Günlük arşivler: Ekim 29, 2012

ERGUN ÖZGEN : TECRİT POLİTİKASI


TECRT POLTKASI.doc.doc

Irak Başbakanı Nuri El-Maliki’nin Rusya Ziyareti ve Bölgesel Denklem


Irak Başbakanı Nuri El-Maliki son derece kritik bir dönemde, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in daveti üzerine, üç günlük bir çalışma ziyaret için üst düzey bir heyetle 8 Ekim 2012’de Rusya’ya gitmiştir. Nuri El-Maliki’nin Rusya ziyareti, Irak ile Rusya arasındaki ikili ilişkiler açısından olduğu kadar Irak’ın askeri kapasitesini geliştirmesi açısından da önemli bir adım olmuştur. Nuri El-Maliki’nin Rusya ziyareti Ortadoğu’daki bölgesel denklem açısından da kritik bir öneme sahiptir. Suriye üzerinden yürütülen bölgesel politika, siyasi restleşmeler, uluslararası ve bölgesel kamplaşmalar Nuri El-Maliki’nin Rusya ziyaretinin önemini arttırmaktadır.

Nuri El-Maliki ile birlikte Rusya’ya giden heyette Dışişleri Bakanı Hoşyar Zebari, Savunma Bakan Vekili Sadun El-Duleymi, Petrol Bakanı Abdulkerim El-Lueybi, Ticaret Bakanı Hayrullah Hasan Babekir, Irak Bakanlar Kurulu Danışma Konseyi Başkanı Thamir Ghadban, Irak Parlamentosu Ulusal Yatırım Komisyonu Başkanı Sami El-Araci, Irak Parlamentosu Savunma ve Güvenlik Komisyonu Başkanı Hasan El-Suneyd, Irak Parlamentosu Dış İlişkiler Komisyonu Başkanı Humam Hammudi, Başbakanlık Hukuk Müşaviri Fazıl Muhammed Cevad ve Başbakanlık Basın Müşaviri Ali El-Musavi de yer almıştır. Rusya’nın başkenti Moskova’da Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Igor Morgunov tarafından karşılanan Nuri El-Maliki 9 Ekim 2012’de önce Duma Başkanı Sergey Yevgenyevich Naryshkin ile görüşmüştür. Heyetler halinde yapılan görüşmede Rusya ve Irak arasındaki ikili ilişkiler ve bölgesel gelişmeler ele alınmıştır.

Irak Petrol Bakanı Abdulkerim El-Lueybi görüşme sonrası yaptığı açıklamada, önümüzdeki iki hafta içerisinde Irak ve Rusya’nın Irak’ta petrol arama anlaşması imzalayacağını ifade etmiştir.(1) Nuri El-Maliki, aynı gün 9 Ekim 2012’de Rusya Başbakanı Dimitri Medvedev’le bir araya gelmiştir. Yapılan görüşmede ikili ilişkilerin yanı sıra enerji, ticaret ve tarım alanındaki işbirliği imkanları görüşülmüştür.(2) Ayrıca Nuri El-Maliki ve Dimitri Medvedev, Irak’ın Rusya’dan 4,2 milyar ABD doları değerinde silah alımını öngören bir anlaşma yapmıştır. Vedomosti adlı Rusya’da yayın yapan bir gazete, Irak’ın Rusya’dan 4,3 milyar ABD doları değerinde 30 adet Mi-28NE savaş helikopteri ve 42 adet Pantsir-S1 uçaksavar füzesi alınması konusunda anlaştığını yazmıştır.(3) Nuri El-Maliki Rusya’ya yaptığı çalışma ziyaretinin son günü 10 Ekim 2012’de Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile bir araya gelmiştir.

Görüşmede Nuri El-Maliki ve Irak heyetinin Rusya ziyareti değerlendirilmiştir. Nuri El-Maliki yaptığı açıklamada görüşmelerin son derece verimli geçtiğini, petrol ve elektrik gibi enerji alanlarında faaliyet gösteren Rus şirketlerine Irak’ın kapısının açık olduğunu ifade etmiştir. Vladimir Putin de yaptığı açıklamada, iki ülke arasındaki ticaret hacminin düşük seviyede olduğunu, Rusya’nın her zaman Irak’a yardım etmeye hazır olduğunu, özellikle ekonomik ve askeri alanlarda Irak ile ilişkilerin geliştirilmesi konusunda istekli olduklarını dile getirmiştir.(4) Maliki ve Putin arasındaki görüşmede Suriye krizi ve bölgesel gelişmeler de ele alınmıştır. İkilinin görüşmesinin ardından Irak ve Rusya arasında “ikili siyasi ilişkiler ve diplomatik işbirliği” konusunda mutabakat zaptı imzalanmıştır. Irak Dışişleri Bakanı Hoşyar Zebari ve Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov tarafından imzalanan mutabakat zaptının imza töreni sırasında yapılan açıklamada, Rusya ile Irak arasında ilişkilerin geliştirilmesi, uluslararası, bölgesel ve Suriye’deki krize ilişkin son gelişmeler konusunda iki taraf arasında görüş alışverişinde bulunulduğu belirtilmiştir. Ayrıca Rusya ve Irak’ın Suriye’de derinleşen krize siyasi bir çözüm bulunması, şiddetin ve akan kanın bir an önce durdurulması gerektiği konusunda ortak görüş benimsedikleri açıklanmıştır.(5)

Nuri El-Maliki, Irak merkezi hükümetini askeri olarak güçlendirmek için son dönemde önemli adımlar atmaktadır. Eylül 2012’de ABD ile Irak arasında yapılan 140 adet M1A1 Abrams tankının satışına ilişkin anlaşma gereği kalan son 9 tank, ABD tarafından Irak ordusuna teslim edilmiştir.(6) Irak Başbakanı Nuri El-Maliki 31 Temmuz 2011’de yaptığı açıklamada, ABD’den 36 adet F-16 savaş uçağı alacaklarını ifade etmiştir.(7) 27 Eylül 2011’de Irak merkezi hükümetinden yapılan açıklamada ise F-16 savaş uçakları için ilk ödemenin ABD’ye yapıldığı belirtilmiştir.(8) ABD’den alının F-16 savaş uçaklarının 24’ünün 2014 yılının başında teslim edilmesi planlanmaktadır.(9) Ancak Maliki’nin silah çeşitliliği açısında ABD’nin tekelini kırmaya çalıştığı düşünülmektedir. Bu nedenle Rusya ve İran ile askeri işbirliğini geliştirmeye çalışmaktadır. Rusya ile yapılan silah anlaşmasının önümüzdeki süreçte artması beklenmektedir. Nuri El-Maliki, Vladimir Putin ile yaptığı görüşme sonrasında gelecekte Rusya’dan uçak ve çeşitli silahlar alabileceklerini açıklamıştır.(10) Nuri El-Maliki, Rusya ziyaretinin ardından 11 Ekim 2012’de Çek Cumhuriyeti’ne gitmiştir. Çek Cumhuriyeti Başbakanı Petr Necas ile Nuri El-Maliki bir görüşme yapmıştır. Görüşme sonrasında Çek Cumhuriyeti ile Irak arasında Irak’ın Çek Cumhuriyeti’nden 1 milyar ABD doları karşılığında 24 adet eğitim uçağı almak için mutabakata varıldığı açıklanmıştır.(11) Ayrıca Çek Cumhuriyeti’nin Irak’ın askeri gücünün rehabilitasyonu ve savunma sistemleriyle Irak güvenlik güçlerinin desteklenmesi konularına ilgi duyduğu ifade edilmiştir.(12)

Bu gelişmelerle birlikte 3 Ekim 2012’de İran Savunma Bakanı Ahmed Vahidi, Irak’ı ziyaret etmiştir. Vahidi’nin 1979’daki İran İslam Devrimi’nin ardından Irak’ı ziyaret eden ilk İran Savunma Bakanı olması oldukça önemlidir. Vahidi’nin Irak ziyaretinde, Irak ile İran arasında “savunma işbirliği anlaşması” imzalanmıştır. Vahidi Irak’ta yaptığı açıklamada, Irak ve İran’ın ortak çıkarları ve düşmanlarının ortak olduğunu, İran’ın Irak ordusuna destek vermeye hazır olduğunu ifade etmiştir.(13)

Nuri El-Maliki önderliğindeki Irak merkezi hükümetinin silahlanma adımları Irak iç politikasından daha çok bölgesel denklem açısından düşünülmelidir. Suriye krizinin ardından ortaya çıkan kamplaşmada Irak, Beşşar Esad’ı destekler bir pozisyon almıştır. Bu açıdan Irak’ın Rusya ve İran ile ortak bir politika yürüttüğü söylenebilir. Türkiye ve Irak arasındaki ikili ilişkilerin Irak iç politikası nedeniyle kötü gittiği bir dönemde Türkiye’nin Suriye krizinde Beşşar Esad muhaliflerine destek vermesi, Türkiye ve Irak’ı karşı karşıya getirmiştir. Irak Parlamentosu Güvenlik Komisyonu Başkan Yardımcısı İskender Vitvit, 25 Eylül 2012’de Türkiye’nin Irak’ın kuzeyine yaptığı hava operasyonlarını eleştirerek, “Türkiye’nin Irak topraklarında PKK’yı hedef aldığı saldırılara karşı ordumuz hazırlık yapacak. Allah’ın izniyle bu uçakları düşürmek için Irak’ı silahlandıracağız”, açıklamasını yapmıştır.(14) 4 Ekim 2012’de Irak Bakanlar Kurulu’nun yaptığı toplantıda, Irak topraklarındaki yabancı üsler ve birliklerin çıkarılmasına, yabancı güçlerin Irak topraklarına girmesinin yasaklanmasına karar verildiği açıklanmıştır. Bu kararın Türkiye’ye yönelik alındığı ifade edilmektedir.(15) Nuri El-Maliki, Rusya ziyaretinde bile Türkiye’yi eleştirmiştir.

Türkiye’nin bölgede izlediği politikanın yanlış olduğunu savunan Maliki, Türkiye’yi küstahça davranmakla suçlamış ve Türkiye’nin bölgede güvenlik riskini arttırdığını söylemiştir.(16) Irak tarafından yapılan açıklamalara ve yaşanan gelişmelere bakıldığında Rusya’nın Irak’a açık destek verdiği görülmektedir. Maliki’nin Rusya’da Türkiye’ye yönelik yaptığı açıklamaların ardından, Maliki Rusya’dan ayrılmadan, kargosunda silah taşıdığından şüphelenilen Suriye Havayollarına ait bir yolcu uçağının Türkiye hava sahası üzerindeyken Türk F-16’ları tarafından Ankara’ya indirilmesi, Türkiye ve Rusya arasında Suriye konusunda yeni bir krize yol açmıştır. Bu hareketle Türkiye Beşşar Esad destekçilerine bir mesaj vermiş ve kararlılığını ortaya koymuştur. Türkiye, 16 Mart 2012’de de Suriye’ye malzeme taşıyan İran kargo uçağını Diyarbakır Havalimanı’na indirerek arama yapmıştır.

Öte yandan 2 Ekim 2012’de İran’dan Suriye’ye giden bir kargo uçağı da Irak tarafından Bağdat Havalimanı’na indirilerek arama yapılmıştır. ABD uzun süredir İran’ın Irak üzerinde Suriye’ye silah ve askeri malzeme taşıdığını iddia ederek Irak’ın izin vermemesi için baskı yapmaktadır. Ancak Irak’ın İran’a karşı etkin bir kontrol mekanizması kurması beklenmemektedir. Önümüzdeki süreçte Suriye konusunda Rusya, İran ve Irak arasındaki işbirliği artabilir. Bu durum Suriye krizindeki restleşmeyi derinleştirecektir. Suriye üzerindeki restleşmenin derinleşmesi Suriye krizini çözümsüzlüğe sürükleyebilir. Bu nedenle ortak bir paydada buluşulacak siyasi geçişe ilişkin bir çözüm bulunması hem Ortadoğu’yu rahatlatacak hem de bölgesel güvenlik tehditlerini azaltacaktır.

TOP SECRET : JIEDDO Attack the Network Field Guide Afghanistan


JIEDDO Attack the Network Field Guide Afghanistan.pdf

Arslan Bulut: Asıl operasyon AKP’den önce MHP’ye yapıldı! /// CC : @ArslanBulut1


Son günlerde, medyada aynı anda başlatılan bir kampanya var: Atatürk’ü ve Cumhuriyetin kuruluş felsefesini tartıştırmak.. Yıkıcılar, dayanak olarak Cumhuriyetin kuruluş yıllarında yaşananların demokrasi içinde gerçekleşmediği iddiasını kullanıyorlar. “Peki öneriniz nedir?” diye sorunca açık konuşamıyorlar ama AKP yetkilileri zaman zaman “Yeni Türkiye” kurmak istediklerini söylemişlerdir. Bilindiği gibi bu kavramı bir kitap yazarak ortaya atan da CIA ajanı Graham Fuller’dir.

***

Yeni Türkiye’den kasıtları, dinle ikna ettikleri Türk halkının çocuklarını Amerikan kumandası ile İslam dünyasına karşı kullanmaktır.

Bu tablo karşısında, bütün Türk Milleti’ne Türk dünyasının çağdaş düşünürlerinden ikisinin sözlerini hatırlatmak istiyorum..

Kırgızların ünlü yazarı Cengiz Aytmatov, 2004 yılında İstanbul’da yaptığı açıklamada şöyle demişti:

“21. asır, Türk Dünyası’nın yükselme ve gelişme asrıdır. Atatürk, Türkiye’nin yüksek bir medeniyet olmasını sağladı. Atatürk’ün dünyaya nasıl bir tarihi etki yaptığını yeni yeni öğreniyoruz. Benim için dünyada en önemli hadise, Türkiye’nin Atatürk önderliğinde büyük bir devlet olması ve bizim bağımsızlığımızı kazanmamız. Ben bunu Türk Dünyası’nın 20. yüzyıldaki senfonisi olarak görüyorum. Yeni dönemde Kırgız, Kazak, Özbek tüm aletlerin sesinin ortak çıkması gerekiyor.”

Kazakların ünlü düşünürü Muhtar Şahanov ise benim sorularımı cevaplandırırken şu mesajı vermişti:

“Ben Atatürk konseptinin yolundayım. Atatürk, çok zeki, dirayetli bir şahsiyetti. O, bütün Türk varlığının, bütün Türk halklarının bağrına basması gereken ve her millete nasip olmayan Tanrı vergisi bir ruhtur. Biz Türk halkları olarak onun izinden gidersek, onun bizi görmek istediği yere ulaşabiliriz. Tarihin her döneminde büyük şahsiyetler gelir ama, onlara büyüklüğü veren kendi milletinin ruhudur. Kendi ruhunu temsil eden böyle ruhlara gereken saygı gösterilmezse, bu o millete saygısızlıktır. Saygıyı kendi halkı göstermez veya saygısızlığa izin verirse, bu kendine saygısızlık demektir ve milleti alçaltır.

Türk halkına kendi öz oğluna gösterdiği saygı nispetinde saygı duyulur. Bu yüzden Atatürk ruhuna uymayan işleri onun namına yapanlar, sadece Atatürk’ü değil Türk Milleti’ni küçültmüş olur. Oysa Türk halkını takdir etmek gerekir ki onun içinden böyle bir ruh çıkmıştır. Bu ruhu kaybetmeyin!”

***

İşte AKP iktidarı, medyadaki yandaşları ile birlikte Atatürk’e ve Cumhuriyetin kuruluş felsefesine savaş açtığı için Türk gençliğinin önderliğinde yüzbinlerce insan, engellemelere rağmen Ankara’da toplandı.. Bunun ne anlama geldiğini, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu da “Artık bütün açıklığı ile ortaya çıkmıştır ki AKP’nin baskısı şiddeti zulmü arttıkça, hukuk ayaklar altına alındıkça ona karşı demokratik direniş de artacak ve halk AKP’ye dur diyerek onu da geldiği gibi gönderecektir. Çünkü bu halk Cumhuriyet’ten yanadır, Cumhuriyet karşıtları dün olduğu gibi bugün de kaybetmeye mahkumdur, kaybedecektir” sözleriyle ortaya koydu..

Burada üzücü olan, Milliyetçi Hareket Partisi’nin Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin, sistemli bir şekilde Cumhuriyeti ortadan kaldırma girişiminde bulunan bir iktidarın yanında mevzi almasıdır. Bu durum, AKP’den önce asıl operasyonun MHP’ye yapıldığının ve milliyetçilerin uzun zamandır Devlet Bahçeli eliyle kontrol edilmekte olduğunun net bir göstergesidir. Cumhuriyetin temellerinin, iktidar tarafından ABD ve AB desteğiyle havaya uçurulduğu bir dönemde, milliyetçiler sessiz kalamaz. Sessiz kalırlarsa, cumhuriyetin yıkılmasına seyircilik etmiş olurlar.

Nitekim CHP Uşak Milletvekili Dilek Akagün Yılmaz, “Devlet Bahçeli, Suriye tezkeresinde aynı şekilde davrandı, anayasa değişikliği oylamasında aynı şekilde davrandı. En son olarak da bu Cumhuriyet Bayramı yasaklamalarına karşı ilkesiz bir tavır sergiliyor. Çok sıkıştığı anlarda, AKP’yi Bahçeli kurtarıyor. MHP tabanının da bu davranışı asla onaylamadığını düşünüyorum. MHP tabanının gereken duruşu göstermesini umuyorum” diyor..

MHP tabanı, kendi partisi üzerindeki istihbarat operasyonuna son vermelidir. MHP tabanı Atatürk ve Cumhuriyet’e yönelik saldırılara da artık dur demelidir.

Yeniçağ

Ahmet Takan: “Zeplin” üzerinden döndürülen tezgahı öğrenmek ister misiniz?


“Türkiye, son dönemde PKK’lı teröristlerin yoğun şekilde giriş yaptığı Irak sınırının teknolojik gözetlenmesini güçlendirmek için zeplin satın alacak. İsrail ve ABD tarafından üretilen zepline, Aselsan tarafından radar ve optik sistemlerle takviye yapılacak, böylece Türkiye’nin kullanımına daha uygun hale getirilecek. Zeplinin Türkiye’ye maliyeti 60 milyon doları bulacak.

Genelkurmay Başkanlığı’nın isteği üzerine Savunma Sanayi Müsteşarlığı, havadan keşif ve gözetleme balonu üreten firmalar konusunda ön çalışma yaptı, Lockheed Martin firması öne çıktı. Irak sınırının keşif ve gözetlenmesi konusunda Amerikan Lockheed Martin firmasının ürettiği kısaca TARS adı verilen sistem beğenildi.”

Bu haberi ben de sizler gibi 24 Ekim’de Hürriyet gazetesinde okudum. Bu konudaki tartışmalar daha önceden hafızamda olduğu için haberin peşine düştüm. Ama, haberi yalanlatmak için değil dönen dolabın gerçek yüzünü sizlere aktarmak için.

ADSIZ’a sık sık konuk ettiğim, somut olarak bildiği konuların dışında asla konuşmayan eski Milli Savunma Bakanlığı(AKP’li Vecdi Gönül dönemi) genel sekreteri Ümit Yalım’a başvurdum.

Emekli Kurmay Albay Ümit Yalım, bayram boyunca çalıştı ve bana aşağıda okuyacağınız bilgi notunu gönderdi. Noktasına,virgülüne dokunmadan aktarıyorum:
“Haberin içeriğinden ve haberde verilen teknik bilgilerden, haber kaynağının Savunma Sanayi Müsteşarlığı olduğu anlaşılıyor. Zeplin Projesi’nin 2007 yılında gündeme geldiği ancak mali gerekçelerle askıya alındığından söz ediliyor.

Ancak gerçek durum böyle değil. Zeplin Projesi, Hava Kuvvetleri Komutanlığı’nda görevli generallerin, projenin Silahlı Kuvvetlerin Harekat İhtiyacını karşılamadığı gerekçesi ile karşı çıkması üzerine iptal edildi. Projeye karşı çıkan havacı generaller, 1’inci Ordu Komutanlığı’nda Mart 2003’te yapılan Plan Semineri’ne katılmadıkları halde, Balyoz Davası’nda yargılanıp 18’er yıl hapis ile cezalandırıldı.

Amerikalılar Zeplinleri satmak için 2005 yılından itibaren yoğun çaba harcadılar. Tedarik sürecindeki görevlilerin bir kısmını ikna eden Amerikalılar, Hava Kuvvetleri’ndeki generalleri ikna edemediler. Çünkü, ABD-Meksika sınırında verimli olan zeplinler, Afganistan’da şiddetli rüzgara dayanamadı ve çelik halatlarının kopması sonucu kullanılamaz hale geldi. Zeplinler 100 kilometre şiddetindeki rüzgara karşı dayanıklı.

Ancak Türkiye- Irak sınırında 50-60 kilometre hızla seyreden rüzgar zaman zaman ve aniden 130-150 kilometre hıza ulaşıyor. Düşük şiddetli rüzgarda yüksek irtifaya çıkarılan zeplin, 100 kilometreyi geçen rüzgara maruz kaldığında onu tutan çelik halat kopuyor ve zeplin kontrolden çıkarak kullanılamaz hale geliyor. Bu da 60 milyon doların boşa gitmesi anlamına geliyor. Ayrıca sınırı gözetlemek için tek bir zeplin yeterli olmuyor, birkaç tane zepline ihtiyaç duyuluyor.

Hava Kuvvetleri’ndeki generaller, söz konusu gerekçeler nedeniyle, zeplin projesinin Silahlı Kuvvetlerin Harekat İhtiyacını karşılamadığını belirterek zeplin alımına karşı çıktılar. Pazarlama firmasında görevli Amerikalılar bu durumdan çok rahatsız oldular ve zeplinleri satmak için tekrar girişimde bulundular. Bunun üzerine, o sırada Washington Silahlı Kuvvetler Ataşeliği’nde görevli havacı general, zeplinleri üreten firma ile görüşerek firmadan konu ile ilgili rapor aldı. Üretici firma raporunda, zeplinlerin düz arazilerde verimli olduğunu ancak dağlık araziler için uygun bir sistem olmadığını belirtti. Pazarlama firmasının satmaya çalıştığı zeplinler için, üretici firma olumsuz rapor verince, zeplin alımından vazgeçildi.

Zeplin alımına karşı çıkan havacı generaller ile Washington’dan üretici firmanın raporunu gönderen havacı general, Mart 2003 tarihinde icra edilen 1’inci Ordu Plan Semineri’ne katılmadıkları halde Balyoz davasında yargılanarak 18’er yıl hapis cezası aldılar. Maske düştü ve 1992 yılında Silahlı Kuvvetleri füze ile vuran Amerika’nın, şimdi de Silahlı Kuvvetleri dijital belgelerle vurduğu ortaya çıktı.”

Kan üzerinden nasıl tezgahlar döndürüldüğünün ve nasıl uyutulmaya çalışıldığımızın kısa bir belgesini okudunuz.

Yarın devam edeceğim

Yeniçağ

Arslan Bulut: Cumhuriyet mitinginin mesajı.. /// CC : @ArslanBulut1


2003 yılında Cumhuriyet Bayramı, Ramazan’a denk gelmişti. 2012’de de Kurban Bayramı bitti, ertesi gün Cumhuriyet Bayramı başladı.

Milli bayramların, milli kimliğin ortadan kaldırılmak istendiği günlerde dini bayramlarla eş zamanlı yaşanması, evrendeki muhteşem matematik düzenin bir parçasıdır.

Bu, aynı zamanda, mızraklarının ucuna Kur’an sayfaları geçirerek Türkiye topraklarından Türk egemenliğini Anayasal çerçevede ortadan kaldırmaya uğraşanlara da ilahi bir uyarıdır.

Ve bu uyarı, doğrudan Türk Milleti’nedir. Milletin bütün fertlerinin milli ve dini ideallerde birleşmesi için bir uyarıdır .

Türk Milleti, artık “Oy verdiğim parti, milletin birliği, dirliği için mi, yoksa bu topraklardan Türk egemenliğini kaldırıp yerine, ne idüğü belirsiz bir federatif yapı kurduktan sonra ’Tek dünya devleti’planlayan güçlerin inisiyatifine teslim etmek için mi uğraşıyor?” diye düşünmeli ve gerçekleri görmelidir.

***

Mondros Mütarekesi, Limni Adası’nın Mondros Limanı’nda 30 Ekim 1918 tarihinde imzalanmıştı. Mütareke, Osmanlı Devleti’nin yıkılışını öngörmekte; İtilaf devletlerine, güvenliklerini tehdit edecek bir durum sebebi ile Osmanlı İmparatorluğu’nun herhangi bir bölgesini işgal hakkını tanımakta idi.

Atatürk, milli mücadele sonucunda, 29 Ekim 1923 günü Cumhuriyeti ilan ederken, düşmana, “Biz sizden bir gün önce davrandık, fakat sizin haberiniz bile yoktu” mesajını verdi.

Bugün ise Türkiye, Atatürk’ün gençliğe hitabesinde belirttiği şartları yaşamaya başladı.

Öyle ki, 29 Ekim 2004 günü Türk yıldızları Ankara semalarında havada gösteri yapar ve devlet erkanı resmi bayram kutlamalarında bulunurken, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile birlikte, Roma’da Avrupa Anayasası’nı imzalıyordu. Yani Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nı ortadan kaldırma girişiminde bulunarak, Avrupa’nın Atatürk’ten rövanşı almasına aracı oluyorlardı.

***

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ise ise bugünkü Cumhuriyet mitingine karşı çıkıyor! Oysa, Bahçeli 2005 yılının Ekim ayında Tandoğan’da düzenlediği mitingde “1923 yılında, bedeli kanla ödenerek kazanılmış Cumhuriyetimizin ve büyük milletimizin varlığı, bütünlüğü ve geleceği tartışmaya açılmıştır. Bu çıkar ortaklığı ve şer cephesinin başında ise çürümüş siyasetin son temsilcisi AKP yöneticileri yer almaktadır” demişti..

Aynı Bahçeli, 2012 yılında ise 29 Ekim 2012 Cumhuriyet mitingini eleştiriyor!

Ama artık “Devlet Bahçeli, Numan Kurtulmuş gibi, gitsin AKPye genel başkan yardımcısı olsun” tepkilerini de alıyor.. Hürriyet’in konuyla ilgili haberinin altındaki okur mektuplarını incelerse, bu tepkileri daha iyi değerlendirebilir..

***

Peki bugünkü mitingin arkasında ne vardır? Bu sorunun en doğru cevabını, mitingi destekleyen CHP Genel Başkan Yardımcısı Adnan Keskin şöyle veriyor:

“Türkiye Cumhuriyeti, kuruluşundan itibaren ilk kez cumhuriyeti yok etme ve yaşatma mücadelesine sahne olmuştur. AK Parti ateşle oynamaktadır. Bu ateş, cumhuriyet rejimini değil, iktidarı yakar. Halkımız artık Türkiye Cumhuriyeti’nin genleriyle oynandığını fark etmiştir. İktidarın sinsice ortaya koyduğu planı anlamıştır. Bu yüzden cumhuriyet adına en önemli toplumsal reaksiyonu vermiş ve ayağa kalkmıştır. Türk halkı, cumhuriyeti yasaklamaya kalkan anlayışa karşı sivil direniş hareketini başlatmıştır.”

Tabii, bu doğru yaklaşıma rağmen CHP’nin de birçok zaafı var. CHP, Anayasa komisyonunda MHP kadar dik duramıyor ve AKP ve BDP dayatması ile vatandaşlık maddesinden Türklüğün çıkarılmasına bile orta yol bulmaya çalışıyor. Aslında bu talep ABD ve AB’nin dayatmasıdır ama TBMM’ye kadar BDP ve AKP üzerinden taşınıyor.

İsrail kuşatması altındaki Gazze’ye sirk getirilmesi örneğinde olduğu gibi AKP, vatan topraklarını, her gün farklı bir gündemle “aldırma cambaza bak” dercesine oyaladığı milletin altından; ama yabancılara satmak ama milli kimliği yok etmek girişimleri ile çekip alıyor. Yok edilmek istenen milli kimlik, bu vatanın tapu belgesidir.. CHP ve MHP, bu süreçte artık hata yapmak lüksüne sahip değildir. “Devleti kuran parti” den ve “milliyetçi parti” den, bu zaaflarını gidermeleri beklenmektedir. Miting, sadece AKP’ye değil, CHP ve MHP’ye de uyarıdır.. Aksi halde, millet, bu çıkmazın da çaresini bulacaktır.

Yeniçağ

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: