Günlük arşivler: Ekim 6, 2012

Ümit Özdağ: AKP’nin Kürt açılımı en radikal aşamasında /// CC : @umitozdag @Umit_Ozdag


AKP Kongresi’nin en önemli boyutunu gelecek 10 yılda hedeflenen reformlar ile ilgili 63 maddenin bazıları oluşturmaktadır. Erdoğan’ın bir kısmını okuduğu bir kısmını okumadığı 2023 manifestosunda 63 maddelik reformdan bahsedilmekte. Bunlardan bazıları doğrudan PKK/Kürt açılımı ile ilgilidir. Bu maddelerin gösterişsiz bir şekilde yazıldığı, adeta önemsizleştirildiği ve değişik bölümlere dağıtıldığı görülmektedir. Adeta bu maddeler kurultayda gözden kaçırılmak istenmiştir. Ancak bu maddeler gerçekleştirildiği zaman 1923’te İstiklal Savaşı ile kurulan Türkiye Cumhuriyeti sona ermiş olacaktır. Yerine çok milletli, federal/özerk bölge yapılı bir devlet oluşacaktır. Bu maddeler yaşayan sahte Suriye krizinden daha önemlidir.

Peki, nedir kastettiğimiz maddeler?

1) Anadilde savunmanın sorun olmaktan çıkarılması.

Bugün Türkçe bilmeyen bir Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı için anadilinde savunma yapması sorun değildir. Demek ki sorun anadilde savunma yapmak isteyene tercüman sağlanması değildir. Kürtçenin de yargılama dili olmasıdır. KCK davasında kendi aralarında Türkçe konuşan PKK’lılar mahkemede Kürtçe savunma diye itiraz etmişlerdir. Bu adım ile sadece KCK’ya taviz verilmekle kalmayacak aynı zamanda Kürtçe yargı dili olacaktır.

2) Anadilde kamu hizmetlerine erişim.

Kimse kimseyi kandırmasın, bu ikinci resmi dil demenin üstü örtülü yoludur. Kamu hizmetlerinin Türkçe yanında Kürtçe de yapılmasıdır.

3) Ayrımcılıkla mücadele ve eşitlik komisyonu kurulması.

Bu komisyonun adı bile Türkiye Cumhuriyetinin yurttaşları arasında ayrım yaptığını, Türkleri öncelediğini Kürtleri ise geri plana ittiğini kabul etmektir. Ayrıca bu komisyon A. Öcalan’ın yol haritasındaki çatışma sonrası hukuki düzenlemeleri yapmasını istediği ve Güney Afrika’da beyaz ırkçı rejim sonrasında kurulan komisyondur.

4) Kamu hizmetlerinde Kürtçe tercümanlık.

Kamu hizmetlerine Kürtçe erişim hakkı verildikten sonra bu hizmet ancak geçici bir süre için geçerli olur.

5) Nüfusunun 3’te 2’si Büyükşehir Belediyesi sınırlarında yaşayan bir Türkiye.

AKP’nin Büyükşehir sınırlarını, il sınırlarına kadar genişletmeyi hedefleyen yasa düzenlemesi ile ilgili olarak ilk önemli çıkışı, AKP Hükümetini çok sert bir şekilde savunan ancak milli birlik konusunda ise taviz vermediğini bildiğimiz Hasan Celal Güzel, Sabah gazetesinde yazdığı yazıda ortaya koymuştur. Güzel, şöyle demektedir:

“Yeni kanun tasarısı çalışmalarına göre, mevcut 14 büyükşehir belediyesinin sınırları mülki il sınırı olacak şekilde genişletilmekte; ayrıca 13 ilde aynı şekilde büyükşehir belediyeleri kurulmakta; il genelindeki bütün belde belediyeleri ile köylerin tüzel kişilikleri kaldırılarak bunlar belediyelere mahalle olarak katılmaktadır… Bu kanun yürürlüğe girerse şu önemli mahzurlar ortaya çıkacaktır.

a) Bu sistem, yerelleşme iddiasıyla genelleşme yapan bir sistemdir.

Bu durumda hizmet akışı tamamen aksayacak, bütün ilçelere ve mahalle haline getirilmiş köylere gerekli hizmet götürülemeyecektir.

b) Bu sistem demokrasiye de uygun değildir. Bununla katılımcı demokrasinin uygulandığı yerel birimler kaldırılacak; halk kendisini yöneten muhtar, belde belediye başkanı gibi kişilerle muhatap olamayacaktır.

c) Bu uygulama ihtiyaçların en yakın yönetim birimlerince karşılanması ilkesine de aykırıdır.

d) Yüzyılların birikimi ile meydana gelen köy hükmi şahsiyeti ortadan kalkacaktır.

e) Mülki idarenin zayıflatılması üniter devlet yapısını tahrip edecek ve merkezi idarenin nüfuzunu da tesirsiz hale getirecektir. …

Bütün bu saydığımız mahzurlardan çok daha önemli olan husus, bu uygulama sonunda Diyarbakır merkezli, Van, Mardin, Şanlıurfa’nın dahil olduğu yeni bir etnik bölge ve terör örgütünün hakimiyetinde ayrılıkçı yönetimler oluşturulmasıdır. Bu da federatif sisteme ve özerk bölgeye yol açacaktır… Böylesine tehlikeli bir kanunun çıkarılması, sadece teröre hizmet olacaktır.”

Bizim bu tespitlere ekleyecek bir sözümüz yok. Bütün bu maddeleri alt alta koyduğunuz zaman ortaya İkinci Oslo/Öcalan görüşmelerinin çerçevesi çıkmaktadır.

Yeniçağ

1500 kişilik dev bir koruma ordusu var!


200 ya­kın ko­ru­ma Er­do­ğa­n’­ın et­ra­fın­da et­ten du­var örü­yor. Baş­ba­kan­lı­k’­ta gö­rev ya­pan ko­ru­ma­la­rın sa­yı­sı ise 1500

Baş­ba­kan Tay­yip Er­do­ğa­n’­ın ko­ru­ma­sı­nın, ön­ce­ki baş­ba­kan­lar­dan çok fark­lı ol­du­ğu, en faz­la ko­ru­ma ve tek­nik ci­haz­la­rın Er­do­ğa­n’­ın gü­ven­li­ğin­de kul­la­nıl­dı­ğı an­la­şıl­dı. Sü­ley­man De­mi­rel, Tur­gut Özal, Me­sut Yıl­maz, Tan­su Çil­le­r’­in de ara­la­rın­da bu­lun­du­ğu baş­ba­kan­lar, şo­för­le bir­lik­te 8 ki­şi ta­ra­fın­dan ko­ru­nur­ken, Er­do­ğa­n’­ın gü­ven­li­ği için her bi­rin­de 40 ki­şi ol­mak üze­re 5 ay­rı eki­bin gö­rev yap­tı­ğı be­lir­til­di. Top­lam ko­ru­ma sa­yı­sı ise 1500…

40 ki­şi­lik 5 ekip

Da­ha ön­ce Em­ni­yet Ge­nel Mü­dür­lü­ğü Ko­ru­ma Da­ire­si Baş­kan­lı­ğı­’na bağ­lı olan Baş­ba­kan­lık ko­ru­ma­sı da ye­ni­den ya­pı­lan­dı­rıl­dı. Baş­ba­kan­lık Ko­ru­ma Mü­dür­lü­ğü oluş­tu­rul­du. Baş­ba­kan Er­do­ğa­n’­ın ko­ru­ma­sı şöy­le ya­pı­lı­yor: Ko­ru­ma için 5 ay­rı ekip bu­lu­nu­yor. Her ekip­te 40 ki­şi gö­rev ya­pı­yor. 5 ekip­ten bi­ri­si de­vam­lı İs­tan­bu­l’­da bu­lu­nu­yor. Baş­ba­kan git­sin ya da git­me­sin İs­tan­bu­l’­da 40 ki­şi­lik ekip her za­man ha­zır bek­le­ti­li-yor. Her ekip gü­na­şı­rı gö­rev ya­pı­yor. Ko­ru­ma Mü­dür­lü­ğü­’nün ba­şın­da bir Em­ni­yet Mü­dü­rü bu­lu­nu­yor. Her ekip­te ise Em­ni­yet ami­ri gö­rev ya­pı­yor.

12 ya­kın ko­ru­ma var

40 ki­şi­lik bir ekip­ten 12 ki­şi ya­kın ko­ru­ma ola­rak gö­rev ya­pı­yor. Bun­la­rın al­tın­da son mo­del Ame­ri­kan cip­le­ri bu­lu­nu-yor. Ya­kın ko­ru­ma­da­ki üç ara­cın dı­şın­da, özel ha­re­kat­çı po­lis­le­rin bu­lun­du­ğu 4. araç ise Baş­ba­ka­n’­ı bi­raz da­ha uzak­tan iz­li­yor. Her ekip­te “bom­ba” uz­man­la­rı, sin­yal bo­zu­cu jam­mer ci­haz­la­rı olan araç­lar yer alı­yor.

Es­ki­den na­sıl­dı?

Da­ha ön­ce Baş­ba­kan­lık ko­ru­ma gö­re­vin­de bu­lu­nan bir yet-ki­li, şim­di­ki ön­lem­ler­le ön­ce­ki baş­ba­kan­lar için alı­nan gü­ven­lik ön­lem­le­ri­nin çok fark­lı ol­du­ğu­nu söy­le­di. Ay­nı yet­ki­li şöy­le ko­nuş­tu: “İl­le­re gi­dil­di­ğin­de fark­lı, An­ka­ra­’da fark­lı ön­lem­ler alı­nı­yor­du. An­ka­ra dı­şın­da­ki prog­ram­lar­da, özel ha­re­kat ekip­le­ri çev­re ön­le­mi de alı­yor­du. Bu ka­dar ge­liş­miş araç-ge­reç de za­ten yok­tu. Bu­gün­kü ön­lem­ler hay­li abar­tı­lı.”

150’den 1500’e çık­tı

8’in­ci Cum­hur­baş­ka­nı Tur­gut Özal dö­ne­min­de önem­li gö­rev­de bu­lu­nan bir po­lis şe­fi, “Bi­zim dö­ne­mi­miz­de Baş­ba­kan­lık ko­ru­ma kad­ro­su 150 ki­şiy­di. Bu sa­yı­ya bi­na, ko­nut ve çev­re­de gö­rev alan res­mi üni­for­ma­lı po­lis­ler de da­hil­di. Baş­ba­ka­nın ya­kın ko­ru­ma­sı­nın ta­ma­mı 26 ki­şiy­di ve bun­lar var­di­ya­lı ola­rak gö­rev ya­pı­yor­lar­dı. Bu­gün ise bu sa­yı bil­di­ğim ka­da­rıy­la 1500’ü bu­lu­yor. Bu­nun da yak­la­şık 200’ü ya­kın ko­ru­ma hiz­me­tin­de. İna­nıl­ma­ya­cak bir sa­yı” de­di. Es­ki Baş­ba­kan­la­r’­dan Bü­lent Ece­vit dö­ne­min­de ise ya­kın ko­ru­ma sa­yı­sı 90’dı.

Saygı ÖZTÜRK / ANKARA

SÖZCÜ

Yaşar Nuri Öztürk: ‘Kur’an’daki İslam’ üstüne


Sa­de­ce bir ki­ta­bın de­ğil, bir an­la­yı­şın, bir tav­rın, bir kar­şı çı­kı­şın, bir ekolün ve ni­ha­yet hâlâ de­vam eden bir kon­fe­rans­lar di­zi­si­nin adı ol­du Kur’an’da­ki İs­lam…

Bir ki­tap ola­rak Kur’an’da­ki İs­lam, Ekim 1992′de ya­yın­lan­dı ve bir ay içinde bit­ti. Şu an­da kırk altıncı bas­kı­sı vit­rin­le­re ulaş­mış bu­lu­nu­yor. Bu kitapla ilgili aldığımız mektupların sayısı yüzlerce, belki binlercedir. Bun­la­rın he­men ta­ma­mı, ki­tap­ta ortaya konan ve Kur’an di­ni­nin hu­ra­fe­ler­le ör­tül­müş her­han­gi bir ya­nı­nı ay­dın­lı­ğa çı­ka­ran tes­pit­ler­le il­gi­li­dir.

Kur’an’ın ve­ri­le­ri­ne gö­re Al­lah, pey­gam­ber, ol­ma­sı ge­re­ken şe­kil­le­riy­le ab­dest, na­maz, oruç, di­ni pe­ri­şan eden uy­dur­ma ha­dis­ler, sah­te kut­sal­lar, hi­le-i şer’iye oyun­la­rı, ör­tü­lü put­çu­luk tür­le­ri, mi­rac adı al­tın­da­ki mi­to­lo­jik hikâ­ye­ler, Be­ni­is­ra­il tah­rif­le­ri, bu tah­rif­le­re kar­şı çık­tı­ğı için öl­dü­rü­len Ha­li­fe Ömer’in mü­ca­de­le­si, uy­dur­ma­cı­lı­ğa kar­şı çık­tı­ğı için ‘kâfir’ ilan edi­len İma­mı Âzam’ın çek­tik­le­ri, ka­dın hak­la­rı­nı ört­mek için ayet­ler­de başvurulan an­lam kay­dır­ma­la­rı, bo­şan­ma, örtünme, âdet ha­li, din­de bas­kı, mür­ted­lerin (İslam dininden çıkanların) du­ru­mu, zo­run­lu hal­ler­de hük­mün de­ğiş­me­si, hi­la­fet ve ci­hat­la il­gi­li sap­tır­ma­lar, din ger­çe­ği ve şeriat, din­de Arap he­ge­mon­ya­sı… gi­bi ko­nu­lar Kur’an’da­ki İs­lam’ın il­gi­yi iyi­ce ısı­tan ko­nu­la­rıdır.

Ki­ta­bın ya­yı­nın­dan bu­gü­ne de­ğin, ‘Kur’an’daki İslam’ adıyla yurtiçinde ve yurtdışında ver­di­ği­miz kon­fe­ran­sların sayısı da yüzlercedir.

İn­sa­nı­mız açı­sın­dan çok kri­tik bir dev­rede şu­nu bir iman bor­cu ola­rak bir kez da­ha ifa­de ede­ce­ğiz: Kur’an’da­ki İs­lam, ka­der nok­ta­sı­na, ol­mak ya da ol­ma­mak nok­ta­sı­na par­mak bas­mak­ta­dır. Şu­nu bil­mek bor­cun­da­yız: İs­lam di­ye bir ger­çek var­sa -ki kuş­ku­suz var­dır- bu­nun esa­sı, ol­ma­sı ge­re­ke­ni tüm çıp­lak­lı­ğıy­la or­ta­ya kon­ma­lı­dır. İn­san­lık onu­run­dan na­si­bi olan­lar, çağ­la­rın önü­mü­ze yığ­dı­ğı Arap-Acem-Şa­man ka­rı­şı­mı bir anlayışı İs­lam di­ye­rek yergilerine ve­ya övgülerine ko­nu et­me­me­li­dir. Ne ya­zık ki, dün­ya­da ve özel­lik­le ül­ke­miz­de ya­pı­lan bu­dur.

KUR’AN’DAKİ İSLAM’IN DAYANDIĞI ÜÇ DEĞER

O hal­de, sa­mi­mi ve onur­lu in­san­lar, ger­çek İs­lam’ı tanımak ve or­ta­ya koy­mak bor­cun­da­dır. Bu­nu yap­mak, mu­ci­ze­ler ya­rat­ma­ya bağ­lı bu­lun­mu­yor. Kur’an’a baş­vur­mak ye­ter­li­dir. Bu baş­vu­ru­nun bek­le­nen so­nu­cu ver­me­si için şu üç şe­ye muh­ta­cız: İyi ni­yet, ye­ter­li gay­ret ve bil­gi.

İyi ni­yet bi­zi, re­form psi­ko­zu­na, po­li­tik he­sap­la­ra ya­ka­la­na­rak di­ni eroz­yo­na uğ­rat­mak­tan, gay­ret de işi şu­na bu­na ha­va­le ede­rek sır­tüs­tü yat­mak­tan kur­ta­rır. Bil­gi ise Kur’an di­ni­nin özü­ne kon­muş bir ‘va­ro­luş şar­tı’dır.

Kur’an’da­ki İs­lam, bu ‘üç ka­çı­nıl­maz’ın bir­lik­te­li­ğin­den doğ­muş­tur. Kırk yı­lın bi­ri­ki­mi, uzun ge­ce­le­rin uy­ku­suz­lu­ğu, göz­yaş­la­rı, ya­ka­rış­lar, çi­le­ler ku­cak­laş­mış­tır böy­le bir ürün vü­cut bul­sun di­ye… Geç­miş yıl­la­rın ıs­tı­ra­bıy­la ge­le­cek yıl­la­ra uza­nan ümit­le­ri ba­rış­tı­ran gön­lü­müz is­te­miş­tir ki, in­sa­noğ­lu­nun sa­hip ola­bi­le­ce­ği en gü­zel din, in­san ya­ra­dı­lı­şı­nın as­la ısı­na­ma­ya­ca­ğı ka­ran­lık, ya­lan, hu­ra­fe, inat, kin ve ego­izm­den arın­dı­rıl­sın ki saf ve ber­rak ben­lik­ler Ya­ra­tı­cı’nın yo­lun­da se­vinç, di­renç ve coş­kuy­la ka­nat­la­na­bil­sin.

İs­lam’a fa­tu­ra edi­len akıl düşmanlığına, Arapçılığa, ahlaksızlıklara, soygunlara, hainlik ve namertliklere ba­ka­rak İs­lam’a sırt dö­nen in­san­la­rın, Allah ile aldatan şey­tan el­ler­de te­lef ol­ma­sı­na is­yan edi­yor ve in­sa­nı­mı­za şunu söylüyoruz:

Kur’an’da­ki İs­lam, ya­rın­la­rı oluş­tu­ra­cak ka­de­rin mutluluk yönünde be­lir­len­me­si için mut­la­ka ta­nın­ma­sı ve ta­nı­tıl­ma­sı ge­re­ken bir fe­no­men­dir. İs­lam di­ye bir me­se­lesi olan­lar bu fe­no­me­ne ka­yıt­sız ka­la­ma­ya­cak­tır di­ye dü­şün­mek­se aklın gereğidir.

Yıl­lar ve yıl­lar, İs­lam pa­ten­ti al­tın­da ser­gi­le­nen ve Kur’an tarafından şirk olarak tanıtılan şu­cu­luk bu­cu­lukla, ümit­le­ri­miz ve alın te­ri­miz he­der edil­miş­tir. Şim­di in­sa­nı­mız, bir sı­ratı müs­ta­kîm (şaş­maz, sen­de­let­mez yol) mut­lu­lu­ğu ara­mak­ta­dır. Bu mut­lu­lu­ğun bi­ri­cik yo­lu ise Al­lah­cı, akılcı ve Kur’an­cı ol­mak­tır. Eğer ille de ‘bir şey­ci’ ola­cak­sak, ne­den akılcı ve Kur’an­cı ol­ma­ya­lım? On­lardan da­ha emin sı­ğı­nak, onlara sarılmayı emreden kud­ret­ten da­ha gü­ve­ni­lir dost mu var?

Yurt

TOP-SECRET-Clean IT Project Detailed Recommendations for Combating Terrorists


TOP-SECRET-Clean IT Project Detailed Recommendations for Combating Terrorists.pdf

Çölaşan’dan Aydın Doğan’a yanıt /// CC : @ecolasan


Emin Çölaşan, Darbe Komisyonu’na bilgi veren Aydın Doğan’ı rüşvet teklif etmekle suçladı.

Sözcü Gazetesi Yazarı Emin Çölaşan, TBMM Darbe Komisyonu’nda bilgi veren Doğan Holding Onursal Başkanı Aydın Doğan’a cevap verdi. Çölaşan, Hürriyet gazetesinden ayrılması için Aydın Doğan’ın kendisine rüşvet teklif ettiğini ancak kabul etmediğini yazdı.

Aydın Doğan, dün (5 Ekim 2012) Darbe Komisyonu’na verdiği bilgide "Emin Çölaşan benden her seferinde 300-500 bin dolar götürdü" demişti.

Emin Çölaşan’ın "Ayıptır ayıp! Aydın Doğan yalan söyleme!" başlığıyla yayımlanan (6 Ekim 2012) yazısı şöyle:

Ayıptır ayıp! Aydın Doğan yalan söyleme!

Sevgili okuyucularım, ülkemizin binbir sorunu varken, bugünkü yazımı ilgisiz bir adama, medya patronu Aydın Doğan’a ayırmak zorunda kaldığım için sizlerden özür diliyorum.Bu şahıs hem Milliyet gazetesinde, hem de Hürriyet’te benim patronumdu. Ben Hürriyet’te 1985-2007 yılları arasında tam 22 yıl yazdım. O ise Hürriyet’i 1994 yılında satın aldı, yani parayı bastırıp sonradan geldi. AKP’den önceki koalisyon hükümetleri döneminde her şey çok iyi gidiyordu… Çünkü koalisyonun bir kanadını karşısına aldığında öteki kanatlara sığınmak mümkündü. Ne zaman ki AKP tek parti olarak 2002 yılında iktidara geldi, işte o zaman kendisinin ve gazetenin suratı değişmeye başladı.

Baskı başlamıştı. Kendisinden ilk uyarıyı 2003 yılının eylül ayında aldım. Beni İstanbul’a çağırdı ve aynen şöyle dedi:

“Bu AKP hükümetini eleştirme. Bunlar Türkiye’yi AB’ye sokacak, Türkiye kalkınacak. Bunlar özelleştirme başlattı, her şey çok güzel olacak.”

* * *

Yazılarımda bir gün olsun çizgimden sapmadım, ilkelerimden ödün vermedim. Ancak üzerimdeki baskı giderek ağırlaşıyordu. Patronun sağ kolu ve seçkin personeli olan Ertuğrul Özkök yazılarımı benden habersiz sansür ediyor, makaslıyordu. Bana açıkça ve Aydın Doğan adına söyledikleri hep aynı masaldan oluşuyordu: “İktidarı fazla eleştiriyorsun. Başbakanı ve Maliye Bakanını yazma. Patronun bunlarla bir sürü işleri var, rahatsız oluyor. Eleştirme!.. ”

En sonunda bir gün, Ankara’da odama geldi ve bana inanılmaz bir öneri getirdi:

“Patronun sana selamları var. Şimdi sana onun isteği ile üç seçenek sunacağım, bunlardan birini kabul edeceksin. İlki, bir daha hükümet aleyhine yazı yazmayacaksın. İkincisi, uzun bir izne çıkacak ve yazı yazmayacaksın. Üçüncüsü, gazeteden istifa edeceksin. Patron diyor ki Emin istifa edip giderse ona çok büyük paralar veririm. Patronu anla, üzerinde çok büyük siyasi baskı var. Senden anlayış bekliyor!”

Bana resmen rüşvet teklif ediyordu, elimin tersiyle geri çevirdim.

* * *

Hürriyet’te Aydın Doğan’ın eline batmış bir diken gibiydim. Adamın bankası, akaryakıt ve sigorta şirketleri, turizm şirketleri vardı. İstanbul’da Hilton otelini satın almış, imar planını AKP’li Büyükşehir Belediyesi’ne değiştirtip arazisine rezidanslar ve alışveriş merkezleri yaptırmak istiyordu.

Devletle ve hükümetle milyarlarca dolarlık işleri vardı. Kazancı, kaderi ve her şeyi artık Tayyip’in iki dudağının arasındaydı. Sonunda siyasi baskılara daha fazla dayanamadı. Önce, Nisan 2007’de, muhalif yayın yapan gazetesi “Gözcü”yü (Bugünkü bağımsız Sözcü) kapatmak zorunda kaldı!

Ağustos 2007’de ise beni kovdular!

İşin ilginç yanı, 31 Ağustos 2007 tarihli kovma tebligatında benden adeta özür diliyor ve şöyle diyorlardı:

“İlişkilerimiz karşılıklı saygı ve iş anlayışı ile sürdürülmüştür. Görev yaptığınız yıllar boyunca gerek gazeteci, gerek çalışan olarak Hürriyet’e yaptığınız katkılardan dolayı size teşekkür ederiz. Kariyerinizin bundan sonraki bölümünü de, Türk toplumunun yakından tanıdığı ve takdir ettiği başarılı bir gazeteci olarak sürdüreceğinize olan inancımız tamdır…”

* * *

O halde ben neden kovulmuştum? Ne bileyim, patron Aydın Doğan bu kararı alırken bekli de haklıydı! Hepimiz insanız, olur ya ben başka işler yapmış olabilirdim!

Sahtekarlık, üçkağıtçılık, gazetecilik gücünü kullanarak avanta sağlamak, rüşvet almak, para ve çıkar karşılığında yazı yazmak, herhangi bir ahlaksızlık, taciz vesaire!.. Peki bunların hangisi vardı? Hiçbiri yoktu. Olan tek şey, 80 yaşına merdiven dayamış olan ve gücünü giderek yitirip teslim bayrağını çeken Aydın Doğan’ın üzerindeki siyasi baskı idi. Karşısında doymak bilmeyen bir canavar vardı… Ve zannetmişti ki, beni kovmakla durumu kurtaracak!

Kurtaramadı. Benden sonra üzerine vergiciler gönderildi, haksız yere rekor vergi cezaları kesildi ve hayatı kaydırıldı… Ve Hürriyet işte böylece yandaş-magazin gazetesine dönüştürüldü. Ama iş bununla da bitmiyordu. Canavarın bu kadarla da doyması mümkün değildi. Daha sonra Bekir Coşkun gazeteden ayrılmak zorunda kaldı. Tufan Türenç’in yazılarına son verildi, Özdemir İnce, Cüneyt Ülsever, Rahmi Turan gibi başka muhalif yazarlar da birer birer şutlandı. Üstelik patron Aydın Doğan, gazetenin künyesinden kendi adını bile çıkarmayı içine sindirdi.

İktidar baskısı bitmek bilmiyordu. Aydın Doğan, ringde dayak yiyen boksör gibi kroke olmuş, feleğini şaşırmıştı. Koskoca Hürriyet gazetesi böylece devşirildi ve AKP iktidarının dikensiz gül bahçesine dönüştü.

* * *

Şimdi gelelim bu yazıyı niçin yazdığıma… Bay patron Aydın Doğan dün Meclis’te Darbeleri Araştırma Komisyonu’nda ifade verdi ve kovduğu, yazıları sansür edilen yazarları için hiç sıkılmadan “Siyasi baskı yoktu” diyebildi. Bu arada benden söz etmiş. Aşağıdaki yalan ifadeleri dün internet sitelerinde yer aldı, bugün de gazetelerde çıkabilir: “Emin Çölaşan’ı kovmam için bana siyasi baskı yapılmadı!!.. ”

Elbette bunu itiraf edecek değil. Ama sonraki sözleri tümüyle yalan: “Onu ben kovdum çünkü her seferinde benden 300 bin, 500 bin götürdü. Ben gidiyorum diye bize haber gönderir, biz de aman gitme deyip para verirdik! Emin yönetilemez hale gelmişti. Gazetenin sahibinin gücü bana yetmez diyordu…”

Evet, 80 yaşına merdiven dayamış olan bu adam resmen yalan söylüyor, hem de Meclis çatısı altında. Bana ve bazı Hürriyet yazarlarına çeşitli zamanlarda para verdiği doğrudur. Burada isim vermek istemiyorum, bazılarına da ayrıca evler, villalar, Beykoz konakları almıştır.

Bana kendiliğinden verdiği paralar 1997-1998, 1999, 2002 ve 2006 yılları arasında ödenmiştir.

* * *

Şimdi hiç utanmadan kalkmış, hem de Meclis çatısı altında yalanlar söylüyor. Şimdi kendisine soruyorum:

Kovulduktan sonra yazdığım, bütün gerçekleri belgeleriyle açıkladığım ve tam 75 baskı yapan “Kovulduk Ey Halkım Unutma Bizi” kitabımı mahkemeye verip benden 50 bin lira tazminat istedin. Mahkeme davanı reddetti, Yargıtay onadı ve karar kesinleşti. Peki bunları o dava sırasında niçin söylemedin? Senden “Para götürdüğümü” niçin mahkemede açıklamadın? Yaşına başına bak, sen ne biçim adammışsın, ne biçim patronmuşsun ki, senden para götüren (!) bir yazarına yıllarca tahammül etmişsin!

Ayıptır ayıp.

Kaldı ki bana ve başkalarına her para verişinde sözleşme imzalatır, ceza hükümleri koydururdu. Ben Hürriyet’ten ayrılırsam onlara tazminat ödeyeceğim, onlar beni ayırırsa bana tazminat ödeyecekler…

Ben belgeli adamım. O sözleşmelerin imzalı kopyaları elimde. Adam beni AKP baskısıyla kovmak zorunda kalıyor, sonra da paçasını kurtarmak için hem de Meclis çatısı altında “Siyasi baskı yoktu. Çölaşan benden para götürüyordu” diye laflar etmekten sıkılmıyor!

* * *

Şunu herkes iyi bilsin. Bu AKP döneminde medya patronu Aydın Doğan’ın yatacak yeri yoktur. AKP iktidarının baskısı altında ezilmiş, muhalif yayın yapan gazetesi Gözcü’yü iktidar baskısıyla kapatmış, en seçkin yazarlarını da aynı nedenle feda etmek zorunda kalmıştır. Bunu yapması da çok doğaldır… Çünkü akla hayale gelecek neredeyse her sektörde büyük işleri vardı. Kuruşluk her kazancında bile kaderi Tayyip’in ve hükümetin iki dudağının arasındaydı. Türkiye’de böyle medya patronları var olduğu sürece, onların sahip olduğu yayın organları korkusuz ve tarafsız yayın yapabilir mi? Elbette yapamaz. Medyanın Aydın Doğan ve benzeri gibi para babası patronların elinde ne hallere düştüğünü hep birlikte görmüyor muyuz!

Sonuç: Ben alnı açık adamım. Aydın Doğan gibiler bana hafif gelir.

Başbakan Apolet taktı


Gürsel Tekin, "Sayın Başbakanı doğrusu izlerken dehşete kapıldım" dedi.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Gürsel Tekin, Çiğli’de katıldığı partiye üye katılım töreninde hükümete sert sözler ile yüklendi. İzmir İl Başkanlığı’nın düzenlediği ve ‘CHP’ye üye ol çözümün bir parçası ol’ sloganıyla yola çıkılan partiye üye kazandırma çalışmalarının önemine değinen Tekin,” Partiye katılımlara önem verelim. Bugün burada bunu iyi bir şekilde görüyoruz” dedi.

“ANA MUHALEFETİ TEST ETMEYİN”

Ege Postası’nın haberine göre, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın dün İstanbul’da yaptığı konuşmasına atıfta bulunan Tekin, “ Sayın Başbakanı doğrusu izlerken dehşete kapıldım. Adeta apoletlerini takmış herkesi tehdit eden herkese hakaret eden bir başbakan gördüm. Kaldı ki daha 5 gün önce kurultay kürsüsünde 74 milyon insanın güvencesi benim dedi. Ne dedi Başbakan. Efendim bu muhalefet var ya muhalefetin canını ne kadar acıttığını ben biliyorum. Daha çok canın acıyacak Başbakan. İnsan hakları için demokrasi için yanacak canın. Kendi ülkesindeki ana muhalefetle bu kadar kin duyar mı bilmiyorum bir Başbakan. Muhalefet Başbakanı test ediyormuş. Sen test edildin. Gerek yok teste. Marmara Gemisi ile ilgili AKP milletvekilleri gidecekti. 9 yurttaşımız katledildi. Onlar gitmedi. Kılıçdaroğlu da dedi ki sen oraya gemi gönder senin alnından öperim dedi. Gönderebildi mi? Bizim askerlerimizin başına çuval geçirildi bir nota verecek misiniz? demişti. Müzik notasından mı bahsediyorsunuz demişti. Buradan bir şey derdim ama terbiyem müsaade etmiyor. Ana muhalefete sakın test etmeye kalkışmayın” dedi.

SURİYE KRİZİNE DEĞİNDİ

Suriye ile yaşanan krize ve meclisten geçen tezkereye de değinen ve hükümetin politikasını eleştiren Tekin şöyle konuştu; “ Sosyal demokratların temel görevi yurtta ve dünyada barışı sağlamaktır. Sayın başbakan 2010 yılında çok iyi ilişkiler sürdürdüğü Suriye’de bir anda kötü oldu. Yanı başımızdaki her şeyi paylaştığımız bu ülke ile aramıza tel örgü ördüler. Ne yaptık biliyor musunuz Esad kardeşimizle biz yan yana geldik ve bu sorunu çözdük.

Düşmanlık yok. Pasaportu cebine koyan komşumuza gidebilecek. İyi yapmış mıyız?Başbakan iyi yapmışsın. Sonra ne oldu? Kim size talimat verdi de bir den böyle oldunuz. Bu Esad diktatörmüş. Bu Esad 44 yıldır diktatör Sayın Başbakan. Senin özendiğin Esad bu. 44 yıllık bir siyasal düşünceyi ne olduysa 2010 yılının sonunda Sayın Başbakan İdrak etmeye başladı. Bu numaraları Türkiye yemeyecek. Irak’ta Libya’ya demokrasi gelecekti 1,5 milyon insan öldü.Libya ve diğer yerlerde 3 milyon insan kurban oldu. Türkiye bu Ortadoğu taşeronluğunun kurbanı olmayacak. Başbakan Suriye’deki annelerin yönü hangi kıble? Kime taşeronluk yapıyorsunuz siz? Bütün bunlara baktığımızda bir otoriter rejim ile karşı karşıya olduğumuzu görüyoruz. Bu siyasi partilerin birbirine karşı olan mücadelesinin önüne geçti. Bundan sonra otoriter bir devlete, sisteme karşı mücadele eden bir CHP var artık. Bizim yüreğimizdeki cesaret, azim bunlarda yoktur.

Bunlar ki 12 Eylülde,28 Şubatta nasıl kullandılarsa yine kullanmak istiyorlar. Bunlar bugün var yarın yok ama CHP hep burada. CHP taşeron parti değildir. Biz millet olarak savaşa hayır diyeceğiz. Bakanlarına da bunu söyle.”

“3 Z İLE KARŞIMIZDA AKP VAR”

Ülke genelinde startı verilen kentsel dönüşüm çalışmaları ekseninde de hükümete göndermeler yapan Tekin, “ Sayın Başbakan İstanbul’da kentsel dönüşüm ile ilgili açıklamalar yaptı. Yakacağım, yıkacağım dedi. Sadece savaşmıyor. Yıkıcı bir mantık var. Başbakan unutma, sizde o evlerde oturuyordunuz. Eğer bir ayıp varsa bu ülkenin ayıbıdır. Orda oturan yurttaşların ayıbı değildir.

Sen 94 yılında dedin ki bende gecekonduda oturuyorum ve hep burada oturacağım demiştin. Şimdi saraylarda oturuyorsun. Allah çok versin gözümüz yok. Ama yakıp yıkacağım diyorsun şimdi. Spiker gibi Başbakan. dedi ki ‘yolsuzluğu tarihe gömeceğim’ Maalesef yolsuzluk ve yasağa baktığımız zaman AKP bunları kendisi yapmıştır. Ne demiştik zam, zulüm, zindan. 3 ‘z’ ile karşımızda bir AKP var. Hepinize zamsız, zulümsüz, zindansız bir Türkiye ümit ediyorum” dedi.

Gizli görüşmede 9 gizemli isim


Özel izinle 9 bürokrat, Suriye’ye asker gönderme tezkeresine ilişkin oturumda yer aldı.

TBMM’deki gizli görüşmelere milletvekilleri dışında kimse katılamıyor. Ancak özel izinle devletin 9 bürokratı, Suriye’ye asker gönderme tezkeresine ilişkin oturumda yer aldı.

Gazeteport.com’un haberine göre Anayasa ve içtüzük gereği TBMM’de yapılan gizli oturumlara milletvekilleri dışında kimse katılamazken, devletin 9 bürokratı, özel izin ile Suriye’ye asker gönderme tezkeresine ilişkin gizli görüşmede yer aldı.

TBMM’de kapalı oturuma geçilmeden önce Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ve Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz iki ayrı önerge vererek, gizli oturuma katılmasını istedikleri bürokratlar için izin istedi. Milletvekillerinin onayının ardından Dışişlerinden, Müsteşar yardımcısı Halit Çevik, Büyükelçi Ömer Önhon ile Bakan danışmanları Ali Sarıkaya ve Gürcan Balık da kapalı oturumu izledi. Balık son çıkan büyükelçiler kararnamesi ile UNESCO Daimi temsilciliğine atanmıştı.

Milli Savunma Bakanlığı Müsteşarı Korgeneral Ümit Dündar, Müsteşar yardımcısı Tuğgeneral Akif Vurucu, Genel Plan Prensipler Daire Başkanı Tuğgeneral Kemal Başak ile aynı daireden Albay Metin Oğuzhan ve Yarbay Murat Yaman da gizli görüşmeler sırasında Genel kurulda hazır bulundu.

Anayasa ve iç tüzük gereği TBMM’deki gizli oturumlara, milletvekillerinin dışında sadece Cumhurbaşkanı ve yeminli stenograflar ile, izin verilen bürokratlar katılabiliyor. Gizli oturum tutanakları, 10 yıl süreyle açıklanamıyor ve devlet sırrı olarak saklanıyor.

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: