Günlük arşivler: Ekim 6, 2012

HARİCİYE NAZIRI DERİN AKADEMİSYEN


Hariciye nazırı derin akademisyen Davutoğlu Cumartesi sabahı dört cengaver gazeteci kimlikli şahısla Erdogan-Davutoglu rejiminin borazanı TRT’de Suriye muhabbeti yapıyor. Tavus kuşu edasıyla konuşuyor. Light gazeteciler light-çanak sorularıyla onlardan istenilen görevi ifa ediyorlar. Suriye’den kaçan eski Suriye başbakanı ve sülalece Suriye’yi soyup talan eden Tlass ailesinin asker kökenli oğulları Manaf Tlass ile özel olarak görüştüğünü onlardan Suriyedeki son durumla alakalı “özel” bilgi aldığını söylüyor. Suriye’de kurulmasını arzu ettiği geçici hükümette Suriye Cumhurbaşkanı yardımcısı Faruk el-Şara’nın yer alabileceğini, bu şahsın kan dökmediğini, hatta bu şahsın ülkeden kaçmaya çalıştığı lakin bunu başaramadığını konu ile alakalı daha fazla bilgi veremeyeceğini deklere ediyor. Maşallah, Hariciye nazırı değil sanki Türkiye-Suriye İstihbarat konseyi başkanı. Sadece bilmiyor bizati işin içinde. Yabancı bir ülkenin eski yetkililerinden bilgi topluyor, halen görevi başında olan yabancı bir devletin yetkilisinin firar olayında tam teşekküllü malumata sahip. Mülakat esnasında söylediği çok şeyin doğruyu yansıtmaması bir yana, freni patlamış kamyon gibi diplomatik adab ve sorumluluktan uzak demeçler veriyor.

Derin akademisyen Davutoğlu Akçakale’ye düşen güllenin ardından radarlarımızın bunların nereden geldiğini ve nevilerini anında tespit ettiğini, bunları fırlatan topun ve sorumluların anında tahrip edildiğini gururla arz ediyor. Can Dündar köşesinden haklı olarak soruyor:

“Türkiye-Suriye sınırında faaliyet gösteren radarlar, Akçakale’de 5 kişinin ölümüne neden olan Suriye topunun nereden ve kim tarafından ateşlendiğini tespit etmiş. O batarya tam isabetle vurularak imha edilmiş. Bravo! Şimdi sormaz mısınız: Akçakale’de 5 kişiyi “yanlışlıkla” bombalayan Suriye topçusunu iki saatte bulanların, Uludere’de 35 kişiyi “yanlışlıkla” bombalayan Türk jetinin sorumlusunu 10 ayda bulamaması anlaşılır şey mi?

Suriyede yaşanılan trajedinin ve dökülen kanın en büyük sorumlusu bizzatihi Davutoğludur. Davutoğlu Suriye savaşında başından itibaren taraftır. Türkiye’ye getirilen ve ülkemiz üzerinden Suriye’ye sokulan her yerli ve yabancı silahlı militandan bizati sorumludur. Sınırlarımızı yol geçen han misali kullanan, hastanelerimizde tedavi edilen, ve her türlü siyasi, askeri ve güvenlik desteği alan militanların döktüğü kandan şahsen sorumludur. Suriye’de yakılıp yıkılan evlerden, alt yapının tahrip edilmesinden, hastane-okul ve resmi kurumların kullanılamaz hale getirilmesinden bizati sorumludur. Suriye’de her iki taraftan ölen canlardan da derin akademisyen Davutoğlu mesuldur. Suriye sınırına yakın bütün vilayetlerimizde şahit olduğumuz iktisadi kayıplardan, sosyal tahribata kadar yaşadığımız kaygı ve tedirginlikten şahsen sorumludur. AKP’ye oy verenlerin dahi ezici çoğunluğu Erdoğan-Davutoğlu rejiminin Suriye politikalarını onaylamamaktadır. Milli iradeye saygı duymayan bizati Davutoğludur. Suriyede anti-emperyalist ve anti-Siyonist milli-devrimci muhalefeti katleden ve tekfirci muaviye-yezid tayfasını muhalefet olarak palazlayıp pazarlayan ve güçlenmesini sağlayan bizati kendisidir. Çünkü Esad iktidarı ile “ortak hükümet“ kurma noktasından bölgemizi ABD’nin projeleri uğruna kan gölüne dönüştüren politikaların mimarıdır. “Mesele bir halkın haklı talebi ile alakalıysa babamı bile tanımam“ diyen Erdoğan-Davutoğlu’nun ifadelerine itibar edilebilirmi? Ainesi iştir kişinin lafına bakılmaz. Bunların Irak, Afganistan, Libya, Bahreyn işgali esnasında ortaya koydukları söylem ve eylem tarih tarafından not edilmiştir. Bölgemizde cereyan eden hadiselerden ziyade Erdoğan-Davutoğlu rejiminin mezhepsel söylemleri ile gerici-bağnaz anti-demokratik uygulamaları işleri için iyi bir emsal teşkil etmektedir. Yandaşlarının yalanları, iftiraları, karalamaları çamur atmak için her türlü yolu mübah kabul etmeleri onlarca örnekle tescillidir.

Ha, bu esnada New York-Washington beybisi Egemen Bağış gaza gelerek patlatmış: “Suriye’yi bir kaç saat içinde yok edebiliriz”. Bakan olacak bu yeni yetme acemi politikacı ya sayı bilmiyor yada hiç savaş yaşamamış. Acilen özel bir birlik oluşturulup Egemen Bağış başına getirilmeli ve Şam’daki Emevi Camii yi istila etme görevi verilmelidir. Onun imamlığında Emevi Camiinde namaz kılmak isteyenler var. Hadi Egemen bey destuuuurrrrrrr deyip silahını kuşan. Bu işler ABD’ninkine itimad ettip erkeklik taslamaya benzemez Egemen bey.

Ömer Hayyam
söylerse ne güzel söyler:

“Ferman sende ama güzel yaşamak bizde
Senden ayığız biz sarhoş halimizle
Sen insan kanı içersin biz üzüm kanı
İnsaf be sultanım kötülük hangimizde”


Mehmet Yuva

İLK KURŞUN

Melih Aşık: Darbe komisyonu!


Milletvekili dostumuza:

– Ama Anayasa diyecek oluyoruz…
– Anayasa mı kalmış memlekette, diyor…

Anayasayı bizzat Meclis çiğniyor… Hem de gayet açık ve seçik şekilde…

Bir yandan Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı 28 Şubat soruşturmasını yürütürken… İnsanları sorguya çeker, tutuklar, hapse atarken…

Bir yandan da Meclis’te Darbeleri Araştırma Komisyonu adı altında bir komisyon 28 Şubat’la ilgili – ilgisiz kişileri sorguya çekiyor… Paralel bir soruşturma yürütüyor…

İstediği soruları soruyor, cevapları istediği yöne çekiyor…

Oradaki soru cevaplar ve yapılan yorumlar basına yansıyor…

Neticede “soruşturmayı ve adli yargılamayı” etkileyen bir nitelik kazanıyor.

* * *

28 Şubat bir taraftan yargıya intikal etmişken diğer taraftan Meclis’te bu konuda komisyon kurulması, “… Görülmekte olan bir dava hakkında Yasama Meclisinde… görüşme yapılamaz veya herhangi bir beyanda bulunulamaz” diyen Anayasa’nın 138. maddesine aykırı değil midir? Soruya CHP’nin eski hukukçu milletvekili Kemal Anadol “Taban tabana zıttır” diyor. Bir başka hukukçu milletvekili Dilek Akagün Yılmaz da aynı görüşte:

“Bana göre de aykırıdır. Ama zaten bu komisyonun kurulma amacı yargıyı baskı altına alarak vereceği kararı etkilemektir. Başbakan’ın, yargıya talimat verdiğini açıkça söylediği, dolayısıyla yargı bağımsızlığının olmadığı ülkemizde mahkemenin bu komisyondan etkilenmemesi mümkün müdür.”

* * *

CHP böyle bir komisyonun kurulmasını nasıl kabul etmiş, neden üye vermiş? Merak uyandıran bir soru da bu kuşkusuz…

Savaş aşk mıdır?

Komutan askerleri toplamış havadan sudan konuşuyormuş…

Size bir soru soracağım demiş askerlere, sevişmek aşk mıdır, iş midir?

Biri atılmış:

– Aşktır komutanım…

– Nereden biliyorsun?

– İş olsa onu da bize yaptırırdınız…

Ordu’lu okurumuz Demet Özel diyor ki:

Suriye işi pis iş olmasa da aşk olsaydı.. ABD kendi yapar bize yaptırmazdı…

Rahmetli Özal ABD taşeronluğuna aktif politika adı takmıştı.

Bir koyacağız üç alacağız sloganıyla Türkiye’yi savaşa sokmaya çalıştı.

Sonunda üç koyduk bir aldık… Ama akıllanmadık.

Bizi hiç ilgilendirmeyen bir kavgaya karışıp Akdeniz’de iki pilotumuzu, Urfa’da beş canımızı kaybettik. Misilleme yaparken 15 Suriye askerini öldürdüğümüz söyleniyor.

Suriye’nin kışkırttığı PKK’nın öldürdüğü vatan evlatları da cabası…

Bunların hepsi Suriyeli çapulcuları destekleyeceğiz diye oluyor…

Portakal Zamanı

Antalya Altın Portakal Film Festivali bugün başlıyor… Bu yıl 49’uncusu yapılacak festivale sinemanın “Sultan”ı Türkan Şoray imza atacak… Bu akşamki açılış töreninde Türkan Sultan’a sanatta sosyal sorumluluk ödülü verilecek. Yaşam boyu onur ödülüne değer görülen yönetmenDuygu Sağıroğlu, yapımcı Necip Sarıcı, usta oyuncular Güler Ökten, Salih Güney ve Meral Zeren’e ödülleri sunulacak.

Türkan Şoray’ın Altın Portakal ile yaşıt olan mesleki başarılarını Antalya Belediye Başkanı ve AKSAV Şeref Üyesi Prof. Mustafa Akaydın şöyle anlatıyor:

– Türkan Şoray sinema kariyerinin ilk ödülünü ‘Acı Hayat’ ile Altın Portakal’ın ilk yılında yani bundan 49 yıl önce almıştır. Daha sonraki yıllarda da ‘Vesikalı Yarim’,

‘Hayallerim, Aşkım ve Sen’ ve ‘Bir Aşk Uğruna’ filmleriyle 3 kez daha Altın Portakal’ı kucaklamıştır…

Festivalin bu yılki ana teması “Mizah, Muhalefet ve Demokrasi”…

Festivalin ilk galası, gazeteci Soner Yalçın’ın Sivas katliamını anlatan “Menekşe’den Önce” adlı belgeseli için yarın yapılıyor…

Soner Yalçın’ın OdaTV davasından tutuklanarak Silivri Cezaevi’ne gönderilmeden önce çekimlerine başladığı “Menekşe’den Önce”, arkadaşları tarafından tamamlanmıştı… Film Sivas katliamını konu alıyor.

Festivalde en iyi film ödülü bu yıl 350 bin TL’den 400 bin TL’ye yükseltildi.

Festival birçok kategoride Türkiye’deki en yüksek ödülü dağıtıyor…

Festivalin bu yılki yabancı konukları arasında Macar yönetmen İstvan Szabo gibi sinema tarihine geçmiş isimler bulunuyor.

Özel ödüllerden biri İlyas Salman’a veriliyor…

Yıldırım Önal Anı Ödülü’ne ise bu yıl değerli sanatçı Işık Yenersu layık görüldü…

Festival ödüllendirmede her zaman iyi isimler seçiyor.

Yiğidin hakkını yiğide vermek lazım… Muhalefetteki Devlet Bahçeli bugunkü iktidara AKP’ye katılan iki eski lider Kurtulmuş ve Soylu’dan
daha fazla hizmet etti…

Haldun Ertem

Yapılan “Muhafazakârlık Araştırması”na göre oruç tutanların oranı azalmış.

O zaman iftar kuyruklarının uzamasının tek izahı var: Açlık!

Fahrettin Fidan

Milliyet

Yeşilçam : Yeni Dünya Düzeni


Haçlıların yol haritası. Banu AVAR /// CC : @avarbanu


Gazi Paşa’nın ordusunu dönüştürme operasyonu iyi incelenmelidir..

1947’de operasyon başlamıştır… Amerika ‘sahiptir!’ İmzalar atılmıştır. Karanlıklar prensi Richard Perle’nin özetlediği gibi: ‘Türkiye Amerika’nın Ortadoğu’daki jandarmasıdır!’ ya da küresel tefeci Soros’un dediği gibi ‘Türklerin ihraç malı Türk askerinin kanıdır!’

Menderes ‘NATO’ya girmemiz bir zaruretti!’ demişti: ‘Uluslar arası camia’ denen kan içiciler bizi NATO örümcek ağına alsınlar diye Mehmetçiğin kanı, Kore’de Amerika’ya feda edilmiştir! Şimdi de Suriye’de İran’da Afganistan’da Somali’de o kana ihtiyaç vardır! Müslümanlar Müslümanlara kırdırılmalıdır. Bu Haçlıların yol haritasıdır.

Türkiye NATO’ya alınırken, Türk ordusunun bir subayı üstelik Kurtuluş savaşının önemli bir komutanı Cafer Tayyar Eğilmez, ‘Amerikan dostluğuyla Ortadoğu Federasyonu’ hayali görmeye başlamıştı: ‘ABD ile birlikte, Rusya’ya karşı Ortadoğu cephesi kuracağız!’ diyordu. Pakistan, Afganistan İran ve Türkiye ve tüm İslam ve Türk ülkeleri Ortadoğu Federasyonunda birleşecekti! Arabistan’ın güneyi ve Mısır da bu federasyona girecekti. Amerika bu örgüte destek verecekti!

Eğilmez, bu yol haritasının yine ABD tarafından eline tutuşturulduğunun farkında değildi.

Tek Dünya devletine giden yolda Avrupa Birliği gibi, Asya federasyonu gibi Ortadoğu federasyonu gibi yapılarla ulus devletler yok edilecek, ordular birleştirilecek, işgâl kuvvetleri emperyalizme hizmet edecekti.

‘Hürriyetini karakteri sayan’ bir milletin ordusu, yavaşça dönüştürülecek, bir başka ulusun köle askeri haline gelecekti!

Her ne kadar 60 yıllık ‘çalışma’ sonucu, Türk ordusu içinde belli yerlere sızılarak dönüştürülerek, komuta kademelerinde birileri satın alınarak, pazarlıklar yapılarak bir noktaya gelmiş olsalar da , bu ordu halkın içinden gelen, vatan için şehit veren, hürriyetini, toprak ve bayrağını her şeyin üzerinde tutan bir milletin ordusudur… Hedefleri, bu orduyu yok etmek yerine ‘yeni’ özelleşmiş, sahibine sadık, halkına ve komşu halklara düşman bir ordu yaratmaktır. Bu, şerefli Türk ordusunu , Peygamber Ocağı olmaktan çıkarıp ‘haçlı birliğine’ dönüştürme çabasıdır… Hadi, azgın hırslarına gem vuramayan, gözünü Batı bürümüş 20-30 komutanı, bin ikibin subayı ikna ettiniz… Peki zamanı geldiğinde hepsi ASKER olan bu milletle nasıl baş edeceksiniz! Avucunuzu yalarsınız!!

Abramowitz’in Tercümesi: ‘Türkiye’nin nazik durumu’ neymiş?! / Banu AVAR /// CC : @avarbanu


Amerika’nın eski Ankara büyükelçilerinden, AKP liderini ‘koltuğa oturtan adam’ olarak bilinen, ‘derin’ ABD’nin odak noktası CFR’nin (Dış İlişkiler Konseyi) uzmanı, 1994’de ‘Türkiye parçalanabilir!’ açıklamasını yapan Morton Abramowitz Eylül 2012 yazısında bakın Türkiye’yi nasıl değerlendiriyor:

1. ‘Türkiye şimdi zor durumda. En büyük sorunu Kürtler..’

2. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan 2014 seçimlerinden sonra Cumhurbaşkanlığı koltuğunu hedefliyor ama koltuğu tehlikede…’

3. Türkiye, komşularla ‘sıfır sorun’lu değil, tüm komşularıyla kavgalı! Özellikle Suriye konusunda ne içeriyi ne dışarıyı ne batıyı mutlu edemedi.

4. Erdoğan, Barzani ile yakın ilişkiler geliştirdi ama bu ilişkiler PKK terörünü engellemesine yetmedi.

5. Suriye’ye herkesten fazla müdahil olan Erdoğan, şimdi kendi ülkesini mezhep çatışmalarına doğru sürüklüyor!

6. Türkiye’de Kürtlerin geldikleri nokta da çok çelişkili.. Kürt halkı şiddetin durmasını isteyor ama bir yandan PKK’yı destekliyor…

7. PKK lideri Abdullah Öcalan bir çeşit federal sisteme destek veriyor ama bir zamanlar savunduğu özerklik fikrinden sözetmiyor..

8. Erdoğan çözümsüz kaldı ve her sıkıntıda kalan Türk lider gibi MHP’den medet ummaya başladı..

9. Türkiye’de muhalefet yok.. halk sessiz ve tepkisiz..

10. Erdoğan gerek PKK terörü, gerek Suriye ve gerekse bozulan ekonomi nedeniyle koltuğunu kaybetme tehlikesi içinde..

11. Erdoğan ABD’nin has adamı ama özellikle Kürt sorunu onun sonunu getirecek güçte bir mesele..

12. 2013 yılında Erdoğan ülkesindeki anti Amerikan havadan çok çekecek.. 2013 de seçimlere hazırlanan yeni siyasi partiler siyasi arenaya girecek..

13. AKP 2014 seçimlerinden önce dağılma riskiyle karşılaşabilir.

14. Türkiye sürprizlerle doludur.. Dikkatle izlenmeli ve boş bırakılmamalıdır!

CFR’nin adamı bu noktaları vurguluyor.. Eylül 2012’de Türkiye Amerika’dan işte böyle görünüyor.. Şu anda Türkiye’de ekonomiyi, siyaseti, siyasi partileri, askeriyeyi yöneten ABD’nin kıdemli uzmanı Abramowitz’e kulak verirken, kendi getirdikleri işbirlikçilerini deliğe süpürmekte bir an tereddüt etmeyecek olan küresel çeteyi, ‘Yeni bir Anayasa ile Dönüşmeliyiz!’ diye çığlıklar atan siyasetçileri, Türk Federe Devleti’ne kulaklarımızı alıştırmaya çalışan Soroscu muhalefeti, Atatürk veya İslâm’la halkı aldatanları iyi bir değerlendirmeden geçirme zamanı! Bakın elin Amerikalısı bile ‘BU MİLLET SÜRPRİZ YAPAR AMAN HA!’ diye son noktayı koyuyor.. Peki Türk milleti ne diyor?!

Yarın yine şehit cenazeleri var!..

Banu AVAR, 25 Eylül 2012
banuavar

kaynak :http://www.guncelmeydan.com/anasayfa/index.php?option=com_content&view=category&layout=blog&id=34&Itemid=224

CHP’YE YENİ ANAYASA HAKKINDA BİLDİRGE ( İmza Kampanyası )


CHP Genel Başkanı sayın Kemal KILIÇDAROĞLU,
CHP YÖNETİMİ
CHP Milletvekilleri,

Ülkemizin örtülü bir emperyalist işgale açılmış olduğu bu karanlık süreç içinde,
Üniter Devlet yapısı yok ediliyor…,
Ülkemiz bölünmenin , etnik ve inanç çatışmalarının eşiğine getirildi…
Yürütme erki yasamaya ve yargıya egemen oldu.
Türk Silahlı Kuvvetlerinin gücü ise emperyalizm ve işbirlikçileriyle birlikte kırılmaya çalışılıyor.
Ülke aydınları ve komutanlar düzmece kanıtlarla senelerdir tutuklu.
Laik demokratik Cumhuriyet rejimi tahdit altında.
Ülke bağımsızlığımızın sorgulandığı bir süreçteyiz.

Var olan bu şartlar altında,
Demokrasi kulvarında halkın umudu olan CHP ne yapıyor ?

10 seneyi aşkın iktidar olan ve yukarıda sıralanmış olan kargaşayı yaratan
AKP ile birlikte kolkola yeni bir anayasayı yapıyor !!!.

Önce bir konuyu hatırlatmak isterim ;

AKP iktidarı daha önce de yeni bir anayasa taslağını kendi seçtiği kişilerce
Sizleri dışlayarak ve,otellerde,kamu kurumlarının misafirhanelerinde hazırlatmış olduğu Anayasa taslağını,Ülke iradesinin ortaya çıktığı TBMM’ye dahi getirmeden,
Kamu oyu ile,Anayasa hukukçularıyla,halkla paylaşmadan
Amerika’ya gönderip,
Anayasa’yı ABD yönetimine sunarak oradan icazet almak istemişlerdi !!!

Bunun ne kadar üzücü ve küçültücü olduğunu,
Ancak manda yönetimlerine has bir davranış olup olmadığını,
Sizlerin takdirinize bırakıyorum …

Değerli ve saygın Anayasa hukukçularının görüşüne göre,
Hiç bir hükümet KURUCU İRADENİN üzerinde değildir ve
hukuken YENİ BİR ANAYASA yapmak gücüne sahip değildir.

Sizin de AKP ile birlikte üzerinde çalıştığınız yeni anayasa taslağı,
AB ve ABD’nin talebi üzerine yapılmaktadır.

Korkumuz odur ki ;

Bu anayasa Türk halkının toplumsal istek ve ihtiyaçları yerine,
Küresel düzenin ve bu düzenin efendilerinin isteklerini karşılayacaktır.
Amerika’nın gölge Dışişleri Bakanlığı gibi çalışan Council on Foreign Relations,

Dış İlişkiler Konseyi “Türkiye-Amerika İlişkilerinde Yeni İşbirliği” adıyla yeni yayınladığı raporu şöyle diyor ;

“AKP’nin yeni anayasa çalışmalarına , Kürt açılımı ve anayasa çalışmalarına Amerikan yönetiminin yoğun destek vermesi gerektiği vurgulandı.Amerika’nın daha sıkı işbirliği içine girerek Türkiye’den yararlanabileceğine işaret edildi.”

CFR’nin bu raporu bile Yeni Anayasa dayatmasının son göstergesidir.
Sayın Kılıçdaroğlu,
Sayın Milletvekilleri,
Sizlere sorularımız var ;

* Anayasa’yı yapmış olan kurucu iradenin DEĞİŞTİRİLEMEZ denilen maddeler
üzerinde çalışmalar yaparak oynama/değiştirmeler yapacak mısınız ?

* Etnik Kimlikleri öne çıkartarak,TÜRK’lük tanımına koşut kılacak mısınız ?

* Her Ülke ve Devlet kendi ÖZDİLİNLE vardır.ANADİLİMİZE koşut başka dillerin de ANADİL olarak kullanılması konusunda çalışmalar yaptığınız yazılıyor.
Doğru mudur ?

* Örneğin Van da açıkladığınız gibi AB’nin İKİZ BÖLÜNME YASALARI,
Üniter Devletimizi bölecek şekilde yeni anayasada yer alacak mıdır ?

Sayın Kılıçdaroğlu,
Sayın Milletvekilleri,
Laik demokratik Cumhuriyet’in,
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün,
Ulus Devlet’in,
Devrimlerin,
Bağımsızlığın,
Üniter Devletin,
ÜZERİNE ÇİZGİ ÇEKMEYE ÇALIŞAN,
Emperyalistler ve İşbirlikçileriyle kolkola girmeyiniz…

Ülkesini seven ve geleceğinden kaygı duyan Yurttaş’lar olarak
Sizlerden isteğimiz ;

CHP’nin dış dayatmalı ve ,
Emperyalizm ile AKP’nin çıkarlarına uygun,
YENİ ANAYASA YAPILMASI çalışmalarından çekilmesi ve
CHP’yi kuruluş ilkelerine ve ruhuna döndürmesidir.

Saygılarımızla
Ulusalcı Gönüllüler

KATILIM İÇİN YORUM BÖLÜMÜNE İSİM SOYİSİM VE “KATILIYORUM” YAZMAK YETERLİDİR,BUNUN DIŞINDA YAPILAN HİÇBİR YORUM KESİNLİKLE ONAYLANMAYACAKTIR.Yorum kısmına görülebilecek şekilde açık isim ve soyad yazılmadığı takdirde listeye ilave edilmeyecektir

Ad Soyad
“Katılıyorum”

ulusalcigonulluler adresine eposta atarak da kampanyaya katılabilirsiniz.

Mustafa Balbay: Mevzubahis İktidarsa Vatan Teferruattır! /// CC : @BalbayMustafa @MustafaBalbay @mbalbay 35 @mustafabalbay35 @BalbayM


AKP 4. Olağan Kongresi’ni, daha doğru anlatımla Erdoğan’ın kongresini televizyon kanallarının yayımladığı ölçüde sonuna kadar izledim.

Medyanın genel görünümünü düşünürken sıklıkla aklıma gelen, “çok kanallı tekseslilik” tanımını iliklerime kadar duyumsadım.

Başbakan’ın konuşması boyunca tüm haber kanalları tek tip görüntüyü verdi. Hangi kanalı açsanız aynı görüntü vardı.

Partinin yönetim organlarına aday gösterilenlerin listesi açıklandığında tüm kanallar kesinleşmiş sonuç olarak duyurdu. Zira açıklanan listenin dışında başka birinin seçilmesi olanaksızdı.

Salonun iklimi, 1980’li yılların Demirperde ülkelerindeki komünist partisi kongrelerini anımsatıyordu. Tek seçicinin her şeyi uzun uzun alkışlanıyordu, o kadar.

Medyaya uygulanan akreditasyonla ilgili söylenebilecek tek şey var:

Akredite bir medya isteniyor!

***

Başbakan’ın 3 saati aşan konuşmasından selamlamaları, şiirleri ve türküleri çıkardığımızda geriye partisinin Meclis’teki grup konuşmalarına benzer bir metin kalıyordu.

Ancak Başbakan’ın bu sözleri “2023 vizyonu” çerçevesinde söylediğini dikkate alıp, ona göre değerlendirme yapmak gerekir.

10 yıldır Türkiye’yi yöneten Erdoğan, en az bir 10 yılı daha sandıkta keklik görüp, bu sürecin tüm yönetim yapısını kendisine göre yeniden şekillendirmeye hazırlanıyor.

Kimi “tarafsız AKP’liler”, özellikle ekonomi tablosuna bakıp, Başbakan’ın bu şekillendirmede haklı olduğunu söylüyor. Ekonomideki durumun genel özeti şu; olağanüstü kriz dönemleri dışında Türkiye ilk 20 ülke arasında. 15’in altına inemiyoruz, 20’yi de pek aşmıyoruz. AKP döneminde de bu gerçek değişmedi. Başbakan’ın verdiği ekonomi rakamları da bunun göstergesinden başka bir şey değildi. AKP’nin ekonomideki dervişi de Kemal Derviş’ten başkası değildi.

Kamuoyundaki genel beklenti Başbakan’ın Kürt sorunu konusunda yepyeni şeyler söyleyeceği yönündeydi. Beklenti o kadar büyütülmüştü ki ne söylense içi dolmazdı. Başbakan da şunu söylemekle yetindi:

“Kürt kardeşlerimize sesleniyorum; bunca zamandır biz adım atıyoruz, bir adım da siz atın…”

Ardından da topu CHP’ye atıp başka konuya geçti.

Dış politikaya bakınca, AKP’nin diliyle, “nereden nereye” gelindiği sorusuna şu yanıtı verebiliriz:

Avrupa’dan Ortadoğu’ya!

Ortadoğu’ya gelişi kesinlikle bir küçümseme anlamında vurgulamıyoruz. Keşke, Ortadoğu’yu kucaklayan, geleneksel “bütün taraflarla görüşebilme” gücümüzü daha üst standartlara ulaştıran bir politika çizebilseydik. Tam tersine, bu anlamda geçmişteki gücümüzün de gerisindeyiz. Söylemeye dilimiz varmıyor ama Ortadoğu’da çözümlerin değil sorunların parçası haline geliyoruz.

Ne yazık ki iktidar iç politikada olduğu gibi dış politikada da devletin yapısına göre değil, AKP’nin hedeflerine göre adımlar atıyor.

Hedef 2023 olunca yer yer Mustafa Kemal’den esinlenmeler varmış gibi bir hava vermeyi de ihmal etmemişler. Sanıyorum o ünlü sözünden esinlenip kendilerine şöyle bir yol haritası çizmişler:

Mevzubahis iktidarsa vatan teferruattır!

***

Kongre sırası ve sonrası yorumlarda tam resmi AKP yayın organlarının çoğu; Başbakan için “dünya lideri” sıfatına kadar gitti. Belki de “Türkiye lideri” diyemedikleri için böyle bir çıkış buldular.

Hiçbir muhalefet partisi temsilcisinin katılmadığı bir kongre için başka ne denebilir?

Bir güç ne kadar büyük olursa olsun, yalnızlaştıkça güçsüzleşir. AKP’nin son kongresi ne kadar büyük görünürse görünsün yalnızlaştığının fotoğrafıdır.

Bu, aynı zamanda düşüşe geçişin göstergesidir. Böyle bir aşamadan sonra artık sorun, yeni iktidar seçeneğinin nasıl oluşacağıdır.

Türkiye’nin en azından bugünkünden daha iyi yönetilmesini sağlayacak bir seçenek oluşturamazsak…

Yuh olsun bize!

Ümit Özdağ: AKP’nin Kürt açılımı en radikal aşamasında /// CC : @umitozdag @Umit_Ozdag


AKP Kongresi’nin en önemli boyutunu gelecek 10 yılda hedeflenen reformlar ile ilgili 63 maddenin bazıları oluşturmaktadır. Erdoğan’ın bir kısmını okuduğu bir kısmını okumadığı 2023 manifestosunda 63 maddelik reformdan bahsedilmekte. Bunlardan bazıları doğrudan PKK/Kürt açılımı ile ilgilidir. Bu maddelerin gösterişsiz bir şekilde yazıldığı, adeta önemsizleştirildiği ve değişik bölümlere dağıtıldığı görülmektedir. Adeta bu maddeler kurultayda gözden kaçırılmak istenmiştir. Ancak bu maddeler gerçekleştirildiği zaman 1923’te İstiklal Savaşı ile kurulan Türkiye Cumhuriyeti sona ermiş olacaktır. Yerine çok milletli, federal/özerk bölge yapılı bir devlet oluşacaktır. Bu maddeler yaşayan sahte Suriye krizinden daha önemlidir.

Peki, nedir kastettiğimiz maddeler?

1) Anadilde savunmanın sorun olmaktan çıkarılması.

Bugün Türkçe bilmeyen bir Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı için anadilinde savunma yapması sorun değildir. Demek ki sorun anadilde savunma yapmak isteyene tercüman sağlanması değildir. Kürtçenin de yargılama dili olmasıdır. KCK davasında kendi aralarında Türkçe konuşan PKK’lılar mahkemede Kürtçe savunma diye itiraz etmişlerdir. Bu adım ile sadece KCK’ya taviz verilmekle kalmayacak aynı zamanda Kürtçe yargı dili olacaktır.

2) Anadilde kamu hizmetlerine erişim.

Kimse kimseyi kandırmasın, bu ikinci resmi dil demenin üstü örtülü yoludur. Kamu hizmetlerinin Türkçe yanında Kürtçe de yapılmasıdır.

3) Ayrımcılıkla mücadele ve eşitlik komisyonu kurulması.

Bu komisyonun adı bile Türkiye Cumhuriyetinin yurttaşları arasında ayrım yaptığını, Türkleri öncelediğini Kürtleri ise geri plana ittiğini kabul etmektir. Ayrıca bu komisyon A. Öcalan’ın yol haritasındaki çatışma sonrası hukuki düzenlemeleri yapmasını istediği ve Güney Afrika’da beyaz ırkçı rejim sonrasında kurulan komisyondur.

4) Kamu hizmetlerinde Kürtçe tercümanlık.

Kamu hizmetlerine Kürtçe erişim hakkı verildikten sonra bu hizmet ancak geçici bir süre için geçerli olur.

5) Nüfusunun 3’te 2’si Büyükşehir Belediyesi sınırlarında yaşayan bir Türkiye.

AKP’nin Büyükşehir sınırlarını, il sınırlarına kadar genişletmeyi hedefleyen yasa düzenlemesi ile ilgili olarak ilk önemli çıkışı, AKP Hükümetini çok sert bir şekilde savunan ancak milli birlik konusunda ise taviz vermediğini bildiğimiz Hasan Celal Güzel, Sabah gazetesinde yazdığı yazıda ortaya koymuştur. Güzel, şöyle demektedir:

“Yeni kanun tasarısı çalışmalarına göre, mevcut 14 büyükşehir belediyesinin sınırları mülki il sınırı olacak şekilde genişletilmekte; ayrıca 13 ilde aynı şekilde büyükşehir belediyeleri kurulmakta; il genelindeki bütün belde belediyeleri ile köylerin tüzel kişilikleri kaldırılarak bunlar belediyelere mahalle olarak katılmaktadır… Bu kanun yürürlüğe girerse şu önemli mahzurlar ortaya çıkacaktır.

a) Bu sistem, yerelleşme iddiasıyla genelleşme yapan bir sistemdir.

Bu durumda hizmet akışı tamamen aksayacak, bütün ilçelere ve mahalle haline getirilmiş köylere gerekli hizmet götürülemeyecektir.

b) Bu sistem demokrasiye de uygun değildir. Bununla katılımcı demokrasinin uygulandığı yerel birimler kaldırılacak; halk kendisini yöneten muhtar, belde belediye başkanı gibi kişilerle muhatap olamayacaktır.

c) Bu uygulama ihtiyaçların en yakın yönetim birimlerince karşılanması ilkesine de aykırıdır.

d) Yüzyılların birikimi ile meydana gelen köy hükmi şahsiyeti ortadan kalkacaktır.

e) Mülki idarenin zayıflatılması üniter devlet yapısını tahrip edecek ve merkezi idarenin nüfuzunu da tesirsiz hale getirecektir. …

Bütün bu saydığımız mahzurlardan çok daha önemli olan husus, bu uygulama sonunda Diyarbakır merkezli, Van, Mardin, Şanlıurfa’nın dahil olduğu yeni bir etnik bölge ve terör örgütünün hakimiyetinde ayrılıkçı yönetimler oluşturulmasıdır. Bu da federatif sisteme ve özerk bölgeye yol açacaktır… Böylesine tehlikeli bir kanunun çıkarılması, sadece teröre hizmet olacaktır.”

Bizim bu tespitlere ekleyecek bir sözümüz yok. Bütün bu maddeleri alt alta koyduğunuz zaman ortaya İkinci Oslo/Öcalan görüşmelerinin çerçevesi çıkmaktadır.

Yeniçağ

1500 kişilik dev bir koruma ordusu var!


200 ya­kın ko­ru­ma Er­do­ğa­n’­ın et­ra­fın­da et­ten du­var örü­yor. Baş­ba­kan­lı­k’­ta gö­rev ya­pan ko­ru­ma­la­rın sa­yı­sı ise 1500

Baş­ba­kan Tay­yip Er­do­ğa­n’­ın ko­ru­ma­sı­nın, ön­ce­ki baş­ba­kan­lar­dan çok fark­lı ol­du­ğu, en faz­la ko­ru­ma ve tek­nik ci­haz­la­rın Er­do­ğa­n’­ın gü­ven­li­ğin­de kul­la­nıl­dı­ğı an­la­şıl­dı. Sü­ley­man De­mi­rel, Tur­gut Özal, Me­sut Yıl­maz, Tan­su Çil­le­r’­in de ara­la­rın­da bu­lun­du­ğu baş­ba­kan­lar, şo­för­le bir­lik­te 8 ki­şi ta­ra­fın­dan ko­ru­nur­ken, Er­do­ğa­n’­ın gü­ven­li­ği için her bi­rin­de 40 ki­şi ol­mak üze­re 5 ay­rı eki­bin gö­rev yap­tı­ğı be­lir­til­di. Top­lam ko­ru­ma sa­yı­sı ise 1500…

40 ki­şi­lik 5 ekip

Da­ha ön­ce Em­ni­yet Ge­nel Mü­dür­lü­ğü Ko­ru­ma Da­ire­si Baş­kan­lı­ğı­’na bağ­lı olan Baş­ba­kan­lık ko­ru­ma­sı da ye­ni­den ya­pı­lan­dı­rıl­dı. Baş­ba­kan­lık Ko­ru­ma Mü­dür­lü­ğü oluş­tu­rul­du. Baş­ba­kan Er­do­ğa­n’­ın ko­ru­ma­sı şöy­le ya­pı­lı­yor: Ko­ru­ma için 5 ay­rı ekip bu­lu­nu­yor. Her ekip­te 40 ki­şi gö­rev ya­pı­yor. 5 ekip­ten bi­ri­si de­vam­lı İs­tan­bu­l’­da bu­lu­nu­yor. Baş­ba­kan git­sin ya da git­me­sin İs­tan­bu­l’­da 40 ki­şi­lik ekip her za­man ha­zır bek­le­ti­li-yor. Her ekip gü­na­şı­rı gö­rev ya­pı­yor. Ko­ru­ma Mü­dür­lü­ğü­’nün ba­şın­da bir Em­ni­yet Mü­dü­rü bu­lu­nu­yor. Her ekip­te ise Em­ni­yet ami­ri gö­rev ya­pı­yor.

12 ya­kın ko­ru­ma var

40 ki­şi­lik bir ekip­ten 12 ki­şi ya­kın ko­ru­ma ola­rak gö­rev ya­pı­yor. Bun­la­rın al­tın­da son mo­del Ame­ri­kan cip­le­ri bu­lu­nu-yor. Ya­kın ko­ru­ma­da­ki üç ara­cın dı­şın­da, özel ha­re­kat­çı po­lis­le­rin bu­lun­du­ğu 4. araç ise Baş­ba­ka­n’­ı bi­raz da­ha uzak­tan iz­li­yor. Her ekip­te “bom­ba” uz­man­la­rı, sin­yal bo­zu­cu jam­mer ci­haz­la­rı olan araç­lar yer alı­yor.

Es­ki­den na­sıl­dı?

Da­ha ön­ce Baş­ba­kan­lık ko­ru­ma gö­re­vin­de bu­lu­nan bir yet-ki­li, şim­di­ki ön­lem­ler­le ön­ce­ki baş­ba­kan­lar için alı­nan gü­ven­lik ön­lem­le­ri­nin çok fark­lı ol­du­ğu­nu söy­le­di. Ay­nı yet­ki­li şöy­le ko­nuş­tu: “İl­le­re gi­dil­di­ğin­de fark­lı, An­ka­ra­’da fark­lı ön­lem­ler alı­nı­yor­du. An­ka­ra dı­şın­da­ki prog­ram­lar­da, özel ha­re­kat ekip­le­ri çev­re ön­le­mi de alı­yor­du. Bu ka­dar ge­liş­miş araç-ge­reç de za­ten yok­tu. Bu­gün­kü ön­lem­ler hay­li abar­tı­lı.”

150’den 1500’e çık­tı

8’in­ci Cum­hur­baş­ka­nı Tur­gut Özal dö­ne­min­de önem­li gö­rev­de bu­lu­nan bir po­lis şe­fi, “Bi­zim dö­ne­mi­miz­de Baş­ba­kan­lık ko­ru­ma kad­ro­su 150 ki­şiy­di. Bu sa­yı­ya bi­na, ko­nut ve çev­re­de gö­rev alan res­mi üni­for­ma­lı po­lis­ler de da­hil­di. Baş­ba­ka­nın ya­kın ko­ru­ma­sı­nın ta­ma­mı 26 ki­şiy­di ve bun­lar var­di­ya­lı ola­rak gö­rev ya­pı­yor­lar­dı. Bu­gün ise bu sa­yı bil­di­ğim ka­da­rıy­la 1500’ü bu­lu­yor. Bu­nun da yak­la­şık 200’ü ya­kın ko­ru­ma hiz­me­tin­de. İna­nıl­ma­ya­cak bir sa­yı” de­di. Es­ki Baş­ba­kan­la­r’­dan Bü­lent Ece­vit dö­ne­min­de ise ya­kın ko­ru­ma sa­yı­sı 90’dı.

Saygı ÖZTÜRK / ANKARA

SÖZCÜ

Yaşar Nuri Öztürk: ‘Kur’an’daki İslam’ üstüne


Sa­de­ce bir ki­ta­bın de­ğil, bir an­la­yı­şın, bir tav­rın, bir kar­şı çı­kı­şın, bir ekolün ve ni­ha­yet hâlâ de­vam eden bir kon­fe­rans­lar di­zi­si­nin adı ol­du Kur’an’da­ki İs­lam…

Bir ki­tap ola­rak Kur’an’da­ki İs­lam, Ekim 1992′de ya­yın­lan­dı ve bir ay içinde bit­ti. Şu an­da kırk altıncı bas­kı­sı vit­rin­le­re ulaş­mış bu­lu­nu­yor. Bu kitapla ilgili aldığımız mektupların sayısı yüzlerce, belki binlercedir. Bun­la­rın he­men ta­ma­mı, ki­tap­ta ortaya konan ve Kur’an di­ni­nin hu­ra­fe­ler­le ör­tül­müş her­han­gi bir ya­nı­nı ay­dın­lı­ğa çı­ka­ran tes­pit­ler­le il­gi­li­dir.

Kur’an’ın ve­ri­le­ri­ne gö­re Al­lah, pey­gam­ber, ol­ma­sı ge­re­ken şe­kil­le­riy­le ab­dest, na­maz, oruç, di­ni pe­ri­şan eden uy­dur­ma ha­dis­ler, sah­te kut­sal­lar, hi­le-i şer’iye oyun­la­rı, ör­tü­lü put­çu­luk tür­le­ri, mi­rac adı al­tın­da­ki mi­to­lo­jik hikâ­ye­ler, Be­ni­is­ra­il tah­rif­le­ri, bu tah­rif­le­re kar­şı çık­tı­ğı için öl­dü­rü­len Ha­li­fe Ömer’in mü­ca­de­le­si, uy­dur­ma­cı­lı­ğa kar­şı çık­tı­ğı için ‘kâfir’ ilan edi­len İma­mı Âzam’ın çek­tik­le­ri, ka­dın hak­la­rı­nı ört­mek için ayet­ler­de başvurulan an­lam kay­dır­ma­la­rı, bo­şan­ma, örtünme, âdet ha­li, din­de bas­kı, mür­ted­lerin (İslam dininden çıkanların) du­ru­mu, zo­run­lu hal­ler­de hük­mün de­ğiş­me­si, hi­la­fet ve ci­hat­la il­gi­li sap­tır­ma­lar, din ger­çe­ği ve şeriat, din­de Arap he­ge­mon­ya­sı… gi­bi ko­nu­lar Kur’an’da­ki İs­lam’ın il­gi­yi iyi­ce ısı­tan ko­nu­la­rıdır.

Ki­ta­bın ya­yı­nın­dan bu­gü­ne de­ğin, ‘Kur’an’daki İslam’ adıyla yurtiçinde ve yurtdışında ver­di­ği­miz kon­fe­ran­sların sayısı da yüzlercedir.

İn­sa­nı­mız açı­sın­dan çok kri­tik bir dev­rede şu­nu bir iman bor­cu ola­rak bir kez da­ha ifa­de ede­ce­ğiz: Kur’an’da­ki İs­lam, ka­der nok­ta­sı­na, ol­mak ya da ol­ma­mak nok­ta­sı­na par­mak bas­mak­ta­dır. Şu­nu bil­mek bor­cun­da­yız: İs­lam di­ye bir ger­çek var­sa -ki kuş­ku­suz var­dır- bu­nun esa­sı, ol­ma­sı ge­re­ke­ni tüm çıp­lak­lı­ğıy­la or­ta­ya kon­ma­lı­dır. İn­san­lık onu­run­dan na­si­bi olan­lar, çağ­la­rın önü­mü­ze yığ­dı­ğı Arap-Acem-Şa­man ka­rı­şı­mı bir anlayışı İs­lam di­ye­rek yergilerine ve­ya övgülerine ko­nu et­me­me­li­dir. Ne ya­zık ki, dün­ya­da ve özel­lik­le ül­ke­miz­de ya­pı­lan bu­dur.

KUR’AN’DAKİ İSLAM’IN DAYANDIĞI ÜÇ DEĞER

O hal­de, sa­mi­mi ve onur­lu in­san­lar, ger­çek İs­lam’ı tanımak ve or­ta­ya koy­mak bor­cun­da­dır. Bu­nu yap­mak, mu­ci­ze­ler ya­rat­ma­ya bağ­lı bu­lun­mu­yor. Kur’an’a baş­vur­mak ye­ter­li­dir. Bu baş­vu­ru­nun bek­le­nen so­nu­cu ver­me­si için şu üç şe­ye muh­ta­cız: İyi ni­yet, ye­ter­li gay­ret ve bil­gi.

İyi ni­yet bi­zi, re­form psi­ko­zu­na, po­li­tik he­sap­la­ra ya­ka­la­na­rak di­ni eroz­yo­na uğ­rat­mak­tan, gay­ret de işi şu­na bu­na ha­va­le ede­rek sır­tüs­tü yat­mak­tan kur­ta­rır. Bil­gi ise Kur’an di­ni­nin özü­ne kon­muş bir ‘va­ro­luş şar­tı’dır.

Kur’an’da­ki İs­lam, bu ‘üç ka­çı­nıl­maz’ın bir­lik­te­li­ğin­den doğ­muş­tur. Kırk yı­lın bi­ri­ki­mi, uzun ge­ce­le­rin uy­ku­suz­lu­ğu, göz­yaş­la­rı, ya­ka­rış­lar, çi­le­ler ku­cak­laş­mış­tır böy­le bir ürün vü­cut bul­sun di­ye… Geç­miş yıl­la­rın ıs­tı­ra­bıy­la ge­le­cek yıl­la­ra uza­nan ümit­le­ri ba­rış­tı­ran gön­lü­müz is­te­miş­tir ki, in­sa­noğ­lu­nun sa­hip ola­bi­le­ce­ği en gü­zel din, in­san ya­ra­dı­lı­şı­nın as­la ısı­na­ma­ya­ca­ğı ka­ran­lık, ya­lan, hu­ra­fe, inat, kin ve ego­izm­den arın­dı­rıl­sın ki saf ve ber­rak ben­lik­ler Ya­ra­tı­cı’nın yo­lun­da se­vinç, di­renç ve coş­kuy­la ka­nat­la­na­bil­sin.

İs­lam’a fa­tu­ra edi­len akıl düşmanlığına, Arapçılığa, ahlaksızlıklara, soygunlara, hainlik ve namertliklere ba­ka­rak İs­lam’a sırt dö­nen in­san­la­rın, Allah ile aldatan şey­tan el­ler­de te­lef ol­ma­sı­na is­yan edi­yor ve in­sa­nı­mı­za şunu söylüyoruz:

Kur’an’da­ki İs­lam, ya­rın­la­rı oluş­tu­ra­cak ka­de­rin mutluluk yönünde be­lir­len­me­si için mut­la­ka ta­nın­ma­sı ve ta­nı­tıl­ma­sı ge­re­ken bir fe­no­men­dir. İs­lam di­ye bir me­se­lesi olan­lar bu fe­no­me­ne ka­yıt­sız ka­la­ma­ya­cak­tır di­ye dü­şün­mek­se aklın gereğidir.

Yıl­lar ve yıl­lar, İs­lam pa­ten­ti al­tın­da ser­gi­le­nen ve Kur’an tarafından şirk olarak tanıtılan şu­cu­luk bu­cu­lukla, ümit­le­ri­miz ve alın te­ri­miz he­der edil­miş­tir. Şim­di in­sa­nı­mız, bir sı­ratı müs­ta­kîm (şaş­maz, sen­de­let­mez yol) mut­lu­lu­ğu ara­mak­ta­dır. Bu mut­lu­lu­ğun bi­ri­cik yo­lu ise Al­lah­cı, akılcı ve Kur’an­cı ol­mak­tır. Eğer ille de ‘bir şey­ci’ ola­cak­sak, ne­den akılcı ve Kur’an­cı ol­ma­ya­lım? On­lardan da­ha emin sı­ğı­nak, onlara sarılmayı emreden kud­ret­ten da­ha gü­ve­ni­lir dost mu var?

Yurt

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: