Levent Kırca: Amanını yalel yalel, yandı mı yalel yalel


Türkiye Cumhuriyetinin Kuruluş Yıldö­nümü olan 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nı kutlayamıyoruz. Hükümet, bayramı­mızı bir şekilde yasaklıyor. İstanbul, Anka­ra ve pek çok ilde Bayram için yapılan süslemelere de müdahale ettiler. Ağaçlara, direklere Atatürk resmi asamazsınız, hatta Türk Bayrağı dahi asamazsınız, diyorlar. Halk Partili Belediyelerin dışında, zaten herhangi bir faaliyet yok. Belediye asıyor Atatürk resmini ve bayrağı, ertesi gün Büyükşehir Belediyesi toplayıp kaldırıyor. Bi­ri asıyor, biri kaldırıyor. Oyun haline getir­diler bunu, utanmadan yapıyorlar. Doğru­dan Atatürk’e ve Türkiye Cumhuriyeti’ne kastediyorlar.

İçerden dışarıdan Cumhuriyet’i yıkma çabası. Doğrusu büyük cesaret… Bunu dü­şünmeleri bile büyük cesaret… Gözleri kara… Ama yanılıyorlar. Atatürk Gençliği; Mustafa Kemal’in askerleriyiz diye sokak­lara döküldü. Gurur verici doğrusu, Genç­ler, “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” diye bağırıyor. Bizler de düştük peşine bu TGB’li gençlerin… Öyle de olmalıydı za­ten. Allahtan pek çok ADD var ve pek çok devrimci, Atatürkçü dernek, sendika, kurum ve kuruluş var.

29 Ekim’de Ankara’da, Ankara Valili­ği’nin resmen yasaklamasına karşın, Halk akın akın Ankara’ya koşuyor. Kimsenin korktuğu, çekindiği filan yok. Hiç şüphesiz büyük bir bayram kutlaması olacak. Arka­daşlarımız, küçük çocuklarını da götürü­yor. Bir komşum, felç arabasındaki baba­sını götürüyor. Olanca gücümüzle kutlaya­cağız Cumhuriyetin kuruluşunu.

Yürüyüş; Ankara Ulus’ta eski meclisin önünde başlayacak ve kortej Anıtkabir’e yürüyecek. Valilik diyor ki, “Yürütmeyiz sizi Anıtkabir’e. Yürütmeyiz, yürümekte ısrarlı olursanız gaz sıkarız, boya ve su sı­karız. Yeni coplarımızla üstünüze saldırır, yüzlerce polisle önünüze barikat kurarız, olmadı panzerlerimizi üzerinize süreriz…”

Yaparsınız… Artık bunu yapacak aşa­maya da geldiniz, hiç şüphesiz yaparsınız. Ama iyi mi olur? Kötü olur. Tabi ki sizin için… Siz kimsiniz? Atatürk’ün Cumhuri­yetine kastınız ne? Kendinizde bu hakkı nasıl görebiliyorsunuz? Bunların hesabı tek tek sorulmaz mı zannediyorsunuz?

Kimsenin hiçbir korkusu yok, kuşkunuz olmasın. Atatürk’ün Silahlı Kuvvetleri sus­kun, Genelkurmay Başkanı suskun. Bu bayram, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı, Türk Silahlı Kuvvetlerinin de bayramı de­ğil mi? Bence siz de katılmalısınız bu kut­lamalara. Askerlerimiz de arşınlamalı bu asfaltları ve bu yol Anıtkabir’e, Atatürk’e çıkmalı. Eğer bu bayram gerçekleşemeyecekse ve halkımızın kılına dahi en küçük bir zarar gelecekse ve siz Sayın Genelkur­may Başkanı, siz sessizce izleyecekseniz uzaktan; orda durmanızın bir manası yok diyorum size. İstifa edin. Türk Halkı, kah­raman askerlerin komutanından bunu bekler.

Hiç şüphesiz Ankara Valiliği, hükümet­ten hatta doğrudan Recep Bey den aldığı emri uyguluyor. Uzun bir zamandan beri valiler ikiye ayrıldı; Cumhuriyet’in valileri ve Recep Bey’in valileri. Tek tük Cumhu­riyet Valisi kaldı mı bilmiyorum ama An­kara’da, ama başka bir ilde Cumhuriyet Bayramı kutlamanın gayreti içinde olan gençlerimize ve halkımıza herhangi bir za­rar gelirse, özellikle Ankara’da, sayın Vali siz de istifa etmelisiniz.

Pazar günleri yayınlanan yazılarımı haf­ta içinde önceden yazıp yolluyorum gaze­teme. Bu Pazar da yazım yayınlandığında bir gün kalmış olacak bayramımıza. Bu bayram çok şey değişecek Türkiye’de, bundan eminim. Ne mutlu Türk’üm diye­ne, ne mutlu Türkiye Cumhuriyeti’ni koru­yup sahiplenene…

Telefonlarımız dinleniyor

Evet, eski bir haber bu. Ama herkes bu­nun bilincinde artık. Aman dinleniyoruz, dikkatli konuşalım, bu konuları telefonda konuşmayalım, diyen Türk insanı artık umursamıyor. Şimdilerde, “aman dinler­lerse dinlesinler”, “dinlemezlerse hatırım kalır” düşünceleri hakim. Baksanıza bütçe­den dinlemek için tahsis edilen ödeneğe… Bir katrilyon beş yüz on trilyon. Amanını yandım yalel, yandı mı yalel yalel. Abdul­lah Gül, erken seçim yasasını meclise iade ederken ne dedi? Bu ciddi bir masraf, de­di. Türkiye’ye yük olur. Demek ki, tele­fonları zahmet edip dinlemeseler, ne bü­yük bir para kalacak elde. Ben olsam o parayı işçilere, memurlara dağıtırım.

İster misiniz Recep Bey evlere de birer memur atasın… Atanan bu memurlar, sizi doğrudan evinizde dinlesinler… Hatta bu memurların yemesini-içmesini, hatta maa­şını da tayin ettikleri bu ailelere ödetsin­ler… Memur da hem dinler, hem gördük­lerini rapor eder. Böylece işsizlik de azalır.

Bence dinleme bunları kesmiyor. En iyisi bence şöyle olur; evlere birer naklen yayın kamerası konacak. Başbakanlık ev­leri görüntülü bir şekilde, alenen dinleye­cek ve de gözleyecek. Başbakanlıktaki ya­yın yönetmeni, artık kim olursa, bu doğru­dan başbakan da olabilir, basacak düğme­ye, evlerde duyduğuna, gördüğüne, işine gelmeyene ikaz edecek, hatta ceza kese­cek. İyi de para toplanır aslında. Bütçeye katkı, daha ne olsun…

Aranızda bana, bu düşüncelerini niye yazdın diye kızanlar olabilir. Niye akılları­na sokuyorsun, gibilerden. Ya hükümet bu yazdıklarını uygularsa… Yahu olur mu olur… Tüh… Ben ne yaptım allahım…

Recep Bey diyor ki

Ey Türk Gençliği, diyor. Yok, öyle de­miyor. Ey Türkiyeliler, diyor. Biz, diyor. Teröristle kucaklaşanla görüşmeyiz, diyor. Biz doğrudan teröristlerin başıyla, en ba­şıyla, en baştan görüşürüz, diyor. Şu sıra­lar bir villa yapıyorlar başkana İmralı da. İki belki üç katlı… Yüzme havuzlu… Jaku­zili falan…

Bizim yurtseverler hücrelerinde yatadursunlar düzmece suçlarla… Elin oğlu ja­kuzili villalarda, yalılarda keyif çatsın… Ne ala memleket…

Konuşmacıydım

Kadıköy Belediyesi’nin Kozzy Salo­nunda (yaklaşık bin kişilik seyirci önünde) konuşmacıydım. Salon dolu, insanların çoğu içeri girememiş. Benim de gevezeli­ğim tuttu mu?! Dırdır ettim, söylendim durdum. İnsanlar; söyleyemediklerini, ko­nuşamadıklarını benden duymaya gelmiş­ler. Çoluklarıyla çocuklarıyla hem de… Beni parmaklarıyla gösterip çocuklarına;

Bak yavrum bu amca şimdilik konuşuyor, yarın akıbetinin ne olacağı meçhul, iyi bak iyi dinle, bir daha bulamazsın; diyorlar ne­redeyse. Seyirci bana gaz verdikçe, ben de gazladım gittim. Bir saat karşılıklı, zamanın nasıl geçtiğini anlayamadık.

Geçenlerde Atatürkçü Düşünce Derne­ğinin düzenlediği bir panelde de konuşma­cıydım. Panel, Kâğıthane’de bir düğün sa­lonunda yapıldı. Biz konuşmacılar da nikâh masasının etrafında yerlerimizi aldık. Bir önceki nikâhtan kalan izleyiciler konuş­macılara; “Ayağına bas, ayağına bas” diye bağırdılar. Biz de, hatırları kalmasın diye, birbirimizin ayağına bastık.

Bir konuşmacı, Serhan Bolluk; Silivri konusunda konuşurken, “Esat kalacak, Tayyip gidecek” dedi. Diğer değerli konuş­macılardan sonra sıra bana bir hayli geç geldi. Dedim ki; “kendimi bu düğün salo­nunda gerdeğe girecek damat gibi hisset­tim.”

Değerli fikirlerimizi neden düğün salo­nunda sarf ettiğimiz sorusuna Serhan Bol­luk’un “Esat kalacak, Tayyip gidecek” söy­leminde yanıt buldum. Tayyip gidecek, bu bizim için bayram düğün. Onun için düğün salonundayız. Sonradan anladım ki, kimse Atatürkçülere salon vermek istememiş. Sen düğün salonuna şükret, dediler. Ben de şükrettim. Bu gidişle bir başka toplantı­yı çarşı hamamında göbek taşında kesele­nerek yapabiliriz. Allahtan önümüz kış…

NOT: Atatürkçülerin engellenemeyeceğini idrak eden valilik, yasağını geri çekti. Ol­ması gereken de buydu.

Aydınlık

Reklamlar

Etiketlendi:,

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İran Analiz

İran-Şii Jeostratejisi ve Dünya Genelinde İran Destekli Şii Örgütler, İran-Şii Lobisine Dair Bilgiler

İç Savaş

Strateji - Taktik - Savunma

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: