Günlük arşivler: Ekim 10, 2012

California State Prisons Mexican Mafia (La eMe) Membership Chart


California State Prisons Mexican Mafia (La eMe) Membership Chart.pdf

U.S. Special Operations Command Terms of Reference – Roles, Missions and Functions of Component Commands


U.S. Special Operations Command Terms of Reference – Roles, Missions and Functions of Component Commands.pdf

U.S. Marine Corps Infantry Battalion Operations in Afghanistan Lessons Learned Report


U.S. Marine Corps Infantry Battalion Operations in Afghanistan Lessons Learned Report.pdf

Cold Case Files – A Confession for Carmen/The Girls


http://www.youtube.com/watch?feature=player_embedded&v=LTrh8fy-8VE

Department of Health and Human Services List


Department of Health and Human Services List.pdf

Cryptome – Osama bin Laden Compound Raid Mock-up


In No Easy Day, the book written by the Navy Seal about getting Bin Laden, he stated that they trained in North Carolina. If you go to Google Maps and put in these coordinates at Harvey Point Defense Testing (CIA training facility) there is nothing but an clearing in a field. If you go to the lower link in Virtual Globetrotting and look at the same location it appears to be the mock up training facility for the Bin Laden raid. It is not completed in the photo, but there is enough built to say it is an almost exact copy of Bin Laden’s compound.

Google Maps

36.099724,-76.349428

Bing Maps

http://virtualglobetrotting.com/map/harvey-point-defense-testing-activity-cia-training-facility/view/?service=1

Osama bin Laden Compound Raid Mock-up
Bin Laden Mock-up, Harvey Point, NC. Terraserver.com

Bin Laden Compound Mock-Up, Harvey Point, NC, Under Construction, February 15, 2011. Bing.com/Maps.

Bin Laden Compound, Abbottabad, Pakistan, After the Raid, May 11, 2011. Google Earth

Bin Laden Compound Mock-Up, Harvey Point, NC, After Demolition, January 30, 2012. Google Earth

Akçakale Saldırısı ve Sonrası


Suriye ordusu ile Özgür Suriye Ordusu arasında Tel Abayad kasabasının kontrolü için yürütülen silahlı mücadele geçen hafta içinde Türkiye’ye sıçradı. Tel Abayad kasabası ve Akçakale’ye açılan sınır kapısının kontrolünü kaybeden Suriye ordusu bölgeyi yakın çevreden top atışına tutmaya başlamıştı. Bu saldırılar sırasında 3 Ekim 2012 tarihinde, Suriye ordusu muhtemelen bilinçli olarak Şanlıurfa’nın Akçakale ilçesini hedef alan 6 atış gerçekleştirdi. Saldırıda 5 Türk vatandaşı hayatını kaybetti. Bu saldırının ardından Türkiye karşılık olarak tespit edilen 14 hedefe 40 top atışıyla karşılık verdi.

Akçakale saldırısının ardından yapılan ilk değerlendirmelerde Suriye ordusunun yanlışlıkla Akçakale’yi hedef almış olabileceği tartışılmıştı. Ancak Türkiye’nin misilleme saldırısının ardından Hatay iline yönelik benzer saldırıların devam etmesi Akçakale saldırısının bilinçli bir stratejinin ürünü olması ihtimalini güçlendirmiştir. Başbakan Erdoğan benzer yöndeki düşünceleri “kararlılığımız test edilmesin. Kaza deniyor, sekiz kez kaza mı olur” sözleri ile dile getirmiştir.

Suriye rejiminin beka sorunu ile karşı karşıya olduğu, ordusunun parçalandığı ve tüm enerjisini içe yönlendirdiği bir ortamda Türkiye ile savaş çıkarma ihtimali olan bir saldırıyı neden gerçekleştirdiği önemli bir soru işaretidir. Söz konusu ortam içinde Suriye’nin böyle bir adım atması, ulaşılmak istenen hedefler konusunda akla şu olasılıkları getirmektedir:

– Son derece zayıf bir konumda olan Suriye’nin böylesine riskli bir kararı tek başına almış olma ihtimali zayıftır. Büyük ihtimalle Suriye’deki rejimin korunmasını hayati çıkar olarak gören ve bu nedenle Türkiye’nin politikalarından rahatsızlık duyan Rusya ve İran’ın onayı, desteği, yönlendirmesi ile saldırı gerçekleştirilmiştir. Dolayısıyla saldırı ile verilmek istenen mesajı sadece Suriye’nin değil her üç ülkenin ortak mesajı olarak okumak gerekmektedir.

– Akçakale saldırısı, Haziran ayında gerçekleşen F-4 uçak saldırısının bir devamı niteliğindedir. Burada söz konusu aktörlerin ortak amacı hayati çıkar alanlarına zarar verdiğini düşündüğü Türkiye’nin gücünü sorgulatmaya çalışmaktadır. Böylece Türkiye’nin oynamaya çalıştığı rol; Suriye halkı, Türk kamuoyu, Arap kamuoyu ve uluslararası kamuoyu arasında tartışmaya açılmaktadır. Türkiye’nin Suriye’de değişimi gerçekleştirebilme kapasitesi sorgulatılmaktadır.

– Söz konusu aktörler Türkiye’nin sınırlarını test etmeye ve nereye kadar gidebileceğini görmeye çalışmaktadır. Jet krizi sonrasında sert söylemlere rağmen caydırıcılığın tesis edilememiş olması Türkiye’nin sınırlarını zorlamayı mümkün kılmıştır.

– Yukarıdaki hedefle bağlantılı olarak; Suriye ve müttefikleri Türkiye’yi bir savaşa çekmek istememektedir. Türkiye’nin savaşa giremeyeceğini, bunu başaramayacağını düşündükleri için Türkiye’nin sınırlarını zorlayabildikleri yere kadar zorlamaktadırlar. Bir uluslararası müdahalenin neredeyse imkansız olduğu analizini yapmaktadırlar. Türkiye’nin tek başına bir askeri müdahalesinin iç kamuoyu baskısı ve maliyetinin yüksek olacağı gibi hesaplamalarla mümkün olmadığını görmektedirler. Bu ortam içinde Türkiye’yi Suriye politikası nedeniyle daha rahat cezalandırabileceklerini düşünmektedirler. Ayrıca jet krizi sonrasında angajman kurallarının değiştirilmesinin kendileri açısından caydırıcı olmadığını göstermektedirler.

– Suriye yönetimi jet krizinde olduğu gibi Akçakale’de de; ne denli sıkışmış hissettiğini, yaşamsal bir mücadele verdiğini ve bu mücadele doğrultusunda ne kadar ileri gidebileceğini göstermeye çalışmaktadır. Gerekirse her türlü “çılgınlığı” yapabileceği mesajını vererek caydırıcı olmaya çalışmaktadır.

– Suriye’nin bir diğer amacı ülkesindeki istikrarsızlık ve çatışmayı bölgeselleştirerek üzerindeki baskıyı azaltmak olabilir. Bu yaklaşımı dengeleri etkileyebildiği Lübnan ve Türkiye üzerinden yapmak istemektedir. Türkiye özelinde; PKK-PYD’ye sınır hattının kontrolünün bırakılması, sınır illerinde istikrarsızlık yaratılması, PKK’nın terör eylemlerinin tırmandırılması, Türk iç kamuoyunda Suriye politikasına muhalif kesimin elinin güçlendirilmeye çalışılması hayata geçirilen araçlar olarak sıralanabilir. Suriye istikrarsızlığı bölge geneline yayarak ülkelerin Suriye politikalarını cezalandırmaya, bu politikaları içerde sorgulatmaya ve üzerindeki baskıyı farklı alanlara yayarak azaltmaya çalışmaktadır.

– Suriye’nin stratejik öneme sahip olduğunu düşündüğü bölgede muhalifleri yenilgiye uğratmak adına bazı riskleri göze alarak operasyon yapmayı tercih ettiği de söylenebilir. Tel Abayad bölgesi iki açıdan stratejik öneme sahiptir. Birincisi Suriye yönetimi ülkenin kuzey kısmında kaybettiği kontrolü tekrar sağlamak istemektedir. Böylece Özgür Suriye Ordusu tarafından yaratılmak istenen fiili güvenli bölge ortadan kaldırılacaktır. Ayrıca Türkiye ile Suriye muhalefeti arasındaki bağlantı koparılmak istenmektedir.

Türkiye açısından bakıldığında Akçakale saldırısı Suriye ordusunun sınır bölgesinden iç kısımlara çekilmesini sağlamak açısından fırsat olarak değerlendirilecektir. Saldırıya askeri karşılık vererek Türkiye kendi sınırlarını çizmiş ve her türlü saldırının askeri karşılık bulacağını göstermiştir. Bu durum Özgür Suriye Ordusu’nu sınır bölgelerindeki hareket imkanını artıracaktır. Ancak Türkiye açısından risk faktörü çıtanın yükseltilmiş olması ve artık herhangi bir saldırıya misliyle karşılık verilmesi zorunluluğudur. Aksi durum Türkiye’nin zaten sarsılan caydırıcı gücünün daha da sorgulanmasına neden olacaktır. Bu da sınır bölgesinde Suriye ile sınırlı bir çatışma durumunu beraberinde getirecektir. Böylesi bir ortamın hem güvenlik hem de ekonomik anlamda sınır bölgelerinde sıkıntılar doğurması muhtemeldir. En büyük risk ise Türkiye’nin hiç istemeden de olsa daha geniş çaplı bir çatışma ortamına sürüklenmek zorunda kalmasıdır.

Türkiye ve Suriye: Savaş Gerekli mi?


Suriye olaylarının başladığı Mart 2011’den beri her yeni gelişme Türkiye’yi Suriye’ye daha fazla çekmektedir. Bu süreç içerisinde Suriye artık Türkiye’nin güvenliğini sarsmaya başlamıştır. Nitekim, Türkiye ile Suriye arasındaki gerilimin artmasında Akçakale yeni bir kilometre taşı oldu. TBMM Genel Kurulu’ndan adı Suriye konmamış “Suriye tezkeresi” çıkması ile birlikte Türkiye’nin Irak ve Suriye’den oluşan güney sınırları savaş rüzgarlarının daha fazla estiği bir noktaya geldi.

Türkiye, Suriye ile savaşmak ister mi? Ankara ve Türk halkı her zaman “Ortadoğu’da bir refah olsun. Güçlü hükümetler olsun. Halklarla ve hükümetlerle dost olalım. Yeniden iyi ilişkiler kuralım” istiyor. Ancak, Suriye’deki mevcut çatışmanın kontrollü biçimde yıllarca sürmesini isteyen güçlü lobiler bulunuyor. Bu lobiler için bölgede yönetilebilir ve sürdürülebilir sürekli bir çatışma ve kaos ortamının olması en iyi çözüm olarak karşımıza çıkıyor. Söz konusu bu lobiler Suriye’nin alt yapısının tamamen çökmesine kadar savaşın devamını istiyor. Yani, Suriye’nin tarım, sanayi, eğitim (okul ve üniversite), devletin çökmesi ve eğitimli insan alt yapısının bitmesi ve sağ kalanların Suriye dışında kökleşmesine kadar savaşın uzamasını isteyen güçlü lobiler bulunuyor. Muhalifler Şam’ı ele geçirse bile çatışma bitecek mi? Yıllardır Şiiler Bağdat’ta hükümet ama çatışmalar bitti mi? Hayır. Irak’ta günde 10 ile 100 kişinin öldüğü bir düşük yoğunluklu çatışma ortamı sürüyor. Irak benzeri bir Suriye’nin dizaynına doğru gidiyoruz. Bugün, Türkiye’de Suriye muhalefetini ‘terörist’ olarak ilan edenler, Beşşar diktötörlüğünü demokratik görerek örtülü mezhepçilik yapanlar, Beşşar sonrası muhtemel kaostan da kendileri açısından haklılık payı arayacaklardır. Suriye’de sürekli kaosun var olduğu muhtemel durum ise Türkiye için bir dehşet senaryosudur.

Eğer Türkiye, Suriye ile savaşırsa Osmanlı Devleti’nden beri ilk defa Türklerle Araplar savaşmış olacak. Olası böylesine bir durum, Türklerle Arapların arasını yeniden açabilir. Arap sokaklarında Türk karşıtlığından beslenen Arap milliyetçiliği yeniden canlanabilir. Bu durumdan Beşşar oldukça memnun olacaktır. “Arapları korumaya çalışan mazlum lider” rolünü deneyebilecektir. İlk önce Saddam Hüseyin’i, sonra Ahmedinejad’ı ve en son Erdoğan’ı kahraman olarak benimsemiş olan Arap sokakları muhtemel savaş içinde Mursi’yi kahramanlaştırabilecektir. Mursi’nin kahramanlaştırılması Mursi’nin hoşuna gider mi gitmez mi bilmiyorum. Ama, Mısır’ın, Arap dünyasının ve sonbahara dönüşen Arap Baharı’nda bir çözüm arayan Batı’nın çok hoşuna gidebilir.

Ancak Ankara, Suriye’de siyasi ve sosyal bir bataklığın oluşmasını engellemek için yapılması gereken ne varsa vakit kaybetmeden yapmak da zorundadır. Çünkü, dağlık bir yapıya sahip Türkiye-Irak sınırını saymazsak, Türkiye’nin güney sınırlarının tamamına yakınını (910 km) oluşturan ve istikrarsızlığı çevreye yaymaya başlayan bir ülkeden, yani Suriye’den bahsediyoruz. Türkiye’nin Ortadoğu ile olan karayolu ticaretinin tamamına yakını da Suriye üzerindendi. Örneğin bugün, Türkiye (Mersin) ile Mısır (İskenderiye ve Port Said) arasında ro-ro seferleri ile haftada ortalama 500 TIR sevkedilirken, sadece Hatay-Cilvegözü sınır kapısından günde ortalama 500 TIR giriş-çıkış yapıyordu.

Ayrıca Suriye, Türkiye’nin yakın akrabalık ve kültürel ilişki içinde olduğu bir ülkedir. Onun için Ankara artık “Suriye’nin iç işlerine karışmayalım. Suriye’den gelenleri almayalım” şeklinde bir lükse sahip değildir. İlk başta farklı bir politika benimseyebilirdi. Ama, bu aşamadan sonra geri dönüşü olmayan bir yoldadır. Artık, Suriye’deki savaş nasıl bir an önce biter ve Suriye nasıl istikrara kavuşur konuları üstünde daha fazla çalışmalıdır. Bunun için ilk aşamada muhaliflere daha fazla destek vermek ve muhaliflere ağır silahlar vererek fiili güvenli bölge oluşumuna yönelmek daha mantıklı olacaktır.

Barzani Yahudilerin silah müşterisi oldu!


İRAN basını, bir Hollanda gazetesine dayanarak, peşmerge reisinin İsrail’le 20 milyar dolarlık anlaşma yaparak en büyük müşterisi olduğunu yazdı.

Barzani, İsrail’in en büyük müşterisi

İran medyası, peşmergebaşı Mesut Barzani’nin oğlunun İsrail ile yaptığı silah anlaşmasının 20 milyar doları bulacağını bildirdi. Telegraph ise Türkiye-Suriye sınırında savaş sürdüğünü savundu

Kuzey Irak Kürt yönetiminin İsrail ile yeni bir silah anlaşması yaptığı, böylece bölgenin, İsrail savunma sanayinin Asya’daki en büyük müşterisi haline geldiği öne sürüldü. İran medyası, Hollanda’nın De Telegraaf gazetesine dayanarak, peşmergebaşı Mesut Barzani’nin oğlu Masrur’un İsrailli savunma heyeti ve üç İsralli işadamının sahibi olduğu bir ABD’li şirket ile silah anlaşması yaptığını duyurdu. İsrail silahlarının, Kuzey Irak’ta Suriye sınırından ulaştırılacağı belirtilen haberde şöyle denildi: “Bölge, 12 savaş uçağı, 20 helikopter, 3 nakliye helikopteri ve İsrail Abrams tankı, bir füze kalkanı, uçak savar toplar, personel taşıyıcı, radar sistemleri dahil, 20 milyar dolarlık anlaşmalar yaptıktan sonra bu yıl İsrail’in Asya’daki en büyük müsterişi olacak.” İsrail ve ABD’li destekçilerinin Irak’ı Sünni, Şii ve Kürt bölgeleri arasında bölmek için çaba gösterdiklerini de belirtiliyor.

Suriye sınırında savaş

İngiliz Telegraph gazetesi, Türkiye-Suriye sınırına dikkat çekerken “Bu fiili savaş, daha ne kadar ilan edilmemiş bir savaş olarak kalacak?” sorusunu sordu. Gazete, Suriye’den ateşlenen top mermilerinin Akçakale’ye düşmesi ve devam eden karşılıklı ateşe vurgu yaptığı haber yorumda, Ankara’daki Batılı diplomatlar dahil bazı gözlemcilerin, Akçakale olayından sonra Türkiye ve Suriye’nin geri çekileceği ve durumun sessizce yatıştırılacağı yönündeki tahminlerinin gerçekleşmediğini belirtti.

Cemaati suçüstü yakaladım


Hava Hâkim Albay Zeki Üçok’un Askeri Yargıtay’da yargılanmasına başlandı.

Hava Hâkim Albay Zeki Üçok’un, bazı soruşturmalar sırasında “zincirleme olarak memuriyet görevini kötüye kullandığı” gerekçesiyle Askeri Yargıtay’da yargılanmasına başlandı.

Albay Üçok’un, bazı soruşturmalarda usule aykırı hareket ettiği, bilirkişi raporlarını dosyaya dâhil etmediği gibi iddiaların yer aldığı iddianamede “makam aracıyla lokanta ve pastaneye gittiği, çocuğunu dershaneden aldırdığı” gibi iddialar da ileri sürüldü. Üçok, hakkında açılan davaların sebebinin TSK içinde yaptığı soruşturmalar olduğunu savundu.

Daha önce aynı gerekçeyle Genelkurmay Askeri Mahkemesi’nde yargılanan Üçok’un dava dosyasının, Askerlik Kanunu’nda yapılan değişiklik nedeniyle Askeri Yargıtay’a gönderilmesine karar verilmişti. Askeri Yargıtay 3. Dairesi’nde bugün görülmeye başlanan duruşmaya sanık Üçok, avukatları mağdurlar ile avukatları katıldı. Askeri Yargıtay 3. Dairesi Başkanı Kıdemli Albay Gürcan Gürdal, Askerlik Kanunu’nda yapılan değişikliğe dikkat çekerek askeri hâkimlerin dava dosyalarının Askeri Yargıtay’a gönderilerek davanın burada devam edeceğinin yeniden düzenlendiğini ve dosyanın bu nedenle kendilerine geldiğini ifade etti.

Duruşmada yapılan kimlik tespiti sırasında aylı geliri sorulan Hâkim Albay Üçok da Hasdal Cezaevi’nde tutuklu olduğunu, tutukluluğu nedeniyle maaşının bir kısmını alamadığı için net gelirini bilmediğini, üzerinde gayrimenkul olarak bir arsanın bir bölümünün bulunduğunu kaydetti. Duruşmada askeri savcı, Üçok hakkındaki 88 sayfalık iddianameyi özetleyerek okudu. İddianamede, Albay Üçok’un, bazı soruşturmalar sırasında usule aykırı hareket ettiği, mağdur Astsubay Ali Balta’nın avukatıyla uzun süre görüştürülmediği, bir bilirkişinin hazırladığı raporların dosyaya dâhil edilmediği aynı bilirkişiye farklı rapor hazırlatıldığı, bazı şüpheli avukatları hakkında MİT Müsteşarlığı, Ankara Barosu ve bazı askeri birliklere yazı yazılması gibi işlemlerin yapıldığı gibi iddialarla “zincirleme olarak memuriyet görevini kötüye kullanmak” suçunu işlediği ileri sürüldü. Üçok’un, makam aracını özel işleri için kullandığı, makam aracıyla lokanta ve pastaneye gittiği, çocuğunu dershaneden aldırdığı gibi iddialar da yer aldı.

-“CEMAAT ÜYESİ TSK MENSUPLARINA SORUŞTURMA AÇTIM”-

İddianamenin okunmasının ardından savunmasını slayt gösterisi eşliğinde yapan Albay Üçok, savcılığı döneminde pek çok önemli soruşturmayı yürüttüğünü belirtti. Üçok’un yürüttüğü soruşturmalarla ilgili ayrıntılı bilgi vermesi üzerine katılanların avukatları itiraz etti. Avukatı Mustafa Dokumacı’nın, görülen davayla Üçok’un anlattığı soruşturmaların ilgisi olmadığını, Üçok’un savunmasını hakkındaki iddialarla ilgili yapması gerektiğini söylemesi üzerine salondaki avukatlar arasında kısa bir tartışma yaşandı. Mahkeme Başkanı Gürdal’ın, kimsenin savunmasının kısıtlanamayacağını ve gerekirse bu uyarıyı kendisinin yapacağını belirterek, yeniden söz vermesi üzerine savunmasına devam eden Üçok, hakkında bu davanın açılmasının sebebinin özellikle, TSK’da bazı örgütlenmeler, diğer personeli fişlemeleri ve TSK’ya ait bilgi ve belgeleri kaçırdıkları iddiasıyla yürüttüğü soruşturma olduğunu ileri sürdü. Davanın temel sebebinin yürüttüğü “Karargah Evleri” soruşturması olduğunu savunan Üçok, soruşturma kapsamında cemaate üye olduğunu söyleyen bazı astsubayların yaptıklarını ortaya çıkardığını öne sürdü.

-“TEHDİTLER GELDİ, İFTİRALAR ATILDI”-

Karargah Evleri soruşturması nedeniyle hakkında 1 milyondan fazla haber yapıldığını, e-posta adresine girildiğini ve telefonlarının dinlendiğini kaydeden Üçok, isminin karalanması için hakkında Rusya’dan kadın getirip pazarladığı gibi iddiaların ortaya atıldığını anlattı. Yürüttüğü soruşturma nedeniyle birçok tehdit aldığını da anlatan Üçok, tehdit e-postalarında kızının öldürüleceğini, böbreklerinin satılacağını, kızının ve eşinin bir “trafik kazasına kurban gideceğini”, kızının ve eşinin sürekli takip edildiğinin belirtildiğini ifade etti.

-“ASIL MAĞDUR BENİM”-

Bu süreçte Milli Savunma Bakanı tarafından “sivil kıyafetli ziyaretçisi geldiği”, “savcı yardımcısıyla birlikte arsa aldığı” iddialarla kırktan fazla soruşturma açıldığını belirten Üçok, başına gelen tüm olayların sebebinin yürüttüğü soruşturmalar olduğunu ifade etti. Kendisine açılan davayla, yapılmak istenenin, “TSK hakkında fişleme yapan ve TSK’yı Ergenekon ile ilişkili göstermek amacıyla sahte emirler üreten astsubayların ifadelerini yok sayarak cemaati aklamak” olduğunu ifade eden Üçok, bu astsubayların sahte belge ve dokümanlarına suçüstü yapıldığı, kendisine yöneltilen işkence, hipnoz gibi iftiraların “bu suçların yok sayılmasını amaçladığını” iddia etti. Yürüttüğü soruşturmanın ardından hakkında 7 dava açıldığını, 74 suçlama nedeniyle 724 yıl hapis cezası istendiğini belirtti. Balyoz Davası’nda da 23 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırıldığını ve 3 yıl 14 gündür tutuklu olduğunu belirten Üçok, kendisini davanın mağduru olarak gördüğünü ifade etti.

Bazı soruşturmalar sırasında “zincirleme olarak memuriyet görevini kötüye kullandığı” gerekçesiyle Askeri Yargıtay’da hakim karşısına çıkan Albay Zeki Üçok, hakkında Kayseri’de yürüttüğü soruşturma nedeniyle iki dava açıldığını belirterek, “Ben Fetullah Gülen Cemaatine mensup bazı sivil şahısların, TSK’de bazı personel hakkında bilgiler toplattığını ve TSK personelini fişlediğini tespit ettim” dedi.

Hava Hâkim Albay Zeki Üçok’un, bazı soruşturmalar sırasında “zincirleme olarak memuriyet görevini kötüye kullandığı” gerekçesiyle Askeri Yargıtay’da yargılanmasına öğleden sonraki oturumda devam edildi. Üçok, 67 sayfadan oluşan ve slayt gösterileriyle yaptığı savunmasında, iddianamede kendisine yöneltilen suçlamalara tek tek yanıt verdi. Makam aracıyla lokanta, pastane gibi yerlere ve özel mülkiyete konu bir arsaya bakmak için gidildiği iddiasına Üçok, “Makam aracımla adli ve idari yargıda görevli bazı yargıç ve savcılarla buluşmak amacıyla değişik lokanta ve pastaneye gittim. Aynı şekilde Kara Kuvvetleri Komutanlığı askeri hakim ve savcıları ile yemek yemek amacıyla Jandarma sosyal tesislerine de gittim. Jandarma Genel Komutanlığı askeri hakim ve savcıları ile yemek yemek üzere JEST tesislerine de gittim. Eğer benim veya diğer hakim ve savcıların beraber yemek yemek için kendilerine tahsis edilen araçları kullanmalarını suç olarak kabul edersek, Kara, Hava, Deniz komutanlıklarının personelinin piknik gezileri, tayin yemekleri,emeklilik yemekleri vs.gibi bir çok sosyal etkinlik için tahsis ettiği askeri araçları izah edemeyiz. Bu konuda devamlı emirler yayınlayan komutanları burada sanık olarak yargılamamız gereklidir” ifadeleriyle yanıt verdi. Astsubay Ali Balta’nın talebi olmamasına rağmen Avukat çağırılıp sorgu sırasında hazır bulundurulması ve Kayseri’deki soruşturmada şüpheli Balta’nın babası ile görüştürülmediği iddialarına yanıt veren Üçok, Balta’nın avukat talebinin tutanaklarla sabit olduğunu babasının ise görüşme için çağrıldığı halde basın toplantısı yapmayı tercih ettiğini ve görüşmeye gelmediğini kaydetti.

-HTS KAYITLARINDA 3 AYLIK SÜREYE TİB MAHKEME KARARI İSTEMİYOR-

Üçok, soruşturma dosyalarında evrakları dağınık ve sıra verilmediği iddialarına da ise “Suç eşyası ve aramalarda el konulan eşyaların emanete alınmayıp naylon poşet içerisinde kalem odasında açıkta bırakılması ise yine benim tutuklanmam nedeniyle kalemde görevli olan arkadaşlarımızın muhtemelen hakkımda idari bir soruşturma beklentisi nedeni ile hiçbir şeye dokunmamalarından kaynaklanmaktadır. Sıra numarası almamış olması iddiası ise soruşturma tekniğinden kaynaklanmaktadır. Işık Evleri ve Karargah Evleri soruşturmasının birleştirilmeden önce kendi içlerinde ayrı ayrı sıra numaralarına sahiptiler. Ancak birleştirme kararı alındıktan sonra bazı karışıklık ve yanlış anlaşılmalara neden olmamak amacıyla soruşturma tekniği gereğince sıra numarası verilmemiştir” diyerek yanıt verdi.

Dinleme ve HTS kayıtlarının mahkeme kararı olmadan alındığı iddialarını da değerlendiren Üçok, dinleme taleplerine ilişkin mahkeme kararlarını mahkemeye delil olarak sundu. Üçok, HTS tespitinde TİB’in 3 aya kadar olan tespitlerde mahkeme kararı istemediğine ilişkin yazı örneğini mahkemeye vererek, “HTS taleplerinde TİB iki farklı yöntem uygulamaktadır. Eğer savcılık olarak talebiniz üç aylık süreyi geçmiyorsa mahkeme kararı istememektedir. Üç aydan fazla süreyi gerektiriyorsa mahkeme kararı istemektedir. İletişimin dinlenmesinde ise, TİB mahkeme kararı olmadan kesinlikle askeri savcılıkların talebini yerine getirmemektedir. Mutlaka mahkeme kararı istemektedir. Savcılığımızda tüm dinleme talepleri için mahkeme kararı almıştır” diye konuştu.

-CEMAATİ SUÇÜSTÜ YAKALADIM-

Kendisi hakkında, Kayseri’de yürüttüğü soruşturma nedeniyle birisi Kayseri 2.Ağır Ceza Mahkemesinde diğeri ise Genelkurmay Başkanlığı Askeri Mahkemesinde olmak üzere iki dava açıldığını belirten Üçok, savunmasına şöyle devam etti:
“Ben askeri savcı olarak Karargah Evleri ve Işık Evleri soruşturmasını yürüten ve ilk defa Işık Evlerinde yetiştirilerek ağabeylerinin tavsiyesi ile Türk Silahlı Kuvvetlerine girdiklerini söyleyen üç astsubayın kendi iradeleri ile verdikleri ifadeler ile Fetullah Gülen Cemaatine mensup bazı sivil şahısların, kendi cemaatleri mensubu olan Ali Balta, Orhan Güleç ve İsmail Dağ’ı kullanarak, TSK’de bazı personel hakkında alevi Sünni, namaz kılanlar kılmayanlar, kadın ve kumar düşkünü gibi bilgiler toplattığını ve TSK personelini fişlediğini tespit ettim. Fetullah Gülen Cemaatine mensup olduğu söylenen bazı sivil şahısların, kendi cemaatleri mensubu olan bazı kişileri kullanarak, Komutanlığa ait birtakım emirleri çaldırdıklarını, bu emirleri değiştirip Kayseri eşrafına göndererek, TSK ile Kayseri halkı arasında husumet yaratmaya çalıştıklarını tespit ettim. Işık Evlerin de yetiştiğini beyan eden Ali Balta’yı kullanılarak, Hava Kuvvetleri Komutanlığının Doküman Yönetim Sistemine bazı emirleri izinsiz olarak ve gayri resmi yollardan sokturduklarını ilk defa suçüstü yaparak tespit ettim. İşte tam burada, Fetullah Gülen Cemaatinin bazı mensupları devreye girerek, başta Balta, Güleç ve Dağ’ın ifadelerinin yasal yollarla tespit edilmediğini ileri sürerek yok saydırmak amacıyla bu asılsız suçlamalara başlamışlardır.”

– GÜLEN, CEMAAT ÜYELERİNİN YAPTIKLARINI ÖĞRENDİĞİNDE BU KİŞİLERİ CEMAATİNDE TUTMAYACAKTIR-

Kendisine Rusya’dan kadın getirip sattığı, rüşvet aldığı gibi iftiraları atılarak hakkında linç kampanyaları yürütüldüğünü, küçük kızının öldürülmekle tehdit edildiğini belirten Üçok, savunmasında şu değerlendirmede bulundu:
“Bu yalanlar, iftiralar, suçlamalar, kanaatimce Fetullah Gülen Cemaatinin kontrolü dışında hareket eden birkaç kendini bilmez cemaat mensubunun, fütursuzca yaptığı bu eylemler nedeniyle Fetullah Gülen Cemaatinin düştüğü bu durumdan kurtarmak için, üç astsubayın ifadelerini geçersiz saydırmaktır. Kanaatimce, Sayın Gülen, cemaat üyelerinin yaptıkları bu hukuksuzlukları öğrendiği takdirde bir an bile bu kişileri cemaatinde tutmayacaktır. Çünkü, her demecinde hukukun üstünlüğünden, adaletten, insanların kardeşliğinden, hoşgörüden bahseden Fetullah Gülen’in, hukukun böylesine katledilmesine izin vermeyeceğini, göz bebeği olduğunu söylediği Silahlı Kuvvetleri mensuplarının fişlenmesine izin vermeyeceğini, dünyada ki en büyük kötülüğün iftira atmak olduğunu söyleyen birisi olarak, cemaatinin üyelerinin hakkımda attıkları iftiralara göz yummayacağını düşünüyorum. Ben yürüttüğüm hiçbir soruşturmada bilerek suç teşkil edebilecek bir davranışta bulunmadım. Hiç bir zaman suç işlemek kastı ile hareket etmedim. Hakkımdaki tüm iddialar yalandır, iftiradır. Buradan tüm dünyaya haykırıyorum; ben suçsuzum, ben masumum, ben mağdurum.”

Üçok’un savunmasının ardından duruşma avukatların savunmalarını yapmaları için 16 Kasım tarihine ertelendi

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: