Günlük arşivler: Ekim 19, 2012

Saygi Oztürk : Sanki Engizisyon mahkemesiydi…


Saygı Öztürk: “Sanki Engizisyon mahkemesiydi”

Adil Ser­dar Sa­çan, 1998-2003 ara­sın­da İs­tan­bul Em­ni­yet Mü­dür­lü­ğü Or­ga­ni­ze Suç­lar­la Mü­ca­de­le Şu­be Mü­dür­lü gö­re­vin­de bu­lun­du. İs­tan­bul Bü­yük­şe­hir Be­le­di­ye­si ve bağ­lı şir­ket­le­riyle il­gi­li ses ge­ti­ren önem­li ope­ras­yon­lar yap­tı. Hü­kü­me­tin de­ğiş­me­sin­den son­ra Sa­çan hak­kın­da da­va­lar, so­ruş­tur­ma­lar açıl­dı. Mes­lek­ten çı­ka­rıl­dı, si­la­hı alın­dı. Bü­tün da­va­lar­dan be­ra­at ka­ra­rı al­dı, ida­ri so­ruş­tur­ma­lar le­hi­ne so­nuç­lan­dı. Bir de­po­da bu­lu­nan em­ni­yet­le il­gi­li ba­zı ev­rak­lar ge­rek­çe gös­te­ri­lip Sa­çan, mes­lek­ten çı­ka­rıl­dı.

Sa­çan, “Er­ge­ne­kon Da­va­sı­”nın sa­nı­ğı ola­rak 15 ay tu­tuk­lu kal­dık­tan son­ra ser­best bı­ra­kıl­dı. Ge­çen çar­şam­ba gü­nü TBMM’­ye gel­di, Dar­be ve Muh­tı­ra­la­rı Araş­tır­ma Ko­mis­yo­nu­’n­da so­ru­la­rı ce­vap­lan­dır­dı. An­cak, şim­di­ye ka­dar din­le­nen­ler­den fark­lı şey­ler ol­du. Ko­mis­yon baş­ka­nı si­nir­le­nip top­lan­tı­yı terk et­ti. Bir za­man­lar, sa­nık ola­rak ifa­de­le­ri­ni al­dı­ğı ki­şi­ler onu sor­gu­la­dı.

‘Be­ni, iş­ken­ce­ci­lik­le suç­la­dı­la­r’
Adil Ser­dar Sa­ça­n’­a “Ka­pa­lı ka­pı­lar ar­ka­sın­da ne ol­du, içer­ide ni­çin yük­sek ses­le ko­nu­şu­lu­yor­du?” di­ye sor­dum. İş­te, Sa­ça­n’­ın an­lat­tık­la­rı:

“İ­çe­ri­ye gir­di­ğim­de ni­ye­tin ne ol­du­ğu­nu an­la­dım. Al­bay­rak­lar Gru­bu­’na yö­ne­lik ope­ras­yon yap­tık. Ko­mis­yon Baş­ka­nı AKP Mil­let­ve­ki­li Ni­met Baş, Mus­ta­fa Al­bay­ra­k’­ın o dö­nem avu­ka­tıy­dı. Be­ni iş­ken­ce yap­mak­la suç­la­yın­ca ken­di­si­ne ‘Ma­dem onun avu­ka­tıy­dın, be­nim hak­kım­da DGM’­ye ni­çin iş­ken­ce yap­tı­ğı­ma iliş­kin za­ma­nın­da suç du­yu­ru­sun­da bu­lun­ma­dı­nız?’ di­ye sor­dum. Ora­ya 28 Şu­bat için çağ­rıl­ma­dı­ğım bel­liy­di.

‘O za­ma­ki sav­cı­yı ha­ki­mi bi­li­yo­ruz’
Ko­mis­yon üye­si ol­ma­yan AKP Mil­let­ve­ki­li Ha­run Ka­ra­ca­’yı ge­tirt­ti­ler. Ka­ra­ca, be­nim yü­rüt­tü­ğüm ope­ras­yon­da Tu­fan Men­gi, Mus­ta­fa Al­bay­rak, Nec­mi Ka­dı­oğ­lu ile bir­lik­te gö­zal­tı­na al­dı­ğı­mız ki­şi­ler­den bi­ri­siy­di. 2001 yı­lın­da, ken­di­le­ri­ne iş­ken­ce yap­tı­ğı­mız id­di­asıy­la şi­ka­yet­te bu­lun­du­lar. Sav­cı­lık so­ruş­tur­ma yap­tı. Ta­kip­siz­lik ka­ra­rı ver­di. Bun­lar, ta­kip­siz­li­ğe kar­şı iti­raz et­ti. Ağır Ce­za Mah­ke­me­si iti­ra­zı red­det­ti. Ta­kip­siz­lik ka­ra­rı da ke­sin­leş­miş ol­du.

Bu ko­nu ko­nu­şu­lur­ken, in­san­la­rı çı­rıl­çıp­lak so­yup iş­ken­ce yap­tı­ğı­mız suç­la­ma­sın­da bu­lu­nul­du. Ni­met Ha­nı­m’­a, ke­sin­leş­miş mah­ke­me ka­ra­rı­nı ha­tır­lat­tım ‘Sa­yın Baş­kan, siz hu­kuk­çu­su­nuz, ka­rar ke­sin­leş­miş. Bu­nun­la il­gi­li ko­nu­şa­maz­sı­nı­z’ de­di­ğim­de ‘Biz o za­man­ki sav­cı­la­rı, ha­kim­le­ri, mah­ke­me­le­ri bi­li­yo­ru­z’ de­di. Ben bu­ra­ya, 28 Şu­bat için gel­dim, baş­ka şey­ler so­ru­lu­yor, gün­de­me ge­ti­ri­li­yor­du.

‘Gö­zü­nün içi­ne bak­ma­mı söy­lü­yor­du’
Mil­let­ve­ki­li Ha­run Ka­ra­ca, ba­na ‘Gö­zü­mün içi­ne ba­k’ di­ye söy­le­ni­yor­du. Ben de ‘Ba­kı­yo­rum kar­de­şi­m’ di­ye kar­şı­lık ver­dim. On­lar 10 ki­şi, ben tek ba­şı­na­yım. Ade­ta En­gi­zis­yon mah­ke­me­sin­de yar­gı­la­ma ya­pı­lı­yor. Sor­duk­la­rı so­ru­la­rın 28 Şu­ba­t’­la ne ala­ka­sı var? Ha­run Ka­ra­ca­’yı gö­zal­tı­na alın­dı­ğın­da hiç gör­me­miş­tim. Sor­gu­su­na ka­tıl­ma­dım. Ni­te­kim ken­di­si de be­ni sor­gu­da gör­me­di­ği­ni söy­le­di.

İçe­ri­ye gir­di­ğim­de AKP Mil­let­ve­ki­li, es­ki Be­le­di­ye Baş­ka­nı Fey­zul­lah Kı­yık­lı­’nın tu­tu­mu­nu da an­lat­mak is­ti­yo­rum. Ba­na gö­zü­nü dik­miş ba­kar­ken, ‘Al­lah iş­te, gö­rü­yor­sun ya­’ de­di. Bir za­man­lar ken­di­le­ri­ne ope­ras­yon ya­pan Em­ni­yet Mü­dü­rü­’nü sor­gu­ya çek­mek is­ti­yor­lar­dı. Böy­le şey olur mu?

Ha­run Ka­ra­ca ko­nuş­ma­sı­nı sür­dü­rür­ken, Ko­mis­yon Baş­ka­nı Ni­met Baş, ‘Ben, Ha­run Ka­ra­ca­’nın iş­ken­ce gör­dü­ğü­ne iliş­kin söz­le­ri­ne ina­nı­yo­rum. Al­bay­ra­k’­la­ra da iş­ken­ce yap­tı­nız, ben on­la­rın avu­ka­tıy­dı­m’ di­yor. İş­ken­ce ol­ma­dı­ğı­na iliş­kin ke­sin­leş­miş yar­gı ka­ra­rı­na rağ­men, ade­ta bu­nu ta­nı­ma­dı­ğı­nı be­lir­ti­yor. Yar­gı ka­ra­rı­nı ta­nı­ma­yan hu­kuk­çu olur mu?

Ben de ‘Ay­nı za­man­da hu­kuk­çu bir in­san ola­rak yar­gı ka­ra­rı­nı ta­nı­ma­yan hu­kuk­çu olun­ma­sın­dan uta­nı­rı­m’ de­dim. Kar­şı­lık­lı ola­rak ko­nuş­tuk. Ni­met Ha­nım da, ba­na sert söy­lem­ler­de bu­lun­duk­tan son­ra ‘Ta­raf­sız­lı­ğı­mı yi­tir­dim, ben gi­di­yo­ru­m’ de­di ve çe­kip git­ti.

Şu­nu be­lir­te­yim, o dö­nem da­va­la­rı açı­lan­lar­dan ba­zı­la­rı mil­let­ve­ki­li ol­du­ğu için da­va­la­rı dur­du.

‘Ba­ğı­rı­rım, ben mil­let­ve­ki­li­yim’
MHP Mil­let­ve­ki­li Öz­can Ye­ni­çe­ri, be­le­di­ye­de ope­ras­yo­nu ge­cik­tir­mek­le de­lil­le­rin ka­rar­tıl­ma­sı­na ne­den ol­du­ğu­mu­zu öne sür­dü ve ba­na ba­ğır­ma­ya baş­la­dı. Ben de ona se­si­mi yük­selt­tim. Ba­na ‘Bu­ra­sı po­lis mü­dür­lü­ğü de­ği­l’ de­yin­ce ‘Ben de po­lis mü­dü­rü de­ği­lim. Ba­na ba­ğı­ra­ma­ya da hak­kı­nız yo­k’ kar­şı­lı­ğı­nı ver­dim. Ye­ni­çe­ri, ‘Ba­ğı­rı­rım, ben mil­let­ve­ki­li­yi­m’ de­di.”

Hu­kuk­çu, es­ki em­ni­yet­çi Adil Ser­dar Sa­çan, ken­di­si­ne 28 Şu­bat dö­ne­mi­nin so­rul­ma­dı­ğı­nı, ora­da bir za­man­lar “şüp­he­li­” ola­rak gö­zal­tı­na alı­nan ve şim­di mil­let­ve­ki­li olan­lar­la yüz­leş­tir­me yap­tı­rıl­dı­ğı­nı söy­lü­yor. Bu du­rum ve tu­tum ko­mis­yo­nun ku­ru­luş ama­cı­na göl­ge dü­şür­mü­yor mu? Es­ki TBMM Baş­ka­nı Hü­sa­met­tin Cin­do­ru­k’­un “Ken­di­le­ri­ni sor­gu ma­ka­mı ola­rak gö­rü­yor­la­r” di­ye git­me­me ge­rek­çe­si­ni hak­lı kıl­mı­yor mu?

__,_._,___

SABAHATTİN ONKIBAR : Ocalan’a villa hazirlaniyor!


SABAHATTİN ÖNKİBAR: Öcalan’a villa hazırlanıyor!

Önce Başbakan Erdoğan’ın art arda verdiği iki demeci hatırlatalım:

Birinci demeç: ‘’Gerekirse Oslo görüşmeleri yeniden başlar’’Akabinde önceki gün ikinci demeç: ‘’İmralı’ya bile gidebilir.’’

Hayır bunlar niyet beyanı felan değil , alıştırma yani kamuoyunu hazırlamak!

Gerçekte müzakerelere karar verildi ve kısmen de başladı.

MİT Müşteşarı Hakan Fidan’ın Almanya’da Talabani ile buluşmasının hemen sonrasında Kandil bu talebe şartlı olarak yeşil ışık yaktı ki Murat Karayılan’ın La

Temps’e röportajdaki sözleri ortada.

Buna göre birinci talep müzakereci olarak masada Öcalan olacak ve mutlaka ev hapsine alınacak!

Dinlediklerime göre Tayyip Erdoğan ev hapsi istemine , seçim sürecindeyiz yapamam falan demiş ama ısrarı ve kararlılığı görünce şöyle bir teklife mecbur kalmış :

‘’Öcalan’ı ancak İmralı’daki bir mekanda ev hapsine alabiliriz.Aksini millete izah edemem!’’

Ve bu teklif bağlamında Öcalan’a kaldığı cezaevine yakın olacak şekilde özel bir villa’nın inşa hazırlığına başlanmış.

Hedeflenen hem Öcalan ile PKK’yı memnun etmek hem de kamuoyuna ev ya da villa Tahsisi yok diyebilmek.

Görüldüğü gibi AKP devleti , PKK ile yine bizzat Öcalan aracılığı ile masadadır ve müzakere etmektedir.

Buna paralel olarak Cumhurbaşkanı Gül de Çankaya’da BDP’lilerle kapanıp yol haritası arayışındadır.

Diyeceksiniz ki Tayyip Erdoğan’daki bu savrulma nasıl okunmalı ?

Öyle ya adam bir gün şarktan esiyor diğer gün garptan! Bir gün Kürt sorunu yok deyip PKK’ya güya küfürler savuruyor ama ertesi gün müzakere masasına oturuyor.

Kuşkusuz bu savrulmada eşikteki üç büyük seçimin payı büyük. Erdoğan PKK katliamları gölgesiyle seçime girmek istemiyor.

İlaveten küresel hegemonların yeni Anayasa dayatmaları ortada!
ABD Ankara Büyükelçisinin biraz da şantaj kokan son beyanları aslında önemli bir ipucu.

Keza Suriye Kürtleri olgusu ile Büyük Kürdistan’ın kapıyı tıklatması bir başka realite!

Hülasa Erdoğan mengeneye sıkıştığını ve yolun sonuna gelindiğini görerek son bir hamle ile Öcalan’a sanlıyor!

Millet ile Tayyip’i böyle selamladı!

Hatırlayın Tayyip Erdoğan , Yıldırım Demirören’e ne demişti:

‘’Yıldırım Bey Millet ile Vatan’ı aldığımız pek belli olmuyor.’’

Kastı bu iki gazetenin sahibinin değişmesine rağmen yayın politikasını aynen sürdürdüğünü yani AKP’ye yalakalık etmemeleriydi.

Aslında Milliyet ile Vatan’ın Demirörenler tarafından alınması kamuoyuna göre Başbakan’ın talebi ile olmuştu zira bu iki gazete Babıali’nin en çok zarar eden iki kurumuydu.

Dolayısı ile akıllı bir işadamının bunları satın alması normal bir ticari teşebbüs diye açıklanamazdı.

Ve Başbakan’ın hem o sözü hem de bu tuhaf satın alma olayının ne anlama geldiği ortaya çıkmaya başladı:

TRT’de büyük paralarla Fehmi Koru ile beraber AKP’yi gazlayan eski solcu yeni liberal Derya Sazak gazeteye genel yönetmen yapıldı.

Derya Bey’den de anında teşekkür.
Dünkü Milliyet’de açık bir AKP selamlaması vardı.

Ne imiş efendim Türkiye’nin kredi notu yükselcekmiş de , ekonomimizde Kasım baharı yaşanacakmış!

Benzer şeyler Vatan’ın manşetlerine de yansıyor.

En önemlisi Vatan Gazetesi , Can Ataklı gibi ülkenin en çok okunan ismine bir ay sütunlarını kapatarak örtülü olarak tehdit etti ve muhalefet dozajını düşer mesajını verdi.

Ey Milliyet okuru siz bu gazeteleri hala Abdi İpekçi’nin gazetesi mi sanıyorsunuz?

__._,_.__

Durrusehvar…


TÜRBAN

Değerli arkadaşlar, aşağıda Son Halife Abdülmecit Efendi’nin büyük kızı Dürrüşehvar ile (Hatice Hayriye Ayşe Dürrüşehvar Sultan 1914-2006) çekilmiş bir fotografı var…

Görüldüğü gibi müslümanlığından şüphe edilemeyecek Halifenin kızının başında "türban" ucubesi yok.

Baş örtüsünün, Kur’anın bir emri olmadığını, hele hele saçının tek telinin bile görülmeyecek şekilde sıkma baş bağlamanın Kur’anla ilgili olmadığını daha önceki iletilerimde sizlerle paylaşmıştım…

Türban sadece ve sadece siyasal bir simgedir, o kadar; ne gelenekle, ne de dinle, imanla ilgisi yoktur.

Tabii ki "benim keyfim böyle istiyor, ben bu türbanı kafama takarım" diyenlere hiç bir sözümüz olamaz.

Ancak "dinimin gereği, islamın gereği başımı örtüyorum" diyenler, sadece büyük yalan söylemekle kalmıyorlar, dolaylı olarak da başını örtmeyen hanımları İslam dışı olmakla itham etmiş oluyor, töhmet altında bırakıyorlar…

Bu böyle biline.

__._,_.__

__,_._,___

Los Angeles Fusion Center: Liquid Carbon Dioxide Leaks Pose Risks to Public


Los Angeles Fusion Center .. Liquid Carbon Dioxide Leaks Pose Risks to Public.pdf

VİDEO : Cold Case Files – Rear Window/The Peeper


http://www.youtube.com/watch?feature=player_embedded&v=MnRM4ce7gOA

CNN: Your Behavior Will Be Controlled by a Brain Chip


“Smart phone will be implanted”

Paul Joseph Watson
Infowars.com
October 9, 2012

A new CNN article predicts that within 25 years people will have embedded microchips within their brain that will allow their behavior to be controlled by a third party.

The story, entitled Smartphone of the future will be in your brain, offers a semi-satirical look at transhumanism and the idea of humans becoming part cyborg by having communications devices implanted in their body.

Predicting first the widespread popularity of wearable smartphones, already in production by Google, the article goes on to forecast how humans will communicate by the end of the century.

“Technology takes a huge leap in 25 years. Microchip can be installed directly in the user’s brain. Apple, along with a handful of companies, makes these chips. Thoughts connect instantly when people dial to “call” each other. But there’s one downside: “Advertisements” can occasionally control the user’s behavior because of an impossible-to-resolve glitch. If a user encounters this glitch — a 1 in a billion probability — every piece of data that his brain delivers is uploaded to companies’ servers so that they may “serve customers better.”

The tone of the CNN piece is somewhat sophomoric, but the notion that humans will eventually merge with machines as the realization of the technological singularity arrives is one shared by virtually all top futurists.

Indeed, people like inventor and futurist Ray Kurzweil don’t think we’ll have to wait 25 years to see smartphones implanted in the brain. He sees this coming to pass within just 20 years.

In his 1999 book The Age of Spiritual Machines, Kurzweil successfully predicted the arrival of the iPad, Kindle, iTunes, You Tube and on demand services like Netflix.

By 2019, Kurzweil forecasts that wearable smartphones will be all the rage and that by 2029, computers and cellphones will now be implanted in people’s eyes and ears, creating a “human underclass” that is viewed as backwards and unproductive because it refuses to acquiesce to the singularity.

Although the CNN piece doesn’t even foresee implantable brain chips until the end of the century, Kurzweil’s predictions are far beyond this. According to him, by 2099, the entire planet is run by artificially intelligent computer systems which are smarter than the entire human race combined – similar to the Skynet system fictionalized in the Terminator franchise.

Humans who have resisted altering themselves by becoming part-cyborg will be ostracized from society.

“Even among those human intelligences still using carbon-based neurons, there is ubiquitous use of neural implant technology, which provides enormous augmentation of human perceptual and cognitive abilities. Humans who do not utilize such implants are unable to meaningfully participate in dialogues with those who do,” writes Kurzweil.

Kurzweil’s forecasts are echoed by Sun Microsystems’ Bill Joy, who in a 2000 Wired Magazine article entitled Why The Future Doesn’t Need Us, predicted that technological advancements in robotics would render most humans obsolete.

As a result the elite, “may simply decide to exterminate the mass of humanity,” wrote Joy.

Paul Joseph Watson is the editor and writer for Prison Planet.com. He is the author of Order Out Of Chaos. Watson is also a regular fill-in host for The Alex Jones Show and Infowars Nightly News.

OSMANLI VİLAYET SALNAMELERİNDE HALEP


DÖKÜMANI BURADAN İNDİREBİLİRSİNİZ.

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: