Kazakistan’da Milli Kimlik Konusu ve Slav Azınlık


Murat ÇALIŞKAN

Etnik kimlikler konusu, Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra yeni bir tarihsel sürece giren Orta Asya bölgesinin siyasi gündeminde önemli bir yer teşkil etmektedir. İdeolojilerin zayıfladığı ve kimliklerin ön plana çıktığı Soğuk Savaş sonrası süreç, şiddet eylemlerinin de yoğun olarak yaşandığı bir dönem olmuştur.

İki bloklu durağan yapıda, ertelenen ve bastırılan pek çok etnik talep, Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla ortaya çıkan boşlukta etkisini hissettirmiştir. Sovyetler Birliği içindeki Müslüman topluluklar benzer tarihi süreçler geçirmelerine karşın, milli kimliklerinin oluşumu farklı iç dinamiklerle etkileşim içine girdiğinden kendine özgü nitelikler taşımaktadır. Bu çalışmada Sovyet coğrafyasının önemli bir parçasını teşkil eden Kazakistan’da milli kimliğin oluşum süreci incelenecek, Kazak milli kimliğinin ortaya çıkışına tesir eden İslamiyet, bozkır kültürü ve soy bilinci üzerinde durulacaktır. İkinci bölümde ise, Soğuk Savaş sonrası dönemde yeniden şekillenen Kazak milli kimlik algısı kapsamında ülkedeki Kazak toplumu ile Slav topluluk arasındaki ilişkiler ele alınacaktır.

Kazak Milli Kimliğini Oluşturan Etkenler

1) İslamiyet

8. yüzyıldan itibaren Abbasiler döneminde Orta Asya’da yayılmaya başlayan İslamiyet tarihsel süreç içinde bölgedeki gelenekler ile eklemlenmiş, bölgede kendine has bir İslami anlayış ortaya çıkmıştır. Orta Asya’da İslam inancı etnik bilinç ile birlikte bütünlük arz etmiş, bölgenin sosyal dokusunun temel unsuru haline gelmiştir. Hoca Ahmet Yesevi’nin liderlik ettiği Yesevi tarikatının 12. yüzyılda ortaya çıkması bunun en belirgin özelliğidir. Yesevilik sadece inanç anlamında etkili olmakla kalmamış aynı zamanda Kazak dilinin ve kültürünün gelişimine de katkıda bulunmuştur. İslamiyet bu nedenle Kazak milli bilincinin oluşmasındaki temel etkendir. 19. yüzyıldan itibaren Rusların hakimiyetine giren Kazakların Müslüman kimliği Sovyet döneminde ise zayıflatılmaya çalışılmıştır. Felsefe olarak “bilimsel ateizmi” devlet politikası haline getiren Sovyet rejimi, İslamiyet’e “gericiliğin kaynağı” nazarıyla bakmış, Kazak halka yönelik bu doğrultuda politikalar izlemiştir.

Mabetleri yıktıran, dini eğitim müesseselerini kapatan Sovyet rejimi otoritesi altında yaşayan Müslüman halkların dini yaşam pratiklerini uzun vadede terk etmesine çalışmıştır. 1986 yılında Mikail Gorbaçov, Taşkent’te bölge liderlerine İslam’a karşı taviz vermeden mücadele etmelerini emretmiştir.(1) Baskı altına alınmasına rağmen İslamiyet Orta Asya genelinde ve Kazakistan’da varlığını sürdürmüş, bölgedeki kimliklerin parçası olmaya devam etmiştir. Bunun temel sebebi, Halk (folk) İslam’ı olarak adlandırılan Orta Asya’daki İslami yaşam biçiminin kurumsal alt yapısının olmamasıdır. Nitekim Halk İslam’ı bağımsızlık sürecinde milli şuurun canlanmasına hizmet etmiş, milli kimliğin yeniden ön plana çıkmasına zemin hazırlamıştır.(2) Yerli kabile geleneklerini de içeren Halk İslam’ı ulus-devlet olma döneminde ise milli kültürün ve yaşam tarzının temeli haline gelmiştir.(3)

1990’da Kazak Yazarlar Birliği’nin Hoca Ahmet Yesevi’nin Kazak kimliğinin temel kaynağı olduğunu belirtmesi, İslamiyet ile milli kimliğin birbiri ile ne kadar sıkı bir ilişki içinde olduğunun en temel göstergesidir. Bağımsızlık ile birlikte ülkede çoğunluğu Türkiye, Mısır, Katar ve Suudi Arabistan tarafında finanse edilen dev camiler yapma süreci başlamıştır. 2005 yılında Astana’da yapılan ve Katar Emirliği’nin destek sağladığı Nur-Astana Camii (aynı zamanda Orta Asya’nın en büyük camii) bunun en belirgin örneğidir.

Kazakistan diğer Orta Asya Cumhuriyetleri gibi İslami İşbirliği Teşkilatı’nın üyesidir. Ancak İslamiyet milli kimliğin ayrılmaz bir parçası olmakla birlikte, Kazak siyasi karar mercileri devlet yönetiminde seküler bir tutum benimsemiş, din ve vicdan hürriyeti anayasal güvence altına alınmıştır. Nitekim ülke nüfusunun yaklaşık % 30’una yaklaşan Slav asıllı topluluklar ve diğer azınlıklarla (Alman, Koreli) yaşanabilecek gerginlikler düşünüldüğünde Kazak liderlerin temkinli tutumu daha kolay anlaşılabilir.(5) 1993 anayasasından sonra ülkede dini temelli siyasi partilerin kurulması yasa dışı kabul edilmiş, 1995 anayasası ile ırksal, siyasal ve dinsel anlamda ayrımcı uygulamalara yol açabilecek faaliyetler yasaklanmıştır.

2) Bozkır ve Kazak Kimliği

İslamiyet’in ardından Kazak milli kimliğinin oluşumunda bozkırın rolünde değinilmelidir. Bozkırın Kazak milli kimliğinin oluşmasında temel etkilere sahip olmasında bozkıra yüklenen anlam vardır. Bozkır hem kaybedilen ve sömürgeleştirilen bir vatan hem de yeniden kazanılmaya çalışılan bir alandır. Rusların bozkırda hâkimiyet kurma hedefi, bozkırı Slavlaştırma teşebbüsü Kazak milli kimliğinde tepkisel bir tutuma yol açmıştır. Bozkır, bu nedenle Kazak kimliğinin, varlığının ve değerlerinin yeniden üretildiği toplumsal bir alan olarak görülmüştür.

Kazak stepleri daha 17. yüzyıldan itibaren Slav ve Alman kâşiflerin etkisiyle bu unsurların yerleşimine açılmıştır. 16. yüzyılda kurulan Kasım Hanlığından beri, merkezi bir yönetim altına girmeyen Kazak stepleri, yerleşimci kâşiflerin bölgeye gelmesi ile büyük değişikliğe uğramıştır. 1716-18 yılları arasında Orta Asya’nın ilk tahkimli yerleşim birimi olan Orenburg’un kurulmasıyla başlayan Slav göç dalgası 2 asır boyunca aralıksız sürmüştür. 1731 yılında, Kazak Hanı Ebu-Hayri Han’ın “bütün Kazaklar adına” Rus egemenliğini kabul etmesi ile bölge Rus sömürgeciliğine açık hale gelmiştir. Bütün Kazak steplerinin Rus egemenliği altına girmesi 1848’i bulmuştur.(6) 1897 verilerine göre, steplerde yaşayan 4.147.800 kişinin % 81,7’si yerli Kazak iken, bağımsızlık arifesinde bu oran % 40,1 civarındaydı.(7)

Sovyet dönemi de Kazak stepleri için sıkıntılı geçmiştir. Oryantalist bir bakış açısıyla bölgeyi “medenileştirmeye” ve “özgürleştirmeye” çalışan Sovyet zihniyeti sosyal ve siyasal anlamda pek çok değişikliğe gitmiştir. Tarımsal alanların kolektifleştirilmesi, göçebeleri zorla yerleşik hayata geçirme siyaseti, 1929 ve 1933 yılları arasında 2,3 milyon Kazağın yani bütün nüfusun %40’nın hayatına mal olmuştur.(8) Steplerin bu şekilde yağmalanması Kazak milli kimliğinin oluşumunda ve algılanmasında ciddi bir sarsıntı doğurmuştur. Ünlü Kazak şarkısı “elim-oy” topraklarından sürülen Kazakların yaşadığı acıları anlatmaktadır. Bağımsızlıktan sonra bu şarkı, Kazakların gayrı resmi milli marşı haline gelmiştir.(9)

Kazak steplerine asıl sistematik Slav nüfusun aktarılması Nikita Khrushchev döneminde hız kazanmıştır. Bu dönemde hububat üretimini artırmak amacıyla “Bakir Topraklar siyaseti” (1953-1963) takip edilerek milyonlarca Rus, Ukraynalı, Ermeni ve Beyaz Rus bölgeye yerleştirilmiştir. Sovyet döneminde böylece Kazakistan’a diğer Sovyet Cumhuriyetlerinden toplam 6,2 milyon kişi göç ettirilmiştir.(10) Bugün de Kazakistan’da bulunan Slav topluluğunun büyük çoğunluğunu bu yerleşimciler oluşturmaktadır.(11)

Sayım Yıllarına Göre Sovyet Dönemi Slav-Kazak Nüfus Oranı

Steplerin bu şekilde sömürgeleştirilmesine karşı tepkisel bir Kazak siyaseti gelişmiş, bağımsızlıktan sonra “Kazaklaştırma siyaseti” ve “Rusluktan arındırma siyaseti” güdülerek asırlarca süren Rus yerleşimci siyasetine karşı çıkılmıştır. Kazak dilinin yaygınlaştırılması, sınırların korunması, kolluk güçlerinin devletin en ücra köşelerinde de etkinliğini yürütmesi, başkentin Almatı’dan Astana’ya taşınması bu politikanın belli başlı öğelerini oluşturur.

Bağımsızlıkla birlikte, Kazak liderliği, Çin, Moğolistan ve Özbekistan’daki Kazaklara ülkeye dönmelerini tavsiye etmiş, bu konuda teklifler yapılmıştır. Kazak yönetimi ülkeye yeni gelen Kazaklara sınır bölgelerine doğru yerleşmelerini tavsiye etmiştir. Nitekim bu şekilde sınır bölgelerinde yoğun yaşayan Slav ve Özbek azınlık denetim altına alınmış olacaktır.(12)

Modern Kazak tarihçileri, steplerin Kazakların ve göçebe halkların kadim yurdu olduğuna dair tarihsel tezler geliştirmişlerdir. Mesela, Kazakların kökeninin 13. ve 15. yüzyıllar altın çağını yaşayan Farabi’nin şehri Otrar’a dayandığını iddia edilmektedir.(13) Temmuz 1995 yılında yayımlanan bildiride Kazakistan başkanlık Ulusal Konseyi, Kazakların bugünkü Kazakistan’ın yerli halkı olduğu ve Kazak devletinin bu topraklarda kurulan “göçebe imparatorluklarının ve hanlıklarının mirasçısı” olduğu vurgulanmıştır.(14)

3) Kabile Bağları

3 büyük Cüz’ün (Ulu, Orta ve Küçük Cüz) olduğu Kazakistan’da soy bağı önemli bir yere sahiptir. Kabileler ve boylar üstü bir şemsiye görevi gören Cüz’ler sosyal hayatta önemli bir konuma sahiptir. Kazak toplumunda aile şeceresini bilmek saygınlık kaynağıdır. Müspet Kazak soyunu 7 kuşak öteye kadar götürebilendir. Soy ağacını 40 kuşak öteye götürebilenler ise en saygın statüyü elde etmektedir. Soyunu Cuci Han (Cengiz Han’ın torunu) ya da Timur’a dayandırmak ise yaygın bir gelenektir. Diğer Orta Asya ülkelerinden farklı olarak (özellikle Tacikistan ve Kırgızistan), kabile ve soy bağları Kazakları devletlerine karşı daha sadık hale getirmiştir. Bağımsızlıkla birlikte Cüz’ ler, olası Rus ayrılıkçı hareketlerine karşı işbirliğine gitmiştir. Slavların yoğun yaşadığı kuzey bölgelerinde bulunan Orta Cüz’ün Nazarbayev iktidarına destek vermesi Kazak devletinin ayakta kalmasını sağlamıştır. Başkentin Orta Cüz’ün yoğun yaşadığı Astana’ya taşınması bu cüzü yeni inşa edilen devletle daha fazla bütünleştirmiştir. Toplumsal anlamda önem taşısa da Kazak liderliği siyasi açıdan soy vurgusu yapmaktan kaçınmaktadır. Kazak liderliği, bağımsızlıktan itibaren “Kazakistanlı” söylemini tercih etmiş, Kazakistan vatandaşlığı esasına dayalı bir milli kimliği benimsemiştir. Bu birleştirici söylemin altında ise özellikle Slav azınlıkla olan ilişkiler yatmaktadır.

Kazak Milli Devleti ve Slav Azınlık

Bağımsızlığa kadar olan dönemde 2,7 milyon kilometrekarelik dev Kazak coğrafyası pek çok milliyetten insanı içinde barındırmıştır. Sovyetler Birliği’nin karmaşık etnik yapısını yansıtan Kazakistan’da Slavlardan Volga Almalarına, Ahıska Türklerinden Uygurlara, Tatarlara ve Pontus Rumlarına kadar değişik topluluklar yaşamaktaydı. Hâlihazırda ise Sovyet döneminde yoğun olarak bölgeye yerleşen Slav asıllı Ukraynalı, Rus, Kozak ve Beyaz Ruslar nüfus içinde önemli bir yekûn teşkil etmektedir. Bunların arasında Karadeniz’in Kuzeyi ve Ural bölgesinde yaşayan Slav göçebelerin torunları olan Kozaklar (Cossaks) siyasal bakımdan en etkin topluluktur.

Sovyetler Birliği’nden miras kalan bu karmaşık nüfus yapısı, Kazakistan için uzun süre güvenlik sorunu oluşturmuştur. Ancak bağımsızlıkla birlikte hız verilen Kazaklaştırma siyaseti sonucunda Kazaklar nüfus üstünlüğünü ele geçirmiştir. 1999 yılında gerçekleştirilen nüfus sayımında Kazak nüfusunun toplam nüfus içindeki oranının %53 olduğu tespit edilmiştir. Bugün Kazak etnik nüfusu toplam nüfusun %58,9’una tekabül etmektedir.

Kazak olmayan unsurlar, ülke nüfusunun önemli bir bölümünü oluştursa da sadece belirli bölgelerde yoğun olarak ikamet etmektedir. Kazak araştırmacı Makas Tatimov’a göre ülkedeki bazı eyaletler hala “etnik olarak yoğunlaşmış alanlar” ya da “etnik rayonlar” olarak tanımlanmaktadır. Aşağıda Kazakistan’daki Slav unsurların ve diğer azınlıkların yoğun olarak bulunduğu bölgeler sıralanmıştır:

1) Karaganda ve Pavlodar Oblast – Ruslar
2) Almatı/Taldykorgan Bölgesi ve Güney Kazakistan Oblast- Şehirli Ruslar
3) Sempolotinks Oblast – İşçi ağırlıklı Ruslar
4) Batı Kazakistan ve Aktobe Oblast – Ruslar
5) Kuzeybatı Bölgesi (Akmola Oblast) – Almanlar
6) Ermentai-Tselinogran Bölgesi kırsalında (Akmola Oblast) Almanlar
7) Keller Bölgesi Kırsalı (Kokshetau Oblast) – Polonyalılar
8) Sariran Kırsalı (Güney Kazakistan Oblast) – Özbekler
9) Türkistan Bölgesi (Güney Kazakistan Oblast) – Özbekler
10) Almatı/Taldykorgan Kırsalı – Uygurlar
11) Almatı – Yarı Şehirleşmiş Uygurlar
12) Almatı – Şehirleşmiş Tatarlar, Koreliler ve Yahudiler (15)

Kazakistan’da Mevcut Nüfus Dağılımı (16)

Samuel Huntington’ın medeniyetler çatışması tezine göre farklı uygarlıkların buluştuğu sınır bölgeleri kültürel ve dini kimlikler üzerinden savaşlara sahne olacaktır.(17) Nüfus yapısındaki etnik/dini çeşitlilik ve siyasi istikrarı ile Kazakistan, Huntington’ın medeniyetler çatışması tezini yanlışlayan örneklerdendir. Kazakistan’da farklı unsurlar arasında etnik bir mücadele ya da çatışma olmamıştır. Slav-Ortodoks ve İslam medeniyetlerinin kesiştiği Kazak bozkırları çatışmadan uzak kalmıştır. Bu huzurun temelinde Kazak yönetiminin Slavlara karşı dikkatli tutumunun yattığı değerlendirilebilir. Rusya’nın ayrılıkçı eğilimleri desteklememesi de Kazakistan’daki iç istikrarın korunmasına katkı sağlamıştır.

Bağımsızlıktan sonra devlet inşa etme sürecine giren Kazakistan, Slav azınlığa karşı temkinli bir politika izlemiştir. Balkanlar ve Kafkasların etnik çatışmalarla sarsıldığı bir dönemde Kazakistan da benzer riskleri taşıyan coğrafyalardan biri haline gelmiştir. Herhangi bir şekilde özerk oblast’ın yer almadığı Kazakistan, merkezi yapısını korumaya özen göstermiştir. Rusya’nın hemen yanı başında olması ise Kazakistan’ı daha temkinli hareket etmeye sevk etmiştir. Alexander Solzhenitsyn’in Kazakistan’ın kuzey eyaletlerini kapsayan büyük Rusya kurma hayali bazı Kozak örgütlerini heyecanlandırsa da Slav azınlık böyle bir maceraya girmekten imtina etmiştir.

Rusya Federasyonu’nun eski Sovyet coğrafyasında yaşayan etnik Ruslara ilişkin politikasında “yakın çevre” deyimi 1992’den itibaren giderek artan bir biçimde kullanılmıştır. Bu konuya ilişkin ilk çıkış Rusya Federasyonu Güvenlik Konseyi Dış Politika Komisyonu Başkanı olan Yuri Skokov’dan gelmiştir. Skokov’un öne çıkardığı doktrine göre sadece yakın çevrede yaşayan Rusların haklarını değil aynı zamanda ABD’nin dünya lideri olma çabalarına karşı mücadele etmek Rusya için kaçınılmazdır.(18) Aslında, Rus yönetiminin gelecek yıllardaki bölge politikalarını şekillendiren bu anlayışta herhangi bir değişiklik yoktur. Rusya, eski Sovyet coğrafyasını kendi sorumluluk sahası olarak görmektedir.

Moskova, Nazarbayev yönetimine tam destek vererek azınlık konusunu gündeme taşımamıştır. 2002 yılında Rus Devlet başkanı Vladimir Putin, yurtdışındaki Rusların Rusya’ya dönebileceklerini ilan etmiştir.(19) Moskova, Rus asıllı topluluklar konusunu (Baltık ülkeleri hariç) gerginlikten uzak bir şekilde çözmeye yönelik bir politika takip etmiştir. Bağımsız Devletler Topluluğu üyesi olan Kazakistan da Kremlin’le ilişkilerde oldukça olumlu bir yaklaşım benimsemiştir. Kazakistan’ın Rusya ile yürüttüğü yakın ilişkiler Rusya’yı Nazarbayev yönetimini sıkıntıya sokabilecek hareketlerden alıkoymuştur.

Etnik gerginliğin hissedildiği 1990’lı yıllar boyunca Slavlar yoğun yaşadıkları kuzey eyaletlerinde ayrılıkçı olmayan örgütlenmelere gitmişlerdir. Özellikle Kozaklar bu örgütlenmelerde öncü konumunda olmuştur. Bunların arasında Cumhuriyetçi Slav Birlik Hareketi (LAD) ve Slav Kültür Cemiyeti en önemli olanlarıdır. Slavlar arasında yapılan bir kamuoyu araştırmasına göre “etnik çatışma durumunda kendi halkını korumak için” sadece %17,7’si silahı eline almaya hazırken, bu oran Kozaklar arasında %42,9 olarak ölçülmüştür.(20) 1996’da doğu Kazakistan ve kuzey Kazakistan bölgelerinde yapılan bir araştırmaya göre ise katılanların, “Kendinizi Kazakistan vatandaşı olarak hissediyor musunuz?” sorusuna sadece %9’u olumlu cevap vermiştir.(21)

Kazakistan vatandaşlığı algısı düşük olsa da, aralarında etnik çatışma durumunda eline silah almaya hazır olduğunu ifade eden bazı gruplar olsa da Slav azınlığın önemli bir bölümü ülkeye geri dönerek Kazaklarla birlikte yaşama yönünde irade göstermiştir. Semirechye Kozakları Dayanışma Örgütü sözcüsü Gennady Belyakov’a göre küçük oranlarda da olsa 1990 başlarında ülkeden ayrılanları çoğu Kazakistan’a geri dönmektedir.(22)

Slav azınlığın talepleri; Rusça’nın statüsü ile ilgili istekler, Kozak yer isimlerinin iadesi, Kozak kültürel geleneklerinin desteklenmesi, çifte vatandaşlık ve kısmi yerel özerklik (özellikle nüfusun % 50’ye yakınının Slav olduğu Petropavlovsk ve Ust-Kamenogorsk bölgelerinde) şeklinde özetlenebilir. Kazak Devlet Başkanı Nursultan Nazarbayev, etnik ve dinsel vurgudan uzak birleştirici bir söylem kullanarak Slav azınlık arasındaki potansiyel ayrılıkçı hareketleri engelleme çabası içindedir. Nitekim Nazarbayev’in ilk başbakanı olan Sergei Tereschenko (1992-1994) Slav asıllıydı.(23) Kazak liderliği pek çok defa kültürel açıdan çeşitli bir Kazakistan’ın her yönden daha zengin olacağını ilan etmişlerdir.

Nazarbayev, kimi zaman Slav azınlığa karşı caydırıcı politikalar da uygulayabilmektedir. 1995 yılında ülkenin en etkin Slav yayın organları olan Kazakhstanskaya Pravda ve Russkii Vestnik (Rus Çağrısı) nefret suçu işledikleri iddiası ile kapatılmıştır.(24) Ülkeyi terk etmeye mecbur kalan Kozak liderler Aleksandra Dokuchaeva ve Viktor Mikhailov’dan sonra Kozak örgütler kısmen etkisiz hale gelmiştir. Ayrıca, Kazak yönetimi ülkedeki Slavları (Ruslar, Ukraynalılar, Beyaz Ruslar, Kozaklar) birbiriyle mücadele eder hale getirmiştir. Viktor Ovsiannikov önderliğinde rejime sadık bir Kozak örgütlenmesi kurulmuştur.(25) Devlet başkanı, her fırsatta Ukraynalıların ve Beyaz Ruslar’ın Rus olmadıklarını vurgulamaktadır. Zira bir kısmı Katolik olan Ukraynalılar ve Polonyalılar, Slav-Ortodoks aşırılığına olumsuz bakmaktadırlar. Kazak hükümeti belli başlı Ukrayna gazetelerini ve 20 kadar Ukraynalı sivil toplum örgütünü açıkça desteklemiştir. Bu adımlar, Kazakistan’ın “sadık Slav azınlık” meydana getirme siyaseti ile açıklanabilir.

Şimdiye kadar ülkede Slavlar ile Kazaklar arasında hiçbir çatışma yaşanmamıştır. Sovyet döneminin sonuna doğru yükselen “Kazaklar için ayrıcalık sloganı” bugün için anlamını yitirmiş gözükmektedir. Nazarbayev, bütün etnik grupların babası olduğunu ve herkesin hakkını koruyacağını belirtmektedir. Günümüz Kazak iç siyaseti, genelde kimlik olgusunun dışında seyretmektedir. Gündemi oluşturan temel konular işsizlik, sosyal sigorta, ücretler ve çevre sorunlarıdır.

Kazak milli kimliğinin yanında Kazakistan’daki etnik çeşitliliğinde de devlet oluşum sürecine doğrudan katkısı vardır. Orta Asya Kafkasya Enstitüsü Başkanı Frederick Starr’a göre, Avrupalı-Hıristiyan nüfusun varlığı bu gibi ülkelerde laik yönetimleri güçlendirmektedir.(26) Böylece toplumlar arası ilişkiler nispeten sakin seyretmekte, etnik çatışma olasılığı zayıflamaktadır. Kazakistan’da etnik ve dinsel çatışma ihtimali bu nedenle düşüktür. Kazakistanlı kimliği altında birleştirilmeye çalışılan toplum, ekonomik olarak gelişmiş bir refah devletinden yanadır.

Sonuç

Kazak milli kimliği tarihsel süreç içinde İslamiyet, bozkır ve kabile bağlarının etkisiyle gelişmiş, modern Kazak devletinin inşasına hizmet etmiştir. Kazakistan’da yeniden şekillenen milli kimlik ve devletin önündeki en temel sorun ise ülkedeki Slav azınlık ve Rusya’nın bu konudaki tutumudur. Kazakistan’da Slav azınlık konusu basit bir toplumlar arası sorun olmanın ötesindedir. Mesele, Balkanlar ve Ortadoğu’daki gibi, dağılan bir imparatorluk mirasının ne şekilde paylaşılacağıdır. Kazak stepleri, asırlar boyunca büyüyen Rus imparatorluğu için yerleşme ve genişleme alanı olarak görülmüştür. İki asırdan uzun süren Rus yönetiminin mirası pek çok yönden sorun teşkil etmiştir. Bağımsızlığın ilk yıllarında Kazak milli özlemleri ile Slav azınlık arasında denge politikası yürüten Nazarbayev, konumunu ve rejimini sağlamlaştırmıştır. Ancak Nazarbayev sonrasında sıkıntılı bir döneme girilebilir. Balkanlarda olduğu gibi Slav-Ortodoks aşırılığı her zaman sorun çıkarabilecek potansiyeldedir.

Reklamlar

Etiketlendi:, ,

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İran Analiz

İran-Şii Jeostratejisi ve Dünya Genelinde İran Destekli Şii Örgütler, İran-Şii Lobisine Dair Bilgiler

İç Savaş

Strateji - Taktik - Savunma

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: