Aylık arşivler: Kasım 2012

ETKİLİ VE YETKİLİ UCUBE TİPLER


Nurullah AYDIN

30 Kasım 2012-ANKARA

ETKİLİ VE YETKİLİ UCUBE TİPLER

Onlar; güçlüler, zenginler. Halkın saf ve temiz duygularını istismar ederek etkili ve yetkili oldular.

Kimlik, kişilik, fikir değiştiren siyasetçiler, gazeteciler, akademisyenler, Türkiye’nin en büyük talihsizliğidir. İlkesiz omurgasız yüzsüz tipler için önemli olan kişisel çıkarlardır.

Bu tiplerin siyasete yön vermesi partilerin akıl danışmanı olmaları bir talihsizliktir.

Kitlelerin uyuşturulmasında öncü rol oynayan bu tipler; kendilerini millet veya halk sözcüsü-vekili-temsilcisi diye tanımlanırlar.

Batı emperyalizmi günümüz insanını, ilk çağların köleleri haline sokmuştur.

Bakın; bu gerçeği herkes dile getirmeye çalışır. Ancak alternatif oluşturma da zorluk yaşarlar. Kimileri bireysel, kimileri parti grubu olarak hareket ederler. Bazı kişiler ve partiler ise duyarlı görünüp duyarsızlıklarını çıkarları için devam ettirirler.

Bilgi Çağında bilgisizlik ve çaresizlik nedeniyle işbirlikçilik moda olmuştur.

Aydın mı yoksa kimliksizleşen aydınlar mı var sorusu soruluyor.

İktidar için kriterlerin başında, küresel sermaye ve örtülü derin dünya örgütlerin icazeti gelmektedir.

Aydınların gaflet ve hıyaneti, aydınlardaki ideolojik körlükten ileri gelmektedir.

Bilim adamı ve sorumluluğunu yitirmiş akademisyenler, devşirilen aydınlar ve embesil medya mensupları, Türkiye’yi sonu kaosa giden yolları döşemektedirler.

Dönek Aydınlar ve Diplomalı cahiller kafa karıştırmaktadır.

Beynin biyolojik ve sosyolojik ritmi bozulmuş, siyasi irade felç edilmiş ve biyolojik saldırı hazırlığı yapılarak Psikolojik Savaş her alanda her şekilde kural tanımaksızın uygulanmaktadır.

Kimliksizlere dikkat etmek gerekir. İnsan ve toplum üzerinde zihin operasyonları ile kitlesel zihin çökertme silahı kullanılmaktadır.

Kontrollü Gerilim Stratejisi; kitlelerin düşünme sorgulama melekelerini alt üst etmiştir.

Dinleme merakı insanları sarmalamıştır. Dikkat! Casus yanıbaşınızdadır.

İstihbarat sistemlerinin şifreleri elinde olan küresel güç dünyayı dinliyor.

Terörün yeni silahı internettir ve siber savaş her alanda sürdürülmektedir.

Tele kulak ve medya-siyaset-yargı içiçe olmuştur.

Korku ülkesi algısı, kitlelerde oluşmuştur.

Bilgi toplumu ve çağın gerçekleri ortada iken insanlar teknoloji bağımlısıdır. Tehlikeleri algılamaktan uzaktır.

Siber güvenlik ortadan kalmış, bilgisayar yoluyla da takip sürmekte, mailler okunmaktadır.

Beyin avcıları işbaşındadır. Yabancılar uzman, gazeteci, danışman, iş adamı akademisyen kimlikleriyle Türkiye’yi mesken tutmuşlardır. Provokasyonlarını kamu görevlisi kimlikleriyle örtülü bir şekilde rahatlıkla yapar hale gelmiştir.

Türkiye ve Ortadoğu; casuslar savaşı arenasıdır. Bölge kaosa sokulmuştur. ABD’nin kaostan kozmosa stratejisi işlemektedir. Bölge ülke lider ve kadroları, figüranlığı kabul etmiş rollerini oynamaktadırlar.

Dikkat edin: Bilgi kirliliği yaratan sosyal ajanlar peşinizde olabilir.

Siyasetçi gazeteci akademisyen istihbaratçılık ve lobicilik gözde meslek haline gelmiştir.

Muhbirlik, gizli tanıklık nemalanma ve takdir edilme kimliğine dönüşmüştür.

Gazete sayfalarında yer alan ve TV ekranlarında yer alan ucube tipler ücretli asalak işbirlikçilerdir. Ajan gazeteciler, ajan siyasetçilerle, ajan akademisyenlerle kolkoladır.

Gizli Tanıklık nedeniyle gizemli soruşturmaya maruz kalma endişesi, duyarlı herkeste panik meydana getirmiştir.

Propaganda, reklam ve siyaset; güç, servet ve şöhret aracıdır.

Asimetrik psikolojik savaş yürütülürken, Kontrollü Gerilim Stratejisi uygulanmaktadır.

Propaganda neden ve kime karşı yapılır? Kim, neden, niçin, kime düşmanlık içindedir? Halkın bilinçlenmesini önlemek sürüleşmesini sağlamak için yapılır.

Günün Sözü; Aydın, zulmedenlerin yanında yer alan değil, doğru bildikleri için mücadele edendir.

Yaz.docx

TR :FW: SVP prenez connaissance du fichier j oint.‏‏‏‏‏‏‏‏Te l: (00225) 02 90 00 78 email: cab.kouakou.pascal@hotmail.fr


VOTRE NOTIFICATION DE GAIN MICROSOFT.pdf

VESAYET ALTINDA TÜRKİYE


Nurullah AYDIN

29 Kasım 2012-ANKARA

VESAYET ALTINDA TÜRKİYE

Ülkede vesayet tartışmaları sürdürülüyor.

Denilen askeri vesayet var. Hedef ordudur ve orduya yönelik operasyonlar devam ettiriliyor.

Oysa; Türkiye’de sadece ordu vesayeti mi var?

Orient club vesayeti nerede?

İngiliz vesayeti nerede?

ABD vesayeti nerede?

Brüksel AB vesayeti nerede?

NATO vesayeti nerede?

Vatikan vesayeti nerede?

Wall street vesayeti nerede?

Soran da yok, sorgulayan da sorgulatan da yok.

Bir kesime göre ülkede sorun var, bir kesime göre ülkede sorun yok.

Peki gerçek durum ne? Gerçekler nedir, nasıl yorumlanmalıdır?

189 ülke arasında Türkiye:

Yoksulluk sıralamasında, 56’ncı…

Beslenmede, 73’üncü…

Kişisel alım gücünde, 61’inci…

Gelir dağılımında, 131’inci…

Çocuk sağlığında, 97’nci…

İnsan ömrü ortalamasında, 98’inci…

İnsan haklarında, 78’inci…

Can güvenliğinde, 65’inci…

Basın özgürlüğünde, 106’ncı…

İnsani gelişmede, 83’üncü..

Fiyaskolar listesi!

Ahlak dediler. Fiyasko.

Adalet dediler. Fiyasko.

Namus dediler. Fiyasko.

Tarafsızlık dediler. Fiyasko.

Kardeşlik dediler. Fiyasko,

AB dediler. Fiyasko!

Kıbrıs’ta çözüm dediler. Fiyasko!

Kürt açılımı dediler. Fiyasko!

Ermeni açılımı dediler. Fiyasko!

Alevi açılımı dediler. Fiyasko!

Gerçek demokrasi gelecek dediler. Fiyasko!

Ekonomi iyi olacak dediler. Fiyasko!

Kimsesizlerin kimsesi olacağız dediler. Fiyasko!

İşsizlik sıfırlanacak dediler. Fiyasko!

Yoksulluk bitecek dediler. Fiyasko!

Yolsuzluk olmayacak dediler. Fiyasko!

Dokunulmazlık kalkacak dediler. Fiyasko!

Dinci, liboş, ateist, dönek ittifakına dayalı münafık ve fasıklar güruhunun kendisi fiyasko.

Ne yapıyorlar?

Türk Milleti’nin bin yıllık ortak kardeşlik değerlerini yıkıyorlar.

Türk Milleti’nin milli birlik ve beraberliğini yıkıyorlar.

Türk Milleti’nin evrensel değerlerden koparıyorlar.

Türk Milleti’nin servetlerini satıyor, kazanımlarını tersyüz ediyorlar.

Türk Milleti’nin ortak dokusunu parçalıyorlar

Türk Milleti’nin milli değerlerini anlamsızlaştırıyorlar

Türk Milleti’nin manevi değerlerini çıkarlarına alet ediyorlar

Türk Milleti’nin tarihi kahramanlarını unutturuyorlar

Türk Milleti’nin düşmanlarını kahraman yapıyorlar

Türk Milleti’nin kültürü yerine Arap kültürünü yerleştirmeye çalışıyorlar.

Türk Milleti’nin dini diye Arap hurafelerini telkin ediyorlar.

Türk Milleti’nin akılcı inanç değerleri yerine Hıristiyanlaşan yeni İslam oluşturuyorlar.

Türk Milleti’nin egemenliği yerine batı egemenliğini yerleştirmeye çalışıyorlar

Türk Milleti’nin aydınlanması yerine karanlık çarpık köleci anlayışı sürdürüyorlar

Türk Devleti’nin bağımsızlığını ortadan kaldırıyorlar, mandacı devlet haline sokuyorlar.

Türk Devleti’nin saygınlığını sarsıyor, güvenirliğini alt üst ediyorlar..

Türk Devleti’nin milletin tamamını kucaklaması anlayışını yıkıyorlar.

Türk Devleti’nin kurumlarını çağdışı hurafecilerin zihniyetine aracı yapıyorlar.

Türk Devleti’nin iradesini ABD vesayetine teslim ediyorlar.

Türk Devleti’nin kurucu felsefini alt üst ediyorlar

Türk Devleti’nin komşularıyla güven veren ilişkilerini barışsever algısını yıkıyorlar.

Dünyada en iyisi ile en kötüsü arasında en az fark olan şey nedir?‘ Kimi para, kimi kadın, kimi makam, kimi statü, kimi servet, kimi şöhret, der.

Oysa o şey; yobazlıktır, yobazlık.

Yobazlığın; dindarı, dinsizi, liberali, milliyetçisi, ırkçısı olmaz. Yobaz her siyasal akımda, düşüncede, anlayışta olabilir. Yobazlığın beslendiği iki kaynaktan biri gözü kapalı biat diğeri ise tek yönlü okuyarak, öğrenerek dogmalara saplanmaktır.

Türk Devleti’nin temellerini, elsiz ayaksız yeşil dolarlı yılanlar kemiriyor.

Türk Milleti’nin iyiniyetini, samimiyetini, güvenini istismar ederek aldatıyorlar.

İnsanlar; propagandayla, dezenformasyonla ve yozlaştırılmış inanç afyonu ile uyuşturuluyor. Aldanan ve aldatılanların uyandırılması gerekir.

Uyan Türk Milleti uyan!

Bağımsızlığını yeniden sağlamak için uyan.

Birlik ve beraberliğini yeniden sağlamak için uyan.

Bunu nasıl ne şekilde, kim yapacak? Duyarlı olan herkes imkan ve kabiliyetlerine göre bireysel olarak veya örgütsel birlik içinde aydınlatmayla ve bilgilendirmeyle yapacak.

Günün Sözü: Yalancı kişilerin yönetimde olması, o toplum ve devlet için felakettir.

Yaz.docx

MİLLİ/ULUS DEVLETİN STRATEJİSİ NE OLMALIDIR


Nurullah AYDIN

28 Kasım 2012-ANKARA

MİLLİ/ULUS DEVLETİN STRATEJİSİ NE OLMALIDIR

Türkiye’de tartışma konularında biri de milli/ulus devlet konusudur.. İyi de ülkenin o kadar sorunu varken kim, neden, niçin, ne amaçla bu konuyu gündeme getirip tartıştırıyor.

Bakın; Osmanlı, tarihî mirasımızdır. Redd-i miras yapamayız. Tarih tekerrür etmez, doğrular ve yanlışlar tekerrür eder.

Osmanlı’yı diriltmek mümkün olmaz, doğrularını veya yanlışlarını tekrar etmek mümkün olur.

Modernliğin derin krizden geçtiği bir dünyada Osmanlı, tek başına model olamaz. Osmanlı idare ve hukukuyla hayranlık vericidir. Ama entelektüel stoku zayıftır. Nasıl Yunanlılar düşünüp Roma tükettiyse, Emevi-Abbasi-Selçuklu’nun ürettiğini Osmanlı tüketmiştir.

Osmanlı devleti, felsefi tefekkürü ve tabiat bilimlerini medresenin müfredatından çıkardı, düşüncenin kurumasına engel olamadı. Tefekkür, irfan ve ilimler alanındaki uyanışta bize örnek olacak model Abbasi olabilir ancak. Abbasiler, kimseye hayranlık duymadılar; ilim ve felsefeyi aldılar, edebiyat ve sanatı, şiir ve tiyatroyu sahiplerine bıraktılar.

Osmanlı’nın yanında, politik kuşatıcılık ve coğrafi irtibat açısından dikkatimizi çevireceğimiz tecrübe Selçuklu‘dur. Bundan sonraki hegemonya kavgaları Ortadoğu, Avrasya ve Uzakdoğu hattında olacaktır, bu havzalarda Osmanlı’nın tecrübesi zayıftır. Avrupa’nın refleksif yönelimi; yayılma ve küresel hegemonya kurmaya değil, mevcut refahı korumaya matuftur, doğal sınırlarıyla yetinecektir.

Türkiye; ABD’nin baskıları ve İslam dünyasıyla ittifak kurma tehlikesi dolayısıyla kapıda tutulmaya değer bir ülkedir ancak stratejik değeri yüksek ülkedir. AB’nin Türkiye’ye bakışı salt araçsal ve stratejiktir. Dolayısıyla dünya ile beraber gözlerimizi doğuya çevireceğiz.

AB’ye "Bizi üye yap, seni küresel güç yapacağız, Ortadoğu’ya, Asya’ya taşıyacağız" demek onur kırıcıdır. Çok kutupluluğa yönelen, ağırlık dengesi doğuya kayan dünyanın gerçeklerine de aykırıdır.

Büyük Selçuklu ve Anadolu Selçuklu bir doğu devleti ve ismi konulmamış kuşatıcı bir imparatorluktur. Selçuklu coğrafi olarak yekparedir. Afganistan’dan Konya’ya, İran’dan Mısır’a, Bakü’den Bilad-ı Şam’a (Suriye, Ürdün, Filistin, Lübnan) kadar yayılır. Osmanlı ile mukayese edildiğinde Selçuklu’nun sağladığı kültürel zemin, medeniyet kuşatıcılığı çok daha sahici, gerçekçi ve bugünkü konjonktürel gelişmeye uygundur.

Temel parametreler şunlardır:

– Dünya yeniden şekillenirken, tek başına ulus devlet çıkarları, mezhep, etnik grup veya bölge merkezli stratejiler tarihe karışmış bulunuyor. Halkı Müslüman devletler, bölgeler, etnik gruplar ve farklı mezhepler -gayrimüslimleri de içlerine katarak- yeni bir bölgesel entegrasyon (gevşek markaj birlik) tasarlamalılar.

– Arap milliyetçiliğinin iflasına şahit olmuş bir havza olarak Araplar, ancak Türkiye ve İran’la birlikte var olabilirler.

– Türkiye ve İran, ne Kasr-ı Şirin’e kadarki gibi çatışarak, ne Kasr-ı Şirin’den sonraki gibi ilişkilerini dondurarak Ortadoğu, Avrasya ve Uzakdoğu’da inisiyatife sahip olabilirler. Mümkün olan yegâne ilişki birlikte hareket etmektir.

– Osmanlı’daki gibi Asya Müslümanları ve Türk cumhuriyetlerden kopuk olamayız. Bu iki havza ile ilişkimizi sıklaştırmak için İran’la ‘rekabet’e değil, "işbirliği" esasına dayalı ilişki kurmalıyız. Tarihte Semerkant-Herat merkezli Müslüman Asya rönesansını sona erdiren İran’ın ve Rusya’nın Osmanlı ile irtibatı kesmesidir. Türki cumhuriyetlerin İslam dünyasına katılması, Rusya ve Çin’in baskı ve blokajlarına karşı durabilmesi bu işbirliğine bağlıdır.

– Ulus devlet aşamasından sonra bölgesel entegrasyon dönemine giriyoruz. Kürtler bu entegrasyonun tabii parçasıdırlar. Ne tampon bölge, ne kendi bölgelerinin kaderinden ayrılarak var olabilirler.

– Batı’da Avrupa, Güney’de Afrika, Doğu’da Endonezya ve Malezya hattı yeni bir ruhsal ve maddi hamle ile ayağa kalkacak olan büyük entegrasyonun iki kanadı hükmünde ana gövde ile irtibatlı olmalıdır.

– Dünyaya hangi değerler eşliğinde sesleneceğiz? Bu, bütün beşeriyete dönük hayırlı insanlık ideali ve bunun somut ifadesi hak, korunan ahlaki hayat, özgürlük ve adalettir.

Her coğrafya’nın her iklimin oluşturduğu toplumlar vardır. Ortak dokuların bozulması ile toplum kaos yaşar.

Günün Sözü: Okuyan, düşünen sorgulayan insan, akıllı insandır.

Yaz.docx

MEDENİYETLER İTTİFAKI MI ÇATIŞMASI MI?


Nurullah AYDIN

27 Kasım 2012-ANKARA

MEDENİYETLER İTTİFAKI MI, ÇATIŞMASI MI?

Uygarlık veya medeniyet, bir ülke veya toplumun, maddi ve manevi varlıklarının, düşünce, sanat, bilim, teknoloji ürünlerinin tamamını ifade eder. Uygar kelimesi, yerleşik hayata ilk geçen Türk kavimi olan Uygurlardan gelmektedir.

Medeniyet ve uygarlık kavramları; çoğunlukla aynı anlamda kullanılmakla birlikte, uygarlığın daha geniş bir anlam taşıdığını ifade etmek mümkündür.

Medeniyetin, belirli bir insan topluluğu veya topluluklarının belirli bir coğrafya üzerinde ve belirli bir zaman içinde ortaya koydukları değerlerle sınırlı olmasına karşı; uygarlık kavramının, binlerce yıl devam eden gelişmeler sonunda, insan aklının, bilim ve teknolojisinin katkısı ile ortaya çıkan ve tüm insanlığın eseri ve malı olan evrenselliği söz konusudur.

Uygarlığın doğuşuna ve yükselişine; Çin’den Uygur ve Orta Asya Türklerine, Hindistan’dan ve Mezopotamya medeniyetinden eski Mısır medeniyetine, Ege kıyılarındaki antik çağ sitelerinden Roma’ya, Batı Avrupa’da aydınlanma çağını yaratan, sanayi inkılabını gerçekleştiren milletlere ve nihayet Amerika ve Uzak Doğu’daki Japonlar’a kadar, tarih boyunca sayılamayacak kadar çok ülkenin ve ulusun katkısı olmuştur ve olmaya da devam etmektedir. (Kaynak: http://medeniyet.nedir.com)

Son yıllarda medeniyetler ittifakı diye bir oluşumu gündeme getirdiler.

Savunanlar; Medeniyetler İttifakı’nın çatışma kültürüne ‘dur’ deme, bu yanlışlığın önüne geçme projesi olduğunu belirtiyorlar.

2006 yılında yayımlanan Medeniyetler İttifakı üst düzey grup raporu yayınlandı.

2009 yılında İstanbul’da Medeniyetler İttifakı İkinci Forumu gerçekleştirildi.

2010 yılında Brezilya’da üçüncü forum toplantısı yapıldı.

Türkiye ve İspanya’nın eş başkanlığında yürütülen Medeniyetler İttifakı projesi, medeniyetler çatışması kavramının nereden doğduğunu iyi değerlendirmek gerekir.

11 Eylül saldırıları medeniyetler çatışması’nın bir sonucu gibi algılandı. Ancak medeniyetler çatışması tezi saldırılardan daha önce ortaya çıktı.

Ortaya çıkış nedenleri farklı konulara göre yorumlanmaktadır.

Genel olarak söylenen şu; ‘Bu bir medeniyet savaşı, kültürler arası savaş değil.

Oysa; menfaatlere, güç kullanımına, enerji kaynaklarıyla, arkasında askeri hakimiyet olan bir savaş yapılmaktadır. bu bugünün savaşı değil yüzyıllardır süren bir savaş.

Dünyaya dair büyük resim açıklanırken; inanç, medeniyet ve kültür kavramlarının kullanılmasıyla duygusallık işin içine karıştırılıyor. Bu da sokağı daha çabuk galeyana getiriyor ve karşı argümanları doğuruyor. Çatışma kültürü de böylece güç kazanmış oluyor. Medeniyetler İttifakı evvela buna ‘dur’ deme, bu yanlışlığın önüne geçme projesidir, deniliyor.

Ama gerçekten öyle mi? Irak işgalini başlatan ABD başkanı, bu bir haçlı savaşıdır derken, atılan füzelere dini simgeler konulurken, Camiler yakılıp yıkılırken, çizmelerle kirletilirken, medeniyetler ittifakı deyimi nasıl zemin bulabilir ki?

Proje kapsamında; İspanya Hıristiyan, Türkiye de İslam medeniyetini temsil ediyor. Oysa bir medeniyet temsilciliği söz konusu olabilir mi? Zapatero Hıristiyan dünyayı, Erdoğan da İslam dünyasını temsil etmiyor. Böyle bir temsil söz konusu değil. Zaten öyle bir temsil yetkisi kimseye verilmiş de değildir.

Ancak dünya kamuoyuna bu düşünce ısrarla yansıtılmaya çalışılmaktadır.

Hıristiyan batı; Müslümanlarla, İslam’la bir savaş oluyormuş izlenimini vermemesine rağmen, ABD-İngiltere tarafından işgal edilen ülkeler, İslam ülkeleridir. Batı uygarlığı için tehdit görülen ülkeler İslam ülkeleridir. İşgal edilen askeri operasyonlar yapılan, iç kargaşalık çıkarılan ülkeler İslam ülkeleridir. Gerçekte medeniyetler de kültürler de çatışmaktadır. Bu izlenim dünya kamuoyuna yerleşmiştir.

ABD başkanı Obama; Bush’tan farklı olarak ”ABD hiçbir zaman İslam ile savaşta değildir, olmamıştır, olmayacaktır” sözleri yaşanan, Irak, Afganistan, Yemen, Sudan, Pakistan, Suriye müdahalesi ile anlamını yitirmiştir.

Batıda İslam dendiğinde akla terör gelmektedir. Batı için İslam endişesi, batı ülkelerinde yayılmaktadır. Karikatürler yayınlanmakta, İslami simgelere yasaklar konulmaktadır.

Avrupa’da ve İslam dünyasında ittifaktan memnun olan ve olmayan taraflar var. BM ve uluslararası kuruluşların ve batının kendisinin oluşturduğu bu imajı değiştirmesi gerekir.

Ancak böyle bir durumda şimdilik görünmemektedir. İran’a askeri müdahalenin konuşulduğu, Suriye, İran, Yemen ve Somali’nin hedef görüldüğü ortada iken inandırıcı olamıyorlar.

Kaldı ki; ABD’nin son açıkladığı ülkeler zinciri tamamen İslam ülkeleridir. ABD için tehdit İslam ülkeleridir.

O zaman Medeniyetler ittifakından nasıl bahsedilebilir? Batıya tamamen teslim olmuş bir İslam dünyası stratejisi yürürlükte iken, Türkiye’nin rolü sorgulanmalıdır.

GünüN SözÜ: İnsanlığın ortak akılla, insan gerçeğine varması, liderlerin ve aydınların çabası ile mümkün olabilir.

Yaz.docx

TÜRKİYE’DE ÇATIŞMANIN TEMEL NEDENİ


Nurullah AYDIN

26 Kasım 2012-ANKARA

TÜRKİYE’DE ÇATIŞMANIN TEMEL NEDENİ

Türkiye’de ve bölge’de çatışma devam ediyor.

Osmanlı’nın çözülüş ve yıkılış sürecinde ve cumhuriyet döneminde;

gönlü, zihni, ufku Batıya dönük olanlar, mutlak manada Batıcılarla,

gönlü, zihni, ufku Araplara dönük olanlar, mutlak manada Arapçılarla

gönlü, zihni, ufku Ortaçağa dönük olanlar, mutlak manada Arap kültürünü ihya etmeyi düşünen Ümmetçilerle

gönlü, zihni, ufku Türk Milleti’ne, Türk tarihine Türk kimliğine dönük olan, mutlak manada Türk kültür ve medeniyeti yeniden ihya ve inşa etmek isteyenler arasında siyasi mücadele sürüyor.

Türkiye’de uzun yıllar şekil üzerinden siyasi mücadele sürmüştür.

Dönemsel olarak gerçekleri haykıran gençlerden hınç alınmıştır.

Oysa bir toplum; kendi müziğini, edebiyatını, sanatını, mimarisinin ortaya çıkarabildiği ölçüde ileriye gidebilir.

Türkiye’de mutlak cebri modernleşmenin, batılılaşmanın öncüsü, tepeden inmeci, millete kültür, değer uyduran anlayışın temsilcisi olarak görülen Avrupa vesayetine karşı duranlara milletin oy verdiği ancak oy alanların tekrar Avrupa vesayetine mahkum oldukları açıktır.

Türkiye’de çok partili siyasi hayatın bir özeti, bu perspektiften baktığımızda millet, vesayetçi sistemin ana unsuru olarak gördüğü Avrupa-batı vesayetin karşısında kim varsa ona oy veriyor. Bu vesayetin sivil uzantısı olarak gördüğü, bunun kültür, sanat, edebiyat, siyaset alanındaki kodu olarak gördükleri her zihniyetinin karşısında kim varsa ona oy veriyor.

Merkez sağ ve merkez sol partiler gerçek merkez partiler değildir. Her yeni sağ parti bir öncekinin yapamadığını yapıyor. Ama vesayet rejimi daha kapsamlı olarak devam ediyor. Merkez partiler, Avrupa vesayetten medet umar alışkanlıklarını bir tarafa bırakamıyor. Merkez partiler milletin inançlarını istismar oyunlarını bir tarafa koysa. Bütün bunları yapıp yeni bir merkez partiler olsalar, Türkiye siyaseti de başka bir noktaya doğru gidecektir.

Bugünkü verilerle konuşulduğunda iki yüzyıldır süren siyasi, fikri mücadelede her türlü zorluklara rağmen bu millet kendi yolunu bulamıyor, su yatağını bulamıyor.

Tarihler, aktörler, partiler değişir ama sonuç itibarıyla 200 yıldır süren bu siyasi mücadele

aynıdır. Sorunların bu topraklardaki özeti budur.

Türkiye’nin önündeki 4 temel sorun yargının siyasallaşması, ekonomik sistemdeki değişiklikler, toplumsal barışın sağlanması ve dış politikadır.

Siyasi Partiler Yasası’nın, Seçim Yasası’nın, Meclis İç Tüzüğü’nün değişmesi gerekir.

Türkiye’nin bundan sonra ekonomik sistemindeki makro düzeyde yapmış olduğu değişiklikleri gözden geçirmesi gerekir. Üretime dayanan, istihdamı artıran, ihracat yapan ekonomiye dönüştürmesi lazım. Bunun için de Türkiye’nin önümüzdeki 10 yıldaki en temel meselelerinden birisi, özellikle gelir dağılımı adaletini, yeni orta sınıfların oluşturulmasını sağlayacak ekonomik programında revizyonlara giderek, bu atılımları yapması gerekir.

Türkiye’de iktisadi elitle başa çıkmanın yolu, iktisadi hayattaki gücü topluma yaymak ve yeni orta sınıfları hareketlendirmesidir.

Türkiye’deki terör, uluslararası terör siyasetidir.

Türk kültür ve medeniyetinin temel değerleri, her türlü terör siyasetinin silahını kıracak kadar güçlüdür. Bunun da en somut yolu, Hakkari Yüksekova’daki çobanla, milletvekilinin, gazetecinin işadamının, Cumhurbaşkanın gerçekten eşit olduğu bir Türkiye kurmaktır.

Dış politikada yapılması gerekenler açıktır.

Türkiye sadece bu coğrafyada değil, dünyanın bir çok yerinde çatışmacı, sorun çıkarıcı çok etkin bir ülke haline geldi. Nerede sakin ortam varsa orayı karıştırmak için can atan bir siyasi zihniyet var.

Türkiye’nin etrafına yeniden demir perdeler örülmeye çalışılıyor.

Oysa; Türkiye’nin önümüzdeki süreç içerisinde yapması gereken, bu bölgeyi yeniden esenlik yurdu haline getirmektir.

Bu bölgenin bütün insanlarının aynı coğrafyanın dost, kardeş, müttefik insanlar olduğunu, aynı medeniyetin birer mensubu olduğunu ortaya koyacak çalışmaları gerçekleştirmektir.

Bölgede esenlik sağlanmadan, bölge halklarının birliği, bütünlüğü sağlanmadan ne Ortadoğu dirlik içerisinde olur ne de dünya barışı tesis edilebilir.

Günün Sözü: Zulmeden zalim, adaletsizdir, haksızdır, yalancıdır.

Yaz.docx

MÜSLÜMANLARLA OYUN OYNAYANLAR


Nurullah AYDIN

25 Kasım 2012-ANKARA

MÜSLÜMANLARLA OYUN OYNAYANLAR

İslam dünyası savaş alanıdır.

Irak, Afganistan, Libya, Suriye, Yemen, Bahreyn, Doğu Türkistan, Keşmir, Pakistan yanıyor, yıkılıyor, insanlar ölüyor.

Müslüman toprakları; ileri teknolojiye dayalı silahların denendiği bölgelerdir.

Müslüman dünyanın büyük bir kısmı aç ve sefildir. Arap dünyası ise savaş, kan, gözyaşı, yıkım, zevk, sefahat alanıdır.

Hıristiyan emperyalist batı; 100 yıldır sömürge alanı haline getirdiği Müslüman bölgelerde Müslümanlarla oyun oynuyor. Devşirdiği Müslümanlarla, Müslüman katliamını sağlıyor. Müslüman olduğunu söyleyen ve kitleleri inandırılan liderler; batı haçlı irticanın kuklası oluyorlar? Ne için? İktidar, servet, şöhret için.

O zaman soru şu: bunlar kim? Müslüman mı yoksa ne?

Yalanlarıyla, talanlarıyla, ikiyüzlülükleriyle Müslüman görüntüleriyle, kimliksiz kişiliklerini pişkinlikle sergiliyorlar.

Haçlılarla ittifak yapıyorlar, Müslümanlıktan bahsediyorlar.

Adalet adına adaleti katlediyorlar, Ahlaksızlıkta yarışıyorlar.

Milleti bölüyorlar, Millet edebiyatı yapıyorlar.

Ahlaktan ürküyorlar.

Dürüstlükten korkuyorlar.

Erdemlilikten çekiniyorlar.

Aydınlanmadan korkuyorlar.

Müslümanlar katledilirken; kardeşlikten bahsediyorlar.

Müslümanlar katledilirken; özgürlükten bahsediyorlar.

Müslümanlar katledilirken; demokrasiden bahsediyorlar.

Müslümanlar katledilirken; Amerikan dostluğundan bahsediyorlar.

Müslümanlar katledilirken; Arap hurafelerinden bahsediyorlar.

Müslümanlar katledilirken; cennetteki hurilerden bahsediyorlar.

Müslümanlar katledilirken; uyanıştan, dirilişten bahsediyorlar.

Müslümanlar katledilirken; halktan, ümmetten bahsediyorlar.

Müslümanlar katledilirken; Şiilikten Alevilikten bahsediyorlar.

Müslümanlar katledilirken; adaletten, haktan, hukuktan insanlıktan bahsediyorlar.

Müslümanlar katledilirken; türbandan bahsediyorlar.

Müslümanlar katledilirken; zenginleşiyorlar.

Müslümanlar katledilirken; milletten bahsediyorlar.

Müslümanlar katledilirken; ahlaktan bahsediyorlar

Müslümanlar katledilirken; medeniyetler ittifakından bahsediyorlar.

Müslümanlar katledilirken; zalimlerle dostluktan bahsediyorlar.

Müslümanlar katledilirken; İlahi mesajı bırakıp dünyevileşiyorlar.

İslam ülkeleri; çatışma bölgeleridir.

Müslümanlar; kin nefret öfke içinde, kanın vahşetin pençesinde kıvranıyorlar

Türkiye ne yazık ki; İslam ülkelerinin teröristlerinin muhaliflerinin örgütlenme ve saldırma üssü haline gelmiş durumdadır.

Dinciler/İslamcılar;

Küresel despotların taşeronlığını, güvence görmüşlerdir.

Küresel zalimlerin işbirlikçisi sözcüsü olmuşlardır.

Küresel zorbalarla katliamların vahşetin ortağı olmuşlardır.

Müslümanlar uykudadır. İslam ülkelerinde etnik kimlik ve mezhep öne çıkarılarak kin öfke ve husumet dalgaları yayılıyor.

İslam’ın bütün kutsal değerlerini istismar eden, tersyüz eden, ilahi mesajı unutturup şekilci anlayışı esas alan Dinciler/İslamcılar; Müslüman değil İblisin/Şeytanın müridleridir.

İnsanlık adına insanlığı soysuzlaştıran küresel şebeke; Küresel vicdanın uyanmasını önlüyor.

Biz; haksızlığa, zulme vahşete, şiddete karşıyız. Sindirilenlerin, susturulanların, köleleştirilenlerin sesiyiz.

Her birimiz küresel vicdanın bir parçasıyız. İnsanların ailelerini, ırklarını, ülkelerini, inançlarını seçme özgürlükleri yoktur. Onun için her bir insan bir toplumun ve ailesinin olduğu kadar insanlığın bir üyesidir. Dünyanın her yerinde haksızlıkla vahşice katledilen insanlar, öldürülen çocuklar, tecavüze uğrayan kadınlar bizim de insanımızdır.

Gelecekte de sadece iyiler kazanacaktır. Ademin çocukları yani iyiler kazanacaktır.

Günün Sözü: Zulmeden zalim, adaletsizdir, haksızdır, yalancıdır.

Yaz.docx

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: