İŞTE ÇÖZÜM! DEVLET KURABİLİRSİNİZ!..


Şimdi yazıya girmeden önce şunu açıkça ortaya koyalım ki; birileri eğer devlet kurmak istiyorsa, elbette buna hakları vardır, burada bize düşen görev; ‘Birleşmiş Milletler’den ricacı olup bu soruna bir çare bulunmasını sağlamaktır! Yine ve elbette ki kurdukları o devlette kendi dillerinde eğitim yapma hakları da vardır, aksini düşünmek asrımızın ulaştığı o büyük medeniyet(!) seviyesine ters düşmek demektir ki; o da bize yakışmaz..

Bırakınız insanlar kendi devletlerini kursunlar; ne var bunda o kadar karşı çıkacak anlamış değilim! Bazen hakikaten düşüncesizce yaklaşıyoruz böyle hayatî konulara ve bu yüzden de pek çok aktivist(!)i üzüyor ve daha da acısı, tek bir kitap yazarak seksen yıldır o kitabın geliriyle geçinen bazı aydın(!)larımıza da haksızlık da etmiyor değiliz hani!..

Bir de ayrılıkçı-bölücü, hadi orayı geçtim, utanmadan(!) ‘vatan haini’ damgasını vuruyoruz bu insanların alınlarına; oysa onlarla otursak konuşsak ortak bir noktada buluşacağımıza adım gibi eminim; çünkü bu talepler hayli insanî(!) ve oldukça haklı(!) talepler.

Belki şu eleştiri getirilebilir; biz bunca devleti kurarken kimseye sormadık, kimseden icazet almadık; biz kurduk, yine biz yıktık; siz niye ortalığı ayağa kaldırdınız ki, her yanı velveleye verdiniz! Kurun devletinizi efendim.. şeklinde…

Tabi ki bu çok yanlış bir bakış açısı; öncelikle ortalığı ayağa kaldıranlar bu insanlar değil, haksızlık etmiş olmayalım; zirâ ‘ortalık’ onları ayağa kaldırmıştır! Burada başka bir eleştiri daha getirilebilir; efendim siz ayağa kalmaya hazır olursanız, sizi ayağa kaldıran çok olur.. şeklinde… Tabi bu da çok yanlış bir yaklaşım olur kanımca; lakin bu talepte bulunan insanlar oldukça naif(!) ve bir o kadar da ince(!) ruha sahiptirler, durduk yere onları kırmaya ne hâcet!

Bakınız bunca insan ‘açlık grevi’ne girdi, ne için? özgürlük için! Ne var yani özgürlük istemek kötü bir şey mi? Bunca aydın(!) boşu boşuna mı destek veriyor bu insanlara; yani onca kelli-felli adamlar bilmiyor, sen mi biliyorsun doğruyu, demek geliyor içimden; sana da kıyamıyorum, biliyorum ki içinden ‘yalnız yapamazlar, ham yaparlar onları’ babından kardeşçe bir düşünce geçiyor.. e haklısın, ne diyeyim!..

Ama adamlar kendi devletlerini istiyorken, bize laf düşmez(!) Mesela, evini taşırken üç-beş arkadaşın yardım etti diyelim, sonra da yorgunluktan senin yatak odanda uyuyakalmışlar hemen ertesinde de odayı kendilerine istemişler ‘biz sana yardım ettik taşınırken, sen de odanı bize vereceksin’’ gibisinden.. cevabın ne olurdu bir düşün bakalım!..

‘’Hiçbir şey insan hayatından önemli değildir’’ diyor, açlık grevine destek veren aydın(!)larımız, demek ki bir bildikleri var; yoksa onlar değil, sen olurdun aydın! öyle değil mi ama… Yanarım yanarım Yaşar Kemal’e ‘Nobel’i vermediler ona yanarım; zannımca kendisi de ‘’bu yaştan sonra gelen Nobel’i …’’ diyecektir!

Ya Livaneli’ye ne demeli; onun büyüklüğünü ve insanlığını ‘Yahudi lobisi’ bile anladı biz anlayamadık, işte ben ona da yanarım!.. Sanırım 2009 yılıydı UNESCO genel direktörlüğü için Mısır Kültür Bakanı Faruk Hüsnü’yü istemeyen ‘Yahudi lobisi’ onu engellemek için Zülfü Livaneli’yi desteklemişti; ancak Mısır’la arasını bozmak istemeyen hükümet destek vermeyince Bulgaristan’ın Paris Büyükelçisi İrina Bokova direktörlüğe seçildi. Yani o makam ne Livaneli’ye ne de Faruk Hüsnü’ye yar olmadı.. Ben Can Dündar’ın yalancısıyım.. (25 Ağustos 2009 tarihli yazı okunabilir. Milliyet).

Yani diyeceğim o ki; Yahudi lobisinin desteklediği bir Livaneli açlık grevine destek veriyorsa, e bunun arkasında bir şey aramayın artık! Bu adamda bir yanlış olsaydı, koskoca ‘lobi’ onu desteklemezdi zannımca, yani mevzûyu uzatmaya gerek yok, onlar bilmiyor, biz mi biliyoruz!. gibisinden…

Biz dönelim asıl konuya; devlet, bahçeli olan değil; bildiğimiz devlet! Adamlar kendi devletlerini kurmak, kendi idarelerini ele almak istiyorlar ve yıllardır da haklı(!) mücadelelerini veriyorlar, yani sizin anlayacağınız bizi ilgilendirmez artık. Bizim sınırlarımız belli, olmazsa olmazlarımız belli, yani bizi enterese eden bir mevzu yok ortada, bundan sonrası bizim ağabeyliğimize kalacaktır. Öyle ya, yol- yordam bilmezler, bir devlet nasıl kurulur, gerektiğinde nasıl yıkılır hepsini öğretmemiz gerek. İşte bu aşamadan sonra aydın(!)larımızla bir araya gelip yol haritasını çizmemizin vakti gelmiştir…

Ünlü Türk(!) büyüğü Tayip Erdoğan bey ‘gerekirse İmralı’yla da görüşülebilir’ dediğinde, bizim kendini bilmez(!) Kemalist’ler ayağa kalktı; ‘olur mu efendim’, ‘bu ne cüret’ gibisinden; oysa o söz yerli yerinde söylenmiş ve tarihi derinliği olan bir sözdü! Yukarıda ‘lobi’ demiştik, işte yine sahnede, açıkçası adamlar, ‘adam’ın hasını bulup seçiyor, sonra da seçtiriyor kardeşim; ama biz halk olarak ne yapıyoruz, bu ‘adam’ları beğenmiyoruz! Yanlış(!)

Konuşmadan, dertleşmeden bu işler hallolmaz, öyle her teklife karşı çıkarak çözüm de bulunmaz; önce bunu kafamıza bir sokalım. Biz Atatürkçü müyüz, evelallah Atatürkçüyüz! Ne yaparız biz; On Kasım’larda Anıtkabir’e gideriz, bayramlarda da anıtlara çelenk koyarız! bitti bu kadar!.. Gerisini de bırakalım devlet büyüklerimiz halletsin değil mi!

Gelelim çözüme; İmralı’ya gidersin, alırsın Apo’yu karşına, önce bir sorarsın, ‘adamım, ne istiyorsun sen?’ diye. Devlet kurmak mı? Eyvallah..

Sonra sorarsın, ‘kimlerle kuracaksın bu devleti’ diye. Muhtemelen Kürtlerle, diyecektir, hemen araya girip,

‘Sen Ermeni değil misin Apo, nâm-ı diğer Agop değil misin sen?’ diyeceksin. Kem küm edecek, olsun sen büyüksün; alttan alacak, yardımcı olmaya çalışacaksın. Sen soracaksın, o bir şeyler geveleyecek, epeyi bir süre devam edecek bu hasbıhâliniz..

En sonunda ona diyeceksin ki; ‘’bak Apo efendi, biz seni bir yere bırakmayız, otur oturduğun yerde ve ancak senin peşinden devlet kurma hayaliyle yanıp tutuşanlar için bir şeyler yapmaya çalışacağız; içini ferah tut..’’

Sonra ‘Birleşmiş Milletler’i arayıp olağanüstü bir toplantı talep edeceksiniz, Obama yakın dostunuz, ‘lobi’ zaten arkanızda, dış işleri deseniz; prens Davut, bayan Clinton’la kanka vaziyetleri, e artık tüm maharetlerinizi kullanıp ‘GRÖNLAND’dan uygun bir yerin bu özgürlük/!) savaşçılarına verilmesini sağlayacaksınız!.. Gerçi; Danimarka, Rusya, ABD ve Norveç de hak iddia ediyorlar ama; ucundan azıcık bir parçanın kimseye bir zararı olmaz! Hem renk olur bu ‘batı’lı medeni(!) dostlarımıza, zaten Eskimo halkı da yalnızlıktan bezmiş durumda iken, isabet olur…

İşte çözüm bu kadar basit!

Herkesin devlet kurma hakkı vardır, kutuplar boş anasını satayım; gidin yerleşin!.. Bayrağınız bizden; BİZ derken, biz ‘Türk Milleti’yiz; asırlardır içimizde yer alan tüm halklarla birlikte, ırkımız ise İNSAN!..

..Tarihin bizle başladığını söylüyorlar, sonunun gelmesini istemiyorsanız, Biz’le iyi geçininiz!

Cem Yağcıoğlu / 02-11-2012

Reklamlar

Etiketlendi:,

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İran Analiz

İran-Şii Jeostratejisi ve Dünya Genelinde İran Destekli Şii Örgütler, İran-Şii Lobisine Dair Bilgiler

İç Savaş

Strateji - Taktik - Savunma

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: