Yargıtay’dan Balyoz ve Ergenekon’un sonucunu etkileyecek karar


Ergenekon ve Balyoz gibi son yılların en önemli davaları ‘dijital deliller’ üzerine kurulurken ve bu ‘deliller’in ise sahte olduğu ortaya çıkarken DHKP/C davasından yargılanan Hüseyin Edemir’in cezası dijital delillere dayanılarak Yargıtay tarafından onandı. Bu diğer davalara da emsal teşkil edecek.

Ergenekon ve Balyoz gibi son yılların en önemli davalarını ‘dijital deliller’ üzerine kuran AKP yargısında ‘delillerin’ sahte olduğu birer birer ortaya çıkarken, İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nin DHKP/C davasında sanık Hüseyin Edemir’e ele geçirilen disketlerdeki bilgilere dayanarak verdiği 6 yıl hapis cezasını Yargıtay onadı. Bu karar, Balyoz gibi sadece dijital veriyle desteklenen davalar için de emsal olma özelliği açısından önem taşıyor.

‘Dijital delil’ kabul edildi
İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nin DHKP/C davasında dijital verilerden yola çıkılarak Sanık Hüseyin Edemir’e ofisinde ele geçirilen disketlerde yer alan bilgilere dayanılarak 6 yıl hapis cezası verildi. Mahkeme kararında “Günümüzde bilgisayar verileriyle ilişkisi olmayan çok az suç kalmıştır. Suç işleyen kişilerin ya da suç örgütlerinin bu teknolojiden faydalanmayacağını düşünmek imkânsızdır.” derken karar sanık ve savcısının kararı temyiz etmesi üzerine Yargıtay 9. Ceza Dairesi’nde tekrar görüşüldü ve ceza onandı.

Edemir’in davasında delil olarak kullanılan dijital dökümanlar, ‘Ülkemizde Gençlik’ isimli derginin ofisinden alındı. Dergide yapılan aramada 10 disket, 2 hard disk ve 2 bilgisayara el koyuldu. Mahkeme söz konusu dijital deliller üzerinde yaptığı incelemede 7 numaralı diskette sanık Hüseyin Edemir’le ilgili suç konusu olduğuna karar verdi. Edemir’in suçlanmasında ayrıca 7 adet dijital belgede isminin geçmesi kanıt gösterildi. Mahkemenin bu ‘dijital delillere’ dayanarak verdiği karar ve Yargıtayın cezayı onaması beraberinde önemli bir sorunu ortaya çıkarıyor. Zira karar Ergenekon, Balyoz gibi dijital deliller üzerine kurulan davalar için de emsal olabilecek.

Hukuksuzluk ve keyfilik yine tescil edildi
Yargıtay’ın dijital delili esas alarak mahkemenin kararını onaması hakkında görüş aldığımız Avukat Özgür Urfa verilen karar için “ Basına yansıyan haberlerde Yargıtay’ın son kararlarından birinde dijital verilerin tek başına delil olarak kabul edildiği belirtilmektedir. Kararın tamamını inceleme imkanımız olmamasına rağmen haberlere yansıdığı kadarıyla yasadışı örgüt üyeliği suçlamasıyla yargılanan bir sanığın cezalandırılmasında delil olarak sadece dergi bürosunda bulunan bir diskette ve yurtdışındaki bir bilgisayarda bulunan 7 word belgesinde isminin geçmesi yeterli görülmüş olup Yargıtay tarafından verilen karar onanmıştır. Sanık hakkında başkaca hiçbir delil bulunmadan sadece bu delillerle karar verilmesi hukuka aykırı olduğu gibi, karara dayanak olan dijital verilerin de hukuka uygun delil vasfını taşımadığı açıktır. Bu kararla ülkemizdeki hukuksuzluk ve keyfilik birkez daha tescil edilmiştir" diye konuştu.

Edemir’in davası Milliyet Gazetesi köşe yazarı Can Dündar tarafından da ele alınmıştı. Dündar 9 Mart 2011 tarihli yazısını sanık Hüseyin Edemir’e ayırmıştı. Dündar yazısında, “Hukuksuzluğun yeni bir kanıtından söz edeceğim bugün.” diyerek sanık Hüseyin Edemir’in kendisine gönderdiği mektubu yayımlamıştı. Edemir’in bir bilgisayar disketinde adı çıktığı için tutuklandığını belirten Dündar, avukatların dijital verilerin delil olamayacağı iddialarına yer vermişti. Kararı veren mahkemeyi de hedef alan Dündar, “Hâkim kim? Balyoz davasının hâkimi.” ifadelerine yer vermiş ve davayı ‘bir adalet ayıbı’ olarak nitelendirmişti.

Sahte belgeler üzerine dava kuruluyor
AKP döneminde yargılamasına başlanan Balyoz, Ergenekon, Oda Tv, KCK, Devrimci Karargah gibi davalar gizli tanıklar, isimsiz ihbar, üretilmiş ve dijital deliller üzerinden şekillendirilirken, yapılan incelemelerin bir çoğunda dijital delillerin sahte olduğu ortaya çıktı.

Balyoz davasındaki tutarsızlıklar ve sahtecilik küçük bir araştırma ile fark edilebilecek durumda. Balyoz savcısının iddiasına göre davanın temel aldığı delil, 12 Aralık 2002 tarihinde oluşturulmuş ve "BALYOZHAREKATPLANI.DOC" ismindeki imzasız bir Word dökümanı. Bu dökümanda, görünürde tek seferde oluşturulmuş bir CD’nin içerisinde yer alıyordu. İddiaya göre CD, 5 Mart 2003’te Çetin Doğan için oluşturulmuştu. Ancak bu noktada çok mühim bir sahtecilik yapıldı. Balyoz davasına adını veren Balyoz Harekat Planı isimli Word belgesi dahil, cami bombalama planları, çeşitli kişi ve sivil toplum örgütlerini hedef alan planlar, tutuklanacak ve yararlanılacak medya mensupları listeleri, tutuklanacak AKP üyeleri listesi ve diğer Balyoz belgelerinin, ilk defa Microsoft Office 2007 ile kullanılmaya başlanan Calibri ve Cambria yazı karakterlerine ve XML şemalarına referans taşıdığı, Arsenal Consulting ve Yıldız Teknik Üniversitesi tarafından tespit edildi.

Yine davaya delil teşkil ettiği söylenen ve 2006 yılında kurulan Türkiye Gençlik Birliği’nin aslında 2003 yılında kurulduğunu kanıtlamaya çalışan emniyet bilirkişileri, 11, 16 ve 17 numaralı CD’lerin diğer CD’lerle farklı programlarda yazılmalarına rağmen, "aynı programda yazıldıklarına" dair rapor verdi. Mahkemenin delil olarak kullandığı bu sahte veriler emniyetin hazırladığı bilirkişi raporlarında onaylandı ve sahteciliği örtbas etmek için çaba harcandı.

Oda TV davasının iddianamesimnin bel kemiğini oluşturan yine dijital deliller oldu. “Ulusal Medya 2010", "Bilinçlendirme", "teRTEmiz" ve "darbe.doc” gibi akıldışı birçok delilin sahte olduğuna ilişkin dört ayrı kurumdan alınan bilirkişi raporlarına mahkeme heyeti itibar etmedi.

“Dijital delil” yargılamada geçerli midir?
Son dönem yargının soruşturmaları üzerine kurduğu ‘dijital deliller’in soruşturmaya kaynaklık etmemesi gerektiği birçok davada savunuldu. Sahte dijital verilerin kolaylıkla yaratılabileceği ve ve internet ağına bağlı bir bilgisayara dışarıdan gönderilebileceği bilinirken, ele geçirildiği iddia edilen dijital belgelerin virüslü e-posta yoluyla gönderildiği yönündeki iddiaların ise mahkemeler tarafından üzerine gidilmiyor.

"Dijital veriler ancak başka delillerle birlikte desteklenebilirse karara esas alınabilir"
Balyoz davasına emsal oluşturması beklenen karar için görüşünü aldığımız Avukat Özgür Urfa konu hakkında şu açıklamayı yaptı:

"Ceza yargılamalarında hukuka ve yasal mevzuata uygun şekilde elde edilen verilerin delil niteliği taşıdığı kabul edilebilir. Öncelikle önemli olan husus bu delillerin ve verilerin elde edilmesindeki usul ve yöntemlerdir. Örneğin hukuka aykırı şekilde dinlenen telefon konuşmaları, virüs yoluyla bilgi yüklenen bilgisayarlar, telefon rehberine sehven yüklenen numaralar hiçbir şekilde delil olarak kullanılamaz.

Bazı veriler ve bilgiler hukuka uygun şekilde elde edilmiş olsa bile karar vermek için tek başına yeterli sayılamaz. Dijital verileri de bu kapsamda değerlendirmek gerekir, dijital veriler ancak başka delillerle birlikte desteklenebilirse karara esas alınabilir.

Bu verilerin delil niteliğinde olabilmesi için gerekli kriterler ise sanığın kendi aleyhine delil vermeye zorlanmaması, özel hayatın gizliliğinin ihlal edilmemesi, delillerin şüpheye yer bırakmayacak şekilde güvenilir ve kesin nitelikte olmasıdır.

İnsanların bilgisayarlarında tuttukları notlar, izledikleri videolar, dinledikleri şarkılar hiçbir şekilde delil niteliğinde kabul edilemez verilerdir. Bu bilgi ve belgeler özel hayatın gizliliği kapsamında kişinin yalnızca kendisini ilgilendirir ve kamusal niteliği bulunmamaktadır. En son Odatv davasında da ortaya çıktığı üzere bilgisayarlara ve telefonlara kişinin iradesi dışında dışarıdan kolayca bilgi ve belgeler yüklenmekte ve insanlar sadece bu delillerle yıllarca tutuklu olarak yargılanmaktadır. Bu sebeple tek başına güvenilirliği hiçbir şekilde ispatlanamayan delillerle hüküm kurulması hukuka açıkça aykırıdır.

Basına yansıyan haberlerde Yargıtay’ın son kararlarından birinde dijital verilerin tek başına delil olarak kabul edildiği belirtilmektedir. Kararın tamamını inceleme imkanımız olmamasına rağmen haberlere yansıdığı kadarıyla yasadışı örgüt üyeliği suçlamasıyla yargılanan bir sanığın cezalandırılmasında delil olarak sadece dergi bürosunda bulunan bir diskette ve yurtdışındaki bir bilgisayarda bulunan 7 word belgesinde isminin geçmesi yeterli görülmüş olup Yargıtay tarafından verilen karar onanmıştır. Sanık hakkında başkaca hiçbir delil bulunmadan sadece bu delillerle karar verilmesi hukuka aykırı olduğu gibi, karara dayanak olan dijital verilerin de hukuka uygun delil vasfını taşımadığı açıktır. Bu kararla ülkemizdeki hukuksuzluk ve keyfilik birkez daha tescil edilmiştir."

Reklamlar

Etiketlendi:, , ,

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İran Analiz

İran-Şii Jeostratejisi ve Dünya Genelinde İran Destekli Şii Örgütler, İran-Şii Lobisine Dair Bilgiler

İç Savaş

Strateji - Taktik - Savunma

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: