Alpaslan Işıklı: USAME BİN LADİN / ABDULLAH ÖCALAN


ABD Büyükelçisi Ricciardone’nin PKK ile ilgili olarak Türkiye ile daha yakın işbirliğini arzuladıklarını ifade etmesi ve “Usame Bin Ladin operasyonunda kullanılan taktik teknik prosedürleri” önerdiklerini açıklaması bu konuyu yeniden gündeme taşımıştır.

Konunun üzerinde düşünülmesi gereken değişik yönleri bulunmaktadır. Bin Ladin’in öldürüldüğünün açıklandığı tarihte de olayın bazı dikkat çekici yanları gözlerden kaçmamıştı. (Bkz.Amerika’nın Terörizme Karşı Savaşı” , İmge Y., Ankara,2010)

Anımsanacağı üzere, Bin Ladin öldürülten sonra cesedinin her nedense denize atıldığı duyurulmuştu. Böylece, bir cesedin var olup olmadığının veya –eğer ortada ceset varsa– kime ait olduğunun araştırılması olanağı ortadan kalkmış bulunmaktaydı. Amerika’nın bu tür kuşkular duymayı haklı gösterecek bazı sabıkalarının varlığı bilinmektedir. Örneğin 2. Dünya Savaşı sırasında kendisine ait Pearl Harbor limanına Japonya tarafından yapılacak baskını önceden bildiği halde önlem almadığına dair yabana atılmayacak iddialar vardır. Bu yüzden çok sayıda ordu mensubu ölmüş, gemiler ve liman ciddi hasar görmüştür. Böylece Japonya’ya saldırı bahanesi oluşturulmuştur.

Son olaylar çerçevesinde de Usame’nin ve başında yer aldığı El Kaide’nin ABD’nin silahlı saldırlarını haklılaştırma yönünde önemli bir rol oynadığının pek çok örneği vardır. Usame’nin nükleer silahların kullanımını meşru gösterme bakımından önemli bir işlev gördüğü bizzat Dışışleri Bakanlarından Rumsfeld tarafından açıklanmıştır:

Batı medyası tarafından tarzı belirlenen moda çerçevesinde, Usame Bin Ladin, yeni bir “masal canavarı” olarak belirmiştir. Savaşın ve sosyal yıkımın hem “nedeni”, hem de “sonucudur”. Aynı zamanda, Afganistan’da ABD bombardımanı sonucunda sivillerin ölümünden sorumlu tutulmaktadır. Bu bakımdan, Dışişleri Bakanı Donald Rumsfeld , ABD hükümetinin Usame Bin Ladin’in El Kaidesi’ne karşı yürüttüğü kampanyanın bir parçası olarak “nükleer silahların kullanımı olasılığını yadsımadığını” açıklamıştır. (Aynı eser, s.61)

Usame’nin en önemli işlevi 11 Eylül 2001 tarihli İkiz Kuleler ve Pentagon saldırıları çerçevesinde oynadığı ileri sürülen rolle ilgili olarak kendisini göstermiştir. İddiaya göre olayların sorumlusu ve faili, Ladin’in El Kaide örgütüdür. Ancak bu konuda farklı açıklamalar başından beri eksik olmamıştır.

Pek çok kaynak tarafından doğrulan bilgilere göre Usame’nin CIA ile ilişkisi eskilere dayanır ve Usame öteden beri ABD’nin denetimi altındadır. 24 Ağustos 1998 tarihili ünlü The Daily Telegraph gazetesinin haberine göre, Suudi doğumlu Bin Ladin ”Sovyet Afgan savaşı sırasında, CIA’nın kanatları altında, Sovyet işgalcilerine karşı savaşması için celbeldilmiştir”. Usame üzerindeki ABD denetiminin daha sonraki aşamalarda da devam ettiği anlaşılmaktadır.

CBS televizyonundan (Columbia Broadcasting System), Dan Rather’e göre, “Bin Ladin, 11 Eylül saldırılarından bir gün önce, 10 Eylül’de, bu defa Amerika’nın vazgeçilmez müttefiki Pakistan’ın lütfü ile hastaneye geri döndü. Pakistan Askeri İstihbarat Örgütü, Bin Ladin’in Pakistan Ordusunun Ravalpindi’deki Pak Army karargâhının hastanesinde diyaliz bakımı” görmekteydi.

ABD’nin Bin Ladin’den sağladığı yarar ne olabilirdi sorusunun yanıtı giderek açıklık kazanmaktadır. Şöyle ki:

Eğer ABD yetkilileri Usame Bin Ladin’i 11 Eylül’den önce tutuklamak isteselerdi, bunu yapabilirlerdi. Ancak bu durumda, büyük bir askeri operasyona girişme bahanelerinden yoksun kalmış olurlardı(Bkz:Aynı eser s.39-62.)

Bin Ladin’in 11 Eylül saldırında oynadığı rolün niteliği ve bu saldırıların resmi açıklamalar çelişen gerçek yönleri, yakın geçmişte Kanada’da Toronto kentinde dünya çapında önem taşıyan fikir adamlarının katılımıyla gerçekleşen bir toplantının ana konusunu oluşturmuştur. Bu toplantının tutanaklarını içeren “11 Eylül Görüşmeleri: 10 Yıllık Kandırmaca” adını taşıyan bir kitap yayınlanmış, ancak henüz dilimize çevrilmemiştir. (Bkz:The Toronto Hearings on 9/11: Uncovering Ten Years of Deception )

Soruna buraya kadar yapmaya çalıştığımız açıklamalar açısından bakıldığında Sayın Büyükelçinin Usame ve Bin Ladin ile Öcalan arasında kurduğu paralellik bir başka yöne taşınmaktadır. Bilindiği üzere ölümsüz yazar Uğur Mumcu’nun şehit edilmesinden hemen önceki yıllarında yıllarında yoğunlaştığı araştırmalar, Öcalan’ın gizli istihbarat örgütleriyle bağlantılarını açığa çıkarmaya yönelmişti ve bu yönde bazı bulguları açıklamış bulunuyordu.
Bu durumda Amerikan hükümetinin edindiği tecrübeler sonucunda Türk hükümetine vermesi gereken dersler, Bin Ladin’in nasıl yakalandığı konusuyla değil, nasıl olup da on yıldan fazla bir süre boyunca yakalanmamış olmasının nedenleriyle ilgili olabilir.

İLK KURŞUN

Etiketlendi:, , , , ,

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: