet Davutoğlu’nun “hesaplaşacağız” dediği ulusçuluk, yani milliyetçilik sürecinin kısa özeti budur

Tayyip Erdoğan’ın Büyük Orta Doğu Milleti yaratmak yönünde gelişen 2071 hedefi, bu süreci tersine çevirmeye dönük değil midir? Değilse bize izah etsin lütfen…

Yargıda AKP ayrıcalığı


Yargıda AKP ayrıcalığı

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ın yargılandığı duruşmaya, “Başbakan ile randevusu” olduğu gerekçesiyle gitmemesi tepki çekti. Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Başkanı Tansel Çölaşan, yargıda AKP ayrıcalığı olduğunu ileri sürdü.

‘Yargıda AKP ayrıcalığı yaşanıyor’

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, yargılandığı davanın duruşmasına “Başbakan ile randevusu” olduğu gerekçesiyle gitmezken, muhalefet partili belediyelere de polis baskısı arttı. Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Başkanı Tansel Çölaşan, Topbaş’ın davranışına “Arkasında kapı gibi Başbakan’ı var” sözleriyle gösterdi YENÇAĞ’ın konu ile ilgili sorularını yanıtlayan Tansel Çölaşan, yargının AKP döneminde hiç olmadığı kadar siyasallaştığını söyledi.

İzmir Büyükşehir Belediye başkanı ve muhalif belediye başkanlarının suçsuz yere aylarca hapiste tutulduklarını anımsatarak şöyle konuştu: “Çağıran Başbakan olunca akan sular durur mahkemenin bu duruma, hayır bunu mazeret olarak kabul edemem deme hakkı yoktur. Bugün başbakanın emrini kabul edilebilir mazeret olarak görmeyen bir mahkemeyi düşünemiyorum. Bu nedenle mahkemenin vermiş olduğu bu karar aslında yargının içinde bulunduğu durumu, siyasetin emrinde olduğunu gösteriyor. Bu yargı siyasete bağlıdır.”

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: