BARIŞ DOSTER: Kapitalist İman ve Çürüyen Toplum


Yapılan araştırmalara göre; Araplar lüks tüketime, gösterişe çok düşkünmüş. Bir diğer araştırma, dünyada 2010 yılında eğitime 1.1 trilyon dolar, askeri harcamalara ise 1.630 trilyon dolar harcandığını ortaya koyuyor. Bir diğer ifadeyle savunma ve güvenliğe ayrılan bütçe, eğitime ayrılandan 530 trilyon dolar daha fazla. Başka bir araştırmaya göre ise dünyada 2011 itibariyle 4.4 milyon mülteci varmış.

Bu sayılar, kapitalizmle, onun olmazsa olmazı olan tüketim kültürüyle, örgütlü sömürüyle, talanla, savaşla, saldırganlıkla hesaplaşmayan bir muhafazakârlığın hayatta karşılık bulamadığını gösteriyor. Birkaç basit soru soralım: Bir yandan “israf haramdır” deyip, diğer yandan modayı yakından takip etmek, israfa yol açmaz mı? Lüks tutkusu, gösteriş merakı, marka bağımlılığı, güzel görünme çabası, magazine yönelik ilgi israf değil midir? Hac farizasını yerine getirirken 5 yıldızlı otelde kalmak, Kâbe manzaralı odada konaklamak için Diyanet İşleri Başkanı’nı arayıp torpil, iltimas talep etmek ne anlama gelir? Böylesi taleplerin çokluğunu bizzat Diyanet İşleri Eski Başkanı Prof. Dr. Ali Bardakoğlu açıklamış, “Kâbe manzaralı oda isteyenler nedeniyle tansiyonunun çıktığını” söylemişti.

Basından izlediğimiz kadarıyla hacca, umreye giden kimi müminler arasındaki lüks tutkusu, gösteriş merakı, alışveriş düşkünlüğü adeta paparazzi programlarına konu olacak boyuttaymış. Beş yıldızlı otellerdeki lüks, gösterişli iftar sofralarında buluşup diyanet değil ama ticaret ve siyaset konuşanlar için normal bir durum. Şaşırtıcı değil. Parasını verdiği iftar çadırının üzerine iki adam boyunda adını yazdıran, şirketinin armasını, logosunu bastıran mümin, mütedeyyin, muhafazakâr işadamları açısından da bir sorun yok bunda. Hacca kısmen turistik merakla, ama daha çok da politikacılara yakın olmak, belki bir fırsatını bulup birkaç ihale pazarlığı yapmak amacıyla gidenlerin varlığı ve çokluğu biliniyor. Haccı, dini bir vecibe olarak değil, iş gezisi olarak gören hayli zenginimiz var. 500 bin liralık lüks arabalarla Cuma namazına giden biri için doğal. 50 bin dolarlık yüzük, 30 bin dolarlık saatle namaz kılan için normal. O nedenle, meseleye israf olarak, haram olarak bakmıyorlar. Sınıfsal konumlarına, kazançlarına göre yaşayıp, tükettiklerini söylüyorlar. “Bu gösterişle, şatafatla, debdebeyle, lüksle namaz da kılınmaz, oruç da tutulmaz, hacca da gidilmez” diyenlere ise ters ters bakıyor, bazen de hakaret ediyorlar. Henüz burjuva olmamış, sadece zengin olmuş insanların gösteriş merakı, lüks tüketim tutkusu, statü göstergesi, alaturka bir güç gösterisi oluyor.

Tarihte evle, arabayla, mobilyayla, ziynet eşyasıyla insan olana da mümin olana da rastlanmaz. Ahlakla, bilgiyle, bilgelikle, tevazuuyla, yardımseverlikle, kadirşinaslıkla, vefayla, cömertlikle, temiz kalple, çalışkanlıkla, dürüstlükle, sadakatle, kul hakkı yememekle, zayıfı kollamakla, mazlumun yanında yer almakla, temiz kalple, dedikodu, iftira, gıybetten uzak durmakla iyi insan, iyi Müslüman olunur. Marka saat, marka araba, pahalı cep telefonu, lüks konut, marka giysiler, toplumun gözünü bir süre için boyar. Bu süreçte mazruf çürürken zarfın göz kamaştırması da doğaldır. O nedenle “çalıyor ama namaz da kılıyor”, “kul hakkı yiyor ama hacca da gidiyor” mantığının gelişir, yaygınlaşır, halk içinde zemin bulur. Turgut Özal’la birlikte doruğa çıkan hırsızlığı hoş görme anlayışı, “yedi ama yaptı da”, “çaldı ama çevresine de yedirdi” felsefesi bunun kanıtıdır. Nitekim Özal “Benim memurum işini bilir” sözüyle de tarihe geçmiştir. O nedenle, her ne pahasına olursa olsun havuzlu villada yaşamak isteyen bir toplum, dürüst adamı sevmez. “Bu adam yemez, bana da yedirmez. Bize yiyen ve çevresine de dağıtan adam lazım” diye düşünür. İnsanlar kendilerine benzeyeni severler. “Yedi ama yaptı da” diye düşünen insanın, “o yedi bana kalmadı, o çaldı benimle paylaşmadı” diye üzülmesi normaldir.

Kapitalizmin getirdiği bencillikle, açgözlülükle, para hırsıyla mücadelede insanlık fazla başarılı olamamıştır. Çürüme, çökme, çözülme kolay, hızlı olmuştur. Hakkı, adaleti, paylaşmayı savunan dinler, daha eşit, daha adil bir dünya öneren ideolojiler, felsefi akımlar -en azından şu an için- kapitalizme, tüketim kültürüne yenilmişlerdir. Kapitalizm açısından işler çok iyi gitmese de, ekonomik krizi aşmakta zorlansa da, onun kısa vadede yenileceğini söylemek de olanaksızdır. Kapitalizm, kavramları, ideolojileri, değerleri metalaştırıp içini boşaltmada, kendi amacı doğrultusunda kullanmada başarılıdır. “Dünya malı dünyada kalır” dense de, “dünyanın Sultan Süleyman’a kalmadığı” söylense de, insan egosu kapitalizmi besler, kapitalizmden beslenir. Mala, mülke, servete, şehvete, şöhrete, güce düşkündür insanlar. Bunlara kolay teslim olurlar. Dünya malı insanları esir alır, onlara hükmeder adeta. Bencillik, kibir, lüks tutkusu insanı çabuk kuşatır. Kapitalist saldırıdan sadece dünyevi özlemler, ülküler değil, dinler de nasibini almıştır. Kapitalizm, dinlerin de içi boşaltılmıştır. İhsan Eliaçık’ın deyimiyle din “adeta bir zengin eğlencesine” dönüştürülmüştür. Sömürüye, adaletsizliğe, eşitsizliğe, hırsızlığa, yağmaya, talana, barbarlığa, işgale, istilaya itiraz etmesin diye özellikle de İslam dini, ılımlı, uyumlu hale getirilmek istenmiştir. Ve ABD’nin bu projesi ne yazık ki önemli ölçüde amacına ulaşmıştır.

Anımsayalım, vergi kaçakçılığını, rüşveti anlayışla, hoşgörüyle karşılayan, kurduğu siyasal parti yolsuzluklarla birlikte anılan, “Ben zenginleri severim”, “Benim memurum işini bilir” gibi sözlerle tarihe geçen Turgut Özal, geniş kitleler tarafından “dindar cumhurbaşkanı” sloganlarıyla, dövizleriyle toprağa verilmiştir. “Zenginleri seven, dindar” cumhurbaşkanı imajı öyle tutmuştur ki, dinin özünde bulunan, alarak değil vererek zengin olunacağını, insanın paylaştıkça zenginleşeceğini vazeden düşünce geri plana düşmüştür. Özal’ı “dindar cumhurbaşkanı” diye defnedenlerin aklına Zeynep Özal’a hediye edilen lüks Jaguar otomobil, Ahmet Özal’ın Cem Uzan’la birlikte yasaları delerek kurduğu Star TV gelmemiştir.

En büyük, en ağır, en bağışlanmaz günah olarak kul hakkı yemeyi gören bir dinin mensupları, “Yediğiniz helal olsun ki, dualarınız kabul göre” diyen bir peygamberin yolundan gidenler, dünya yolsuzluk liginde hep ilk sıradadırlar. Yeryüzünde yolsuzluğun, rüşvetin, iltimasın, torpilin, eşitsizliğin, adam kayırmanın en yaygın olduğu ülkeler Müslüman ülkelerdir. Sözde muhafazakârlaşan Türkiye’de toplumsal ve ailevi değerler aşınmaktadır. Muhafazakârlığın içi boşalmakta, rüşvet, yolsuzluk, kayırmacılık artmaktadır. Ve toplumda, muhafazakârlık adına, son dönemlerin yaygın deyimiyle “abdestli kapitalizm” adına sosyal devlet, kamucu, toplumcu anlayış tasfiye edilmektedir. Sadaka kültürü öne çıkmaktadır. Toplum dilencileştirilmektedir.

Gerçekçi olalım, sistemin yarattığı dev ve derin yoksulluğu, fitre ve zekât vererek aşmak olanaksızdır. Yoksulluk ile varsıllık doğru orantılıdır. Biri arttıkça diğeri de artar. Zenginlik toplumsal hayatta, gündelik yaşamda bir baskı aracına dönüşürken, dinin bundan etkilenmemesi mümkün değildir. Mesele, zenginleri daha cömert olmaya davet eden imamlarla, vaizlerle, müezzinlerle, hocalarla çözülemez.

Sorun sınıfsaldır ve kökü çok derinlerdedir.

İLK KURŞUN

Reklamlar

Etiketlendi:, ,

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İran Analiz

İran-Şii Jeostratejisi ve Dünya Genelinde İran Destekli Şii Örgütler, İran-Şii Lobisine Dair Bilgiler

İç Savaş

Strateji - Taktik - Savunma

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: