İran’ın Suriye Krizindeki Tutumu


Orta Doğu’da 2011 yılında ortaya çıkan Arap uyanışı sürecindeki halk hareketleri kısa süre içinde Suriye’yi de etkilemiş, bu ülkedeki Baas rejimini tehdit etmeye başlamıştır. Esed iktidarı, halkın demokratik hak ve özgürlüklerin genişletilmesi yönündeki reform taleplerini dikkate almamış, kitlesel gösterileri şiddete başvurarak durdurmayı tercih etmiştir.

Esed rejimi ilk etapta sivil nitelikli başlayan daha sonra ise silahlı ayaklanmaya dönüşen muhalefet hareketine karşı mukavemetini hala korumaktadır. Rejim bu mücadelesinde en büyük desteği İran’dan almaktadır. Orta Doğu’daki statükoya karşı çıktığını dile getiren ve “İslami uyanış” addettiği Arap uyanışı sürecini destekleyen İran, Suriye’deki krizde farklı bir tutum geliştirmiş, statükonun sürdürülmesine destek olmuştur.

Suriye krizi, İran’ın ideolojik, stratejik ve jeopolitik kazanç sağladığı Arap uyanışının çehresini değiştirmiştir. İran için hayati önem arz eden Esed rejiminin geleceği, İran’ın bölgesel nüfuzunu ve sürdürdüğü siyaseti derinden etkileyebilecek önemdedir. Suriye’deki rejimin değişmesi ile birlikte İran’ın etki alanının Filistin’den başlayıp, Lübnan ve Irak’a kadar gerileyeceği öngörülmektedir.

İran’ın Suriye Politikası

İran’ın dış politika ufkuna tarihi tecrübeleri ile dini ve ideolojik değerleri yön vermektedir. İki dünya savaşında yaşadığı Rus ve İngiliz işgalleri İran’ın tarihi hafızasına ve dış politika vizyonuna tesir etmiştir.(1) 1979 Devrimi’nden sonra ise İran dış politikasında mezhep faktörünün öne çıktığı, Şiiliğin İranlı karar mercilerinin bakış açısını etkilediği gözlemlenmiştir. Nitekim devrimle iktidara gelen yeni rejim kendini bütün Müslüman halkların savunucusu ve koruyucusu olarak tanımlamış, nüfuz alanını genişletmek maksadıyla “rejim ihracı” politikası takip etmiştir. İran dış politikasında Fars milliyetçiliğinin de oldukça güçlü olduğu belirtilmelidir.(2) İran devlet aklını belirgin olmasa da büyük ölçüde bu milliyetçi duruş belirlemektedir. Dolayısıyla İran dış politikasında; işgal sendromu, Şiilik ve Fars milliyetçiliği birlikte değerlendirilmelidir.

Suriye, İran’ın Orta Doğu politikasında merkezi bir konuma sahiptir. Bu merkezi konumun izahı için iki ülke arasındaki tarihi, ideolojik ve stratejik temeller incelenmelidir.

Tarihi açıdan değerlendirildiğinde Suriye’de 1970’de iktidara gelen Hafız Esed’le Humeyni arasındaki irtibatın devrimden önce tesis edildiği fark edilmektedir. Şah rejimi karşıtlarını ve sürgünde Humeyni’yi destekleyen Hafız Esed, 1979 Devriminden sonra Tahran’la yakınlaşmaya başlamıştır. 1980-88 İran-Irak savaşında Suriye diğer Arap ülkelerinden farklı hareket ederek İran’ı desteklemiş, 1982 Hama katliamında ise Tahran, Esed rejimini dolaylı olarak müdafaa etmiştir. Hafız Esed iktidarı İran’ın Lübnan’da Hizbullah’ı teşkil etmesine imkân tanımış, Filistinli direnişçi gruplarla irtibatını kolaylaştırmıştır. Süreç içinde askeri boyut da kazanan İran-Suriye ilişkileri istikrarlı bir gelişme trendinin ardından ittifak düzeyine çıkmıştır. 2006’da İran-Suriye arasında ortak savunma ilkesine dayalı bir Ortak Güvenlik Antlaşması imzalanmış, ikili ittifak resmi nitelik kazanmıştır.

İran-Suriye ilişkilerindeki ideolojik temeller Şiilik tutkalı ile açıklanabilir. Ancak iki ülkenin de Şiiliği/Nusayriliği menfaatlerine vasıta olarak kullandığı ifade edilebilir. “Şii hilali’ projesi mezhepsel bir ortak paydada buluşma amacından ziyade İran’ın nüfuz alan tesis etmeye yönelik bir teşebbüsüdür.(3) İran, Şiiliği yayılmacılık hedefiyle kullanırken, Suriye Nusayri azınlığın hâkim olduğu ve çıkar ilişkilerini yönettiği Baas rejimini koruma saikiyle İran’a yaklaşmıştır. Aksi takdirde diğer tüm Arap devletleriyle karşı karşıya kalmak pahasına Şam yönetiminin İran yanlısı bir dış politika izlemesi akılcı olmazdı. İran, Suriye’deki iktidar Nusayri azınlığın denetiminde kaldığı sürece bu ülke ile ittifakını sürdürebilecektir. Baas rejimi de İran’dan aldığı destekle iktidarını Sünni çoğunluğa karşı koruyabilecekti.

İki ülke ilişkilerinin stratejik temelleri Suriye’nin neden İran’ın Orta Doğu stratejisinde merkezi konuma sahip olduğunu açıklamaktadır. İran, bölgesel stratejisini Irak, Lübnan, Suriye ve Körfez Şiilerini kapsayan bir “Şii hilali” projesiyle ikame etmeye çalışmaktadır. İran, Suriye üzerinden Lübnan’a nüfuz etmekte, Hizbullah ve Hamas’la ilişki kurmakta ve böylelikle Körfez’deki ağırlığının yanı sıra Orta Doğu siyasetinin temel meselelerinde de denklemde yer almaya gayret etmektedir.(4) İran savunma stratejisini, caydırıcılık esası üzerinden düşmanın sınırlar dışında karşılanması şeklinde kurmaktadır. Bu stratejide Suriye’nin önemli bir yeri vardır.(5) İran, coğrafi imkânlarını kullandığı Suriye sayesinde İsrail-Filistin ihtilafındaki dinamikleri etkileyerek ve ABD-İsrail’e karşı “direniş hattı” gibi bir söylem inşa ederek kendi rejimini muhafaza etmekte ve bölge halkları nazarında itibar edinmektedir. Baas rejimi de “direniş hattı” söyleminden istifade etmiş, Suriye’nin İsrail’e karşı ön cephede yer aldığını gerekçe göstererek halktaki reform taleplerini uzun süre dizginleyebilmiştir.

İkili ilişkilerin tarihi, ideolojik ve stratejik temelleri göz önünde bulundurularak değerlendirildiğinde İran’ın Suriye krizindeki tutumu anlaşılmaktadır. Esed rejiminin düşmesi ile İran sadece stratejik bir müttefik kaybetmekle kalmayacak, Tahran’ın Hizbullah’la ve Filistinli direnişçi gruplarla bağlantısı zedelenecektir. Suriye’de demokratik hak ve özgürlük hedefiyle gösteriler düzenleyen halk kitleleri bu nedenle İran’ın bölgedeki stratejik çıkarlarını tehdit etmiştir. Gösteri yürüyüşlerinin Esed rejiminin silahlı kuvvete başvurmasıyla silahlı bir ayaklanmaya dönüşmesiyle de Tahran’ın tutumu belirginleşmiş, Baas rejimine doğrudan destek vermeye başlamıştır. İran’ın Suriye politikasının pratikte tek bir hedefi vardır. Bu hedef Suriye’de statükonun korunması ve Esed rejiminin iktidarda kalmasıdır. İran kendisine dost bir rejimin iktidarda kalmasını, böylece bölgedeki stratejik menfaatlerini korumayı hedeflemektedir.

İran’ın Esed Rejimine Verdiği Destek

İran, Nusayri azınlığın iktidarda bulunduğu Suriye’de muhalefet hareketini bastırması için Esed rejimine oldukça güçlü bir destek vermektedir. İran’ın Esed rejimine verdiği destek; siyasi, askeri ve ekonomik destek olmak üzere üç grupta değerlendirilebilir.

İran’ın Esed rejimine sağladığı siyasi destek; diğer ülkelerin Suriye’nin iç işlerine karışmasını önlemek; Suriye’ye dış müdaha¬leyi engellemek ve Baas rejiminin yalnızlaştırılması girişimlerini boşa çıkarmak üzerine kurulmuştur.(6) İran’ın Suriye sorununun çözümü için bölgesel işbirliği arayışları çerçevesinde sa¬dece birkaç ülkeyi işaret etmesi, İran’ın asıl gayesinin hasımlarını Suriye’den uzak tutmak olduğunu göstermektedir. Ancak İran’ın Suriyeli muhaliflerle problemli ilişkisi sorunun çözümünde aktif rol almasını engellemekte ve bölgesel çözüm arayışlarının dışında tutulmasına neden olmaktadır.

Esed rejimine verilen diplomatik desteğin bir boyutu da Suriye’nin yalnızlaş¬masını önlemek ve rejime bölgesel destek sağlamaktır. İran, bölgedeki etkisini kullanarak diğer müttefiklerini Esed rejimine destek vermeleri için yönlendirmektedir. Bu bağlamda İran’dan sonra Esed rejimine en büyük destek Tahran’ın yönlendirmesiyle Hizbullah ve Irak yönetiminden gelmiştir.(7) Maliki iktidarı Arap Birliği’nin Suriye aleyhine aldığı yaptırım kararlarına itiraz etmekte, yaptırım uygulamalarına riayet etmemektedir. Maliki iktidarı Irak hava sahasını Suriye’ye silah taşıyan İran uçaklarına açmakta Esed rejiminin ayakta kalmasını zımnen desteklemektedir. İran, Suriye’nin Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin gündemine alınmasına şiddet¬le karşı çıkmaktadır. Nitekim Güvenlik Konseyi’nde Esed rejimi aleyhine düzenlenen karar tasarılarının Çin ve Rusya tarafından veto edilmesi İran tarafından memnuniyetle karşılanmıştır.

İran, Suriye’ye silah, mühimmat ve teknik teçhizat tedarik etmektedir. İranlı uzmanlar rejim karşıtı gösterilerin ortaya çıkmasından sonra Esed rejimine bağlı güvenlik güçlerine muhaliflerin gösterileri düzenlemek için kullandıkları iletişim sistemlerinin izlenmesine imkân tanıyan teknik yardım sağlamıştır. Bu yardım sayesinde Baas rejimi; internet, cep telefonu ve sosyal medya ağlarını izleyebilmekte, muhalifleri siber dünyada kolaylıkla tespit edebilmektedir. Suriye’deki muhalefet hareketinin kitlesel yürüyüşlerden silahlı isyan hareketine dönüşmesiyle Tahran’ın Esed rejimine sağladığı destek de artmıştır. İran, Suriye’ye silah sistemleri sevk etmiş, Esed iktidarına bağlı gü¬venlik birimlerine teknik destek sağlamış ve Suriye’ye İran Devrim Muhafızlarına bağlı küçük birlikler göndermiştir. İran’ın telkiniyle Hizbullah militanları da Suriye krizine Esed rejimi lehinde müdahil olmuştur.

Esed rejiminin, siyasi krizin yanında hızla ekonomik bir krize doğru sürüklendiği bilinmektedir. İran, ekonomik yaptırımlarla mücadele eden rejimin imdadına yetişmek için yoğun çaba göstermektedir. İranlı diplomatlar, Suriye’deki ekonomik krizin çözümü için Irak’la görüşmekte, çeşitli projeler üzerinde durmaktadır. Bu görüşmelerde İran, Esed rejiminin Irak’ın hava sahasını kullanmasını ve İran-Suriye demir yolu ve kara yolu projeleri için Irak hükümetinden destek talep etmektedir. Enerji temin etme konusunda zor durumda olan Suriye, Türkiye’den elektrik enerjisi almayı bırakarak bu enerjiyi İran’dan temin edeceğini açıklamıştır. Tahran-Şam arasındaki ekonomik işbirliği alanındaki bir diğer gelişme ise iki ülke arasında 2011’de (Aralık) imzalanan ve 2012’de (Nisan) yürürlüğe giren serbest ticaret anlaşmasıdır. Bu anlaşma sayesinde Esed rejimi ekonomik açıdan nispeten rahatlamıştır.

İran, Esed rejiminin akıbetini aynı zamanda kendi rejiminin geleceğiyle ilişkilendirmektedir. Tahran yönetimi, Esed rejimi devrilirse bölgedeki rejim değişiklerinde sıranın İran’daki rejime geleceği yönünde kaygılar taşımaktadır. Bu nedenle İran Esed rejiminin devamı doğrultusunda bölgedeki diğer aktörlerle ilişkilerinin bozulması pahasına irade göstermektedir.

Suriye Krizinin Türkiye-İran İlişkilerine Etkisi

Arap uyanışı sürecinde Türkiye-İran ilişkilerini etkileyen en önemli değişken iki ülkenin Suriye krizinde izlemiş oldukları farklı politikalardır. Türkiye-İran ilişkileri ABD’nin Irak işgali sonrasında belirgin bir gelişme grafiği yakalamış ise de Suriye’deki krizle birlikte iki ülke siyasi rekabet açısından 1990’lı yıllara geri dönmüştür.

Suriye’deki krizde bölge ülkeleri farklı çözüm önerilerini savunan iki gruba ayrılmış, Türkiye ve İran farklı gruplarda yer almıştır. Türkiye; Suriye’de kitlesel gösteri yürüyüşlerinin başladığı dönemde Esed iktidarına reform tavsiyesine bulunmuş, ancak rejimin sivil göstericileri bastırma hedefiyle silahlı kuvvet kullanmasıyla tutum değiştirmiştir. İran ise Suriye’de gösterilen başlamasıyla birlikte harekete geçerek Esed rejimin ayakta kalması yönünde irade göstermiş, bölgedeki diğer Şii unsurları bu istikamette yönlendirmiştir. Türkiye’nin Suriye’deki değişim konusunda İran yönetimini ikna etme girişimi sonuçsuz kalmış, Ankara’nın Esed rejimine karşı tutumunu sertleştirmesiyle iki ülke arasındaki görüş farkı daha net biçimde ortaya çıkmıştır.

Türkiye; Mısır, Tunus ve Libya örneklerinden farklı olarak Suriye krizinde sadece devrim arayışlarında “ilham kaynağı” olmakla kalmayarak süreçte aktif rol almak istemiş bundan dolayı da Suriye politikalarını sürekli revize etmek zorunda kalmıştır. Türkiye’nin Suriye politikasını genel hatları anayasal reformlar için Esed rejimine baskı yapmak, muhalif grupları tek çatı altında toplamak ve uluslararası yaptırım arayışları olarak açıklanabilir. Türkiye’nin Suriye politikasını belirleyen en önemli faktörlerden birisi de demokrasi ve insan haklarıyla ilgili endişeleridir. Türkiye ayrıca İran’ın bölgedeki etki alanını genişleterek bölgede oluşacak bir Şii kuşağına liderlik etmesinden ve mezhep temelli dayanan kutuplaşmalardan endişe duymaktadır.

İran’ın Suriye krizi bağlamında izlediği politikalar Türkiye ile ilişkilerin kötüleşmesinden endişe duymadığını göstermektedir. İran, Suriye konusunda Ankara’yı ABD ve Batı ile işbirliği yapmakla suçlamakta, Türkiye’nin Suriye’nin iç işlerine müdahale ettiğini iddia etmektedir. Tahran’a göre Ankara; ABD ve Türkiye ile iyi ilişkileri olan Arap ülkelerinin desteğini alarak bölgesel liderliğe oynamaktadır. Türk politikacıların ikili ilişkiler söz konusu olduğunda oldukça dikkatli bir üslup kullanmasına karşın İran’ın aynı hassasiyetle hareket ettiğini söylemek oldukça zordur. İranlı üst düzey yetkililerin Türkiye hakkındaki demeçleri, özellikle İran Genelkurmay Başkanı’nın Türkiye’yi tehdit eden açıklamaları ikili ilişkilerle ilgili ciddi soru işaretleri doğurmuştur.

PKK terör örgütünün bu süreçte Türkiye-İran ilişkilerini zehirleyebilecek bir aktöre dönüştüğü gözlemlenmektedir. İran’ın Suriye krizindeki duruşuna karşı Esed rejimi ile birlikte Türkiye’ye “bedel ödetme” seçeneğine yöneldiği ve PKK terör örgütünü bu hedef doğrultusunda tekrar kullanmaya başladığı değerlendirilmektedir. Türkiye’de yakalanan İranlı ajanlardan elde edilen bilgiler, ajanların Türkiye’nin birçok askeri tesisine ve güvenlik noktasına ait bilgileri PKK terör örgütüyle paylaştığını ortaya çıkarmıştır. Türk Silahlı Kuvvetleri, Güneydoğu Anadolu’da terör örgütüne karşı yürüttüğü mücadelede örgütün cephanelik olarak kullandığı mağaralarda İran yapımı mühimmatlarla karşılaşmaktadır. Tahran’ın PKK terör örgütünün İran sınırları içinde kamp kurmasına müsaade ettiği, örgüte lojistik destek sağladığı, Türkiye sınırındaki karakolların bazılarına örgüte tahsis ettiği basına yansımıştır. Maliki iktidarının da İran’ın etkisiyle PKK terör örgütüne destek gündemiyle örgütle temasa geçtiği iddia edilmiştir.

İran’ın Türkiye ile rekabetini propaganda savaşlarından da öteye taşıyarak menfi eylemler içine girmesi özel bir anlam ifade etmektedir. İran açısından bakıldığında Türkiye, Orta Doğu genelinde en önemli bölgesel rakip olarak görülmektedir. Bu rekabette Türkiye’nin gelişen ekonomisi ve bölgedeki yumuşak gücünün mevzi kazanması İran’ı rahatsız etmektedir. İranlı karar mercilerinde, Suriye’de Esed rejiminin devrilmesiyle bu ülkenin İran’ın etki alanından çıkıp Türkiye’nin etki alanına gireceği yönünde bir kaygı vardır.

Sonuç

Suriye’deki kriz, İran’ın Arap uyanışı sürecinde izlediği politikada farklılık arz etmiştir. İran için hayati önem arz eden Esed rejiminin geleceği, İran’ın bölgedeki nüfuzunu ve sürdürdüğü siyaseti dönüştürebilecek öneme sahiptir. Suriye’deki rejimin değişmesi ile birlikte İran’ın Orta Doğu’da stratejik menfaatlerinin zedeleneceği değerlendirilmektedir. Esed rejiminin devrilmesi sonucunda İran’ın Suriye, Lübnan ve Filistin üzerindeki nüfuzu önemli ölçüde azalacak, Şii hilali projesi akim kalacaktır. İran’ın Esed rejiminin devamı yönündeki girişimleri, PKK terör örgütünü kullanmaya teşebbüs etmesi Türkiye ile ilişkilerine zarar vermektedir.

İran dış politikasında ezilenlerin yanında yer alma ilkesi Suriye kriziyle birlikte önemini yitirmiştir. İran, on binlerce vatandaşını öldüren yüz binlerce vatandaşını yurt dışına sığınmaya mecbur bırakan Esed rejimini destekledikçe İslam dünyasının tepkisini çekmekte, Türkiye ve Arap dünyasıyla ters düşmekte ve Esed sonrası Suriye’deki kredisini tüketmektedir.

Etiketlendi:, ,

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

Derin İstihbarat

strateji, güvenlik, araştırma, istihbarat, komplo teorileri, mizah, teknoloji, mk ultra, nwo

İSTİHBARAT

Şifresiz Yayın!

%d blogcu bunu beğendi: