Günlük arşivler: Kasım 5, 2012

TOP SECRET : Cryptome unveils WikiLeaks-Wau Holland Tax-Exemption Revoked


German original:

http://www.wauland.de/index.html

English translation:

http://translate.googleusercontent.com/translate_c?depth=1&hl=en&ie=UTF8&prev=_t&rurl=
translate.google.com&sl=auto&tl=en&u=http://www.wauland.de/index.html&usg=
ALkJrhiHuOyIgKZ5kkDp2eyG49lBd0h6eA

ON OUR OWN – November 5, 2012

Public benefit of

Wau Holland Foundation

History of withdrawal

End of 2010, the Wau Holland Foundation (WHS) was intervention by the Hessian Ministry of Interior ( [1] , [2] , [3] , [4] ,) the exempt status by the then competent tax office Kassel denied [5] . This decision was taken so that the foundation had with the fundraising and the associated project financing WikiLeaks violated the “principle of selflessness.”

Under the principle of selflessness (§ 55 AO), a foundation may not primarily pursue economic purposes, eg commercial purposes or other commercial purposes, but can only use the money to further their own goals. The withdrawal of exempt status by the IRS is already difficult to understand why, for two reasons: First, lay the tax office has not received accounting records from the year 2010 which would justify such a decision. Second, the regional council has Kassel as supervisory authority early December in a press release made it clear that the promotion of WikiLeaks very well according to the statutes of the Foundation to purchase.

Perhaps this is why the reasoning by the tax office in Hamburg, after the relocation of the Foundation inherited the controversial procedure was changed, and as a “violation of the principle of immediacy” (§ 57 AO) pursued.

During the test

The WHS commissioned a specialized foundation and tax law firm to represent their interests and put an objection against the decision [6] . In subsequent proceedings, there was a test of whether the Foundation had in 2010 met the “requirement of immediacy” and the statutes according to the donations it was no longer in dispute.

The “principle of immediacy,” requires that a nonprofit organization can indeed engage helpers to achieve their goals, it must be a traceable control procedures are set binding.

End of 2009 / early 2010 the WHS had met with the “WikiLeaks” only oral agreements, until the end of 2010, these arrangements were also fixed in a written contract with a project manager, in addition to the objectives and responsibilities and control processes are defined. Although the guidelines were already out of the contract throughout 2010, lived by all parties accordingly, did the tax office does not recognize that the immediacy was preserved and declined after 18 months of testing our appeal against the decision from [7] .

To the process after all this time to finally bring to a conclusion, the WHS agreed with the tax office to Hamburg to complain against a rejection of the opposition does not [8] and to obtain the profit for 2011 and subsequent years back.

Of present state

We have learned through this process, what contractual conditions, we need to encourage charitable can. All donors from 2010, we unfortunately have to say that these donations are not tax deductible. Nevertheless, these donations were used for the purposes of the donor.

When we are presented by the tax office promised exemption notification has been received, we can exhibit for the years 2011 and 2012 donation receipts upon request. For donations to 200, – Euro for the donor, the payment document is sufficient, together with the notice of exemption, which can then be downloaded from http://www.wauland.de.

The projects that promote Wau Holland Foundation, also here to inform.

We appreciate every donation, here you can see the form in which you can donate. For donations, large donations and inheritance rules please contact us at the contact form available.

Explanatory documents

[1] Emails between the Interior and Regional Council

[2]Innenminster of foundation supervision (2010-12-10)

[3] Foundation supervision of Interior Minister (2010-12-16)

[4] Interior Minister of Supervision of the Foundation (2011-01-05)

[5] Revocation of exempt status by the FA Kassel (2011-01-07)

[6] Objection to the tax office decision (2011-01-11)

[7] Objection decision of the Tax Office Hamburg-Nord (2012-10-25)

[8] Action waiver of WHS (2012-10-29)

DÖKÜMANLAR EK’TEDİR …

Action waiver of WHS (2012-10-29).pdf

Emails between the Interior and Regional Council.pdf

Foundation supervision of Interior Minister (2010-12-16).pdf

Innenminster of foundation supervision (2010-12-10).pdf

Interior Minister of Supervision of the Foundation (2011-01-05).pdf

Objection decision of the Tax Office Hamburg-Nord (2012-10-25).pdf

Objection to the tax office decision (2011-01-11).pdf

Revocation of exempt status by the FA Kassel (2011-01-07).pdf

Suriye’li Muhaliflerin Doha/Katar Toplantısı


Suriye’deki Esad karşıtı muhalif hareketlerin başlamasından bu yana yaklaşık 19 ay geçmesine ve muhaliflerin bütün çabalarına rağmen istenilen sonucun elde edilememesi yeni arayışları beraberinde getirdi. Bu zaman zarfında ne Esad geri adım attı ne de Muhalif güçler direnmekten vazgeçti. Bu sürede olaylar Suriye’yi iç savaşa doğru sürüklemekle kalmadı, bölge istikrarını ciddi şekilde tehlikeye sokmaya başladı.

Esad’ın isyan karşısında uzun süre dayanması başarılı bulunurken, muhaliflerin Esad’ı devirememesi başarısızlık olarak görüldü. Söz konusu başarısızlık birilerinin üzerine yıkılmalıydı. Batı (ABD+AB) ve Arap Birliği, zayıf muhalif güçleri Esad karşısında yalnız bıraktıklarını unutarak(!) başarısızlığı muhaliflerin parçalı olması ve geniş tabana yayılmasına bağladılar.

ABD inisiyatifi ele alarak her kesimi kapsayacak geniş tabanlı bir muhalefet yaratma amacıyla Doha/Katar’da birkaç gün sürecek bir toplantı yapılmasını sağladı. ABD’nin söylemine göre, Suriye Ulusal Konseyi (SUK) başarısız olmuştu. Çünkü SUK üyeleri 20-30-40 yıldır Suriye dışındaydılar. Suriye’deki gerçeklerden uzak yaşamışlardı. Suriye’deki tüm Esad karşıtı muhalif güçleri bir çatı altında toplayamadılar ve başarısız oldular. Bunun için Esad’a karşı her kesimim içinde yer bulduğu daha geniş tabanlı bir Esad karşıtı çatı örgüt kurulmalıydı.

Her ne kadar muhalif güçleri bir çatı altında toplamak için ABD bir girişim başlatsa da, ABD’nin girişiminin ana sebebi SUK’un başarısız olması değildir. Suriye’de çözümsüzlük uzadıkça, oluşan mevcut boşluğu El-Kaide gibi radikal örgütler doldurmaya başladı. Batı ve ılımlı Arap ülkeleri olay bizden uzak olsun tavrıyla hareket ederken radikal örgütler var güçleriyle Esad’a karşı koymaya başladılar ve muhalif güçler içinde etkilikleri her geçen gün güçlenmeye başladı. Bu durum ABD ve İsrail için kabul edilebilir bir gelişme değildi. Suriye’de Batı’nın istemediği bir tarzda ve İsrail’in güvenliğini tehlikeye sokacak şekilde bir yapılanma sürecinin başlaması ABD’nin harekete geçmesine neden oldu. Yeni bir muhalif çatı oluşturularak bu tehlike engellenmek istenmektedir. Böylece her geçen gün kontrolden çıkan muhalif güçler kontrole sokulurken hem de istenmeyen radikal unsurlar dışlanmak istenmektedir. Bunun yanında yeni başkanını seçmek için gün hatta saatler sayan ABD, Doha girişimiyle bu konuya duyarsız kalmadığını iç ve dış kamuoyuna ilan etmiş oluyor. Ayrıca, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde Rusya ve Çin engelini aşamayan ABD, kendi başarısızlığını örtmek için Suriyeli tüm grupları içine alacak olan bir çatı örgüt oluşturarak bu engeli de aşmaya çalışmaktadır.

ABD Dışişleri Bakanı Clinton’ın Balkanlardan yapmış olduğu konuşmasından ve basına yansıyan ilgili tarafların yapmış olduğu açıklamalardan Doha’da oluşturulacak yeni yapılanmanın içeriğinin nelerden oluşacağı belirginleşmiştir. Doha‘da oluşturulacak yeni yapının Suriye Ulusal İnisiyatifi (SUİ) adıyla kurulacağı, bu yapının içinde her kesimin yer alacağı dillendirilmektedir. SUK üyelerinin de içinde olacağı yapıda, Özgür Suriye Ordusu’ndan, Suriye içindeki değişik parti ve gruplardan, yerel konseylerden temsilcilerin olacağı planlanmaktadır. Kısaca yarı yarıya olmak üzere Suriye içi ve Suriye dışı tüm muhalif grupların kendilerine yer bulacağı bir çatı örgüt düşünülmektedir.

Her ne kadar muhalif güçler Doha’da bir çatı altında toplanmaya çalışılsa da istenilen sonucun kısa zamanda alınması çok kolay gözükmemektedir. Çünkü farklılık sadece Esad rejimi ile muhalifler arasında değil, muhaliflerin kendi arasında da “nasıl bir Suriye?” istendiği konusunda ciddi farklar mevcuttur. İslamcı muhaliflerin kafasında farklı, seküler muhalif güçlerin kafasında farklı bir Suriye vardır. Bunun yanında, bir tarafta Suriye’nin siyasal bütünlüğünün korunmasını isteyenler varken, diğer tarafta ise başta PYD olmak üzere bazı Kürt gruplarında olduğu gibi federal yapıyı arzu edenler bulunmaktadır. Muhalif güçlerin çoğunluğunun tek ortak noktasının Esad’ın gitmesi olduğu gözükmektedir. Süreç uzadıkça hem muhalif güçler arasında hem de bunların destekçileri arasında görüş ayrılıkları her geçen gün daha da belirginleşmektedir.

Doha’da yapılan toplantıdan muhalifler, güç kazanarak çıkabileceği gibi Arap ve İslam dünyasında destek ve etki kaybına da uğrayabilirler. Toplantı sonucunda oluşacak yapının “ABD patentli” gözükmesi ki başta İran, Esad olmak üzere radikal gruplar bu yönde bir propaganda yapacaklardır, Arap ve İslam dünyasında şüphe ile karşılanmasına neden olabilecektir.

Basına yansıyan haberlerden ve ilgili tarafların temsilcilerinin yapmış olduğu açıklamalardan anlaşıldığı kadarıyla oluşturulacak olan Suriye Ulusal İnisiyatifi altında bir askeri konsey, bir hukuki komite ve bir geçici hükümetin oluşturulması düşünülmektedir. SUK’ta olduğu gibi bu yapıyı da oluşturanlar söylem dışında somut desteklerini göstermezler ise beklenen olumlu sonucun alınması kolay olmayacaktır.

Suriye’deki olayların iç savaşa dönüşmesinde Esad’ın her ne pahasına olursa olsun gösterdiği direnç, Rusya, Çin ve İran gibi devletlerin ve bazı bölgesel grupların desteğinin yanında, Suriye içindeki bazı grupların ve muhalifleri destekleyen bazı devletlerin farklı amaçlar peşinde olması da çok etkili olmaktadır. Çoğunluğu oluşturan sıradan Suriyeliler Esad tiranlığından kurtulma amacındayken, El- Kaide ve benzeri örgütler süreci kendi çıkarları için kullanma gayreti içindedirler. Başta PYD olmak üzere bazı Kürt gruplar ise tarihi bir fırsat yakaladıklarını düşünerek hem Esad’ın zayıflığından hem de muhalif güçlerin zor durumundan faydalanmak istemektedirler. Yoksa Kürtlere kimlik dahi vermeyen bir rejimle iş birliği içine girmek nasıl izah edilebilir.

ABD’nin başarısız ilan ettiği SUK ve Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) bütün gücüyle Esad’a karşı mücadele ederken, ABD ve bazı Batılı ülkeler ÖSO’den El-Kaide gibi unsurlara karşı savaşmaları isteniyor. Muhalif güçlere destek veren her ülke neredeyse desteğini bir şarta bağlıyor. Tüm bu yaşanalar akla “koyun can derdinde, kasap et derdinde” sözünü hatırlatıyor. Hem bazı gruplar hem de bazı devletler Suriye’de meydana gelecek devrimi çalmaya çalışıyorlar. Süreç uzadıkça söz konusu bencil ve çirkin davranışlar daha görünür hale geliyor. Doha’da bu tür davranışları göreceğimizi şimdiden rahatlıkla söyleyebiliriz.

Demokrasi ve özgürlüğün bedeli çok pahalıdır. Bunlara ancak bedelini ödediğinizde sahip olursunuz. Kimse size bağışlamaz. Tarih bu durumu defalarca göstermiştir. Suriye’de demokrasinin ve özgürlüğün geleceğini Suriyeliler belirleyecektir. Doha toplantısına çok fazla ümit bağlamamak lazım…

SANDY KASIRGASI SONRASI AMERİKA’DAN SON GÖRÜNTÜLER


Hurricane Sandy National Guard/Marine Corps Door to Door Search and Assistance Photos

Airmen and soldiers from the New Jersey National Guard operate out of a temporary tactical operations center on Long Beach Island, N.J., on Nov. 1. The airmen and soldiers are there to assist local authorities, and to provide support to the victims of Hurricane Sandy. (U.S. Air Force photo/Tech. Sgt. Matt Hecht)

Airman with the 177th Fighter Wing, New Jersey Air National Guard, return to the tactical operations center after checking home in Loveladies on Long Beach Island, N.J., Nov. 1, 2012 for residents who remained after Hurricane Sandy. Airmen with the 108th Wing and 177th assigned to Task Force South, New Jersey National Guard, are working with civilian authorities. (U.S. Air Force photo by Master Sgt. Mark C. Olsen/Released)

Aerial views of the damage caused by Hurricane Sandy to the New Jersey coast taken during a search and rescue mission by 1-150 Assault Helicopter Battalion, New Jersey Army National Guard, Oct. 30, 2012. (U.S. Air Force photo by Master Sgt. Mark C. Olsen/Released)

Aerial views of the damage caused by Hurricane Sandy to the New Jersey coast taken during a search and rescue mission by 1-150 Assault Helicopter Battalion, New Jersey Army National Guard, Oct. 30, 2012. (U.S. Air Force photo by Master Sgt. Mark C. Olsen/Released)

Spc. Matthew Merklinger, left, and Sgt. Stephen Vergilio, both with the 328th Military Police Company, go house-to-house to check if any Long Beach Islanders have remained in their homes in the aftermath of Hurricane Sandy Oct. 31, 2012. Soldiers and airmen assigned to Task Force South, New Jersey National Guard, are working with Long Beach Island civilian authorities. (U.S. Air Force photo by Master Sgt. Mark C. Olsen)

Sgt. Stephen Vergilio, left, shares contact numbers with Spc. Tiffany DiSanzo, both with the New Jersey Army National Guard, prior to going house-to-house to check if any Long Beach Islanders have remained in their homes in the aftermath of Hurricane Sandy Oct. 31, 2012. (U.S. Air Force photo by Master Sgt. Mark C. Olsen)

Aerial views of the damage caused by Hurricane Sandy to the New Jersey coast taken during a search and rescue mission by 1-150 Assault Helicopter Battalion, New Jersey Army National Guard, Oct. 30, 2012. (U.S. Air Force photo by Master Sgt. Mark C. Olsen/Released)

Aerial views of the damage caused by Hurricane Sandy to the New Jersey coast taken during a search and rescue mission by 1-150 Assault Helicopter Battalion, New Jersey Army National Guard, Oct. 30, 2012. (U.S. Air Force photo by Master Sgt. Mark C. Olsen/Released)

Marines of 26th Marine Expeditionary Unit arrive in Staten Island, N.Y., Nov. 4. The Navy-Marine Corps team is well-equipped to respond to national disasters when required, through the coordination of U.S. Northern Command. While the military plays an important role in disaster response, all our efforts are in support of FEMA first and foremost, who coordinate closely with state and local officials. Photo by Cpl. Bryan Nygaard

Marines of 26th Marine Expeditionary Unit assist residents with clean-up efforts in Staten Island, N.Y., Nov. 4. The Navy-Marine Corps team is well-equipped to respond to national disasters when required, through the coordination of U.S. Northern Command. While the military plays an important role in disaster response, all our efforts are in support of FEMA first and foremost, who coordinate closely with state and local officials. Photo by Sgt. Megan Angel

Aerial views of the damage caused by Hurricane Sandy to the New Jersey coast taken during a search and rescue mission by 1-150 Assault Helicopter Battalion, New Jersey Army National Guard, Oct. 30, 2012. (U.S. Air Force photo by Master Sgt. Mark C. Olsen/Released)

Aerial views of the damage caused by Hurricane Sandy to the New Jersey coast taken during a search and rescue mission by 1-150 Assault Helicopter Battalion, New Jersey Army National Guard, Oct. 30, 2012. (U.S. Air Force photo by Master Sgt. Mark C. Olsen/Released)

Marines of 26th Marine Expeditionary Unit assist residents with clean-up efforts in Staten Island, N.Y., Nov. 4. The Navy-Marine Corps team is well-equipped to respond to national disasters when required, through the coordination of U.S. Northern Command. While the military plays an important role in disaster response, all our efforts are in support of FEMA first and foremost, who coordinate closely with state and local officials. Photo by Sgt. Megan Angel

Marines of 26th Marine Expeditionary Unit assist residents with clean-up efforts in Staten Island, N.Y., Nov. 4. The Navy-Marine Corps team is well-equipped to respond to national disasters when required, through the coordination of U.S. Northern Command. While the military plays an important role in disaster response, all our efforts are in support of FEMA first and foremost, who coordinate closely with state and local officials. Photo by Sgt. Megan Angel

Aerial views of the damage caused by Hurricane Sandy to the New Jersey coast taken during a search and rescue mission by 1-150 Assault Helicopter Battalion, New Jersey Army National Guard, Oct. 30, 2012. (U.S. Air Force photo by Master Sgt. Mark C. Olsen/Released)

Aerial views show the damage caused by Hurricane Sandy to the New Jersey coast taken during a search and rescue mission by 1-150 Assault Helicopter Battalion, New Jersey Army National Guard, Oct. 30, 2012. (U.S. Air Force photo by Master Sgt. Mark C. Olsen/Released)

Marines of 26th Marine Expeditionary Unit assist residents with clean-up efforts in Staten Island, N.Y., Nov. 4. The Navy-Marine Corps team is well-equipped to respond to national disasters when required, through the coordination of U.S. Northern Command. While the military plays an important role in disaster response, all our efforts are in support of FEMA first and foremost, who coordinate closely with state and local officials. Photo by Sgt. Megan Angel

Lance Cpl. Thomas Gibson, a ground radio repairmen with the 26th Marine Expeditionary Unit and a native of Norton, Ohio, dumps trash into a pile in Staten Island, N.Y., Nov. 4. The 26th MEU is able to provide generators, fuel, clean water, and helicopter lift capabilities to aid in disaster relief efforts. The 26th MEU is currently conducting pre-deployment training, preparing for their departure in 2013. As an expeditionary crisis response force operating from the sea, the MEU is a Marine Air-Ground Task Force capable of conducting amphibious operations, crisis response, and limited contingency operations.

Damage around New York is seen as Army Gen. Frank Grass, the chief of the National Guard Bureau; Air Force Chief Master Sgt. Denise Jelinski-Hall and other National Guard senior leaders visit areas impacted by Hurricane Sandy in New Jersey and New York and Guard members supporting recovery operations on Nov. 2, 2012. (Army National Guard photo by Sgt. 1st Class Jim Greenhill) (Released)

Damage on the Jersey Shore seen during a visit by Army Gen. Frank Grass, the chief of the National Guard Bureau; Air Force Chief Master Sgt. Denise Jelinski-Hall and other National Guard senior leaders to areas impacted by Hurricane Sandy in New Jersey and New York and to Guard members supporting recovery operations on Nov. 2, 2012. (Army National Guard photo by Sgt. 1st Class Jim Greenhill) (Released)

MAHFİ EĞİLMEZ : Enflasyon ve Reytingde Son Durum


İzlediğimiz enflasyon göstergeleri

Üç önemli enflasyon göstergesi izliyoruz her ay.

Tüketici fiyatları endeksi (TÜFE) bize tüketici düzeyindeki fiyat hareketlerinin ne yönde ve ne boyutta olduğunu söylemenin yanı sıra talep gelişmeleri hakkında da bilgi veriyor.

Üretici fiyatları endeksi (ÜFE), üretici düzeyindeki fiyat hareketlerinin boyutu ve yönünü anlatıyor.

I endeksi, özel kapsamlı TÜFE endekslerinin en anlamlısıdır ve TCMB’ nin para politikası kanalıyla etkileyebildiği mal ve hizmet fiyatlarını gösterdiği için TCMB’ nin para politikasının etkinliğini ölçmekte önemli bir göstergedir.

TÜİK’in açıkladığı Ekim ayı enflasyon verilerini bir önceki ay ve bir önceki yılın aynı ayına ilişkin sonuçlarla karşılaştırmalı olarak aşağıda gösterelim.

Ekim 2012 Ekim 2011 Eylül 2012 Eylül 2012 12 aylık Ekim 12aylık 2012 Ekim 12 aylık 2011
TÜFE 1,96 3,27 1,03 9,19 7,80 7,66
ÜFE 0,17 1,60 1,03 4,03 2,57 12,58

TÜFE

TÜFE, aylık bazda, bir önceki aya göre (1,96 – 1,03 =) 0,93 puanlık bir artış, buna karşılık bir önceki yılın aynı ayına göre (3,27 – 1,96 =) 1,31 puanlık bir düşüş sergilemiş görünüyor. Geçen yılın Ekim ayındaki 12 aylık TÜFE ile karşılaştırdığımızda (7,80 – 7,66 =) 0,23 puanlık bir artışla karşılaşıyoruz.

TÜFE’de Ekim ayında bir düşüş yaşanacağını herkes biliyordu. Bunu Servet Yıldırım’la birlikte CNBCe televizyonunda yaptığımız Son Baskı programlarında defalarca dile getirmiştik. Bu, çok basit bir matematiksel temele dayanıyor: Geçen yılın Ekim ayındaki 3,27 puanlık TÜFE çıkıp da yerine bu yıl Ekim ayında ondan düşük olması beklenen enflasyon oranı girince düşüş otomatik olarak gerçekleşecekti. Öyle de oldu.

ÜFE

ÜFE’deki gelişme daha çarpıcı. ÜFE hem aylık hem de yıllık bazda hızla düşüyor. Eylül ayında 1,03 olan artış oranı Ekim ayında 0,17’ye geriledi. Geçen yılın Ekim ayında ÜFE’nin 12 aylık bazda yüzde 12,58 olduğunu ve 10 puanlık düşüşle bu yılın Ekim ayında yüzde 2,57’ye geldiğini gözönüne getirdiğimizde düşüşün boyutu hakkında daha net bir fikir sahibi olabiliyoruz. Bu oran TÜFE için olsaydı Türkiye’nin gelişmiş ekonomiler düzeyinde bir enflasyon oranına ulaştığını söylememiz mümkün olurdu.

I Endeksi

12 aylık bazda baktığımız bu endeks hem geçen aya hem de geçen yılın aynı ayındaki orana göre düşüş gösteriyor. Eylül 2011’de 6,68 olan oran Ekim ayında 6,11’e düşmüş bulunuyor. 2011 yılının Ekim ayında yüzde 7,67 olan oranın bir yılda 1,56 puanlık bir düşüş göstermiş görünüyor.

Endeks gelişmeleri üzerine yorumlar

TÜFE’deki düşüş Kasım ayında da sürebilir. Çünkü geçen yılın Kasım ayındaki oran 1.73 idi. Bunun altında gerçekleşecek her oran TÜFE’de düşüş sağlayacak. Buna karşılık geçen yılın Aralık ayındaki oran 0,58 olduğu için Aralık ayında düşüş durabilir, hatta artışa dönüşebilir. Bütün bunları dikkate aldığımızda yılsonu TÜFE beklentimiz yüzde 7’nin üzerinde biçimleniyor.

ÜFE ile TÜFE arasında 12 aylık bazda Ekim ayı itibariyle (7,80 – 2,57 =) 5,23 puanlık bir fark var. Bu farkın açılması üreticilerin maliyet artışlarını ürettikleri mallara tam olarak yansıtamadıklarının bir işareti. Ekim ayında önemli zamlar olduğu ve bu zamlar TÜFE’ye yansıdığı halde ÜFE’ye yansımamış görünüyor. Bu farklar ya Kasım ayı ve sonrasında ÜFE’ye yansıyabilir ya da üretimde düşüşe yol açabilir.

I endeksindeki düşüş bize TCMB’nin uyguladığı para politikasının enflasyonla mücadelede başarılı olmaya başladığını gösteriyor. Buna karşılık yılsonunda TÜFE’nin yüzde 7,5 oranında gerçekleşmesi halinde TCMB’nin uyguladığı "enflasyon hedeflemesi" uygulamasında başarıdan uzak olduğunu ortaya çıkarmış olacak. Hedefte yüzde 50 oranında bir sapma başarı olarak kabul edilemez.

TCMB açısından iki tercih söz konusu: (1) Bundan böyle enflasyon hedefini daha gerçekçi saptamak, (2) Hedefi kendi etkisi alanında bulunan I endeksi üzerine inşa etmek.

Fitch Türkiye’nin reytingini BBB- ye yükseltti

Geçtiğimiz hafta Fitch’in Türkiye’nin kredi notunu artırıp artırmayacağı tartışmalarıyla geçti. Piyasa beklentileri görünüm değişikliği veya not artırımı üzerine yoğunlaşmıştı. Notta veya görünümde değişiklik olmayacağını bekleyen pek kimse yoktu. Fitch, bugün yaptığı açıklamayla Türkiye’nin BB+ (durağan) olan kredi notunu BBB-‘ye yükselttiğini açıkladı. İlk kez 1990 yılında BBB reytingi almış olan Türkiye 22 yıl sonra ilk durumuna dönmüş oldu. Bu durumda not artırımı bekleyen tahmincilerin beklentileri de doğrulandı.

Not artışının ekonomiye etkileri

Not artışı Türkiye açısından çok önemli bir gelişme. Ekonomi üzerinde olumlu ve olumsuz birçok etkisi olacak. Bunları sıralamaya çalışayım: (1)Türkiye’ye fon girişi artacak çünkü uluslararası piyasada likidite bolluğu olduğu ve küresel sistemde risklerin azalmadığı bir ortamda Türkiye’nin riski azalmış oldu. O nedenle Türkiye yatırımcının tercih ettiği ülke konumuna gelecek. (2) Döviz girişinin artması TL’nin değer kazanmasına yol açacak. Bu gelişme ihracatın düşmesine ithalatın artmasına yol açabilir. Eğer böyle olursa cari açıkla mücadele önemli oranda güç kaybeder. (3) İthalat artarsa ithalden alınan vergiler artar ve bunun bütçe açığına olumlu etkisi olur. (4) Faiz oranları daha da düşer ve TCMB üzerindeki faiz düşürme baskısı iyice artar. (5) Faizler düşeceği için gayrimenkul yatırımı yeniden çekici hale gelir ve fiyatlarda artış oluşabilir. (6) İMKB’ önce artış, sonra kar realizasyonları nedeniyle düşüş görülebilir ama genel olarak yön yukarı doğru olur.

ŞAMİL TAYYAR : Ergenekon Çerkez ve Abhaz ağırlıklı bir örgüt /// CC : @samiltayyar27


Gazeteci Şamil Tayyar, Ergenekon ile ilgili bugüne kadar dile getirilmeyen bir iddia ortaya attı.

Ergenekon Soruşturması konusunda yazdığı yazılarla yıldızı parlayan Şamil Tayyar, Ergenekon örgütlenmesi ile ilgili bugüne kadar hiç dile getirilmeyen bir iddia ortaya attı: "Ergenekon Çerkez ve Abhaz ağırlıklı bir yapılanma"

İşte Şamil Tayyarın, Nuriye Akmana verdiği röportajda ortaya attığı iddialar:

TAYYARDAN YENİ BİR İDDİA

Türkler Ergenekonda iken şamandılar. Bu örgütlenmenin Şamanist bir yanı da var mı acaba?

Bilmiyorum. Ancak bunlara baktığınızda Kafkas kökenlilerin yoğun olarak bu hareketin içinde olduğunu görüyoruz.

Kafkas kökenliler derken?

Abhaz ve Çerkez ağırlıklı bir yapılanma.

Allah Allah bunu ilk defa duydum.

Ben de ilk defa söyledim zaten.

Kafkasya öyle bereketli bir toprak ki mesela Nakşibendi tarikatı da oradan doğmuş ve Türk siyasi sisteminde çok etkin olmuş. Sen şimdi neye vurgu yapıyorsun?

Valla Ergenekon soruşturması kapsamında gözaltına alınan, bunlarla doğrudan ya da dolaylı ilintili olan tüm isimlerin şeceresini döktüğünüz zaman, böyle ağırlıklı bir tablo ortaya çıkıyor. Bu bir tesadüf müdür, yoksa özellikle bir tercih midir bilmiyorum. Ama bu kesimin MİT içinde de bir dönem çok ciddi ağırlığı olduğunu herkes biliyor. Belki bu aidiyet, kendilerine bir kolaylık da sağlıyor. Bu hareketin güçlenebilmesi için nüfuz kullanabilen, her meslek grubundan insanlara ihtiyaçları var. Bu bazen bir gazeteci olur, bazen bir yargı mensubu.

Bazen bir psikolog olur, bazen bir istihbarat görevlisi. Maalesef Türkiyede etnik köken kimi zaman bu mücadelenin hemşehrilik bağını kolaylaştırabilir. Küçük ölçekli çetelerde bile, hemşehrilik duygusu çok önemli hale gelebilir. Buna ilişkin elimde çok ciddi bilgi ve belge olmadığı için üzerine gitmedim. Ama tabloda beni ürküten birtakım sinyaller var. Yani aynı kökenden insanların yoğun olarak bu hareketin içinde yer almasının siyasi anlamı var mı, tesadüf mü? bunun araştırılması gerekir.

Neredeyse ikinci Çerkez Ethem isyanı diyeceksin!

Böyle bir ironi de yapılabilir yani. Tabii beş Çerkez bir araya gelip de hadi devleti kendimize göre dizayn edelim düşüncesiyle yola çıkmış değiller. Ama bu yapı içerisinde Kafkas kökenlilerin ağırlıkta olması, ister istemez zihinlerde soru işareti bırakıyor.

Zaman

Ergenekon tanığına yardım ve yataklık suçlaması


ERGENEKON davasının bugün görülen duruşmasında tanık olarak dinlenilen Mahmut Güzel hakkında Danıştay saldırısında kullanılan silahı temin etmek suçlamasıyla iddianame düzenledi.

SİLAHI MAHMUT GÜZEL’DEN ALDIK İDDİASI

Ergenekon davası ile birleştirilen Danıştay saldırısı davasının tutuklu sanığı Alparslan Arslan, saldırıda clock marka silah kullandı. Bu silahı Arslan’a temin ettiği iddiasıyla daha önce 4 kişi hakkında dava açıldı. Ancak bu isimler silahı Mahmut Güzel isimli şahıstan aldıklarını belirtti. Bu ifadeler üzerine İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı harekete geçti.

SİLAHI KABUL ETMEDİ ANCAK TUTUKLANDI

Ergenekon soruşturmasına bakan savcı Muammer Akkaş, önce Mahmut Güzel’in şüpheli sıfatıyla ifadesini aldı. Güzel’in ifadesinde ‘silahın sahibinin kendisi olmadığını, saldırıda adı geçen söz konusu şahıslarla da bir ilgisinin olmadığını’ belirtti. İfadesinin ardından tutuklanan Güzel hakkındaki soruşturma tamamlandı.

"ERGENEKON’A YARDIM VE YATAKLIK" SUÇLAMASI

Savcı Akkaş, Güzel hakkında iddianame hazırladı. Tek sanıklı iddianamede Güzel, ‘Ergenekon terör örgütüne yardım ve yataklık ve silah kaçakçılığı’ ile suçlandı. İddianamede Mahmut Güzel’in Danıştay saldırısında kullanılan glock marka silahın ilk sahibi olduğu belirtildi. Mahmut Güzel’in saldırıda kullanılan silahın Alparslan Arslan’a ulaşmasını sağladığının belirtildiği iddianame, onay için terörden sorumlu başsavcı vekili Oktay Erdoğan’a gönderildi. Erdoğan’ın onaylaması halinde iddianame yeni kurulan İstanbul bölge 22. ve 23. Ağır Ceza Mahkemelerinden birine gönderilecek.

Mahmut Güzel bugün ise Ergenekon davasının görüldüğü İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde tanık olarak dinlenildi. Tutuklu bulunduğu cezaevinden getirilen Güzel’e Danıştay saldırısında kullanılan silahı temin edip etmediğine ilişkin sorular yöneltildi.

Fethullah Gülen’den suç duyurusu!


Fetullah Gülen, hakkında yazılan ‘Protestan Kur’an’ adlı kitaba suç duyurusunda bulundu.

Ergenekon davasının tutuksuz sanığı Muammer Karabulut tarafından Fetullah Gülen hakkında yazılan ‘‘Protestan Kur’an’‘ adlı kitap, mahkemelik oldu. Gülen’in şikayeti üzerine, Karabulut hakkında ”Hakaret’‘ iddiasıyla, 3 aydan 2 yıla kadar hapis istemiyle dava açıldı.

Karabulut, bir süre önce Tanyeri yayınlarından çıkan kitabında, Fetullah Gülen’in ”Askerliğini yapmadığı, Diyanetin sınavına girerken yaşını büyüttüğü, 12 Eylül ihtilaline zemin hazırladığı, Demirel, Ecevit, Erbakan ve Türkeş’in siyasi yasaklarının kaldırılmasına karşı çıkarak nurcuların hayır oyu vermesini sağladığı, okullarının CİA ve MİT kontrolünde olduğunu” öne sürdü.

GÜLEN SUÇ DUYURUSUNDA BULUNDU

Gülen’in Avukatı Nurullah Albayrak da suç duyurusunda bulundu ve ”Toplumun tüm kesimleri arasında hoşgörü ve dialoğu tesis etmek için adeta canhıraş feryat eden müvekkilimin, kişilik haklarına zarar vermek suretiyle, haksız ve insafsız yayınlar yapılmaktadır. 70 yaşını aşan 55 yıldır halkın içinde olan ve hiçbir mahkumiyeti bulunmayan bir insan hakkındaki mesnetsiz suçlamalar, insaf, mantık, vicdan ve hukuk anlayışıyla izah edilemez bir davranıştır.” dedi.

KARABULUT DA GÜLEN’DEN ŞİKAYETÇİ OLDU

Ankara Cumhuriyet Savcılığına ifade veren yazar Muammer Karabulut ise, kitaptaki bilgilerin tümünün doğru olduğunu savunarak, Anayasa’da yer alan ”Düşünce ve kanaat hürriyetini kullandığını” savundu. Karabulut, ”Kendisini farklı bir dini topluluk ya da sosyal sınıf yerine koyarak suç işlediği gerekçesiyle” Gülen’den şikayetçi de oldu.

Ankara Cumhuriyet Savcısı Ahmet Cemal Gürgen, yazar Muammer Karabulut hakkında ”Hakaret” suçundan dava açarken, ”Halkı kin ve düşmanlığa tahrik ettiği” iddiası için ise takipsizlik kararı verdi. Karabulut’un yargılanmasına, Ankara 2. Asliye Ceza Mahkemesinde başlanacak.

Kaynak : http://www.internethaber.com/ergenekon-davasi-muammer-karabulut-protestan-kuran-cia-mit-fethullah-gulen-nurul-473964h.htm#ixzz2BNvzHe7v

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: